Author: ali

  • İngiltere’de Kovid-19 takip sistemi yarın devreye girecek

    İngiltere’de Kovid-19 takip sistemi yarın devreye girecek

    İngiltere Sağlık Bakanı Matt Hancock, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadeleye dönük temaslı takip sisteminin yarından itibaren devreye alınacağını bildirdi.

    Düzenlediği basın toplantısında Hancock, salgınla mücadelenin yeni aşamasının en önemli ayağını oluşturacağını belirttiği temaslı takip sisteminin yarından itibaren devreye gireceğini söyledi.

    Sistem kapsamında Kovid-19 testi pozitif çıkan kişilerle aynı evi paylaşan veya 2 metreden yakın bir mesafede 15 dakikadan fazla kalanlarla irtibat kurulacağını ve bunlardan kendilerini 14 gün süreyle eve kapatmalarının isteneceğini kaydetti.

    Eve kapanmayla ilgili olarak bu aşamada bir yaptırım olmayacağını belirten Hancock, uygulamada aksamalar olması durumunda yaptırımların da gündeme geleceğini vurguladı.

    Hancock, alınan kararla Kovid-19 semptomları gösteren herkesin artık yaş sınırı olmaksızın test yaptırabileceğini de kaydetti.

    Hancock, temaslı takip sisteminin işlemesine bağlı olarak gelecek haftalardan itibaren genel sokağa çıkma kısıtlamalarının yerine, mahalli ve bireysel sokağa çıkma kısıtlamalarına gidileceği bilgisini verdi.

    Haziranda iki aşamalı gevşeme

    İngiltere’de salgınla mücadeleye dönük kısıtlamaların esnetilmesi kapsamında 1 Haziran’dan itibaren ilkokulların ilk ve son sınıfları yeniden açılacak. Ayrıca açık hava pazarlarının faaliyetine izin verilecek.

    Ülkede 15 Haziran’dan itibaren perakende dükkanlarının da sosyal mesafe ve hijyen şatlarını yerine getirmek koşuluyla açılması bekleniyor.

    Öte yandan ülkeye yurt dışından geleceklere yönelik, 8 Haziran’dan itibaren 14 günlük karantina uygulamasına gidilecek.

    İngiliz hükümeti temaslı takip sisteminde görev yapması için 25 bin kişiyi işe almıştı.

    İlk gevşeme adımı mayısta atıldı

    Ülkede 23 Mart’ta başlayan kapsamlı sokağa çıkma kısıtlamalarında mayıs ayı başında kısmi gevşemeye gidilmiş, bu kapsamda halkın ev dışına çıkışındaki sayı ve süre limiti kaldırılmış, başta inşaat ve imalat olmak üzere bazı sektörlerde çalışanların iş başı yapmasına izin verilmişti.

    Ülkede salgınla mücadele kapsamında mart sonundan itibaren marketler ve eczaneler dışındaki tüm iş yerleri kapatılmış, halkın da sadece biri temel ihtiyaç maddelerini satın almak, diğeri egzersiz amaçlı olmak üzere günde iki kez evden çıkmasına izin verilmişti.

    İngiltere’de Kovid-19 ölümleri bugün 412 artışla 37 bin 460’a çıkmıştı. Ülkedeki toplam vaka sayısı da 2 bin 13 artarak 267 bin 240’a ulaşmıştı.

  • Dominic Cummings: Özür yok, açıklama yok, pişman da değil

    Dominic Cummings: Özür yok, açıklama yok, pişman da değil

    İngiltere’de sokağa çıkma kısıtlamalarına uymadığı gerekçesiyle görevden alınması istenen Başbakan Boris Johnson’ın başdanışmanı Dominic Cummings, hükümetin en kritik isimlerinden biri olarak gösteriliyor.

    Başta İngiltere’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinden ayrılma (Brexit) süreci olmak üzere hükümetin birçok politikasının mimarlarından biri olarak gösterilen Cummings, son dönemde sokağa çıkma kısıtlamalarını ihlal ettiği iddiaları nedeniyle eleştiri oklarının hedefinde yer alıyor.

    Cummings’in sokağa çıkma kısıtlamalarının yürürlükte olduğu bir dönemde, ailesiyle birlikte anne ve babasını ziyaret ettiğinin ortaya çıkmasıyla başlayan tartışmalar, İngiltere’de son günlerde gündemin bir numaralı maddesini oluşturuyor.

    Cummings, Pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında Londra’dan Durham’a gitmesinden dolayı pişman olmadığını ve istifa etmediğini söyledi, özür dilemedi.

    Başbakan Johnson ise daha sonra düzenlediği basın toplantısında Dominic Cummings ile ilgili sorulara “Kimseye kayıtsız şartsız destek veremem, ama Başbakanlıkta kimsenin (salgınla ilgili halka vermek istediğimiz) mesajımızı zayıflatacak bir şey yaptığını düşünmüyorum” dedi. Johnson, başdanışmanının “yasalara uygun ve makul” hareket ettiğini tekrarladı.

    Boris Johnson Pazar günü düzenlediği günlük koronavirüs bilgilendirme toplantısında da, Cummings’e sahip çıkmış ve onun çocuklarının bakımı için bu seyahati yapmak zorunda olduğunu söylemişti.

    Johnson, “Cummings her açıdan sorumlu, yasalara uygun ve dürüst bir şekilde hareket etmiştir” demişti.

    Cummings kim ve neden önemli?

    İngiltere’de son günlerde tartışmaların odağında yer alan Cummings, hükümetin birçok politikasının arkasındaki isim ve bir başdanışmandan çok daha fazlası olarak görülüyor.

    Belirlenmiş bir görev alanı olmayan Cummings’in danışmanlığının neredeyse tüm politika konularını kapsadığı belirtiliyor.

    Cummings, 20 yıla yakın bir süredir Muhafazakar Parti’nin ve hükümetlerinin üst kademelerinde çeşitli görevler almış biri.

