Author: ali

  • Londra’da Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı

    Londra’da Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı

    HİKMET ERDEN

    Seyit Rıza ve arkadaşları idam edilişlerinin 82. yılında Londra’da düzenlenen kitlesel bir etkinliki ile anıldı. Anmada konuşan HDP eski Milletvekili Osman Baydemir, “Faşizm zulmünü sürdürmekte kararlı ise bizde direnmekte kararlıyız. Onlar Yezid olmakta kararlıysa biz de Hasan Hüseyin olmakta kararlıyız” dedi.

    Londra Dersimliler Dayanışma Derneği (DERSİM-Der) tarafından düzenlenen bir etkinlikle idam edilişlerinin 82. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı. Gik-Der binasında gerçekleşen anma törenine çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Anma etkinliği kapsamında düzenlenen panele ise HDP eski Milletvekili Osman Baydemir, Yazar Munzur Çem ve Britanya Alevi Fedarasyonu Başkanı İsrafil Erbil katıldı.  Etkinlik, önce saygı duruşu ardından da Dersim katliamını ve Seyit Rıza’nın tavrını anlatan bir slayt gösterimi ile başladı. Anma etkinliği kapsamında Demokratik Güç Birliği bir açıklama yaparak, özellikle Rojava’ya yönelik işgal saldırılarına dikkat çekilerek, direniş ve mücadelenin Seyit Rıza’nın direniş ruhu ile sürdüğü vurgulandı.

     

    ‘SİSTEMATİK KATLİAMLAR GELİŞTİRİLDİ’

    Anmada düzenlenen panel de ilk sözü yazar ve tarihçi Munzur Çem aldı. Dersim harekatının sadece Kürtlere yönelik olmadığını Türk olmayan tüm halklara ve kimliklere karşı bir soykırım yok etme politikası uygulandığını vurgulayan Çem, “Önce Ermeniler, Süryaniler, Rumlar ve daha sonra Kürtler katliamdan geçirildi. Bu olay sadece Dersimde değil sistematik bir şekilde katliamların geliştiğini görmekteyiz” diye kaydetti.

     

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının ‘8 milyon Kürt adına sesleniyoruz’ dediklerini hatırlatan Çem, şunları söyledi: “Seyit Rıza ve arkadaşları bir bütün Kürdistan için talepte bulunuyorlar. O dönem bugün ki Rojava sürecine çok benziyor. Ruslar tıpkı bugün ki gibi bir tutum içinde iken ABD ise Rojava’da ansızın Kürtleri bırakmaları gibi Kürtler yanlız bırakıldı.’’

     

    ‘KÖKÜNDEN SÖKECEĞİZ DEDİLER’

    Türkiye’nin kuruluş süreci ve Mustafa Kemal’in Kürtlere bakış açısına da değinen Çem, Şark Islahat Planı ile “TC 1926 yılında Dersim Ali Boğazı’na bir askeri harekat düzenliyor. Bu harekatta bu bölge ‘kangren’ olarak nitelendiriliyor ve kökünden söküp atılması gerektiği söyleniyor. Kürtlerin ıslah edilmesi gerektiğini söyleyerek Şark Islahat Planı’nı devreye koyuyoralar. Bu Kürdistan’a özgü bir yasaldır. Her şeyi Türk soyuna gore yapıyorlar. Kökünden sökmek dedikleri de bu plan ile başlıyor ve soykırım politakası uygulanıyor” diye kaydetti.

     

    ‘MUSTAFA KEMAL’İN İMZASI VAR’

    Dersim 38 silahlı direnişinin 1937 direnişinden daha güçlü olduğunu belirten Çem, Mustafa Kemal’in Dersim soykırımındaki rolüne dikkat çekti. Mustafa Kemal’in Dersim katliamı öncesi “Mustafa Kemal otoriter ve diktatördü. Kürtçeyi yasakladı Kürtleri sürgün ettiren ve altında imzası bulunan kişidir. Onun haberi olmadan sinek bile uçmazdı deyim yerindeyse. Şark Islahat Planı’ndan Dersim soykırımına kadar Mustafa Kemalin imzası vardır. Ordu, Milli Eğitim, Yargı, Polis her şey ona bağlıdır. Bu harekat başta sona kadar Mustafa Kemalin bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleşiyor” diye ifade etti.

     

    ŞEYH SAİTLERDEN SEYİT RIZALARA..

     

    Çem’in ardından söz alan HDP eski Milletvekili Osman Baydemir ise Şeyh Sait’ten Seyit Rıza’ya büyük bir direniş sergilendiğine dikkat çekerek, “Bu rejim ile baş etmenin yolu ona karşı direnmek ve mücadele etmektir. Bunun yolu da ortaklaşmaktan ve birlikten geçer. Tarih tekerrür ediyor işte. Bugün HDP’nin eşgenel başkanlarından on binlerce Kürde kadar ya zindan da ya sürgünde yada katledildi. Ancak boyun eğdik mi. Hayır eğmedik. Tıpkı Seyit Rıza gibi bu halk boyun eğmeyecek. Seyit Rıza diz çökmedi bizler de diz çökmeyeceğiz” diye kaydetti.

    Artık müzakere ve diyalog zemininin kalmadığını söyleyen Baydemir, “Faşizm zulmünü sürdürmekte kararlı ise bizde direnmekte kararlıyız. Onlar Yezid olmakta kararlıysa biz de Hasan Hüseyin olmakta kararlıyız. Şeyh Sait ve Seyit Rızaların torunlarıyız. Aynı davanın neferleriyiz. Özgürlüğün neferleriyiz” dedi.

