Author: ali

  • Demirtaş AP’de Konuştu: Türkiye’yi Kızdırmamak Adına İşlenen Suçları Görmezden Gelmek

    Demirtaş AP’de Konuştu: Türkiye’yi Kızdırmamak Adına İşlenen Suçları Görmezden Gelmek

    HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Avrupa Parlamentosu İlerici Sosyal ve Demokrat grubu bileşenleri toplantısında konuştu. Demirtaş yaptığı konuşmada, Türk devletinin Kürdistan’daki saldırılarına değindikten sonra, Avrupa Parlamentosunun çağrı yapmaktan öte bir şeyler yapmasını ifade ederek, mülteci krizinin tartışıldığı bir süreçte sadece Türkiye’yi kızdırmamak adına işlenen suçları görmezden gelmenin yanlış olduğunu belirtti.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    AP Başkanı Schulz ile Brüksel’de bir araya gelen Demirtaş, parlamentoda düzenlenen İlerici Sosyal ve Demokrat grubu bileşenleri toplantısında da bir konuşma yaptı. Demirtaş sorunları değerlendirmek yerine çözüm önerilerini toplantıda katılımcılara sunarak, Avrupa Birliği Parlamenterlerine Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı daha duyarlı olmaya çağırdı. Demirtaş konuşmasına Sosyal Demokratlara verdikleri imkan ve toplantılarına çağırdıkları için teşekkür ederek başladı.

    Demirtaş’ın konuşmasından kesitler; “Sayın başkan öncelikle çok teşekkür ediyorum, bizlere bu fırsatı verdikleri için, salondaki herkesi ayrı ayrı selamlıyor ve teşekkür ediyorum. Eminim bu salonda bulunan bir çok arkadaşımız Türkiye’deki durumu yakından takip ediyordur ve gelişmelerden haberdardır, dolayısıyla fazla detaya girmeden ve zamanınızı almadan, çözüm önerisiyle ilgili bir konuşma yapmak istiyorum.

    Öncelikle biz parti olarak Türkiye, Avrupa Birliği arasında yeniden başlayan görüşmeleri desteklediğimizi ve bu müzakere başlıklarının açılmış olmasını Türkiye’de haksızlıkları, insan hakları ihlallerini, demokratikleşme sürecini takip etme, açısından etkili olacağını düşünüyoruz.

    AMACIMIZ TÜRKİYE’NİN İZOLE OLMASI DEĞİL

    Demirtaş AP’de Konuştu: Türkiye’yi Kızdırmamak Adına İşlenen Suçları Görmezden Gelmek 2Türkiye’nin izole olması yada bu konuda kendini dışlanmış hissetmesi, Türkiye’de biz demokrasi ve barış yanlılarının çok ta yararına değildir öncelikle bunu belirtmede yarar var. İkincisi mülteciler konusunda Türkiye’yle tartışma yürütülmesi belirli iş birliklerinin geliştirilmesi gerektiğini de düşünüyoruz. Mülteci sorunu ne sadece Türkiye’nin ne de Avrupa’nın sorunudur. Ortak bir sorundur. O insanların güvenlik içerisinde istedikleri yerde yaşayabilmesi ve güvenlik içerisinde ülkelerine dönmelerinin sağlanması için işbirliği gerekmektedir.

    SIRF TÜRKİYE’Yİ KIZDIRMAMAK İÇİN SUÇLARI GÖRMEZDEN GELMEK YALNIŞTIR

    Hem mülteciler konusu hem de Avrupa Birliği müzakere süreci konusunda, tartışmalar ve görüşmeler sürdürülürken, sırf Türkiye’de hükümeti kızdırmamak adına işlenen suçları, insan hakları ihlallerini, görmezden gelmek ve bunun üstünü örtmek büyük bir hata ve büyük bir yanlıştır. Bu konuda bazı eleştirilerimizin olduğunu belirtmek isterim. Elbette son günlerde özellikle Avrupa Parlamentosu genel kurulu ve çeşitli etkili kurumlardan ve heyetlerden yapılan açıklamalar, bizleri bu hususta memnun etmiştir.