    Ne seçimle politikaya girmiş bir milletvekili, ne de bakan. Hatta Muhafazakar Parti üyesi bile değil. Ama o kadar etkili ki kimileri onun “perde arkasındaki başbakan” olarak bile tanımlanabileceğini düşünüyor.

    Son olarak koronavirüs salgını sırasında hükümete tavsiyelerde bulunan bilim kurulunun çalışmalarına katıldığı ortaya çıkmış ve bunun kurulun bağımsızlığı ilkesini ihlal edip etmediği sorgulanmıştı.

    Dahası Sunday Times gazetesi, Mart ayında yayımladığı bir makalede, Cummings’in İngiltere’nin koronavirüs salgını karşısında sürü bağışıklığı stratejisinin arkasındaki isim olduğunu öne sürmüş ancak bu iddia daha sonra Başbakanlık tarafından yalanlanmıştı.

    Ancak Cummings İngiliz siyaseti üzerindeki en büyük etkilerinden birisi Brexit sürecinde oldu.

    Cummings Brexit sürecinde nasıl bir rol oynadı?

    Dominic Cummings esasen 2016 yılında İngiltere’nin Brexit referandumunda yürüttüğü “Ayrılma yanlısı” kampanyanın sürpriz başarısıyla kamuoyunda tanındı. Cummings, Aralık 2019’daki seçimlerde izlenen stratejinin belirlenmesinde de önemli rol oynadı.

    Cummings’in eski Brexit Bakanı David Davis için “kalın kafalı” ve “tembel teneke” gibi ifadeler kullandığı, Cummings’den hoşlanmayan eski Muhafazakar Başbakan David Cameron’ın da onun hakkında “kariyer psikopatı” dediği biliniyor.

    Brexit referandumunda Cummings’in başında olduğu Ayrılık kampanyasının, seçim yasalarını ihlal ettiği tespit edilmiş ve Parlamento’daki Kültür, Medya ve Spor Karma Komisyonu’nun davetine icabet etmeyen Cummings’in parlamentoya hakaret etmiş sayılmıştı.

    Daha önce de İngiltere başbakanlarının etkili danışmanları oldu fakat Dominic Cummings’in durumu daha farklı görülüyor.

    İngiltere’nin köklü siyasi gelenekleri ve yerleşik siyasi yaklaşımlarını hiçe sayan, zaman zaman kamuoyu, siyasetçiler ve bürokratları şok eden tutumlarıyla Muhafazakar Parti içinden dahi tepki almış biri.

    Parlamentoyu, köklü bürokratik gelenekleri önemsemeyen tutumunu medyaya karşı da gösteriyor. Açık sorulara uçuk cevaplar vermesiyle ünlü.

    Ocak ayında kişisel blogunda yayınladığı hükümetle çalışacak “uyumsuzlar ve uçuklar aranıyor” şeklindeki ilanla gazete manşetlerine girmişti.

    Cummings hakkındaki son tartışmalar nasıl başladı?

    Kariyeri boyunca birçok tartışmanın odağında yer alan Cummings, son dönemde koronavirüs salgını nedeniyle uygulamaya konulan kısıtlamalar sırasında yaptığı seyahatle ülkenin gündemine oturdu ve birçok kesimin tepkisini çekti.

    Tartışmayı başlatan Guardian ve Daily Mirror gazetelerinin yaptığı araştırma oldu. İki gazeteye göre, Cummings, Mart ayı sonlarında, bütün ülkede koronavirüs konusunda en sıkı önlemlerin ilan edildiği dönemde, Londra’daki evinden çıkıp 424 kilometre mesafedeki Durham’a, ailesinin evine gitti.

    Haberlerde Cummings’in yalnızca Durham’a gitmekle kalmayıp, orada geçirdiği süre içerisinde de evde kalma çağrılarına uymadığı ve ayrıca Nisan ortasında ailesiyle Londra’ya döndükten sonra bir kez daha Durham’a gidip döndüğü de iddia edildi.

    Cummings, Durham’a gittiğini kabul etti. Baş danışman, eşinden sonra kendisinin de hastalanması ihtimaline karşı 4 yaşındaki oğullarının bakıma ihtiyacı olabileceğini düşünerek ailesinin yanına gittiğini ancak orada diğer aile fertlerinden ayrı bir mekanda karantinada kaldıklarını söylüyor.

    Cummings ve hükümet ne diyor?

    Dominic Cummings, yaptığından pişmanlık duymadığını ve istifa etmeyi düşünmediğini belirtti.

    Cummings, Pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, BBC’nin sorusu üzerinde, “Mevcut koşullar altında yaptığımın makul olduğunu düşünüyorum. Bu konuyla ilgili eylemlerimin herkesi asgari düzeyde riske maruz bırakacak şekilde olduğuna inanıyorum” diye konuştu. Hükümet ve Johnson da yaptığı açıklamalarla, Cummings’e destek veriyor.

    Hükümet, Cummings’in çocuğu için bu ziyareti yaptığını ve bunun kuralları ihlal ettiği anlamına gelmediğini vurguluyor.

    Başbakan Boris Johnson’un Pazar günkü olağan günlük koronavirüs brifingine de Cummings’le ilgili tartışmalar hakim oldu.

    Boris Johnson başdanışmanı ile yüz yüze, konuyu derinlemesine konuştuklarını söyledi.

    Johnson, “Eşi ve kendisinin koronavirüs yüzünden yatağa düşmek üzere olduğu bir anda başka bir seçeneği de olmayınca, çocuğuna doğru düzgün bir bakım sağlama arayışıyla seyahat etmekle, her babanın, her ebeveynin sahip olduğu içgüdüyle hareket ettiği sonucuna vardım” dedi.

    Başbakan ayrıca Cummings’in “her açıdan sorumlu, yasal ve dürüstçe davrandığını” da söyleyerek danışmanına güçlü bir destek vermiş oldu.