     

    ‘SEYİT RIZALARA SAHİP ÇIKACAĞIZ’

    Baydemir’in ardından söz alan Britanya Alevi Fedarasyonu Başkanı İsrafil Erbil, “Mevcut rejimin Aleviler de olsa Kürtler de olsa farklı kimlik ve kültürleri ortadan kaldırılmaya çalışıldığına dikkat çekti. Dersim katliamı sırasında Türk olmayan hangi kimlik olursa olsun ortadan kaldırılmaya çalışıldığını vurgulayan Erbil, “Bakın bugün Vatan Partisi denilen bir partinin başındakiler, iktidara gelmeleri halinde ilk işlerinin Seyit Rıza’nın Dersimdeki anıtını yıkacağını vaat ediyor. Nasıl bir nefret ve kinle baktıklarını bize gösterdiği kadar hala Seyit Rıza ve onun ardıllarından nasıl korktuklarını da bize gösteriyor. Dün Seyit Rıza ve arkadaşlarını asarak ortadan kaldırdığını düşünenler bugün devrimci, muhalif, demokrat ve özelde Kürtleri ortadan kaldırmak istiyorlar. Bizler ise bu katliamlara baskılara karşı daha fazla Seyit Rızalara sahip çıkacağız. Onların yolunda ilerleyeceğiz” diye söyledi. Rojava işgali ve orada yaşanan direnişe değinen Erbil, Rojava’da İŞİD ve El Nusra çeteleri ile birlikte Kürtlerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını vurguladı.

    Panelin ardından ise Alevi kültüründe yer alan Lokmalar dağıtılırken, deyişler söylendi. Anma etkinliği son olarak müzik dinletisi ile sona erdi.

     

  • İsrafil Erbil bir kez daha BAF Başkanlığı’na seçildi seçildi

    İsrafil Erbil bir kez daha BAF Başkanlığı’na seçildi seçildi

     

    LONDRA-Britanya Alevi Federasyonu 4. Genel Kurulu Londra merkez binasında gerçekleşti. Genel Kurulda yapılan seçimler de mevcut başkan İsrafil Erbil bir kez daha Başkanlığı’na seçildi.

     

    Alevilerin Britanya’daki önemli kurumlarından biri olan ve çatı örgütü olarak bilinen Britanya Alevi Federsayonu 4. Genel Kurulu gerçekleşti. Enfield’te bulunan BAF Konferans Salonu’nda yapılan Genel Kurul’a çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisinin yanı sıra delegeler ve yüzlerce üye katıldı. Saygı duruşu ve divan seçimi ile başlayan Genel Kurul’da, ilk olarak Alevi dedesi Ali Dereli söz aldı. Dereli, Alevilerin en önemli sorunun asimile olmaları olduğuna dikkat çekerek, özellikle kendi inanış ve kültürlerinin giderek aşınmasına dikkat çekti. Dereli, asimilasyona karşı kültürlerini ve inanışlarını korumalarının ve geliştirmeleri gerektiğinin altını çizdi. İnanç gruplarının oluşturulmasını gerektiğinin altını çizen Dereli, “İnançsal hizmetleri sazımız, sözümüz ve muhabbetimizle kitlelere ulaştırmalıyız. İnancımızı bu şekilde yaşatmalıyız. Köy ve yöre derneklerin de bu inancımızı geliştirmeliyiz. Derneklerde kağıt oyunları oynamak yerine inançlarımızı kültürümüzü yaşatıp geliştirmeliyiz” diye kaydetti.

     

    ‘BİR HAYALİMİZ VAR’

    Dereli’nin ardından Tokat Alevileri yöresel elbiseleri ile yaptıkları Semah büyük beğeni aldı. Semahın ardından BAF Genel Başkanı İsrafil Erbil bir konuşma yaptı.

    “Bir davamız var. Bu davayı ileriye taşıyabilmek için bir hayalimiz var” diyen İsrafil Erbil,  “Bu hayalleri gerçekleştirdiğimizde de bir hedefimiz var. Dünyanın tamamını Alevi yapmak için uğraşmıyoruz. Ama dünyanın tamamına Alevilik vardır Alevilik haktır. Aleviler de bu dünyada bu topraklar da herkesle birlikte yaşıyor olduklarını bilmelerini istiyoruz” dedi. Ortadoğu da yaşanan gericiliğe dikkat çeken Erbil, “Sevgi bizim dinimiz başka dine inanmayız. Ama Ortadoğu da petrol için varım petrolün dışındakiler için canı cehenneme diyenler ile ister istemez düşman oluyoruz. Biz bu nedenle dosta düşmana karşı tüm canlara karşı bu toplulukun olduğunu ve haklarının olduğunu söylemek yapmak gibi bir hayalimiz var” dedi.

