Author: ali

  • Britanya Kürt Halk Meclisi 12 Aralık tutumunu açıkladı

    Britanya Kürt Halk Meclisi 12 Aralık tutumunu açıkladı

    LONDRA-Britanya’da 12 Aralık’ta yapılacak olan genel seçimlere ilişkin tutumunu açıklayan Kürt Halk Meclisi, Kürt halkının dostu olan milletvekili adaylarına destek çağrısı yaptı.

    Britanya Kürt Halk Meclisi olarak 12 Aralık’ta yapılacak olan Birleşik Krallık genel seçimlerine ilişkin bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Brexit tartışmaları gölgesinde gerçekleşecek olan seçimlerin Kürtler açısından da önemli olduğu vurgulanarak, “12 Aralık seçimlerinde tüm halkımızı Kürt ve Kürt Halkı’nın dostu olan milletvekili adaylarını desteklemeye davet ediyoruz” denildi. Halkı, seçmen kaydını yaptırmaya ve oy kullanmaya davet eden Kürt Halk Meclisi, “Bu konuda yardım isteyen yurttaşlarımız kurumlarımızdaki seçmen danışma masalarına başvurabilirler. Bu dönem halkımızın hem yerel hem de ulusal çıkarları için aktif ve etkili bir tutum almamız gerekiyor” denildi. Açıklamanın devamın da ise Kürt Halk Meclisi seçimler de tam destek vereceği adayları şöyle sıraladı:

     

    Enfield North bölgesinde Feryal Demirci,

    West Bromwich bölgesinde Ibrahim Doğuş,

    Southgate bölgesinde Bambos Charalambos,

    Brighton-Kemptown bölgesinde Lloyd Russell-Moyle,

    Glasgow South West bölgesinde Chris Stephens,

    Dwyfor Meirionnydd bölgesinde Liz Saville

    Edmonton bölgesinde Kate Osamor

     

    Halk Meclisi’nin açıklamasında devamında seçmen kaydı bulunmayanların

    https://www.gov.uk/register-to-vote adlı adresten kayıt yapmaları istendi.

     

  • ‘Modern tarihimizin en büyük adaletsizliği’

    ‘Modern tarihimizin en büyük adaletsizliği’

    Aladdin Sinayiç-Londra

     

    ‘‘Benim geldiğim ülke ve kültür yüzyıllardır bu topraklara sadece savaş ve bölücülüğü taşıdı ve bu gerçekliğe rağmen buradaki halkların bir ingiliz kadına gösterdikleri samimiyeti, sevgiyi ve o temiz duyguyu anlatabilmek zor… Kürdistan ve bu topraklarda yaşayan insanlara olan sevdadır bizi burada tutan. Modern tarihimizin en büyük adaletsizliği karşısında sessiz kalmayacağız!’’ Dani Ellis

     

    Rojava devrimi ile birlikte enternasyonal dayanışma çok daha anlamlı bir boyuta taşındı; uzaktan, teorik, sözde kalan ve sloganda dayanışma, yerini gerçek ve yerinde dayanışmaya bıraktı. Kilometrelerce ötede yaşayan halkların acısını hisseden, o uzak topraklardaki direniş ve inşa edilen toplumsal sisteme kendisini dahil etmek isteyen binlerce enternasyonalist genç yönünü Rojava’ya, umut vadeden topraklara verdi.

     

    Britanya’dan Rojava’ya giden çok sayıda enternasyonalist YPG ve YPJ saflarında savaştı, bazıları da toplumsal yaşamın inşasında yer aldı. Bu Britanyalı gençlerden yedisi farklı tarihlerde yaşamlarını yitirdiler.  Oliver Hall (Canşer Zagros), Jac Holmes (Şoreş Amanos), Luke Rutter (Soro Zinar), Ryan Lock(Berxwedan Givara), Dean Carl Evans (Givara Rojava) ve Konstandinos Erik Scurfield (Heval Kemal) DAİŞ’e karşı verilen savaşta yaşamlarını yitirirken, Anna Campbell (Helin Qereçox) Efrin’de Türk devletinin hava bombardımanında yaşamını yitirdi. Yine Britanya’da büyüyüp Rojava devrimine katılan Kürt aktivist Mehmet Aksoy (Firaz Dağ) YPG Basın biriminde çalıştığı dönemde Rakka’da   DAİŞ’in saldırısında yaşamını yitirmişti.

    Rojava’da bir süre kalıp Britanya’ya dönenler de devletin kriminalize politikalarıyla karşı karşıya kaldılar. Geri dönenlerin çoğu gözaltına alındı, bazıları da tutuklandı. Şimdiye kadar yargılananlardan sadece Aidan James 4 yıl hapis cezası aldı, geriye kalanların hepsi yargılandıkları davalardan beraat etti. Rakka ve Efrin direnişlerinde yer alan Jamie Janson ülkesine geri döndüğünde gözaltına alınmış ve günlerce sorgulanmıştı. Yargılaması devam eden Jamie Janson İngiliz devletinin baskı ve kriminalize politikalarına daha fazla dayanamayıp geçtiğimiz Eylül ayında kendi yaşamına son verdi.

    Bu zorlukların hepsine rağmen halen Rojava’da olan çok sayıda Britanyalı var. Bunlardan bir tanesi de 32 yaşındaki Dani Ellis.

