Author: ali

  • İmam Şiş: İddiam Hakikatin Militanı Olmaktır

    İmam Şiş: İddiam Hakikatin Militanı Olmaktır

    İmam Şiş, resmi kayıtlara göre ise adı İlhan olan Kürt genci, Galler’in Newport kentinde bulunan Kürt Toplum Merkezinde 17 Aralık 2018’den bu yana açlık grevi direnişinde.

    Birleşik Krallık’ı oluşturan dört ülkeden birisi olan Galler, Britanya adasının batısında bir yarımadadır. Özerk bir yapıya sahip olan Galler, şimdilerde Kürt toplumunun yoğun duyduğu bir isim. Nüfusu 200 bin civarında olan liman şehri Newport, bir Kürt gencinin tarihi direnişine tanıklık ediyor.

    Marion Wallace-Dunlop adlı kadın hakları savunucu olan sanatçı 1909 yılında Birleşik Krallık Parlamentosunun duvarına kadınların seçme ve seçilme hakkını destekleyen slogan yazdığı için cezaevine atılır. Londra’daki Holloway cezaevine girdiğinde ise durumu protesto etmek için açlık grevine başladığında doktor kendisine, “neyle besleneceksin?” diye sorar; Marion’ın cevabı tek kelimeliktir ve nettir: “Kararlılığımla!”

    Doğrularından ödün vermez

    Galler’de açlık grevi direnişini devam ettiren İmam ile sohbet ederken edindiğim en büyük izlenim, kendisinde gördüğüm kararlılıktı. Kendisini ziyarete gelen herkes ile birebir ilgilenip sohbet ediyor. Sohbetlerin temelinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünceleri ve felsefesi var. İmam’ı birkaç yıldır tanırım, radikal çıkışları, inisiyatif geliştirmesi, doğrularından ödün vermeyen duruşu ve en önemlisi de kararlarını, yaşamını ve değerlendirmelerini sürekli Abdullah Öcalan’ın düşünceleri üzerinden temellendiren bir aktivist. Önderliğin tüm kitaplarını birkaç sefer okuduğu, konuşmalarında verdiği referanslardan anlaşılıyor. Müthiş bir hafızası var, tüm değerlendirmelerinde Kürt Halk Önderinden uzun alıntılar yapıyor sürekli.

    Türk devletinin Cizre’ye vahşice saldırdığı dönemdi. Bir akşam Londra’daki Haringey ana caddesinde bir kişinin oturma eylemi yaparak tüm caddeyi iki yönlü trafiğe kapattığı haberi gelmişti bana. Bu tek kişilik eylem hakkında bilgi almak için Haringey’deki dernekte bulunan arkadaşlardan birisini aradım, eylemi kimin yaptığını sordum; “İmam” cevabını alınca hangi İmam olduğunu sordum, karşıdaki ses, “Yaw bizim Galler’deki ‘deli İmam’” demişti. İmam ile yaptığımız sohbette bu konu tekrar gündeme gelince, “ben hakikatin delisiyim” diyerek gülüyor.

    İmam Şiş

    Elbistan’dan Galler’e yolculuk

    Nasıl “hakikatin delisi” olunur noktasına gelmeden önce İmam’ı biraz tanımak için sözü kendisine bırakalım. Kimdir İmam Şiş? Elbistan’dan İngiltere’ye uzanan yolculuğunu, ve direnişinin amacını kendisinden dinledik.

    “16 Mart 1987 tarihinde Maraş’ın Elbistan ilçesinde doğdum. Üç çocuklu Kürt-Alevi bir ailenin ortanca çocuğuyum. Babam emekçi, çoğunlukla Arap ülkelerine gider, kaynak işi ile uğraşırdı. 1999 yılında, Elbistan’da solcular ile faşistler arasında bir kavga yaşanmıştı, bir provokasyonun sonucuydu. Kavgada faşist gruptan bir öğrenci ölmüştü. İlgisi olmadığı halde olay bir kuzenimin üzerine kaldı. Bu süreçte bizim ailemiz hedef gösterildi. Bu yüzden Balıkesir’e göç etmek zorunda kaldık.

    Balıkesir’de devam eden öğrencilik dönemimde büyük bir dışlama, kabul edilmeme ile karşı karşıya kaldım. Aramızda bir yıl yaş farkı olan abim Mehmet ile aynı yılda liseye başladık. Abim süper lisedeydi, ben ise düz lisedeydim. Aynı binada ama ayrı bölümlerdi.

    Lise yıllarında abim bir grup Ağrılı inşaat işçisi ile tanışmıştı. Okulun bir bölümünün inşaatında çalışıyorlardı. Onların aracılığıyla üniversiteye giden Kürt öğrencilerle tanıştık. PKK hareketini, Kürdistan tarihini daha fazla tanıma fırsatım oldu.

    Okulun bir duvarına Kürdistan yazılmıştı, kimin yazdığını da bilmiyorum. Ama abimin ismini vermişlerdi müdüriyete. Türkiye’deki okullarda her gün iki farklı öğrenci nöbetçi olur okulda. O gün de şansıma ben nöbetçiydim. Müdür bana gidip Mehmet Şiş’i yani abimi getirmemi istemişti. Ben de gidip abimi alıp müdürün odasına götürmüştüm. Çok zoruma gitmişti. Hiç unutamıyorum.

    Lise son yıllarında, birçok olaya benim ve abimin de ismi karıştı, faşist öğrencilerle bazı kavgalar yaşandı. Çok göze batmıştık, dikkat çekmiştik. Bizi hedef aldılar. Abim Balıkesir Üniversitesi Edebiyat bölümünü kazandı. Ben ise üniversiteye yerleşememiştim. Hem politik hem de ailenin ekonomik koşullarından kaynaklı İngiltere gelişim gündeme geldi. Ve 2005 yılında önce Kıbrıs’a, oradan da İngiltere’ye geldim.

    Gerilla saflarında bir Abi

    Ben İngiltere’ye geldikten bir yıl sonra yani 2006’da abim PKK saflarına katıldı. Abim, o yıl ‘Amed Newroz’una gidiyorum’ demişti bana. Güvenli bir yere ulaştıktan sonra bana katılım yaptığını yazmıştı ve en son veda mesajında şunları yazmıştı bana:

    Hayatın içinde,

    Herhangi bir yerde

    Ve herhangi bir zamanda

    Mutlu etmek istersen beni, gülümse!