     

    ‘EŞİKTEKİ VE DÖŞEKTEKİ EŞİTTİR’

    Herkese eşit yaklaştıklarını ifade eden Erbil, şunları söyledi: “Eşikteki ve döşekteki eşittir. Kimi cemevimiz de on aile kiminde yüz aile var. Biz hepsini eşit görerek hepsini bir çatı altında buluşturduk. Tekleştirmek gibi bir derdimiz olmaz. Birleştirmektir derdimiz. Birleşmek ve birlik cemlerimizin vazgeçilmezidir.” Aleviler hala yok sayılan bir halk ve topluluk olduğuna dikkat çeken, Erbil, resmi akıl resmi vijdanın Alevileri hala dıştaladığın ve bunu topluma sirayet ettirmeye çalıştığını söyledi. Geçmişte çocuklarına zarar gelmesin diye bazılarının Aleviliklerini gizlemek zorunda kaldığına değinen Erbil, “Bir millet devletinden daha gerici ve faşistse o milletten korkun. 15 Temmuz darbe gösterisinde bizler kafa kesmelere şahit olduk. Biz Elbistan da buna itiraz ettiğimiz de bizim milletimiz dediğimiz insanlar bize önce saldırdı. Bu gerçeği görmek zorundayız. Bunu görmeden önümüze hangi davayı hangi hayali koyabiliriz. Kendi kimliğini inkar etmek zorunda kalınıyorsa en küçük bir itiraz bile edilemiyorsa bu nasıl bi durum ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” diye ifade etti. Uyuşturucu ve çetelere karşı projeler geliştirmeleri gerektiğini kaydeden Erbil, BAF’ın Enfield bölgesinde yapmayı planladığı içerisinde Cem Evi, spor ve kültür tesislerinin de bulunduğu kompleks projesini mimarlar eşliğinde delegelere anlattı.

     

    İSRAFİL ERBİL GÜVEN TAZELEDİ

    Erbil’in ardından Genel Kurul misafiri olan İşçi Partisi Kuzey Enfield Milletvekili Adayı Feryal Clark Demir bir konuşma yaptı. Demir, yaptığı konuşma da seçim sürecine değinerek, herkesin seçimler de oy kullanmak için seçmen kayıtlarını yapmasını istedi. Demir’in ardından komisyonların faaliyet, mali ve denetleme  raporları okundu. Zaman zaman tartışmaların yaşandığı Genel Kurul’da son olarak seçime gidildi. Yapılan seçimler sonucunda Britanya Alevi Federasyonu Genel Başkanlığı’na bir kez daha İsrafil Erbil seçildi. Genel Kurul seçimleri ile yeni Yönetim, Denetim ve Disiplin Kurulları da seçildi.

  • Anneleriyle kalan çocuklara tutsak muamelesi yapılıyor

    Anneleriyle kalan çocuklara tutsak muamelesi yapılıyor

    Anneleriyle birlikte cezaevlerinde tutulan çocukların yaşadığı hak ihlallerine dikkat çeken CİSST Hapiste Çocuk Temsilcisi Cansu Şekerci ve Miraz Bebeğin Babası Cengiz Zaza Akbaba, çocuklara tutuklu muamelesi yapıldığını söyledi.

    Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye’de en az 864 çocuk annesiyle birlikte cezaevinde kalmak zorunda. Annesi Gülistan Diken Akbaba’yla birlikte Gebze Kadın Cezaevi’nde tutulan Miraz bebek de bunlardan biri. Hafta içi annesinin yanında kalan Miraz bebek hafta sonu ise babası Cengiz Zaza Akbaba’nın yanında kalıyor. Eşi Gülistan Diken Akbaba’nın yaklaşık üç yıldır cezaevinde olduğunu hatırlatan Cengiz Zaza Akbaba, çocukların cezaevlerinde yaşadıkları hak ihlallerine dikkat çekti. Çocuğun anneyle buluşması başta olmak üzere bir bebeğin en temel ihtiyaçlarına ulaşmasında dahi ciddi sorunlar yaşadıklarını belirten Akbaba, “Bir keresinde Miraz hastaneye giderken annesi yanında götürülmedi. Bu sorunu çözdük derken yeni sorunlarla karşılaştık. Miraz’ın mamaya ulaşımında çeşitli sıkıntılar yaşandı. Oyuncaklarını bile yasakladılar” dedi.

    Miraz’ın en son cezaevine alınmaması meselesine değinen Akbaba, Miraz’ın içeri alınmadıktan sonra ağladığını ve kendisine, “Baba, neden annemin yanına gidemiyoruz” sorusuna Miraz’ı oyalamak amacıyla, “anahtarı kaybettik” diye cevap verdiğini aktardı.

    Cezaevlerinde yaşamak zorunda bırakılan çocukların haklarının açık ve anlaşılır bir şekilde yazılması gerektiğini dile getiren Akbaba, “Çocukların hakları açık ve anlaşılır bir şekilde yazılmadığı için bazı idareler ve görevliler tarafından çocuklar tutuklu muamelesi yapılıyor” dedi. Adalet Bakanlığı’ndan yetkililerle zaman zaman görüşmeler gerçekleştirdiğini dile getiren Akbaba, son olarak “Bakanlık, eğer bir çalışma yapıyorlarsa bizimle de ortaklaştırsın. En kısa zamanda bu çocuklu ailelerin, mağduriyetinin giderilmesi lazım. En azından çocuklu anneler, denetimli serbestlik veya ev hapsi şeklinde uygulamalarla infazlarını tamamlayabilir” diyerek çağrıda bulundu.

