Author: ali

  • Yıllarca eylemlerde ön saflarda olan Besna kadınları alanlara çağırıyor

    Yıllarca eylemlerde ön saflarda olan Besna kadınları alanlara çağırıyor

    VAN – Van’da birçok eylem ve etkinlikte en ön saflarda yer alan ve baskılara karşı yaşamı boyunca mücadele eden Besna Akdoğan, kadınları 8 Mart’ta da alanlarda olmaya çağırdı.
    Özgürlük, demokrasi, eşitlik ve hak mücadelesinde ön saflarda hep kadınlar yer aldı. Van’da yaşayan Besna Akdoğan da (65) onlardan biri. Her Kürt kadını gibi hayatı göç ve mücadeleyle geçen Besna, 30 yıl önce devlet baskılarından kaynaklı Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinden Yüksekova’ya, oradan da Van’a göç etmek zorunda kalır. Van’da yapılan eylem ve etkinliklerde ön safları, tüm yıldırma politikalarına karşı ise alanları terk etmeyen Besna, kadınları 8 Mart alanlarına davet ediyor.
    ‘Van’da da devlet baskısı devam etti’
    Yıllarca katıldığı eylemlerde sürekli şiddet ile karşı karşıya kaldığını aktaran Besna, kadınların daha fazla ses çıkarması gerektiğine işaret ediyor. Kadının hem erkek hem de devlet tarafından baskı altında tutulduğuna dikkat çeken Besna, “Devletten yana çok eziyet, cefa gördüm. Çocuklarım sürekli tutuklanıyordu. Bu nedenle İstanbul’a gitmek zorunda kaldılar. Van’a geldik burada arsa aldık, ev yaptık. Yine devletin baskıları devam etti. Her türlü işkenceyi uyguladılar. Her zaman halkımın yanındayım. Bunca şehit verdik hepsi bizim evladımız. Onların arkasındayız, bu davayı da bırakmayacağız” ifadelerini kullanıyor.
    ‘Kürt kadının var olduğunu dünyaya gösterelim’
    Kürt mücadelesinde kadınların ön saflarda yer aldığını söyleyen Besna, bütün kadınların el ele vererek alanlara akması gerektiğini dile getiriyor. “Kürt kadınının var olduğunu dünyaya göstermeliyiz” diyen Besna, 8 Mart’ta da sokaklara çıkılması gerektiğine vurgu yapıyor. 8 Mart’ın kadınların erkekler ile “hesap günü” olduğu değerlendirmesini yapan Besna, “Bütün dünya kadınları ayaklanmalı. Sloganlar atmalıyız, coşkuyla kutlamalıyız. Son zamanlarda ne yazık ki kadınlar evden çıkmıyor, seslerini çıkarmıyor. Kadınlar her zaman bu davada en önde oldular. Şimdi de bütün yük kadının omuzlarında. Kadın kendini kandırmamalı, ayakları üzerinde durmalı. Kadın her şeyi yapabilir” diye konuşuyor.
    ‘Kadının elinin değdiği yer güzelleşir’
    Kadınların özgürleşmek için daha fazla alanlarda olması gerektiğini ifade eden Besna, “Biz bu zamana kadara evlatlarımızı, canımızı, malımızı verdik. Devlet elinden dayak yedik, işkence gördük, hapis yattık. Kadın artık korkmasın. Kadın kendini özgürleştirsin, daha büyük adımlar atsın, daha çok özgürleşsin. Kadın sadece evinde değil her zaman her yerde özgür olsun. Kadın neye el atsa güzelleşir, çiçek açar, aydınlanır” sözlerini kullanıyor.
    ‘Beyaz tülbentlerimizden korkuyorlar’
    “Devlet kadınlardan korkuyor” diyen Besna, son olarak da şunları söylüyor: “Polis beyaz tülbentlerimizden, fistanlarımızdan, sloganlarımızdan, konuşmamızdan korkuyor. Bize ‘beyaz tülbentleri çıkarın renkli takın’ diyorlar. Polis buraya geldiği zaman cesurca konuşuyoruz. Kadınların artık evlerinin dışına çıkması lazım. Gün içinde hiçbir şey yapmasalar bile en azından iki Barış Annesini ziyaret etmeliler. Buradan tüm kadınlara sesleniyorum 8 Mart’ta sokaklara akmalıyız.”
  • Emniyet’ten koronavirüs paylaşımlarıyla ilgili açıklama

    Emniyet’ten koronavirüs paylaşımlarıyla ilgili açıklama

    ANKARA – Emniyet Genel Müdürlüğü, sahte koronavirüs paylaşımı yapan hesaplara ilişkin inceleme başlatılacağını açıkladı.

