Author: ali

  • Asrın Hukuk Bürosu’ndan yeni açıklama

    Asrın Hukuk Bürosu’ndan yeni açıklama

    İmralı Adası’nda çıkan yangın nedeniyle Asrın Hukuk Bürosu avukatları yeni bir açıklama yaptı. Büronun sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şöyle denildi:

    ‘ACİL VE HAYATİ RİSK VAR!’

    “27.02.2020 tarihinde İçişleri Bakanı, canlı TV yayınında kamuoyuna İmralı Adası’nda yangın çıktığı bilgisini paylaşmıştır. Bilindiği üzere İmralı Adası 1999 yılında müvekkilimiz Sayın Öcalan için tek kişilik cezaevi alanı olarak dizayn edilmiş, akabinde 2015 yılında da diğer müvekkillerimiz Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın nakli gerçekleşmiştir. Müvekkillerimiz iradeleri hilafına yasal düzenlemelerin dışında yerleşime ve ziyarete kapalı, askeri yasak bölge kapsamında olan adada tutulmaktadırlar. Sayın Öcalan ve yanında bulunan diğer müvekkillerimizin bu yangından doğrudan etkileneceği kaçınılmaz bir gerçekliktir. Mevcut ada koşullarında acil ve hayati risk teşkil eden böylesi bir durumda anlık müdahale koşullarının varlığı tartışmalı olup, haklı kaygı ve tereddütlere sebep olmaktadır.

    ‘GÖRÜŞMENİN HEMEN SAĞLANMASI ZORUNLU’

    12 Ağustos 2019 tarihinde gerçekleşen aile ziyaretinden sonra İmralı Adası’nda tutulan müvekkillerimiz ile temas kurmamız engellenmiştir. Maalesef müvekkillerimizin sağlık ve can güvenliklerine ilişkin herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Tutulma koşullarını yerinde denetlemek amacıyla yasal hakkımız olan avukat ve aile görüşünün ivedilikle sağlanması zorunluluk arz etmektedir. Bu amaçla avukat ve aile görüşmelerinin sağlanması için yetkili savcılık ve Adalet Bakanlığı’na başvurularda bulunulmuştur.
    İmralı Adası’nda tutulan müvekkillerimize uygulanan mutlak tecrit suç teşkil etmektedir. Buna karşı tavır almak her şeyden önce ahlaki ve insani tutum olup demokratik yasal hak kapsamındadır. Kamuoyunun bu hassasiyeti göstereceğine inanıyor ilgilileri sorumluluklarının gereğini yapmaya davet ediyoruz.”

     

  • Doğum günün de Mehmet Aksoy (Memocan…)

    Doğum günün de Mehmet Aksoy (Memocan…)

    Hikmet Erden


    “Kapitalizme teslim olmayın, Maddiyata, çirkin ilişkilere, sevgisizliğe, saygısızlığa, yozluğa, eşitsizliğe teslim olmayın” diyen ve YPG basın biriminde iken yaşamını yitiren yönetmen, yazar, gazeteci, ve şair Mehmed Aksoy, doğum günü dolayısıyla Londra Highgate Mezarlığı’nda ailesi ve sevenleri tarafından bir kez daha anıldı.

    Her vesile ile anılan ve genç yaşta YPG basın biriminde iken Rakka’da IŞİD çeteleri tarafından katledilen Mehmed Aksoy’u kimi  devrimci, kimi sinemacı yönetmen, kimi yazarlığı ile kimi dostluğu, arkadaşlığı, kimi eşitsizliğe karşı bir militan yada karizmatik bir diplomat kimi de sadeliğin önderi olarak tanımlar. Aslen Malatya’nın Kürecik ilçesinden Kürt ve Alevi bir aile olan Aksoy ailesi politik ve ekonomik nedenlerle  80’li yıllarda önce İstanbul’a göç etmek zorunda kalır. Ailenin ilk çocuğu olan Mehmet Aksoy, 24 Şubat 1985 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Sosyalist ve devrimci bir aile ortamında  dünyaya gelen Mehmet Aksoy’un ailesi bir kaç yıl sonra da bu kez de İngiltere’ye göç etmek zorunda kalır.

    Kapitalizmin başkentlerinden Londra’da büyüyen Mehmet Aksoy, burada tıpkı kendi cümlesi ile ‘Kapitalizme teslim olmadan’ hem sosyalist mücadele hem de Kürt Özgürlük Hareketinin yılmaz bir savunucusu olur. İdeallerine ve düşüncelerine uygun bir şekilde yaşayan Mehmet’in  en önemli özelliği ise eylemler de bir önder, günlük hayatta bir emekçi işçi, mütevazi ve sadeliği ile onu tanıyan tanışan her insanda farklı bir etki bırakması olur.