    Dani Ellis, Oxford üniversitesinde mühendislik okumuş yine bu alanda yüksek lisans yapmıştı. Mezuniyetinden sonra mevcut eğitim ve çalışkanlığıyla birçok önemli işlerde çalışabilecekken, o tüm deneyim ve tecrübelerini toplumsal çalışmalar için kullanmıştı. Eski bir büyük tekne almış, bunu onarmış ve eve dönüştürmüştü. Londra’daki kanal üzerindeki bu teknede yaptığı odalar birçok evsize yuva olmuştu.

    Dani geçtiğimiz yılın Aralık ayında Rojava’ya geçti. Özellikle Türk devletinin işgal saldırıları başladığından bu yana savaşın yoğunlaştığı bölgeden günlük olarak videolu günlükler yayınlayarak bölgedeki durumu yerinden aktarıyor. Birçok uluslararası basın kuruluşuna verdiği röportajlar ve geçtiği görüntülerle Batı medyasının ve sosyal medyanın bilgi kaynağı oldu.

    Şuan savaşın ve işgal saldırıların en çok yoğunlaştığı yerlerden birisi olan Til Temir’de bulunan Dani Ellis ile telefon üzeri bir söyleşi gerçekleştirdik;

    Rojava’ya gidiş amacım;

     

    ‘‘Kürdistan’da kurulan tamamen farklı toplumsal sistemi son birkaç yıldır büyük bir ilgi ile takip ediyordum. Faşizmin yükselişi, küresel ısınma, büyük ekonomik eşitsizlik ve savaşlar gibi insanlığın yüzyüze kaldığı devasal kriz ve kaosa çözüm getirmede Abdullah Öcalan’ın Demokratik Konfederalist fikirleri çok ilgimi çekmeye ve anlamlı gelmeye başlamıştı. Anna Campbell’ın (Helin Qereçox) yaşamını yitirişi haberini aldıktan sonra böylesi bir topluma nasıl katkı sunmak için hayatımı nasıl kullanabilirim konusunda çok zor ve derin bir duygu yoğunlaşması yaşadım; Anna daha iyi bir yaşam için hayatını feda etti, ve ben hiç bir şey yapmıyordum. Çok yoğun sorgulamadan sonra Anna’nın ayak izlerini takip edip Rojava’ya gitmeye karar verdim.’’

    Rojava’yı anlatabilmek;

    ‘‘Tüm hayatını Kapitalist modernite içerisinde geçirmiş olan birilerine buradaki toplumsal yaşamın ne olduğunu ve insanda nasıl bir duygu yarattığını tümden anlatabilmek, anlamasını sağlamak imkansız. Buraya gelip yaşamak ve deneyimlemek gerekiyor anlayabilmek için. Yaşamın her köşesine etki eden demokrasinin coşkusunu görmek gerekiyor.

    Rojava, tüm ülkeleri sömürgeleştiren, tüm insan ilişkilerini zehirleyen ve sonu gelmez kar açlığı güden Kapitalist sistemi kökünden ortadan kaldırmayı vadeden ve için için yanan bir ateş. Her birimiz bulunduğumuz yerlerde bu ateşe biraz benzin dökebilir ve bir gün tüm dünyayı saracak büyüklüğe taşıyabiliriz.

    Burası insanlık tarihi için inanılmaz bir önem taşıyor. Bu benim açımdan insanlığın geleceği açısından en büyük umuttu. Bu topraklar alternatif topluma, özellikle de kadına, çevreye, ve toplumun her bölümüne büyük bir umut. Çok kültürlü, ve barışçıl bir sistemin sahibi.’’

     

    Türk işgali başladığından bu yana yaptıklarım;

    ‘‘Rojava’ya geldiğimden bu yana birçok toplumsal çalışma içerisinde yer aldım. Türk devleti Serekaniye ve Gre Spi’ye saldırmaya başladığında Qamişlo’da Heyva Sor ile bir toplantıdaydık, Jinwar ve diğer bazı köylere güneş enerjisi kurmak ile ilgili bazı projeleri tartışıyorduk. Saldırılar başlayınca güvenlik amacıyla Enternasyonal Komünü boşalttık.

    İlk hafta Derik’te kaldım, RiseUp4Rojava kapsamında bazı kampanyalar örgütlüyorduk. Bir arkadaş ile beraber röportajlar yapmaya ve videolar çekmeye başladık. Kısa bir süre içerisinde uluslararası medyanın ilgisini çekmeye başladık ve günde 4-5 röportaj yapmaya başladık. O günden bu yana Til Temir ve etrafındaki köylerde, yaşanan çatışmaları, amansız direnişi takip ediyoruz. Yaşanan gelişmeleri anlık olarak sosyal medyada paylaşıyor ve uluslararası medyaya bilgi ve görsel meteryal aktarıyoruz. Günler çok uzun ve zaman çok yoğun; birçok sefer hava bombardımanı ve füzelerin hedefi olduk.’’

     

    Serekaniye’ye giden insani konvoyun parçası;

    ‘‘Beni şimdiye kadar en çok şoke eden şey, Serekaniye’de gördüğümüz çetelerin, yılın başında Deyr-ez Zor’da gördüğüm DAİŞ’liler ile tıpa tıp aynı olmalarıydı. Serekaniye’ye girerken yoldaki çetelerin hepsi işaret parmaklarını havaya kaldırıp ‘Allah u Ekber’ diye bağırıyorlardı. Onlar birkaç sene önce aynı şekilde bu topraklara saldıran tecavüzcü, bozguncu, katliamcı ordunun aynı türüydü, sadece bu sefer Türk üniformaları vardı üzerlerinde.

