Author: ali

  • Taybet İnan’ın kızı: Hesabının sorulacağına inanıyorum

    Taybet İnan’ın kızı: Hesabının sorulacağına inanıyorum

    Cenazesi 7 gün boyunca sokak ortasında bekletilen Taybet İnan’ın kızı Halime İnan, “Bir gün bunların hesabının sorulacağını inanıyorum” derken, ailenin avukatı Ramazan Bilik de, cezasızlığın yeni ölümlere neden olduğunu belirtti.

    Zeynep Durgut/MA

    Şırnak’ın Silopi ilçesinde, 14 Aralık 2015’de valilik tarafından ilan edilen sokağa çıkma yasağının üzerinden 6 yıl geçti. 6 yılda Şırnak halkı yaralarını sarmaya çalışırken, yaşanan acılar dün gibi hafızalardaki yerini koruyor. Sokağa çıkma yasağının 38 gün sürdüğü Silopi’de, abluka ise 308 gün sürdü. Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından hazırlanan rapora göre, Temmuz 2015 ve Ekim 2016 tarihleri arasında, yaşları 11 ile 75 arasında değişen 68 kişi yaşamını yitirdi. 500’ü aşkın ev tahrip edildi.
    57 yaşındaki Taybet İnan’da katledilenlerden biriydi. İlçede yasakların 5’inci gününde komşunun evinden dönerken, özel harekat polisleri tarafından vücuduna isabete den 10 kurşunla katledilen Taybet İnan’ın (Taybet ana) cansız bedeni 7 gün boyunca sokakta bekletildi. İnan’ın kayını Yusuf İnan onun yardımına gitmek isterken evinin avlusunda vuruldu ve 20 saat boyunca yaralı bekletildi. Kan kaybından yaşamını yitirdi. Taybet ananın eşi Halit İnan da cenazeyi almak isterken yaralandı. Taybet ananın 7 gün sokakta bekletilen bedeni, bölgede yaşatılan vahşetin sembolü haline geldi. 7 gün sonra ailesinin cenazeyi almalarına izin verilirken, cenaze merasimine de yalnızca iki oğlu ve kardeşinin katılmasına izin verildi.
    Taybet ananın acısı henüz tazeyken, bu sefer de kızı Heznê İnan’ın (22) ölüm haberi geldi. Cizre’deki yasak sırasında mahsur kaldıkları evin bodrum katında birçok arkadaşıyla birlikte yakılan Heznê’nin cenazesi de 5 ay sonra aileye teslim edildi.
    BOTAN VE ESMER KATLEDİLDİ
    Tüm hayatında devlet zulmünün izleri bulunan Taybet ana, 1993 yılında iki çocuğunu kaybeder. 3 yaşındaki oğlu Botan ve 12 yaşındaki kızı Esmer, ilçeye bağlı Cudi Mahallesi’ndeki boş bir alanda oyun oynarken askeri bir cismin patlaması sonucu yaşamını yitirir. Aynı patlama da 5 çocuk daha ölür. Taybet ana, patlamanın etkisiyle etrafa saçılan çocuklarını parçalarını üç gün boyunca arar. Yaşamını yitiren 7 çocuktan kalan parçaları bir çuvala koyan Taybet ana, 7 çocuğu da aynı mezara defneder. Çocukların faillerini bulmak ve yeni çocuklar katledilmemesi için bir mücadele başlatan Taybet ananın, kendisi de “faili meçhul” bir saldırıda katledildi.
    YAS TUTMAYIN 
    Yıllar geçse de İnan ailesi yaşadıkları zulmün unutulmayacağını söyledi. Taybet ananın kızı Halime İnan, annesinin ölmeden önce son sözlerini hatırlatarak, katliam gününü şöyle anlattı: “Annem katledilmeden birkaç gün önce yanımıza gelerek, ‘Bu saate kadar nasıl uyuyorsunuz? Kalkın çok büyük bir savaş var. Görmüyor musunuz, duymuyor musunuz?’ dedi.  Annem bana dönerek, ‘Herkes gitti, eğer olurda ben ölürsem sakın yas tutma’ dedi. Sonra da bu vahim olay yaşandı. Annemin cenazesi sokak ortasındaydı ve kimsenin almasına izin verilmiyordu. Annemin evine gitmek istiyordum ancak engelleniyordum. En sonunda yerde sürünerek gittim. Annemi sokak ortasında hareketsiz gördüm, uyuyor gibiydi. Sanki ölmemişti. Üç kez elimde beyaz bayrakla annemin cenazesini sokaktan kaldırmak için gittim. Ama her gidişimde ateş açtılar. Son gidişimde beyaz bayrak bile mermilerin hedefi oldu.”
    ANNESİNİN YANINA DEFNEDİLMİŞ 
    Annesinin katledildiği sokaktan her yürüdüğünde karışık duygulara kapıldığını ifade eden Halime İnan, 3 kardeşinin ve annesinin aynı kişiler ve aynı şekilde katledildiğini vurguladı. İnan şöyle devam etti: “O sokaklarda yürümek istemiyorum. Bu sokağı görmek istemiyorum. Burada ailem var diye kalmak zorundayım. Kız kardeşim Heznê de sokağa çıkma yasağı sırasında Cizre bodrumunda katledildi. Aynı hafta içinde ikisinin de yasını tuttuk. Annemin cenazesi gibi günlerce, aylarca onun cenazesini de bekledik. Heznê’nin mezarı annemin mezarına 100 metre uzaklıktaydı. Ama o mezarın onun olduğunu bilmiyorduk. Çünkü mezar numaralıydı ve üstüne ‘kimsesiz’ yazılmıştı. Kan verdikten sonra ilginçtir ki o cenaze ile eşleşti. Kız kardeşimi bir kez olsun görmek istedim ama göremedim. Canlı değil ölü olarak annemin yanına geldi.”
    ÇOCUKLARIN CENAZESİ 4 GÜN YERDE KALDI 
    Kardeşleri Botan ve Esmer’in cenazelerinin de annesinin cenazesi gibi günlerce yerde kaldığını hatırlatan İnan, “2 kardeşim, 3 kuzenim ve 2 de komşumuzun çocukları oyun oynamak için dışarı çıkar ve bir süre sonra ortadan kaybolurlar. Annem onları aramak için mahallenin diğer yanına geçti. Askerleri görür, askerlerin toplandığı yerde iki ayrı patlama olmuştu. Asker olay yerine kimsenin yaklaşmasına izin vermiyordu. Annem askerlere çocuklarına soruyor, asker kayıp başvurusu yapmasını söylüyor. Annem de emniyete giderek kayıp başvurusu yapıyor” diye belirtti.
    BİR MEZAR 7 ÇOCUK 
    7 çocuğun parçalanmış bedenlerinin günlerce tarlada bekletildiğini anlatan İnan, “Olay günü ve sonrası tarlanın etrafında kartal gibi yırtıcı kuşlar uçuyor. Bu kuşlar annemin dikkatini çekiyor. Ancak kuşların cenazelere konmak için fırsat kolladıklarını bilmiyor. Çocukların cenazeleri 4 gün boyunca yerde kaldı. Ardından patlamanın olduğu yerde kardeşlerimle birlikte 7 çocuğun yaşamını yitirdiğini açıkladılar. Annem 3 gün boyunca çocuklarının parçalarını aradı. Annem ve diğer akrabalar 7 çocuğun vücut parçalarını toplayıp bir poşete koyup tek bir mezara defnetti” diye belirtti.
    ‘DAVASINI SÜRDÜRECEĞİM’ 
    “Tüm yaşadıklarımız karanlık bir kabus gibi” sözleriyle yaşadıklarını özetleyen İnan, “Bir gün bunların hesabının sorulacağına ve adaletin geleceğine inanıyorum. Ömrümün sonuna kadar annemin davasını sürdüreceğim ” dedi.
    ‘SAVCILARIN TUTUMU YENİ ÖLÜMLER DEMEK’ 
    İnan, ailesinin avukatı Ramazan Birlik, aradan 6 yıl geçmesine rağmen dosyada bir ilerlemenin olmadığını söyleyerek, “Aradan geçen süreye rağmen savcılığın bulduğu veya bulmaya çalıştığı bir fail yok. Savcılık ölümlerin güvenlik güçlerinin ateşi sonucu meydana gelmediği iddiası ve ön kabulü ile soruşturmayı yürütmeye devam ediyor. Dosyada henüz verilmiş bir karar yok. Savcılık soruşturma dosyalarından görebildiğimiz kadarıyla, ne Taybet İnan’ın ölümüyle ilgili ne de sokağa çıkma yasakları sürecinde güvenlik güçlerinin açtığı ateşle ölen insanların ölümleriyle ilgili etkili bir soruşturma yürütmemektedir. Devletin ve savcıların yaklaşımı, ölen herkesin örgüt üyesi olduğu ve çatışmada öldüğü şeklindedir. Taybet İnan gibi öldürülen ve örgüt üyesi olduğu savunulamayan sivillerin de örgüt mensuplarının ateşiyle öldüğü savunması yapılmaktadır. ‘Güvenlik güçlerinin beyanı esastır’ ön kabulü ile yürütülen bu soruşturmalar cezasızlık dışında bir netice doğurmamaktadır. Savcıların bu tavrı da failleri cesaretlendirmekte ve yeni ölümlere davetiye çıkarmaktadır” şeklinde konuştu.
  • Kanayan bir yara; Maraş Katliamı tanıkları anlatıyor (2) -DOSYA-

