Author: ali

  • Sanatçılardan Kirmançkî albüm

    Sanatçılardan Kirmançkî albüm

    Bir araya gelen 10 Kürt sanatçı, “Wenge Royî” albümünde Kirmançkî şarkılar seslendirdi.

    Kürt sanatçılar, Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO’nun 2008’de yayımladığı “Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası”nda yok olmak üzere olan diller arasında gösterdiği Kirmançkî (Zazaca) için bir araya geldi.

    Sanatçılar Urfa Siverekli şair, yazar ve bestekar Kadir Büyükkaya’nın bestelerini “Wenge Royî” (Fırat’ın Sesi) albümünde seslendirdi. Alman-Kürt Kültür Enstitüsü (Deutsch-Kurdisches Kulturinstitut) tarafından hazırlanan albümün aranjör ve müzik prodüktörü ise Hakan Akay.

    Albümdeki sanatçılar ve okudukları besteler ise şöyle:

    “Beser Şahin: Şewê Dergî (Uzun Geceler), Gülseven Medar: Wazena (İstiyor), Hanî Mojtehedî: Yara Mi (Sevgilim), Kerem Sevinç ve Tara Mamedova: Se Vajî (Ne Desem), Mehmet Akbaş: Xalê Mi (Dayım), Mikaîl Aslan: De Vajê (Söyle Haydi), Rojda: Nameyê Keyneke (Genç Kızın Adı), Sasa: Ewro-Meşt (Bugün-Yarın) ile Xumxumê (Dilber) ve Xêro Abbas: Sewl Teng o (Pabuç Dardır)”

    Albüme Youtube’dan ve diğer müzik kanallarından ulaşılabiliyor.

     

  • HDP Ramazan Bayramı sonrası yeniden sahada siyasete dönme kararı aldı

    HDP Ramazan Bayramı sonrası yeniden sahada siyasete dönme kararı aldı

    HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, koronavirüs salgınına karşın, partili belediyelere yönelik kayyum atamaları ve gözaltıların devam ettiğini, güvenlik güçlerinin partililere müdahale ederken, sosyal mesafeyi dikkate almadıklarını belirterek; bu durum karşısında Ramazan Bayramı’ndan sonra sahada siyasi faaliyetlerine dönme kararı aldıklarını açıkladı.

    İktidarın koronavirüs salgını döneminde de “kendilerine insanlık dışı tutumunu sürdürdüğünü” belirten Oluç, “Onlar ne kadar cüretkar ve saldırgan davranıyorsa, biz de o kadar cesaretle siyasi faaliyetlerimizi sürdüreceğiz” dedi. Kayyum atamalarını, halk iradesine yönelik “siyasi darbe” olarak nitelendiren Oluç, “Attıkları her kayyım adımı ile beraber özellikle Kürt seçmen açısından güveni biraz daha yitiriyorlar” görüşünü dile getirdi.

    HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç bir grup gazeteciyle yaptığı sohbet toplantısında, partisinin yeni dönemdeki siyasi yol haritasına ilişkin bilgi verirken, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı.

    “Muhalefetin evine kapanması iktidar tarafından kötüye kullanılıyor”

    Salgın sürecinde HDP’li belediyelere yönelik kayyum atamalarının durmadığını, Diyarbakır’da 18 partilinin gözaltına alındığına işaret eden Oluç, son olarak Ankara’da gözaltıları protesto eden milletvekillerine emniyet güçlerinin sosyal mesafe kurallarını dikkate almadan “kollarından çekiştirerek” müdahale ettiğine dikkat çekti. İktidarın HDP’ye yönelik bu tutumu karşısında “ellerini kavuşturup oturmayacaklarını” belirten Oluç, yeniden sahada siyasete dönme kararı aldıklarını söyledi:

    “Yaz ayları için bir planlama çıkaracağız, aşağı yukarı kaba hatları ile belli oldu. Yaz aylarında her zaman yaptığımız siyasi faaliyetleri yeniden devreye koyacağız. İşte halk toplantıları olsun, çeşitli etkinlikler olsun. Biz bütün siyasi partilere de, sivil toplum kuruluşlarına da öneriyoruz. İktidar her türlü saldırıyı yapacak, Cumhurbaşkanı sıfatıyla AKP Genel Başkanı, her gün muhalet partilerine ağır hakaretler savuracak, üstelik de bunu koronavirüs salgını tedbirlerinin ne olduğunu açıkladığı konuşmalarda yapacak, etik de değil bu yaptığı, ama muhalefet partileri diğer toplumsal ve siyasal muhalefet susacak… Böyle bir şey yok.

