İşçi Partisi yönetimi, önümüzdeki dönemdeki başkanlık yarışında Jeremy Corbyn’in otomatikman parti liderliği için aday olabileceğine, belli bir sayıda milletvekilinin destek imzasına ihtiyacı olmadığına karar verdi.
Geçen hafta İşçi Partili milletvekili Angela Eagle, partinin genel başkanlığı için yarışacağını açıklamıştı.
Sendikalar, parti tüzüğünün, görevdeki bir parti liderine, yeni yarışta otomatikman aday olmaya hak verdiği savunuyordu.
Birçok milletvekili ise, Corbyn’in aday olabilmesi için partinin İngiltere Parlamentosu ve Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin yüzde 20’sinin imzasının gerektiğini, bunun 51 milletvekilinin imzasına karşılık geldiğini söylüyordu.
Parti yönetimi 18’e karşı 14 oyla Corbyn’in otomatikman aday olmaya hakkı olduğu yönünde karar verdi.
Karara göre diğer adaylarınsa yarışta yer alabilmek için İngiltere Parlamentosu ve Avrupa Parlamentosu’ndaki milletvekillerinin yüzde 20’sinin destek imzasını alması gerekecek.
Eğer parti yönetimi 51 imzanın gerektiği yönünde karar verseydi, Corbyn’in genel başkanlık seçimlerinde aday olamama ihtimali gündeme gelecekti.
Bu durumda Corbyn’in kararı yargıya taşıyabileceği düşünülüyordu.
İşçi Partisi milletvekillerinin büyük bir bölümü, AB referandumunda hayır sonucu çıkması nedeniyle Corbyn’in istifa etmesi gerektiğini savunuyor.
Kamuoyu araştırmaları ise Corbyn’in İşçi Partisi üyeleri ve partiyi destekleyen tabanda hâlâ büyük bir desteğe sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Kürt Halk önderi Öcalan’ın fiziki özgürlüğü talebiyle Kürt gençleri Almanya’nın Düsseldorf kentinde yürüdü. Yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı yürüyüş ve mitingde direniş ve faşizme karşı mücadeleyi büyütme çağrısı yapıldı. Ciwanen Azad UK gençleride düzenlenen yürüyüş ve festivalde hazır bulundu.
Almanya olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinden Düsseldorf kentinde toplanan yaklaşık 10 bin Kürt genci, PKK Önderi Abdullah Öcalan’a fiziki özgürlük talebiyle bir yürüyüş ve miting gerçekleştirdi. Mazlum Doğan Gençlik Kültür ve Spor Festivali kapsamında yapılan yürüyüş, “Rihê Cîwantiyê Rihê Xweseriye, Rihe Xweseriyê Ji Azadiye Reber Apo ye” sloganıyla gerçekleşti. İngiltereden yürüyüşe giden gençlerimizin güçlü katılımı ile Düseldorfta Kürt gençleri kucaklaşıp mücadeleyi yükseltti.
Cîwanên Azad öncülüğünde yapılan yürüyüşte, Kürt gençlerinin yanı sıra Türkiye ve Almanya sol hareketleri gençliği de hazır bulundu. Öcalan, PKK, KCK, YPG, Komalen Ciwan, Mazlum Doğan, Che Guevara olmak üzere çeşitli fotoğraf ve flamaları taşıyan gençler, Düsseldof kent merkezi tren istasyonunun önünde toplanarak yürüyüşe geçti. Sık sık “Biji Serok Apo”, Bijî PKK”, “Faşizme karşı omuz omuza” gibi sloganların atıltığı yürüyüşün ardından, NRW Eyalet Parlamentosu önünde bir miting düzenlendi.
HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç, Kürt Boksör İsmail Özen, Amed Sporlu Naki Deniz olmak üzere çok sayıda kişi de mitinge katıldı. Mazlum Doğan Gençlik Kültür ve Spor çerçevesinde dereceye giren futbol takımları ve sporculara da ödülleri verildi.
‘AVRUPA ÇIKARLARI İÇİN SESSİZ KALMIŞTIR’
Yürüyüşe bir mesaj gönderen Ciwanên Azad Koordinasyonu kapitalist modernitenin halkları sömürdüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Kapitalist modernite 21. yüzyılda toplumu köleleştirmeyi bütün dünyaya sinsice yayımı ve küreselleşmeyi derinleştirerek, Ortadoğu topraklarına savaşı yayarak, bu toprakların zenginliklerini çalıp halkı yoksullaştırmaktadır. Bugün AKP hükûmeti Kürdistan topraklarını faşist bir zihniyet ile çocukları katlederek, kadınlarımızın bedenlerini teşhir ederek, genç yoldaşlarımızın cesetlerini tanımayacak hale getirerek, kirli siyasetini Kürdistan topraklarını üzerinde uygulamaktadır. Avrupa ve BM de kendi çıkarlarını esas alarak buna sessiz kalmıştır.”
‘GENÇLİK YENİ DESTANLAR YAZIYOR’
KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç ise yaptığı konuşmada, Almanya’nın Kürt karşıtı politikalarını eleştirerek, “Alman devleti uzun zamandır Kuzeyde, Rojava’da sömürgecilerle birlikte Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı mücadele ediyor. Alman devleti artık bu kirli siyasetine son vermelidir. Kürt gençlerinin bu yürüyüşünü selamlıyoruz. Alman devleti şuanda 11 Kürt siyasetçiyi tutuklu bulunuyor. Bunlara son verilmelidir” diye konuştu.
HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız ise Kürdistan’daki direnişe vurgu yaparak, şunları söyledi: “Bugün Kürdistan’ın dağlarında, ovalarında, şehirlerinde Kürt gençleri zülüm ve sömürgecilik çemberine karşı büyük mücadeleler yürütüyor. Kahramanlık destanları yazıyor. Bu kahramanlar saniye saniye direnerek, faşizmin önüne eğilmeyerek direndiler. Canlarını verdiler. 12 Eylül’de Amed zindanında Mazlumlar, Ferhatlar, Hayriler, Kemaller Esat Oktay Yıldıran önünde diz çökmeyerek, direniş bayrağını kaldırdılar. Bugün de onların öğrencileri olarak, Erdoğan’ın karşısında diz çökmeyeceğiz. Direnerek, şehit düşeceğiz. Bugün Ortadoğu’da DAİŞ”e karşı gençler insanlığı savunuyor. Kürt gençleri insanlığın teminatıdır. Kürt gençleri yeni yaşam savunuyorlar. Bunun için de kahramanlık destanlarını yazıyor, yeniden kahramanlık romanını yazıyor.”