    Cummings neden eleştiriliyor?

    Bu konu, Pazartesi günü gazetelerin tamamının manşetlerine hakim olurken, Muhafazakar Parti de dahil tüm partilerden ve çevrelerden tepkiler gelmeye devam ediyor ve Cummings’in görevden alınması yönündeki bir elektronik dilekçeye verilen imza sayısı büyüyor.

    Cummings’i eleştirenler, hükümetin ilan ettiği kısıtlamalar nedeniyle halkın büyük bir bölümünün önemli fedakarlıklarda bulunduğunu ve bu seyahatin hükümetin ilan ettiği önlemlerin ağır ihlali olduğunu öne sürüyor.

    Ayrıca, Cummings’in görevden alınması ve istifa etmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

    Bu çağrılara muhalefet partilerinin yanında iktidardaki Muhafazakar Parti’den de etkili politikacılar da destek verirken, Anglikan kilisesi ve hükümete danışmanlık yapan bilim insanlarında da tepkiler gelmeye başladı.

    Ana muhalefet İşçi Partisi lideri Keir Starmer, konuyla ilgili soruşturma açılmasını istedi.

    Keir Starmer, “Boris Johnson’un Dominic Cummings’le ilgili hiç bir şey yapmamayı seçmesi Britanya halkının yaptığı bütün fedakarlıklara bir hakaret niteliğini taşıyor” dedi.

    Starmer, bu tavrın halk için ayrı, hükümet üyeleri için ayrı kurallar uygulandığı anlamına geldiğini de söyledi.

    İskoçya Özerk Yönetimi Başbakanı Nicola Sturgeon Cummings’in istifa etmesi gerektiğini söylerken, Liberal Demokratların lider vekili Ed Davey de Cummings’i görevden almayan başbakanın kararının sorgulanması gerektiğini savundu.

     

    Kaynak : BBC

     

  • Kongra-Gel Eşbaşkanı Kartal: Faşizmin çöküş süreci başlıyor

    Kongra-Gel Eşbaşkanı Kartal: Faşizmin çöküş süreci başlıyor

    DİREN DİCLE ERDEN

    Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal, Türk devletinin 5 yıldan bu yana Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı uygulamaya koyduğu Çökertme Planı’nın çökmek üzere olduğunu belirterek, Kürt halkının örgütlenme ve diplomasi seferberliği ile bu süreci faşizmin çöküş sürecine dönüştürülebileceğini vurguladı. Kartal, “Bu bir hayal değil. Bu somut bir hedeftir” dedi.

    Kürdistan Ulusal Meclisi (KNK) UK ve Kürt Halk Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun ortak organizesi ile ‘siyasal süreç’ başlıklı sosyal medya üzerinden bir oturum düzenlendi. Oturuma konuk olarak katılan Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal, siyasal süreç ve Kürt diplomasine yönelik önemli mesajlar verdi. Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal, Türk devletinin 7 Haziran seçimlerinin ardından Kürt halkına ve özelde Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı devreye koyduğu ‘Çökerme Planı ile başlayan sürecin artık finaline gelindiğine dikkat çekerek, “Tabi ki bu süreç bir Erdoğan ve Bahçeli meselesi değil bu yüzyıllık bir politikadır. Kürt halkın topyekun bir savaş ve özgürlük mücadelesinin iradesini kırma kapsamlı bir plan ile karşı karşıyadır. AKP seçimler de bir sonuç elde etmek istiyordu ancak büyük bir hezimet yaşadı. Seçim sonrası da devletin fiili politikaları da devreye girmeye başladı” dedi.

    PLAN 5 YIL ÖNCE DEVREYE KONDU

    Çökertme Planı’nın 5 yıl önce devreye konulduğunu ve adım adım uygulandığını ifade eden Kartal, “Kürt halkına karşı seçimlerden sonra topyekun savaş başlatıldı. Çok kapsamlı bir plan ile demokratik kanun yasa dinlemediler. Uluslararası kamuoyu baskı altına alsa bile ekonomik daralma yaşansa bile en fazla beş yılda hem Rojava’daki süreci hem de Kuzey Kürdistan ve Güney Kürdistan’daki bütün yapıları ve yönetimleri tasfiye etmeyi hedeflediler.

    Plan kapsamında siyasi ve demokratik zemin ortadan kaldırılacak. Yönetime doğrudan yakalanma vurma öldürme veyahut ta zamana yayılmış bir etkisizleştirme hedeflendi” diye kaydetti.

    HEZİMET YAŞADILAR

    Ancak beş yılın sonunda Türk devletinin planının kısmi olarak hayata geçse de çökmek üzere olduğunu vurgulayan Kartal,  “Tüm yasa ve kanunları çiğnemesine rağmen bütün ekonomiyi savaşa aktarmasına rağmen, baskılara şiddete katliamlara rağmen seçim hezimetleri yaşadılar. Rojava’ya dönük hem Amerika hem Rusya ile dengeli bir politika yürütmeye kalkarak tüm kazanımları yok etmek ve işgal girişimlerine rağmen istediği sonucu alamadı.

    Belli noktalar da sonuç elde etseler de amaçlarına ulaşamadılar. Rojavada ortaya çıkan statüyü ortada kaldırmaya dönük risk devam etse de beş yıllık planın sonunda kendi çöküşünü hızlandırmış oldu. Kuzey Kürdistan’da halkın toplumun bütün manevi değerlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen bir noktaya getirmek istediler. Ancak 2020’ye geldiğimiz de Kuzey’de de istedikleri noktaya gelemediler. Tam tersine sonuç alamadılar” diye konuştu.

    Türk devletinin plan kapsamında Kürt Özgürlük Hareketi’nin de tekniğe dayalı savaş ile tasfiye etmeyi hedeflediğini söyleyen Kartal, bu konuda ilk yıllarda önemli bir sonuç alsalar da gerilla güçlerinin süreç içerisinde tekniğe karşı savaşmayı öğrendiğini ve bunun boşa çıkarıldığının altını çizdi.