    Kanayan bir yara; Maraş Katliamı tanıkları anlatıyor (2) -DOSYA-

    DERLEYEN: DİREN DİCLE

    Türkiye tarihinin en karanlık katliamlarından biriydi Maraş Katliamı. Üzerinden 43 yıl geçmesine rağmen hafızalardan silinmezken, ne adalet sağlandı ne de yüzleşme. Maraş katliamı tanığı ve mağdurları, “Yaralarımız bırakın iyileşmeyi, daha da derinleşti” derken, karnı kesilerek öldürülen hamile kadınları, direklere çivilenerek öldürülen dedeleri, cennete gitmesin diyerek ensesinden kesilen Alevi ve devrimcileri anlattı.

    Maraş Katliamı’nın üzerinden tam 43 yıl geçti, ancak katliamın izleri hala dipdiri. 19 Aralık ile 26 Aralık 1978 tarihleri arasında, sadece bir hafta içerisinde resmi verilere göre 111 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı, 210 ev ve 70 iş yeri tahrip edildi. Resmi olmayan beyanlara göre ise 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi. Katliamın hedefinde Aleviler, Kürtler ve devrimciler vardı. Katliamın gerçek sorumlularına ve planlayıcılarına hiç dokunulmadı. Bir yandan Maraş’ın üzeri kapatılmaya çalışılırken, diğer yandan  Sivas, Cizre, Roboski, Gazi, Ankara, Diyarbakır ve Cezaevleri Katliamı gibi sayısız katliam yaşandı.

