Author: ali

  • Londra’dan AKP’ye Öfke

    Londra’dan AKP’ye Öfke

    Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı ve KJA Sözcüsü Ayla Akat Ata’nın tutuklanması ve özgür basına yönelik saldırılar İngiltere’nin başkenti Londra’da yüzlerce kişi tarafından protesto edildi.

     

    Dün akşam saatlerinde Londra’nın Edmonton bölgesinde bir araya gelen yüzlerce Kürdistanlı ve dostları AKP hükümetini uyararak, Kürt halkının siyasi temsilcilerine yönelik saldırıları derhal durdurması çağrısı yaptı.

    Britanya Kürt Halk Meclisi’nin organize ettiği, Daymer, Gik-Der ve Dersim-Der’in destek verdiği eylem Edmonton bölgesinde toplanan yüzlerce kişinin yürüyüşe geçmesiyle başladı. Üzerinde ‘Kürt Halkı Büyük Saldırı Altında’, ‘İrademe dokunma’ ve ‘Medyamıza dokunma’ gibi pankartların taşındığı yürüyüşte kitle sık sık ‘Faşizme karşı birleşin’, ‘Adalet istiyoruz’, ‘Gün gelecek devran dönecek, AKP halka hesap verecek’, ‘Hırsız katil Erdoğan’, ‘Biz PKK’yiz, PKK burada’ şeklinde sloganlar atıldı.

    Yapılan uzun yürüyüşten sonra Seven Sisters bölgesine varan kitle burada bir miting düzenledi. Devrim şehitleri anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşundan sonra Britanya Kürt Halk Meclisi adına Ercan Akbal bir konuşma yaptı. Kürt halkının büyük saldırılarla karşı karşıya olduğunu ifade eden Akbal, bu saldırıların topyekün direnişleriyle boşa çıkartılacağını belirtti. Akbal, ‘Faşist Erdoğan ve çeteleri kendi iktidarlarını sürdürmek için, devletin tüm imkanlarını sefer ederek Kürt halkına saldırmaktadır. Tüm muhalif sesler kısılmış, Kürt halkının siyasi temsilcileri tutuklanıyor. Erdoğan Ortadoğu’daki kaosu daha da derinleştirme peşindedir. Kürt özgürlük hareketinin öncülüğünde halkların bir arada yaşama iradesine saldırarak faşizmin tarihini yeniden yazmaktadır. Ama çok iyi bilsinler ki, ne yaparlarsa yapsınlar Kürt halkı diz çökmneyecektir, mücadelemizi büyüterek devam edeceğiz.’’

    Akbal konuşmasının sonunda eylemleri büyütme çağrısı yaptıktan sonra, Britanya hükümetinin yaşanan insanlık ve hukuk dışı uygulamalara daha fazla sessiz kalmaması çağrısı yaptı.

    Britanya Demokratik Güçbirliği adına bir konuşma yapan Feyzullah Canpolat ise yaptığı konuşmada tüm muhaliflerin ortak direnişiyle bu saldırıların boşa çıkartılacağını belirtti.
    https://youtu.be/hnyq6ARxWI8
    Dersimliler Dayanışma derneği adına bir konuşma yapan Kudret Güneş ise Dersim bölgesinde bir hafta önce yaşamını yitiren devrimcileri de andıktan sonra, ‘Size sözümüz olsun, dizimiz toprağa değerse, alacağımız nefes bize haram olsun.’ dedi. Gülten Kışanak’ın; ‘Ant olsunki biz kadınlar en büyük kariyerimizi sizin saltanatınızı yıkarak yapacağız.’ Sözünü tekrarlayan Güneş, ‘Kışanak’a kelepçe vuran faşist zihniyeti lanetliyoruz’ diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    Yapılan konuşmalardan sonra eylem sona erdi.

    edmonton-protesto12

    edmonton-protesto11

    edmonton-protesto10

    edmonton-protesto8

    edmonton-protesto7

    edmonton-protesto4

    edmonton-protesto3

    edmonton-protesto2

  • ‘Türkiye Halklarının Britanya’daki Sesi Olacağız’

    ‘Türkiye Halklarının Britanya’daki Sesi Olacağız’

    İngiltere’nin başkenti Londra’da, Türkiye Halklarıyla Dayanışma Kampanyası (SPOT) adlı organizasyon tarafından düzenlenen, “Darbe girişiminden sonra Türkiye’de demokrasi mücadelesi” konulu konferans, sendikacıları, akademisyenleri, gazetecileri ve aydınları bir araya getirdi. Konferansın öne çıkan mesajı ‘dayanışmanın büyütülmesi ve sesi kısılmaya çalışılan hakların Britanya’daki sesi olunması’ oldu.