     

    Serekaniye’deki hastane çok kötü durumdaydı, elektrik yoktu, temiz su kalmamıştı, ve ısıtma sistemi yoktu. Çok ıslak ve soğuktu, tüm duvarlar şarapnel parçaları ve mermiler ile delik deşik olmuştu. Hastanedeki yaralılar bizlere bir haftadır hastanenin ağır bir saldırı altında olduğunu söylediler. Türk ordusu sağlıkçıları, insani konvoya ve ambulanslara saldırma konusunda hiç çekinmemişti. Ölüm kokuyordu her yer.’’

     

    Uluslararası tepkiler;

    Devletlerin tavırları elbette ki karşıt bir pozisyonda, NATO ülkeleri Türkiye’yi kendi taraflarında tutmanın gayreti ve çabası içerisindeler. Bununla boğazı kontrol altında tutma, silahlarını depolama, ticari ilişkilerini koruma ve Suriyeli mültecileri Türkiye’de tutma gayreti içindeler. Rusya ve Esad rejimi de durumdan mutlular, çünkü Rojava’yı parçalama, güçsüz bırakma ve buradaki Demokratik Feminist toplumu ortadan kaldırma istemleri var.

    Fakat diğer tarafta milyonlarca insanın Rojava için ayağa kalkışı var. Dünyanın heryerinde çok ciddi eylemler devam ediyor, Türk ürünleri boykot ediliyor, kampanyalar düzenleniyor. Bunlar biz eve buradaki insanlara büyük bir moral ve umut kaynağı.

     

    Tehlikeye rağmen orada tutan duygu;

    ‘‘Benim geldiğim ülke ve kültür yüzyıllardır bu topraklara sadece savaş ve bölücülüğü taşıdı ve bu gerçekliğe rağmen buradaki halkların bir İngiliz kadına gösterdikleri samimiyeti, sevgiyi ve o temiz duyguyu anlatabilmek zor… Kürdistan ve bu topraklarda yaşayan insanlara olan sevdadır bizi burada tutan. Burada tanıdığım herkes çok samimi ve sevgi dolu.

    Bu yüzden burada kalıp halkın umutlarını, acılarını paylaşıp dünyaya taşımak istiyorum, bunun dışında bir seçenek tanımıyorum kendime.

     

    Şu an yaşanan saldırılar inanılmaz düzeyde üzücü. Ama yaşanan tüm ihanet ve barbarlığa rağmen genç kadınların başta olmak üzere tüm toplumun direnişine baktığımda büyük bir umut görüyorum halen.’’

  • Demirci ve Doğuş seçim çalışmalarını sürdürüyor

    Demirci ve Doğuş seçim çalışmalarını sürdürüyor

    LONDRA- İşçi Partisi’nin Kürt ve Alevi kimlikli adayları Feryal Clark Demirci ve İbrahim Doğuş seçim bölgelerinde ev ev kapı kapı dolaşarak seçmenden oy istiyor. Demirci ve Doğuş, Kürt ve Türkiyeli topluma bir çağrı yaparak, hem seçim kütüklerine kayıt yaptırmalarını hem de seçim çalışmalarına destek vermeleri istendi.

    Britanya’da yapılacak olan 12 Aralık genel seçimleri öncesi partiler kıran kırana bir seçim çalışması yürütürken, İşçi Partisi’nin Kürt ve Alevi kimliklik adayları Feryal Clark Demirci ve İbrahim Doğuş ise seçim bölgelerinde hummalı bir çalışma yürütüyor. Demirci aday gösterildiği Kuzey Enfield bölgesinde seçim kampanyası çalışmaları kapsamında her gün sabah, öğlen ve akşam programları ile halkla buluşuyor. Kapı kapı dolaşarak seçim vaatlerini anlatan Demirci, seçmenleri sağlıktan ekonomiye işçi haklarından sosyal güvenliğe kadar partilerinin politikaları konusunda bilgilendiriyor. Seçmenlerden oylarını isteyen Demirci, Londra’daki demokratik kitle örgütleri ile de bir araya gelerek ortak çalışmalar yürütüyor. Bu kapsam da kongre, konferans ve sanatsal etkinlikler de halkla buluşan Demirci, tüm toplumsal kesimlerden destek talebinde bulunuyor.

     

    ÖRGÜTLÜ ÇALIŞMANIN SONUCUDUR

    Demirci, İngiltere’de bir ilki başardıklarını ve bu başarının Kürt ve Türkiyeli toplumun örgütlü çalışmasının bir sonucu olduğunu vurgulayarak, ‘Bu başarı sadece benim bireysel başvurum değil bu toplumun İşçi Partisi ile yollar da sokaklar da meydanlar da bir araya gelerek emek vermesinin sonucudur. Bu başarıyı bir üst aşamaya taşımak için 12 Aralık seçimlerin de herkesin oy kullanması gerekiyor. Benimle birlikte West Bromwich East bölgesinde İbrahim Doğuş arkadaşımız da aday gösterildi. Eğer biz 2 aday başarır ve seçilirsek İngiltere genelinde 2 Alevi milletvekilimiz olacak” dedi.