    Tarihin en kanlı katliamlarından Maraş’ın tanıkları ve mağdurları 43 yıldır kanayan yaralarına rağmen susmuyor. Farklı basın yayın kurumlarına gazete ve kitaplara o günleri anlatan tanıklar katliamı anlatıyor:

    Maraş Katliamı tanığı gazeteci Elif Tabak: “Katliamda yer alanlara ‘Alevileri öldürün Alevinin evi eşi sizin’ dediler. Yetmedi, ‘Yedi Alevi öldüren cennete gidecek’ diyerek cenneti sattılar camiler de. Talancı ve katliamcı bir zihniyet vardı. Yaşadığımız evin askeri bölümüne yakın olduğumuz evlere saldırdılar. İnsan çığlıkları duyuyorduk. Evlere giriyorlar insanları katlediyorlar kadınlara tecavüz ediyorlardı. Hamile kadınları bile katledip tecavüz ettiler. Bir annenin gözleri önünde oğlu katledildi ve kendisi aldığı kurşunla felç oldu. Felç olan ve evladını yitiren anne yaşadıklarının acısına dayanamayarak intihar etti bir süre sonra. Maraş katliamının tahribatı ve yaraları bitmiş gibi görünüyor ama bu yara hala kanıyor. Hala kanayan yüzlerce binlerce yara var.”

    Maraş Katliamı sonrasında Kıbrıs’a göç etmek zorunda kalan Müzisyen İbrahim Sezikli, “Yaralarımız bırakın iyileşmeyi, daha da derinleşti.  Bir insanı öldürmek kolay mı? Nasıl bir ideoloji, nasıl bir inanç bu insanları, çocukları kazana koyup kaynatacak hale getirebildi? Nasıl bir inanç, hamile kadının karnını deşip, bebeği çıkaracak hale getirdi? Hangi inanç, bu insanları, duvara çocuk çivileyecek hale getirebildi? İşte son örneği Rojava’da yaşanan IŞİD barbarlığıdır. Maraş Katliamı sürekli mağdurların zihinlerini meşgul ediyor. En kötüsü bizi yurtsuz etti. Köklerimizden kopardı” dedi.

    Katliamın yaşandığı dönemde 17 yaşında, lise son sınıf öğrencisi olan Sabiha İpek:  “Yağmalar başladığı esnada ev sahibimizin evine çıktık. Maraş’taki ev içlerinde yüklükler vardır. Önüne perde çekerler. Hepimiz onun arkasına saklandık. Karşı tarafımızda bir ev sahipleri beni çok severdi. İçlerinden biri, ‘oda bizdendir, oraya ateş atmayın’ dedi. Sonra bir şeyler daha konuşuldu ama duyamadım. Evimizin camını kırarak içeriyi ateşe vermişlerdi. Sokağın bir başından girip evlere ateş atarak gidiyorlardı.”

    EN SON 1306’NCI SAYIYI GÖRDÜK

    8 Maraş katliamı sırasında günlerce saldırı altında kalan Yörükselim mahallesini savunanların en önündekilerden birisi.  Katliama tanıklık eden ve bir yıl sonra yakalanarak çarptırıldığı idam cezasından Yargıtay’ın kararıyla kurtulan Hamit Kapan: “Tek tek evlere girip katliam yaptılar. Çok acı veren insanlık dışı katliamlar yaptılar. 80 yaşındaki cennet nenenin gözünü oyup kurşunu dizdiler. Daha da hıncını alamayıp at arabasına üzerine devirdiler. 14 yaşında Ali Tıraş ismindeki çocuğun kollarını bacaklarını kestiler. Yörükselimi basıp hepimizi kurşuna dizselerdi daha az canımız yanardı. Asker ve polis tam tersine sağcılara yol veren bir pozisyon içerisindelerdi. Askerler ve polisler resmi kurumları koruyorlardı. Solcu Sünniler de hedef alındı. Kadınların üzerindeki altınları almaya çalıştılar. Altınları alamayınca kollarını kestiler. Resmi ölü sayısı olan 111’in üzerine bin daha koymak lazım. Hastane morgunda ölenlerin ayak uçlarına numara veriyorlardı. Biz en son 1306’ncı sayıyı görmüştük”

    MEDYA GİZLEDİ ÇARPITTI..

    Maraş Katliamı tanığı yazar Aziz Tunç Maraş Katliamı sırasında da medyanın her zaman ki gibi gerçeği çarpıttığına ve katliamcıları aklayacak bir şekilde yayın yaptığına vurgu yaparak, “Olaylar ve mahalleye yapılan saldırılardan hiç söz edilmemişti. Devrimci, yurtsever ve halkın gittiği kahveye yapılan saldırıya hiç bir gazete yer vermemişti. İki öğretmenin katledilmesi de bazı gazetelerde çok küçük puntolarla geçilmişti. Öğretmenlerin cenaze töreni ve mahallerdeki katliam bittiği gün gazetelerde haber olarak yer almaya başladı. Maraş’ta yaşanan katliam tüm ülkeden gizli bir şekilde yapıldı. Katliamdaki gerçekleri saklama ve olayları çarpıtma görevini iyi oynadı medya.”

    DOST BİLDİĞİMİZ KOMŞULARIMIZ…

    Maraş katliamının tanığı ve mağdurlarından olan 91 yaşındaki Koco Erat: “Musa Funda diye bir tanıdığım vardı. Onu direkt yakarak öldürdüler. Odunculardaki odunları alıp silah diye kullandılar. Sokak sokak dolaşıp gördükleri insanları vurdular. Annem yaşlıydı diye sırtıma alarak aşağıya inmeye başladık. Evden çıkıp hükümet konağına gitmeye çalıştığımız sırada, yıllarca dost diye bildiğimiz komşularımız; ‘Komünist kaçıyor. Maraş komünistlere mezar olacak’ diye bağırdılar. Askeri bir araç durdu. Annemi bindirip hükümet konağına götürdüm. Annem hasta olduğu için onu hastaneye götürdüm. Hastanede yer kalmadığı için askeriye revirine götürüp bıraktım. Biz askeri kışlaya geçtik” dedi.