    ‘COVİD’İ FIRSATÇILIĞINA GİRİŞTİLER’ 

    Hazırladıkları Çökertme Planı’nın finaline geldikleri için ve sonuç alamadıkları için Kürdistan ve Türkiye’deki tüm parçalara saldırıların en üst düzeyde geliştiğini kaydeden

    Kartal, “HDP’nin belediyeleri gasp ediliyor sivil toplum örgütleri ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Özel de Kürt muhalefet genel de Türkiye’deki demokrasi güçlerine dönük saldırılar sürecek. Bu süreçte kendilerine muhalif olacak her şeyi susturma konusunda kararlılar. Neye mal olursa olsun sonuç almak istiyorlar. Dünya koronavirüs ile meşgulken böyle bir uluslararası gündem varken onlarda bu süreci kendilerine bir fırsata dönüştürüp olabildiği kadar muhalefeti etkisiz kılmaya çalışıyorlar. Parlamento anlamsız bir şeye dönüşmüş. Çünkü bu sadece AKP-MHP değil bir devlet konseptidir. Yine sonuç alamayacaklar tabi ki.”

    ‘SEFERBERLİK RUHUYLA ÇALIŞACAĞIZ’ 

    Türk devlet rejiminin büyük bir kriz içerisinde olduğunu, ekonomik ve siyasi olarak çöküşte olduğunu ve sistem partilerinin tümünün çürüyüp battığını kaydeden Kartal, “Toplumsal olarak büyük bir moralsizlik ve yıkım var. İşsizlik, açlık geçim sorunu var. Bu süreçte mücadele derinleşirse 5 yıldır devletin egemen güçleri ‘terörle mücadele ediyoruz sabredin’ diyerek herkesi bastırıyorlar. Türkiye ekonomik olarak pili bitti. Devletin bütün imkanlarını bu teknik savaşa aktardılar. Ne Kuzey, Rojava, Başur nede Akdeniz de hiçbir sonuç alamadılar. Siyas, ekonomik, sosyal krize girdi ve siyasi partileri bile parçalanmış durumda.

    Bu süreçte halkımızı iyi motive etmek zorundayız. Seferberlik ruhuyla iyi bir diplomasi çalışması yürütmeliyiz. Avrupa’daki diploması 4 parça Kürdistanı etkileyecektir. Bütün zamanlardan daha çok kendimizi katmalıyız ve yoğunlaşmalıyız. Başarı güce bağlıdır. Örgütsel gücü arttırırsak o zaman diplomasi gücümüz de yüksek olur. İnsanları harekete geçirdikçe gücümüz büyüyecektir. Bütün mesele yoğunlaşmaktır” dedi.  

    BU BİR HAYAL DEĞİLDİR!

    Kürt halkı ve kurumlarının örgütlenme ve diplomasi seferberliği başlatması gerektiğini dile getiren Kartal, “Bu süreçte halkımızın güçlü ayağı kalkması, uluslararası kamuoyunu etkilemesi gerekiyor. Diplomasi de de faşizme karşı halkımızın değerlerine maneviyatına varlığına siyasal varlığını ortadan kaldırmaya dönük Türk devlet saldırılarını teşhir etmeliyiz. Bunun hedefinde sadece PKK değil tüm Kürt halkına dönük olduğunu aktarmamız gerekiyor.

    Faşizmi teşhir etmeliyiz. Gücümüzü biz örgütlü olmamızdan alıyoruz. Bu anlamda  örgütlenme ve diplomasi seferberliği başlatıyoruz. Hayatın her alanında askeri, siyasi. toplumsal, kültü ve  basın yayın gibi tüm alanlarda diploması ile bu süreci tamamen faşizmin çöküş sürecine dönüştürebiliriz. Bu bir hayal değil. Bu somut bir hedeftir” dedi.

     

     

  • Roubini: Dünya 10 yıl sürecek bir ekonomik depresyon dönemine girdi

    Roubini: Dünya 10 yıl sürecek bir ekonomik depresyon dönemine girdi

    Ekonomist Nouriel Roubini, koronavirüs pandemisi nedeniyle küresel ekonominin derin bir krize girdiğini ifade etti ve toparlanmanın uzun yıllar alacağı uyarısında bulundu.

    2008 küresel krizini öngörebilen ekonomistler arasında yer alan ve ‘Doktor Kıyamet’ lakabıyla da bilinen Roubini, koronavirüs salgını sırasında kaybedilen istihdamın bir kısmının geri dönmeyeceğini de söyledi.

    BBC yayınına New York’taki evinden bağlanan Roubini, “Benzeri görülmemiş bir ekonomik durgunluğa girdik. Küresel ekonomi toparlansa dahi büyüme çok düşük seviyelerde kalacak” diye konuştu:

    “2008 krizinde üretimin hızla düşüşe geçmesi üç yıllık bir sürecin sonunda oldu. Bu kez aynı noktaya üç yıl değil, üç ay değil sadece üç haftada ulaştık. Ekonomilerin her alanında serbest düşüş yaşandı. En az 10 yıl sürecek küresel bir depresyonla karşı karşıyayız”

    Roubini, ileride gerçekleşebilecek toparlanmanın ya ‘U’ ya da daha da kötü bir senaryo olan ‘L’ şeklinde olacağını söyledi.