    Aksoy’un Karl Marx’ın bulunduğu  Londra Hıghgate Mezarlığı’ndaki mezarının ziyaretçileri ise hep var. Aradan 3 yıla yakın bir zaman geçse de Mehmet her fırsatta ‘hakkı verilmiş bir yaşam’ denilerek anılıyor ve mezarı çiçeklerle süsleniyor.

    Amed’ten Öyle ki, 26 Eylül 2017 günü Rakka’da IŞİD çetelerinin saldırısı sonucunda yaşamını yitirdikten sonra onlarca aile yeni doğan bebeklerine ya ‘Mehmet Aksoy’ yada onun bir diğer adı olan ‘Firaz Dağ’ ismini verdiler. Zürih’e Londra’dan Hewler’e kadar yeni doğan Firaz Dağ’lar ile Mehmet’in güzel yürekli anası Zeynep Anayı ise yalnız bırakmıyorlar. Yoldaşları, sevenleri, arkadaşları ve onu duyan ona saniyelerle dokunan her insan büyük sevgi ve minnetle anıyor.

    Londra’nın bağrından çıkan ve Rakka’da ölümsüzlüğe yürüyen ‘Bizim Memocan’, ‘Bizim Memed’in doğum günü vesilesi ile yaşama bakışını anlatan bir kaç sözü ise şöyle:

    “Katliamlara, soykırımlara uğramış ama pes etmeyen, onuruyla direnen halkımın hikayelerini anlatmak istiyorum, bu benim en büyük hayalim.” 

    “ Sadece yıldızlara bakın Beni orada göreceksiniz Samanyolu kıvrımında Galaksilerin buluştuğu yerde”

    “Tüm yürekler, tüm gözler buraya dönmeli. Çok büyük bir savaş başlayabilir. Ben buna hazırlıklı olacağım. Ödediğimiz bedeller boşa gitmemeli. Bayrak hiç düşmemeli. Çocuklarımıza onurlu bir miras bırakmalıyız. Mutlaka kazanmalıyız. Yüz yıl daha köle gibi yaşamamalıyız. Bunu bir propaganda olarak algılama!’

    ‘Yoldaşlık sağlıklı bir toplumun temel taşıdır’

    “Demokrasiye, insan haklarına, laik sosyal bir sisteme inanan tüm Türkiye ve Kürdistanlılar hem milliyetçi devletçi askere hem de İslamcı devletçi faşizme karşı alternatif olarak bir duruş sergilemelidir. Bunun için önce meseleyi doğru anlamak gerekir.”

    “Dünyanın tüm çocuklarını kucaklasam, Bassam bağrıma Desem; ‘Size savaşsız bir dünya getirdim, Şeker tadında’ inansalar tüm bilmezlikleriyle, tüm çocukluğumla…”

    “Bu hayatta devrimden daha değerli hiç bir şey yok. Ne olursa olsun zafer bizim olacak.”

     

  • ‘Dersim biat etmez’

    ‘Dersim biat etmez’

    Britanya Demokratik Güç Birliği, Dersim’de yaşanan kaçırma, tecavüz, cinayet, doğa katliamı ve baskılara dikkat çekerek, Dersim’e sahip çıkılarak herkesin demokratik tepkisini dile getirmesi istendi. Türk devletinin Dersim halkını biat etmeye zorladığı vurgulayan DGB, “Dersim biat etmez” dedi.

    Londra’da bir araya gelen demokratik kitle örgütleri, Dersim’de Gülistan Doku’nun kaçırılması, Dersim doğasına dönük tahribatlar, kutsal sayılan dağ keçilerinin vurulması ve Dersim’e dönük AKP Hükümeti’nin politikalarına karşı bir açıklama yapıldı. Britanya Demokratik Güç Birliği tarafından Londra Dersim-Der binasında yapılan açıklamaya kurum temsilcileri ve çok sayıda Dersimli katıldı.

    Burada bir açıklama yapan Dersim-Der Başkanı, Gülistan Doku’nun günlerdir bulunmamasına dikkat çekerek, “Munzur Üniverisitesi’nde bir öğrenci kayboluyor ve bulunamıyorlar. Dersimin her yanı mobesse kameraları ile izlenmektedir. Her taraf izleniyor ancak ne kaçıranlar ne de başka bir iz bulunmuyor. Aslında bulunmak istenmiyor. Çünkü bu işin içerisinde asker ve polis var. Pertek’te e kız ve erkek çocuklarına tecavüz ediliyor ve bir kişi bile tutuklanmıyor. Son dönemler de bu kaçırma, tecavüz ve cinayetler adeta bir planlı şekilde Dersim’de yürütülüyor. Bu bilinçli olarak Dersime yönelik bir saldırıdır” dedi. Açıklamanın devamında, şunlar ifade edildi: “Dağ keçileri toplu olarak katlediliyor. Binlerce insan dağ keçilerini görebilmek için Dersim dağlarına çıkar ve bir kutsallıkları vardır. Yine failler bulunmuyor. Dersim biz devrimciler için çok önemlidir. Dersim bütün önderliklerimizi Dersim halkı bağrına basmıştır. 38 öncesini hatırlarsanız Dersime dönük kanunlar şark ıslahat planları çıktı. Bugün de Dersime yönelik bir özel plan olduğu görülüyor. Demokratik ve  hukuk devleti yok. Dersim de 15 Temmuz sonrası sorgulanmayan insan kalmadı. Bir Dersimliyi FETÖ iddiasıyla tutuklayabiliyor. FETÖ hakkında kitap yazmış birini bile yargılıyorlar. Biat eden bir toplum yaratmaya çalışıyorlar. Ancak Dersim biat etmez” denildi.