    “Biz elbette ki tedbir alacağız, elbette herhangi birinin sağlığına zarar gelsin istemeyiz, Ama artık toplumsal ve siyasal muhalefetin evine kapanması ve sokaktan geri çekilmesi tutumunun iktidar, emniyet güçleri tarafından kötüye kullanıldığını düşünüyoruz ve artık bu şekliyle bunu kabul etmeyeceğiz. Emniyet güçleri utanmaz bir şekilde milletvekillerimizi kollarından tutup çekiştirme cesaretini koronavirüs salgınına rağmen buluyorsa, sosyal mesafeyi kullanmıyorlarsa o zaman biz de kullanmayız. Onlar ne kadar cüretkar ve saldırgan davranıyorlarsa biz de o kadar cesaretle onlar karşısında siyasi faaliyetimizi sürdüreceğiz. Biz de bayram sonrasında olağan siyasi faaliyetlerimize başlayacağız. Halk toplantıları, mitinglere kadar bir planlama çıkartıyoruz.”

    Oluç’un gazetecilerin gündeme ilişkin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

    MHP Lideri Bahçeli’nin milletvekili transferini engelleyelim çağrısı var. AKP de buna destek verdi ve Haziranda getirebiliriz’ dendi. Özellikle yeni kurulan partilerin milletvekili transferini önlemeye dönük bu girişimle ilgili sizin tutumunuz ne olur?

    Ben AKP sözcülerinin milletvekili transferi konusundaki sözlerini doğrusu çok manidar buldum. Eğer yanlış bilmiyorsam, bu dönemde İYİ Parti’den iki milletvekili transfer etti AKP.

    Bu tartışma nereden çıktı? Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir baskın seçim olması halinde DEVA ve Gelecek Partisi’nin seçime giremeyecek durumda olmaları halinde onlara imkan sağlayacaklarını söylemesinden kaynaklandı. Toplumdaki bütün siyasi akılların, görüşlerin, fikirlerin Meclis’e yansıması gerekir.

    Toplumda zemini olan, karşılığı olan siyasi partiler seçime girmesin diye, türlü oyunlar yapılmaktadır. Şimdi oyunu bozmak için adım atmaya kalkanlar mı acaba siyasi etiği yaralıyor, yoksa oyun yaparak siyasi partileri Meclis dışında bırakıp kendi iktidarlarını sürdürmeyi hedefleyenler mi siyasi etiği yerle bir ediyor?

    “İktidarlarının bekasını korumak için…”

    İkincisi, seçim yasasında değişiklik yıllardır tartışılıyor. Mesela baraj meselesi. Seçim yasasında değişiklik yapılmalı ve yüzde 10 barajı gibi hiçbir demokratik ülkede olmayan barajın anlamı da zaten kalmamıştır. Seçim Yasası’nda hakikaten demokratik seçimler olsun diye değişiklik yapalım diyen bir anlayış olsa iktidar tarafında çok saygıdeğer bir tutum olur. Ama onların tutumu nasıl olur da kendi iktidarımızı, koltuğumuzu sağlama alırız ve diğer partilerin seçime girmesini engelleriz doğrultusunda olduğu için hiçbir saygı değer yanı yoktur bu tutumlarının.

    Evet, hem Seçim Yasası’nda hem Siyasi Partiler Yasası’nda bütün anti-demokratik hükümler değiştirilmeli. Mesela yeni kurulmuş partilerin seçime girebilme haklarını elde etme koşulları son derece ağır ve manasızdır. Biz bu tartışmanın tamamen kendi iktidarlarının bekasını koruyabilmek için yapılan tartışmalar ve adımlar olduğunu düşünüyoruz. Tutumuz bu yönde olacak. iktidarın demokratik adım atma niyetinde olduğunu düşünmüyoruz.

    “Halkın iradesine siyasi darbe yapıyorlar”

    Çeşitli kamuoyu anketleri yayınlanıyor. Size gelen anket sonuçları var mı, HDP oyları ne durumda?

    Bu özellikle salgın döneminde yapılan anketlerin ağırlıklı olarak telefon anketleri olduğunu biliyoruz. Ve bu telefon anketlerinin sağlıklı olmadığı kanaatindeyiz.

    Kayyımların atandığı özellikle Kürt coğrafyasındaki illere baktığımızda çok net olarak durum iktidar açısından ciddi bir aşağı gidişi göstermeye devam ediyor. Attıkları her kayyım adımı ile beraber özellikle Kürt seçmen açısından güveni biraz daha yitiriyorlar. Bu kayyım atamalarının AKP’nin Kürt seçmen nezdindeki var olan küçük desteğini de ortadan kaldırma doğrultusunda bir gelişmeyi gösteriyor. Çünkü insanlar şunu söylüyor, seçim yapıyoruz ve gidip oy veriyoruz, bizi yönetecekleri seçiyoruz, ama sonra iktidar kayyum atıyor ve onları görevden alıyor. Bu sadece belediye başkanları açısından geçerli değil, belediye meclis üyeleri açısından da geçerli.