     

    DOĞUŞ SEÇİM ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR

    West Bromwich East bölgesinde seçim çalışmalarını yürüten İbrahim Doğuş ise gönüllü, aktivist ve İşçi Partisi yöneticileri ile birlikte seçim bölgesinde hummalı bir çalışma yürütüyor. Doğuş’un seçim çalışmaları kapsamında haftada 20 bini aşkın bildiri dağıtılırken, çalınmadık kapı ise bırakılmıyor. Bölge de bulunan Pakistanlılardan Kürdistanlılalara Hindistanlılar dan Polonyalılara kadar bir çok göçmen topluluğun ibadethaneleri ve toplumsal kurumları ziyaret ediliyor. İngiltere’deki sağlık sisteminin eleştirildiği ve sosyal kesintilerin had safhaya çıktığını anlatan Doğuş, çözüm politikaları ve projelerini aktarıyor. Bölge de yoğun bir ilgiyle karşılaşan Doğuş, Türkiyeli toplumun çalışmaların da aktif yer alması için çağrı yaptı. Doğuş, her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydederken, gösterilen ilgi ve desteğin seçimi rahatlıkla kazanacaklarını gösterdiğini söyledi.

     

    KÜRT HALKININ BİR FERDİYİM

    Doğuş, sosyal medyayı da aktif kullanarak, özellikle facebook üzerinden çalışmalarını gündelik olarak buradan yapılan paylaşımlarla da seçmenlerine aktarıyor. Muhafazakar Parti’nin ülkede büyük tahribatlar yarattığını ve emekçilerin tüm sosyal haklarını elinden aldığını ifade eden Doğuş, barınma, istihdam, sağlık, uyuşturucu ve yozlaşma gibi konular da çözümün adresinin İşçi Partisi olduğunu ifade etti. Kürt bir aday olduğunu ve İngiltere’ye Türk devletinin baskıları sonucu ailesinin göç etmek zorunda kaldığını da seçmenlerine anlatan Doğuş, Rojava’da Kürtlerin İŞİD’e karşı nasıl bir mücadele verdiğine de değiniyor. Doğuş, seçilmesi halinde Kürt halkının içinden gelen bir milletvekili olarak Parlamento’da yer bulacağını vurguladı.

     

    Britanya’da 12 Aralık’ta yapılacak seçimler Brexit tartışmalarının ortaya çıkardığı bir sonuç. Yapılan erken genel seçimler de Demirci ve Doğuş İşçi Partisi listelerinde yer buldu. Seçilmeleri halinde ise Britanya Parlamento tarihinde ilk defa Kürt ve Alevi kimlikli milletvekilleri yer alacak.

  • Kadınlar Erkek / Devlet şiddetine karşı sokaklarda

    Kadınlar Erkek / Devlet şiddetine karşı sokaklarda

    HEVİ CAN KARDU

    59 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük mücadelesi yürüten, insan hakları ve demokrasi için ses yükselten, bu nedenle Trujillo tarafından “terörist” ilan edilen Mirabel kız kardeşler, kod isimleriyle “Kelebekler”, diktatörlüğün askerleri/çeteleri tarafından cinsel saldırıya uğradıktan sonra sopalarla dövülerek öldürülmüşlerdi. Öldürüldüklerinde Patria 36, Minerva 34, Maria Teresa ise 24 yaşındaydı. Erkek/devlet şiddetinin yarattığı bu cinayetler, basına “kaza” olarak yansıtılmıştı. İnsanlık tarihinin bu utanç gününün tarihi 25 Kasım 1960 tır. Ama insanlık bu tarihten önce de utanıyordu ve sonra da utanmaya devam etti.

    Bu utanca karşılık, o günden beri de birçok ülkede kadınlar kararlılıkla sokaklara çıkıyor, erkek/devlet şiddetine karşı seslerini duyuruyor, mücadeleye çağırıyor. 1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın kurultayında aktivistler; 25 Kasım’ı, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul etti. Daha sonra 1999 yılında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu günü “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” ilan etti.Kadınlar erkek şiddetine her gün, her an, her alanda, her yerde maruz kalıyor. Konuştuğumuz dilde, okulda, üniversitelerde, işyerlerinde, mecliste, sokakta, tüm yaşam alanlarında sürekli erkek şiddetinin çeşitli formlarının yeniden ve yeniden üretildiğine tanıklık ediyoruz.

     

    KADINLARIN SESİ SUSTURULMAK İSTENİYOR

    Türkiye’de seçilmiş kadın milletvekillerinin tutuklanmasının kadın iradesine yapılan bir saldırı olduğunu biliyoruz. Kadına karşı şiddetle ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden onlarca kadın derneğinin kapatılmasıyla, sivil inisiyatifin ve kadınların özgürlük ve eşitlik talebiyle örgütlenmesinin engellenmek istenildiğini biliyoruz. Kadın odaklı habercilik yapan kadın haber ajanslarını kapatarak kadınların sesinin susturulmak istendiğini biliyoruz. “Ölmek istemiyorum” çığlığını sosyal medyada tüm toplumun “izlediği” Emine Bulut’un başına gelenin münferit bir suç olayı olmadığını, asıl suçluların kadını düşman gören erkek egemen zihniyetin, kadınları koruyamayanların ve “duyulmayan” ya da “izlenmeyen” diğer kadın cinayetlerine sessiz kalanların olduğunu biliyoruz.