    Emniyet Genel Müdürlüğü, koronavirüsle ilgili olarak Türkiye’de salgının görüldüğüne dair gerçek dışı görüntü ve ses dosyalarını sahte hesaplar üzerinden yayarak kamuoyunu korku ve paniğe sevk eden paylaşımlar tespit edildiğini ve paylaşımı yapan şahıslar hakkında gerekli çalışmaların başlatıldığını açıkladı.
    Emniyetten yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığımız sosyal medya üzerinde milli ve manevi değerlere saldırı ile sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak yapılan hakaret ve saldırılar ile korku ve panik oluşturarak kamu düzenini bozan paylaşım yapan hesapları tespit etmek amacıyla 7/24 esasına göre sanal devriye faaliyetleri yürütmektedir. Bu doğrultuda yapılan incelemeler sonucunda, son günlerde dünyada birçok kişinin ölümüne sebep olan koronavirüs ile ilgili olarak ülkemizde de salgının görüldüğüne dair gerçek dışı görüntü ve ses dosyalarını sahte hesaplar üzerinden yayarak kamuoyunu endişeye düşüren korku ve paniğe sevk eden paylaşımlar tespit edilmiştir. Bu şekilde halkı korkutma amaçlı paylaşımlarda bulunan şahıslar hakkında gerekli çalışmalar başlatılmış olup en kısa süre içerisinde adli mercilere sevki sağlanacaktır.”
  • Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya

    Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya

    Şeyda İpek


    (Erkekler İçin) Hayat Kolaylaştıran Ürün Dizaynları

    Kadınlar birçok konuda erkekler ile aynı sonuçları almak için daha çok çalışmak zorunda. Bu sadece iş yerinde erkeklerin gördüğü saygıyı görmek gibi soyut kavramlar için değil, tarlada aynı ürünü üretmek için de böyle. Bunun en önemli sebebi insanlar için hayatı ve iş gücünü kolaylaştırması gereken araçların kadınlar için dizayn edilmemiş olması. Bunun günlük hayattaki en basit örneği, kadınlar olarak ne elimize ne cebimize sığan cep telefonları. Kadın eline sığmayan bir başka alet ise piyanolar. Bunun acısını küçük ellere sahip Christopher Donison adlı bir erkek piyanist de çekmiş.

     