    İnsan hakları ihlalleri, savaştan kaynaklanan ağır insanlık suçlarıyla ilgili kesinlikle bunun üstünün örtülmemesi lazım. Türkiye’nin, yararına değil zararına olur, çünkü biz demokrasinin gelişmesini istiyoruz, hep birlikte bunun için çalışıyorsak bunun, üstünün örtülüp insan hakları ihlallerinin görmezden gelinmesinin önüne geçip müzakerelerin gereğini yaparak her koşulda sahip çıkmak olmalıdır.

    SADECE ÇAĞRI YAPMAK YETERLİ DEĞİL

    Yine Kürt barış sürecinin bitmiş olması talihsiz bir durumdur. Yeniden barış sürecine dönülmesi konusunda, ısrarlı ve kararlı bir yol izlenmesi lazım, sadece çağırıların bu konuda yeterli olmadığını görmesi lazım. Çok kararlı bir şekilde tarafların ateşkes çağırısı yapıp tarafların yeniden görüşme masasına davet etmek konusunda ısrarcı olmak gerekiyor. Çünkü Türkiye’deki iç barış süreci Suriye’deki çözümü anında ve hızlı bir şekilde olumlu etkileyecektir.

    PYD, İŞİD’E KARŞI KAHRAMANCA MÜCADELE VEREN PARTİNİN ADIDIR

    Biliyorsunuz Cenevre’de görüşmeler başlamak üzere ve Türkiye kendi içindeki, yaşanan çatışmadan kaynaklı olarak ta, PYD’nin yani Suriye Kürtlerinin Cenevre’de masaya oturmasına karşı duruyor. Oysa PYD Suriye’de İŞİD’e karşı en etkili ve kahraman bir şekilde mücadele veren partinin ismidir. Şimdi PYD Cenevre’de masaya oturamazsa, Suriye’de çözüm imkansız hale gelecektir dolayısıyla, Türkiye’deki iç barış dolaylı yoldan Suriye’deki çözümü olumlu etkileyecektir dolayısıyla, bunu başarabilmiş değiliz, o nedenle Suriye’de kalıcı barışa giden yolların taşlarını döşemek istiyorsak, bu iç barıştan geçmektedir.

    AVRUPA’DAKİ MÜLTECİ KRİZİ TÜRKİYE VE SURİYE BARIŞIYLA DOĞRUDAN ALAKALIDIR

    Doğrudan Avrupa’daki mülteci krizinin çözümü de bu iki başlıkla alakalıdır, Türkiye’nin iç barış süreci ve Suriye’nin barış süreci, elbette tek başına bunlar mülteci sorununu çözer demiyorum fakat benim misyonum ve bulunduğum konum ile yapacağımız hamleler bunlardır ve bu konuda partimiz her iki başlıkta da destek sunmaya hazırdır. Hem Türkiye’nin iç barış sürecinin başlaması hem de silahsız çözümün yeniden gündeme alınması, konusunda biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız.

    Suriye’deki barış sürecinin desteklenmesi ve Suriye’nin kendi demokrasisini yeniden inşa edecek hale gelmesi için her türlü desteği sunmaya hazırız ve elbette ki hepimizin ortak sorunu olan mülteci sorunu konusunda da atılabilecek her türlü olumlu adımı desteklemeye de hazırız.

    TERÖRLE MÜCADELE ADI ALTINDA BEBEKLER KATLEDİLİYOR

    Bütün bunlar yaşanırken, köklü çözüm arayışları bir yandan devam ederken, bir yandan da ağır insan hakları ihlallerine karşı, daha duyarlı olmamız gerekiyor, bizim özellikle Avrupa Parlamentosundan ve buradaki gruplardan beklentimiz, terörle mücadele adı altında yürütülen askeri ve polisiye, operasyonlarda çok sayıda sivil zarar görüyor, siviller katlediliyor, kadınlar, çocuklar, bebekler devlet cenazelerin alınıp defnedilmesine izin verilmiyor, şuanda şu saatlerde Cizre ilçesinde 34 sivil ki bunların 28’i yaralı 4ü maalesef yaşamını yitirmiş durumda ve bir bodrumda kilitlidir çünkü saldırı altındalar ve çıkamıyorlar oradan. Bulundukları binaya top ve tank atışları yapılıyor. Ve 4 gündür biz onları oradan aldıramıyoruz. Çatışmalar ve sokağa çıkma yasağı olması nedeniyle hükümet o insanları oradan aldırmaya onay vermedi.