  • Ölüm orucundaki avukatlar için çağrı

    Ölüm orucundaki avukatlar için çağrı

    İSTANBUL – Adil yargılanma talebiyle Av. Aytaç Ünsal ile birlikte 142 gündür ölüm orucunda olan Av. Ebru Timtik’in ailesi, “Çocuklarımızı ancak onları sahiplenip, seslerine ses olursak yaşatabiliriz” diyerek, kamuoyuna destek çağırısı yaptı.
    Tutuklu bulundukları cezaevlerinde “adil yargılanma hakkı” talebiyle 5 Şubat 2020 tarihinde başladıkları açlık grevini, 5 Nisan Avukatlar Günü’nde Aytaç Ünsal ile birlikte ölüm orucuna dönüştüren Ebru Timtik’in ailesi, Timtik ve Aytaç Ünsal durumuna ilişkin yazılı açıklama yayımladı.
    Yapılan açıklamada ailesi olarak bugün üzerlerine düşenin onlara sahip çıkmak ve mücadelelerine ortak olmak olduğu vurgulandı.
    Yargılamaları devam ederken tahliye edilen avukatların sonrasında çıkarılan yakalama kararı ile yeniden tutuklandıkları hatırlatılan açıklamada, “Avukatların son defa ifadesini alma gereği bile duymadan Barkın Timtik’e 18 yıl 9 ay, ablası Ebru Timtik’e 13 yıl 6 ay, Aytaç Ünsal’a 10 sene ceza vermiş, toplamda tüm avukatlar 159 yıl hapis cezasına çarptırıldılar” denildi.
    ‘ENDİŞEYLE TAKİP EDİYORUZ’
    Açıklamada ölüm orucu sürecinde çok hızlı kilo kaybettiği belirtilen Ebru Timtik’in durumuna ilişkin şu bilgilere yer verildi: “Sağlık durumunun kötüye gittiğini, avukatı ile son görüşmesinde cümlesini toparlamakta dahi zorluk çektiğini, ayrıca eklem ağrılarının arttığını öğrendik. Kovid-19 salgını özellikle Silivri Hapishanesi´nde yayıldığını, tedbir amaçlı hiçbir şey yapılmadığını endişeyle takip ediyoruz.”
    ‘SES OLURSAK YAŞATABİLİRİZ’
    Ölüm orucunda olan Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın hiçbir çıkar ve maddi kaygı gütmeksizin Soma ve Ermenek maden faciaları, Çorlu tren katliamı, Ali İsmail Korkmaz, Dilek Doğan, Berkin Elvan gibi toplumsal birçok davayı üstlendiklerine dikkat çekilen açıklamanın devamında “Suçları, ezilen, haksızlığa uğrayan sınıfın yanında olup onları sahiplenmeleridir. Ebru ve Aytaç, Yargıtay 16’ıncı Ceza Dairesi’nin bir an evvel dosyalarını okuyup sonuçlandırmasını talep ediyorlar. Bugün bize düşen, avukatlarımıza sahip çıkmak ve adil yargılanmaları için mücadelelerine ortak olmaktır. Çocuklarımızı ancak onları sahiplenip, seslerine ses olursak yaşatabiliriz” denildi.
  • Apê Musa 100 Yaşında!

    Apê Musa 100 Yaşında!