    DERSİM’İ SAHİPLENMELİYİZ

    Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil ise Sivas katliamı katilini af eden zihniyet ile Dersim inancını Dersim’de inancın membası olan o toprakları yok etmek istemesi birbirinden bağımsız olmadığına dikkat çekti.  Dersimin Kürt halkının kendi inancını yaşamak için ortaya koyduğu mücadele de ev sahipliği yapması taraf olmasının devleti ve hükümeti rahatsız ettiğini vurgulayan Erbil, “Dersimde hala direniş damarı direniş bilgisi yüksektir. Dersim dünyanın neresinde olursak olalım hepimiz için bir umut kaynağıdır. Bunu doğasıyla inancıyla bütün muhalefet yapan kesimlerin her bir yanıyla ortadan kaldırmak isteyen bir anlayışın hedefine koyduğu bir alandır. Bugün dağ keçilerine saldırması, oradaki gençlerin kaybolması oradaki gençlerin tecavüze ve katliama uğramasına rağmen görevlilerin hiç bir şey yapmıyor olması tesadüf değildir. Bugün doğa insanlarının oradaki doğaya sahip çıkmaması da normal değildir. Dersim sahiplenilmesi ve yaşatılması gereken bir alandır. Bizler de DGB ve BAF adına Dersimin mücadelesinin yanındayız ve olmaya devam edeceğiz” diye kaydetti.

    SOKAKLARA ÇIKALIM

    GİK-DER adına bir konuşma yapan yazar İbrahim Avcil, Dersim’de yaşanan olayların devletin özgürlük ve demokrasi kuvvetlerini sindirme planının bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Bugün Türkiye ve Kürdistan’da demokrasi kuvvetlerinin en ufak bir hak arama mücadelesi devlet tarafından zulümle bastırılmaktadır. Bu durumda ülkede ki insanlarımızın gözü kulağı yurtdışında yaşayan bizlerdedir. Ancak ne yazık ki yurt dışında yaşayan halklarımız da devletin sindirme politikasından nasibini almıştır. Ülkedeki demokrasi mücadelesinin sesine ses olmamak onların mücadelelerine omuz vermemek doğru değildir. Tıpkı ülkede olduğu gibi burada da demokrasi mücadelesi için korkmadan sokakta olmalıyız. DGB olarak en temel çağrımız burada da sokak mücadelesini büyüterek ülkedeki demokrasi mücadelesine omuz verip AKP ve MHP faşizminin saldırılarını alaşağı etmektir” diye belirtti.

  • Av. Sertbay: Ankara Anlaşması’nda yüzde 90 oranında kabul alıyoruz

    Av. Sertbay: Ankara Anlaşması’nda yüzde 90 oranında kabul alıyoruz

    Hikmet Erden


    Morgan Has Solicitors avukatlarından Emre Sertbay, AB’den ayrılan ve geçiş sürecine geçen İngiltere’de Ankara Anlaşması’nın halen yürürlükte olduğunu ve bu dönem yapılan başvurular da yüzde 90 oranında kabul aldıklarını belirtti. Sertbay, İngiltere’nin 11 aylık geçiş sürecinde AB ile yapacağı anlaşma ve müzakerelerin Ankara Anlaşması’nın da nasıl dizayn edileceğine karar verileceğini belirterek, Avustralya’da uygulanan puanlama sisteminin uygulamaya konulabileceğini belirtti.

    İngiltere’nin 31 Ocak’ta AB’den resmen ayrıldığı Brexit ardından 11 aylık AB ile müzakere süreci de start almış oldu. Türkiyeli toplumu yakından ilgilendiren ve Brexit ile birlikte ne olacağı belirsiz hale gelen Ankara Anlaşması başvuruları ise sürüyor. Ancak, İngiltere’nin AB’den kaynaklı uyguladığı Ankara Anlaşması’nın 11 ay sürecek olan geçiş sürecinde yeni prosedür netleşecek. Londra’da faaliyet yürüten ve başarılı hukuk Firması Morgan Has Solicitors avukatlarından Emir Sertbay, Ankara Anlaşması konusunda başvuruların sürdüğünü ve şu aşama da herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarını ifade ederken, bundan sonra ki süreci ve olasılıkları değerlendirdi.