     

    Haftasonu yapılan konferansa Türkiye’den Yazar Aydın Çubukçu, Yazar Fehim Taştekin ve Evrensel Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat katıldı. Profesör Şebnem Korur Fincancı’nın video mesajla katıldığı konferansta İngiltere’den de İşçi Parti Milletvekili Kate Osamor, Stop the war koalisyonu başkanı Lindsay German gibi isimlerinde aralarında bulunduğu sendikacı ve politikacılar konuşmacı olarak katıldı.

    Londra merkezde bulunan Öğretmenler Sendikası (NUT) binasında gerçekleştirilen konferansın ilk oturumunda Christine Blower (NUT Genel Sekreteri), Steve Hedley (RMT sendikası Genel Sekreter Yardımcısı), Owen Tudor (Trade Union Congress – TUC, Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Başkanı), Oktay Şahbaz (Daymer sekreteri) ve Chris Baugh (PCS Genel Sekreter Yardımcısı) konuştu. Çağdaş Canpolat tarafından yönetilen panelde İngiltere’den Türkiye’deki emekçi ve sendikacılarla nasıl bir dayanışma örgütlenilmesi gerektiği tartışıldı. 15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonrası Erdoğan ve AKP hükümetinin uygulamalarının çok kaygı verici olduğunu belirten sendikacılar, Türkiye halklarının yalnız olmadığını ve onlarla dayanışmayı büyüteceklerini duyurdular.

    spot-logo
    SPOT

    Konferansın ikinci oturumunda ise Fatih Polat (Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni), Fehim Taştekin (Gazeteci Yazar), Aydın Çubukçu (Hayat Tv – gazeteci yazar) ve Ege Dündar (PEN International) birer konuşma yaparken, vize sorunlarından kaynaklı gelemeyen Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı (Türkiye İnsan Hakları Vakfı – TİHV Başkanı) konferansa bir video ile katıldı.

    Yeni Bir Dünya Savaşına Doğru Gidiyoruz

    Konferansta konuşan Yazar Aydın Çubukçu, Türkiye’de tüm gerici güçlerin savaş politikaları etrafında birleştiklerini belirterek “Muhalefeti ve onun sesi olan muhalif basını susturmaya çalışıyorlar. Bütün halk kesimlerine bir saldırı gerçekleştirildi. Kürt halkına sistemli bir saldırı var” dedi.

    spot-aydin-cubukcu3
    Aydın Çubukçu

    Çubukçu, bütün bu saldırılara karşı umutsuz olmadıklarını söyledi. Demokrasi İçin Birlik adı altında 103 örgütün bir araya gelerek yayımladığı sonuç bildirgesinin önemli olduğunu belirten Çubukçu, “Ortadoğu’da yaşananlar, dünyada yaşanacak olanların habercisidir. Size kötü bir haberim var. Son derece tehlikeli bir dönemden geçiyoruz. Bir dünya savaşına gidiyoruz. Verilen demokrasi mücadelesi bir dünya savaşını engellemek için verilmektedir. Bugünkü dayanışma konferansı çok önemlidir. Türkiye halklarıyla dayanışma önemlidir. Ama bu sadece Türkiye halklarıyla dayanışma değil, aynı zamanda kendinizle dayanışma anlamına geliyor. Çünkü bir dünya savaşını engellemeye çalışıyorsunuz.”

    sport-ege-dundar
    Ege Dündar

    Gazeteci Ege Dündar ise tehditlerin ve sürgünlerin olduğu bir ülkeden geldiklerini, ülkede çok sayıda gazetecinin hapiste olduğunu ve OHAL’ın parlamentoyu devre dışı bırakarak, darbeyi pratikte hayata geçirdiğini söyledi. Babası Can Dündar’a yapılanların ve annesinin pasaportuna el konulmasının hiçbir tarifi olmadığını söyleyen Dündar, dayanışmanın çok önemli olduğunu söyledi.

    spot-fatih-polat
    Fatih Polat

    Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat da konuşmasına, Türkiye’nin basın özgürlüğünde en kötü dönemlerinden birini yaşadığını söyleyerek başladı. 107 gazetecinin hapiste olduğunu hatırlatan Polat, kapatılan yayın organları, gazetecilerin uğradığı saldırılar hakkında geniş bir bilgi verdi. 12 televizyon ve 11 radyonun kapatılmasına da değinen Polat, bu saldırıların muhalif kesimleri susturmak için gerçekleştirildiğini söyledi.

    “İktidar kendi darbesini gerçekleştiriyor” diyen Polat, muhabirleri Cemil Uğur’un izlediği haberden dolayı örgüt üyeliğinden 15 yıla kadar hapis cezası istendiğini belirtti. “Haber Nöbeti” çalışmasının, daha fazla gazetecinin tutuklanmasının önüne geçmek için olduğunu söyleyen Polat, “Ben Gazeteciyim” kampanyasının “Gazetecilik Suç Değildir” oluşumuyla daha geniş kesimlere yayılmaya devam ettiğini belirtti.