    Umutlarını avucunun içinde birleştir,

    Sonsuza dek gülümse!

    Abimin katılımı beni çok etkiledi. İşten fırsat buldukça daha fazla okumaya başladım, PKK’yi, Kürdistan tarihini. Benim politik hayatım açısından bir dönüm noktasıydı. O zamanlar Rojaciwan sitesi vardı, sürekli onu takip ederdim. Kürdistan’daki mücadele bende de büyük bir heyecan yaratmıştı. Rohat Nurhak arkadaş (abisi Mehmet Şiş), Mayıs 2017’de Dersim’de çıkan bir çatışmada şehit düştü.

    İmam Şiş 17 ARalık 2018 tarihinden bu yana açlık grevinde

    İngiltere, emek sömürüsü ve kölelik

    Ülkeye geldiğimin ikinci günü bir amcamın kebapçı dükkanında çalışmaya başlamıştım. Haftanın 7 günü, günde 12 saatten fazla çalışıyordum. Çok bilincinde değildim o zaman, ama şimdi bakıyorum da ne büyük bir emek sömürüsü olduğunu görüyorum. Çok uzun saatler ve haftanın her günü çalışıyorsun ve asgari ücretin çok altında bir maaş alıyorsun. Gerçekten bir nevi kölelikti aslında.

    Bununla birlikte aile ilişkileri… Ailevi sorumluluklar zorunluluk boyutuna geldiği zaman o da kölelik haline gelir. Bu feodal dar aile ilişkileri bireyin özgürlüğünü kısıtlayan ilişkilerdir. Uzun süre bunun üzerine yoğunlaştım, bazı boyutlarıyla bununla mücadele ettim. Sorguladım.

    Gençlik çalışmalarına katıldı

    2011 yılında Londra’daki gençlik çalışmalarına dahil oldum. Bu süreçte kendi üzerime daha fazla yoğunlaştım, özellikle bireysel eğitimime. Kısa bir süre sonra, Avrupa genelinde Komelen Ciwan çalışmalarına dahil oldum. Ancak Avrupa çalışmalarında biraz zorlandım. Düşündüğüm gibi gitmedi. Sistemdeki alışkanlıklar terk edilmemiş, onlarla mücadele etmek zorladı. Güç getiremedim yaşanan geriliklere, sistemden kaynaklı alışkanlıklara. O yüzden yaşanan sorunlara tepkisel çıkışlarım oldu. 7-8 ay sürdü bu süreç, sonra tekrar İngiltere’ye döndüm. Anlam veremiyordum, daha iddialı ve kararlıydım katılımda. Ama Avrupa’daki gençlik yapısında çok beklediğim bir düzey yoktu. O dönem bazı değerli arkadaşların haklı eleştirilerine anlam veremedim. Kendimi tam anlamama, yetersizliklerime güç getirememe, irade olamama gibi sorunlar.

    Her gün biraz daha derinleşen sorgulama

    İngiltere’ye döndükten sonra tekrardan kebap dünyasına geri dönmüş ve çalışmaya başlamıştım. Çok hantal hissediyordum kendimi. Aşırı kiloluydum bir de. Spor yapmaya başladım. Hem fiziksel, hem de ruhsal fazlalıklarımdan kurtulmaya başladım. Beni gerileten, gereksiz yük olan zihniyet sorunlarımdan kendimi arındırdım. Çok okudum o dönem. Avrupa’dayken Önderliğin savunmalarının birkaçını okumuştum zaten, kapitalist uygarlık ve özgürlüğün sosyolojisini de bu süreçte okudum. Önderliği okudukça yaşamı sorgulamam, sorularım daha da artıyordu, sorgulamam büyüdükçe de Önderliği daha fazla okuma, anlama ihtiyacı hissediyordum.

    Kobanê sürecinde yeniden aktif çalışmalara katıldım. Çözüm sürecinin de bitmesinden sonra tehlikeli ve zor günlerin geleceğini öngörebiliyordum. Önderliğin görüşme notlarını yakından takip ediyordum. Yeni sürece hazırlanmam gerektiğini hissediyordum. Haftanın yarısı çalışıyordum, diğer yarısında da örgütsel çalışma yürütüyordum.

    İmam Şiş-Newport-Galler

    Deryayı besleyen şelale

    ‘Önderlik ne değiştiriyor insanda?’ Bir arkadaşın bir çözümlemesi vardı, ben de biraz da ileriye götürerek şöyle yorumluyorum: Bütün bu evrensel varoluşu bir derya sayarsak, Önderlik bu deryayı besleyen anlam şelalesi gibidir, o deryayı sürekli besleyen. Sürekli bir akış var, Önderlik bir akış halidir aslında. Kendisi de belirtiyor; ‘Hakikat hareket halindeki anlamlı yaşamdır’ diyor. Önderliğin yaşamına baktığınızda bunu görürsünüz, durağan bir yaşam değildir. Sürekli hareket halindedir. Bu zor İmralı sürecine baktığınızda bile bunu çok net olarak görebiliyorsunuz.

    Önderliğin hayatında ailesel ilişkiler, mal mülk yoktur. Tüm yaşamını bir halkın özgürlüğü için seferber etmiş, bunun için harcamış. Çok anlamlı bir yaşam. Bunu kavradığınız zaman, insanda sadece saygı uyandırmıyor, söylediklerini daha çok bilince çıkartma gelişiyor. Daha fazla Önderliği hissediyorsun.

    Hem yol hem yoldaş

    Yaşanan komplo sürecinde, yetersiz yoldaşlıktan bahsediyor Önderlik. Dilzar Dilok arkadaş şöyle söylemişti: ‘Önderlik hem yoldur, hem de yoldaştır.’ Evet Önderlik hem yoldur, kişiliği, iradesi, direnci, kararlığı ile herkesin kendine örnek alması ayrı bir şey ama aynı zamanda Önderlik yarattığı yolda da yürüyen, onu yaşayan bir liderdir. Ona yoldaş olma iddiasında olan birisi de onu daha fazla anlaması lazım, daha fazla güç vermesi lazım. Ona yük olmaktan ziyade güç vermesi gerekiyor. Bu sürece böyle yaklaştım.

    Neden Galler’i tercih etti?