     

     

    Öncelikle Ankara Anlaşması nedir?

    Toplumumuzun çoğu Ankara Antlaşması ile haşır neşir olduğu için belki de bileceklerdir bu vereceğimiz bilgileri. Ankara antlaşması bilindiği gibi İngiltere’de iş kurmak maksadıyla Türkiye vatandaşlarına AB anlaşmaları üzerinden verilen bir haktır. Buraya gelip Ankara Anlaşması üzerinden Türkiye vatandaşları hayatını kurabilir. İlk etapta 12 aylık bir vize ardından 3 yıllık ve yine uzatma olarak bir 3 yıllık başvurunun da ardından 5 yılınız dolduğunda süresiz oturum hakkına kavuşuyorsunuz. Bu oturumun ardından vatandaşlık hakkı doğuyor. Tabi ki bu vatandaşlık başvurusu için B1 ve Life İn UK adlı bir sınavı geçmek zorundasınız. Tabi ki bunun yanı sıra 5 yıl boyunca vergiler düzenli ödenecek, herhangi bir kriminal davaya karışılmayacak ve aleyhe sivil bir dava olmaması gerekiyor. Home Office tabi ki kendi imtiyazları ve farklı kararlar verme hakkı vardır. Tabi genel olarak başlangıç ve son arasında 6 yıllık bir süreç yaşanıyor. Ankara antlaşması uzun yıllardır burada uygulanan bir vize türüdür.

     

    Peki Ankara Anlaşması şu an ne aşamada?

    Şimdi tabi ki İngiltere’nin AB’den 31 Ocak itibari ile çıkış yapması ile birlikte bu vize türünün geleceği hakkında tabi ki insanlar da bir kaygı ve merak oluştu. Ankara Antlaşması’nın geleceği hakkında şu tarih itibari ile kesin bir yargıda bulunmak yanlış olur. Bilindiği gibi 31 Aralık 2020 tarihine kadar AB’den çıkışla ilgili bir geçiş süreci yaşanacak. 31 Aralık’a kadar İngiltere AB ve diğer ülkeler ile birlikte müzakereler yaparak anlaşmalar yapmaya çalışacak. Bunun içerisinde göçmenlik, ticaret diğer AB ülke vatandaşlarının hakları ve çalışma  şartları, özellikle sağlık gibi alanlarda nasıl imtiyazlar sağlanacağı ve bundan sonra gelecek olan AB vatandaşlarına uygulanacak prosedür gibi bir dizi müzakereler yürütülecek.

     

    Bu süreç uzayabilir mi?

    Kulislerde konuşulan şudur: Bunun bir yılda tamamlanması çok zor. Bir yıl içerisinde bitmeyeceği için bu müzakerelerin 31 Aralık’ta bitmeyecek ve uzun bir dönem sürebilir. İngiltere’nin AB’den kaynaklı uyguladığı Ankara Antlaşması’da müzakere edilecek. Bu müzakereler de benim tahminim 31 Aralık 2020’ye kadar bir anlaşma olmaz ise bu konuda bu anlaşma bitmemiş olacak. Tabi ki bu süreçte rahatlıkla başvurular yapılabilecek. Geçiş süreci olduğu için taraflar müzakere halinde. Şu anda hiç bir hak etkilenmedi. Bunun tersi bir açıklama yok.

     

    31 Aralık sonrası ne olacak?

    Asıl mesele de budur. Şimdi 31 Aralık sonrası başvuru olabilecek mi. Şimdi İngiltere’deki ilgili bakanlık ve kurumlar yapmış olduğu açıklama, Biz AB’den çıkarken bütün sınırların kontrolünü elimize almak ve ülkemize yapılan göçte gelecek olan kişilerin özelliklerini bilmek istiyoruz. Avustralya sistemi olan puanlama sistemini hayata geçirmek istiyoruz. Bu puanlama sistemi de tamamiyle kişinin özellikleri ile olacak bir puanlama sistemi olacak. Birincisi geçmişte iş planı ile gelip başvuru yapmanız gerekiyordu. Ankara Anlaşmasın da en temel konu iş planıdır. Siz bu işi burada yapacağınızı söylüyorsunuz ve vergi ödeyeceğinizi söylüyorsunuz. Gerçekten bu normal ve reel midir. Benim tahminimce İngiliz Hukuk sistemi getirilecek. Minimum bir konuşma kapasitesi isteyecekler. Günlük bir İngilizcenizin olmasını ön görür İngiliz hukuku. İngilizce şartı getirilecek. Bu sunduğumuz iş planının burada yapılıp yapılamayacağına bakacaklar. Geçmişte bununla ilgili ne kadar deneyim var. Şu andaki Ankara Anlaşmasında kişilerin SGK sisteminden kaynaklı bu adamın nerede çalışıp çalışmadığını göremezsiniz. Şu an yaptığımız başvurular da kayıtsız olarak çalıştığı yerlerden de referanslar bırakıyoruz  ama ilerleyen zamanlar da Ankara Anlaşması devam edecekse İngiliz Hukuku kapsamında iyileştirmeler yapılacak. Kişisel geliştirme eğitim ve deneyim ispatı ve kanıtları sunulması getirilecek. O zaman daha kalifiye eleman olma şartı olacak.