    Ankara’nın En Büyük Korkusu Şam’ın Kürtlerin Taleplerini Kabul Etmesi

    Daha sonra söz alan Yazar Fehim Taştekin ise, Erdoğan’ın politikalarının başkanlık planları etrafında şekillendiğini söyledi. Taştekin, Erdoğan’ın özellikle Suriye politikasında cihatçı grupların desteklenmesi dahil tehlikeli yöntemler kullandığını ifade etti. Kürt kentlerinde yaşanan yıkımın Halep’teki yıkım ile eşdeğer olduğunu belirten Taştekin, Ankara’nın Suriye politikasının Kürtleri kuşatmaktan ibaret olduğunu ifade etti.

    spot-fehim-tastekin1
    Fehim Taştekin

    Taştekin konuşmasında şunları belirtti; Erdoğan, Irak ve Suriye’de bir çok kart kullandı, bu işgalci politika, arkasında bir suç listesi bıraktı. Ankara’nın şu anki en büyük korkusu, Şam’ın Rojava’daki özerkliği kabul etmesi gibi bir girişime gitmesidir. Türk silahlı kuvvetlerinin şuan Daiş’e karşı savaşıyormuş görüntüsü verdiği operasyon tamamen Kürtleri ablukaya alma çabasıdır. Barış sürecini bozması ve PKK ile yeniden savaşın başlatılması da Rojava ile bağlantılıdır. Devletin Cizre’de, Diyarbakır’da yaptığı yıkım, Halep’te yaşanan yıkım ile eş değerdedir. Türkiye içerde barış süreci, dışarıda komşularla sıfır sorun politikasından herkes ile savaş durumuna gelmiştir. İçte savaş, dışarda savaş durumu yaşanmaktadır.’’

    Konferans daha sonra atölye çalışmaları ile devam etti. Konferansın son oturumunda ise, Türkiye halkları ile dayanışma kampanyasının nasıl şekilleneceği tartışıldı.

    En son oturumda, Kate Osamor (İşçi Partisi milletvekili ve gölge devlet bakanı), Lindsey German (Stop The War), Prof. Dr. İbrahim Sirkeci (Regents Üniversity London) ve Sean Hoyle (RMT Başkanı) konuşmacı olarak katıldı.

    DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek’in duruşmasına katılmak üzere bir süre önce Amed’te bulunan İşçi Parti milletvekili ve gölge kabine üyesi Kate Osamor AKP hükümetinin saldırılarıyla ilgili duyduğu kaygıları dile getirdi. Osamor konuşmasına Türkiye’de sendikalara, muhaliflere, gazetecilere, siyasetçilere saldırılar olduğunu ve bunun karşısında durulması gerektiğini ifade ederek başladı.

    spot-kate-osamor
    Kate Osamor

    ‘Britanya Dışişleri Bakanlığı Bana Diyarbakır’a Gitme Dedi’

    Diyarbakır ziyareti izlenimlerini de aktaran Kate Osamor, gitmeden önce Britanya dışişleri bakanlığının kendisini Diyarbakır’a gitmeme konusunda uyardığını ifade etti. Osamor; ‘‘Bu salondaki birçok kişinin de oy verdiği HDP’nin siyasi temsilciler Türkiye’de siyaset dışına itilmeye çalışılıyor. Diyarbakır Büyükşehir belediyesi eşbaşkanlarının gözaltına alınması ile ilgili Britanya dışişleri bakanlığı yetkilileri ile bir görüşme yaptım. Ancak kendileri bana, Amed’te görevlilerin olmadığını ifade ettiler. Buradan da görebiliyoruz ki bölge görmezden geliyor, Britanya’nın orada bir gözü yok. Ben kısa bir süre önce Amed’i ziyaret ettim. Ziyaretimden önce Dışişleri bakanlığı bana, gitmemem gerektiği konusunda bir uyarıda bulundu. Güvenliğim için bana gitme diyen Britanya dışişleri bakanlığı uyarısına rağmen gittim, çünkü oradaki halkın benim güvenliğimi sağlayacağını biliyordum. Ama ben buna rağmen DBP Eş genel başkanı Kamuran Yüksek’in duruşmasına katılmak için Unite Sendikası temsilcisi ile beraber gittim. Çünkü hepimizin bu noktada sorumluluğu var.’

    Milletvekili Osamor, Sivil toplum ile beraber baskıya ve saldırılara uğrayan halkın sesi olmaya devam edeceklerini ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.

    spot-oktay-sahbaz
    Oktay Şahbaz

    Türkiye Halklarıyla Dayanışma-SPOT tarafından organize edilen bir günlük konferansın sonunda yapılan değerlendirmede bu konferansın kendilerinin ilk çalışması olduğunu ve bundan sonra bu yönlü çalışmaları hızlandırarak Türkiye’deki halklarla dayanışmayı büyütecekleri ifade edildi.