‘KÜRT GENÇLERİ İNSANLIĞIN DEĞERLERİNİ SAVUNUYOR’
Kürt Boksör İsmail Özen de Kürt gençlerin demokrasi ve özgürlük mücadelesi için sokaklarda olduğunu söyleyerek, şunları belirtti: “Mazlum Doğanlar’dan Hüseyin Çelebiler’e birçok bedel ödediler. Benim için en büyük mutluluk Kürt gençlerin örgütlü olmaları ve demokrasi mücadeleleri vermeleridir. Kürt gençleri özgürlüğe, insanlığa, adalete inandığı için ağır bedeller ödüyor. Sizden isteğim; bu değerlerden asla ve asla taviz vermemenizdir. Rojava’da DAİŞ’e karşı verilen mücadele dünyada büyük bir ilgi ile karşılanıyor. Dünya insanlığı Kürt gençlerine minnettardır. Bu biz Kürtlere mutluluk veriyor. Size önerim; siyaset yapın, meslek yapın, spor ile uğraşın, Kürtlüğünüze sahip çıkın. Rojava, Sur, Cizre’ye sahip çıkın.”
Miting, sanatçılar İlkay Akaya, Serhedo, Rotinda, Koma Şehit Welat tarafından söylenen stranlarla geç saatlerde son buldu.
Londra’da son 3 yıldır gelenekselleşen kitlesel ırkçılığa karşı yürüyüş, bu yıl 16 Temmuz Cumartesi günü düzenleniyor.
Erem Kansoy
İşçi sendikalarının ve activist grupların örgütlediği ayni zamanda mülteci kurumları ile Stop the War Coalition gibi grupların desteklediği “Irkçılığa ve faşizme karşı ağaya kalk!” yürüyüşü, ırkçılık karşıtı, göçmenlerin haklarını destekleyen, kemer sıkma politikaları karşıtı bir eylem olma niteliği taşıyor. Geçtiğiimiz yıllarda ortalama 10 Bin kişinin destek verdiği eyleme bu yıl daha büyük bir katılım bekleniyor.
Irkçılığa ve Faşizme Karşı Ayağa kalk! yürüyüşü 2014 Londra- Fotoğraf: Erem Kansoy-TelgrafNews
Gelenekselleşen “Irkçılığa ve faşizme karşı ağaya kalk!” yürüyüşü zengin konuşmacı listesi ile de İngiltere’nin en kitlesel katılımlı eylemlerindne biri haline dönüştü. Kürt, Türk ve Kıbrıslı topumlar olarak göçmen yaşadığımız İngiliz topraklarında düzenlenen ve yürüyüşün adından da anlaşılacağı üzere bizleri bire ir yakından ilgilendiren “Irkçılığa ve faşizme karşı ağaya kalk!” yürüyüşü ile ilgili toplumlarımızı temsil eden derneklerimizden sadece Day-Mer’den açıklama yapıldı. Day-Mer 16 temmuz yürüyüşü ile ilgili yaptığı açıklamada İngilterede yaşayan göçmen toplumları, ırkçılığa karşı duran herkesimi, işçi ve emekçi sınıfını yürüyüşe destek vermeye çağırdı.
Yazılı açıklamasında Day-Mer yönetim krulu, “Day-Mer olarak Kürt ve Türk kökenli emekçileri “Irkçılığa Karşı Ayağa Kalk” kampanya örgütünün 16 Temmuz Cumartesi günü organize ettiği yürüyüşe birlikte katılmaya, her ulustan emekçi kardeşlerimizle birlikte mücadelemizi dosta düşmana göstermeye çağırıyoruz.” Ifadelerine yer verdi.
Açıklamadan kesitler şöyle;
“Avrupa Birliği referandumu ardından başta Başbakan olmak üzere hükümet büyük bir kriz yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. David Cameron’un yakında gideceği ve yerini Theresa May’e söz verildiği gibi Ekim ayından önce bırakması, bu krizin büyüklüğünü gösterir durumda.
Avrupa Birliği Referendumu dönemi yapılan ırkçı söylemleri referandum sonrası pratikte kendini gösteriyor. Referandum sonrası ırkçı saldırılarda 57% artışın olması bunun bir göstergesi.
Böl ve yönet
“Irkçılığa Karşı Ayağa Kalk” örgütünün düzenlediği “Irkçılığa ve Tasarruf Politikalarına Hayır” yürüyüşü, göçmen toplumlara sahip çıkılması, ırkçılığa geçit verilmeyeceği mesajının verilmesi açısından önem taşıyor.İngiliz, Siyah ve diğer ulustan emekçilerle birlikte, din, dil, ırk ayrımıyla değil, ezene karşı ve ezilen sınıfın mensubu olarak mücadele etmemiz ve bunuda böylesi bir günde göstermemiz gelecek açısından büyük önem taşıyor. Çünkü ırkçılığın ve faşizmin arttığı Avrupa ülkelerinde esas ayrımın ezen ve ezilenler arasında olduğu, işçiler ve zenginler arasında olduğunu gözden kaçırmamız gerekiyor.
“Irkçılığa ve Tasarruf Politikalarıne Hayır” yürüyüşüne katılalım!
Referendumda oyumuzu ne yana kullanmışsak kullanalım bunu bir kenara bırakıp, bizleri bölmeye ve birbirimize düşman etmeye çalışan sisteme karşı ortak mücadele edelim. Yerli ve Gocmen toplumların her kesimden katilacagi bu yürüyüşü Ingiltere Sendikal Konferedasyonu, UCU, Unite, Unison, Öğrenciler Sendikası NUS, PCS, NUT, CWU, NUT gibi öğretmenler, kamu çalışanları, posta çalışanları, yüksek öğretim çalışanlarının sendikaları destekliyor. Destekleyenler arasında mülteci örgütleride yer alıyor.”
Yürüyüş bigileri
Tarih: 16 Temmuz, Cumartesi
Yürüyüş toplanma noktası: BBC Portland Place, London W1A 1AA, Saat: 12:00
Britanya Kürt Halk Meclisinde alınan kararla geçtiğimiz haftasonundan temmuz ayının sonuna kadar devam edecek aralıksız eylemler ile Türkiye devletinin ve Erdoğan’ın Kürt halkına yönelik soykırım girişimine yönelik İngiltere’de duyarlılık artırılması hedefleniyor.
Erem Kansoy
Son dönemlerde başta Lice olmak üzere Sur, Silopi, Cizre, Nusaybin, Xezek ve Gever’de Kürt halkına yönelik soykırımları deşifre etmek ve İngiltere’de duyarlılığı artırmayı hedefleyen eylemler dizesinde program hızlı başladı. Öncelikle Dalston Kingland tren istasyonu önünde düzenlenen kitlesel basın açıklaması, Hackney bölgesindeki büyük yürüyüş ve ardından iki günlük başbakanlık önündeki nöbet tutma eylemi ile hafta boyunca eylemler devam etti.
Göreve yeni ve öenmli bir enerji ile başlayan Britanya Halk Meclisi ve Eş başkanlar Evrim Yılmaz ile Ali Poyraz üstlendiikleri görevlerdeki yoğun çalışmaları, eylem ve etkinlikler ile gündeme ilişkin gazetemize konuştu.
Yaklaşık 2 yıldır Kürtlere yönelik yoğunlaştırılmış savaş politkalarını ve soykırım girişimlerini Avrupa’da neredeyse en yoğun eylem ve protestolar gerçekleştiren Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanları halkı eylem ve tkinliklere güçlü katılım sağlamaya da çağırdı.