    • Türkiye dahil olmak üzere birçok ülkede tarım makineleşmeye başlayınca kadınların tarıma katılım oranı düşüyor. Bunun sebepleri arasında kadınların bu makineleri almaya yetecek maddi durumlarının olmamasının yanında makinelerin kadınlar tarafından kullanımının zor olması da yer alıyor.
    • Yine tarım alanında yapılan “kalkınmalar” kadınlara danışılmadan yapılıyor. 2012 yılında Gates Vakfı tarafından hazırlanmış bir rapor buna güzel bir örnek vermiş: Sadece erkeklere sorulduğunda tarımda en önemli şey verim. Bunun için bir kurum verimi yüksek ekin hazırlamış. Fakat bu ekinler daha sonra çiftçiler tarafından rağbet görmemiş. Çünkü gerçek hayatta çiftçilerin arasında kadınlar da var ve kadınların öncelikleri farklı. Onlar için bu ekinleri ekmek uzun süreli hazırlık istiyor. Ayrıca bu ekinler verimli olsa da pişirmek için uzun süre istiyorlar. Daha sonra o ürünü pişirecek olan kadınlarında zamanı yok.
    • Ses kontrollü sistemler kadın seslerini anlamakta ve ayırt etmekte zorluk çekiyor. Mesela Google’ın ses-tanıma yazılımı erkek seslerini anlamakta %70 daha başarılı. Ses kontrol sistemleri arabalarımızdan ameliyathanelere kadar birçok yerde kullanılmakta ve bu tehlikeli sonuçlar getirebiliyor. Bir teknoloji şirketi sahibinin fikrine göre kadınların tek yapması gereken ses eğitimi alarak erkek gibi konuşmayı öğrenmeleri! Fakat tabii ki sorun kadınlarda değil. Bu eşitsizliğin en büyük nedeni bu tarz sistemleri eğitmek  için kullanılan veri tabanlarının yeterince kadın ses ve konuşma kalıpları barındırmaması.
    • Sadece ses tanıma yazılımları değil, yüz tanıma ve çeviri yazılımları da bu veri boşluğundan muzdarip. Kadınların veri tabanlarında doğru ve yeterli şekilde temsil edilmemesi yüzünden Bilim Kadınları’nın da sıkça karşılaştığı bir durum var: İngilizceye çevrilen twitlerde bilim kadınlarına erkek zamiri olan he olarak hitap edilmesi. İş başvurularında CV’leri tarayan algoritmalar da bu tarz veri eksikliğinden dolayı kadınlardan gelen başvuruları erkeklere göre başarısız algılıyor.
    • Silikon Vadisi gibi yerlerin erkekler tarafından domine edilmesi yeni ürünlerin çoğunlukla erkeklere yönelik olmasını sağlıyor. Kadınların hayatını kolaylaştıracak, yeni dizaynlı meme pompası gibi, ürünler fon sağlayan erkekler tarafından önemli görülmüyor. Bu isteksizlik mantıklı değil. 2018 yılında toplanan veriler gösteriyor ki kadınlar aldıkları her 1 dolar için 78 centlik kazanç sağlarken erkekler sadece 31 cent kazanç sağlamış. Bu üstünlük uzun süreli kazanca bakınca da devam ediyor.
    • Teknoloji endüstrisinin birçok köşesi erkekler tarafından domine ediliyor. Bunun sonuçları çoğunlukla yeni teknolojilerin kadınlar tarafından kullanımının zor ya da imkansız olması, veya kadınlarının ihtiyaçlarına cevap vermemesi. Mesela koşu bantları veya Fitbitler erkek fizyolojisine ve hayatına göre ayarlandığı için kadınların kalori yakma ve adım atma verilerini yanlış yorumluyor. Sanal Gerçeklik (SG) kıyafetleri kadınların vücuduna tam uymadığı gibi gözlükleri de erkeklerinkine göre küçük olan yüzümüze tam oturmuyor. Bunun yanında bazı SG gözlükleri maskaralı gözleri algılamıyormuş!
    • Araba kazalarında hayat kurtarıcı olması gereken emniyet kemerleri sadece erkek bedenine göre tasarlanmış modeller üzerinde denenmiş. Yine araba koltukları da böyle. Avrupa Birliği dahil hiçbir yerde bu tarz güvenlik yöntemlerinin kadınlar için test edilmesi şart değil. Kadınların kas oranı ve vücut yapıları erkeklerden genel olarak farklı. Memelerimizin olması ve hamilelik bu farklılıkları hepten arttırıyor. Fakat erkek-odaklı araba dizaynları bu farklılıkları dikkate almıyor. Verilere göre kadınlar erkeklerden daha az oranda kaza yaptıkları halde daha yüksek oranda ölüm tehlikesi altında kalıyorlar. Büyük olasılıkla kadın vücudu gözardı edilerek yapılan dizaynlar bunun bir parçacı, fakat veri toplayan beri gelsin!
    • Kadınların bir erkeğe ihtiyaç duymadan günlük hayatına adapte edebileceği mekanizmalar bulmak için kadınlarla konuşmayı akıl edemiyor icatçılar. Dünyanın dört bir köşesinde kullanılan üç-taş ocağı denen ortasında odun, kömür gibi bir yakıtın bulunduğu üç taştan oluşan geleneksel bir ocak türü var. Bu ocak etrafa zehirli dumanlar saçıyor. Ocak başında en çok zaman geçiren kadınlar olduğu için bu zehirli gazlar en çok onları etkiliyor. Onlarca yıl boyunca birçok kurumun evlere temiz ocak türleri getirme çabaları yetersiz kalmış. Onlara göre suçlu değişim istemeyen kadınlar. Halbuki temiz denen ocaklara bakıldığında bunların kadınların hayatını birçok yönde olumsuz etkilediği görülüyor. Mesela bazıları pahalı ve kadınların parası yok. Bazıları dikkat istiyor ve kadınların gün içinde yapacak bin türlü işi var, ocak başında bekleyemezler. Bazıları sürekli bakım gerektiriyor ve bu erkek işi. Kadınların yeni bir teknolojiyi adapte etmelerindeki çok büyük bir etken o teknolojinin kadınları erkeklere muhtaç etmemesi. Bu arada ocak sorununa en sonunda kadınlara danışılarak bulunan bir çözüm eski ocaklara eklenen, ucuz bir baca mekanizması. Bu icat için neredeyse 50 sene beklemek gerekmiş!

     

    Doktora Gitmek

    Kadın bedeninin erkek bedeninden sapmış bir anomali gibi görülmesi çok yaygın bir alışkanlık. Bir başka alışkanlık ise tıp ve ilaç bilimcilerin kadınları normalin dışında, hormonal değişimleri çalışmalarda kontrol edilemeyecek, gizemli yaratıklar gibi algılaması. Bunun sonucu ise kadınların ihtiyaç duydukları tedavilerin bulunmaması, hatta birçok hastalığın kadınlarda teşhis bile edilememesi.

     