     İhlaller saymakla bitmiyor 

    Ceza İnfaz Sistemlerinde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Hapiste Çocuk Temsilcisi Cansu Şekerci de cezaevlerinde yaşanan mevcut nüfustan kaynaklı yaşanan sorunlardan çocukların da etkilendiğini dile getirdi. Şekerci, çocukların ayrı yataklarının olmaması, sağlık haklarına, oyuncak ve gıdaya ulaşamama gibi hak ihlallerinin yaşandığını belirtti. Bunların yanı sıra 15 Temmuz 2016’da Darbe Girişimi’nden sonra ilan edilen OHAL ile birlikte cezaevlerinde bulunan kreşlerin kullanımıyla ilgili ihlaller yaşandığını kaydeden Şekerci, “Özellikle OHAL’den sonra kreşler faydalanmanın annenin siyasi ya da adli olmasına göre değiştiğine dair bize bilgi aktarımı oldu. Bunun önüne geçecek denetimlerin olması çok önemli” dedi.

    Alan görünür kılınmalı

     Şekerci, cezaevinde kaç çocuğun yaşamak zorunda bırakıldığını, bu çocukların oyuna, uykuya, sağlığa erişimlerinin hangi düzeyde olduğunun tespit edilmesi için kurumların daha şeffaf bir politika izlemesi gerektiğini ifade etti. Şekerci, “Alanın görünür olması çok önemli, çünkü alan görülmediği takdirde sayılar karanlık sayı haline gelmeye başlıyor, yani ihlallerden haberdar olamıyoruz” diye konuştu.

    Yargı reformunun gündemde olduğu bugünlerde hapsetmenin alternatiflerinin öncelenmesi gerektiğine değinen Şekerci, şunları ekledi: “Hapis cezasının günümüzdeki şartlarıyla insanlara daha çok zarar vereceğini, insan hakkı ihlallerini arttıracağını düşünüyoruz. Denetimli serbestlik tekrar değerlendirilmelidir” dedi. Şekerci, “Bu değerlendirilirken çocukların annesi dolayısıyla değil, birey olmaları dolayısıyla bir şeylerin tartışılması gerektiğini düşünüyoruz.”

  • Çocuk sevmeyen devlet

    Çocuk sevmeyen devlet

    Çocukların maruz bırakıldığı hak ihlallerine karşı mücadele günü olan 20 Kasım’ı karşılarken Türkiye, çocukları sevmeyen devlet vasfını her geçen gün pekiştiriyor. Devlet güçlerince ketledilmekten tecavüze, anadil hakkının gaspından emek sömürüsüne kadar çocuklar için tam bir zulüm cenderesi.

    Birleşmiş Milletler (BM), dünya genelinde çocukların maruz kaldığı ayrımcılık ve hak ihlallerine karşı 1989’da 20 Kasım’ı “Dünya Çocuk Hakları Günü” olarak kabul etti. Sözleşme, halen dünya genelinde en çok sayıda ülke tarafından kabul edilen insan hakları belgesi olma özelliğini taşıyor. devletin imzaladığı ve çocuk hakları konusunda yükümlülük altına girmeyi taahhüt ettiği belge, çocuklar için daha iyi bir dünya çabasına umut ve ilham vermeye devam ediyor. Türkiye de bu sözleşmeye taraf, ancak çocuklar hala en temel haklarından yoksun oldukları gibi durum giderek daha da kötüye gidiyor.

    Türkiye, 2 Eylül 1990’da yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni, 14 Ekim 1990’da imzaladı. 27 Ocak 1995’te Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşmeyle her ne kadar çocuk haklarının korunması ve taraf devletlerin bu hakların yaşama geçirilmesi için yükümlülüklere uymaları amaçlansa da Türkiye’de bunun gereğinin yapılmadığı çok açık bir şekilde görülüyor. İnsan Hakları Derneği (İHD), 20 Kasım BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 30. yıl dönümü kapsamında birçok kentte basın toplantısı gerçekleştirdi. İHD ‘Çocuk Hakları’nın 30. yılına ilişkin raporunu da açıkladı. İHD Amed Şube Çocuk Komisyonu Üyesi Ercan Yılmaz, “Çocuk haklarına dair 30 yıllık durum, karanlığın sıradanlığı içerisinde ‘-mış gibi’ kalıyor. Adalet, sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve sosyal yardımlar vb. alanlarda yaşananlara dair ne yazık ki sayısız vaka üzerinden sayfalarca değerlendirme, istatistik vermek mümkün” dedi. Katledilen 4 yaşındaki Leyla Aydemir, 6 yaşındaki Efe Boz, 9 yaşındaki Vail El Suud, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve Ceylan Önkol, 13 yaşındaki Ahmet Yıldız, Seyhan Doğan ve Davut Altınkaynak, 14 yaşındaki Emirhan Nas, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 17 yaşındaki Lütfullah Tacik; çoğu ortaokul ve lise öğrencisi olan ve ‘Manisalı Gençler’ olarak anılan çocuklar; Pozantı, Şakran, Sincan, Maltepe gibi cezaevlerinde kötü muamele ve işkence gören çocuklar; şiddetin farklı türlerine maruz bırakılan kız ve oğlan çocukları, daha birkaç gün önce veliler tarafından yuhalatılan otizmli çocukları örnek verdi.

    Yaşam hakkı yok ediliyor

     Uzun yıllardır çözülemeyen Kürt meselesine yönelik şiddet politikaları ve son yıllarda yeniden başlayan savaşın, en çok çocukları etkilemeye devam ettiğini kaydeden Yılmaz, askeri araçların 16 çocuğu ezerek katletmesi, askeri mühimmat ve savaş atıklarının yol açtığı çocuk ölümleri ve yaralanmalardaki artışın, durumun vahametini gösterdiğini söyledi.