    Bugün kapitalizm en çok kentlerde vücut bulmuş, kök salmış. Kentlerde sınıflaşma var, en çok emek sömürüsünün olduğu kentlerde var. Bireyselleşme, küçük burjuvazinin getirdiği moderniteye kayma, konformizme kayma, bu gibi özellikler daha çok kentlerde yaşanıyor. Ben bunların hiçbirini kabul etmedim, Önderliği okuduktan sonra. O yüzden Londra gibi bir kentte yaşamayı kabul etmedim. Newport gibi yerler biraz daha kendisini korumuş bazı yönleriyle. O yüzden buralarda kalmayı tercih ettim. Yurtseverlik özellikleri biraz daha güçlüydü.

    Önderlik şunu diyor: ‘Bizim felsefemiz, bir atın gözündeki anlamı sezmekten tutalım, bir kuşun sesindeki anlamı çözmeye kadar, yaşamı bir bütün olarak algılar. Yaşlı bilgeye büyük saygıdan tutalım da, ceylan kadar ürkek bir genç kızın gözündeki arayışa yanıt olmaya kadar anlamla yüklüdür.’ Mesela bu söz bile kendisi dışında her canlıya bir anlam yükleyen bir felsefedir. Galler’de kalmamın bir nedeni de bu yaklaşımdan kaynaklıdır. Doğasından kaynaklıdır.

    Hakikatin Delisi

    Çalışmalara çok ciddi yaklaştık, Önderlik felsefesi çerçevesinde yaklaştım. Olmaz denilen şeyleri yaptık, ölçüleri dayattık, bunlarda ısrarcı olduk. Bu nedenle Dogmatik olmakla suçlandık. Bu yüzden zaman zaman DELİ gibi kulplar da takıldı bize. Deli deyince aklıma şey geldi: ‘Nasrullah Kuran var, Önderliğin sekretaryasında. Demokratik Modernite’de bir yazısı vardı; ‘Öcalan ve Spinoza’da hakikat sorunsalı‘ diye; ‘Platon’un Devlet kitabında geçen mağara metaforu var: Bir grup insan doğar doğmaz zincirlenerek bir mağaraya konulur. Gardiyanlar, bir gölge oyununda olduğu gibi, ateşin önünde hayvan şekillerini geçirirken, gölgeler önlerindeki duvara düşer. Mahkumlar duvardaki tahtadan oyma hayvan şekillerinin gölgelerini seyreder. Ne var ki mahkumlar tutsak olduklarını bilmezler ve kendilerince tecrübe edilen dışında herhangi bir gerçekliğin var olduğundan kuşkulanmazlar bile. Bir gün, mahkumlardan biri azad edilir, dışarı çıkar ve orada, güneşi, doğayı, hayvanları gerçek haliyle görür. Bencil bir şekilde dış dünyada kalmaktansa, esaret içinde yaşadıklarını mağarada kalan arkadaşlarına anlatmak için mağaraya geri döner, arkadaşları onun delirdiğine inanarak alayla karşılık verir. Özgürlüğün bencilce keyfini çıkarmak yerine arkadaşlarını hakikat konusunda aydınlatma görevini yükümlenen tutsak, bu sefer sadece sistemin tutsağı olmayacak, arkadaşları için de bir delidir artık o. Burada soru şudur; bu adam buna katlanabilecek midir? Hakikatin delisi olma cüretini gösterdiği ve kendini çoğaltabildiği sürece evet’ diye anlatıyor.

    Anladıkça reddetti ve eyleme geçti

    Mesela benim Haringey ana caddesinde bir yağmurlu akşamda yaptığım tek kişilik yol kapatma eylemi var. Yine Efrîn sürecinde de buna benzer bir şey oldu. Cardiff’te silah fuarı vardı, Türkiye’ye silah satışını protesto etmek için eylem çağrısı yaptım arkadaşlara. Ama bizim meclis yapımız katılmadı, birkaç İngiliz anarşist arkadaş ile gittik eylemi yaptık. Polisler tarafından gözaltına alındık. Tüm yargılama sürecinde siyasi savunma yaptım, eylemimi savundum. Avukatım mahkeme sürecinde ceza alma riskinin yüksek olduğunu ve verdiğim ifademi geri almamı istedi. Tabi ben kabul etmedim yine ve mahkemede derli toplu politik bir savunma yaptım. Her duruşmaya Önderliğin resminin üzerinde olduğu tişörtle çıktım. Avukatım bunu da engellemeye ve aleyhime olduğunu anlatmaya çalıştı. Ama hiç geri adım atmadım. Ve hakim bizi suçlu bulmadı, mahkeme bizim lehimize sonuçlandı. Bu yönlü sürekli inisiyatif geliştirebilen bir yapım vardı. İddiam hakikatin delisi olmaktan, hakikatin militanı olmaya evrilmektir.

    Önderliği okudukça, kapitalizmi, sistemi anladıkça daha fazla anlam arayışı gelişiyor. Önderlik bu konuda, ’Anlam arayışın yaşamın sürmesini sağlayan sürükleyici gayedir’ diyor. Bu çok önemli. Tabi bu anlam arayışı devam ettikçe, Önderliği daha fazla anlama ihtiyacı, anladıkça da mevcut istemi kabullenmeme, red etme, karşı çıkma, tepkilenme daha fazla gelişiyor. Ve bu da eyleme geçmeyi sağlıyor.

    Anlamlı bir yaşamın sahibi miyiz?

    Önderlik son savunmasında, İmralı yaşamını anlatıyor. Diyor ki, ‘İster ana karnında olsun, ister içeride, ister dışarıda, insan yaşamı özgür, eşit ve demokratik olduğu sürece anlamlıdır. Onun dışındaki tüm yaşam türleri sakattır, hastalıklıdır.’ Tabi bu söz, bizi bu soruyu sormaya zorluyor: ‘Biz Kürtler olarak böyle bir yaşamın sahibi miyiz?’ Hem tarihte hem de günümüzde Kürt halkının durumu ortada. İnkar, imha, saldırı, katliam, işgal, sürgün, göçertme…

    Bu durum bir Kürdü rahatsız etmiyorsa, burada vicdansızlıktan çok bir ahlak sorunu vardır. Ahlak sorunundan kastım şudur; sistem içleşme, Kürt kimliğini ikinci plana atma, başkalaşma, soykırım politikalarına teslim olma, özüne yabancılaşma vb.