    HABER MERKEZİ – Gazeteci-yazar Hüseyin Aykol, 100 yaşına basan Musa Anter için “1992 yılında öldürdüğünü sananlar yanılıyor. Kürt medyasının yaptığı her haberde, Kürt halkının attığı her adımında Apê Musa, hedeflediği idealleri ve filozofi ruhuyla yer alıyor” dedi.
    Kürt halkı ve basınının çınarı Musa Anter (Apê Musa) 100 yaşına bastı. 1992 yılında Diyarbakır’da katledilen Musa Anter’i özgür basının yılmaz kalemi Hüseyin Aykol yazdı. Bugün 2 yaşına basan Yeni Yaşam Gazetesi’nde Musa Anter’i anlatan Aykol’un, “Apê Musa 100 yaşında!” başlıklı yazısı şöyle:
    “Kürt basınının kurucuları Bedirxan Ailesi’nden sonra, “bu hususta birkaç isim daha sayın” dense, ilk akla gelen kişi herhalde Musa Anter’dir. Apê Musa, Kürt medyasının ikinci kuşağını neredeyse tek başına temsil etmekte. Üçüncü kuşağı ve dolayısıyla Musa Anter’in yerini doldurmaya çalışan bizler ise binlerce insanız. Apê Musa kuşağının yerini doldurabilmek için binlerce gazeteci gece-gündüz demeden ve canımız pahasına çalışıyoruz.
    2020, yıllar sonra pek iyi hatırlanmayacak herhalde. Mikroskopik bir virüsün kapitalizmin fevkindeki insanlığı tir tir titrettiği bir yıl olarak korkuyla anılacak. Ancak bizler için, biz Kürt basınının emekçileri ve Kürt halkının herhalde tümü için kutlu bir yıl; çünkü bu yıl, Apê Musa 100 yaşına bastı! Size kim derse ki, Musa Anter, 1992 yılında öldürüldü; yalan, koca bir yalandır o! Apê Musa, yaşıyor ve Apê Musa, bu yıl 100 yaşına bastı…
    Ben kendimi bir gazeteci, bir insan olarak çok şanslı görürüm. Çünkü burada -Özgür Basın Geleneği’nde- bulunduğum 30 yıl boyunca, en az 100 yıllık bir ulusal ve toplumsal bir gelişme gösteren Kürt halkının yanı başında, sol yanında yürüdüm. Ortadoğu tarihini yeniden yazan Abdullah Öcalan, Celal Talabani, Cemil Bayık, Mahmut Abbas, Duran Kalkan, Sami Abdurrahman, Murat Karayılan’ın da aralarında bulunduğu Kürt, Arap ve hatta İbrani liderlerle tanıştım ve onlarla röportaj yaptım. İzlediğim Avrupa Birliği, NATO zirvelerini saymıyorum bile.
    APÊ MUSA’NIN YÖNETMENİ OLMAK 
    Ancak gazetecilikteki yaşam öykümdeki en müstesna yer herhalde, Musa Anter’in Genel Yayın Yönetmeni olmaktır! 1990’lı yılların başında, siyasi ve yazımsal olgunluğunun zirvesinde bir gazetecinin, yazarın ve daha doğrusunu söylemek gerekirse, bir filozofun yayın yönetmeni oldum ben. Yeni Ülke gazetemizin Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaparken, Musa Anter bizde o güzelim yazılarını yazmaya başladı. İçinde ironisi hiç eksik olmayan muazzam köşe yazılarını.
    O zamanlar zaten internet falan yoktu ama faksımız bile çalışmaya başlamamıştı. Haftanın tüm siyasi gelişmelerini kapsasın diye, neredeyse son dakikada yazdığı yazılarını Suadiye’deki evinden almak üzere yanına gönderdiğimiz arkadaşın yolunu dört gözle beklerdik. Apê Musa ise kendisine gönderdiğimiz arkadaşa bir masa kurar, yedirir-içirir ve onunla sohbet ederdi. Biz gazetenin merkezinde Yeni Ülke’yi baskıya yetiştirmek için dokuz doğururken…
    Apê Musa, 100 yaşında! O’nun 100. yaşını, tüm yıl boyunca en görkemli şekilde kutlayacağız-kutlamalıyız! Tüm Kürt kurumlarından bu konuda katkı bekliyoruz! Piyesler, paneller, kitaplar; kısacası anma için yapılacak her ama her şey. Koronavirüs pandemisi, bu konuda bizim elimizi şimdiye kadar bağladı ama bundan sonrası için hiçbir mazeretimiz yok. Şimdi gelin size Apê Musa’nın yaşam öyküsünü anlatalım. Bilmeyenler öğrensin, bilenler hatırlasın diye…
    APÊ MUSA’NIN YAŞAM ÖYKÜSÜ 
    Bizlerin Apê Musa demeyi yeğlediğimiz Musa Anter, Nusaybin’in Stilîlê (Akarsu) nahiyesine bağlı Zivingê (Eski Mağara) köyünde doğdu. Nüfustaki ilk doğum yılı 1924 idi. Ancak ilkokula yazılabilmek için yaşı büyütüldü ve 1920 yapıldı. Gerçi annesi onun Ermeni Fermanı sonrasında doğduğunu söylemekteydi. Söz konusu Büyük Felaket, 1915-1917 yıllarında yaşandığına göre, Musa Anter’in doğum yılı 1918 olabilir; ancak 1920 yılı, Musa Anter’in doğum yılı olarak herkesin kabul ettiği bir husus oldu. Doğum günü mü, doğum yılı bunca tartışmalıyken; bir de doğum gününü sormasın kimse. Apê Musa, 1920 doğumludur ve 1920 yılının her günü, onun doğum günüdür. Çünkü öyle bir yaşam öyküsü vardır ki, anlatılmaya doyulmaz!
    Apê Musa’nın doğduğu yer, susuz tarım yapılan yoksul bir köydür. Nitekim Ziving’in kelime anlamı “kışlak”tır. Köylülerin kışın kendilerini korumak için çekildiği bir yerdir. Köyün asıl nüfusu, esasen Anter ailesidir. Köyün ‘büyüğü’ Baba Anter, felç olup, 8-10 yıl yatalak yaşamak zorunda kalınca, Anne Fesla, önce yaşlıca bir akrabayı Muhtar yapar; ancak o da bir yıl sonra ölünce, muhtarlık kendisine düşer. Musa Anter’in muhtarlık yapmaya başlayan annesi, belki de Türkiye’nin ilk kadın muhtarıdır. Muhtarlık onun için aslında kolaydır; ama Türkçe bilmediği için köye gelen jandarmaların ne istediğini anlayamadığından çıkan sıkıntıdadır.
    Fesla Ana, ismi Şeyh Musa’nın kısaltması olarak Şeyhmus diye seslenilen oğlu Musa’nın ilkokula gidip Türkçe öğrenmesini ve jandarmalarla yaptığı görüşmelerde tercümanlık yapmasını istemektedir. Önce Kercews’e (Gerçüş’e) gönderilir. Orada bir yıl misafir öğrenci olarak kalan Musa, öğrendiği birkaç kelime ile annesine jandarmaların istediği şeyleri verirken, yardımcı olur. Evet, Musa okula gitmeli; Türkçe’yi bu iş için mutlaka öğrenmelidir. Ertesi yıl, bu kez Nusaybin’e gönderilir. Ancak ortadaki sıtma hastalıklı ortam, okumak için elverişli değildir. Daha sonraki yıl gönderildiği Mardin’de ilkokulu büyük bir başarıyla bitirir.
    MUSA, EVLENECEK YAŞTA 
    14 yaşına gelen oğul Musa, annesi için evlendirilecek ve yerine muhtar olacak kişidir artık. Ancak onun gönlüne ise okumak girmiştir. Birçok hayırlı tesadüf, girilen sınavlarda başarılı olunması ve annenin adeta tehdit edilerek ‘ikna’ edilmesi sonucu, Musa Anter, Adana Erkek Lisesi’ne gönderilir. Orta ve Lise’yi Adana’da okuyacak ve başarılı olacaktır. Ancak lise öğrencisi Musa, orada Türk öğrencilerin kışkırtması sonucu gözaltına alınır. Diğerlerinin küfürlerine Zübeyde Hanım’a küfrederek karşılık verince, kendini polis karakolunun nezaretinde bulur. Araya girilir, gözaltından çıkarılır; dava açılmak istense de Atatürk’ün ikna edilmesi üzerine, okuluna geri dönebilecektir. Adana Erkek Lisesi’ni bitirirken, birçok öğretmeninin takdirini kazanır ve ardında başarılı bir kantin yöneticiliği bırakır.
    Musa Anter, yüksek öğrenim için İstanbul’a geldiğinde, yıl 1941’dir. Önce Edebiyat Fakültesi’ne kaydını yaptırdı; ancak daha sonra tanıştığı Kürt öğrencilerden Faik Bucak’ın önerisi üzerine, onun okuduğu Hukuk Fakültesi’ne geçti. Bir yandan okurken, bir yandan da yurt yöneten Musa Anter, 1944 yılında Zapsu ailesinden Ayşe Hale ile evlendi. Hale-Musa çiftinin ilk çocuğu 1945 yılında doğdu: İsmini Anter koydular. İkinci çocuk kız idi. Adını Rahşan koydular. En küçük Dicle, 1950 yılında doğdu. Dicle Gecesi’ne denk gelen doğum haberini kutlayanlar arasında inanmayacaksınız ama Celal Bayar bile vardı.