    İşgal saldırısı kurbanları

    Türkiye’nin 9 Ekim’de Kuzey-Doğu Suriye’yi işgal saldırısı sonucu onlarca çocuğunu yaşamını yitirdiğini ve yaralandığını hatırlatan Yılmaz, sınır bölgelerindeki okullar eğitime ara verdiğini, hastaneler kriz anında birden fazla kişiye acil destek veremediğini, insanların evlerini terk ettiğini belirtti.

    Anadilde eğitim hakkı

     Anadilinde eğitim hakkının gaspına devam edildiğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti: “2012’den beri yapılan tek düzenleme ‘Yaşayan Diller ve Lehçeler Seçmeli Dersi’ ve bununla ilgili ataması yapılan 59 öğretmenle sınırlı kaldığı; ders araç gereç ve materyalleri konusunda ihtiyaçların giderilmediği görülüyor. Zorunlu Din Dersi uygulaması ile ilgili AHİM 2007 Zengin ve 2017 Yalçın ve diğerleri kararları; müfredat değişikliklerine rağmen ilgili derste inanca saygı sağlanamamıştır. Ayrıca eğitim sistemi yeterli miktarda kaim ders imkânı sunmamaktadır. Bu imkândan faydalanabilmek için ise dini kanaatini açıklamaya mecbur bırakılmaktadırlar.

    3 bin çocuk cezaevlerinde

     Çocuğa özgü adalet için özgürlüğün kısıtlanmasının son çare olması, onarıcı ve kurum dışı alternatif yöntemlere başvurulması gerekirken, ayrıca kapalı kurumların şiddet ürettiği bilgisi sabitken; 864’ü anneleriyle birlikte cezaevlerinde kalmak zorunda olan çocuk olmak üzere 3 bin çocuk cezaevlerinde yaşamaya devam ediyor.

    İşgücü sömürüsü

     Çocuk İşçiliği ile Mücadele Eylem Planları hazırlanmasına rağmen pek çok çocuk ağır ve kayıt dışı işlerde çalıştırılmaya devam ediliyor. TÜİK, 2012’den beri ‘Çocuk İş Gücü İstatistikleri’ yayımlanmadığından sorun takip edilemiyor. ‘Sayı yoksa sorun da yok’ anlayışı hüküm sürüyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Türkiye’nin ilgili mevzuatı, zorunlu eğitim, istihdama başlama ve çalışma yaşamının temel haklarından biri olan sendikaya üyelik yaşları arasında uyumsuzluk devam ediyor.

    Cinsel istismar meşrulaştırılıyor

     Yetişkinlerin çocukları cinsel yönden sömürmesi anlamına gelen cinsel istismar suçu, çocuğun bedenini bir bütün olarak görmekten uzak, sadece cinsel organlara yönelik temas içeren ve sadece bazı türlerine ilişkin sınırlı olarak algılanmaya devam ediyor. Failler korunuyor, erken yaşta evliliklere izin verilmesi ve önünün açılmasıyla meşrulaştırılıyor. Çocukların bedensel söz hakları yok sayılıyor. Dünya genelinde de çocuk haklarını tehdit eden durumlar Sözleşmenin 30. yılı vesilesiyle UNICEF Genel Müdürünün, ‘Dünya Çocuklarına Mektup’ başlıklı yazısında şu şekilde ifade ediliyor: Küresel iklim krizi ve kirlilik, sürüp giden çatışmalar, savaşlar ve doğal afetler, çocukların ruh sağlığı alanında olumsuz gidişat, kitlesel göç ve nüfus hareketleri, vatansızlık, yoksulluk, eğitim ve çağdaş çalışma fırsatlarına erişimin önündeki engeller, veri hakları ve özel yaşamın çevrimiçi gizliliği ile çevrimiçi yanlış bilgiler. Bu bağlamda çocuk haklarının bir insanlık meselesi olduğu ve sözleşmeye taraf olan devletlerin hem kendi sınırları içerisinde hem de dünya genelinde yükümlülüklerini yerine getirmedikleri açıkça görülüyor.”

    Kaynak : Yeni Özgür Politika
  • İşçi Partisi Kürt siyasetçi İbrahim Doğuş’u da aday gösterdi

    İşçi Partisi Kürt siyasetçi İbrahim Doğuş’u da aday gösterdi

    LONDRA-Kürt siyasetçi ve Lambeth Belediye Başkanı İbrahim Doğuş 12 Aralık seçimlerinde İşçi Partisi listelerinden milletvekili adayı gösterildi. Doğuş West Middlands’da bulunan West Bromwich East seçim bölgesinin İşçi Partisi milletvekili adayı olarak atanırken, İşçi Partisi’nin gösterdiği ikinci Kürt siyasetçi oldu.

    Son bir yıldır Londra’nın Lambeth Belediye başkanlığını yürüten Kürt siyasetçi İbrahim Doğuş, 12 Aralık’ta Birleşik Krallık genelinde yapılacak parlamento seçimlerinde İşçi Partisi genel merkezinin kararıyla West Bromwich East seçim bölgesinden milletvekili adayı olarak belirlendi. 2001 yılından bu yana West Bromwich East seçim bölgesini parlamentoda temsil eden İşçi Partisi Genel Başkan yardımcısı Tom Watson, 12 Aralık’ta yapılacak genel seçimlerde aday olmayacağını birkaç gün önce açıklamıştı. İşçi Partisi Genel Merkezi bu gelişmenin ardından Kürt siyasetçi İbrahim Doğuş’u milletvekili adayı olarak belirlediğini açıkladı.