    Hiçbir şey olmamış gibi yaşayamazdım

    Rojava’da katliam tehditleri var, kuzeyde çok ciddi saldırılar var, en ufak kazanıma tahammülsüzlük var, siyasi ve kültürel soykırım sürekli devam ediyor. Leyla Heval tarihi bir direniş başlatmış. Şimdi bunların hepsi yaşanırken, hiçbir şey olmuyormuş gibi yaklaşamazdım. Rutin hayatıma devam edemezdim, süreç daha büyük fedakarlık istiyordu, bu şekilde bu tarihi direniş sürecinde yerimi almak istedim, bu şekilde eylemi başlattım. Hiç bir kaygıya kapılmadan çok net ve kararlı bir şekilde eylemi başlattım.

    Tecride alışmayacağız! Esas tehlike alışmaktır! Ne alışacağız, ne normal bir şeymiş gibi göreceğiz, ne de kabul edeceğiz! Ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz, irademizin, gücümüzün sınırlarını biliyoruz!

  • Londra’da 15 Şubat Komplosu Yüzlerce Kişi Tarafında Protesto Edildi

    Londra’da 15 Şubat Komplosu Yüzlerce Kişi Tarafında Protesto Edildi

    Başkent Londra’da yüzlerce kişinin katıldığı bir yürüyüşle 15 Şubat uluslararası komplosu protesto edildi.

    Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 20 yıl önce gerçekleştirilen uluslararası komplo İngiltere’nin başkentli Londra’da düzenlenen bir yürüyüşle protesto edildi. Londra’nın Edmonton bölgesinde başlayan yürüyüşte, Leyla Güven’in büyük boy posteri ve yüzlerce Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın resmi taşınınırken, KCK, PJAK ve KODAR bayrakları açıldı. Yüzlerce Kürdistanlının katıldığı yürüyüş boyunca Türk devleti aleyhine sloganlar atılırken, devam eden açlık grevleri selamlandı. Yürüyüşe Güney ve Doğu Kürdistanlıların katılımı yoğunluktaydı.

    İki saat süren yürüyüş Seven Sisters bölgesinde yapılan konuşmalarla sona buldu. Britanya Kürt Halk Meclisi eşbaşkanı Ercan Akbal yaptığı konuşmada 15 Şubat uluslararası komploda yer alan devletleri lanetleyerek ve açlık grevindeki direnişçileri selamlayarak konuşmasına başladı. Akbal konuşmasında 20 yıldır Kürt halkının devam eden komploya karşı direndiğini ve bu zaferle taçlanacağı zamanın yakın olduğu nu belirtti.

  • İlham Ahmed Açlık Grevindeki İmam Şiş’i  Ziyaret Etti

    İlham Ahmed Açlık Grevindeki İmam Şiş’i Ziyaret Etti

    Galler’in Newport kentinde Kürt aktivist İmam Şiş’in sürdürdüğü açlık grevi 62’inci gününe girerken, Galler’de yaşayan Kürdistanlılar ve dostları Şiş’i yalnız bırakmıyor. Bugünkü ziyaretçiler arasında Demokratik Suriye Meclisi Eş Başkanı İlham Ahmed vardı.

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla Galler’in Newpor† kentinde 62 gündür açlık grevinde olan İmam Şiş’I ziyaret eden Demokratik Suriye Meclisi Eş Başkanı İlham Ahmed ve beraberindeki heyet, devam eden açlık grevi direnişinin mutlaka tecridi kıracağını belirtti.

    Newport kenti girişinde çok sayıda Kürdistanlı tarafından sloganlarla karşılanan Ahmed, direnişin devam ettiği Kürt Toplum merkezinde İmam Şiş ve orada bulunan Kürdistanlılarla uzun süre sohbet etti.

    İmam Şiş’in bugünkü ziyaretçileri arasında Rakka’da yaşamını yitiren Firaz Dağ’ın (Mehmet Aksoy) annesi Zeynep Aksoy ve kızkardeşi de vardı.

  • Lordlar Kamarasında Öcalan’ın Düşünceleri Tartışıldı

    Lordlar Kamarasında Öcalan’ın Düşünceleri Tartışıldı

    Birleşik Krallık parlamentosunun üst kanadı olan Lordlar Kamarası Öcalan’ın fikirlerinin tartışıldığı bir günlük konferansa ev sahipliği yaptı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen uluslararası komplonun 20’inci yıldönümüne denk gelen konferans, ‘Orta Doğu Krizinin Çözümü: Abdullah Öcalan’ın Düşünceleri’ başlığı altında yapıldı.

    Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir komplo sonucu Türkiye’ye getirilişinin yıldönümünde gerçekleşen konferans ‘Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’ tarafından organize edilirken, ev sahipliğini Lordlar Kamarası üyesi Maurice Glassman yaptı.

    ‘Orta Doğu Krizinin Çözümü: Abdullah Öcalan’ın Düşünceleri’ ana başlığı altında yapılan konferansta, Demokratik Konfederalizm, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki ulus-devlet krizi, Türk devletinin Türkiye ve Suriye’de Kürt karşıtlığı ve İmralı işkence sistemi gibi alt başlıklar tartışıldı.

    Konferansa, aralarında politikacı, akademisyen, milletvekili ve hukukçuların olduğu farklı ülkelerden konuşmacılar katıldı.
    Dün tüm gün süren konferansın açılış konuşmasını toplantıya ev sahipliği yapan Lord Maurice Glassman yaptı.

    Lord Maurice Glassman, ‘böylesi önemli bir konferansa katkıda bulunmak ve ev sahipliği yapmak benim açımdan onur verici’ diyerek sözlerine başladı.
    ‘‘Lordalar Kamarasında, ilk defa Abdullah Öcalan ile ilgili tüm gün sürecek etkinliğini burada düzenlemiş olacağız ve umarım bu konferans daha fazlasına yol açar.
    Demokratik Konfederalizm fikri her açıdan çok önemlidir. Yerellerin kendilerini yönetmesi perspektifi gerçekten yapılabilirlik anlamında gerçekçi ve önaçıcı duruyor. Bugün tüm gün boyunca Öcalan’ın fikirlerini ve düşünceleri öğreneceğiz, tartışacağız.’’