     

    2018 YILINDA 440 KADIN KATLEDİLDİ

    “İyi hal” indirimleriyle düşürülen cezaların, ilk imzacısı olmakla övünülen İstanbul Sözleşmesinin uygulanmamasının hukuk ve adaletle ilgisi olmadığını, kadını aşağı gören ve erkeği koruyan eril siyasi zihniyet olduğunu biliyoruz. 2018 yılında yaşanan toplam 440 kadın cinayetinin kadınla değil, “erkeklik”le ilgisi olduğunu biliyoruz. Kadın cinayetlerine karşı yapılan devlet girişimlerinin kadını korumak yerine aileyi korumaya yönelik olmasının cinsiyetçi ve muhafazakar devlet politikası olduğunu ve kadını asla koruyamayacağını biliyoruz. Kadın sığınmacıların, göçmenlerin kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırıldığından, emek sömürüsünden, fuhuşa zorlandığından haberdarız. Sığınmacı kız çocuklarının erken yaşta ve para karşılığı evlendirilmesinin kültürle bir ilgisi veya zor durumda olan sığınmacıların tek ve zorunlu seçimi olamayacağını, bunun ticari cinsel sömürü olduğunu, bunun savaştan kaçan insanları, çocukları istismar eden erkek şiddeti olduğunu ve kadının ve kız çocuklarının en ağır sistematik cinsel şiddete maruz kaldığını biliyoruz.

     

    KADINLARIN GÜCÜNDEN KORKUYORLAR

    Erkek egemen sistemin devlet aygıtlarının daima kadını hedef alması tarihsel varoluş yöntemidir. Küresel faşist ve emperyalist liderlerin ülke içi ve dışında yürüttüğü militarist işgalci politikaları ile kadınları katlederek toplumları yurtsuz, tarihsiz ve geleceksiz bırakmaya çalıştıklarını biliyoruz. Kuzey Suriye ve Rojava’da kadınlara yapılan zulmün, işkencenin, her türlü şiddetin kirli bir savaş politikası olduğunu, kadına yönelik şiddetin bir savaş silahı olarak kullanıldığını biliyoruz. Kendi demokratik ve özgür yaşam alanlarını kuran ve savunan kadınların, Hevrîn Xalef, Aqîde Ana ve Amara Renas’ın katledilişleri erkek egemen sistemin kadınların örgütlü gücüne yaptıkları bilinçli, sistematik şiddetin sembolleridir. Kadınların gücünden korkan eril zihniyetin kadın özgürlük mücadelesine ekonomik, sosyal, ekolojik, kültürel, siyasi, tüm alanlarda saldırdığını görüyoruz.

     

    İNGİLTERE’DE ŞİDDET YAYGIN

    Sadece Türkiye’de, Ortadoğu’da değil, kadınlar dünyanın her yerinde erkek şiddetine maruz kalmaktadır. “Demokrasi beşiği”, “gelişmiş” veya “medeni” toplumlarda da kadınların katledildiğini, ayrımcılığa uğradığını, bu nedenle erkek şiddetinin sadece az gelişmişlikle ya da eğitimsizlikle açıklanamayacağını çok iyi biliyoruz. İngiltere’de ve Galler’de her 4 kadından 1’i hayatlarında aile içi şiddete uğramakta ve haftada 2 kadın şu anki veya eski eşi tarafından öldürülmektedir. Her 5 kadındanbiri 16 yaşından sonra herhangi bir cinsel şiddete maruz kalmakta, her yıl yaklaşık 85.000 kadın tecavüze uğramakta, ve 400.000’den fazla kadın cinsel saldırıya uğramaktadır.

    ORTAK MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ

    Tüm kadınları erkek/devlet şiddetine karşı isyanını, adalet, özgürlük, eşitlik ve barış taleplerini haykırmaya, dayanışmaya ve ortak mücadeleye çağırıyoruz. Dünyanın her yerinde, kadın dayanışmasına mühür vurulamayacağını, kadın iradesinin hapsedilemeyeceğini, kadın yoldaşlığının barış, umut ve onur olacağını göstereceğiz.

    23 Kasım Cumartesi gecesi Londra merkezde düzenlenen gece yürüyüşüne (Reclaim the Night) katılıyor, erkek/devlet şiddetine karşı sokakları işgal ediyoruz. Önemli bir not, Gece Yürüyüşü sadece kadınlarındır. Toplanma yeri: Hanover Square, London, W1

    25 Kasım Pazartesi akşam saat 18:30’da Piccadily Circus’ta Direniş Gecesi (Night of Resistance) eylemine katılarak Kuzey Suriye ve Rojava’lı kadınların direnişine ve özgürlük mücadelesine sahip çıkıyoruz.

    Yaşasın kadın dayanışması. Her bijî piştevaniya jinan. Long live women’s solidarity.

  • Britanya Emek Hareketi; Faşizme karşı savaşta Kürtlerin yanındayız

    Britanya Emek Hareketi; Faşizme karşı savaşta Kürtlerin yanındayız

    Aladdin Sinayiç

    Britanya Emek Hareketinin Kürt halkı ile yıllardır devam eden dayanışması son yıllarda büyüyerek devam ediyor. Britanyalı sendikalar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için son üç yılda yoğun bir şekilde kampanyalar yürütmeye devam ediyor. “Freedom for Ocalan” kampanyası 1,5 milyon üyesi bulunan İngiltere ve Galler’in en büyük sendikası olan Unite the Union ve 800 bin üyeli Genel İş Sendikası (GMB) tarafından Avam Kamarası’nda 2016’da yapılan bir açıklamayla start almıştı. Son iki yıldır Britanya’da yapılan en önemli işçi festivalleri olan Durham Madenciler Festivali ve Tolpuddle Şehitler Festivalleri de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a adanmıştı.

     

    Araların Unite the Union, GMB, Unison gibi 48 sendikayı bünyesinde barındıran ve 5,5 milyon emekçiyi temsil eden Britanya’nın en büyük emek örgütü TUC, son üç yıldır yaptığı kongrelerde Öcalan’a özgürlük çağrısı yapıyor.