    İNSAN HAKLARI TAMAMEN ASKIYA ALINMIŞ

    Başbakan ile karşılaşan milletvekili arkadaşlarımız başbakana o sivilleri lütfen oradan alınmamıza izin verin, başbakanın cevabı aynen şu oldu, sizde hendekleri ve barikatları kaldırın dedik. Dolayısıyla, bu tutum insan yaşamına, hiç önem verilmediğini ve insan haklarının tümüyle askıya alındığını gösterir. Sizlerden beklentimiz hem grubunuzun parlamenterlerinin Türkiye’de yaşanan insan hakları durumuna da çok sık dikkat çekmesi ve bu konuda barış isteyenlerin demokrasi ve insan haklarından yana olanlara da destek sunmaya devam etmesi, ve biliyoruz ki bazı gruplar Türkiye’yi ziyaret etmeyi planlıyorlar, sadece bir parti ve grubundan çok parlamenterlerin ve Alman milletvekillerinin durumu yerinde gözlemlemek için, ziyaret etmesi Türkiye’de barışa destek sunabilir. Sizlere ve grubunuza Türkiye ile ilgili yürüttüğü çalışmalar için teşekkür ederim.

    Umut ediyorum ki daha barışçıl bir Türkiye, barışçıl bir Suriye, sorunlarını çözmeye doğru giden Avrupa Birliğini hep birlikte yaratırız birlikte çalışmaktan mutluluk duyduğumuzu belirtirim. Çok teşekkür ediyorum.”

  • BM Türklerin Cenevre Dayatmasına Boyun mu Eğdi?

    Suriye’de devam eden kaos ve iç savaşa siyasi çözüm bulmak amacıyla Birleşmiş Milletler öncülüğünde Cuma günü yapılacak üçüncü Cenevre toplantısına kimlerin katılacağı konusunda yaşanan kriz halen devam ediyor. Türklerin bir süredir yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğü Cenevre toplantısında Kürtlerin toplantıya davet edilmemesi için yoğun bir çalışma yürüttü.

    Bir haftadır Kürtlerin davet edilip edilmeyeceği konusunda yoğun bir tartışma devam ederken, haberi hazırladığımız bu dakikaya kadar PYD’ye resmi bir davet ulaşmış değil. Akşam saatlerinde İMC televizyonuna konuşan PYD eşbaşkanı Salih Müslim kendilerine herhangi bir davet gelmediğini açıkladı. Müslim, resmi davetin ulaştığı Demokratik Suriye Meclisi eşbaşkanı Heysem Menna’nın da, PYD’nin davet edilmemesinden kaynaklı Cenevre 3 toplantısına katılmayacağını, Menna tarafından kendisine ifade edildiğini söyledi.

    İMC televizyonuna açıklamada bulunan Müslim, davetin gelmemesinin bir takım iradelerin karşı çıkışından kaynaklandığını vurguladı. Müslim ayrıca toplantıya davetlerin kurum değil kişi bazında olduğunu belirterek, toplantıya çağrılan Demokratik Suriye Meclisi eşbaşkanının kendilerine “Siz olmadan biz de gitmeyiz” dediğini aktardı.

    Kürtlerin olmadığı toplantının akıbeti Cenevre 2 gibi olur

    “Davetin gelmemesi teknik bir neden değil, bazı iradeler her nedense buna karşı çıkıyor. Biz etkili bir güç olarak eğer katılmazsak Suriye için barış süreci tehlikeye girer ve akıbeti de Cenevre 2 gibi olur.

    “Demokratik Suriye Meclisi ‘Biz de gitmeyiz’ diyor”

    “Demokratik Suriye Meclisi’nin başkanı davet edildi, ancak o da gitmeyeceğini söylüyor. Demokratik Suriye Meclisi ‘Siz olmadan biz de gitmeyiz’ diyor. Davetler kurum olarak değil kişi bazında gitmiş. Demokratik Suriye Meclisi, İlham Ehmed’in katılmasını istiyordu, o isim de vardı, ancak onun ismi de katılmamış. Demek ki bir engelleme var.