    ‘Ortadoğu’daki politik, siyasi ve toplumsal krize alternative: Demokratik Konfederalizm. Türkiye, Suriye, Irak ve İran örneklerinde Orta Doğu’daki ulsu devlet krizi’ başlığı altında yapılan ilk oturumda HDP milletvekili Hişyar Özsoy, Mehri Rezai, Dr. Rebwar Raşid ve Ilham Ahmed birer sunum yaptı.

    Hişyar Ozsoy: Tecrit Kürt halkına karşı uygulanan politikayı simgeliyor

    Konferansa katılan HDP Milletvekili Hişyar Özsoy da açlık grevindeki Leyla Güven’i selamlayarak konuşmasına başladı. Özsoy “Kendisini selamlıyorum. Leyla Güven, 100 günden beri açlık grevinde. Sayın Öcalan’a uygulanan bu tecrit, Kürtlere karşı uygulanan politikayı simgelemesi açısından oldukça önemli. Hapishanelerde şu anda çok büyük oranda politikacı, gazeteci ve politik aktivist bulunuyor. Yine, son yıllarda çok sayıda Kürt kendi yakılıp, yıkıldı. Bizler HDP ve Kürt halkı olarak direnişimizi sürdürüyor. Bizler inadına direnme ve inadına yaşamayı çok iyi öğrendik. Ortadoğu’da kapitalist modernite çöktü. Çünkü daha başında yanlış bir şekilde formüle edilmişti. Ulus devletler, etnik ve dini yapılandırmalar yanlış temellendirilmişti. Burada Sayın Öcalan’ın öngörülerini görmek gerekiyor. Onun kadına, ekolojiye ve bölgeye yönelik önemli çözüm perspektifleri var.” dedi.

    Rebwar Raşid: Toplumsal sorunlar Öcalan’ın önerileriyle çözülebilir
    Akademisyen Dr. Rebwar Raşid de Öcalan’ın düşüncelerinin arka planını anlamak için öncelikli olarak Sykes-Picot anlaşması ve bunun Ortadoğu’da yaptığı tahribatın boyutunun anlaşılması gerektiğini vurguladı. Raşid örnek olarak Irak’ı gösterdi. Irak’ın 2003 yılında Sünni bir azınlık tarafından yönetildiğini ve bu tarihten sonra ise yıkıma uğradığını söyledi. Kürdistan’ın dört parçaya bölündüğünü ifade eden Raşid, Özellikle İran ve Türkiye’nin Kürt halkının kazanımlarını ve varlığını kendisi için bir tehlike olarak gördüğünü ifade etti.
    Mehri Rezai: Merkezi yönetimler kaybedecek

    Ortadoğu’daki halklar eşit ve özgür bir şekilde Öcalan’ın önerdiği Demokratik Konfederal sistem içerisinde beraber yaşayabileceklerini belirten KNK üyesi Mehri Rezai, İran ile ilgili sisyasi değerlendirmelerde bulundu.

    Mehri Rezai “Doğu Kürdistan’da İran tarafından döşenmiş 26 milyon mayın var. Bu İran’ın Kürtlere karşı ‘güvenlikçi’ politikalarının bir sonucudur. İşte tam da bu noktada Demokratik Konfederalizmi savunmak bir ahlak meselesidir. Hayatın her alanındaki toplumsal sorunlar, Öcalan’ın projesiyle çözülebilir” dedi.

    Ilham Ahmed: Öcalan’ın projesi bir çözüm dinamiğidir
    Konferansa Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkanı İlham Ehmed de konuşmacı olarak katıldı. 15 Şubat gibi Kürtler açısından son derece anlam ifade eden bir tarihte yapılan konferans için düzenleyicilere teşekkür eden Ehmed şunları söyledi: “Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm projesi, bir çözüm dinamiğidir. Ortadoğu’da Türkiye, İran, Suriye, Irak ve diğer ulus devletler sorunlar karşısında çözüm olmak yerine bizzat sorunun kendisi oldu. Örneğin, Suriye 60 yıl boyunca bir parti ve bir aile tarafından yönetildi. Tek Arap ulusu, Arapça ve kadın erkek ilişkilerinde de sadece erkek ön plana çıktı. Toplumun diğer kesimleri hep görmezlikten gelindi. Başından bu yana da Kürtlerin hep muhalif bir duruşu var. 2011’de ise ortaya çıkan şansı Kürtler iyi değerlendirdi. Kürtler üçüncü bir yolu tercih etti. Devlet ve diğer gruplar ise sadece silaha sarıldı ve güvenlikçi politikayı tercih etti. Kuzey Suriye’de ise gerek toplumun farklı kesimleri gerekse de cinsler arasında bir eşitlik var. Yüzde 50 kadın kotası uygulanıyor. Kadınlar, politikanın aktif katılımcıları durumunda. Kürtler devlet kurmadı ama demokratik bir yaşamın öncü gücü oldu. DAİŞ’e karşı savaşta kahraman ilan edildi. Kürtler, diğer halklarla birlikte demokrasi ve barış içinde nasıl yaşanacağının iyi bir örneğini ortaya çıkardı. Ancak bu düşüncenin mimarı Sayın Öcalan üzerinde şimdi büyük bir baskı var. En temel haklarından bir yararlanamıyor ve büyük bir tecrit altında.

    Margaret Owen: Öcalan tüm kadınların haklarını savunuyor

    Kürt kadın hareketinin bakış açısı jineoloji başlıklı oturumda konuşan insan hakları aktivisti Margaret Owen, Öcalan ile Mandela arasındaki benzerliğe işaret ederek, “Günümüzün Mandelası Abdullah Öcalan 20 yıldır tam bir tecrit durumu yaşıyor” dedi. Öcalan’ın demokratik konfederalizm projesinin dünyanın her tarafına uyarlanabileceğini söyleyen Owen, “Öcalan sadece Kürt kadınının haklarını değil aynı zamanda Ortadoğu’daki her toplumun kadın haklarını koruyor” diye konuştu.