    DİCLE VE FIRAT YURTLARI 
    Bu arada, İstanbul’daki Kürtlerden 25 kişi bir araya geldi ve Dicle Talebe Yurdu’nu kurarak örgütlendiler. İstanbul’a gelen Kürt öğrencilere sahip çıkmayı amaçlayan bu yaklaşım, yarı resmi çalıştı. Musa Anter Dicle Talebe Yurdu’ndan tamamen kopmasa da, bu arada Modern Fırat Talebe Yurdu’nu kurdu ve çalıştırdı. Hatta bir ara Toros Kız Talebe Yurdu’nu çalıştırsa da, ondan bir an evvel kurtulmasını bildi. Dicle Talebi Yurdu ‘örgütlenmesinin’ bir ürünü-görevi olarak 1948 yılında Dicle Kaynağı haftalık gazete olarak çıkarıldı. Burada pek çok CHP karşıtı haber yayınlandı.
    CHP’nin İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı’nın talebi üzerine 3 bin kişiye her gün yemek verme işini Musa Anter seçimlerin kaybedildiği 1950’ye kadar sürdürdü. 1951 yılında Kemal Sülker ile çıkardığı Şark Mecmuası ancak iki sayı çıkabildi. Dergiyi kapatan ve derginin basıldığı matbaasını satan Musa Anter, memleketine döndü. Zvingê ve Stilîlê’de tarım ile uğraşmaya başladı. Diyarbakır’da inşaatı yeni biten Turistik Palas’ı yönetmesi istenince, 1953 yılında oteli yabancı turistlerin bile beğendiği bir şekilde donattı ve yönetti.
    Otel yönetimi, siyasetin odağı haline gelirken; Musa Anter, 1954 yılında zengin bir arkadaşının yardımıyla Şark Postası isimli bir gazete çıkarmaya başladı. Hürriyet gazetesinin 40-50 adet sattığı bir dönemde 1000 adet satmaya başladı. Başka illerdeki abonelerine de 300-400 adet gönderilen gazete sadece iki sayfaydı ama Musa Anter’in yazıları çok seviliyordu. Musa Anter, yedek subaylık için buradan ayrıldıktan sonra Şark Postası, eski süksesini kaybetti.
    Geçimini sağlamak için 1956 yılında kantincilik yapan Musa Anter, 1958 yılında yeniden Diyarbakır’a döndü. İlan için çıkmakta olan İleri Yurd gazetesini Canip Yıldırım ile devraldı ve yayınlamaya başladı. Her sayısı büyük yankı yapan gazete hakkında açılan davalara avukatların ve halkın büyük ilgisi vardı. Her duruşma hakimler ile Musa Anter arasında büyük çekişmelere sahne oluyordu. Gazetede yayınlanan yazıların arasına sıkıştırılan birkaç sözcük ya da cümle, otoritelerini hop oturtup, hop kaldırıyordu. Ünlü Qimil şiiri işte bu gazetede yayınlandı.
    49’LAR VE 23’LER DAVASI 
    Menderes hükümetinin son döneminde, Kürtlerden bin kişiyi 50’şer kişilik gruplar halinde idam etmeyi öngören plan uygulamaya konulunca 17 Aralık 1959 yılında tutuklanan 50 aydın arasında Musa Anter de vardı. Diyarbakır’dan İstanbul’a getirildi ve kendileri için hazırlanan kör hücrelere atıldılar. Tutukluluk esnasında Emin Batu öldüğü için dava, 49’lar davası olarak tarihe geçti. Tutuklananlar 27 Aralık 1959’dan 10 Mart 1960’a kadar hücrede kaldılar ve daha sonra genişçe bir odaya alındılar. Ankara Genelkurmay Mahkemesi’nde idamla yargılanan sanıklar, yargılama sonunda serbest kaldılar.
    Çanakkale’de 6 ay sürgün olarak yaşaması gereken Musa Anter, İstanbul’a uğradığında Barış Dünyası dergisinde yazı yazmak için derginin sahibini ikna etti. Ancak orada yayınlanan birkaç yazısı hakkında da dava açıldı ve arada Çanakkale’den İstanbul’a gelip, mahkemeye, derginin sahibi ile birlikte çıkmak zorunda kaldı.
    Musa Anter, 3 Haziran 1963 günü bir kez daha tutuklandı. Bu kez, İstanbul’a gelen ve Müslüman Kardeşler için İsrail’den yardım almak isteyen birinin verdiği 23 isimle birlikte Balmumcu cezaevine konuldular. İstanbul’daki üç ayrı askeri mahkemenin davayı kabul etmemesi üzerine, sanıklar bu kez Ankara’ya -Mamak Cezaevi’ne- gönderildiler. Tekrar İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaları yönünde karar çıktı. Ancak İstanbul’un teslim almak istememesi üzerine sanıklar bir süre Orhaneli Cezaevi’nde tutuldular ve sonunda İstanbul Sultanahmet Cezaevi’ne götürüldüler. Mahkeme başlayınca önce tahliye oldular ve sonra da beraat ettiler.
    1965 yılında iyi ilişkiler içinde olduğu TİP yöneticilerin isteğiyle Mardin’den milletvekili adayı olan Musa Anter, daha önceden haber verilmeksizin önseçimde Canip Yıldırım ile yarışacağını öğrenince, seçime bağımsız aday olarak girdi ve vekil seçilen TİP’lilerin çoğundan fazla oy aldı ama milletvekili olamadı. Kendisinin yazı yazması koşuluyla kurulan Doğu isimli derginin ilk sayısı 1 Aralık 1969’da yayınlandı ve büyük ilgi gördü. Bu derginin her sayısında çıkan yazısı için mahkemede ifade verdi. 1970’de bir ihbar üzerine tutuklandı ve götürüldüğü Ankara’da yargılandı. Dev-Gençli gençlerle tanışmasına vesile olan bu tutukluluğu 15 gün sürdü.
    KÜRDİSTAN KONSOLOSLUĞU 
    Apê Musa’nın Suadiye’deki evi, o dönemin devrimci gençlerini ve önderlerinin uğrak yeri olmuştu. Dahası Avrupa’dan gelenler de evine uğrardı. Evi adeta Kürdistan konsolosluğu gibiydi. Türkiye İşçi Partisi’ndeki Kürtlerin ayrılarak kurduğu Devrimci Doğu Kültür Ocakları’na  (DDKO) destek oldu. 12 Mart darbesi sonrası açılan DDKO davasında yargılanan yüzlerce kişi arasında Musa Anter de vardı. Bu kez 32 ay tutuklu kaldı. Mahkeme sonuçlandığında sanıklar, 8-15 yıl hapis cezası aldılar ama 1974 yılı affıyla -biraz gecikmeli de olsa- cezaevinden çıktılar. Bunca fırtınalı bir dönem sonrasında Apê Musa, köyüne çekildi.
    Kürt örgütleri ve sol partilerden gelen tüm teklifleri reddetti ve köyünde kuru, nahiyesinde sulu ziraatle ilgilendi. Beyrut’tan pasaportla gelen biri, kendisini ziyaret etti diye 20 Aralık 1979 günü gözaltına alındı. Mardin’deki cezaevinden 15 gün sonra serbest bırakıldı. 12 Eylül darbesinde evi basıldı ve gözaltına alınmadı; ancak ev hapsinde tutuldu. Bu arada, bulunduğu Akarsu’dan gençler gözaltına alınıp, götürülüyordu. 1984 yılında İsveç’ten gelen bir turist kendisini ziyaret edince, yine bir süreliğine gözaltına alındı. Sosyalist Parti’nin Aralık 1989’da düzenlediği bir paneldeki konuşması yüzünden bir ay sonra açılan davada gıyabında tutuklama kararı verildi. 11 Nisan 1990 günkü duruşma için Diyarbakır’a gidince tutuklandı. Beraatle sonuçlanacak olan 1 Mayıs 1990’daki duruşmaya kadar cezaevinde kaldı.
    BİZDE YAZMAYA BAŞLAMASI
    Biz bu arada, 22 Nisan 1990’da Halk Gerçeği gazetemizi çıkardık. Apê Musa, Kürt sorunuyla -Bekaa’ya gidip, Öcalan’la görüşecek kadar ilgili olan- Doğu Perinçek tayfasının çıkardığı haftalık bir dergiye yazı verdiği oluyordu. O dönemde, Kürt sorunu ile ilgili gelişmeleri yazan başka dergi olmadığı için olsa gerek. Biraz da bu yüzden, bu derginin tirajı epeyce yüksekti.
    Sonra haftalık Yeni Ülke gazetemizin Ekim 1990’da çıkmaya başlaması ve giderek kendi rüştünü dosta-düşmana ispat etmeye başlaması üzerine, Apê Musa’ya, artık bizim gazetede yazması gerektiğini söyledik; ikiletmedi ve bizde yazmaya başladı. Gerçi bununla yetinmedi.
    Yeni Ülke gazetemizin idari odası, Musa Anter’le birlikte dönemin Kürdi şahsiyetlerinin neredeyse tümünü ağırladı ve söz konusu akil insanlar sadece sohbet etmedi, Mezopotamya Kültür Merkezi, Kürd Dil Enstitüsü, Azadiya Welat gazetesi gibi Kürdi kurumların ilk kuruluşlarına omuz verdiler.”