    Öcalan’a Özgürlük Kampanyası içerisinde yer alan 16 sendikadan birisi olan ASLEF sendikası başkanı Mick Whelan ile Kürt halkı ile dayanışma amaçlarını, önümüzdeki ay yapılacak genel seçimleri, Brexit’i ve Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarını konuştuk.

    Kötü gidişata dur deme zamanı

    12 Aralık’ta Birleşik Krallık’ta yapılacak erken genel seçimlerde İşçi Parti’nin kazanacağını düşünen Mick Whelan, toplumun kötü gidişata dur diyeceğini söyledi.

    ‘‘Bence İşçi Partisi seçimlerden başarılı bir şekilde çıkacak, Britanya halkı yolsuzluklardan ve yoksulluktan artık bıktı, insanlar zenginlerin yarattığı sorunların bedelini ödemek istemiyor artık, İngiliz halkı, evsizliğin, yoksulluğun, işsizliğin giderek arttığını görüyor, Ulusal Sağlık Servisine saldırıları görüyor, alınan politik kararların yarattığı baskı ile daha az toleransa sahip bir toplum haline geldik. Irkçılık ciddi bir düzeyde arttı. Benzer durumu Avrupa’nın genelinde de görebiliyoruz, neo liberal politikalar emekçi kesimleri çok yıprattı. Artık buna son verme zamanı geldi.’’

     

    Brexit: Tarihteki en saçma politik karar

    ‘‘Dönemin Muhafazakar Parti başkanı David Cameron kendisinin bile inanmadığı Brexit referandumu kararının amacı aslında sağcı UKIP Partisinden 7 sandalye daha kazanabilmekti. Bu tarihteki en saçma politik kararlardan biri olmuştur. Ben bir demokratım, ve eğer insanlar referandumda bir karar vermişlerse onun yerine getirilmesi gerekiyor. Ancak bunu nasıl yerine getirdiğiniz önemli. Theresa May ve Boris Johnson’ın Brexit anlaşmaları çok kötüydü ve ne parlamentoda ne de toplumda kabul görmedi. İyi bir Brexit için bu seçimler bir fırsat, İşçi Parti en iyi anlaşmayı yapıp halka sunacak ve son kararı halk verecektir.’’

     

    İşgale karşı tavrımız net

    ‘‘ASLEF 139 yıldır mücadele eden bir sendika, her zaman ırkçılık ve faşizme karşı durduk. Emek Hareketi olarak her zaman ve her yerde baskı altındaki halklar ile dayanışma içerisinde olduk. Kürt’lerin kendi topraklarında özgürce yaşama ve kendilerini yönetme hakkı var, Kürt halkı faşizme karşı hep ön cepheden savaştı.

     

    ‘‘Saldırıların başladığı ilk gün 13 büyük sendikanın genel başkanları olarak başbakan Boris Johnson’a ortak bir mektup yazdık. Mektupta çok net bir şekilde Trump’ın askerlerini çekmesini ve Türk işgalini kınayıp bunun kabul edilemez olduğunu ifade ettik ve Birleşik Krallık hükümetine harekete geçme çağrısı yaptık. Etnik temizlik planlarına dikkat çektik ve Kürt halkına verilen sözlerin yerine getirilmesi çağrısı yaptık.

     

    ‘‘Öcalan’ın yazılarına bakın, sürekli barış çağrıları yaparak demokratik çözüm arayışında. Kürtler sadece adil bir şekilde demokrasiyi yaşama, kendi topraklarında özgür ve kendi iradesiyle yaşama arayışında. Eğer biz burada bu haklara sahipsek o bölgedeki insanların da bu hakları yaşaması için mücadele veriyoruz.’’

     

    Trump’ın ‘kazandım’ dediği savaşı Kürtler canıyla kazandı

    ‘‘Britanya genelinde son yıllarda bir çok saldırı yaşadık, özellikle de Londra’da, bunun sebebi ise dünyada başka insanlara zarar vermek isteyen dogmalara sahip insan gruplarının değişmesi ve çoğalmasıdır. Eğer Kürtleri yalnız bırakırsak ve binlerce DAİŞ üyesiyle uğraşacak yeterli kaynakları yaratmazsak, ve savaş ortamında bu cezaevindeki DAİŞ’liler kaçarsa Avrupa’ya tekrardan yayılıp zehirlerini de yayacaklar. Trump’ın kazandım dediği DAİŞ karşıtı savaşı Kürt halkı canlarını feda ederek kazandı.’’

  • Londra SKB’den 25 Kasım çağrısı

    Londra SKB’den 25 Kasım çağrısı

    LONDRA- Londra Sosyalist Kadınlar birliği (SKB) 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla tüm kadınları sokaklara davet ederken, “25 Kasım’da özgürlüğün için harekete geç. Ve diyoruzki durmak ve susmak yok” denildi.

    Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB), 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. SKB’nin açıklamasında, 25 Kasım 1960 yılından Domonik Cumhuriyeti’nde rejim karşıtı 3 kadın kardeş olan Mirabel kardeşlerin tecavüz ve işkenceyle katledilmeleri hatırlatılarak, “Tıpkı 5 yıl önce Rojava ve kobani’ye DAİŞ’in saldırısı sırasında 3 bin Ezidi kadınının esir alınması ve köle pazarlarında satılması gibi. Yine bir çoğuna tecavüz edilerek hamile bırakılması yada intihara sürüklenmesi gibi . Tarih’e baktığımızda kadınlara yönelik katliam, zülüm taciz ve tecavüz her dönem faşist iktidarların başvurduğu bir yöntem olmuştur. Yine 5 yıl önceside bu katliamlar bizim kaderimiz değil diyerek baş kaldıran kadınlar Rojava devrimin inşasında mihenk taşı oldular. Bu devrimde YPJ li kadınların özel rolu oldu.Rojava devrimi tüm dünya kadınlarına esin kaynağı oldu” denildi.