    Dilar Dirik: Kürt kadınları Hebûn’dan Xwebûn’a geçiş yaptı

    Akademisyen Dilar Dirik, Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesinin tarihi hakkında bilgi vererek, “Amed zindanı işkenceleri döneminde Kürt kadınları ilk defa bir otonom yapı girişiminde bulundu ve bu PKK kurucularından Sakine Cansız öncülüğünde oldu. Kürt kadınları Hebûn’dan Xwebûn’a yolculuğunu halen yaşamakta ve şu an Xwebûn aşamasında emin adımlarla ilerlemekte” ifadelerini kullandı. Öcalan’ın çalışmalarının hakettiği saygıyı görmeye başladığını ifade eden “Üniversitelerde, sivil toplum kuruluşlarında, ekolojist örgütlerde, kadın özgürlüğünü gündeme alan topluluklarda ve bütün özgürlükçü gruplarda bu durum söz konusudur” diye konuştu.

    Lave Hadji: Kendimi tanımamda Öcalan öncü güç

    Jineolojiyle ilgili konuşmasına geçmeden önce Leyla Güven’in direnişini selamlayan Lave Hadji, “Bu eylemin sebebini biliyorum ve diasporada yaşayan Güney Kürdistanlı bir kadın olarak bunun önemini çok iyi biliyorum. Öcalan kendimi bir Kürt kadın olarak tekrar tanımamda öncü güç olmuştur” dedi. Tarihsel olarak özgürlüğün tanımı ve sınırlarının erkek egemen sistem tarafından tayin edildiğini kaydeden Hadji, “Öcalan modelinde bu başlıbaşına tekrar tanımlanıp, kadınların rolüne vurgu yapılıyor” diye konuştu.

    Irak, İran, Türkiye çok farklı değil

    ‘Türk devletinin Türkiye’deki ve Suriye’deki Kürtlere karşı politikası; Öcalan’ın demokratik Ortadoğu projesi’ başlıklı oturumda Prof. David Graeber, Avrupa Parlamentosu milletvekili Julie Ward, akademisyen Radha D’Souza ve Profesör Udo Steinbach birer sunum yaptılar.

    Udo Steinbach: Türkiye’nin can alıcı sorunu

    Öcalan ile Ağustos 1994’te Suriye’de görüştüğünü anlatan Profesör Udo Steinbach, Kürt sorununun Türkiye’nin en can alıcı sorunu olduğunu belirtti. Erdoğan iktidarının Kürt sorununa yaklaşımını ele alan Steinbach “Haziran 2015 seçimlerinden sonra strateji değişikliğine gitti. Bu aşamadan sonra tamamen savaş perspektifli bir politikayı uygulamaya koydu. O zamandan sonra Erdoğan her sıkıştığında Kürtlere karşı bir savaş geliştirme refleksine sarıldı” dedi. Steinbach, İran ve Irak’ın günümüzde Kürtlere ve diğer azınlıklara karşı pozisyonunun da Türkiye’den çok farklı olmadığını kaydetti.

    David Greaber: Türk devletinin suçlarına Batı sessiz

    Türk devletinin insan hakları ihlallerine ve Kürtlere karşı saldırılarına batılı devletlerin sessiz kaldığını belirten Profesör David Greaber, Erdoğan’ın mültecileri koz olarak kullandığını ifade etti.
    Erkek egemen sistemin ilk doğuş yurdu olan Ortadoğu’da Kürt Kadın Hareketinin devrimi paha biçilmez bir önemde kendisini var ediyor. Ekoloji, kadın hakları ve demokrasi gibi değerlerin Ortadoğulu bir yapı tarafından hayata geçmeye başlaması karşısında Batılı devletler şaşırmış ve pozisyon alma konusunda ne yapacağını bilmez bir durumda.

    Erdoğan Suriye’deki Kürtlere karşı savaşını ilan etti ve uygulamaya koydu ve Bati buna sadece seyirci kaldı. Erdoğan, Afrin’i Kürtlerden arındırıp, Avrupa’ya gelme riski olan mültecileri oraya yerleştireceğini söyledi ve Batı tekrar tepkisiz kaldı buna karşı.’’

    Chris Hazzard: Uluslararası kamuoyu seyretmeye devam ediyor

    Sinn Fein partisi İrlandalı milletvekili Chiris Hazzard, tecride karşı uluslararası kamuoyunun seyirci kaldığını belirterek Rojava devriminin önemine dikkat çekti.
    Uluslararası kamuoyu Sayın Öcalan’ın yirminci yılına girmiş olan Imrali Cezaevindeki tecridini seyretmeye devam ediyor. Rojava Devrimi 2012’den itibaren Kuzey Suriyede hayat bulmaya basladi. Bu devrim birey ve grup haklarina son derece saygili bir uygulama icerisindedir. Ispanya ve Rojava devriminin benzerligine burada vurgu yapmak zorundayiz. Rojava Devrimi Ortadoguda demokrasinin ve ozgurlugun yildizi olarak parlamya devam ediyor.
    Afrin savunmasinda aktif rol alan Kurt kadinlari ve savasçilari malesef tekrar Kibris isgali doneminde oldugu gibi Bati tarafindan izlenmektedir.
    Sin Fein gururla Rojava Devriminin yaninda ve arkasinda duruyor ve bu pozisyounun korumaya devam edecektir. Turk Devletini Leyla Guven’in talepelrini tanimaya ve geregini yapmaya davet ediyoruz.”

    Ebrahim İsmail Ebrahim: Türk devleti barış görüşmelerine ciddi yaklaşmadı

    Güney Afrikalı siyasetçi Ebrahim İsmail Ebrahim konuşmasına tutsak devrimcilere ve açlık grevindeki direnişçileri selamlayarak konuşmasına başladı.

    ‘‘Öcalan’ın yakalanmasında uluslararası değişik güçlerin muhataplığı vardır, bu güçler statükonun sürmesinden yanaydılar ve bunu böyle planladılar. Türk devleti barış görüşmelerine asla ciddiyetle yaklaşmadı.’’
    Ebrahim konuşmasını Nelson Mandela’nın, “hiç bir problem çözülemeyecek kadar derin değildir.” Sözü ile bitirdi.

  • Londra’da ‘Otoriter rejim altında demokrasi mücadelesi’ adlı Türkiye konferansı

    Londra’da ‘Otoriter rejim altında demokrasi mücadelesi’ adlı Türkiye konferansı

    İngiltere’nin başkenti Londra’da “Otoriter rejim altında demokrasi mücadelesi” adı altında bir konferans düzenlendi. Konferansta Türkiye’deki güncel siyasi gelişmeler değerlendirildi. Leyla Güven öncülüğünde devam eden açlık grevlerine de dikkat çekildi.