     

    WEST BROMWICH LABOUR’UN KALESİ

    İbrahim Doğuş’un aday olduğu bölge de seçilmesine ise kesin gözüyle bakılıyor. Keza West Bromwich East seçim bölgesi kurulduğu 1974 yılından bu yana İşçi Partisi (LABOUR) tarafından kazanılan bir bölge olup, İşçi Partisinin kalesi olarak kabul ediliyor.İşçi Partisi genel merkezinin adaylığını açıklamasından hemen sonra basına demeç veren Doğuş, genel merkezin kararından onur duyduğunu ve zaman kaybetmeden seçim bölgesinde çalışmalara başlayacağını söyledi.

     

    NHS YENİDEN YAPILANDIRALACAK

    Ülke genelinde yaşanan yoksulluk, sağlık, konut sorunu ve işsizlik gibi temel sorunlara çözüm olacak yeni bir iktidara ihtiyaç olduğunu söyleyen Doğuş, “Ve bu ihtiyaca cevap olabilecek kapasite ve potansiyele sahip olan İşçi Partisi 12 Aralık’ta yapılacak seçimlerde ülkeyi yönetmeye taliptir. Şimdiden West Bromwich East seçim bölgesinde yerel parti örgütü ve üyeleriyle birlikte çalışmaya başladık. İşçi Parti’nin NHS’i yeniden yapılandırma, eğitime büyük kaynak yaratma, yeni iş alanları yaratma ve iklim değişikliği ile mücadele politikalarını tüm topluma anlatmaya devam edeceğiz” dedi. İşçi Partisinin KalesiWest Bromwich East seçim bölgesi kurulduğu 1974 yılından bu yana İşçi Parti tarafından temsil ediliyor. 2017’de yapılan genel seçimlerde İşçi Parti oyların %58’ini alarak en yakın ikinci parti olan Muhafazakar Parti’ye 7,713 fark atmıştı. Aday olmayan İşçi Partisi genel başkan yardımcısı Tom Watson 2001 yılından bu yana West Bromwich East seçim bölgesini parlamentoda temsil ediyordu.

     

    DOĞUŞ KİMDİR

    12 Aralık’ta yapılacak erken genel seçimlerde parlamentoya girmesine kesin gözüyle bakılan Doğuş 39 yaşında evil ve iki çocuk babası. Maraş’ın Elbistan ilçesinde dünyaya gelen Doğuş 14 yaşındayken ailesiyle birlikte İngiltere’ye göç etti.

    İşçi Partisi içerisinde Britanya genelinde iki Kürt siyasetçinin milletvekili adaylığı kesinleşmiş oldu. Doğuş’un yanı sıra bir Kürt aday ise Feryal Clark Demirci. Kuzey Londra’nın Enfield bölge milletvekili adayı Feryal Demirci, İşçi Partisi içerisinde yapılan eğilim yoklamasında delgelerin en çok oyunu alarak milletvekili adayı seçilmişti. Aslen Malatya’ya bağlı Kürecik bölgesinden olan Feryal Demirci halen halen İşçi Partisi’nden Hackney Belediye Meclisi Üyesi olarak görev yapıyor

    Bu arada Kürt Halk Meclisi’de Kürt adaylar Demirci ve Doğuş’a tam destek vererek, tebriklerini iletti. Halk Meclisi, önümüzdeki günler de Demirci ve Doğuş ile birlikte İşçi Partisi içerisinde Kürtlere yakınlıkları ile bilinen adaylar ile ilgili bir açıklama yapması bekleniyor.

  • Brighton, Manchester ve Londra’da ‘Rojava’ eylemleri

    Brighton, Manchester ve Londra’da ‘Rojava’ eylemleri

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Britanya’nın Londra, Manchester ve Brighton kentlerinde Türk devletinin Kuzeydoğu Suriye’ye (Rojava) dönük işgal girişimi ve sivillere yönelik katliamlar yapılan eylem ve  etkinliklerle protesto edildi.

    Londra Devrimci Yurtsever Gençlik Hareketi’nin çağrısı ile Kings Cross İstasyonu önünde bir araya gelen kalabalık bir grup Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye’ye yönelik işgal girişimine karşı protesto gösterisi düzenledi. Sık sık, “Terörist Erdoğan”, “Dün Hitler bugün Erdoğan” sloganları atan grup, “Rojavaya yönelik işgala son” yazılı pankart ve dövizler taşıdı. YPG ve YPJ bayraklarının taşındığı eylemde konuşan Gençlik Hareketi Sözcüsü Elif Gün, Türk devletinin işgal saldırılarının Rojava’da sivil katliamlara yol açtığına dikkat çekti. Gençlik Sözcüsü Gün, Rojava’da uluslararası hukuğun hiçe sayıldığını ve Türkiye’nin İŞİD zihniyetindeki gruplarla birlikte sivil katliamlar gerçekleştirdiğini vurguladı.