    ‘İNGİLTERE’DE KADINLAR ŞİDDETE UĞRUYOR’

    Türk Devleti’nin Rojavaya düşmanlığını sürdürürken ve yeni katliamlar gerçekleştirmek isterken kadın devriminide yenilgiye uğratmak istediğine dikkat çekilen açıklamada, işgal ve soykırım saldırılarına karşı önce kadınlar harekete geçmesi gerektiğinin altı çizildi. İngilterede her dört kadından biri erkek şiddetine uğramakta olduğu ve her hafta bir kadının erkekler tarafında katledilmekte olduğu belirtilen açıklamada, devlet yardımından mahrum edilen kadınlar ve özellikle çocuklu kadınların açlık sınırında yaşamakta olduğuna dikkat çekildi.

    ‘KADERİMİZ DEĞİLDİR’

    Dünyada kadınlara yönelik katliamların her gün başka boyutlarıyla artmakta olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Bir kısmımız eşlerimiz tarafından katledilmekte bir kısmımız aile fertleri tarafından öldürülmekteyiz. Bir kısmımız açlıktan ,yoksulluktan ölmekteyiz. Kadın haklarını savunucu olduğumuz için ya öldürülmekte yada yıllarca cezalar verilerek hapishanelerde tutulmaktayız. Bu haksızlıklar bizim kaderimiz değildir. Bu sistemi değiştirecek olan biziz” diye kaydedildi. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde ‘İsyandayız’ diyen SKB’li kadınlar, 25 Kasım’da kadınların örgütlü iradesi kazanacağı vurgulandı. Açıklamanın sonunda ise, “25 Kasım’da özgürlüğün için harekete geç. Ve diyoruzki durmak ve susmak yok” denildi.

  • ‘ABD’li asker ve gazeteciler Rojava için ağladı’

    ‘ABD’li asker ve gazeteciler Rojava için ağladı’

    LONDRA- SOAS Üniversitesi’nde konuşan BBC Muhabiri Jiyar Gol, ABD’nin Rojava’dan geri çekilme sürecindeki tanıklıklarını anlatarak, “Yerelde birlikte çalıştığım pek çok Amerikan muhabiri, gazeteci gözyaşlarını tutamayarak ‘Kürtlere ihanet ettik’ diyorlardı. Çünkü onlar başından beri YPG ve YPJ’li genç gerillaların nasıl kahramanca direndiklerini, nasıl İŞİD’i durdurduklarını birinci elden gözlemlemişlerdi” dedi.

    İngiltere Kürt Akademisyenler Topluluğu (Kurd-AKAD-UK) tarafından BBC Dünya Servisi muhabiri Jiyar Gol, BBC Arapça Servisi muhabiri Mustafa Hamo ve  insan hakları aktivisti Dr. Azad Derwani’nin katılımıyla ‘Türkiye’nin Rojava İstilası ve Sonuçları’ adlı bir panel düzenlendi. SOAS Üniversitesi’nden gerçekleşen panele çok sayıda öğrenci ve akademisyen katıldı. Moderatörlüğünü gazeteci Suna Parlak’ın yaptığı panel de ilk konuşmayı BBC Dünya Servisi Muhabiri Jiyar Gol yaptı. 2012’den beri Türkiye, Irak, Suriye ve Rojava’yı yakından takip eden ve yerelden haber aktarımları ile bilinen Jiyar Gol, Rojava ile Türkiye ilişkilerini değerlendirdi. 2012 yılında Türkiye sınırında bir gece de en az iki yüz ve üç yüz  otobüsün Türkiye tarafından Rojava’ya geçtiğini, ve bu araçların Türk askeri araçlarınca eskort edildiklerini kendi gözleriyle gördüğünü söyledi. Türkiye’nin  avrupa ülkelerinden gelen DAİŞ’lilerin en kolay geçiş noktası olduğuna vurgu yapan Gol, İŞİD militanlarının havaalanlarında, gerek kıyafetleri gerekse de davranışlarıyla çok kolay fark edildiklerini belirtti.

     

    MÜSLÜMAN ÜLKELER KÜRTLER’E ‘ADALETSİZ’

    DAİŞ çetelerinin Kobani’ye yönelik saldırılarını Irak ordusundan ele geçirdikleri ağır silahlarla gerçekleştirdiklerini hatırlatan Gol, “Oysa onları karşısında direnen YPG ve YPJ güçlerinin ellerinde sadece basit silahlar vardı. Bu yüzden Kobani’deki savaş kesinlikle adaletsiz, eşit olmayan güçler arasındaki bir savaştı. Diğer adaletsiz durumda, tüm dünyanın, özellikle de müslüman ülkelerin sessizliğiydi. Kürtler saldırıya uğradığında hiç bir müslüman ülkeden Kürtlere yönelik bir sempati yada yardım gösterilmedi. Dolayısıyla Kürtlerin koalisyona katılmaktan başka şansları yoktu” dedi.