    Kayyım atanan belediyelerde o atanan valiler ve kaymakamlar aslında belediye meclisini de işlemez hale getiriyorlar. Yani resmen feshetmeseler de toplantıya çağırmayarak fiilen belediye meclislerini işletmiyorlar. Belediye meclislerinde sadece HDP yok ki, evet HDP çoğunlukta oradaki birçok belediye meclisinde ama o belediye meclisinde AKP’li ve CHP’li belediye meclis üyeleri de var. Dolayısıyla onları da bir biçimiyle işlevsiz hale getiriyor kayyım atamaları. O yüzden kayyım atanan yerlerde seçmen bunu görüyor ve o zaman seçim yapmanın anlamı ne sorusunu soruyor. Ve kim bunu yapıyor diye baktıklarında da AKP iktidarını görüyorlar.

    Şimdi koronavirüs dönemindeki 13 belediyeye kayyum atanması bunu perçinledi doğrusu. Bizim de geriye 12 belediyemiz kaldı zaten. Bugün yarın oralara da bir bahane bulup kayyum atayabilirler. Ve böylece planlı olarak hazırladıkları halkın iradesini gasp etme ve siyasi darbe yapma işinin son aşamasını da gerçekleştirmiş oluyorlar. Darbeci arıyorlar ya çok aramalarına gerek yok aynaya baksın bu iktidar, darbecilerin kim olduğunu o aynada görürler. Bu kadar açık ve net. Halkın iradesine siyasi darbe yapıyorlar.

    HDP’nin gündeminde kayyumlara karşı yerel yönetimlerden çekilme seçeneği var mı ya da kayyumlara karşı itirazını sokaklardaki protestolarla sürdürme kararı var mı?

    Yerel yönetimlerden çekilme diye bir tartışma gündemimizde yoktur. Geçtiğimiz yıl Kasım ayında Ankara’da yaptığımız toplantı ile o konuyu kapattık. Herhangi bir yerden çekilmiyoruz çünkü o yerleri kazanmak için çok ciddi bedeller ödendi. Hiçbir yeri mücadele etmeden onlara teslim etmeyeceğiz. Onlar gasp etsinler, hukuksuzluk yapsınlar, uluslararası demokratik sözleşmeleri çiğnesinler, tekrar ilk seçimde oraları kazanacağımıza eminiz.

    Kayyuma karşı mücadelelerimiz, sokakta da devam edecek. Protestolarımız devam edecek. Mahalle mahalle örgütlenmeye devam edeceğiz. Biz gözaltına alınan ve tutuklanan her arkadaşımız için üzülüyoruz ama şu durumdan iktidarın en ufak bir kuşkusu olmasın ki hiçbir kişi Kürt halkı, Türkiye barış ve demokrasi güçleri, asla ve asla gözaltı ve tutuklamalar nedeniyle siyasi faaliyet yapmaktan vazgeçmiyor. 2016’da yaptılar 4 Kasım siyasi darbesini, aradan neredeyse dört yıl geçti. O günden bugüne ne cezaevinde olan bir arkadaşımız ne de dışarıda olan bir arkadaşımız boyun eğdi. O konuda son derece kararlıyız.

    “Tartışmalar demokratik işleyişin gereği”

    İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, parti yönetimindeki hakim anlayışı, hantallığı eleştirerek, istifa etti. Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen’in de benzer eleştirileri var. Parti içinde ekipler tartışması mı var?

    HDP, diğer siyasi partiler gibi içinde çeşitli görüş ayrılıkları olan bir parti, bu bize aykırı olan bir şey değil. bu tartışmaların yapılıyor olması demokratik işleyişin bir gereğidir. Biz 2019 yılında, 2020 kongresine hazırlık olarak, bir yıl boyunca tüm il ve ilçelerimizde konferanslar yaptık. Ardından bölge konferansları yaptık. Örgütlenme, parti içi demokrasi gibi konuları özellikle tartıştık.

    Dolayısıyla biz böyle bir tartışma sürecinden gelerek 2020 Şubat’ında 4. büyük kurultayımızı yaptık. HDP içindeki tartışma her siyasi partide olduğu gibi vardır, bu demokrasinin gereğidir aynı zamanda.

    “Ekipler tartışması” yok ama HDP’nin içinde bileşenleri vardır, bireyler vardır, çeşitli platformlar vardır. Bu tartışmalar bir şekilde sürer ve bu doğal olandır.

    Hantallık meselesine gelince. Keşke biraz hantal olsaydık da bu kadar çok koşturmasaydık. Böyle dinamik bir çalışma anlayışı ve tarzı olmasaydı, üyeler, yöneticiler milletvekilleri böyle bir tavır göstermiyor olsalardı zaten iktidarın bu baskıları, saldırıları karşısında herhangi bir siyasi parti ayakta duramazdı, HDP de duramazdı. Ayakta durmasının nedeni bu dinamik yapısıdır.

    Ahmet Şık’ın eleştirilerinin bir kısmı doğru olabilir. Bu eleştiriler o konferanslarda da yapılmıştır. Ama bunların tartışılması, eleştirilmesi bunların özeleştirel bir tarzla yapılması gerekir. Her siyasi partide olduğu gibi her mücadele eden yapıda olduğu gibi HDP’de de yanlışlar ve eleştiriler olur, bunları gidermek için fark ettiğimiz ölçüde adımlar atılır. Bunun için istifa etmeye gerek yok.

