Türkiye ve Britanya’dan gazeteci, yazar ve akademisyenlerin katılacağı ‘Başarısız Darbe Girişimi Sonrası Türkiye ve Demokrasi Mücadelesi’ konulu bir konferans düzenlenecek.
29 Ekim’de Londra’da bulunan National Union of Teacher (NUT) merkezinde düzenlenecek olan konferans gün boyu sürecek.
Saat sabah 10’da başlayacak olan programa Türkiye’den Fatih Polat (Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni), Aydın Çubukçu (Hayat Tv – gazeteci yazar), Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı (Türkiye İNsan Hakları Vakfı – TİHV Başkanı) ve Fehim Taştekin (Gazeteci Yazar) katılacak.
Konferans, 29 Ekim günü saat 10-17 arasında “Hamilton House, Mabledon Place, London WC1H 9BD” adresindeki National Union of Teacher (NUT) Merkezi’nde yapılacak.
Solidarity with People of Turkey’in (SPOT) organize ettiği konferanstaki kesinleşen konuşmacılar şöyle:
– Christine Blower (NUT Genel Sekreteri)
– Steve Hedley (Rail, Maritime & Transport Union -RMT Genel Sekreter Yardımcısı)
– Owen Tudor (Trade Union Congress – TUC, Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Başkanı)
– Chris Baugh ( Public & Commercial Services Union – PCS Genel Sekreter Yardımcısı)
– Fatih Polat (Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)
– Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı (Türkiye İNsan Hakları Vakfı – TİHV Başkanı)
– Fehim Taştekin (Gazeteci Yazar)
– Kate Osamor (İşçi Partisi milletvekili ve gölge devlet bakanı)
– Aydın Çubukçu (Hayat Tv – gazeteci yazar)
– Lindsey German (Stop The War)
– Prof. Dr. İbrahim Sirkeci (Regents Üniversity London)
– Sean Hoyle (RMT Başkanı)
– Weyman Bennett (Stand Up To Racism)
– Ege Dündar (PEN International)
Ücretsiz olan konferansta yer ayırtmak için spot@daymer.org adresine e-posta gönderebilirsiniz.
Türk devletinin saldırılarına inat, başkent Londra’da özgür basına büyük bir sahiplenme örneği yaşandı. Londra’da düzenlenen Yeni Özgür Politika ile dayanışma gecesinde bir araya gelen 2 bini aşkın kişi, özgür basının gücünü nerden aldığının da göstergesi oldu.
Londra’nın Wood Green bölgesinde bulunan Dominion Centre’da Pazar akşamı yapılan dayanışma gecesi, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın da katıldığı görkemli bir etkinliğe dönüştü. Geleneksel hale getirilen dayanışma gecesi, bu yıl her zamankinden daha coşkulu geçerken, çok sayıda kişi salonda oturacak yer bulamadı. Salon Özgür Basın şehitlerinin fotoğrafları ile süslenirken, salonda bulunan insanlar sık sık ‘Özgür basın susturulamaz’ sloganı attı.
İlk olarak Özkan Orman’ın sahne aldığı gecede, salon hep bir ağızdan Mem Ararat ile birlikte ‘Zana û Andok’ şarkısını seslendirdi. Mem Ararat’ın coşkulu sahne performansından sonra HDP Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım, Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Evrim Yılmaz ve gazetemizin temsilcilerinden Mahmut Seven birer konuşma yaptı.
Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Evrim Yılmaz etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ederek, “Özgür basınımız ve halkımız ile dayanışmamız sadece bu gecele sınırlı kalmamalıdır. Her gün alanlarda ve eylemlerdeyiz örgütlülüğümüz ve öz irademiz ile bu sürece yanıt olmaya çalışıyoruz. Buradaki kitlesel katılımda aslında, katliam ve soykırımlara verilen bir tokat niteliğindeki bir mesajdır. Herkes şunu çok iyi bilsinki sesimizi istedikleri kadar kısmaya çalışsınlar, basınımızı istedikleri kadar kapatsınlar ama gerçekleri kapatamazlar gizleyemezler“ dedi.
Faşizmin karşısında tarafsız olunmaz
Yeni Özgür Politika gazetesi temsilcilerinden Mahmut Seven ise, “Gazetemiz ile dayanışma etkinliğinin düzenlendiği bu gecede emeği geçen her arkadaşıma teşekkür ederim” dedi.
Türk savaş uçaklarının Rojava’da Şehba bölgesinde yaptıkları bombardımanda şehit olan YPJ basın emekçisi Eylül Nûhîlat’ı saygıyla anan Seven, “Bu bedelleri ödeyeceğimizi bile bile bu işe girdik. Gazeteciler tarafsız olmalı diye söyleniyor, ama faşizmin karşısında tarafsız olmak diye birşey yoktur. Ya O’nun yanındasın ya da halkının, direnişin, barışın ve demokrasinin yanındasın. Bizler Kürt halkının ve basınının demokratik sesi olmaya and içtik ve dedik ki; gerçekler karanlıkta kalmayacak” ifadeleri ile konuşmasını tamamladı.