     

     

     

  • HDP: Bu Tarihsel Bir Yalnıştır

    HDP: Bu Tarihsel Bir Yalnıştır

    Diyarbakır Büyükşehir Belediye eş başkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı ile eski Batman milletvekili Ayla Akat Ata’nın tutuklanmalarına tepki gösteren HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) bir açıklama yayınladı.

     

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Keyfi ve hukuksuz gözaltı uygulamasından sonra siyasi ve hukuksuz bir tutuklama gerçekleşti. Diyarbakır halkının siyasi iradesi yok sayıldı. Yüz binlerce insanın oy vererek seçtiği Eşbaşkanlar Gültan Kışanak, Fırat Anlı ve KJA Dönem Sözcüsü Ayla Akat Ata mesnetsiz ve uydurma iddialarla tutuklandı.

    Erdoğan-AKP iktidarı Kürt halkının siyasi iradesine yönelik bu düşmanca tutumuyla demokratik siyasetin ve demokratik muhalefetin tasfiyesini hedefliyor.

    İktidar, Kürt halkı açısından sembolik ve tarihi bir değeri ve anlamı olan bir kentin seçilmiş iradesini çiğnemekten çekinmeyeceği mesajını verdi. Bu tarihsel bir yanlıştır. Bu yanlışın vebali Erdoğan-AKP iktidarındadır. Ne Kürt halkı ve siyasal hareketi, ne de Türkiye’nin demokrasi ve barış güçleri bu hukuksuzluklara, baskılara ve zulme boyun eğmeyecek ve diz çökmeyecek.”

  • KHK ile Kapatılan DİHA’dan Açıklama

    KHK ile Kapatılan DİHA’dan Açıklama

    Bir süre önce kapatılan onlarca medya kuruluşundan sonra bugün yayınlanan KHK’larla DİHA, JINHA, Azadiya Welat ve Yüksekova Haber’in de aralarında bulunduğu çok sayıda gazete, dergi ve haber sitesinin kapatılmasına karar verildi. Kapatılan DİHA’dan açıklama geldi.

     

    Dicle Haber Ajansı tarafından ‘Gerçeğin sesi DİHA KHK ile susturulamaz’ başlığıyla yayınlanan bildiri:

    ‘‘Yayın hayatına, 4 Nisan 2002 tarihinde, “Gerçeklerden asla taviz verilmez” sloganı ile başlayan ve geride bıraktığı 14 yılda, Türkiye’deki basın algısına radikal bir müdahale de bulunan, muhalif basın açısından bir markaya dönüşen Dicle Haber Ajansı (DİHA), AKP hükümetinin yeni Kanun Hükmündeki Kararnamesi ile kapatıldı.

    Gücünü gerçeklerden alan DİHA, bugüne sayısız kez tamamı AKP iktidarının uygulamaları sonucundaki baskı ve saldırılara uğradı.

    Sesi duyulmayanın sesi olan, görülmeyeni gösteren, her mağdura mikrofon uzatan ve bu haliyle de iktidarın her zaman hedefi olan DİHA, ilk büyük saldırıya kuruluşundan sadece 2 yıl sonra uğradı. 2004 yılında İstanbul’da yapılan NATO zirvesi gerekçe gösterilerek, merkezi ve büroları basılan DİHA’nın onlarca çalışanı gözaltına alındı. Buna rağmen çalışmalarından bir an taviz vermeyen ertesi gün abonelerine ve kendisini internet üzerinden takip eden binlerce kişiye gelişmeleri aktaran DİHA, yılmayacağını daha o tarihte gösterdi.

    Ardından bir çok muhabirleri engellenen, tehdit edilen, bürolarına baskın düzenlenen, komplolarla devre dışı bırakılam istenen DİHA, bütün saldırılara rağmen yoluna devam etti. Polis, hemen her eylemde gerçekleri saklamak için önce DİHA muhabirlerine saldırdı, bir çok muhabirimiz yaralandı, bir çoğu gözaltına alınıp çoğu zaman tutuklandı.

    Çünkü DİHA, Gezi’de oluşturulan komünal değerleri dünyaya duyuruyordu. Özellikle uluslararası kamuoyunun yakından takip ettiği DİHA, başta Özgecan Aslan cinayeti olmak üzere katliama uğrayan, horlanan kadınların, her türlü emeği istismar edildiği halde kimliklerinden dolayı dışlanan ve iş cinayetlerine kurban giden mevsimlik işçilerin, Soma’nın, Ermenek’in, Torunlar inşaatında katledilen işçilerin sesi oldu.