    Ayhan Bilgen de HDP’nin eş belediye başkanıdır. HDP’de çok çeşitli görevlerde bulunmuştur. Eş Başkan Yardımcılığı, Grup Başkanvekilliği yapmıştır. Biz bunları tartışırız. Yanlışlarımız varsa bunları düzeltmeye çalışırız. Bazen eleştirilerde de abartı olabilir onları da tartışarak eleştirenlerle gidermeye çalışırız.

    Belki iktidar HDP içinde şey yaratmaya çalışıyor. Çok eskiden bu yana, şahinler güvercinler diye tartışmalar karşımıza çıkar. Dediğim gibi HDP’nin içinde demokratik tartışma ve eleştiri zemini her zaman vardır. HDP gibi bir parti, iktidarın saldırıları altındaki bir parti kendi içinde demokratik mekanizmaları işletmiyor olsa zaten o kırılma yaratır. Bizim açımızdan eleştiri özeleştiri mekanizmasının işliyor olması çok önemlidir. Başka türlü bu saldırılara dayanılamazdı.

    “Gerginliğin nedeni irtifa kaybetmeleri”

    Koronavirüs salgını sürecinde de sanki bir seçim atmosferindeymişiz gibi gerilim çok yüksekti. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz, bir erken seçim bekliyor musunuz?

    Seçim hazırlığı, yani o fikir bazılarının aklında olabilir fakat ben şu anda iktidarın bu riski üstlenebileceği kanaatinde değilim. Onların aslında önüne gelen ve gerçek olan araştırmalar, durumun çok parlak olmadığını gösteriyor. Şimdi seçim deyince herkes Meclis’e bakıyor ama sadece Meclis değil ki. Meclis’te milletvekili sayıları yeniden belirlenecek sonuç olarak. Ama esas önemli olan Cumhurbaşkanlığı. Yüzde 50+1’e ihtiyaç var. Çok riskli bir durum aslında. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu riski, hiçbir şey yokmuş gibi göze almasının çok kolay olduğunu sanmıyorum. Yani yapsa sonucu kendisi için hazin olacaktır. Bunun farkındalar dolayısıyla ben durumu toparlamadan, Türkiye’deki ekonomik açıdan yaşanmakta olan ve daha da derinleşecek olan krizi toparlamadan iktidarın bir erken seçim adımı atacağı kanaatinde değilim. Atarsa eğer sonuç kendisi için iktidarı kaybetmek olacaktır.

    Biz tabii ki böyle bir şeyi yapacak olursa, ‘aman yapma’ demeyiz. Ama ben iktidarın o adımı atacağı kanaatinde değilim, Tayyip Erdoğan’ın yüzde 50+1 cebimdedir, diye düşündüğünü hiç zannetmiyorum. Gerginlikleri de ondan kaynaklanıyor. Şu anda siyasal muhalefete, toplumsal muhalefete yönelik kutuplaştırıcı, gerginleştirici, hakaretamiz dili, üslubu, yaklaşımı da zaten bundan kaynaklanıyor. Var olan durumu görüyorlar, irtifa kaybediyorlar. İrtifa kaybettiklerini gördüklerinde de gerginleşerek kendi taraflarını kontrol edip, muhalefeti de sindirmeye çalışarak bu dönemi atlamaya çalışıyorlar. Muhalefet bütün bu oyunların farkında.

    Cumhurbaşkanı sıfatıyla bir partinin başkanının bütün muhalefet partilerine, onların yöneticilerine, milletvekillerine hakaret etmesini yıllardan beri yaşadıkları için etmese şaşırır herkes. Cumhurbaşkanı muhalif belediyelere teşekkür etmesi haber oluyor yani bu memlekette. Şimdi o yüzden ben çok erken seçim havası olduğunu düşünmüyorum. Yani hiçbir zaman böyle bir şey olmaz demiyorum ama şu andaki koşullar bir erken seçim için iktidar açısından uygun koşullar değildir. Keşke yapsalar da sonucunu görseler.

    Kaynak: BBC

     

  • Avrupa Konseyi’nden HDP’li belediye başkanlarının tutuklanması ve kayyum atamalarına tepki

    Avrupa Konseyi’nden HDP’li belediye başkanlarının tutuklanması ve kayyum atamalarına tepki

    Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Anders Knape, Türkiye’nin güneydoğusunda devam eden belediye başkanlarının gözaltına alınma sürecini ve kayyum atamalarını kınadı. Knape, ‘ülke yönetiminin daha da kötüleşmesi’ konusunda endişelerini dile getirdi.