      • Kadınlar ilaç ve tedavi çalışmalarında yeterince, hatta bazen hiç, temsil edilmiyor. Bu çoğunlukla kadınları etkileyen hastalıklar için bile böyle. Bu temsil eksikliği hayvan, hatta hücre seviyesindeki deneylerden başlıyor ve her aşamada devam ediyor. Buna verilen en büyük mazeret kadınların adet dönemindeki hormonların istatistikleri etkileyeceği. Bu mazeret bilimsellikten ve etikten uzak. Erkeklerin de hormonal değişimler yaşadıkları biliniyor. Ama en önemli nokta: adet gören insanlar ilaç almasın mı? Ki çok görülen bir olay birçok ilacın adet döneminde işe yaramaması, çünkü o dönemdeki etkileri deneyler ile çalışılmamış. ABD’de ilaç yan etkilerini yaşayanların büyük çoğunluğu kadınlar. Kusmadan sonra kadınlar için en büyük yan etki ‘bu ilaç bir işe yaramadı’.
      • Kadınların ilaç ve tedavi gelişiminde temsil edilmemesinin yan etkisi sadece işe yaramayan ilaçlar değil. Bu eksiklik kadınların hayatını değiştirecek ilaçların geliştirilmesini engelliyor. Mesela neden adet sancısı için bir ilaç yok piyasada? Bazı ön çalışmalar Viagra’nın kadınlarda adet sancısını azalttığını göstermiş, fakat bu sorunun önemli bir durum olmadığını düşünen şirketler ve kurumlar detaylı çalışmalar için fon ayırmıyor. İlaçların yanında tıbbi aletlerin de kadınlar üzerindeki etkisi çok bilinmiyor. Kalp krizi riskini azaltmak için kullanılan kalp pili tarzı araçlar erkeklerde daha çok işe yarıyor. Bu tarz araçların ne zaman takılacağı ise yine erkeklerden toplanan verilere göre verilen bir karar.
      • Bazı hastalıklar kadınlar ve erkeklerde değişik semptomlarla başlıyor. Bunlardan belki de en önemlisi kalp krizi. Hepimizin küçük yaşta filmlerden öğrendiğine göre kalp krizi yaşlı, şişmanca bir erkeğin göğsünü tutması ile gösterir kendini. Halbuki birçok kadında kalp krizi semptomları mide bulantısı ve karın ağrısı. Bu ‘normalden farklı’ semptomlar doktorlar tarafından göz ardı ediliyor. Kadınların kalp krizinden ölme riski erkeklerden daha yüksek. Teşhis eksikliği bunun nedenlerinden biri. Diğer nedenler tabii ki kalp krizinden korunma ve tedavi yöntemlerinin kadınlar için değil erkekler için optimize edilmiş olması.
      • Kadınların semptomları sağlık personeli tarafından dikkate alınmıyor. Belki erkeklerin de ‘doktor beni dinlemedi’ tarzı sızlanışları vardır, fakat bu deneyim büyük oranda kadınları etkiliyor. Kadınların ağrı ve acıları çoğunlukla fiziksel bir hastalık değil de duygusal nedenlere bağlanıyor. Sırt ağrısı için doktora gidip antidepresan ile eve gönderilen kadınlar nadir değil. Bu inançsızlık kadınların hastalıklarının teşhisini senelerce geciktirebiliyor. Mesela ABD ve İngiltere’de endometriyozis adlı, rahim hücrelerinin vücutta başka yerlerde büyümesi ile oluşan bir hastalığın teşhisi 8-10 seneyi bulabiliyor. Bu hastalığın en büyük semptomu: aşırı karın ağrısı. Bayıltacak kadar olabiliyor bu ağrı, ama kadınlar ‘strestendir’ diyerek eve gönderiliyor.
  • Sevgili gelecekteki ben, seni çok seviyorum!

    Sevgili gelecekteki ben, seni çok seviyorum!


    Küçükken anneannem mor eteğimle sokakta oynamama izin vermezdi. Taytlar pantolonlar geçirip çıkardım üzerime. Etekli, sarışın kızlara bakıp özenirdim. Sanki o eteğin yokluğu beni görünmez yapıyordu. Mahalle maçı yapan oğlanların ilgisini çekmiyor, bir türlü dönüp bakılacak kadar güzel hissetmiyordum. Güzelliğin defter arasına kalp çarpıntısıyla bırakılmış akrostiş bir şiire, teneffüs aralarında kız kıza kikirdemelere, gizli bir bilginin yarattığı adına arkadaşlık dediğimiz ortaklıklara yol açtığı zamanlardı. Güzellik nasıl da her şey demekti! Bir de çalışkan öğrenciysen! Matematiğe kafan basıyor, hücreleri mikroskopla gözüne sokmaları gerekmeden uzaktan tanıyorsan.

    Ben mikroskopla görmeden inanmayanlardandım. Hayal gücüm bir rapunzel saçlı prenseslere, bir de şu suya bile karışan hidrojenle oksijene kızgındı. Başka şeyler hayal ediyordum. Sonu hep bir sahnede ödül aldığım, bazen yazar, bazen fen bilimlerini parmağında oynatan bir profesör, bazen de dünya şampiyonu ilk kadın futbolcu olduğum düşlerle bitiyordu. O zaman herkes mecburen fark edecekti beni. Mahalle maçı neymiş, ben dünya şampiyonu olmuştum. Üstelik birkaç dilde röportaj veriyor, İngilizce öğretmeni ‘’repeat after me’’ diye sınıfta öfkelenedursun, dünya basınını kendime hayran bırakıyordum. Bu hayallerin sabahı koşa koşa aynaya baktığım ve yine nalet olası gözlerimin yeşil oluvermediği gerçeğiyle kararıyordu.