     

    Başvuru kabul oranınız nedir?

    Şu an yüzde 80-90 arası başvurular kabul ediliyor. Kabul edilmeyenler de para kaynağı konusunda sıkıntılardan kaynaklı. Onu da aşabilecek bazı belgeler sunabiliyoruz. Ama bu bir sonraki anlaşma da daha katı olacak.

     

    Yeni düzenleme de neler olabilir?

    İşçi vizesi için 3. Dünya ülkelerinden başvuruları mesela bir komite inceliyor ve bu konuda deneyim, diploma, tecrübe gibi konular da büyük bir titizlik gösteriliyor. Yani bu ülkede gerçekten başarılı olup olmayacağına bu komite karar veriyor ve ondan sonra vize veriliyor. Şimdi yeni anlaşma da buna benzer bir düzenleme getirilebilir. Yani banka daki paranın kaynağı ve vergi gibi konular da daha sıkı uygulamalar gelebilir. Ankara Anlaşması bu tür vizelere benzetilebilir. Ki yüksek oranda böyle bir şey gelişebilir. Birde vize ücreti talep edecekler. Mevcut durumda vize ücreti talep edilmiyor ancak yeni anlaşma da böyle bir ücret getirme olasılığı var. Mesela sağlık sistemini kullanmak için bir ücret ödenmiyor. Ancak yeni düzenlemede bunun için de bir ücret talep edilebilir.

     

    Yani işi zorlaştıracaklar?

    Tabi ki zorlaşabilir. Çünkü herhangi bir İngiliz vatandaşı başka bir ülkeden eşini getirebilmesi için, vergi ödemek, belirli bir gelire sahip olmak, sağlık konusunda 30 aylık bir sigortası olmak ve yani neredeyse binlerce pound ödeme zorunluluğu var. Böylesi bir başvuru da 4 bin pounda yakın bir gider ortaya çıkıyor. Ama Ankara Anlaşması’nda durum tamamiyle avukatlık ücreti ödemeniz yeterli oluyor. İngiltere zaten bu imtiyazları kendi İngiltere vatandaşları ile eşit hale getirmek istiyor. Yani bir İngiliz vatandaşı eşini getirmek için 4 bin pound öderken AB ülkesi birisi yada Ankara Anlaşması’nda böyle bir gider oluşmuyor. Bu aradaki uçurumu eşit hale getirmeye çalışacaklar.

     

    Peki 31 Aralık sonrası başvurular devam eder mi?

    12 ayın sonunda bir anlaşmaya varılırsa dahi başvurular devam edecek. Geriye dönüş bir düzenleme olacağını düşünmüyoruz. Çünkü yasayı geriye doğru işletmeyebilirler. Ancak anlaşma sağlandıktan sonra oluşacak yeni prosedür ne olur bu konu anlaşmada sonra netleşir. Bakın Hükümet bir süre önce bir niyet beyanında bulundu ve ‘Brexit tarihinde ülkede Ankara Anlaşması ile bulunanların hakları korunacak. Vize uzatımları ve kalıcı oturum başvuruları şu anki yasaya göre işleme alınacak’ denildi. Yani 31 Aralık tarihine kadar başvuru yapanlar eski sisteme göre işleme tabi tutulacaklarını bekliyoruz. Elbetteki bu bir niyet beyanıdır ve kesinlik ifade etmiyor.

  • Sancar: Yolumuzun ışığı Öcalan

    Sancar: Yolumuzun ışığı Öcalan

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) 4. Olağan Kongresi’nde Merkezi Mutabakat Komisyonu’nun Eş Genel Başkan adayı olan Mithat Sancar, on binlere seslendi. Sancar, kongreye katılanları Kürtçe, Arapça ve Türkçe selamladı.