Yıldırım: Özgürlük Mücadelesinden Vazgeçmeyeceğiz
HDP Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ise şunları söyledi: “Böylesi anlamlı bir günde sizlerin yanında olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Sizlere ülkeden kucak dolusu sevgi ve saygı getirdim, bırakın özgür basının susturulma girişimlerini Kürdistan’da nefes almak için bile bir bedel ödetildiği bir süreci yaşıyoruz. Ama biz vazgeçmedikçe hiç bir şey bizi özgürlüğümüzü kazanma mücadelemizden vazgeçirtemez. Özgür, kalıcı ve demokratik bir barışın sağlandığı bir Kürdistan’da yeniden buluşma dileği ile saygıyla selamlıyorum.”
Direnen özgür basına selam
Anons edilmesiyle dakikalarca ayakta alkışlanan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, konuşmasının büyük bir bölümünü basın üzerindeki baskılara ayırdı. Tüm saldırılara rağmen boyun eğmeyip direnen özgür basın emekçilerini selamlayarak konuşmasına başlayan Demirtaş, “Bütün yayın hayatı boyunca katliamlar, yargılamalar, kapatmalar, işkenceler dahil olmak üzere her türlü bastırma girişimine rağmen dimdik ayakta duran özgür basın geleneğinin onurlu temsilcilerine huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum. Yeni Özgür Politika’ya, Özgür Gündem geleneğine, hakikatin sesi olma yolunda ısrarcı olanlara, gurbetteki arkadaşlarımıza, Gurbetelli Ersöz şahsında şehitlerimizi minnetle anıyorum. Gazetelerinize ve televizyonlarınıza sahip çıkın“ dedi.
Demirtaş’ın konuşmasından sonra gece Bajar müzik grubunun şarkıları eşliğinde çekilen halaylar ile son buldu.
Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bir dizi program için bulunduğu Londra’da ülkedeki son gelişmeleri değerlendirdi. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş , geçtiğimiz Pazar günü Wood Green bölgesinde bulunan Dominion Centre’de yapılan Yeni Özgür Politika ile dayanışma gecesinde
Demirtaş, ‘Tüm zorluklara rağmen ülkede halkın fedakarlığı ve kararlığı bize moral veriyor. Hiçbir zaman olmadığı kadar kendimize özgüvenimiz var. Yenilmez olduğumuzu biliyoruz.’ dedi. Türk devletinin son saldırılarını da değerlendiren Demirtaş; ‘‘Sona yaklaşıyoruz artık. Ellerindeki tüm saldırı mekanizmalarını, ellerindeki tüm fişekleri tükettiler. Eğer kullanabilecekleri başka yöntem kalmazsa, ki artık kalmıyor mecburen tüm dünya taleplerimizi kabul etmek zorunda kalacak.’’ açıklamasında bulundu.
Özgür basın üzerindeki baskılara da değinen Demirtaş; ‘‘Dünyadaki büyük devletlerin Mars’ta, Ay’da şehir kurmayı, oralarda yeni kentler inşa etmeyi tartıştıkları bir dönemde Türkiye’de televizyon, gazete kapatıyorlar. Ortada büyük bir utanç var, ama bu utanç bizim değil, bunu yapanlarındır, Erdoğan başta olmak üzere AKP zihniyetinin utancıdır.’’
Alkış ve zılgıtlarla sık sık konuşması kesilen Demirtaş, televizyon ve gazeteleri kapatmakla halk ile aralarındaki bağı koparamayacaklarını ifade ederek, halk ile aralarındaki manevi bağın anlaşılmadığının altını çizdi. ‘‘Öyle zannediyorlar ki televizyonlar, gazeteler kapanınca, halk ile aramızdaki bağ tümden kopmuş olacak aramızda kurduğumuzun bağın bu halkın mücadele eden evlatlarıyla halk arasında kurulan bağın nasıl bir maneviyata sahip olduğunu bilmiyorlar. Özgür Gündem gazetesi çok uzun yıllar Kürdistan’da olağanüstü hal ve sıkıyönetim nedeniyle girişi yasaklıydı. Gizli gizli el altından dağıtılırdı. Televizyon yoktu, internet siteleri de yoktu. El ile yazılmış bildiriler ve çoğaltılmış bildirilerle propaganda yapma imkanı vardı. Buna rağmen o zor koşullarda halk ile mücadele arasındaki bağ hiç kopmadı. Çünkü kimin neye ihtiyacı varsa, hangi halkın ihtiyacı neyse, halk onu elde etmek için her türlü zorluğu aşar. Hani su akar yatağını bulur derler ya, Kürt halkı bir su gibidir, gürül gürül akıyor. Önüne baraj koymanın, bend koymanın, bu suyu bu seli durdurmanın imkanı yoktur. Bir değil, bin televizyon da kapatırsanız bu seli durdurmazsınız.’’