    Dokuz yaşında neredeyse her gün bilim kadını ya da ünlü bir yazar olma düşüyle daldığım uykulardan kahverengi çekik gözlerle uyandım. Hangisi benim düşümdü, hangisi renkli gözlü Barbie bebeklerden kalmıştı? Baktım gözlerimin bir sabah yeşil, mavi, hadi en olmadı elaya döneceği yok ben de çalışkan olmaya karar verdim. Dünyanın en çalışkanı! Matematikten din bilgisine bütün konuları ezberleyip, durmadan yıldızlı beş almaya başladım. Yeşil gözlü olmaktan biraz daha zordu tabii. Yeri geldiğinde uzun duaları bile hatasız okumayı, yirmi beş soruluk testlerden en fazla iki yanlış çıkarmayı gerektiriyordu. Profesörlüğe dair hayallerimi ardı arkası gelmeyen konu testleriyle rafa kaldırdım. Elli yaşında bile, laboratuvarımda buluşlar yapmak isterken beni rahat bırakmayacaklar, ikide bir test çözdüreceklerdi demek bana. Bilim benim için dört şıklı test sorusu demek oldu.

    Çalışkan olunca çok sevildim. Öğretmenler yere göğe sığdıramıyor, kopya timi sınavlarda etrafıma denk gelebilmek için çırpınıyordu. Başkalarıyla aynı suçu işlediğim halde cetvelle avucuma vurulmadı. Hatalarımda annemle babamı arayacağını söyleyerek tehdit etmedi müdür yardımcısı. Ben yine de hata yapmadım. Ya biterse korkusuyla. Ya beni de matematikten 1 alanlar gibi arka sıralara atarlarsa diye. Şimdi düşünüyorum da nice güzel yetenek, belki ressam, en hakikisinden bir şair, bir zanaatkâr ya da sadece kendine inanan bir insan olabilecek niceleri arka sıralara atılarak etkisiz eleman, istenmeyen bir hayalet olduğuna inandırılmıştır.

    İlkokul yıllarında o dönem televizyonda denk geldiğim bir filme öykünerek olsa gerek, yirmi yıl sonra açmak üzere bir mektup yazmışım kendime. “Sevgili gelecekteki ben” diye başlıyor mektup. “Mutlaka çalışkan olmalısın!” Hayata dair keşfettiğim bu şahane bilgiyi heyecandan devrilen cümlelerle tekrarlayıp durmuşum. Hata yapmayacak, çok çalışkan olacak, en iyi okullarda okuyacak, böylece sevilecekmişim. İnsan sevilmeye ne hasret, hem de her yaşta. Biraz gözlerim doldu ne yalan söyleyeyim. Keşfettiği çok gizli hayatta kalma iksirini gelecekteki haliyle paylaşan küçük kızı bulup sarılmak istedim. Onun elinden tutacak, bu kadar kafaya takma diyecektim. Düşeceksin, hayatının en büyük başarısızlığı sandığın başarısızlıklar yaşayacaksın. Çalışkan olmakla engelleyemeyeceğin yaralar alacaksın. Hayat keşfettiğini sandığından biraz daha çetrefil çıkacak. Bazen bir festival, bazen korku filmi. Korktuğunda gözünü sımsıkı kapayacaksın, yine de yok olup gitmeyecek. Orada dikilip seni mücadeleye çağıracak. Gideceksin sen de. Bata çıka, düşe kalka. En kötü halinde de seni seven çıkacak. Hem de sırf düzgün doldurduğun sınav kâğıdına göz ucuyla bakabilmek için değil, yalnızca sen olduğun için.

    Bugün yirmi yıl sonra okumak üzere başka bir mektup yazdım kendime. “Sevgili gelecekteki ben!”, diye başladım, “seni çok seviyorum”. Başına bin bir türlü iş gelmiş olmalı. Eminim elinden geleni yapmışsındır, üzülme. Bugün elimde geleceğini mükemmel kılacak harika buluşlar yok. Belki de hiç olmadı. Gelecekteki hali mutlu olsun diye mektup yazan o masum inançta saklı büyük sır. İnancın hala baki mi? Öyleyse devam. Hayatı kestirilemez olduğu için tutkuyla sevmedik mi?

    Görsel: PING ZHU
    Kaynak: 5Harfliler
  • Bir erkek müttefik mi olmak istiyorsunuz? Evi temizlemekle başlayın!

    Bir erkek müttefik mi olmak istiyorsunuz? Evi temizlemekle başlayın!

    İnsanların onaylamak istemediği ama bizi de ev işleri konusunda daha fazla adım atmaktan geri tutan bir şey var: Erkeklerin direnci. Erkekler ev işlerinin ve çocuk bakımının adil paylaşılmasını istemiyor: Etraflarındaki kadınların stresinden ve çilesinden habersizmiş gibi kasten görmezden gelerek veya patolojik bir kayıtsızlıkla öylece duruyorlar.