    ‘İNŞA ZAMANI’

    Sancar’ın konuşmasının satır başları şöyle:
    “Cezaevlerinde rehin tutulan yoldaşlarımız, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, bütün diğer yoldaşlarımız, zorunlu sürgüne gitmek zorunda kalan çok değerli kardeşlerimiz, buradan, bütün ülkeye yürek dolusu selam gönderiyoruz. Siz de mutlaka görüyorsunuz, göremiyorsanız hissediyorsunuz, boşuna çekilmiyor bunca acılar, boşuna ödenmiyor bu bedeller.
    Şimdi direnişimize ve direnenlere her zaman sahip çıkacağız. Ama artık şunu da çok açık ve yüksek sesle söyleyeceğiz: Şimdi inşa zamanıdır. Kazandıklarımızı inşa edeceğiz. Bu inşanın temeline demokrasi, özgürlük ve barış koyacağız. Demokrasiyi, başarı, adaleti özgürlüğü inşa etmek için artık zaman gelmiştir. Direnerek bize bu mirası getirenler bize bu görevi yazıyorlari, söylüyorlar. Yeni yaşamı inşa edin, demokratik hayatı özgür yaşamı inşa edin. HDP inşa yolundadır ve bunu başaracaktır.

    ÇAĞRI

    Demokrasi barış ve adalet isteyen herkese çağrımız var. Son yıllarda büyük yaralar açıldı. İnsanlar aşından ekmeğinden edildi. Kayyum ile halkın iradesi gasp edildi. Cezaevleri doldu insanlar kaçırıldı katledildi. Bu yaraları saracak iradeyi ortaya koyalım. Haksızlıkları giderecek bir yol planı üzerinde çalışalım. Herkese yapıyoruz bu çağrıyı.
    Sonra talana son verin. Kararlı davranacağımızı ilan edelim. Gireceğimizi birlikte ilan edelim. Doğayı talan edenleri, yarattığı büyük tahribatları nasıl tamir edeceğimizi birlikte konuşalım. Talan her alanda var. Bu talanı durdurmak bizim öncelikli görevimiz olmalıdır. Gelin bunu birlikte ilan edelim.
    Talan iktidarları da yalan iktidarları da kandan beslenir, savaştan beslenir. Şimdi kanı durdurmak büyük barışı kurma zamanıdır. Biz HDP olarak tekrar yapmaya devam edeceğimizi ilan ediyoruz ama daha anlaşılır ve daha güçlü bir şekilde söylüyoruz. Barış için ne yapılması gerekiyorsa yapmaya hazırız.
    Barış yoluna herkesi katkı sunmaya çağırıyoruz.

    ‘İMRALI KAPILARI AÇILMALI’

    Fakat barışa katkıyı sunacak iradenin önünün açılmasını da istiyoruz. İmralı’nın kapılarını açın ki barışın yolu sonuna kadar açılsın. Barış isteyen herkes samimiyetle şuna inansın; barışın yolu açılacaksa, Öcalan mutlaka ve mutlaka bu yolun ışığı olacaktır. O nedenle diyoruz, tecrit sadece bizim meselemiz değildir. Sadece hukuk meselesi değildir. Bu ülke barışının meselesidir. Biz bu çağrıyı vicdanında, yüreğinde, fikrinin herhangi bir yerinde adalet, huzur, barış taşıyan herkese yapıyoruz.
    Buradan mutabakatları Astana’da, Soçi’de arayanlara da sesleniyoruz. Mutabakat orada aranmaz. Size hiçbir şey vermez. Tam tersine bu ülkeye ve bu bölgeye daha çok kaos ve kan getirir. Mutabakat arıyorsanız, işte Dolmabahçe mutabakatı, Onunla yürüyelim.
    Ben zorluklardan söz etmeyeceğim. Her şey gözler önünde. Efrin’deki işgal, Kuzey Suriye’ye askeri müdahale gözler önünde şimdi İdlib. Bunların ne kadar vahim olduğunu anlatmama gerek yok.

    ‘TÜRKİYE’NİN DEMOKRATLARIYLA BU ÜLKEYİ YÖNETECEĞİZ’

    HDP artık bu ülkeyi Türkiye’nin demokratlarıyla birlikte yönetmeye aday, talip. Türkiye’nin demokratlarıyla birlikte yöneteceğiz. Buna inancımız, birikimimiz, gücümüz var. Önce biz inanacağız, sonra diğerlerini inandıracağız. Bu yol iktidar değil, ülkeyi adil yönetmenin yoludur. HDP’nin önü açıktır. Türkiye’yi yönetmeye aday bir HDP için, eşitlik ve barış için ne kadar büyük bir şans, imkan ve güvence olduğunu herkes iyi görmelidir, değerlendirmelidir. Evet, bizlerin hedefi herkesin özgür olduğu bir ülke, herkesin eşit olduğu bir toplum, herkesin onuru ile yaşadığı demokratik bir cumhuriyettir. Türkiye’nin demokrasiden, adaletten ve barıştan yana bütün güçleriyle yürütmeye hazırız. Verdiğimiz sözlerin arkasında her zaman durduğumuzu, vaatlerimize hiç bir zaman sırt dönmediğimizi, asla bir propaganda olmadığını kanıtladık. Bundan sonra kanıtlamaya kanıtlamaya ihtiyaç yok. Herkesi hayata bakmaya davet ediyorum.