Dünya Mars’ta Kent Kurmak İle Uğraşırken, Türkiye Televizyon Kapatmakla Meşgul
AKP hükümetinin Kürt halkına karşı topyekün savaş yürüttüğünü ifade eden Demirtaş konuşmasına şöyle devam etti; ‘‘Dünyadaki büyük devletlerin Mars’ta, Ay’da şehir kurmayı, oralarda yeni kentler inşa etmeyi tartıştıkları bir dönemde Türkiye’de televizyon, gazete kapatıyorlar. Ortada büyük bir utanç var, ama bu utanç bizim değil, bunu yapanlarındır, Erdoğan başta olmak üzere AKP zihniyetinin utancıdır. Bu nasıl bir korkudur, nasıl bir paniktir ki, yürüttüğümüz siyasi mücadeleye siyasetle mücadele edemiyorlar, ellerindeki tankı, topu, jopu gazıyla, yargısıyla, medyasıyla bize karşı topyekün bir savaş yürütüyorlar.
Kürtlerin Canlısından Değil Çizgisinden Bile Korkar Oldular
Bunların Kürtçe çizgi filme bile tahammülleri yok. Kürtçe çizgi filmden bile korkuyorlar. Kürtlerin artık canlısı değil, çizgisi bile onları korkutuyor. Onunla bile baş etmek için her türlü hukuk dışı, yolu deniyorlar.
Sosyal medya iletişim için iyi bir alternatiftir. Haberlerin yaygınlaştırılması, doğrunun, hakikatin gerçeklerin bütün dünyaya ulaştırılması elinizdeki imkanı kullanmalıyız. Iletişim ve bilişim çağındayız. Öyle televizyon kapatmakla bütün iletişimi kesemeyeceklerini göstermemiz lazım. Avrupa’da yaşayan genç arkadaşlarımızın alternatif medya kanallarını yaratması lazım. Çünkü doğruyu ve hakikati dünyaya ne kadar iyi anlatırsak kendi sorunlarımızın çözümünde o kadar ittifaklarımız ve desteğimiz artar.
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş
Tecavüz Ordusuna Karşı Direnen Halkın Evlatları Terörist Değildir
Barbar İşid’e en kahramanca direnişi veren bir halkın evlatları terörist olarak tanımlanıyorsa, biz o halkın evlatlarının kahramanlığını bütün dünyaya anlatmakla sorumluyuz. Asıl teröristin kim olduğunu tüm dünya her dakika her saniye görmelidir. Dünyanın en barbar ve tecavüzcü ordusuna karşı Kerkük’ten Musula, Şengal’den Afrine kadar, Kobani’de Cezire’de kahramanca direnen bu halkın evlatlarını hiç kimse terörist ilan edemez. Asıl İşid’i yaratan, onu besleyen, silahını veren, parasını veren, istihbaratını veren, AKP iktidarı, Suudi ve Katar dünyanın en büyük terör hareketi olarak anılacaklardır. Asıl terörist zihniyet onların yaptıklarıdır. Kürt halkının ne terörler, ne teröristle işi olmadı, kendisini savundu sadece. Dilini kültürünü, vatanını, kendi onurunu savundu sadece. Her canlının kendini savunma hakkı vardır. Kimse buna asla terörizm diyemez. Kürtler İşid’e karşı bu savaşı verirken, sadece kendisini korumuyor, bütün dünyanın güvenliğini sağlayan, Kürtlerin mücadelesidir.
Yenilmez Olduğumuzu Biliyoruz
İngiltere’nin Ortadoğu’daki yayılmacı, emperyal politikaları, 1916 Syces Picot antlaşması ile Kürdistan’ı bölüp parçalayan politikasını teşhir edilmesi lazım.
Biz çaresiz, örgütsüz korkacak bir halk değiliz. Yüzyıl öncekinden daha güçlüyüz. Irademiz de güçlü, örgütlülüğümüz de güçlü, halkımızın kararlığı da yüzyıl öncekinden daha güçlüdür. Bugün Londra’da bu salonda bir araya gelen topluluk yüzyıl önce Kürdistan’da bir araya gelemiyordu. O örgütlülük yoktu, ama bugün dünyanın neresine giderseniz gidin, sizin mücadelenizin yarattığı gücü görmek mümkündür. Asla kendinizi zayıf hissetmeyin. Ellerindeki medya propaganda gücüyle sanki bir başarı, zafer elde etmişler gibi yalan haberler yapıyorlar. Bunların hiçbirine inanmayın. Tüm zorluklara rağmen ülkede halkın fedakarlığı ve kararlığı bize moral veriyor. Hiçbir zaman olmadığı kadar kendimize özgüvenimiz var. Yenilmez olduğumuzu biliyoruz.
Ortadoğu Bir kez Daha Altüst Yaşıyor
Ortadoğu’da, Kürdistan’da, Mezopotamya coğrafyasında halkın var olduğu medeniyetin beşiği dediğimiz o topraklarda bir kez daha bir altüst oluş yaşanıyor. Halkların kaderi yeniden çiziliyor. Bizim yapmaya çalıştığımız tek şey kendi kaderimizi kendimiz çizmek istiyoruz. Tüm halklar kendi kaderini kendisi belirlesin diye ortak mücadele veriyoruz. Başkaları gelip artık bize elbise biçmesin. Ne giyeceğimize ne yiyeceğimize nasıl yaşayacağımıza biz karar vereceğiz. Orası bizim anavatanımız ve anavatanımızda kendi kaderimizi kendimiz belirleyeceğiz.