    Yazılı açıklama yapan Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Knape, Türkiye’de seçimle işbaşına gelen belediye başkanlarına yönelik atılan adımları yakından takip ettiklerini söyledi. Knape, “Türkiye’yi ağır bir şekilde sarsan Covid-19 salgını sırasında bile Türkiye’nin güneydoğusunda hala belediye başkanlarının görevden alındığı ve kayyum atamalarının devam ettiği bilgileri geliyor. Sonuç itibari ile birçok belediye, 31 Mart 2019 seçim sonuçları gözardı edilerek, devlet tarafından atanan kişiler tarafından yönetiliyor. Daha önce birçok kez söylediğim gibi yerel yöneticilerin gözaltına alınma prosedürü ve bu kişilerin yerine kayyum atamaları dengeli ve özgür seçimleri risk altında bırakıyor. Türkiye’de yerel demokrasinin işleyişini de büyük tehlikeye atıyor.” dedi.

    Venedik Komisyonu rapor hazırlıyor

    Knape, 2019 seçimlerinden sonra belediye başkanı olmaya hak kazanmış kişiler ile ilgili alınan bir dizi karar hakkında Venedik Komisyonu’nun yasal görüşünü talep ettiklerini, raporu beklediklerini dile getirdi.

    Geçtiğimiz günlerde HDP’li 4 belediye başkanı gözaltına alındı, Siirt belediyesine kayyum atanmıştı.

  • Oxford Üniversitesi, Covid-19 aşı çalışmasında ikinci faza geçti: 10 bin 260 kişide denenecek

    Oxford Üniversitesi, Covid-19 aşı çalışmasında ikinci faza geçti: 10 bin 260 kişide denenecek

    Oxford Üniversitesi, İngiltere merkezli ilaç firması AstraZeneca ile Covid-19 aşısı geliştirmek için yapılan klinik çalışmalarda ikinci faza geçtiklerini duyurdu.

    Aşı çalışmalarında birinci fazı tamamladıklarını ifade eden bilim insanları, ikinci aşamada 10 bin 260 katılımcıda aşının koruyuculuğunun test edileceğini söyledi. Bu aşamada, test edilecek kişiler 5 ila 69 yaş arasındaki yaş gruplarından oluşacak.

    Söz konusu araştırmanın başındaki isim Prof. Dr. Andrew Pollard, “Çalışmalar başarılı bir şekilde ilerliyor. İkinci fazda geniş çaplı uygulamada koruma sağlayıp sağlamadığını göreceğiz” dedi.

    İlaç şirketinden yapılan açıklamada, testlerin başarıyla sonuçlanması halinde ilk etapta “AZD1222” adı verilen aşıdan 400 milyon doz üretilebileceğini, bu yıl ve gelecek yıl ise toplam 1 milyar aşı üretim kapasitesine ulaşılabileceğini belirtti. ABD, İngiliz ilaç firmasına 1,2 milyar dolar ödeyecek

    ABD yönetiminin Covid-19 aşısının temini için İngiltere merkezli ilaç firması AstraZeneca PLC’ye 1,2 milyar dolar ödeyeceği bildirildi.

    ABD medyasındaki haberlere göre, Oxford Üniversitesinin Covid-19 virüsüne karşı geliştirmeye çalıştığı aşının üretim ve dağıtımını yapacak AstraZeneca ilaç firması, ABD yönetimiyle anlaşma yaptı.

    Anlaşma kapsamında, ABD’nin firmaya 1,2 milyar dolar ödeme yapacağı ve bunun karşılığında ilk etapta ABD’de 30 bin kişiye aşı testi yapılması, üretim kapasitesinin de en az 300 milyon doza çıkarılması kararlaştırıldığı belirtildi.

     

  • Berlin gözaltına kayıplar için seslendi :  unutma, unutturma!

    Berlin gözaltına kayıplar için seslendi : unutma, unutturma!

    17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftası vesilesiyle, Cumartesi Anneleriyle ve dünyada gözaltında kayıplara karşı mücadele yürüten tüm kayıp yakınlarıyla dayanışmayı büyütmek, gözaltında kayıpların akıbetlerinin açıklanması ve tüm sorumluların yargılanması talebini yükseltmek için Berlin’de bir eylem düzenlendi.

    ICAD ve AvEG-Kon’un çağrısıyla 23 Mayıs Cumartesi günü Saat 15.00 de Berlin’in Kreuzberg semtinde yapılan eylem gözaltında kaybedilenler için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. ICAD Uluslararası Büro’nun Türkçe ve Almanca okunan mesajlarında egemen sınıfların kendi iktidarlarını korumak için toplumsal muhalefete yönelik olarak uyguladıkları bu saldırı yöntemiyle dünyamızda şimdiye kadar yüzbinlerce insanın devlet güçleri veya onlara bağlı paramiliter çeteler tarafından kaçırılarak kaybedildiği, bu kirli yöntemle toplumda kaygı, belirsizlik ve korku yaratılmaya ve böylece toplumsal muhalefetin susturulmaya çalışıldığı belirtilerek, kayıp yakınlarının, insan hakları savunucularının, ilerici ve devrimci güçlerin mücadelesi sonucu birçok ülkede devletlerin bu saldırısının önemli oranda geriletilebildiği vurgulandı.