    ‘ÖZGÜRLÜK VE EŞİTLİK OLMADAN KARDEŞLİK OLMAZ’

    Kardeşliğin ön şartı, herkesin özgür olması, herkesin eşit olması. Özgürlüğün ve eşitliğin olmadığı bir yerde kardeşlik olmaz. O nedenle özgürlük, eşitlik için mücadele aynı zamanda halkların kardeşliği için mücadeledir. Bu kongre bizim bu kürsüden Türkiye’ye en önemli mesajlarımızı, en net hedeflerimizi gösterme kongresidir. Sadece; toplumsal sorunların şiddetle çözümleyemeyeceğini biliyoruz. Eğer şiddet bir ülkede ortaya çıkmışsa, bunun sebeplerini görmeden, ortadan kaldırmadan, gerçekten şiddete karşı mücadele etmek, şiddeti bitirmek mümkün değil. Mutlaka şartları samimiyetle görmeli sonra şiddeti demokratik yöntemlerle bitirecek, ülkeyi barışa ve özgürlüğe taşıyacak adımları hep birlikte atabiliriz. Çözümün demokratik siyaset olduğundan en ufak şüphe duymuyoruz. Çözüm özgür ifade de, toplumsal müzakerededir. Gelin hep birlikte el ele verelim, sorunları birlikte görelim. Çözümü birlikte tartışalım.”

  • İngiltere mavi pasaporta geçiyor

    İngiltere mavi pasaporta geçiyor

    Avrupa Birliği’nden ayrılan İngiltere 30 yıl sonra yeniden mavi pasaporta geçiyor. İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office) mart ayından itibaren yeni pasaportların kullanıma gireceğini açıkladı. Brexit ile Avrupa Birliği üyeliğini bırakan İngiltere, uzun yıllardır kullanılan bordo pasaportlarını da yenisiyle değiştiriyor.
    Birleşik Krallık’ta mavi pasaportlar 1921 yılında kullanıma girmiş, 67 yıl sonra, AB üyelerinin daha uyumlu pasaport düzenlemesi kapsamında kullanımdan kaldırılmıştı.
    İngiltere İçişleri Bakanı Priti Patel, yeni pasaportların ‘ülkenin milli kimliği’ ile yeniden buluşacağını ileri sürdü.
    Passport İndeksi’ne göre dünyada 81 ülke mavi pasaport kullanırken, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkeler bordo pasaport kullanıyor.
    EN GÜÇLÜ PASSAPORT JAPONYA’NIN
    The Henley Passport Index, 2020 yılının ilk haftasına girildiğinde dünyanın en güçlü pasaportları listesini güncelledi. Geçen sene olduğu gibi dünyanın en güçlü pasaportu 2020’de de Japonya oldu. Japonya pasaportuna sahip olanlar geçen sene 190 ülkeye vizesiz seyahat edebilirken bu rakam 2020’de 191’e yükseldi.
    Listede Singapur ikinci (190), Güney Kore ve Almanya üçüncü (189), İtalya ve Finlandiya (188) ise dördüncü sırada yer aldı. İspanya, Lüksemburg ve Danimarka ise 187 ülkeye vizesiz seyahat özgürlüğüyle beşinciliği paylaştı. İngiltere pasaportu ise 8’inci sırada yer aldı. İngiltere pasaportu ile 184 ülkeye vizesiz giriş sağlanabiliyor.
  • Salona sığmayan coşku: Kongre faşizme meydan okuyor