Oturma, İzleme ve Bekleme Lüksümüz Yok
O yüzden süreç çok tarihidir. Sıradan bir dönem değil. Seçimler gelip geçidir, telafisi mümkündür. Kaybettiğiniz seçimi bir sonrakinde daha fazla çalışarak tekrar kazanabilirsiniz. Ama tarihi süreçleri kaybederseniz yüzyıl daha beklemek zorunda kalırsınız. Bizim bu dönemde kaybedecek, oturarak, izleyerek, bekleyerek süreci kaçıracak lüksümüz yok. Yüzyılda bir önümüze gelen fırsatları, ulusal birliğimizi daha da güçlendirerek, Kürt halkının tüm siyasal güçleri arasında daha güçlü ittifaklar kurarak ve tabi ki bedel ödenmesi gereken yerde bedel ödemekten geri durmayarak, çekinmeyerek bu tarihi süreci kazanmak zorundayız. Mücadelemizin tüm bugün için değil gelecek içindir. Bugün artık bedel ödeme günüdür. Gözlerini karartarak, acımasızca bize saldırdıkları yerde, karşılarında kahramanca yazılmış destanlar görmeliler. Cizre’deki gibi, Mehmet Tunç gibi, orada direnen arkadaşlarımız gibi, günlerce o bodrumlarda aç susuz olmalarına rağmen teslim olmayan kararlı irade gibi durmalıyız ki kazanabilelim. Tarih bunu bize bir sorumluluk olarak yüklemiştir.
Hangi Dilden Anlıyorlarsa O Dil İle Mücadele Edeceğiz
Buralar bir mücadele alanıdır. Ortadoğu’nun kaderinin çizilmek istendiği merkezlerden birisidir Londra. Bu anlamda İngiltere önemli bir ülkedir. Burada çıkaracağınız ses, örgütlü güçler yaratacağınız etki, ülkede mücadele eden hepimize büyük bir destek sunar. Daha rahat nefes almamızı sağlar. Bizim taleplerimiz meşru taleplerdir. Biz bizden çalınanı geri istiyoruz. Kendi anavatanımızda onurumuzla yaşamak istiyoruz. Bu haklarımızı gasp edenler, vermiyorsa, o zaman hangi dilden anlıyorlarsa o dil ile mücadele edeceğiz. Çünkü bu vazgeçebileceğimiz bir mesele değil. Onur meselesidir. İnsanı insan yapan şey onurudur. Eğer bunu koruyamazsak et ile kemikten ibaret oluruz.
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş
Sona Yaklaşıyoruz
Sona yaklaşıyoruz artık. Ellerindeki tüm saldırı mekanizmalarını, ellerindeki tüm fişekleri tükettiler. Eğer kullanabilecekleri başka yöntem kalmazsa, ki artık kalmıyor mecburen tüm dünya taleplerimizi kabul etmek zorunda kalacak. Çünkü kullanabilecekleri hiç bir yöntem kalmadı. Hepsini denediler. Ölümü zulümü katliamı, tutuklama, işkenceyi hepsini denediler.
Dersimlilere Mesaj
HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş konuşmasının sonunda Dersimli esnafın kepenk kapatma nedeniyle soruşturma açılmasına değinerek, bunun büyük bir ahmaklık örneği olduğunu vurguladı. ‘‘Öyle çılgınlaşmışlar ki bugün Dersim’de, tüm Dersim esnafına kepenk kapattıkları için soruşturma açmışlar. Bunun nasıl büyü bir ahmaklık olduğunun farkında değiller. İşte bu korkunun göstergesi. Yani sen Dersim’in tüm esnafına soruşturma açtığında zannediyorlar ki tüm Dersim fikrin, değiştirecek ve bir anda AKP’li olacak. Bu kadar akılsız ve kafasızlar. Ben Dersim esnafının yerinde olsam yarın sabah, hep birlikte adliyeye giderim. On bin Dersimli esnaf Dersim adliyesinin önüne ifade vermeye geldik desin. Savcılar bir yıl boyunca o ifadeleri alsın. Kolay mı öyle tüm Dersimi soruşturmaya almak. Bir defa yapabildiniz onu; 37-38’de yaptınız. Bir daha asla. Birde daha teslim alamazsınız. Dersimin iradesini kıramazsınız.’’
Başkent Londra’da bulunan LSE Üniversitesinde düzenlenen bir toplantıda konuşmak isteyen AKP genel başkan yardımcısı Mehdi Eker, bir grup gencin protestosu ile karşılaşınca toplantı iptal edilmek zorunda kaldı.
AKP’nin lobi organizasyonu BITAF (British Institute of Turkish Affairs) ve SETA (Avrupa Araştırmaları Masası) tarafından organize edilen panel Kürt gençleri tarafından protesto edildi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın resmi ve üzerinde ‘Öcalan’a Özgürlük’ yazılı tişört giyen gençler Mehdi Eker’in konuşmaya başlamasıyla birlikte ‘Biji Serok Apo’ sloganları atara Eker’i konuşturmadı.
Londra’nın Ekonomi ve Siyaset Bіlіmlerі Üniversitesi’nde düzenlenen panelde açılış konuşması yapmak isteyen AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker, “Kürtlere karşı yürütülen kirli savaşın sebebi sizsiniz“,“Bijî Serok APO“ ve “PKK Halktır, Halk Burada“ sloganlarıyla Eker’in konuşma yapmasına izin verilmedi. Gençler AKP’nin Kürtlere karşı yürüttüğü topyekün imha savaşına dikkat çekerek, belediyelere atanan kayyumları ve insanlık mücadelesi veren Rojava’ya işgal girişimleri kınadı.