    Colemerg’te onlarca polis tarafından etrafı sarılan ve olay tarihinde 13-14 yaşlarında olan Cüneyt Ertuş’un kolunun kırılması görüntülerini DİHA duyurdu. “Türkün Gücünü göreceksiniz” diye Kürtlere yapılan hakareti yine DİHA duyurdu.

    Dünya ve Türkiye kamuoyu 28 Mart 2006 Amed ve bölgedeki Serhildanı, Enes Ata’nın öldürülmesini DİHA’dan öğrendi. DİHA bu yönüyle aynı zamanda bir savaş gazeteciliği yaptığını ve bunun nasıl yapılması gerektiğini de herkese gösterdi. Yerlerde sürüklenen kadınları, tekmelenen annelerin görüntülerini hep DİHA servis etti.

    DİHA savaş muhabirliği yaptığı gibi, barış gazeteciliği de yaptı. 2009 yılındaki açılımı, en fazla tartışan tartıştıran yayın kuruluşlarının başında yine DİHA geldi. 2013 yılında müzakereler başladığında, barışı toplumsal kabule dönüştüren bir sorumlu yayımcılık yaptı. DİHA, “çocukta olsa kadında olsa gereği yapılacak” sözlerini topluma taşırdığı gibi, “Kürt sorunu benim sorunumdur daha fazla demokrasi ile çözülecektir” şeklinde 2005 yılında topluma söylenen sözleri de hep kayıt altında tuttu.

    Ancak DİHA’nın bu barış gazeteciliği ve savaş karşıtı yayın politikası, savaş isteyenlerin de saldırılarına maruz kalmasını beraberinde getirdi. 2011 yılında Oslo görüşmelerine karşı çıkan Cemaatin hedef aldığı kesimlerin başında Kürt siyaseti kadar DİHA ve Kürt basını da geldi. Cemaatin 20 Aralık 2011 tarihinde AKP ile birlikte yaptığı, “KCK basın” operasyonunda bir gecede 48 Kürt gazeteci gözaltına alındı. Aralarında onlarca DİHA muhabiri ve editörünün de bulunduğu 35 gazeteci tutuklandı ve yıllarca içeride tutuldu. O gün DİHA muhabirlerini yargılayan polisler, hakim ve savcılar bugün “darbe soruşturması” gerekçesiyle tutuklanmış olsa bile, onların yarım bıraktığı işi bugün iktidar devam ettiriyor.

    Zira, AKP hükümeti ve Erdoğan yönetimi, Temmuz 2015 tarihinde başlattığı saldırılarda da ilk olarak DİHA’yı susturmaya çalıştı. O tarihten itibaren bugüne kadar 48 kez DİHA’nın sitesi keyfi ve kanundışı bir şekilde erişimi engellendi.

    Halen bir çok muhabiri tutuklu bulunan DİHA, bugün yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile kapatıldı. Ancak DİHA nasılki dün yapılan bütün saldırılara, engellemelere, gözaltı ve tutuklamalara karşı susmadıysa, bugün de “KHK” adındaki bu fermanlara karşı susmayacak, halkın haber alma hakkını herşeyin üzerinde tutarak, bildiği doğruları ve gerçekleri bütün yol ve yöntemleri kullanarak halka ulaştıracak.’’

    basin-diha

     

  • Yeni KHK ile Özgür Basına Bir Darbe Daha

    Yeni KHK ile Özgür Basına Bir Darbe Daha

    AKP hükümeti, OHAL kapsamında iki yeni Kanun Hükmünde Kararname yayımlandı. Buna göre, “Terör kapsamındaki davalarda en fazla üç avukat savunma yapabilecek.” Bir süre önce kapatılan onlarca medya kuruluşundan sonra yeni KHK’larla DİHA, JINHA, Azadiya Welat ve Yüksekova Haber’in de aralarında bulunduğu çok sayıda gazete, dergi ve haber sitesinin kapatılmasına karar verildi.

     

    Dicle Haber Ajansı ve Kürtçe yayın yapan Azadiye Welat gazetesi de kapatıldı.

    675 ve 676 sayılı iki yeni kanun hükmünde kararname Resmi Gazete’de yayımlandı. Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan kararname uyarınca Dicle Haber Ajansı, Jinha ve Kürtçe yayın yapan Azadiye Welat gazetesi de kapatıldı. Evrensel Kültür Dergisi de kapatılan basın kuruluşları arasında.

    675 sayılı KHK, göreve iade edilen kamu görevlilerini içeriyor. KHK’ya göre 2’si general 39 TSK personeli göreve iade edildi.Milli Eğitim’de 31 , AFAD’da 3 TBMM’de bir personel göreve iade edildi.

    TBMM’de 32, Yargıtay’da 183 personel memurluktan çıkarıldı. Bin 82 Emniyet personelinin rütbeleri alındı.

    Rektörlük seçimleri kaldırıldı

    Kararnamede ilk dikkat çeken, rektörlük seçimlerinin kaldırılması oldu.