     

    TURKEYY BOYKOT’A DAVET

    Türkiye’nin işgal harekatı sonucu on binlerce insanın yerlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kaldığına dikkat çeken Gün, “Kürt halkına yönelik soykırım uygulamak için Türk devleti Rojavaya saldırıyor. Rojava özgürlük, eşitlik ve adaletin olduğu bir bölge. Ancak faşist Erdoğan bu barışçıl topraklara sadece kan dökmek ve Kürt halkını yok etmek için saldırıyor. Bizler buna karşı direneceğiz. Rojava da bu faşizme karşı bir de Onur Direnişi var. Bu onur direnişine ses verelim ses olalım” diye kaydetti. Gün, Türkiye’nin boykot edilmesi gerektiğini söyleyerek, “Türkiyeyi boykot edelim. Bu ülkeye giden her kuruş Rojava da Kürdistan’da halkların üzerine bomba, ölüm ve gözyaşı olarak dönüyor. İŞİD gibi bir barbar çetesinin ortağı olan Erdoğan rejimine karşı Türkiye’yi boykot edin. İŞİD zihniyetine karşı herkesi boykota davet ediyoruz” diye kaydetti.

     

    POLİS GERGİNLİK YARATTI

    Gençlik Hareketi’nin eyleminde polis ile grup arasında zaman zaman gergin anlar yaşandı. Polisin İstasyon Meydanı’nda yapılan eylemin ‘özel mülkiyet’ üzerinde yapıldığını iddia ederek, eylemcilerden meydanın dışına çıkmalarını istedi. Polisin gerginlik çıkaran tavrına grup üyeleri tepki göstererek, sloganlarla protesto etti.Eylemin ardından gençlik hareketi üyeleri tarafından Kings Cross İstasyonu’nda yüzlerce bildiri dağıtılırken, çevredekiler zaman zaman alkışlarla eylemcilere destek verdi.

     

    BRIGHTON’DA ERDOĞAN’A ‘ÖFKE’

    Bringhton’da Avrupa Demokratik Kürdistanlılar Toplum Kongresi’nin (KCDK-E) çağrısı üzerine yüzlerce kişi Churcill Square Meydanıı’nda bir araya  geldi. Türk devleti ve Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a tepki gösterilen eylemde, sık sık “Terörist Erdoğan” sloganları atıldı. İngiltere’den YPG’ye katılan ve yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının taşındığı eylemde, işgal karşıtı pankart ve dövizler taşındı. Yoğun yağmur altında yapılan eyleme, anti-faşist ve anarşist gruplarda katılarak destek verdi. Burada Kürt Halk Meclisi adına bir açıklama yapan Yaser Kobane, Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal girişimi ile Kürtlere yönelik bir soykırım gerçekleştirilmek istendiğine vurgu yaptı. İşgale karşı durmanın aynı zaman da insanlığı savunmak anlamına geldiğini ifade eden Kobane, tüm halkların ve kimliklerin işgale karşı seslerini daha fazla yükseltmesi gerektiğini ifade etti. Eylemin ardından meydan da bildiriler dağıtıldı.

     

    MANCHESTER

    KCDK-E’nin çağısı üzerine Manchester Saint Petter Meydanı’nda kalabalık bir grup bir araya gelerek, Rojava’ya yönelik işgal girişimine karşı bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşte YPG ve YPJ bayrakları ile çok sayıda pankart ve döviz taşınırken, sık sık “Rojava biziz biz Rojava”, “Türk ordusu Rojava’dan defol” sloganları atıldı. Manchester’ın en merkezi caddelerinden Portland Street üzerinde yapılan yürüyüşe Devrimci Komünist Lig ve Filistinlilerle Dayanışma Grubu ile Militant Labour Forum üyeleri de katılarak destek verdi. YPG ve YPJ bayrakları ile çok sayıda pankart ve dövizin taşındığı yürüyüş, Piccadily Garden’da son buldu. Burada yapılan konuşmalar da Rojava’ya işgal girişimine karşı sert tepki gösterdildi. Rojava’nın işgale karşı büyük bir direniş sergilediği ifade edilen konuşmalar da, “Türk devletinin bu işgal girişimi Türk ordusu ve İŞİD zihniyetindeki barbar çeteler ile birlikte gerçekleştiriliyor. Bu işgal girişiminin hiç bir meşruiyeti yoktur. Kürt halkına karşı katliamlar gerçekleştirilerek bu bölgelere barbar İŞİD çeteleri yerleştirilmek isteniyor. Bu barbarlığa karşı sessiz kalan devletler de en az Türk devleti ve Erdoğan kadar suçludurlar” denildi.

    İşgalle birlikte sivillere yönelik katliamların gerçekleştirildiği ifade edilen konuşmalar da, Türkiye’ye karşı Britanya’nın sert yaptırımlarda bulunması gerektiği kaydedildi. Yaşanan sivil katliamlar ve işgale karşı tüm demokrasi güçlerinin birlik olması gerektiği ifade edilen konuşmalar da, Rojava’da barbarlığa karşı büyük bir onur direnişinin yaşandığı belirtildi. İşgal karşısında durmanın insanlığın temel görevi olduğu hatırlatılan eylemde, Türkiye’ye yönelik boykot kampanyasına destek çağrısı yapıldı.

  • İlham Ehmed: İşgal harekatı İngiltere’de İŞİD tehdidi oluşturdu

    İlham Ehmed: İşgal harekatı İngiltere’de İŞİD tehdidi oluşturdu

    Yalçın Aysal

    LONDRA- Londra’da yaşayan Kürtlerle bir araya gelen  Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkanı İlham Ehmed, Türk devletinin Rojava’ya işgal girişiminin İngiltere ve Avrupa ülkeleri içinde büyük bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekerek İŞİD üyelerinin yaşanan karmaşayı fırsat bilerek Türkiye üzerinden Avrupa’ya kaçabilecekleri uyarısında bulundu.