Evrim Yılmaz
“Bilindiği gibi AKP hükümetinin saray çeteleri ve savaş pollitikaları başta Kürtler olmak üzere bütün demokrasi güçlerine karşı devam etmektedir. Muhalif bütün kesimler şuan saray çeteleri tarafından hedef alınmaktadır. Tamamen kendi sistemlerini kendi iktidarlarını kurmak adına,muhalif cepheleri susturmaya yönelik çabalar sarfediyorlar. Akademisyenlere yönelik tutuklamalar öğrencilere dönük, gazetecilere dönük tüm muhalif kesimlere dönük, milletvekili dokunulmazlıkları, beledyelre kayyum atamalar, yine birçok çalışanımızın tutuklanması. Öz yönetim direnişinde olan alkımıza kitlemize karşı, yürütümüş oldukları katliamlar, bunarın hepsi halen gündemimizde ve halen devam ediliyor.
Diri diri insanlarımız yakıldı, gençliğimiz keskin nişancılar tarafından hedef alınarak öldürüldü. Gerekçe olarak hendek ve barikatlar neden gösterilsede, hendek olmayan bölgelerde de bu katliamlar yapıldı. Asıl amaçları şuan başta Kürtler olmak üzere tüm ses çıkaranları susturmak ve kendi iktidarlarını kurmaktır. Bu anlamda Ortadoğu politikalarını güçlendirmektir fakat şunu çok iyi biliyorlar ki Kürt halkı artık eskisi gibi bir siyaset yürütmüyor çok daha güçlü bir siyaset ve Ortadoğuda şuan çok güçlü bir poziisyondadır.
Kürtlerin gücünü kırmak amacıyla Rojava İŞİD tarafından hedef alınıyor, İŞİD AKP tarafından destek görüyor, yine Krt halkının özellikle Bakurda başlatmış olduğu öz yönetim direnişleri ciddi bir şekilde hedef alınıyor, bu katliamları dahada güçlendiren AKP hükümeti, bizim direnişimiz karşısında şuan bir fiyaskoyu yaşıyor, AKP hükümeti çare üretemiyor ve başarı elde edemiyor.
AKP yöntemi ancak havadan ve uzaktan bombalayarak resmen Kürt halkının yerleşim yerlerini yerle bir etmekte buldu. Ormanlarımızı içindeki canlı yaşamıyla yakarak, tüm alanları yaşanmaz hale getirmeye çalışan AKP hükümeti bölgede ciddi bir göç furyasıyla alanı boşaltmak istiyor. Bizlerde Avrupa’da bulunan Kürt halkı olarak, öz yönetimleri sahipleniyoruz, bu anlamda yürüyüşlerimiz, eylem ve etkinliklerimiz devam ediyor.
eylem ve etkinliklerimizin programı dahilinde 14 Temmuzda Haringey’deki derneğimizde 14 Temmuz ölüm orucu şehitlerimizi anma etkinliğimiz saat 17:00’da gerçekleşecek. Anıları mücadelemize ışık olan şehitlerimizi anma etkinliği bu güne kadar mücadelemize ışık tutmuş ve bir hamle kazandıran ölüm orucu direnişçilerini saygıyla anma ve bugünki direnişi olgunlaştırmak temel hedefimizfir. Yine 17 Temmuz saat 18:00’da Haringey dernek binamızda HDP Milletvekli Garop Taylan katılacağı bir halk toplantısı yapılacak ve buradaki amacımızda Türkiyede yaşanan saldırıları daha kapsamlı tartışma olanağı sağlamaktır. Tüm halkımızı bu önemli toplantıya katılmaya da çağırıyoruz. Temmuz ayının 19’unda ise saat 18:30’da HDP milletvekili Garop Taylan’ın İngiltere arlamentosunda konuşacağı bir panel gerçekleşcektir, katılımın yüksek olması burada da önemlidir.
Bizler AKP savaş politikalarını şiddetle eylemlerimizde protesto etmeye ve Avrupa’daki duyarlılık çalışmalarını hızlandırarak yürütmeye devam edeceğiz, halkımızın eylem ve etkinliklerde geniş katılımı bu noktada çok önemlidir.”
Ali Poyraz
“Biliniyor ki Avrupa’nın bir çok yerinde Kürtler eylemsellik içerisindedir, eylemlerin temel merkezinde Kürdistan’da faşist TC devletinin yapmış olduğu katliamları protesto vardı. Son Lice’de yaşananları görüyorsunuz, şehirlerimiz artık boşaltılmaya çalışılıyor, coğrafyamız yakılıp yıkılıp tahrip ediliyor. Hem bunları protesto etmek hemde Kürt halk önderi sayın Abdullah Öcalan’ın esaretinin sona erdirilmesini sağlamak için bu eylemsellikler Kürt’lerin ve dostlarının olduğu her yerde devam ediyor.
Bundan yola çıkarak biz Londra’da bulunan Kürt kurumları olarak hem öz yönetim direnişlerini sahiplenmek hemde var olan baskıları protesto etmek için başbakanlığın karşısında 2 günlük nöbet eylemimizi gerçekleitriyoruz. Başta Kürtler, insanım diyen herkes yüreği insanlıktan atan her vatandaş bu eylemlere bekliyoruz, ziyaret etmesini istiyoruz ve bizzat katılım sağlanılması gerektiğini vurguluyoruz.
Ayrıca, önümüzdeki süreçte biliyorsunuz ki 14 Temmuz yaklaştı, 14 Temmuz Kürdistan’ın son 40 yıllık tarihinde çok önemli bir dönemeçtir. Kemal Pir’lerin, Mehmet Hayri’lerin, barış çiçek’lerin, Akif Yılmaz’ların Diyarbakır zindanlarında en zor koşullarda çıplak iradeleri ile ölüm orucuna başladıkları tarihin yıl dnümüdür. Arkadaşlarımızın ölüm orucu 1982 yılında gerçekleşmişti. Şehitlerimizi anma etkinliğimize tüm halkımızın katılımını bekliyoruz.
Önümüzdeki süreçte daha bir çok eylemliliklerimiz ve etknliklerimizde olacak yapılacak tüm eylem ve protestoları basına yansıtacağız ve çağırılarımızı gerçekleştireceğiz.”
Eylem ve etkinlik programı
Tarih Yer Saat
13 Temmuz Başbakanlık önü 11:00-19:00 (Nöbet eylemi)
14 Temmuz Haringey dernek 17:00 (14 Temmuz şehitleri anma)
17 Temmuz Haringey dernek 18:00 (milletvekili GaropTayla’ınkatılacağı halk toplantısı)
19 Temmuz Parlamento binası 18:30 (milletvekili GaropTayla’ınkatılacağı panel)
(HABER-FOTO GALERİ) Londra merkezli Britanya Kürt Halk Meclisi eylem ve toplantılarına aralıksız devam ediyor.
Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy
Öncelikle kuzey Londra’nın en işlek tren istasyonlarından Dalston Kingsland istasyonu önübde yapılan kitlesel basın açıklaması, hafta başında düzenlenen büyük yürüyüş ve ardından iki gün sürecek babakanlık önündeki nöbet eylemi eylem programı tüm yoğunluğu ile devam ediyor.
Başta Lice olmak üzere Sur, Silopi, Cizre, Nusaybin, Xezek ve Gever’de kürt halkına yönelik soykırım, katliam ve saldırıları kınamak için Britanya Kürt Halk Meclisi eylem ve toplantıların yoğunlaştırılarak devam ettirileceğini de açıkladı.
Dalston’da duyarlılık artırıldı!
Hafta sonundan buyana eylemlere devam edilirken ilk olarak, tolumlarımızın yoğun olarak yaşadığı Dalston bölgesindeki en işlek tren istasyonu Dalston Kingsland istasyonu önünde bir basın açıklaması düzenlendi.
Dalston’da bulunan Halk Evi binasında toplanan kitle buradan kısa mesafeli bir yürüyüş düzenleyerek Dalston Kingsland tren istasyonu önünde bir basın açıklaması yaptı. Yoğun nufusu ve konumu ile oldukça kalabalık olan bölgede İngilizce hazırlanan bildirier dağıtılarak yaklaşık 1 saat boyunca aralıksız sloganlar atıldı.
Kürt halkına yönelik katliamları belgeleyen dövizler ve “Kürtlere yönelik savaşı durdurun” pankartları ile “faşist Erdoğan, terörist Türkiye” sloganları atıldı.
Ciwanen Azad UK gençliğinden Elif Sarıcan’ın okuduğu basın açıklamasında Türkiye’nin uzun yıllardır savaş suçu işlediği, Kürt halkına yönelik bir soykırım çabası içerisinde olduğu ve diktatörlüğe karşı mücadelenin yükseltilmesi gerektiği vurgusunu yaptı.
Campell: “Son 35 yıldır İngiltere devleti Türk rejimine yardım etmektedir.”
Açıklamanın ardından, Kürtlerin 40 yıllık dostu, İrlandalı aktivist Mark Campell’de bir konuşma yaptı. Konuşmasında Campell, “İngiltere, Türkiye’de katliam yapan Türk rejimi ile iletişim içerisindedi. Son 35 yıldır İngiltere devleti Türk rejimine yardım etmektedir. Kürdistan ve Türkiye’de de yine İngiltere Türk devletine saldrılarında yardımcı oluyor. Yine İnglitere devleti bu coğrafyada yaşanan acılara sessiz kalıyor ve yetmezmiş gibi bir de tüm bu yaşananlara karşı ses çıkaran Kürtleri de kriminalize ediyor. Savaş derhal durdurulmalıdır, Kürtlere yönelik saldırılar ta anlamıyla bir soykırım girişimidir ve Türkiye savaş suçu işlemektedir.” İfadelerine de yer verdi.
Kitlesel yürüyüş
Hafta başında başlatılan eylemler dizesinde öncelikle kitlesel bir yürüyüş düzenlendi. Yürüyüş, Kürt, Türk ve yabancı toplumların yoğun olarak yaşadığı Hakney bölgesinde düzenlendi. Yaklaşık 250 kişinin katıldığı yürüyüş çevredekilerden büyük ilgi ve destek gördü.
Yol boyunca İngilizce hazırlanan bildiriler dağıtıldı, sloganlar atıldı ve dövizler taşındı. ‘Terörist Türkiye, dün Hitler bugün Erdoğan, Kürtlere karşı savaşı durdurun, biji serok Apo’ sloganları atıldı. Yaşanan katliamarın fotoğraflı belgeleri ile hazırlanan yüzlerce dövizde yolboyunca taşındı. Yürüyüşe Ciwanen Azad UK gençliğide geniş katılım ile destek verdi.
Evrim Yılmaz: “direneyoruz ve öz yönetim direnişlerinin yanındayız!”
Eylem sonrasında gazetemize konuşan, Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanı evrim Yıllmaz, “Kürdistan’da yaşananan Bakur’da yaşanan öz yönetim direnişlerini sahipleniyoruz ve her zaman için halkımızın yanında olacağımızı vurguluyoruz.
Bu gün Lice yanıyor, sadece Lice ile sınırlı değil Kürdistan’ın bütün coğrafyasını tanklarla, panzerlerle havadan uçaklarla bombalarla bütün coğrafyamızı yakıp yağmalayıp Kürdistan’ı yok etmeye çalışıyorlar. Kürt halkını katletmeye çalışıyorlar, Kürt halkını kendi coğrafyasında göçertmeye çalışıyorlar, Türkiye’de muhalif olan bütün kesimler Erdoğan’ın ve saray çetelerinin hedefi durumundadır.
Bugün HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, bugün gazetecilerin öğrencilerin ve akademisyenlerin-arkadaşlarımızın tutuklanması, belediyelere kayyum atanması bunların hepsi Kürt halkına karşı geliştirilen katliam ve savaş politikalarının sonucudur düşman bu anlamda saldırıyor AKP savaş hükümeti saldırıyor, ama biz şunu burda tekrar tekrar vurguluyoruz ki, kendi halkına bu kadar saldıran bir hükümet kaybetmiştir ve kaybetmeye mahkumdur.
Bizlerde Avrupa’da bu eylemlerimizi hergün tekrar tekrar gerçekleşriecez, katliamlara karşı alanlarda olacağız direneyoruz öz yönetim direnişlerinin yanındayız arkadaşlarımızın sonuna kadar yanındayız. Bu anlamda eylemlerimiz devam edecek.” Dedi.
Başbakanlık önünde nöbet tutuluyor!
Merkez Londra’nın ünlü Westminister bölgesinde bulunan 10 Downing Street başbakanlık binası önünde dün başlatılan nöbet eylemi 2 gün süreyle devam edecek. Salı günü başlatılan nöbet eyleminde başta Ciwanen Azad UK gençliği ve Roj Kadın Meclisinden yetkililer yer almak üzere Britanya Kürt Halk Meclisi’de desteği ile merkez Londra’da, Türk hükümeti ve Erdoğanın Kürtlere yönelik saldırıları ile ilgili duyarlılık artırılmaya çalışılacak.
İngiltere başbakanlığı önünde düzenlenen eyleme çağrısında Britanya Kürt Halk Meclisi sözcüleri, “AKP savaş hükümetinin ve Erdoğan saray çetelerinin Kürt Halkına dönük başlatmış olduğu katliamları kınamak ve protesto etmek için alanlardayız.” Ifadelerinede yer verildi.
2011 yılından bu yana Suriye’de yüzbinlerce insanın ölümüne, milyonların göçmesine ve kentlerin yok olmasına neden olan iç savaş her gün biraz daha içinden çıkılmaz hal alıyor.