    Moira Donegan

    Bulaşıkların yıkanmadığını hayal edin. Çamaşırları kimsenin yıkamadığını, kirlilerin yerlerde yığıldığını ve oldukları yerde küflenip, bitlenip kokuştuklarını hayal edin. Kimsenin bebekleri beslemediğini veya bebeklerin altını değiştirmediğini ve kimsenin akşam yemeği hazırlamadığını düşünün. Evin ninesinin kalp doktoru randevusunun ayarlanmadığını ve ninenin randevu için hazırlanmadığını ya da onu doktora götürecek biri yoksa oraya gitmesi için nineye hatırlatma yapılmadığını hayal edin. Kimsenin evi süpürmediğini, camları temizlemediğini veya evin etrafında tozutan döküntüleri toplamadığını hayal edin. Bunun bir hafta, iki hafta, iki ay sürdüğünü hayal edin. Kapalı yatak odası kapıları ardında gerçekleşen ev içi kavgaları ve çığlık çığlığa ağlayan çocukları hayal edin. Açlığı, yaralanmaları ve enfeksiyonları düşünün. Dükkanlarda ya da ofislerdeki ücretli işçiliğin nasıl aksayacağını, telefonla aktarılan ikazlara rağmen işin kötü yapıldığını ve hatta yapılmadığını hayal edin. Kadınların ev işlerini yapmadıklarını hayal edin. Ya da kadınların da ev işlerini erkeklerin yaptığı gibi yaptıklarını: Canları isterse yapıp istemezse yapmadıklarını hayal edin. İkinci dalga feministlerin, ev içinde de cinsiyet eşitliği talebini yükseltmeye başlamasından beri 50 yıldan fazla zaman geçti. Ancak, kadınların, ev işleri, yaşlı bakımı ve çocuk bakımı işlerinde hâlâ erkeklerden çok daha aktif çalıştığına dair kanıtlar giderek artıyor. Stres ve kendine zaman ayıramamak kadınlar için sadece hayat kalitesinin düşmesiyle sonuçlanmıyor aynı zamanda kalp hastalıkları, kanser, arterit ve diyabet riskleri gibi sağlık sorunlarıyla boğuşmalarına da neden oluyor. Feministler bunları yıllardır dile getiriyor ve ne yazık ki gözlemler ve deneyler bu savları giderek artan sayıda veriyle destekliyor. Fazla çalışan Amerikalı kadınlar ev işlerindeki bu eşitsiz dağılım nedeniyle iyice çileden çıkmış durumda. Bu kızgınlığı ve kırgınlığı yüksek sesle dile getiren kadın sayısı artıyor. Bu kadınların çoğu zengin değil. Haliyle bakıcı, temizlikçi veya yardımcı olarak bu işleri kendileri yerine yapacak daha düşük gelirli bir kadını-çoğunlukla mülteci veya ırksal azınlıkta olan kadınları- çalıştırarak bu işlerden öylece sıyrılamıyorlar. Ev işlerinin hakkaniyetli dağılımı için verilen mücadele, mutfaklardan ve yatak odalarından kamu alanlarına taştıkça taşıyor. Psikolog Darcy Lockman’ın yakın zamanda New York Times’da yayınladığı makalesi  ‘İyi’ Babalar Paçayı Nasıl Kurtarıyor? (What ‘Good’ Dads Get Away With), hemen viral oldu ve feminist ev işi analizlerine yeniden bir ilgi doğurdu. Ancak kadınlar arasında farkındalığın artması bu problemi çözmek için yeterli değil. İnsanların onaylamak istemediği ama bizi de ev işleri konusunda daha fazla adım atmaktan geri tutan bir şey var: Erkeklerin direnci. Erkekler ev işlerinin ve çocuk bakımının adil paylaşılmasını istemiyor: Etraflarındaki kadınların stresinden ve çilesinden habersizmiş gibi kasten görmezden gelerek veya patolojik bir kayıtsızlıkla öylece duruyorlar. Bu karmaşanın günümüze en yakın başlangıcı kadınların 1960’ların sonlarında yüksek oranlarla iş gücüne katılmasına dayanıyor. Bu eğilim daha çok evli beyaz kadınlar arasında görülüyordu ve evlilik, ev hayatı ve evcimenliğe getirilen eleştirilerle birlikte ikinci dalga feminist hareketin yükselmesi ile sonuçlandı. Bu dönemde ev işleri konusunda kadınlar ortak bir tavır sergilediler. Kadınlar, kendilerine dayatılan koca-çocuk ve ev üçgeninde kendilerini gerçekleştirebileceklerine dair orta sınıf mitiyle baskılanmayı reddettiler. Feministler, kapitalizmin kadınların ücretsiz ev içi emeğine ve üreme işçiliğine bağımlılığını eleştirdiler. Bir erkek ve kadın arasındaki ev işi paylaşımına dair farkları, fiziksel istismar olarak ele aldılar. Kültürel yaklaşımın dayattığı, kadınların zamanlarının tamamını, tüm dikkat ve enerjilerini başkalarının iyiliği için kullanmaları gerektiğine dair ahlaki zorlamayı tartışmaya açtılar. 