    DEVLET SEYİRCİ KALDI…

    Katliam tanığı Kenan Atiz: “Mahalleye doğru gelirken ‘Alevi öldüren cennete gider’ diye bağırıyorlardı. Mahallenin içine tam giremediler çünkü direniş vardı ama girdikleri evdeki insanları kadın, yaşlı çocuk demeden öldürdüler. Evleri, işyerlerini yaktılar. Şuan bende yaşamıyor olabilirdim. Emniyet, polis yada askerin herhangi bir müdahalesi olmadı. Seyirci kaldılar. Biz tamamen savunmasız kaldık.Katledilenlerin cenazeleri sokakta kaldı, alamadık. Birçok kişinin cenazesi daha sonradan morglardan soğuk hava depolarından çıktı.”

    Katliam tanığı Hatun Köse: “Sabahın ilk saatlerinde bakkal Murat’ın evinin önüne arabalarla, kamyonlarla geldiler. “Durmayın, 5 yaşından 90 yaşına kadar durmayın”, “Komünist Alevileri öldürün.”, “Kim bunları öldürürse cennetlik olacaktır.”, “Kahrolsun Komünistler”, “Yaşasın Türkeş” diye bağırıyorlardı. “Vurun, kırın, öldürün.” diye emir veriyorlardı. Alevilerin evlerine saldırdılar, yakmaya, tahrip etmeye başladılar. Silahlarla pencerelerden içeriye ateş ediyorlardı. Sığındığımız Molla Tabak’ın evini de sardılar. Her taraftan yağmur ve dolu gibi kurşunlar geliyordu. Evin camları, kapıları delik deşik olmuştu. Saldırganların elinde ‘üç hilalli’ bayraklar” vardı. Tam içeri girecekleri sırada askerler geldi, bizi alıp askeri kışlaya götürdüler. Ölülerimiz orada kaldı. Bizler de esirler gibi ortada kaldık.”

    KATLİAMCILAR ‘MHP’ DİYE BAĞIRIYORDU

    Katliam tanığı Kamil Berk: Bir şeylerin olacağının kuşku ve korkusunu yaşıyorduk. Ama yine de, Devlet var diye biraz güveniyorduk. Ne bilelim ki… Sabahın ilk saatleriydi. “Allah’ını, Peygamber’ini seven, eli balta, silah, sopa tutan yürüsün, Alevileri öldürelim, komünistleri içimizden temizleyelim” diye bağırarak mahalleye saldırdılar. “Maraş size mezar olur, vatan olmaz”, “Yaşasın Türkeş”, “Yaşasın MHP” diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ateş ediyorlardı. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenleri de arkadan ateş edip öldürüyorlardı. Bu sırada Cemal Bayır ve Ali Ün’ü öldürdüler. Biz içeride birbirimize sarılarak hem ağlıyor, hem korunmaya çalışıyorduk.”

    Katliam tanığı: Aziz Öğüt: “Bizim evin de her tarafında kurşun izleri vardı. Hatta bizim evin kurşunlamasına tanık olan bazı kişiler, ‘senin evine silahla ateş eden seninle beraber iş yaptırdığın adam’ dediler. Biz adama ekmek yediriyoruz para kazandırıyoruz ama böyle bir şeyde ilk kurşunu bize o adam sıktı.”

    Musa Nurhak 1978’de yaşanan Kanlı Maraş Olaylarını anlatırken, gözyaşlarına hakim olamıyordu. Nurhak: “Hamile kadınların karnı kesildi. Dedeler direklere asıldı çivilenerek öldürüldü. Cennete gitmesi diye essesinden kesildi Aleviler, devrimciler.”

                

    Katliamın tanığı ve bugün HDP İstanbul Milletvekili olan Zeynel Özen: “Maraş önemli ölçüde Alevisizleştirildi. En fazla mağdur olan Aleviler’di ama asıl hedef o bölgede solun yükselişine engel olan bir katliam oldu. Katliama neden olan dinamikler halen bekliyor ve halen diri. Toplumsal linç organizasyonu halen diri duruyor. Halen Maraş’ın anmasına bile tahammül edilemiyor. Yüzleşme gerçekleşmedikçe bir çok katliamın alt yapısı oluşmuş olacak.”

    Maraş Katliamı’ndan sonra açılan davada müdafilik üstlenen avukat İbrahim Sinemillioğlu, o dönem davanın “bir soykırıma teşebbüs davası” olduğunu ancak mahkemenin olayı mahalle kavgasına benzeterek “mukatele” suçlamasıyla açtığını anlatı. O dönem birçok delilin es geçildiğini paylaşan Sinemillioğlu, “Devlet cumhuriyetin kuruluşu döneminden beri bu tür olayların davalarında kendinden olmayana karşı yapılan her türlü zulmü göstermelik olarak yargılamıştır. Yargılama olması için yargılamıştır. Devlet Maraş’ta da aynı şeyi yaptı. Sivas’ta da aynı şey oldu. Gerçek suçluları ortaya çıkartıp yargılasalar bir daha böyle şeyler için insanları kullanamazlar” dedi.

     

     

  • Kanayan bir yara: Maraş Katliamı 43’üncü yılında (1) -Dosya-

    Kanayan bir yara: Maraş Katliamı 43’üncü yılında (1) -Dosya-

    Derleyen: Diren Dicle

    Maraş’ta Kürt Alevilere yönelik 19 Aralık’ta başlayan ve 26 Aralık 1978’de sona eren ve yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine, yüzlercesinin yaralanmasına sebep olan ‘Maraş Katliamının’ üzerinden 43 yıl geçti. Türkiye’de 12 Eylül 1982 Askeri Darbesi’ne giden yolda en önemli olaylardan biri olarak gösterilen Maraş Katliamı’nda Alevi Kürtler hedef alındı.

    Maraş’ta 19 Aralık 1978’te saatler 21.00’i gösterirken Çiçek Sineması’nda ülkücü gençler tarafından yerleştirilen bombanın patlamasıyla başlayan ve tarihe “Maraş Katliamı” olarak geçen katliamda resmi kayıtlara göre, 111 kişi yaşamını yitirdi. Bombanın, Ülkücü Gençlik Derneği Maraş Şube Başkanı Mehmet Leblebici ve derneğin ikinci başkanı Mustafa Kanlıdere’nin talimatıyla Ökkeş Kenger adlı ülkücü bir genç tarafından yerleştirildiğine işaret edildi. Olayın ertesi sabahı kalabalık sağcı bir grup ile Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup ülkücü, Cumhuriyet Halk Partisi il binasına, PTT ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) binalarına saldırdı.