Aladdin SİNAYİÇ
İç savaşın başladığı günden bu yana güç dengeleri sürekli değişirken, batılı aktörlerin siyasetinde de dönem dönem değişiklikler yaşandı. İşid denen dönemin en barbar örgütün ortaya çıkmasına neden olan siyaset aynı zamanda yüzlerce cihatçı silahlı örgütün türemesine neden oldu.
Arap baharının çetin kışa dönüştüğü topraklarda umutsuzluk halen en hakim duygu. Batılı güçlerin Suriye politikası, Türkiye’nin Kürt fobisi odaklı siyasetinin yarattığı felaketler, Rojava’nın geleceği, Amerika’nın Kürtlerle olan ittifakı, Kürtlerin kendi aralarında yaşadıkları sıkıntıları gazeteci yazar Fehim Taştekin ile konuştuk.
Sayın Taştekin, sorduğunuz bir soru ile başlayalım isterseniz: ‘sadece ilk 2 yıl 2000 TIR silah gönderdiğiniz örgütlerle bundan sonra ne yapacaksınız? O silahlar bize dönmeye başladı bay pişkin!’ demiştiniz. Ne olacak şimdi?
Şuanda hükümet hem içerde hem dışarıda ciddi bir baskı altında. İşid saldırısından sonra bu baskı daha da artacak. Dışarda da hem müttefikleri nezdinde hem de komşularla ilişkilerin bozulması nedeniyle artan bir baskı ile karşı karşıya. Bunun için bir manevra yapma ve Suriye siyasetini değiştirmek zorunda. Bu çok sancılı bir şey.
Hangi açıdan sancılı?
Birincisi bizim sınır hatlarımızdan beslenen çok sayıda örgüt var. Bunlar lojistik olarak, askeri olarak, insan kaynağı olarak desteklendiler, silahlandırıldılar. Siz bunları bir maceraya sürüklemiş oldunuz, ve bu macera içerisinde zamanla bu grupların içerisinde insanlar çok fazlasıyla radikalleşip, El Kaide ile, İşid ile ve bunlara yakın ideolojileri paylaşan gruplara kaydılar. Bunlar özü itibariyle tehlikeli gruplar.
Şimdi onlara ‘oyun bitti, ben desteği kestim’ diyeceksiniz. Muhtemelen o zaman böyle bir senaryo devreye girecek, biz bunu başka coğrafyalardan biliyoruz. Bu gruplar sizinle ortaklığı bitirdikten sonra, sizi de düşman ilan edeceklerdir ve sizinle de savaşacaklardır. Çünkü şöyle bir hata yaptılar; Suriye’de El Kaide’yi desteklerken, Kaide onlara bir güvence verdi; Kaide’den kastım Nusra cephesi: ‘Bizim gündemimiz Suriye ile sınırlı, biz Suriye’de savaşıyoruz, ve savaşı başka coğrafyalara taşımayacağız’. Bu güvence onları destekleyen ülkeler açısından da çok kritik ve önemli.
Oyun bitmeden önce nasıl bir ilişki vardı?
Fehim Taştekin
Bunlar kirli bir antlaşma yaptılar. Ancak bunun bir garantisi yok. Pakistan veya Pakistanlaşma süreci diye benim birkaç yıldır hep uyarısını yaptığım, yazdığım süreç maalesef bize bu realiteyi hatırlatıyor. Yani Kaide sizin için bu güvence verebilir, ben sadece Esad ile savaşacağım diyebilir, Ama oyun bitti dediğin anda o savaş sana da dönecektir. Bumerang etkisi mutlaka olacaktır. Bu yüzden Türkiye’de ister AK Parti ister Ak parti gitsin başka bir parti gelsin, iktidar değişse bile Suriye siyasetinin bedelini bu toplum ödeyecek.
Şimdi kendileri bir bedel ödemeden, tereyağından kıl çeker gibi siyaseti değiştirip sıyrılmak istiyorlar. Ama bunu kendilerini kurtarmak için yapıyorlar, bu toplumun içinde yer aldığı havzayı, coğrafyayı değil. Tehlikeli olan budur.
Bu noktada danışıklı dövüş belirlemeleri var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu saldırıların hepsi için söylenemez ama ilk başlangıçtaki saldırılarda devletin ihmalinin elverişli bir tercih olabileceğine dair şüpheleri doğurdu, yani ben Suruç, Ankara, Diyarbakır katliamlarını doğrudan devlet organize etti diyemem, çünkü elimizde böyle bir done yok; Ancak hedef çok seçilmiş bir hedef, ve Ak Partinin bölgesel politikalarına karşı çıkan, direniş gruplarını, partileri, sivil toplum örgütlerini ve gençleri hedef alan bir saldırıydı. Bu saldırılar Ak Partinin belli bir kesiminde sanki böyle bir memnuniyetle karşılandı. Diğer taraftan ben sizin beklediğiniz gibi bu terörler mücadele etmeyeceğim demekti. O yüzden yaktığı canlar çokta Ak Partinin önemsediği bir şey değil.
Uluslararası baskılar yüzünden Ak Parti İşid ile ilgili bazı tedbirler almak zorunda kaldı. Ve o noktadan sonra saldırıların hedefi değişti. Öncesinde hedefte Rojava’ya destek veren Ak Partinin Rojava politikasını eleştiren insanlara dönüktü, sonra yabancıları hedef alan saldırılar oldu; Taksim’de, Sultanahmet’te, arkasından Gaziantep ve İstanbul’da daha çok Türkiye devletini ve toplumunu birlikte hedef alan saldırlar. Demek İşid burada Ak Parti ile bir çıkar işbirliği varsa da, bunun bozulmasından rahatsız. İncirlik üssünün açılması, sınırda geçişlerle ilgili tedbirlerin yükseltilmesi, son altı ayda yaklaşık bin kişinin gözaltına alınması (tabi ne kadarı tutuklandı bilmiyoruz), tabi göstermelik bir takım boyutlar da illa var, İşte ABD’nin baskısıyla Kürtleri engellediği için bizzat kendisinin İşid ile mücadele etmesi gereğinin ortaya çıkması, belli grupları işid’e karşı yönlendirmesi, İşte Azez’de Al Raye doğru..
Peki Minbic kuşatması ile beraber Türkiye ile nefes borusunun kesilmesi nasıl etkileyecek?
Fıratın batısına Kürtler geçemez diyorlardı, bu İşid’in işine yarayan bir deklarasyondu. Sonradan bundan vazgeçmiş oldu. Yani el mahkum bir şekilde istemeye istemeye vazgeçmiş oldu. İşid bundan dolayı da Türkiye’ye kızmış olabilir. O hattın kesilmesi durumu ortaya çıktı. Bunlar ya Türkiye’ye gelecekler, ya da Irak veya Suriye’de Raqqa ve Deyruzor tarafına geçecekler. Türkiye’den geçişler engelleniyorsa bir öfke birikiyor demektir. İçeride işid’in eskiden olduğu kadar rahat olmadığı söyleniyor. Türkiye üzerinden Avrupa’ya gidişler zorlaştı. Türkiye’de bir sıkışma oluşuyor ve bu sıkışmışlık bir saldırı şeklinde kendini gösterebilir, Bundan sonra da bu saldırılar artabilir.