    KHK’ya göre, rektörlük “seçimi” şu şekilde yapılacak:

    “Devlet üniversitelerinde rektör Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek, profesör olarak en az üç yıl görev yapmış üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanır.”

    Açığa alınanlar hakkındaki karar süreleri değişti

    Açığa alınan personel hakkındaki 3 aylık karar verme süresi 675 sayılı KHK ile değiştirildi. Buna göre söz konusu kişiler hakkındaki karar süresi OHAL bitimine dek uzatıldı.

    KHK’da söz konusu durum şu ifadelerle yer aldı:

    Bakanlar Kurulu Kararıyla olağanüstü halin ilan edilmesine kadar geçen süre zarfında ve olağanüstü halin devam ettiği süre içinde görevden uzaklaştırılanlar hakkında ilgili mevzuatta bu tedbir için öngörülen süre sınırlaması, olağanüstü hal süresince uygulanmaz.

    Kapatılan basın kuruluşları listesi

    Dicle Haber Ajansı

    Jin Haber Ajansı

    Azadiya Welat

    Yüksekova Haber

    Batman Çağdaş Gazetesi

    Cizre Postası

    İdil Haber

    Güney Expres

    Prestij Haber

    Urfanatik Gazetesi

    Kızıltepe’nin Sesi

    Tiroji Dergisi

    Evrensel Kültür Dergisi

    Özgürlük Düyası Dergisi

  • Elçilik Provokatörü Korumaya Aldı

    Elçilik Provokatörü Korumaya Aldı

    Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınması İngiltere’nin başkenti Londra’da protesto edildi. Protesto esnasında provokasyon yaratan şahsı Elçilik görevlileri korumaya aldı.

     

    TC Londra Büyükelçiliği önünde gerçekleşen protesto eyleminde AKP hükümetine öfke yağdı. Dün akşam saatlerinde elçilik önünde toplanan kitle AKP hükümetini uyararak, Kürt halkının siyasi temsilcilerine yönelik saldırıları derhal durdurması çağrısı yaptı.

    Elçilik önünde iki saatten fazla devam eden eylemde, sık sık ‘TC Kürdistan’dan Defol’ sloganları atılırken, yapılan konuşmalarda da AKP hükümetinin Kürt halkına karşı yürüttüğü topyekün saldırılara karşı topyekün direniş ruhuyla karşılık verileceği ifade edildi.

    londra-tc-elcilik-protesto1

    Pravakatörler İş başında

    Eylem devam ettiği esnada iki faşist genç provakasyon çıkardı. Eylemcilerin bulunduğu yolun karşısında kurt işaretleri yaparak ırkçı sloganlar atan kişiler ortamı bir süre provoke etti. Uyarılara rağmen ayrılmayan gençlere tepki gösteren eylemciler ile faşistler arasında kısa süreli bir fiziki kavga yaşandı. Polislerin araya girmesiyle beraber gençler elçilik binasına alındı. Provakasyonu çıkaran gençlerin ceketinin altında çelik yelek olduğu anlaşılırken, elinde ise muşta bulunuyordu. Olayın ardından elçilik önüne çok sayıda polis sevk edildi. İki saat süren eylemin ardında kitle dağıldı.

    londra-elcilik-provakator

    londra-elcilik-provakator

     

  • Demirtaş: Kürt halkı birkez daha iradesine dönük böyle salıdırlara sessiz kalmayacaktır!

    Demirtaş: Kürt halkı birkez daha iradesine dönük böyle salıdırlara sessiz kalmayacaktır!

    Demirtaş, Londra ziyaretinde gazetemize gündemi değerlendirerek çok önemli açıklamalarda bulundu.

    Erem Kansoy-Yeni Özgür Politika-TelgrafNews

    Kansoy: Sürekli sizinde dillendirdiğniz bir mesele var; darbenin siyasi ayağı. Bu konuda neler söylemek istersiniz

    Demirtaş: “Türkiye’deki darbe sonrası gelişmeler ve darbe sırasındaki gelişmeler dünyanın en tuhaf darbe girişimi olarak algılayabileceğimiz bir süreci bize yaşattı.  Hiç bir şekilde sanki siyasi ayağı olmayan bir darbe girişimi Türkiyede yaşandı, oysa bliyoruz ki her darbenin arkasında siyasi bir güç vardır. Mutlaka Türkiye içerisinde destek aldıkları ciddi siyasi klikler ve kesimler vardır. Ama AKP buna dönük hiçbirşey söylemiyor çünkü bu siyasi klik yani darbeyi destekleyen siyasi kliğin önemli bir bölümü AKPnin içinde ve Erdoğan AKP grubunun ve partisinin dağılmaması için şimdilik bu kısmına dokunmuyor. Yani öğretmenlere sıradan insanlara acımasızca davranan AKP kendi içindeki bakan millet vekili düzeyinde AKP kurucusu düzeyinde belkide darbeye destek vermiş veya darbeden haberdar olan kesimlere dokunmuyor, bu çok iki yüzlü bir tutumdur ve biz zorluyoruz darbenin siyasi boyutunun mutlaka açıklanması ve sorgulanması lazım, AKP sürekli bunun üstünü kapatmaya çalışıyor. Bundan da anlıyoruz ki aslından AKP çok ciddi bir iç krizle karşı karşıya ve bu kriz en yakın zamanda bir patlak verecektir.”