‘Burası Türkiye Değil’
AKP’liler eylemci gençlerin ellerindeki pankartı almaya çalışınca kısa süreli bir arbede yaşandı. Güvenlik görevlilerinin araya girmesiyle saldırganlar uzaklaştırılırken, paneli dinlemeye gelen bir kadın, eylemcilere saldırmaya çalışan AKP’lere ‘burası Türkiye değil, zorbalıkla kimseyi susturmazsınız, burası özgür bir ülke, herkesin fikrine saygı göstermeyi öğreneceksiniz’ şeklinde tepki gösterdi.
Eylemci gençlere saldırmaya çalışan AKP’lilere tepki gösteren bir dinleyici ‘burası Türkiye değil’ dedi
‘Katliamlara Ne Kadar Harcadınız’
‘Biji Serok Apo’ sloganları eşliğinde konuşmasına devam etmeye çalışan Eker, konuşmasında mültecilere harcadıkları paradan bahsedince, eylemci gençlerden birisi, ‘Kürt katliamlarına ne kadar para harcadınız, onu söyleyin’ şeklinde bağırdı.
Mehdi Eker, mültecilere harcadıkları paradan bahsedince, eylemci genç ‘katliamlara ne kadar harcadınız’ şeklinde tepki gösterdi
Organizatör: Devam Edemeyiz
Kürt gençleri “Stop Turkey’s war on Kurds – Kürtlere karşı yürütülen imha savaşı durdurun“ yazılı pankartı taşıyarak, salonda protesto eylemlerini sürdürdü. Gençler saldırılara rağmen direnişlerini sürdürerek, paneli sabote etti. Güvenlik görevlileri panelin güvenlik nedeniyle devam edemeyeceğini duyurarak salonda bulunanların binayı boşaltmasını istedi.
Gençler ‘Stop War On Kurds’ pankartı açtı
Kürt gençlerin protesto eylemi panelin iptal edilmesi ardından sloganlar eşliğinde son buldu.
https://youtu.be/ujW3B6ijwJ0
Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı, İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi ekiplerince gözaltına alındı. Belediye binasına ve eşbaşkanların evlerine de baskın düzenleyen polisler arama yapıyor.
Amed (Diyarbakır) Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı, bu akşam polislerce gözaltına alındı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca PKK’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında haklarında gözaltı kararı alınan verilen eş başkanlardan Gültan Kışanak Diyarbakır Havalimanı’nda, Fırat Anlı ise adresinde, İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi ekiplerince gözaltına alındı.
Havalimanı’nda gözaltına alınan Gültan Kışanak Ankara’dan dönüyordu. Kışanak, 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nda bugün dinlenmişti. Komisyon’da dinlendikten sonra uçakla kente dönen Kışanak’ın uçağı kente iner inmez havalimanında gözaltına alındığı öğrenildi.
Gözaltına alınan Kışanak ve Anlı’nın evlerinde de polis araması yapılıyor.
Belediyede darbe görüntüsü
Eşbaşkanların gözaltına alınması ile eş zamanlı olarak polisler Büyükşehir Belediyesi’ne de baskın yaptı. Çok sayıda çevik kuvvet ve özel hareket polisi ile beraber TOMA ve akrep tipi zırhlı araçlarla belediye binası abluka altına alındı. Binaya girmek isteyen belediye çalışanları polisler tarafından engellendi. Çalışanlar ile polis arasında gerginlik yaşanırken, baskının gerekçesine dair herhangi bir bilgi verilmedi.
Belediye binasının çatısına ve her katına ellerinde uzun namlulu silahlarla bulunan özel harekat polisleri yerleştirildi.
Baskının haber alan HDP Amed Milletvekili Feleknas Uca ile Amed Baro Başkanı Ahmet Özmen de belediye önüne geldi. DİHA
Bab kenti tarihten bu yana, Suriye’nin büyük şehirleri ile Irak’ın Musul, Bağdat gibi batı şehirleri arasındaki ticaret yollarının birbirine bağlayan son derece stratejik bir güzergah üzerinde ve kilit bir nokta konumunda.
Dünya’nın gözünün çevrildiği, üzerinde çeşitli hesapların yapıldığı DAİŞ ve Suriye Ulusal Koalisyonuna (SUK) bağlı çeteler ile QSD güçleri arasında amansız bir savaşın sürdüğü Şehba bölgesinin halklar mozaiği kenti El Bab adeta Üçüncü Dünya Savaşının merkezi haline geldi.
Kendisini tamamen “Kürtsüz politikaya” yatıran ve Cerablus ve El Rai işgalleri ile müdahalelerde bulunan Türk devletinin izlediği Ortadoğu politikası daha Suriye iç savaşının daha ilk günlerinden bu yana dibe vurdu ve Türk devleti stratejik derinlikte boğuldu.