20 sene sonra, Arlie Hochschild’in 1989’da yeri göğü sallayan kitabı ‘İkinci Mesai’, erkeklerin kadınlardan çok daha az ev işi yaptığına dair ampirik kanıtlar sundu – ki bu kadınlar tam zamanlı işlerde çalışıyorlardı, ev işleri güya hafifletilmişti ve çiftler kendini özgürlükçü, ev işlerini eşit paylaşan çiftler olarak tanımlıyorlardı. Feminizmin bu evresinin akabinde, özgürlükçü heteroseksüel erkekler daha eşit birer eş ve ebeveyn olmak istediklerini söylediler. Ev işlerinde ve rutin günlük işlerde, çocuk ve yaşlı bakımında eşitlikçi olmaya niyetlendiler. Ve ardından ‘öyle yapmadılar’. Kadınlar iş gücüne girdiklerinde, ikinci bir işi de devralmış oldular: Önce dışarıdaki ücretli iş ve sonra evdeki ücretsiz iş. Sorun hiç değişmedi. Geçen hafta cinsiyet avukatları grubu Promundo’ nun yayınladığı ‘Dünya Babalarının Durumu’ raporu, kadınların ev içindeki işlerde erkeklerden 10 kat daha fazla çalıştığını ortaya koydu. Erkekler evdeki bu zamanlarını ne için harcıyorlar? Bilgisayar oyunları gibi keyfi aktivitelere. Ancak ev işleri, yeniden düzenlemeler için biraz hileli bir eşitsizlik alanı. Bu eşitsizlik, evin özel alanı içinde var oluyor ve kadınlar birbirlerini bu işleri yaparken göremiyor. Bu gözden uzak kalma durumu, erkeklerin bu çileyi eşit şekilde paylaşmadığına dair kolektif bir bilinç oluşmasını da engelliyor. Bu, öyle çok göz önünde olan bir mücadele alanı değil. Ev işlerini düzenlemek zor çünkü bunlar ücretsiz ve kendiliğinden yapılan işler. Ev içindeki eşitsizlikler, kadınların ücretli işlerinde yaşadıkları eşitsizlikler ve cinsel saldırı, adaletsiz ücret ve hamilelik nedeniyle işten ayrılma/atılma gibi zorluklar yanında daha önemsiz gibi görünüyor. Ev içi emeği yeniden düzenlemek zor çünkü kadınlar, eşlerinin veya erkek arkadaşlarının ev içi işe katılmayı reddetmeleri yüzünden bu işleri orantısız derecede üstleniyorlar: Erkekler yapmak istemedikleri için eşler ve kız arkadaşlar bu işleri onların yerine zaten yapıyor. Feministlerin ev içi işleri ile ilgili konuşmalarında bu konu dile getirilmeye çekinilen bir konu çünkü oldukça çetrefilli. Pek çok heteroseksüel kadın sevdikleri adamları eleştiren feminist analizlere direnç gösterebiliyor hatta saldırganlaşabiliyor. Kadınlar ve evlilik-evcimenlik hakkında, ev işlerinin zorunluluktan veya yükümlülükten değil de sevgiden kaynaklanan işler olduğunu söyleyen/söyleten gizemli kültürel çarpıtmayı aşmak da çok zor. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde pek çok kadını ev işlerinin profesyonel bir iş gibi ele alınması gerektiğine dair ikna etmek oldukça güçleşiyor. Ev işlerinde gerçek eşitlik, feministlerin başarı kaydedemediği bir şeyden geçiyor: erkeklerin davranışlarında değişim. Ev işlerindeki eşitsizlik ısrarla devam ediyor çünkü erkekler bunu seçiyor. Bilerek görmezden gelmelerine, feministlerin ‘öğrenilmiş yetersizlik’ dedikleri ‘sen bu işte daha iyisin bebeğim’ şeklindeki manipülasyonlarına ya da kadınların çilesini bencilce umursamama hallerine bakınca, erkekler ev işlerini yapmamayı ‘tercih’ ediyorlar. Aile fertlerinin ihtiyaçlarını hatırlamak ve takip etmek gibi zihinsel işleri yapmamayı seçiyor, kendi çocuklarına bakmamayı tercih ediyor, kendi arkalarını toplamamayı seçiyorlar. Bu sorunu çözmek için, feministler diplomatik davranarak ev işlerindeki eşitsizliğin nedeninin erkeklerin iradesiyle ilgili bir sorun olduğu gerçeğini görmezden gelemezler. Erkekler daha iyi seçimler yapmak zorunda kalacaklar. Erkekler birlikte yaşadıkları kadınlara karşı daha büyük bir sorumluluk ve ahlak algısı geliştirmek ve bu sorumluluk ve ahlak algısını kullanmak zorunda kalacaklar. Erkeklerin daha sık bebek bezi değiştirmesi ve daha sık bulaşık yıkaması, daha sık doktor randevusu takip etmesi ve ağlayan çocukları sakinleştirmesi gerekiyor. Kendi ve çocuklarının arkalarını toplamaları ve hatta bunları yapmak için boş zamanlarından fedakarlıkta bulunmaları gerekiyor. Erkekler bunları kendiliğinden yapmayacaklar. Ancak kadınlar onları mecbur bırakabilir. Sonuçta, ev işlerinin birer iş olduğunun farkında olan kadın sayısı arttıkça, büyük bir grev yaratacak kadın sayısı da artıyor demektir.