    Gözaltında kayıpların yaşandığı ülkelerden örneklerin verildiği mesajlarda, gözaltında kayıplara karşı gelişen mücadele de anlatıldı. Arjantin’de Plaza de Mayo Annelerinin uzun yıllara yayılan mücadelesi ve Türkiye’de Cumartesi Annelerinin 25 yıllık mücadelesinin bu konuda yol gösterici olduğu belirtildi.

    Cumartesi Annelerinin ve tüm kayıp yakınlarının sesini her alana taşıma ve gözaltında kayıpların akıbetlerinin açıklanması ve tüm sorumluların yargılanması için mücadeleyi büyütme çağrısı yapıldı.

    Cumartesi Annelerinin 25 yıldır süren mücadelesinin, Amed’den Batman’a kadar Kürdistan’da kayıp yakınlarının mücadelesinin selamlandığı eylemde, Türk devletinin Cumartesi Annelerine getirdiği Galatasaray yasağı kınandı.

    Sol Parti Berlin eyaleti milletvekili Hakan Taş yaptığı konuşmada, gözaltında kaybetmelere karşı duyarlılık çağrısı yaptı ve Cumartesi Annelerinin 800. Haftasında yanlarında olma çabasında olacağını belirtti.

    Katılımcılardan Hasan Hüseyin Bayraktar’da eylemde bir konuşma yaptı.

    GÜLÜSTAN DOKU VE HÜRMÜZ DİRİL’İN AKIBETİ SORULDU

    Eylemde 5 Ocak’tan beri kendisinden bir daha haber alınamayan Dersim Munzur Üniversitesi 2. sınıf öğrencisi 22 yaşındaki Gülistan Doku’nun ve Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Kovankaya köyünde 11 Ocak’tan beri kayıp olan 71 yaşındaki Hurmüz Diril’in akıbeti soruldu.

    Gülistan Doku’nun ve Hürmüz Diril’in 4 ayı aşkındır kayıp olmalarından, Şimuni Diril’in öldürülüp bir dereye atılmasından Türk devletinin sorumlu olduğunun belirtildiği eylemde, 2016’dan beri ülkeyi KHK’lerle yöneten, hukukun, insan haklarının ayaklar altında alındığı Türkiye’de son yıllarda kayıp haberlerinin tekrar gündeme geldiği belirtilerek, Türk devletinin üç maymunu oynamayı bırakıp Gülistan Doku’nun ve Hürmüz Diril’in akıbeti hakkında açıklama yapması istendi.

    Cumartesi Annelerinin 25 yıldır süren mücadelesini, Amed’den Batman’a kadar Kürdistan’da kayıp yakınlarının mücadelesini selamlıyor ve Türk devletinin Cumartesi Annelerine getirdiği Galatasaray yasağını bir kez daha kınıyoruz.

    Gözaltında kayıplar için yapılmış olan Türkçe ve İspanyolca ezgilerin de dinletildiği ve gözaltında kayıpların resimlerin taşındığı eylem, “Yaşasın Enternasyonal Dayanışma” sloganlarıyla bitirildi.

     

  • İklim krizi: Bilim insanları koronavirüs önlemleriyle azalan karbon salımının tekrar hızla artmasından endişe ediyor

    İklim krizi: Bilim insanları koronavirüs önlemleriyle azalan karbon salımının tekrar hızla artmasından endişe ediyor

    Bilim insanlarına göre, Covid-19 salgınına karşı hükümetler tarafından alınan önlemlerin zirvesine çıktığı dönemde, küresel ısınmaya yol açan günlük karbon salımında yüzde 17 civarında düşüş yaşandı.

    Bu konuda şimdiye kadar yürütülen en kapsamlı araştırmanın sonuçlarına göre, bu rekor düzeyde düşüşün neredeyse yarısı motorlu araç kullanımındaki azalmadan kaynaklandı.

    Fakat Nature Climate Change (Doğa İklim Değişikliği) adlı bilimsel dergide yayınlanan araştırmanın yazarları, salgınla ilgili önlemler kaldırılıp herkes işine döndükçe, motorlu araç kullanımının yeniden artacağından ve karbon salımlarının da kriz öncesi düzeyini aşabileceğinden korkuyorlar.

    Uzmanlar bu kaygıyla, siyasetçilere, önlerine gelen bu fırsattan istifade ederek, bireysel seyahat ve taşımacılık konusunda kalıcı değişikliklere gitme çağrısı yapıyorlar.

    Birleşik Krallık’ın Ulaştırma Bakanı Grant Shapps, bu doğrultuda, yürüme ve bisiklet alt yapılarının geliştirilmesine 250 milyon sterlin ayıracağını açıkladı. Başka ülkeler de benzer planlar üzerinde çalışıyor.

    Hangi faktörler rol oynadı?

    Covid-19 salgınıyla başedebilmek için hükümetlerin uygulamaya koyduğu önlemler, hemen her türlü insan faaliyetinin yol açtığı karbon salımlarını ciddi boyutlarda azaltan bir etki yarattı.

    Hem motorlu araç kullanılan kara yollarında hem de hava ulaşımında büyük bir azalma yaşandı.