     

    Bir dizi temaslar da ve diplomatik görüşmeler de bulunmak üzere İngiltere’nin başkenti Londra’ya gelen Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkanı İlham Ehmed, Kurdish Community Center’da düzenlenen Halk Toplantısı’na katıldı. Kürt Halk Meclisi’nin organizasyonun da gerçekleşen toplantıya katılım yoğun olurken, bir çok demokratik kitle örgütü temsilcisi de etkinliğe katıldı. Kuzeydoğu Suriye’de (Rojava) yaşanan son gelişmeleri aktaran İlham Ehmed önemli açıklamalar da bulundu.


    ABD güçlerinin bölgeden keyfi geri çekilme kararının kendilerinin çok büyük bir tehditle karşı karşıya kalmalarına neden olduğunu söyleyen Ehmed,  “Bu durum birçok IŞİD mensubunun kaçmasına neden oldu ve örgüt mensupları, terörist faaliyetlerine devam etmek için ülkelerine geri dönecekler” dedi. Bu durumun İngiltere’ye ve genel olarak Avrupa’ya büyük bir tehdit oluşturduğuna dikkat çeken Ehmed, İŞİD mensuplarının bölgedeki kargaşayı fırsat bilerek sınırlardan Avrupa’ya kaçabileceğine dikkat çekti.

     

    KİMYASAL SİLAH KULLANILDI

    IŞİD mensuplarının sınırdan geçmesini önleme ve Türkiye’ye silah satışlarının durdurulması çağrısında bulunan Ehmed, “Halkımız Avrupa’nın Türk devletine sattığı silahlar ile katlediliyor. Batılı ülkeler eliyle satılan kimyasal silahlar Türk devleti tarafından Rojava’da Kürtlere karşı kullanılıyor. Şimdi bu kimyasal silahlar ile yapılan katliamlar uluslarası kurumlar tarafından soruşturulmalıdır” dedi.
    AB’nin Türkiye’yle üyelik müzakerelerini ve ticari ilişkilerini kesmesi gerektiğini belirtti İlham Ehmed  “AB adayı Türkiye bildiğiniz Türkiye değil Avrupa’nın artık bunu anlaması lazım” ifadelerini kullandı.

    ONURLU BİR MÜCADELE VERİYORUZ

    Donald Trump’ın “Kürtler kendi toprakları için savaşıyor. Bugün çok güçlü bir makalede belirtildiği gibi, bize İkinci Dünya Savaşı’nda yardım etmediler. Örneğin Normandiya’da bize yardım etmediler” sözlerinin sorulması yanıt veren Ehmed, “Normandiya zamanında, Amerikalılar adına savaşacak bir Kürt devleti ya da Kürt varlığı yoktu. Üstelik Kürtler, o zamanlar savaş mağduruydu” diye kaydetti.

    Rojava’da 8 yıldan bu yana amansız bir mücadele ve10 binden fazla şehit verdiklerini hatırlatan Ehmed,  şunları söyledi: “Yüzbinlerce insan topraklarından göç etmek zorunda kaldı. Hem askeri olarak hemde siyasi olarak barış anlamında tek bir geri adım atmadık,ve tek bir yanlış yapmadık. Her zaman onurlu bir bir halkın kimlik mücadelesini verdik.“

    ABD SÖZLERİNİ TUTMADI

    Şuan yaşanan savaşın 3. Dünya Savaşı olduğunun altını çizen Ehmed, “Natonun üyesi olan tüm devletler hepsi rojava meselesinde aslinda itifak içerisinde yer aldılar.  Rusya, İran ve Türkiye ile birlikte bir blok oluşturma planındadır. Türkiye şuan iki ipte oynuyor. Hem NATO ile hem de Rusya ile bu süreci devam ettirmek istiyor. Ancak bunu ne kadar sürdürebilir bakacağız” dedi. ABD’ye de sert eleştiriler de bulunan Ehmed, Amerika’nın bir takım sözler verdiğini ancak bu sözlerini tutmadığını söyledi.

     

    AVRUPA NET TAVIR ALMALI

    ABD’nin sınır hattında bir güvenli bölge oluşturacaklarını söylediklerini ancak bu oluşturulan koridorun barış değil aksine ‘bir terörist koridor’ olduğunu söyleyen Ehmed, “Türkiye BM’de Rojava işgalini anlattı ve elindeki harita ile Kürt bölgelerini istediğini söylüyordu. O toplantıda biri kalkıp demedi ki ‘Bu topraklar seninmi ki işgal ediyorsun. Kendine gore harita çıkarıyorsun’ Aslında o toplantı da Türk devleti Kürtleri terörize etmek istedi. Ancak bu Türkiye’nin istediği gibi olmadı. İşgal girişimi başladıktan sonra Dünya Türk devletine farklı reaksiyon gösterdi. ABD kendi içerisinde ciddi bir ayrışma yaşadı” dedi. Türkiye’nin Rojava da oluşturmak istediği koridorun ‘Terör koridoru’ olduğunu söyleyen Ehmed, Avrupa ülkelerinin Türk devletine karşı net tavır göstermesi gerektiğinin altını çizdi.