    Salona sığmayan coşku: Kongre faşizme meydan okuyor

    ANKARA- HDP’nin 4’üncü Olağan Kongresi’ne Türkiye’nin dört bir yanından katılan halklar, salonun dışına taşan atmosferi, “faşizme meydan okuyor” diye yorumladı.
    Halkların Demokratik Partisi (HDP) 4’üncü Olağan Büyük Kongresi, Ankara Spor Salonu’nda (Arena) devam ediyor. Kongreye, Türkiye’nin dört bir yanından erken saatlerde gelen binlerce kişi salondaki yoğunluktan dolayı dışarıda bekliyor. Salon ve bahçesini dolduran binlerin slogan, halay, türkü ve coşkusu, Ankara sokaklarında yankılanıyor.
    Kadınların yöresel kıyafetleriyle halayları coşturduğu kitle, “Jin jiyan azadî” “Bê serok jiyan nabe”, “Selam selam İmralı’ya bin selam”, “Baskılar bizi yıldıramaz” şeklinde sık sık sloganlar atıyor.
    POLİS RAHATSIZ OLDU! 
    Salon dışına taşan kitlenin attığı sloganlardan rahatsız olan polis zaman zaman müdahale etti. HDP’li vekillerin araya girmesiyle müdahale gerginliğe dönüşmedi.
    Salonda yerlerini alan binlerce kişinin coşkusu, gösterilen sinevizyona, Türkiye devrimci hareketinin liderleri ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının yansımasıyla doruğa ulaştı.
    Kongreye katılanlar duygu ve düşüncelerini ajansımızla paylaştı.
    ROBOSKİLİ ANNELER KONGREDE
    Roboskili Anneleri’nden Kadriye Encu , kongreye başarılar dilediğini belirterek, “Biz dilimize sahip çıkıyoruz. Umarım HDP daha ileriye gider, güzel günler görürüz. HDP benim için aydınlıktır, halkların birlikte yaşamıdır” dedi. Roboskili Anne Hazal Encu de kongrenin özgürlük kongresi olduğunu vurgulayarak, “Bakın halklar ne kadar çok. Biz kesinlikle başaracağız” dedi.
    ‘SOYLU’YA VE FAŞİZME VERİLMİŞ EN BÜYÜK CEVAPTIR’
    Kongre için İstanbul’dan gelen Nedim Genç ise kongredeki atmosferi şu sözlerle tarif etti: “Süleyman Soylu’ya ve HDP’yi bitirmeye çalışan faşizme verilmiş en büyük cevaptır.” Kongrenin ülke ve dünya barışına vesile olacağını belirten Gençi kongrenin tüm halklara umut olacağını vurguladı.
    TUNÇ: BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK KONGRESİ OLSUN
    Sokağa çıkma yasaklarında Cizre bodrumlarında yakılarak katledilen Mehmet Tunç’un eşi Zeynep Tunç da salonda yer aldı. Özgürlük ve barış istediklerini dile getiren Tunç, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkati çekerek, “Tecrit sona ersin artık. Kimse ölmesin, tüm dünyada barış istiyoruz. HDP her şeyimizdir. Yolumuzu aydınlatıyor. Halkın iradesi güçlüdür, hiçbir şey yıkamaz. Birlik olalım, özgürlük ve barış ısrarımızı sürdürelim. Bu kongre de barış ve özgülük kongresi olsun” diye belirtti.
    ‘UMUDU BÜYÜTÜYORUZ’
    Adana’dan gelen Gülseren Turan, kongredeki coşkunu faşizmi geriletmenin bir başlangıcı olduğunu dile getirdi. Turan, “Hukuksuzluğa, eşitsizliğe karşı tüm halkların ortak mücadele zemini oluşturma alanıdır. Bu kongreyle umudu büyütüyoruz. Kararlıyız, tüm Türkiye halklarını, demokrasi güçlerini barış zemininde buluşmaya davet ediyoruz. Kongrenin bunlara vesile olmasını diliyoruz” diye konuştu.
    ‘UMUDUN FOTOĞRAFI’
    Antalya’dan gelen Ali Çiftçi, kongrenin atmosferini tarif etmenin zor olduğunu belirtti. Çiftçi, kongre için, “Halkların, demokrasiye, birlikte yaşama ve daha güzel günlere olan umdun fotoğrafı” olarak tanımladı.
    Dersim’den gelen İbrahim Kasun, kongre atmosferini “Bu kongre bizim için büyük anlam taşıyor. Türkiye’de AKP-MHP faşizmine karşı muhalefet eden tek parti olan HDP, Türkiye’de tek muhalif parti olma görevini üstlenmiştir. Bugünkü coşku da mücadelenin karşısında faşizmin ne kadar gerilediğinin göstergesidir” diye anlattı.
    ‘KONGRE FAŞİZME MEYDAN OKUYOR’
    Antalya’dan kongreye katılan Ertuğrul Barka ise, “Kongre faşizme meydan okuyor. Burada cesur, kararlı ve coşkulu halklar görüyoruz. Türkiye mozaiği büyük bir direngenlik, kararlılık ve birlikte mücadele isteği ile burada” diye belirtti. Kongreden aydınlık umut ettiğini dile getiren Barka, “Aydınlanma bu kongrede bir adım daha artmış olacak. HDP, özgürlükleriyle her konuda eşitliği, kardeşliği, ekoloji değerleri, kadın ve insan halkları en önemlisi yaşamın sürdürülmesinden yana” diye konuştu.

    KÜRTÇE VURGUSU

    Katılımcılar, Kürtçeye yönelik baskı ve engellemelere dikkati çekmek amacıyla Aram Tigran’ın Zimanê Kurdî şarkısını hep bir ağızdan söyledi.