    Ne var ki İngiltere’de önlemler gevşetilir ve çalışanlar yavaş yavaş işe dönmeye başlarken Ulaştırma Bakanı Shapps, kamu taşıma araçları yerine insanlara “yürüyerek, bisikletle ya da kendi arabalarıyla” işe gitmelerini tavsiye etti.

    “Yürüyemiyor ya da bisiklete binemiyorsanız ama arabanız varsa, lütfen otobüse, trene ya da tramvaya binmek yerine arabanızı kullanın” dedi.

    Koronavirüs önlemleri ile dünyanın hemen her yerinde sanayi üretimi de durdu ve enerji talebi düştü.

    Şimdi, uzmanlar ilk kez bütün bu değişimlerin insanlığın, iklim değişikliğine yol açan sera gazları salımını nasıl etkilediğini detaylarıyla gösterdi.

    Telif hakkı Getty Images
    Image caption Dünya çapında hava ulaşımının durması karbon salımı konusunda düşünüldüğü kadar etki yapmadı

    Bilim insanları, koronavirüs nedeniyle sıkı sokağa çıkma önlemleri uygulanan 69 ülkeden gelen verileri değerlendirdiler.

    Bunlar, aynı zamanda küresel karbon salımlarının yüzde 97’sinden, yani tamamına yakınından sorumlu olan ülkeler.

    Nisan ayında salgının dünya çapında dorukta olduğu günlerde karbon salımlarının, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 17 azaldığı görüldu.

    Bu her gün dünya çapında 17 milyon ton daha az karbon gazı salımı gerçekleştiği anlamına geliyor.

    Bu düşüşteki en büyük pay otomobil kullanımına ait. Kara ulaşımı yoluyla üretilen karbon gazlarındaki düşüş yüzde 43 düzeyinde. Bu, sanayi ve enerji santrallerinin ürettiği karbon salımı toplamındaki düşüşe eşit bir miktar.

    Salgının ekonomiye etkisi bakımından her ne kadar başlıklarda en fazla dikkat çeken sektör ise de hava taşımacılığının durmasının sera gazları salımındaki düşüşe katkısı sadece yüzde 10 olmuş.

    En büyük karbon salımı düşüşü Çin’de. Onu ABD,Avrupa ve Hindistan izliyor.

     

    İhtimaller önlemlere bağlı

    Dünya çapında ekonomik faaliyetlere konulan bazı sınırlamalar yıl sonuna kadar devam ederse, küresel düzeyde karbon salımının yüzde 7 civarında düşeceği tahmin ediliyor.

    Eğer Haziran ayı ortalarında ulaşım ve ekonomide salgın öncesi koşullara dönülürse karbon gazı salımındaki yıllık düşüş yüzde 4’de kalacak.

    Fakat araştırma ekibi, sınırlamaların kaldırılmasıyla, özellikle motorlu araç kullanımının artabileceğinden ve bunun da karbon salımında yeniden bir yükselişe yol açabileceğinden kaygı duyuyor.

    Araştırmayı hazırlayanlardan, East Anglia Üniversitesi’nden Profesör Corinne Le Quere “Herkes işine döndüğünde insanların doğal olarak arabalarını kullanmak isteyeceği ve bunun da eskisini aşan karbon salımı düzeylerine yol açabileceği kaygısı büyük” diyor.

    Uzmanlar, karbon salımlarının iklim değişikliğini yavaşlatacak ölçüde azaltılabilmesi için, köklü bir sistem değişikliği gerektiğini söylüyorlar.

    Profesör Le Quere, taşımacılık söz konusu olduğunda bu konuda müthiş fırsatlar olduğunu düşünüyor.

    Le Quere 2008’de bir çok sanayi ülkesinde etkisini gösteren mali krizden sonra Çin, ABD ve Almanya gibi ülkelerde hükümetlerin rüzgar ve güneş enerjisine kayda değer yatırımlar yapmasının, yenilenebilir enerjinin maliyetini düşürdüğünü hatırlattı.

    “2020’de, şu an, aynı şeyi elektrikli ulaşım araçlarına geçiş bakımından yapmanın koşulları var. Akü fiyatları düştü. Tasarlanmış bir çok model var ve hükümetler de ekonomilerini canlandırma ihtiyacı içinde. Bu faktörler biraraya getirilebilirse, yarının taşımacılığında dev değişiklikler yapabiliriz” diye konuştu.

    Virüsün sunduğu fırsatları değerlendirmek, iklim değişikliği konusunu değerlendiren şirketlerin de gündeminin başında.

    Birlikte piyasa değerleri 2 trilyon 400 milyar doları bulan 155 şirket, kamuoyuna açık bir mektupla, tarafından Covid krizine net-sıfır karbon salımını hedefleyen yanıtlar geliştirilmesi çağrısı yaptı.

    Carlsberg, Iberdrola, EDF ve Coca Cola Avrupa’nın da dahil olduğu şirketler, hükümetleri “Gri ekonomiden yeşil ekonomiye daha hızlı ve daha adil bir geçişi öncelemeye” çağırdı.