Ancak Türk devleti stratejik boğulma yaşamasına rağmen bildik Ortadoğu politikasında yani Kürt ve Kürt Özgürlük Hareketi düşmanlığı temelinde geliştirdiği politika da ısrar etmeye devam ediyor.
Şehba bölgesinde yer alan El Bab, Eyyübiler, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mirdasiler, Ukayliler, çok kısa bir süreliğine Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu’na ev sahipliği yaptı. Osmanlı’nın dağılmasıyla birlikte bir süreliğine Fransız işgali altına girdi.
El Bab Fransız işgali ardından ise Suriye halklarının önemli bir yerleşim merkezi oldu. Akdeniz’e açılmada önemli bir durak olarak kabul edilen Bab, Suriye’nin en önemli ticaret hattı üzerinde bulunmasıyla da dikkat çekiyor.
Bab kentinin nüfus yapısı esas itibari ile Arap, Kürt ve Türkmenlerden oluşsa da kent farklı halk ve inanç toplulukları da yaşıyor. Kentte çok az sayıda Ermeni, Asurî, Yahudi ve Çerkes de yaşıyor.
Osmanlı geçmişinden kaynaklı olarak Türkiye’nin sürekli önem atfettiği Bab kenti esas olarak tarihsel, toplumsal, sosyal, kültürel ve ekonomik sebeplerle Türkiye’nin ilgisini çekiyor. Bu nedenle Minbic’i özgürleştirme hamlesi ardından Türk devletinin paçası tutuştu ve bölgede işgallere ihtiyaç duydu.
BAB KENTİNİN TARİHSEL ÖNEMİ
1516 yılındaki Mercidabık Savaşı’nda Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sırasında Memluk Devleti ile girdiği ilk ve kati neticeli savaştır.
24 Ağustos 1516’da Osmanlı ordusu ile Memluk ordusu arasında Bab kentinin de içinde aldığı, Halep şehrinin kuzeyinde yani Şehba bölgesinde yapılan savaşı, Osmanlılar kazandı. Muharebenin sonucunda Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı topraklarına katıldı. Türkiye bugün yine bu amaç peşinde koşuyor.
Bab kenti tarihten bu yana, Suriye’nin büyük şehirleri ile Irak’ın Musul, Bağdat gibi batı şehirleri arasındaki ticaret yollarının birbirine bağlayan son derece stratejik bir güzergah üzerinde ve kilit bir nokta konumunda.
Tabi bu durum kentin ve bölgenin demografisini zamanla değiştirse de kent özünü her daim korudu. Bab, Suriye’nin her tarafına açılan büyük yolların da birbirleri ile kesiştiği Halep’in kuzeyinde bulunuyor.
Yarısı çöl olan kentin doğu kısmından da Rakka, Deyr Zor ve Irak’a rahat bir şekilde geçiliyor. DAİŞ çetelerinin de burayı işgal etmesindeki en büyük sebebi de bu konumundan kaynaklanıyor.
BAB KENTİNİN EKONOMİK ÖNEMİ
Halep ile Gaziantep tarihten bu yana Ortadoğu’nun iki temel ticaret merkezi ola gelmiştir. Bab, Efrîn ile Ezaz ise bu iki ticaret merkezi arasında kalan stratejik yerlerdir.
Türkiye ticaret merkezini yitirmek istemiyor. Cerablus ve El Rai işgalleri yaptığı hamleler ile Bab kentini de kontrolünü altına almak istiyor. Türk devleti Suriye savaşının başından bu yana bunu amaçlıyor ve bu temelde politia geliştiriyor.
Bab kenti DAİŞ çeteleri için varlık ve yokluk anlamına geliyor. Bilindiği gibi DAİŞ çeteleri ekonomik gelirlerinin büyük kısmını petrol satışından sağlıyor. Tabi ekonomik anlamda güçlü olmak sahada belirleyici bir faktör.
Bab kentinin de DAİŞ çetelerinin Suriye, Irak, Türkiye güzergahlarından petrolü dışarıya sattığı Suriye’de en büyük petrol geliri sağladığı güzergahlardan biri olması nedeniyle de stratejik önemde.
DAİŞ çeteleri Irak ve Suriye’deki ham petrolü Türk devleti ve KDP sayesinde Güney Kürdistan üzerinden Türkiye’ye ve dünyaya pazarlıyordu. Ve yine aynı şekilde DAİŞ çeteleri Ezaz – Cerablus hattından da petrolü çok ucuz bir şekilde Türkiye pazarlıyor ve böylece AKP/Sarayın ekonomisini ayakta tutuyor.
Bu nedenle DAİŞ çeteleri silahları buradaki para kaynağı sayesinde rahat bir şekilde temin edebiliyor.
Bölgesel ilişkilerin geçiş noktası olan Bab kentini almak psikolojik üstünlüğün yanı sıra askeri ve siyasal üstünlüğü de ele geçirmek anlamını taşıyor.
BAB KENTİNİN TARİHSEL SİYASAL ÖNEMİ
Müslüman Kardeşler ile olan ilişkilerinden ileri geliyor. Zira Türkiye’nin şu an Efrin ve Kobané kantonlarının birleşmesi olasılığını bahane ederek Cerablus ve El Rai kasabasını işgal etti.