Fehim Taştekin
Bir de üzerinde çok durulmayan bir şey; İşid üyelerinin aileleri Türkiye’de rahattılar. Musul konsolosluğunun çalışanlarının serbest bırakıldıkları zaman, bunların ailelerinin Türkiye’de rahat yaşamaları konusunda güvence verildiği söyleniyor. Benim konuştuğum farklı kaynaklar bu iddiaları dillendiriyorlar. Şimdi aileler de çok rahat değiller artık, gözaltı operasyonlarında onlar da bir şekilde hedefteler. Haliyle Erdoğan’ın kendilerine ihanet ettiğini düşünüyor olabilirler.
Suriyelilere vatandaşlık açıklaması bunun tersi bir bağlantısı olabilir mi?
Erdoğan’ın kendi siyasi hesapları olmalı burada. Erdoğan’ın başkanlık hesapları halen devam ediyor, bunun için de sağlam oy kitlelerine ihtiyacı var. Hepimizin kafasındaki soru, acaba vatandaşlığa alınanları kendisine birer seçmen olarak mı düşünüyor. Bu haklı bir soru, bunun yanıtını vermeleri gerekir. Bu insanlar kısa vadede ülkelerine dönemeyecekler, Türkiye’de de bunlar sorun olmaya devam edecek. Tedbir olarak ta bunlarla ilgili yasal çözümler gerekiyor. Ancak bu insani olarak değerlendirildiği zaman anlamlı. Bunu siyasi kaygılarla yapıyorlarsa bu felaket olabilir.
Yine bununla bağlantılı olarak Alevi ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelere kamp kurma çalışmaları var, bunu nasıl yorumlayacağız?
Bunu düzgün yapmazlarsa, ki düzgün yapacaklarına dair inancım hiç yok; Alevi ve Kürt nüfusunun olduğu yerlerde böyle tampon bölge konuşlandırır gibi yaparlarsa bu içeride rahatsızlıklara neden olur ve ileride kriz alanları yaratılmış olur. Gerek Osmanlı’nın gerek sonra Türkiye cumhuriyeti devletinin sicilinin bu noktada çok iyi olmadığını biliyoruz. Yani sürgün veya göç hareketlerinde siyasi kaygılar güdülerek yerleştirme iskan etme politikaları, önceden de tecrübe edildiği için haliyle kaygılarımız artıyor. Bir de bu hükümet samimi değil. Bu hükümet yatırım yaparken de samimi değil, kendi çıkarlarını düşünüyor, ve her şeyi oy hesabıyla yapıyor, bir çok şey bu yüzden sağlam değil, hizmetinin de iğreti olması, Suriyeliler ilgili politikasında da bizi kaygılandırıyor.
İşid’ katılan çok sayıda Türkiye vatandaşı olduğunu biliyoruz. Bunda AKP’nin payı nedir?
Tabiki Türk devleti Suriye siyasetini bu gruplar üzerinden bir savaşa inşa etti. Savaş savaşçıyı üretir, savaş zamanla radikalleşmeyi getirir. Ve bu radikal unsurlar, bugün sizin müttefikinizdir yarın düşmanınız olabilir. Haliyle Erdoğan hükümeti bunun birinci dereceden sorumlusudur.
İnsanlar teşvik edildi. İnsanlar kutsal bir savaşa gönderildi. Cumhurbaşkanı neredeyse günde 3-5 kez bu savaşı kutsayan, teşvik eden demeç veriyordu. Bir tarafta da MİT sahada bu işi organize ediyor, militanlar taşınıyor, gemilerle, uçaklarla, dünyanın her yerinden.. bu rol tehlikeli bir rol.
İnsanları ya parayla savaştırırsınız ya da ideolojik saiklerle, şimdi buraya getirilenler haliyle küresel cihad deneyimi olan insanlar, bunu öngörmemek büyük ihanettir, kasıtlı olarak bu yapılmıştır. Ya da ciddi bir cehalettir, öngörüsüzlüktür. Ben bunu öngörmediler diyemem, sonuçta onlar öngörmediyse benim gibi birçok yazar ve gazeteci uyardı. Ben daha başlarda bu işin bir Pakistan’laşma sürecine Türkiye’yi götüreceğini yazdım. Bunun da bedelini ödedim. Yani bugün işimden atıldıysam bu yazılarım yüzünden atıldım. Bunları yazdım diye bu hükümet bana bedel ödettirdi. Haliyle bilmiyoruz diyemezler. Burada ciddi sorumlulukları var.
Bir de Türkiye üzerinden yaşanan yabancı savaşçı akışı var?
Evet buraya gelenleri önce Özgür Suriye Ordusu diye bize yutturdular, kısa sürede ÖSO denen bu şapka kalktı. Bu topraklarda 30 binin üzerinden savaşçı oluştu. Bunlar bu hükümet yüzünden oluştu. Bu savaşçı akışının yüzde yetmişi Türkiye topraklarından oldu. Gaziantep, Hatay ve Kilis’ten oldu. Asker bana yardımcı olmazsa ben şimdi sınırdan rahat geçebilir miyim? Bu geçişler karakollar, gözetleme kulelerin olduğu yerlerden oldu. Biliyorum oraları tırlar geçiyordu. Böyle bir savaş düzeni oluşturuldu. Bu yüzden hükümet birinci derecede bu savaşın sorumlusudur. Bu cihatçı yapıların bu kadar palazlanması ve bu bölgeye kamp kurmalarından sorumludur hükümet.
ÖSO’dan bahsettiniz, ne oldu bunlara, nedir şuan durumları?
Belli bazı yerlerde varlık gösteriyorlar. Ama onlar artık savaşın esas taşıyıcı kolonları değiller. Şam ve Dera kırsalında, Halep’in belli bölgelerinde varlar. Bunların büyük bir kısmı da Suriye ordusuyla anlaştılar, silahlarını teslim etmediler ama savaşı bitirdiler, Suriye ordusu onlara saldırmıyor, onlar da bulundukları bölgelerde duruyorlar. Bazı yerlerde de Suriye ordusu ile birlikte hareket ediyorlar. ‘Bu savaş artık bizim savaşımız olmaktan çıktı’ diyorlar ama silahı bıraktıklarında başlarına ne geleceğini bilmiyorlar, o yüzden böyle bir pazarlık sürecine girmiş oldular.
Asıl savaşı yürüten bizim sınırlarımızda, İsrail sınırlarında Nusra Cephesi ve onun en büyük müttefiki Ahrarur Şam. Bir de Türkiye’nin desteklediği irili ufaklı çok sayıda gruplar var. Türkmen gruplar, Nurettin Zengi, bunların asıl besleyen Türkiye, Suudi ve Katar paraları. Bunun dışında İşid. Bir de hem Suriye ordusuna hem de İşid’e karşı cephe almış Fetih ordusu, şimdi İslam ordusu diye bir grup oluşturdular. Bunlar sahanın etkili grupları.