    Karbon salımlarıyla ilgili son kapsamlı çalışmanın yazarları da hazır salımlar geçici olarak düşmüşken, gezegeni tehdit eden küresel ısınmaya karşı harekete geçmek için bu fırsattan yararlanmak gerektiğini söylüyorlar.

     

  • Koronavirüs: T hücrelerini destekleyen Interleukin 7 ilacı tedavi umudu yarattı

    Koronavirüs: T hücrelerini destekleyen Interleukin 7 ilacı tedavi umudu yarattı


    İngiltere’de bilim insanları, Covid-19hastalığını en ağır geçiren kişilerde koronavirüsün etkilerini hafifleteceğini umdukları bir tedavi üzerinde deneylere başladı.

    Söz konusu hastalarda T hücresi adı verilen bağışık hücrelerin sayısının çok düşük olması, tedavi için ilk ipuçlarını verdi.

    Lenfosit de denilen T hücreleri koronavirüse karşı etkili antikorları geliştiriyor ve vücuttaki enfeksiyonu temizleme işlevi görüyor.

    Şimdi, yapılan klinik deneylerle, vücuttaki T hücrelerini artırma işlevi gören Interleukin 7 adlı ilacın hastaların iyileşmesine yardımcı olup olmayacağı değerlendirilecek.

    Deneyleri Londra’daki King’s College ile Guy’s ve St Thomas’ Hastanesi’nden uzmanlar yürütüyor.

    İlk ipuçları

    Covid-19’u çok ağır geçiren 60 hastanın kanlarındaki bağışıklık hücreleri incelendiğinde, hastaların T hücresi sayısının olması gereken seviyeden çok düşük olduğu tespit edildi.

    Profesör Adrian Hayday, bağışıklık hücrelerinin sayısındaki düşüşü gözlemlemenin kendileri açısından büyük sürpriz olduğunu söylüyor:

    “Bu hücreler bizi korumaya çalışıyorlar fakat virüs bir şekilde onların ayağını kaydıracak bir şeyler yapıyor, çünkü sayılar çok büyük hızla düşüyor.”

    Normal, sağlıklı bir yetişkinin bir mikrolitrelik kanında (0,001ml) 2 bin ila 4 bin T hücresi (lenfosit) olması gerekiyor.

    Oysa Covid hastalarının kanında bu sayı 200-1200 arasına kadar düşüyor.

    ‘Müthiş cesaret verici’

    Araştırmayı yürütenler bu bulguların bir sonucunun, Covid-19’a karşı, kandaki T hücresi seviyesini hızla ölçen bir test geliştirilmesi ve bu yolla hastalığı kimin daha ağır geçireceğinin, önceden belirlenebilmesi olduğuna işaret ediyorlar.

    T hücresi koronavirüs ilişkisine dair bulguların bir başka çok önemli sonucu ise kuşkusuz, bağışıklık hücrelerinin azalmasını engellemek suretiyle tedavi ihtimalini ortaya çıkarması.

    Londra’daki Guy’s and Thomas’ Hastanesi’nin yoğun bakım doktorlarından Manu Shankar-Hari, yoğun bakıma alınan Covid-19 hastalarının yaklaşık yüzde 70’inin kanında T lenfosit düzeyinin, mikrolitrede 400-800 düzeyinde olduğunu, iyileşmeye başladıklarında ise lenfosit düzeyinin yeniden yükselmeye başladığını söylüyor.

    Deneyler ne aşamada?

    Interleukin 7 adlı ilaç daha önce küçük bir grup kan zehirlenmesi (septisemi) hastasında denendi ve bağışıklık hücrelerini hastaya zarar vermeden artırdığı kanıtlandı.

    Şimdi başlatılan deneylerde ilaç, en az üç gündür yoğun bakımda bulunan ve lenfosit hücrelerinin düzeyi çok düşmüş olan hastalara verilecek.

    Doktor Manu Shankar-Hari, “T hücrelerinin sayısını artırdığımızda viral enfeksiyonun temizlenmeye başlamasını umuyoruz” diyor.

    Shankar-Hari, “Bir yoğun bakım doktoru olarak durumu çok ağır hastalara bakıyorum ve elimizde destekleyici bakım dışında hastalığa karşı etkili aktif bir tedavi yok. O yüzden bu tür bir tedavi ihtimalinin denenmesi, bütün yoğun bakım doktorları açısından çok cesaret verici” diye ekliyor.

    Profesör Adrian Hayday ise bu araştırmanın, dünyanın dört bir yanında tedavi arayışı içinde olan bilim insanlarına, hastalığın bağışıklık sistemiyle ilişkisi bakımından hayati bilgiler sunduğuna dikkat çekiyor.

    Koronavirüsün bağışıklık hücreleri üzerindeki etkisinin önemine işaret eden Hayday, ilerde araştırmaların virüsün T hücreleri üzerinde bu etkiyi tam olarak hangi mekanizmayla yarattığına da yönelmesi gerektiğini söylüyor.

     

    Kaynak : BBC