    img_9186
    Selahattin Demirtaş

    Kansoy: Süleyman Soylu “Kürdistan’daki AKP’lileri silahlandıracağız” açıklamasını yaptı. Yine ayni şekilde korucuların zorla hüda par üyesi yapıldığı bilgileri de geliyor. Ne yapılmak isteniyor, siz bu konuda neler yapacaksınız

    Demirtaş: “AKP öncelikle ne orduya nede polise yeterince güvenmediği için sivil bir paramiliter güç oluşturmaya çalışıyor kendi üyeleri ve AKP yanlılarından oluşan bir silahlı güç oluşturmaya çalışıyor ve bunu kendi siyasi çıkarları için bir ordu gibi bir kontr gerilla gücü gibi kullanmak istiyor Süleyman Soylu da bu yüzden bakan yapıldı ve daha çok bu iş için görevlendirildi. Dolayısıyla herkesin tabiki çok dikkatli olması ve kendi meşru savunmasını alabilecek hazırlıkları yapması lazım çünkü bu paramiliter silahlı gücün nerede kime saldıracağı belli olmaz ve Türkiye için çok tehlikeli bir yapılanmadır eski kontr gerillayıda aşan çok acımasız bir paramiliter sivil faşist güç alttan alta örgütleniyor, herkesin çok dikkatli olması lazım.”

    Kansoy: Celal Doğan’ın HDP’li vekiller tutuklanacak açıklaması ile ilgili ne diyeceksiniz

    Demirtaş: “Uzun süredir hükümet bunun için uğraşıyor ve yargıya sürekli baskı yapıyor. Fakat biz ne tutuklanmaktan korkuyoruz nede geri adım atarız ama her zaman halkımızıda tutuklanmaya karşı güçlü bir direniş ortaya koyması için hazırlamaya çalışıyoruz. Ve kesinlikle yurt içinde ve yurt dışında halkımız milletvekili tutuklamalarına karşı en sert tepkiyi ortaya koymalıdır kesintisiz bir direniş sürecine herkes hazırlıklı olmalıdır. Uzun süredir halkta bir öfke var ve bu öfkenin ne zaman patlayacağı hi belli değil, milletvekillerimizin tutuklanması bu öfeknin patlamasını sağlayabilir hükümet bu konuda ayağını denk almalıdır. Bu basit sıradan bir konu değildir çünkü milletvekili halk iradesidir Kürt halkı birkez daha iradesine dönük böyle salıdırlara sessiz kalmayacaktır.”

    Kansoy: Ceza evlerindeki işkencelerin yaygınlaşması ile size ulaşan bilgiler ne yönde…

    Demirtaş: “ Durum çok vahim 12 Eylül darbesini aşan işkenceler var karakollarda göz altı merkezlerinde sistematik bir şekilde işkence var ve bu hükümetin desteği ile yapılıyor, adalet bakanı bu konuda çok açık bir şekilde işkencecileri cesaretlendiriyor ve Türkiye’de işkence vakası yoktur kimse işkence var diyemez şeklinde açıklamalar ile işkencenin üstünü örtüyor. Bunların hepsi insanlık suçudur, adalet bakanı ve başbakanda dahil gelecekte bundan yargılana bilirler. Biz bunların hepsinin raporlanması için hukukcuılara avkatlara, insanhaklaı örgütlerine sürekli çağrılar yapıyoruz ve raporlamalar devam ediyor. Belki bugün bunları yargılamak mümkün olmayabilir durumlar yarın obürgun değiştiğinde adalet bakanıda dahil bu işkenceciler  hepsi yargı önüne çıkabilirler, işkenceye karşıda hiçkimse sessiz kalmamalıdır.”