     

    ABD’LİLER ROJAVA İÇİN AĞLADI

    Donald Trump’ın kararıyla ABD ordusunun Rojava’dan çekilmeye karar verdiğinde de o bölgede bulunduğunu söyleyen Gol, şunları anlattı: “Yerelde birlikte çalıştığım pek çok Amerikan muhabiri, gazeteci gözyaşlarını tutamayarak ‘Kürtlere ihanet ettik!’ diyorlardı. Çünkü onlar başından beri YPG ve YPJ’li genç gerillaların nasıl kahramanca direndiklerini, nasıl İŞİD’i durdurduklarını birinci elden gözlemlemişlerdi. Çocuğunu Türkiye’nin Rojava işgalindeki saldırılarda kaybeden Nusaybinli bir baba bana şunu söyledi: ‘Benim çocuğum Kobani’de, Raqqa’da İŞİD’e karşı tüm dünya için savaştı bak Türkiye’nin saldırısında hayatını kaybetti ve şimdi tüm dünya sessiz.’ Son olarak Türkiye’nin Rojava işgalinde ki müttefikleri aynı İŞİD gibiler. Adları farklı olabilir ama kullandıkları yöntem gösteriyor ki onların İŞİD’den farkı yok.”

     

    AFRİN’DE MEZARLARI YIKTILAR

    Rojava’nın Afrin kentinden olan  ve şu anda BBC Arapça Servisi’nde çalışanan gazeteci Mustafa Hamo Türkiye’nin Afrin işgalini ve bu işgalin Afrin halkı üzerindeki etkilerini anlattı.  Türk askerleri 18 ay önce Afrin’i işgal ettiklerinde ilk yaptıklarının İŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybeden gençlerinin mezarlarının bulunduğu iki mezarlığı yıkmak olduğunu söyleyen Mustafa Hamo, “Hatta 46 yıl önce hayatını yitiren Kürt aydın ve yazarı Nuri Dersimi’nin mezarı bile tahrip edilip kemikleri bilinmeyen bir yere götürüldü. Afrin şu an tamamen dış dünyaya kapalı. Türk medyası bile ancak işgalci güçlerin eskortuyla içeri girip onların istediği kadar kalıp onların dikte ettirdikleri şeyleri yazabiliyorlar. Bizim haber kaynağımız sadece aileler” diye anlattı.

     

    AFRİN’DE ÇETECİ BİR ZİHNİYET VAR

    Afrin’in tamamen bir Kürt şehri olduğunu ve çok az sayıda farklı etnisite ve halklardan insanlar olduğuna dikkat çeken Hamo, “Türkiye oranın demografik nüfusunu değiştirmek için başka yerlerden Arapları oraya getirmeye çalışıyor. Ama bunu yaparken de herhangi bir kurala uymuyorlar. Mesela Türkiye ile birlikte hareket eden çeteci bir grup bir Kürt aileyi yerinden edip para karşılığı bir Arap aileyi yerleştiriyor. Kısa süre sonra başka bir çeteci grup o Arap aileyi de çıkartıp daha fazla para veren başka bir Arap aileyi oraya yerleştiriyor. Tamamen çeteci bir zihniyetle hareket ediyorlar. Hiç kimse evini bir saat bile terk edemiyor çünkü o bir saat içinde tüm ev çeteci güçlerce talan ediliyor” dedi.

     

    AFRİN ZEYTİNİ YAĞMALANIYOR

    Afrin’in tek geçim kaynağının zeytinyağı ve bu Suriye’de üretilen zeytinyağının yüzde 30’una tekabül ettiğini ifade eden Hamo, “Bir zeytin ağacının meyve vermeye başlaması için on yıllık bir emek ve zaman gerekiyor. İşgalden dolayı insanlar hem rahat hareket edemiyorlar, hem de zeytinliklere bakamıyorlar. Ayrıca işgalci militanlar zeytinyağının şehir dışına çıkmasına da izin vermeyip çok ucuz fiyata üreticiden alıp yüksek rakamlarla Türkiye piyasasına sunuyorlar” diye belirtti.

     

    İNSANLAR KAÇIRILIP FİDYE İSTENİYOR

    Afrin’deki Türkiye destekli çetelerin akrabaları yurtdışında olan insanları rehin alıp para istediklerini aktaran Hamo, “Oğlu İngiltere’de olan 70 yaşındaki bir adam kaçırılıp işkence edildiği görüntüleri oğluna gönderiliyor ve kendisinden on bin pound fidye isteniyor. Bu sadece bir örnek, bunun gibi yüzlerce kaçırılma, alıkonulma ve işkence örneği var” diye kaydetti. Afrin’deki grupların cihadist olmadığını çünkü hiç bir kurallarının olmadığını söyleyen Hamo, “Türkiye ile hareket eden bu gruplar eski suçlular, uyuşturucu satıcıları, hırsızlar, yani talancılar topluluğu ve para için yapamayacakları hiç bir şey yoktur.  Türk devletinin de bütün amacı, Kürtleri Afrin’den çıkarıp dışarıdan Arap nüfusunu oraya yerleştirerek Afrin’in demografik yapısını değiştirmek” dedi.

     

    Avukat ve insan hakları aktivisti Dr Azad Dewani ise kendisinin doktorasını yaptığı ‘Terörizmin Söylemsel İnşaası: PKK ve diğer Kürt siyasi hareketlerin Türk resmi devlet söylemindeki yeri ve Kürt meselesine yaklaşımı” adlı tezi ile ilgili bir sunum yaptı. Dr .Dewani ko Afrin ve son işgalden örnekler sundu.