    Kısa adı SPOT olan Türkiye Halkları ile Dayanışma Kampanyası (Solidarity with the People of Turkey) tarafından Londra merkezde bulunan Ulusal Öğretmenler Sendikası binasında Cumartesi günü düzenlenen konferansa, çok sayıda politikacı, gazeteci ve sendikacı konuşmacı olarak katıldı. “Otoriter rejim altında demokrasi mücadelesi” adı altında düzenlenen konferans kapsamında iki oturum ve dört ayrı atölye çalışması gerçekleştirildi. Konferansta, Türkiye’den CHP Milletvekili Ali Şeker, HDP eski Milletvekili Osman Baydemir, gazeteciler Çağrı Sarı, Mustafa Kuleli, direnişteki Flormar işçileri, gazeteci yazarlar Aydın Çubukçu ve Mustafa Yalçıner ile birlikte İşçi Partisi Edmonton Milletvekili Kate Osamor, Avrupa Parlamentosu üyesi Julia Ward, UNITE Sendikası’ndan Simon Dubbins, PCS Sendikası’ndan Chris Baugh, gazeteci örgütlerinden, Ben Hicks, Aidan White, Sarah Clarke, Carolina Stockford, İngiltere Savaş Karşıtı Koalisyon’dan Lindsey German’ın gibi çok sayıda konuşmacı sunum yaptı.

    Blower: Tek adam ve tek parti rejimi var

    Ulusal Öğretmenler Sendikası eski Başkanı ve Faşizme Karşı Birlik organizasyonu Başkanı Christine Blower yaptığı açılış konuşmasında Türkiye’de muhaliflere karşı devam eden saldırılara değinerek ülkenin tek adam ve tek parti rejimine geçtiğini ifade etti. Blower, “Türkiye’deki iktidar ülkeyi bir diktatörlüğe doğru götürüyor, Tayip Erdoğan’ın demokrasiye yönelik saldırıları toplumun tüm kesimlerini etkiliyor. Başkanlık sistemi ile beraber Türkiye denetlenemeyen tek-adam ve tek-parti rejimi geçmiştir. Olağanüstü hal normalleşmiş ve yasalaştırılmış, toplumun tüm kesimlerine dönük saldırılar devam etmekte, Kürtlere karşı saldıralar şiddetlenmiş, muhalif siyasetçiler tutuklanmış, ayrımcılık ve nefret suçları artmış durumda” dedi.

    Corbyn: Tek adam rejimini hep birlikte yıkacağız

    Ana muhalefet partisi olan İşçi Partisi Genel Başkanı Jeremy Corbyn de konferansa kısa bir mesaj gönderdi. Corbyn mesajında şunları söyledi: “Türkiye’de otoriter rejime karşı demokrasi mücadelesi veren kesimlerle her zaman olduğu gibi dayanışma içinde beraber olduğumu belirtmek isterim. Türkiye’de artan otoriter bir rejime tanıklık ediyoruz. Birlikte çalışarak, mücadele ederek otoriter rejimi yıkabiliriz, yıkacağız.”

    Osamor: Tarih, Erdoğan’ı mahkum edecek

    İşçi Partisi Londra-Edmonton bölgesi milletvekili Kate Osamor konferansta yaptığı sunumda Türkiye’de üst düzeyde devam eden insan hakları ihlallerine rağmen batılı birçok devlet başkanının Erdoğan’a destek vermesini dehşet verici bulduğunu dile getirdi. Türkiye’nin dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi olduğuna dikkat çeken Osamor, “Erdoğan’ın basına yönelik baskıları dehşet verici düzeyde. Ülkede vahşice devam eden cadı avında hayatları mahvedilen ve aileleri dağıtılan için üzgün ve öfkeliyim. Tarih, Erdoğan’ı, bu baskı ve zorbalığı yüzünden mutlaka mahkum edecek” dedi. Türkiye’de HDP eşbaşkanları da dahil siyasetçilerin rehin tutulduğuna dikkat çeken Osamor, “Bu kadar baskıya rağmen ülkede mücadele eden kadınlar İşçi Partisi gözünde birer kahramandırlar. Bu yaşananlar karşısında birçok batılı devlet liderinin halen Erdoğan’a destek vermesi dehşet verici. Birleşik Krallık hükümetine çağrım, Erdoğan’a destek verme yerine, onun iktidarı altında ezilen halka destek vermesidir” diye konuştu.

    ‘Leyla Güven’i ziyaret edeceğiz’

    Osamor konferans sonrası gazetemize yaptığı açıklamada yakın bir zamanda bir heyetle birlikte Leyla Güven’i ziyaret edeceklerini belirterek, bir yoldaşı olarak onun sesini yükseltmeye devam edeceklerini ifade etti.

    Gazeteci yazar Aydın Çubukçu sunumunda, İngiltere’deki işçi sınıfının Türk devletinin savaş politikalarına verdiği desteği durdurması için İngiltere hükümetine karşı mücadele etmesi gerektiğini ifade etti. Çubukçu, “Türkiye’nin savaş politikalarına İngiltere hükümetinin verdiği desteği önlemenin yolu buradaki işçi sınıfının kendi hak ve çıkarları için kendi hükümetine karşı vereceği mücadeledir” dedi.

    Bir süredir İngiltere’de yaşayan HDP 25. dönem milletvekili Osman Baydemir konuşmasının tamamını Türk devletinin Türkiye ve Rojava’da Kürt halkına yönelik saldırılarına ayırdı. Leyla Güven’in açlık grevine de dikkat çeken Baydemir, “Leyla Güven’in sağlığı şuan çok kritik bir noktada. Sayın Öcalan’ı ziyaret etmesi için buradan CPT’ye tekrardan çağrı yapıyorum” dedi.

    Konferans yapılan çalışma atölyeleri ile tüm gün devam etti.

  • Galler Plaid Cymru Partisi Genel Başkanından Açlık Grevi Direnişine Destek

    Galler Plaid Cymru Partisi Genel Başkanından Açlık Grevi Direnişine Destek

    Galler Plaid Cymru Partisi Genel Başkanından Açlık Grevi Direnişine Destek

    Devam eden açlık grevlerine dikkat çekmek amacıyla Galler’in başkenti Cardiff’te Kürdistanlılar ve dostları tarafından dün meclis binası önünde yapılan eyleme katılan Plaid Cymru yeni ve eski genel başkanları açlık grevindeki direnişçilerin çığlığının daha fazla duyulması için dayanışmayı büyütecekleri sözü verdiler.