    CENAZE TÖRENİNE SALDIRDILAR 

    Devam eden saldırılarda 20 Aralık gecesi Alevilerin yaşadığı Yörükselim Mahallesi’nde bir kıraathane bombalandı. Bombalamada, “Gıjgın Dede” olarak bilinen Alevi dedesi hayatını kaybetti. Olayların dönüm noktası ise 21 Aralık’ta TÖB-DER üyesi 2 öğretmenin öldürülmesi oldu. 22 Aralık günü 2 öğretmenin cenazesini taşıyan kalabalığa, ülkücüler “Komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz” diyerek saldırdı. Kalabalık dağılıp cenazeler ortada kalırken; polisin müdahale etmediği saldırgan grup kent merkezine yürüyerek, Alevilere ait iş yerlerini tahrip etti. O günkü saldırılarda 3 kişi yaşamını yitirdi.

    KOLLUK MARAŞ’TAN ÇEKİLDİ 

    22 Aralık gecesi ülkücülerin, mahallelerde “Solcu Aleviler silahlı saldırı yapacak” propagandası üzerine silahlar dağıtıldı. Bir gün sonra ilan edilen sokağa çıkma yasağına, sadece polisler uydu! Polise yönelik de saldırı oldu uydurma gerekçeyle “polis-halk çatışmasını önleme” adına 23 Aralık sabahı kentteki bütün polisler de görevden el çektirildi. Tamamıyla devletin el çektiği Maraş’ta 24 Aralık günü sağcılar ve ülkücüler, çevre köy ve ilçelerden çağırdıkları silahlı grupların takviyesiyle Alevi katliamına başladı.

    İŞARETLİ EVLERE SALDIRDILAR 

    “Komünistleri bırakmayın, Allah yoluna kesin, Sütçü İmam aşkına vurun” diye slogan atan sağcı grupların peşine taktığı kalabalıklar, Alevilerin yaşadığı Yörükselim, Yenimahalle, Serintepe, Mağaralı ve Karamaraş mahallelerine saldırdılar. Bu mahallelerde evler tarandı, bombalanıp kundaklandı. Olaylar esnasında ölülerin taşınması, yaralıların hastanelere götürülmesi engellenirken, hastaneler kuşatıldı. Sağcı gruplar insanları kadın, çocuk, hamile, yaşlı, hasta, yaralı ayrımı yapmadan katletti. Alevi mahallelerinin yanı sıra Sünni mahallelerinde de önceden işaretlenmiş Alevi evleri kundaklandı.

    BİNLERCE AİLE ŞEHRİ TERKETTİ

    25 Aralık akşamı sona eren katliamda resmi rakamlara göre 111 kişi katledildi. Yaşamını yitirenlerin sayısının bunun kat kat üstünde olduğu bağımsız kurumlarca ifade edildi. Yüzlerce kişinin yaralandığı katliam girişiminde CHP, TİP, TKP, TÖB-DER, POL-DER binalarının ve Sağlık Müdürlüğü’nün bulunduğu 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkıldı. Katliamın ardından binlerce Alevi aile Maraş’ı terk etti. Kentteki Alevi nüfusunun yüzde 80’inin kenti terk ettiği tahmin ediliyor.

    FAİLLERDEN HESAP SORULMADI 

    Olayların ardından toplam 804 kişi hakkında dava açıldı. Sıkıyönetim mahkemelerinde açılan davalar 1991 yılına kadar sürdü. Sanıklardan 29’u idam, 7’si müebbet, 321’i de 1-24 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldı. İdam ve müebbet dışında hapse mahkum edilenlere 1/6 oranında indirim uygulanarak cezalar azaltıldı. Temyiz edilen Sıkıyönetim Mahkemesinin idam kararları da Yargıtay tarafından bozuldu. Katliamın müdahil avukatları Ceyhun Can 10 Eylül 1979’da, Halil Sıtkı Güllüoğlu 3 Şubat 1980’de ve Ahmet Albay 3 Mayıs 1980’de öldürüldü. Hapse mahkum edilenlerin cezaları ise 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile ertelendi. Hükümlüler cezalarının ertelenmesinin ardından serbest bırakıldı.

    Hazırlanan rapor gizlendi 

    Basına ve kamuoyuna yansıyan iddialara göre, olayların ardından istifa eden dönemin İçişleri Bakanı katliamın açığa çıkartılması için özel bir ekip görevlendirdi, hazırlanan raporun içeriği gizli tutuldu. Zamanla yansıyan raporda, katliamın planlayıcıları için “26 seyyar piyango bayisi görünümünde şehre geldikleri saptanmıştır” denildiği ve Bahçelievler Katliamı sanıklarından Ünal Osmanağaoğlu, Haluk Kırcı, Bünyamin Adanalı, Ahmet Ercüment Gedikli gibi isimlerin katliamın yaşandığı günlerde Maraş’ta oldukları kaydedildi.

    Olayların bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger ise, yargılanıp beraat ederken soyadını Şendiller olarak değiştirdi. Daha sonra 1991 yılında Refah Partisi’nden 19’uncu dönem Maraş milletvekili seçildi.