Batılı güçlerin bunlara desteği devam ediyor mu?
Batılı güçler oyunda kalmak için nispeten bunlara destek veriyor halen. Nusra dışında diğerlerine halen silah akışı var. ABD tarafının silah akışı çok etkili değil. Ama Türkiye üzerinden gönderilen çok sayıda etkili silahların olduğunu biliyoruz.
Kürtlerin durumuna gelirsek. Kürtler mevcut pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kürtler tarihin en kritik döneminde üstelendikleri bir rol var. Bu rol kendisini dayattı. Ve Kürt realitesini ve İşid’e karşı savaşan en etkili güç olarak kendilerini kabul ettirdiler. Hem Avrupa’da önemli bir meşruiyet alanı açıldı, Amerika ile bir ortaklık gelişti. Bu Kürtler adına tarihsel bir kazanımdır. Bir de Kürtlerin farklı bir siyasi alandan gelmiş olmaları yeni bir durum yarattı.
Bu noktada Kürtlerin yarattığı sistem bir model olabilir mi Suriye için?
Ortadoğu’da bir değişim sancısı yaşanırken, birden bire bunun alternatifi olarak cihatçı selefiler ve İşid ortaya çıktı. Karanlık bir model bu. Kürtler ise bu karanlık ortamda farklı bir model ile, Ortadoğu açısından son derece ileri sayılabilecek bir çıkışta bulundular. İleriye dönük te Suriye’nin geleceğinde örneklik teşkil edebilmesi açısından da heyecan verici bir boyut arz ediyor. Kürtlerin bu başarısı 80’lerden beri olan ciddi önyargıların ötelenmesini sağladı ve toplumsal bir mutabakat zemini oluşturdu. Hem kendinizle ilgili önyargıları kıracaksınız, hem tarihsel olarak bir biriyle sorunlu olan halkları bir pota içerisinde buluşturacaksınız. Bunlara ortak bir gaye vereceksiniz, bunlar çok önemli başarılar.
Bu başarının kalıcı hale gelmesinin önünde engel ve riskler var. Bu riskleri hem dış güçler hem de Rojava’daki aktörler iyi analiz edilmeli. Rojava’nın bugünkü başarısının temel unsurlarını göz ardı ederlerse bu başarı hızla duvara toslar. Yani ordaki işbirliğini sağlamak, yereldekileri merkeze taşımak, paylaşmak, insanların kültürel haklarını korumak çok önemli.
Bunun dışında etnik mezhebi kırılgan hatlar üzerinden bir model oluşturuyorsunuz, bu birliğin nedenini unutmadan hedefi ona göre büyütmek lazım. Eğer Kürtler sadece ve sadece kendileri için bu modeli bir kazanca dönüştürürlerse, diğer halkları görmezden gelirlerse, maalesef feci şeyler olabilir.
Böyle bir risk var mı?
Belli kötü sinyaller geldi, ancak bununla hesaplaşıp yüzleştiler. Belli hatalar yapıldı, ama bu hatalar politikaya dönüşmedi. Taktiksel dönemsel hatalar oldu.Politikaya dönüşmesi tehlikeli olurdu.
Kürtler çok daha realist bu konuda. Kendi poziyonlarını, kapasitelerini, sınırlarını biliyorlar. Çünkü bölgenin gerçekliğini iyi analiz etmek lazım, o bölgedeki Arap varlığının, Hristiyan varlığının, o bölgede rejimin kurduğu kanalların, Kürtler gayet farkında. Eğer oyun tersine dönerse, Kürtler Suriye ordusuyla savaşma tercihinde bulunurlarsa, bu savaşın yansıması Rojava’da bazı çadırtamalara yol açabilir.
Ya Kürtlerin Tercihi dışından böyle bir savaş gelişirse?
Evet bu risk var. Ben ABD’nin sadece İşid çerçevesinde Kürtler ile ittifak kurduğunu söyleyemem. Kısa vadede İşid var. Orta ve uzun vadede farklı bazı hedefleri var. Bölgenin yeniden şekillenmesinde Kürtlere atfettikleri, veya Kürtler üzerinden gerçekleştirdikleri ittifakın önemli olduğunu düşünüyorlar. Kürtler Amerika’nın oyununda yer alacaklar mı almayacaklar mı? Eğer Amerika’nın oyununda yer alırlarsa bu dava hızlı bir şekilde aleyhlerine sonuçlanabilir ve kendi iradeleri dışında bir göbeğinde kendilerini bulabilirler. Bu tehlike bugün için var demiyorum, ama sonuç itibariyle yarın İşid ve diğer gruplarla bu savaş biterse Kürtlerin statüsünün geleceği masaya gelecek. O zaman Suriye yönetimiyle de bir müzakere süreci başlayacak. Bu müzakere süreci çok kritiktir. Kürtlerin ya da Suriye yönetiminin izleyeceği politika burada savaş mı ya da müzakere ile bir barış mı, bunu tayin edecek. Ayrıca Türkiye de burada bir küresel aktör olarak Kürtlerle ilgili kazanımları hazmedemeyen bir aktör olarak bozucu bir etken olarak devreye girmek için fırsat kollayacaktır.
Geçmişte Barzani üzerinden bir takım müdahaleler oldu. İşid ve Nusra gibi gruplar üzerinden doğrudan müdahaleler oldu. Türkiye içerisinden örgütlenen bir takım Fırat Cezire kurutuluş cephesi gibi birtakım askeri yapılanmalarla Rojava’ya müdahale etme girişimleri oldu, bunlar başarılı olamadı. Bu devletin Kürt fobisinden beslenen ideolojik yaklaşımı değişmezse bu denemeler devam edecek.
Başka bir şey eğer Suriye siyaseti değişir de Şam-Ankara arası bir barış sağlanırsa, bu durumda da Şam’ın politikalarını Kürtlere karşı etkilemek için de Türkiye’nin bir takım denemeleri olacaktır. Hepsi risktir. Bu riskler nedeniyle Rojava’daki özerkliğin bir sınanmaya ihtiyacı var. Yani bu ihtiyaç kendi dinamiklerinden kaynaklanan bir ihtiyaç değil, bölgenin kendi dinamiklerinden kaynaklanan risklerden dolayıdır.
Bir sınav verecek, bu sınav olacak onu bilmiyoruz. Ama çok önemli bir tecrübe oluştu, çok önemli bir dinamik ortaya çıktı. Hiç kimse bu dinamiği göz ardı edemiyor. Suriye de edemez, Türkiye de edemez. Amerika zaten bu dinamiği değerli bulduğu için Türkiye’ye rağmen hemen Kürtlerle ortaklık kurdu. Esasen Barzani yönetimi de bu gerçekliği kabullenmek zorunda ve kabul ediyor da.
Ama halen Barzani’nin Rojava Politikasında ciddi bir değişiklik göremiyoruz. Kabullenmiş gözükmüyor?