    Galler Meclisi önünde yapılan eylemde birer konuşma yapan Plaid Cymru partisi genel başkanı Adam Price, ve milletvekili Leanne Wood Birleşik Krallık hükümetinin yanlış tarafta olduğu ve yaklaşımlarının utanç verici olduğunu ifade ettiler.

    Plaid Cymru partisi eski genel başkanı ve milletvekili Leanne Wood önce meclis önündeki eylemde, sonra da meclisteki oturumda aynı konuşmayı yaparak açlık grevi direnişçilerinin taleplerinin karşılanması için gerekli adımların atılması çağrısı yaptı.

    ‘Öcalan en basit insani haklardan bile yoksun’

    Wood konuşmasında şunları belirtti; ‘‘Kürdistan İşçi Partisi başkanı Abdullah Öcalan’ın Türkiye’de karşı karşıya kaldığı muamele ürkütücü boyutlarda. Çok kötü koşullarda hapsedilmiş ve en basit insani haklarından bile mahrum bırakılmıştır. Bu daha geniş bir çerçevede Türk devletinin Kürt halkına yaklaşımıdır. Türkiye kaygı verici düzeye gelmiş ve yıllardır baskı altında olan Kürt halkı bu durumdan en ağır payı almaktadır. Kürt halkı Daiş’e karşı kanlı bedeller vermesine rağmen, Uluslararası kamuoyu Türk devletinin baskıları karşısında sessizliğini korumaktadır.

    ‘Uluslararası toplumun sessizliği utanç verici’

    ‘‘Kürt halkı uluslararası toplumdan henüz hak ettiği desteği görmemiştir. Birleşik Krallık hükümeti de yaşananlara yalnış cepheden yaklaşan devlet aktörlerinden bir tanesidir. Bu utanç vericidir. Galler hükümeti farklı yaklaşmak zorunda. Bu yüzden Plaid Cymru partisi Kürt halkının zulme karşı, özgürlük davasının yanındadır. 16 Aralık’tan bu yana açlık grevinde olan İmam Şiş ve diğer direnişçilerin taleplerini ve açlık grevi nedenlerini anlıyoruz ama sağlıkları konusunda kaygılıyız. İmam Şiş ve Leyla Güven’in şiddet-dışı eylemleri çok çok cesurcadır. Ben ve partideki arkadaşlarım Kürt halkı adına Galler hükümetinin sesini yükseltmesi ve gerekeni yapması için ısrarcı olacağız.’’

    ‘Adalet ve özgürlük sağlanana kadar çalışacağız’

    Wood’dan sonra Plaid Cymru genel başkanı Adam Price ise Kürt halkının adalet ve özgürlük mücadelesinde daha fazla çalışacakları sözünü verdi.
    ‘‘Sizin mücadeleniz bizim de mücadelemizdir, ve Kürt toplumu ile dayanışma içerisinde olduğumuzu, olacağımızı tekrardan belirtmek isterim. Galler ve dünyanın bir çok yerinde devam eden açlık grevcilerinin çığlığı yükseliyor. Biz de buradan Galler hükümetinin gerekli dayanışmayı göstermesi için gerekeni yapacağız. Yaptığımız girişimlerden sonra Galler hükümeti uluslararası ilişkiler bakanı Türk büyükelçisine kaygılarımızı iletmiştir. Bizler adalet ve özgürlük gelene kadar hükümet üzerinde bu konuda baskı kurmaya devam edeceğiz.’’

  • Galler’de Açlık Grevleri İle Dayanışma Yürüyüşü

    Galler’de Açlık Grevleri İle Dayanışma Yürüyüşü

    Devam eden açlık grevlerine dikkat çekmek amacıyla Galler’in başkenti Cardiff’te Kürdistanlılar ve dostları bir yürüyüş düzenledi. Yürüyüşün ardından 51 gündür açlık grevinde olan İmam Şiş ziyaret edildi.

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin son bulması amacıyla başlatılan açlık grevleri kritik bir aşamada devam ederken, Cardiff’te yapılan eylemde açlık grevindeki direnişçilerinin çığlığının duyulması gerektiği, aksi takdirde bir ömür boyu büyük bir utanç içerisinde yaşamak zorunda kalınacağı ifade edildi.

    Bugün (Salı) öğlen saatlerinde şehir merkezinde biraraya gelen yüzlerce kişi Galler meclisine doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, PKK bayrakları ve açlık grevi eylemcilerinin fotoğrafları taşındı. Kitle yürüyüş boyunca Türk devleti karşıtı sloganlar attı.

    Galler Meclisi önünde toplanan kitle adına yapılan konuşmada Gallerli siyasetçilerine konu ile ilgili duyarlılık çağrısı yapıldı. Plaid Cymru partisi genel başkanı Adam Price, Milletvekili Leanne Wood birer konuşma yaptı. Yaptıkları konuşmalarda Kürt halkının haklı mücadelesinin yanında olduklarını, açlık grevindeki direnişçilerinin taleplerinin karşılanması amacıyla Türk devletinin acilen adım atmasını talep ettiler.

    Yirmiden fazla Türkiyeli ve Kürdistanlı kurumun içinde yer aldığı Britanya Demokratik Güçbirliği bileşenleri adına yapılan konuşmada da açlık grevlerinin çok kritik bir noktaya geldiği ve geç olmadan bu çığlığın büyütülmesi ve amacına ulaşması için herkesin üzerine düşeni yapması çağrısı yapıldı.

    Eylemde, Galler’in Newport kentinde 51 gündür açlık grevinde olan İmam Şiş’in mesajı da okundu. Şiş, mesajında eylemcileri selamlarken, açlık grevinde yüzlerce insanın direnişine denk bir eylemlilik olması gerektiğini belirtti. Şiş, Leyla Güven’in başlattığı ve kendilerinin de onun ardından direniş kervanına katıldıklarını, çok kararlı olduklarını ve mutlaka kazanacaklarını ifade etti.

    Eylemin sonunda açlık grevinde bulunan direnişçilerin taleplerinin yer aldığı bir dosya Galler Hükümeti Kabine sekreteri Peter Greening’e teslim edildi.

    Eylem atılan sloganlarla sona erdi.