  • BAF ‘eşit başkanlık’ ile  yeni yönetimini seçti

    BAF ‘eşit başkanlık’ ile yeni yönetimini seçti

    Britanya’da yaşayan Alevilerin örgütlü birlik çatısı olan Britanya Alevi Federasyonu( BAF) 5. Olağan Seçim Kurulu’nu başarıya gerçekleştirerek yeni yönetimini seçti. BAF’ın 5. Olağan Seçim Genel Kurulu’na Britanya’nın 19 kentindek, Cemevleri’nde gelen yaklaşık 200 delege katıldı.
    BAF yerleşkesinde yapılan genel kurul Kerbela’dan günümüze kadar zalimler karşı mücadele edenler için yapılan saygı duruşu ve Derya Alibaboğlu çerağ uyandırılmasıyla başladı.  Genel kurulda, divan üyeliğine Baki Düzgün, Zabit Kurnaz, İsmail İncedal, Derya Alibabaoğlu, Sibel Özçelik ve Fatma Yıldırım Polat seçildi.
    İsrafil Erbil, BAF 5. Olağan Seçimli Genel Kurulu‘da yeniden genel başkanlığa adayı olmadı. Eş başkanlığa geçilen Britanya Alevi Federasyonu 5. Olağan Seçimli Genel Kurulu’nda Enfield Alevi Kültür Merkezi Eş Başkanı Dilek İncedal ve Doncaster Cemevi önceki dönem başkanlarından Müslüm Dalkılıç BAF Eş Başkan olarak seçildiler.
     Yönetim Kurulu  şu isimlerden oluştu: Halil Akçadağ, Yaşar Akkaya, Pınar Aksu, Ali Ekber Aktepe, İsmail Aslan, Kemal Aslan, Fırat Ateşoğlu, Mahmut Aydoğan, İsmail Çandır, Gülay Dalkılıç, Zeynep Demir, Maksut Demir, Ali Demir, Garip Demirci, İsrafil Erbil, Doğan Erdoğan, Günseli Erdoğan, Lütfi Ergüven, Hasan Gül, İbrahim Has, Abidin Kala, Canan Kaya, Dilara Kaya, Filiz Koç, Yusuf Koçoğlu, Ali La Pax, Sibel Özçelik, Mehmet Sağ, Adil Şipar, Songül Tas, Cuma Ülgü, Canan Yeşiltepe, Kazım Yıldırım.
     Disiplin Kurulu: Yusuf Özer, Özlem Şahin, Nurettin Karaoğlan, Aykut Gül, Elif Altun.
    Denetleme Kurulu: Nadide Köroğlu, Taner Çiçek, Ahmet Doğan, Gülizar Karaoğlan, Mehmet Durna.
    “Aleviler Vardır, Alevilik Haktır “ şiarı ile gerçekleştirilen BAF 5. Olağan Genel Kurul’una ilişkin yapılan yazılı açıklamadai, şu ifadeleri yer verildi:
    ‘‘Divan kurulu, Baki Düzgün Dede, İsmail İncedal, Zabit Kurnaz, Derya Alibabaoglu, Sibel Özcelik ve Fatma Yıldırım Polat tarafından oluşan ve Britanya’nın 19 noktasında örgütlü kurumlarımızın katılımı ile gerçekleştirdiğimiz genel kurulumuzda önemli mesajlar verildi.
    4 Yıl İakm ve Cemevi, 8 Yıl Britanya Alevi Federasyonu başkanlığını yürüten İsrafil Erbil, Eşit başkanlık sistemine geçen BAF yönetimini Dilek İncedal ve Müslüm Dalkılıç’a devretti.
    Kurullarla birlikte toplam 46 kişilik güzel bir kadro Britanya’da Alevilerin ve Aleviligin görünür ve bilinir olması için çalışmalarına devam edecek.
    BAF Genel Kurulunda, Yol Erkan Kurulumuzdan Yadigar Aslan Ana, Kazim Yıldırım Dede, Demokratik Güç Birliği Britanya temsilcileri, Köy ve Yöre dernekleri temsilcileri ve siyasi parti temsilcileri de hazır bulunarak katkı sundular.
    Hak Yardımcımız, Hızır Yoldaşımız Olsun‘‘ denildi.
  • Londra’da Kürtler ve dostlar gazetesini sahiplendi

    Londra’da Kürtler ve dostlar gazetesini sahiplendi

    Londra’da düzenlenen gazetemiz Yeni Özgür Politika ile Dayanışma Gecesi, özgür basın geleneğinin başta Kürt halkı olmak üzere tüm muhaliflerin, devrimcilerin, demokratik inanç gruplarının sesi ve soluğu olduğunu ortaya koydu.

    Özgür basın geleneğinin önemli bir parçası olan ve Kürt halkının sürgündeki sesi olan Yeni Özgür Politika, özü itibariyle Mithat Bedirxan’ın 124 yıl önce sürgünde başlattığı ‘Kürdistan’ gazetesinin devamıdır. Egemenler iktidarlar Kürtlere yönelik ‘Sürgün’ politikasını baskı, şiddet, inkar, kimliksizlik, köksüzlük ve çürütme olarak uygulamaya koyarlar.

    Ancak egemenlerin ve iktidarların sürgün politikasına karşı, sürgünde bir aydınlık, bilinç, birikim, dil, kimlik ve deyim yerindeyse bir direniş halini alıyor Kürt özgür basın geleneği.

    Türk devletinin özelde Kürtlere ve muhalif devrimcileri karşı yürüttüğü kirli savaştan nasibini alan Kürt özgür basın geleneği ise 40 yılı aşkın bir süredir, onlarca çalışanı katledildi, yüzlerce yayını yasaklandı, yüzlerce çalışanı zindanlara atıldı, işkenceden geçirildi ve binaları bombalandı. Kürt özgür basın geleneği bu kadar korkunç ve acımasız saldırılara karşın tarihsel bir kararlılık ve inat ile yoluna devam etti. Dünya iletişim ve basın tarihine de bu inatçılığını not düştü ve düşüyor.