    Kansoy: Şırnak için neler yapmayı planlıyorsunuz

    Demirtaş: “ Halkın çadırlarda bile kalmasına insanlar kendi toprağında çadırda yaşamasına AKP devleti tahamül edemiyor, daha birkaç gün önce çadırları bile zorla söküp kaldırma girişiminde bulundu. Orada bizim 500- 600 civarında konuta ihtiyacımız var ve biz bu konutu yapmak için hazırlık yaptık ama valilik ve bakanlık buna izin vermedi. Şimdi insanlarımız kışı geçirebilecekleri geçici konutları uygun yerlerde yapmak istiyorlar ve bizde yürütüğümüz kampanyalarla halkımıza maddi destek sağlamaya çalışıyoruz, bu konuda çok güçlü bir kampanya yürttük ve bazı kampanyalarıda uluslar arası boyuta taşıyacağız . Önümüzdeki ay ben Kanada ve Avusturya da şadece Şırnak ile dayanışma için toplantılara gidecem ve halkımızın Şırnak’ı desteklemesi için orada bazı kampanyalar yürütülmesini sağlayacam. Biz Botan ve Şırnak halkını kesinlikle yalnız bırakmayacağız herkes emin olsun maddi manevi elimizdeki tüm imkanları onlara ulaştıracağız ve kışı geçirebilecekleir geçici konutlar oluşturacağız. Botan Şırnak halkı asla orayı terketmemeli onlarda zaten bu onuda çok kararlılar bizde onların yanındaız , devletin Şırnak’ı insansızlaştırma projesine karşı duracağız, Şırnak halkının bu onurlu duruşu çok kıymetlidir, ve ne olursa olsun bizde buna sahip çıkacağız.”

    img_9180

    Kansoy: Kolombiya’ya gitmeyi düşünüyormusunuz bir davet varmı

    Demirtaş: “Latin Amerika’dan çok davet aldık sadece Kolombiya değil belki Brezilya, Arjantini’de kapsayan bir dizi gezi gerçekleştirebiliriz. Siyasi gelişmeleri görüp ona göre hareket edeceğiz belki önümüzdeki baharda bir gezi planlayabiliriz.”

    Kansoy: Yurtdışında yaşayan halkımız Kürdistan için neler yapmalıdır

    Demirtaş: “ Buradaki halkımız tabiki çok büyük fedakarlıklar yapıyor ama bunun birazdaha örgütlü güçlü ve disiplinli bir şekilde yapılması gerekiyor. Mali destek ve kampanyalar da çok önemli. Ayni zamanda diplomasi ve kamuoyu yaratma konusunda daha etkili işler yapılması lazım. Özellikle İngiltere gibi Ortadoğu politikasında son derece etkili olan bir devletin Kürt halkına karşı çok daha saygılı olması gerekiyor. Buradaki Kürt halkı ve onun dostları bu konuda hükümeti zorlayacak ve kamuoyu yaratacak işler yapmalıdır, İngiliz kamuoyu eminimki Kürtler’in hakları konusunda çok duyarlıdırlar ama bunu hükümete baskıya dönüştürmek için sadece Kürtler’in değil İngiliz halkınında harekete geçmeis laızm, belki İngiliz halkı Kürtlerin hakları için kendi hükümetine karşı yürüyüş yapalıdır, Kürtler bu konularda daha çok çalışmalıdırlar.”

    Kansoy:  Avrupa’da mülteci sorunu ve İngiltere’nin antidemokratik tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz

    Demirtaş: “Mülteci sorunuyla Avrupa’nın genelinde bir ortak kordinasyon çerçevesinde mücadele etmek gerekir, mülteci sorunu için Avrupa’lı hükümetleri bir araya getiriyorlar anlaşmalar imzalıyorlar planlar yapıyorlar ama mültecilerin hakları için mücadele edenler ayni şekilde kordineli çalışmıyorlar yani Yunanistan’daki sivil toplum örgütleri ile diğer tüm Avrupa ülkelerinde mülteci hakları için mücadele verenler ortak eylemler düzenlemelidir. Avrupa genelinde dünya genelinde çok yaygın bir protesto düzenlenmeli ve belki iyi bir çalışmayla dünyanın birçok ülkesinde ayni günde ayni saatde mülteci hakları için herkes sokağa çıkmalı ve devletleri uyarmalıdır. Mülteci sorunu bir insanlık dramıdır ve dünya insanların ortak malıdır mültecilere birer baş belası gibi davranmanılamaz.”

    Kansoy: Susturulmaya çalışılan basınımız ve demokrasi dışı uygulamalar ile ilgili neler söyleyeceksiniz

    Demirtaş: “ Türkiye’de basın üzerindeki baskılar her zamankinden çok daha ağır durumda neredeyse çok daha fazla artık. Kapatılan susturulan kurumlarımızın yeniden yayına geçmesi için uğraşalım ayrıca alternatif alanlar yaratlım. Kürt gençleri sosyal medya kanallrını güçlendirip topluma ulaşmanın yollarınıda bulmalıdır. Artık herkes akıllı telefon kullanıyor, belki Tv’ler aracılığı ile her eve giremeyebiliriz ama artık teknoloji ile aslında her eve girmenin imkanı var bu işten anlayan gençler kafa yormalı ve alternatifler de üretmelidir.”