Türk devletinin bugün Bab yakınlarında vurduğu birçok yer tarihte Müslüman Kardeşlerin merkezi olan yerlerdir. Müslüman Kardeşler’in Bab çevresindeki önemli merkezleri Marea, Dabık, Extarin, Til Rifat vb alanlar olmuştur.
Geçtiğimiz yıl QSD güçleri ile Ceyş El Suwar güçleri Minix Havaalanı, Deyr Jemal, Tel Rıfat gibi yerleri özgürleştirince Türk devletinin Halep yolu da kesildi. Türk devleti bu gerçeği gördüğü ve bildiği için ‘Göz göre göre yollarımızın kapanmasına seyirci kalamayız‘ ve ‘Efrin ve Kobané kantonlarını birleştirecek ‘ Kürt koridoru ‘ istemiyoruz ‘ diye yanıp tutuştu.
Ve bu nedenle geçen yıl QSD ve Ceyş El Suwar güçlerine, bu yıl Minbic’in özgürleştirilmesi ardından da YPG/YPJ güçlerine, Cerablus Askeri Meclisi’ne yönelik saldırılar gerçekleştirdi ve Cerablus ve El Rai kasabalarını işgal etti.
Türk devletinin seyirci kalmak istemediği şey aslında Müslüman Kardeşler örgütünün merkezleri ile olan tarihsel ilişkilerinin ve yollarının kesilmesidir. Çünkü Suriye tarihinde Müslüman Kardeşlerin de bir yeri var. 79 yılında Müslüman Kardeşler ayaklanmış ve ayaklanma 3 yıl boyunca devam etmiştir.
3 yıl süren ayaklanma 82 yılında bastırıldıktan sonra Müslüman Kardeşler kadrolarının hepsi Türkiye’ye geçti.
Son durumu gösteren harita
BAB KENTİNİN DEMOGRAFİK ÖNEMİ
Bab – Efrîn – Ezaz çevresinin Türk devleti tarafından bombalanmasının diğer önemli bir nedeni ise, bölgenin halklar mozaiği olmasıdır.
Bab tarihten bu yana Türkmen, Ermeni, Arap ve Kürtlerin bir arada yaşadığı bir bölgedir. Bu bölge Şehba olarak da bilinen bir bölgedir. Bu bölgede ağırlıklı olarak Kürtler, Araplar, Türkmenler bir arada yaşıyor.
Bab kentinin bir diğer önemi farklı halkları, farklı inançları ve farklı kültürleri içinde barındırıyor olmasıdır. Türk devletinin bölgeye yönelik saldırılarının asıl nedenlerinden biri de, Kürt halkının elde ettiği tarihsel kazanımlardır. Ayrıca Kürt halkının diğer halk ve inanç toplulukları ile buluşmasıdır.
Kürtler, Rojava Devrimi ile ağır bedeller ödeyerek topraklarını, birlikte yaşadığı farklı halk ve inanç topluluklarını DAİŞ, El Nusra, Ehrar El Şam, Sultan Murat Tugayı vb. çetelerin saldırılarına karşı korudu. İşte Kürtler ödedikleri bu ağır bedellerle de Rojava ve Suriye’de yaşayan halklarla eşitlik, özgürlük, adalet temelinde buluştu.
BAB KENTİNİN ANLAMI VE STRATEJİKLİĞİ
Bölgesel ilişkilerin geçiş noktası olan Bab kentini almak psikolojik üstünlüğün yanı sıra askeri ve siyasal üstünlüğü de ele geçirmek anlamını taşıyor.
Bab kentini almak Kilis’ten başlayıp Öncüpınar Sınır Kapısı’ndan geçerek Ezaz’a, oradan da Halep’e uzanan koridor da Türk devleti tarafından DAİŞ ve SUK çetelerine lojistik ve askeri destek sağladığı hattın tümden koparılması anlamına gelecektir.
Bu hattın koparılması ile beraber Şehba bölgesinde DAİŞ ve SUK çetelerinin işgali altında bulundurduğu alanlarda ağır darbe yemesini beraberinde getirecek ve Türk devleti de darbelenecektir.
Bab kentinin özgürleştirilmesi ile birlikte Halep ve Bab kentinin kuzeyinde bulunan Ezaz, Marê, Til Rifat’tan oluşan Şehba bölgesine daha fazla hükmetme imkanına sahip olunacak.
Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Musul ile ilgili provakatif açıklamaları devam ediyor. Erdoğan, “Musul bizimdi. Tarihe bakın. Misak-ı Milli dedim diye rahatsız oldular. Ben tarih dersi veriyorum niye rahatsız oluyorsun. Niye rahatsız oluyorsunuz” dedi.
Erdoğan, “Musul bizimdi. Tarihe bakın. Misak-ı Milli dedim diye rahatsız oldular. Ben tarih dersi veriyorum niye rahatsız oluyorsun. Niye rahatsız oluyorsunuz. Biz milliyiz, vatanseveriz farkımız bu. Biz başından beri Irak’ın anahtarının tek bir etnik yapıya teslim edilmemesi gerektiğini söyledik. Suriye için de söylüyoruz. Bölgede etkinliği olan ülkelere bunu söylüyoruz” diye konuştu.