    Her gazete kapatıldığında yenileri eklemlenerek açıldı. Bir Kürt gazetecisi katledildiğinde yerini onlarcası aldı. Gazeteler bombalandığında ‘dayanışma’ ile yayınına ara vermeden ‘Bu ateş sizi de yakar’ manşeti ile ertesi gün, sokaklar da dağıtıldı. Baskı ve şiddet ile sürgüne gönderilen Kürt gazeteci, siyasetçi aydın ve yazarı da susmadı, İlk Kürt kanalı Med Tv, işte bu inatçı özgür basın geleneğinin bir devamı olarak kurulmuştu.

     

    Kürt özgür basın geleneğinin inat ve kararlılığını ise halkından alıyordu. Sürgüne uğrayan inkar ve imha edilmek istenen bir halkın sürgündeki yazılı basınının adı ‘Özgür Politika Gazetesi’ oluyordu. Gücünü halkından ve okuyucusundan alan Yeni Özgür Politika gazetesi, bir kollektif emeğin ve çabanın ürünüydü. Büyük bir fedakarlık ve özveri ile hazırlanan Yeni Özgür Politika’nın yazarı, editörü, muhabiri ve dağıtımcısı ile zorlukları aşıyor ve günlük olarak okuyucusuna ulaşıyor.

    Londra’da 10 Aralık Günü düzenlenen Yeni Özgür Politika ile Dayanışma Gecesi’de işte bu kolektif bilincin ve emeğin bir ürünü olarak gerçekleşti. Haftalar öncesinden hazırlıkları yapılan Dayanışma Gecesi için bir yandan afişler ve pankartlar hazırlandı, Diğer yandan sosyal medya da çağrı yapılırken, Londra’daki radyolar ise hiçbir ücret talep etmeden gecenin çağrı reklamlarını sundu. Britanya Alevi Federasyonu, Cemevi, Gik-Der ve yöresel dernekler de bilet temin noktaları oluşturuldu. Özellikle Kuzey Londra’nın bir çok bölgesinde onlarca afiş asıldı ve yüzlerce bilet dağıtıldı. Kürt Halk Meclisi, teknik çalışmalar ile gecede sunulacak yöresel yemeklerin organizesini üstlendi. Gece için 60’ı aşkın esnaf ve işveren sponsor olurken, sanatçılar ise yapılan daveti geri çevirmedi. Hazırlanan sponsor kitapçığında ise 124 yıllık Kürdistan gazetecilik tarihi yerini aldı.

     

    Gösterilen emek Özgür Politika’nın ortaya çıkma süreci ile gecenin yapılması arasındaki anlayış ve bilincin kültürel ifadesini oluşturuyordu. Prenses Düğün Salonu’nda düzenlenen geceye yüzlerce kişi katılırken, sol, sosyalist kurumlar, yöresel dernekler, Alevi örgütleri ile bir çok kurum temsilci ve üyesi katılarak dayanışmaya güç kattı. Özgür basın geleneğinde yaşamını yitirenlerin unutulmadığı gece, bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Gecenin açılış konuşmasını yapan gazeteci Diren Dicle, özgür basın geleneğinin ‘Gerçekte ısrar’ şiarı ile çıktığı yolda, inkar edilen bir halkın dili, sesi ve hakikati olduğunu vurguladı.

    Geceye katılan demokratik kitle örgütleri yaptıkları konuşmalar da ve gönderdikleri mesajlar ile faşizme ve tekçiliğe karşı özgür basının önemine vurgu yaparak, ‘dayanışma’ mesajlarını iletti. Kürt Halk Meclisi, özgür basın geleneğinin Kürt özgürlük mücadelesindeki önemine vurgu yaparak, Kürt halkını bugünlere getiren özgürlük gerillalarını ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı selamladı. Gecede bir konuşma yapan Kürt siyasetçi Osman Baydemir ise özgür basın geleneğinin büyük bedeller ödeyerek, insan hakları mücadelesindeki yerini anlatı. İnkara ve kimliksizliğe karşı Kürt basının mücadelesin anlatan Baydemir, sözü Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a getirerek, “Tecritte ısrar çökertme planında ısrardır. Çökertme planında ısrar edenler tecritte ısrar çökmeye mahkumdur. Şuna inanın zindanlar boşalacak Sayın Öcalan halkıyla kucaklaşacak” diyordu. Baydemir’in bu sözleri salonda en çok alkış alan cümleler oldu.

     

    ŞEHİTLERİMİZ ONURUMUZDUR’

     

    Dayanışmanın gecesinin önemini ve anlamını ise en iyi özetleyen Yeni Özgür Politika Gazetesi İdari Sorumlusu Mahmut Seven oldu. Yeni Özgür Politika’nın 25 yıldan bu yana sürgünde Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin sesi olduğunu kaydeden seven, özgür basının halkların özgürlük mücadelesinin yanında, hakikatin ve gerçeklerin karanlıkta kalmaması için gücünü, insan hak, değerler ile şehitlerinden aldığını kaydetti. Seven, konuşmasının son bölümünde özgür basın geleneğinde yer alarak şehit düşen gazetecilerin isimlerini tek tek okuyarak,  “Onlara sözümüz var, kalemleriniz yerde kalmayacak. Peşinde gittiğiniz hakikat ve gerçekler karanlıkta kalmayacak. Şehitlerimiz onurumuzdur” diyerek sözlerini sonlandırdı. Seven, özgür basın şehitlerinin adlarını okurken geceye katılan yüzlerce kişi ‘Şehid namırın” sloganını haykırdı.

    Yeni Özgür Politika gecesinde kitlenin coşkusu da dikkat çekiciydi.  Gecede ilk olarak Reqqa’da yaşamını yitiren gazeteci Mehmet Aksoy anısına kurulan Firaz Dağ Çocuk Korosu sahne aldı. Çocukların söylediği “Berxwedan jiyane” (Yaşamak direnmektir)  şarkısına kitle hep bir ağızdan eşlik etti. Sanatçı Memozan, Zeynel Ali ve Koma Sersi ise söyledikleri şarkılar ile kitleyi coştururken, yüzlerce kişi halaya durdu.