Bunun iki nedeni var, birinci farklı bir model. Güney Kürdistan’daki modele özü itibariyle uymuyor. Bu model tabana hitap eden bir model. İşin içine taban girdiği zaman klasik güç dengelerini etkileyen bir sonuç çıkıyor. Şimdi Aşiret ya da aile bağları üzerinden gelişen siyasetler bu tür taban hareketleri ya da ideolojik daha perspektifleri olan hareketler karşısında kendilerini güvende hissetmiyorlar.
Bir de önemli ölçüde Türkiye etkisi var. Barzani Bağdat’la kavga ettiği zaman Türkiye onlar için ekonomik ve benzeri nedenlerle bir nefes borusu. Türkiye’yi göz ardı edemiyorlar. Hem içerden hem de türkiye’den baskı var, ama bir taraftan da esasen içeride korku var. Goran hareketi, YNK ve diğerleri Rojava siyasetini önemli ölçüde eleştirdi ve meclisi de arkalarına alarak Rojava lehine bir takım adımların atmasını sağladı. Bu durum Barzani üzerinde müthiş bir baskı yarattı.
Şengal başlı başına büyük bir utanç kaynağı haline geldi. Orada YPG’nin HPG’nin üstlendiği rol, Kürdistan halkını çok etkiledi, Ezidileri çok etkiledi. İşid Erbil’e geliyor diye insanlar panik halindeyken Gerilla davet edildi ve gerilla moral vermek için şehre geldi. Bunlar haliyle Barzani üzerinde siyaseten baskıyı artırdı.
Bir de Rojava Peşmergesi meselesi var?
Barzani burada süreci etkileyebilmek için bu gücü oraya göndermek için çok uğraştı. Ama bu gücün sayısı kapasitesi tabi ki abartılıyor. Bu güç YPG içerisinde olmak kaydıyla gitmiş olsaydı bu iş bu noktalara gelmezdi. Tabi burada YPG de yegane güç olmak istiyor, Yani Güney Kürdistan’daki gibi YNK peşmergesi, KDP peşmergesi gibi ikili bir güç istemiyor. Ama bana göre bu çok büyük bir mesele değil.Şu bir gerçek YPG o bölgede 1500 kişi ile başlayıp 50 bine varan bir güce ulaştı. Şimdi bu güç kendisini ispat ettikçe meşruiyeti ile ilgili sorular anlamsızlaşıyor. Türkiye bu Rojava Peşmergesi meselesini çok köpürtüyor. Ama sayıları bile halen net değil.
Son olarak, PYD muhaliflerinin Urfa’da yaptığı bir toplantı vardı. Bu gruplar ne yapmaya çalışıyor?
Benim bildiğim kadarıyla oradaki unsurlar doğrudan ENKS’ye bağlı unsurlar değil. ENKS’nin baştan beri tutumu Rojava’daki oluşumun dışında kalmalarına yol açtı. Kendilerinin Türkiye ile aynı dalga boyuna düşmeleri, orada savaş olurken, İşid saldırırken, El Nusra saldırırken, onların meseleye Ankara’nın baktığı yerden bakmaları kendilerinin kaybetmesine yol açtı. Trene binmek için şansları vardı Duhok anlaşması ve Erbil anlaşması vardı, bu şansı da değerlendiremediler. Bunları iyi değerlendiremediler.
Ben tarihsel olarak PYD ile farklı yerdeler, programları farklı, çözüm önerileri farklı, ancak bir şekilde PYD ile ilişkileri geliştirip bu sürecin bir ortakları olabilselerdi, belki Rojava’nın geleceğinde daha iyi bir yerleri olabilirdi. Ama bu tarihi dönüm noktasında Rojava’da kaybettiler. Zaten ENKS’nin birçok bileşeni de artık ENKS ile hareket etmiyor. Bir kısmı kanton yönetimlerine katıldı. Ben bu saatten sonra onların bir aktör olarak varlık göstereceklerini sanmıyorum.
Avrupa Birliği referandumu sonucunda başbakan David Cameron’ın istifa etmesi üzerine, Muhafazakar Parti içerisinde başlayan liderlik ve başbakanlık yarışında, Theresa May galip geldi.
Geçen hafta, Muhafazakar Parti milletvekilleri May ve Andrea Leadsom’ı son iki aday olarak belirlemişlerdi. Hafta sonu devam eden gelişmeler üzerine, Leadsom bu sabah yarıştan çekildiğini açıklaması üzerine May, geriye kalan tek aday oldu.
Leadsom ve May, diğer adaylar Michael Gove, Stephen Crabb ve Liam Fox’u parti milletvekillerinden aldıkları oylarla yarış dışı bırakmışlardı.
AB’den ayrılma işlemini başlatacak olan yeni başbakan, May, üyelikten yanaydı, fakat, bu sabah yaptığı açıklamada referandum kararını uygulayacağını belirtti. Leadsom AB karşıtı olarak, May’in bu açıklamasını memnuniyetle karşıladığını ifade ederek, ülkenin istikrar kazanması için yeni başbakanın bir an önce seçilmesini doğru bulduğunu ifade ederek, yarıştan çekildiğini açıkladı. Leadsom, iki sürmesi beklenen ve Eylül ayında sonuçlanması için tarih verilen liderlik yarışını olmasını engellemek için çekildiğini ifade etti.
Cameron, daha sonra açıklama yaparak kendisinin Çarşamba günü son Parlamento sorusuna katılacağını, ve sonrasında istifasını Kraliçe İkinci Elizabeth’e ileteceğini belirtti.
Leadsom, The Times gazetesine yaptığı röportajda May’e nazaran kendisini anne olmasının avantaj olduğunu ve ülkenin geleceğinde daha yüksek payı olduğunu söylemesi krize yol açmıştı. İlk önce haberi yalanlayan Leadsom, daha sonra May’den özür diledi ve son olarak da yarıştan çekildi.
May’in başkanlığının kesinleşmesi üzerine, İşçi Parti’si ve Liberal Demokrat Parti’den erken seçim çağrıları yapıldı.
Jeremy Corbyn
İşçi Parti’sinde ise, Angela Eagle, Jeremy Corbyn’e karşı lider adayı olacağını açıkladı. Böylece, İşçi Parti, Corbyn’nin parti üyelerinin yüzde 60’ının desteğini aldığı bir önceki liderlik seçiminden dokuz ay sonra, tekrar seçime gidecek.
İşçi Parti’nin yürütme kurulu Corbyn’nin yeni seçimde otomatik olarak aday olup olmayacağına Salı günü karar verecek. Corbyn’nin direk olarak adaylık hakkı bulunmazsa, İşçi Parti milletvekilleri ve Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin en az 51’inin desteğini almak zorunda. Bu durumda, milletvekillerinin 170’e karşı 40 güvensizlik oyu alan Corbyn yarış dışı kalabilir ve parti büyük bir kriz yaşamış olacak.
Fakat, parti üyeleri arasında büyük desteği bulunan Corbyn, direk olarak seçilme hakkı olduğunu söyledi ve aksi durumda yasal itirazı olacağını belirtti.