Bursa’nın İnegöl ilçesindeki Hacı Sevim Yıldız Kampüsü’nün açılış töreninde konuşan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:
“Saldırılara rağmen kararlılığımızı yitirmedik. Terör bataklığını mutlaka kurutacağız.
Batı dürüst davranmıyor. Batılı ülkeler ellerindeki geniş imkanları mağdurlar için değil bu insanları sınırlarının dışında tutmak için kullanıyor.
600 binden fazla insanın ölümüne sessiz kalanlar PYD’li teröristleri savunuyor
Türkiye’yi bölgedeki gelişmelerin dışında bırakıp faturayı üzerimize yıkmak için her yolu deniyorlar. Bu ahlâksız oyuna müsade etmeyiz.
Türkiye teröre, bölgesindeki istikrarsızlığa, sabotaj girişimlerine rağmen 2023 hedefleri istikametinde yürüyor. Osman Gaze Köprüsü’nü yaptık işte. Oradan geçip geldik. Yavuz Sultan Selim Köprüsü dev bir proje. Avrasya Tüneli’ni de aralık ayının 20’sinde en geç 26’sında hizmete açıyoruz.
İşte İnegöl’de olduğu gibi bu ülkenin sanayicisi, esnafı, emekçisi, ev kadını 7’den 70’e tamamı adeta bir seferberlik ruhu yaşamış oldu. Maruz kaldığımız ihanete, saldırıya rağmen soğukkanlılığımızı, kararlılığımızı asla kaybetmedik. İçerden ve dışarıdan bizi hedef alan ekonomik tuzaklara rağmen yolumuzdan sapmadık. Böyle bir başarı dünyada çok az milletin harcıdır.
Birkaç yüz mülteci kapılarına dayandığı zaman Avrupa ülkelerinin insanlık değerlerini nasıl ayaklar altına aldığını gördük. Türkiye’de şu anda 3 milyon mülteci var.
Üzerlerine misket bombaları atılan bu insanlara biz kapıları açtık. Ama Batı’nın böyle bir derdi var mı. Şu ana kadar STK’lar ile birlikte 25-26 milyar dolar harcadık. Veren al alan elden hayırlıdır. Bizi buralara getiren nedir. Birlikte sayalım…
Bir tek millet: Türküyle Kürdüyle, azıyla, Abazasıyla, Çerkeziyle, Romanıyla biz birbirimizi Allah için seviyoruz. Bu bayrak dışında bayrak tanımıyoruz.
Tek vatan: 780 kilometre kare ile tek vatan. Kimse burada operasyon yapmaya kalkmasın. Ama buna yeltenenler var. Nereye kaçarsanız kaçın inlerinize kadar sizi kovalayacağı. Artık terör eylemi olduktan sonra değil, olmadan, o bataklığı kurutmak suretiyle mücadele ediyoruz.
Bize insanlık dersi verenler insani vazifelerini yerine getiremiyorlar. İşte Suriye meselesinde görüyoruz. Dürüst değiller. Siz destek verseniz de vermeseniz de biz 6 yıldır nasıl bu işi götürdüysek yine götürürüz. Teröristlerin adlarını bahane ederek tüm müslümanları hedef alan ülkeleri esefle takip ediyoruz.
Bu düşmanlıkla faşist partilerin yönetimleri altına girme tehlikesi ile karşı karşıyalar. Suriye’de 6 yılda 600 bin insan devlet terörünün hedefi oldu. Buna sesleri çıkmayanlar şimdi çıkıp Dabık’ta şu kadar PYD’li öldü diyorlar. 600 bine sesini çıkartmayanlar teröristi savunuyorlar. Benim Gaziantep’imde 14 yaşındaki bir çocuk Messi’nin forması ile kına gecesini kana buladı. Ama bunlar hala utanmadan sıkılmadan niçin bunları üzerine gidiyorsunuz diyorlar.
İdam konusunda düşüncemi biliyorsunuz. Parlamentoda bu konu gündeme gelip genel kurulda geçtiği anda ben onayımı veririm. Batılılar bunu niye dillendiriyorsunuz diyorlar. Sizden mi izin alıyoruz. Dünyanın büyük kesiminde idam uygulaması var. Dolayısıyla biz o şehitlerimizin kanını yerde bırakamayız.
Musul bizimdi. Tarihe bakın. Misak-ı Milli dedim diye rahatsız oldular. Ben tarih dersi veriyorum niye rahatsız oluyorsun. Niye rahatsız oluyorsunuz. Biz milliyiz, vatanseveriz farkımız bu. Biz başından beri Irak’ın anahtarının tek bir etnik yapıya teslim edilmemesi gerektiğini söyledik. Suriye için de söylüyoruz. Bölgede etkinliği olan ülkelere bunu söylüyoruz.
Uluslararası hukuk çerçevesinde sahada ne gerekiyorsa onu yapıyoruz. Güney sınırımız boyunca bir terör bölgesi oluşmasına asla izin vermeyeceğiz. Cerablosu operasyonu bu konudaki kararlılığımızın bir ifadesidir. Dabık aynı şekilde. Şimdi diyorlar ki, El Bab’a inmeyin, mecburuz ineceğiz. Terörden arındırılmış bir bölge oluşturmak zorundayız”