    Gecede son olarak sanatçı Ozan Emekçi sahne alarak, sistem karşıtı ve devrimci türkülerini seslendirdi. Emekçi, Yeni Özgür Politika Gazetesi’nin özgürlükçü, eşitlikçi, emekçi ve direngen bir gazete olduğunu söyledi. Kürt gerillalarının hümanist ve direnişçi yönlerine dikkat çeken Emekçi, gerillalar üzerine söylediği türkü ise coşkuyla karşılandı.

    Gecede, bir çok kurum kitap standları kurarken, katılımcılar Heyva-Sor standına giderek desteklerini sundu.

    Londra’da gelenekselleşen Yeni Özgür Politika Gecesi’in özetinde ise Gerçekte ısrar…’ şiarı ‘inadına direniş’ şiarı ile buluşarak son buldu.

     

     

     

  • Alevi örgütleri: Devlete karşı söyleyecek sözünüz olsun

    Alevi örgütleri: Devlete karşı söyleyecek sözünüz olsun

    Alevi örgütleri, Dersim’de yaban hayvanlarının katledilmesine tepki göstererek, kamuoyuna “Devlete söyleyecek sözünüz olsun” diye seslendi.

    Demokratik Aleviler Derneği (DAD), Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği ve Karakoçan ve Yöresi Yardımlaşma Derneği, Dersim’de yaban hayvanların katledilmesine ilişkin Dersimliler Derneği’nde ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantının olacağı salona, “Avcılık spor değil cinayettir. Doğamızdan, kutsallarımızdan, inancımızdan çekin ellerinizi” yazılı pankart asıldı. Toplantıya Divri Kültür Derneği eski Başkanı Metin Aktan da katıldı. Basın metnini Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz okudu.

    ‘SESSİZ KALANLARI DA KINIYORUZ’

    Dersim’in coğrafyasına, barajlar, HES’ler, maden projeleri, orman yangınları ve avcılık faaliyetleri adı altında çeşitli saldırıların yapıldığını belirten Kılavuz, tüm bunların devletin özel bir savaş politikası olduğunu kaydetti. Kılavuz, “Dersim’de, devlet tarafından ihale açılıp avcılar getirilerek yaban hayvanları katlediliyor. Avcılık adı altında başlatılan katliama sessiz kalmıyoruz. Canlı cansız cümle cana ikrar veren taşın bile canı vardır diyen düsturumuzla, can alana katil diyor, bu katliama sessiz kalan, destek sunan ve teşvik eden sorumluları da kınıyoruz” dedi.
    Dersim’in doğası, kutsal mekanları, inanç yerleri, ziyaretleri, nişangahları, yaban hayatı ve yaşam alanlarının kuşatıldığına dikkat çeken Kılavuz, şunları söyledi:
    “Doğal ortamları, barajlarla, madencilikle, orman yangınlarıyla, türlü saldırılarla yok edilen yaban hayvanları yetmezmiş gibi avcılık adı altında katliamla tehdit edilmektedir. İnancımıza göre toprak mülk değil, hakkın görünür olduğu yerdir. Doğadaki her şey birbiri ile ikrarlı ve rızalıkla ilişki hâlindedir; Rêya Hakk coğrafyası ormanlarımız, doğamız, kurdu kuşu börtü böceği ile kutsal mekânlarımız Hakkın cemalidir. Aleviler içinde Dersim coğrafyası Herda Derweştir.”
    Kılavuz, Dersimlilere, inanç kurumlarına, ekolojistlere, insan haklarına, hayvan hakları savunucularına, demokratik kamuoyuna, “Bu katliama, devletin bu politikalarına söyleyecek sözünüz olsun” diye seslendi.

     

  • Londra’da Hollanda Büyükelçiliği önünde ‘tutuklama’ protestosu

    Londra’da Hollanda Büyükelçiliği önünde ‘tutuklama’ protestosu

    Londra Hollanda Büyükelçiliği önünde bir araya Kürt gençleri, Türk devletinin kimyasal silah kullanımını protesto eden 55 Kürt aktivistin tutuklanmasını protesto etti.

    TekoJIN (Jinên Ciwan ên Tekoşer) ve TCŞ (Tevgera Ciwanên Şoreşger) öncülüğünde gelişen eylemde, sık sık, “Biji serok Apo”, “Kahrolsun faşizm”, “Yaşasın devrimci direniş”, “Katil Erdoğan” sloganları atıldı. Hollanda’nın derhal Kürt aktivistleri serbest bırakmasını isteyen grup, Hollanda’nın bu tutuklamalar ile insanlık suçu işleyen Türk devletine destek verdiği vurgulandı.

    Burada yapılan açıklamada, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) genel merkezi önünde yapılan protesto gösterisinde polisin sert tutumu kınanarak, 55 kişinin hukuk dışı ve haksız bir şekilde tutuklandığı ifade edildi. Tutuklanan Kürt gençlerinin derhal serbest bırakılmasını istenen açıklamada, “Hollanda Devleti derhal bu yanlıştan dönmelidir. Faşist Türk devletinin Kürdistan ve Ortadoğu’da kullandığı kimyasal silahlara karşı tutum almalıdır. Uluslararası güçler Kürtlere karşı kullanılan kimyasal silahlara karşı sessiz kaldıkça Türk devleti bu insanlık suçlarını işlemeye devam edecektir. Kürt halkına karşı batılı devletlerin tutumları da asla kabul edilemez. Onurlu bir tavır içerisinde olan 55 Kürt gencini tutuklayarak sesimizi kısacaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlar.

     

    Faşizme ve insanlık suçlarına karşı tüm halkları dayanışmaya davet ediyoruz” denildi. Eylem alkış ve sloganlar eşliğinde sona erdi.