  • Türbe ve mezarları tahrip edip bayrak astılar

    Türbe ve mezarları tahrip edip bayrak astılar

    BATMAN – Hasankeyf’in Güneşli köyünde, bir türbeyi ve çevresindeki mezarları tahrip eden askerler, mezarlıktaki ağaçlara Türk bayrağı astı.
    Batman’ın Hasankeyf ilçesi Güneşli (Şemse) köyünde daha önce zırhlı araçlarla tahrip edilen mezarlar bir kez daha tahrip edildi. Askerler mezarlıktaki ağaçlara bayrak astı. Geçtiğimiz günlerde mezarlığı tahrip eden askerler bir kez daha hem mezarlığı hem de bölge halkı tarafından kutsiyet atfedilen Şeyh İbrahim Türbesi’ni tahrip etti.
    Sokağa çıkma yasağı öncesi mezarlık ziyaretlerini gerçekleştirmek isteyen köylüler, ziyaret sırasında mezarlık ve Şeyh İbrahim Türbesi’nin tahrip edildiğini, mezarlıktaki ağaçlara da Türk bayrağının asıldığına tanıklık etti.
    TÜRBEYE DAHİ TAHAMMÜL YOK
    MEBYA-DER Batman Şubesi Eşbaşkanı Ahmet Yaşar, Arife günü bile saldırıların devam ettiğine dikkat çekerek, “Kendini hem dindar olarak tanıtan AKP, Kürdün hem dinine, kültürüne, bir şeyhinin mezarına tahammül edememesi her şeyi ortaya koyuyor. Bunun hiçbir şekilde izahatı yoktur. Kürt, Kürt olduğu için bunlar yapılıyor” dedi.
    Kürtlerin hem değerine hem de kültürüne yapılan saldırılara karşı mücadele edeceklerini ifade eden Yaşar, “MEBYA-DER olarak bu saldırılara karşı olacağız. Her türlü yasal ve hukuki girişimlerinde bulunacağız” ifadesinde bulundu.