    Bu yazı 4 Haziran 2019’da the Guardian’da yayınladı.
    Çeviren: Güneş Akçay
    Kaynak: Çatlak Zemin 
  • Koronavirüs (Covid-19): İngiltere’de virüs nedeniyle ilk ölüm gerçekleşti

    Koronavirüs (Covid-19): İngiltere’de virüs nedeniyle ilk ölüm gerçekleşti

    İngiltere’de başka sağlık sorunları olduğu belirtilen ileri yaştaki bir kişi koronavirüs tanısının konmasının ardından hayatını kaybetti. Bu, ülkede koronavirüsten ilk ölüm.

    Resmi yetkililer hayatını kaybeden kişinin ismini, yaşını ve cinsiyetini açıklamadı. Guardian gazetesi, hastanın 70 yaşlarında bir kadın olduğunun anlaşıldığını yazdı.

    Başkent Londra’ya yaklaşık 75 kilometrelik uzaklıktaki Royal Berkshire Hastanesi’nden yapılan açıklamada, “koronavirüs ile alakası olmayan nedenlerle hastaneye zaman zaman yatan ileri yaştaki bir hastanın” hayatını kaybettiği kaydedildi.

    Hastaneden yapılan açıklamada, hastanın “hastaneye yatırıldığı ve dün gece koronavirüs testinin pozitif çıktığı” ifadeleri yer aldı.

    İngiltere Sağlık ve Sosyal Bakım Bakanlığı, ülkede 5 Mart günü yerel saatle sabah 09.00 itibarıyla 18.083 kişinin koronavirüs testine tabi tutulduğunu, bu kişilerden 17.968 kişinin test sonuçlarının negatif çıktığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Galler’de bir kişide daha virüs tespit edildi.

  • Londra DGB: Türk askeri Suriye’den çekilsin

    Londra DGB: Türk askeri Suriye’den çekilsin

    Londra Demokratik Güç Birliği, İdlib’te 30’u aşkın Türk askerinin hayatını kaybetmesinin AKP’nin politikalarının ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gösterdiğini vurgulayarak, Türkiye ve tüm emperalist ülkelerin Suriye’den askerlerini çekmesi gerektiğinin altı çizildi. 

    Araların da Britanya Alevi Federasyonu, Kürt Halk Meclisi, Day-Mer ve Gik-Der gibi kurumların yer aldığı Londra Demokratik Güç Birliği, Türkiye’nin Suriye politikası ve Ortadoğu’daki gelişmelere ilişkin bir açıklama yaptı. DGB açıklamasında, cihatçı grupların denetiminde olan İdlib’de Suriye ordusunun açtığı ateş sonucunda otuzun üzerinde Türk askerinin yaşamını yitirmesinin Türkiye hükümetinin izlediği politikanın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gösterdiği belirtildi.

    ‘HALKLAR İÇİN FELAKETTİR’

    AKP Hükümeti’nin  Türk askerini geri çekmeye yanaşmamasının acılara yol açtığı ifade edilen açıklamada, şunlara yer verildi: “Gelişmeler, Türk askerlerinin artık Suriye topraklarında kalmasının daha fazla ölüm ve gözyaşı anlamına geldiğini bir kez daha gösteriyor. Saldırı sonrasında NATO’nun ve ABD’nin desteğe, müdahaleye çağırılması ise çatışmaların yatışmasına değil daha fazla büyümesine yol açacaktır. Başta ABD olmak üzere, batılı güçler Suriye sahasında Türkiye’yi Suriye ile doğrudan savaştırarak bölgedeki planlarını hayata geçirmekten çekinmeyecekler. Böylesine bir savaşın bölge halkları için bugüne kadar olandan daha büyük bir felaket olacağı da açıktır.”

    CİHATÇILARLA İŞBİRLİĞİNDEN VAZGEÇİN 

    AKP Hükümeti’nin Türkiye’ye büyük bedeller ödeten ve savaş tehdidi ile karşı karşıya bırakan politikasına son vermesi ve cihatçı çetelerle işbirliğinden vazgeçme çağrısında bulunan DGB, İdlib’de askerlerin öldürülmesinden sonra Türk hükümetinin bir kez daha ülkedeki sığınmacıları bir şantaj olarak kullanılmasını ise kabul edilemez olduğu kaydedildi. Sığınmacıların uluslararası politikalarda pazarlık malzemesi haline getirmenin  ikiyüzlülük ve istismarcılık olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Asıl çözüm, öncelikle bütün yabancı güçlerin Suriye’den çekilmesi, demokratik hak ve özgürlüklerin olduğu bir Suriye kurulması gerekiyor. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkeleri de, bölgede savaş ve çatışmaya destek veren tutumlarına son vermeli ve sığınmacılar için kapılarını açmalıdır. Suriye’de devam etmekte olan ABD, Rusya, Avrupa ve bölge ülkelerinin emperyalist çıkarlar için yürüttüğü bir savaştır ve bu savaşın bedelini Arap, Kürt ve Türk halkı ödemektedir. Suriye halkının özgür ve demokratik bir ortamda kendi geleceğini belirleyeceği bir barış ortamı sağlanmalıdır” dedi.