    “Heysem Menna, masada oturmayacağını söylüyor. Kendisi ‘Ya hep beraber gideriz ya da gitmeyiz’ diyor. Bizim aramızdan bazılarının seçilmesine kimsenin hakkı yok. Suriye’de gerçekten barış istemeyen taraflar bunu yapıyor.

    Diplomasi trafiği

    “İşin perde arkasında neler döndüğünü bilmiyoruz. Ama bize yansıdığı kadarıyla Türkiye barış istemiyor ve başka taraftan bazı delegeleri öne sürüyor. Bu, Suriye’nin iç işlerine müdahaledir.

    PYD’nin Cenevre’de temsil edilmemesi

    “Eğer şimdi orada temsil edilmeyeceksek bu toplantı olmamış gibi sayılacak ve bu toplantı Cenevre 2’den farklı olacaktır. Böyle bir Cenevre 3 Suriye’nin barışı için son şanstır. Eğer böyle kapalı bir yola sokulacaksa bu Suriye’nin barışı olmayacaktır.”

    PYD Eşbaşkanı Müslim son olarak da “Bize bir davetiye gelmemişse toplantıya gitmeyeceğiz. Olmazsa da kendi işimize devam edeceğiz,” dedi.

  • Sığınmacılara Renkli Bileklik Uygulamasına Gelen Tepkiler Üzerine Son Verildi

    Sığınmacılara Renkli Bileklik Uygulamasına Gelen Tepkiler Üzerine Son Verildi

    Galler’de Sığınmacılara, Nazi Almanya’sında Yahudilere uygulanan ‘Davut Yıldızı’ takma zorunluluğunu hatırlatan kırmızı bileklik takma zorunluğu getirilmesinin ortaya çıkmasından sonra birçok kesimden büyük tepki toplamıştı. Gelen tepkiler üzerine Mülteciler kırmızı bilekliği takma zorunluluğunun bugünden itibaren kaldırıldığı duyuruldu.

    Galler’de iltica başvurusu yapan sığınmacılara kırmızı bileklik takma zorunluluğu getirilmişti. Cardiff’te mülteciler, Home office’in anlaştığı müteahhit firma tarafından uygulanan bütün gün parlak kırmızı renkte bileklik takma zorunluluğundan şikayetçilerdi. Daha önce de taşeron firma G4S, mültecilere sağladıkları evlerin sokak kapıları aynı parlak kırmızı renge boyamış; mülteciler hedef gösterildiklerini belirtmiş ve bundan şikayetçi olmuşlardı. 
Mülteciler, oldukça dikkat çeken bu bileklikleri takmadıklarında bu taşeron firma tarafından kendilerine günde üç öğün verilen yemeğin kesildiğini söylüyordu.

    Olay basına yansıdıktan sonra yaşanan tepkiler üzerine, mültecilere bileklik uygulamasının kaldırıldığı belirtildi. İşçi Partili gölge Adalet bakanı Jo Stevens, taşeron şirket ile görüştüğünü ve uygulamanın bugünden itibaren kaldırılacağını açıkladı.

    Cardiff’te, bu evlerden birinde bir ay kalan ve Guardian gazetesine konuşan mülteci 36 yaşındaki Eric Ngalle, “Hayatımın en korkunç zamanlarıydı” diyor o günler için: “O bilekliği takmak bana öyle ağır geliyordu ki bazen takmayıp bütün gün aç dolaşmayı tercih ediyordum. Yine ayrıca bu bileklikleri takmadığımız taktirde bizi, bunu konut bürosuna bildirmekle tehdit ediyorlardı. Bu aşağılayıcı uygulama konusunda gerekli yerlere şikayette bulunduk; ancak bir sonuç alamadık. Kaldığımız konutlarla yemek verilen yer arası 10 dakikalık bir yürüme mesafesi.  Bu güzergahta trafik yoğun oldukça yoğun oluyordu. Bazen sürücüler bilekliklerimizi görüyor ve korna çalmaya başlıyor ve bize “Ülkenize dönün” diye bağırıyorlardı. Bazıları da ağza alınmayacak küfürler ediyordu”

    41 yaşındaki Maher, “Sokakta bilekliğimiz gören insanlar kim olduğumuzu ve nerede kaldığımızı anlıyor. Kendimizi kötü hissediyoruz. Onlarla eşit olmadığımızı. Bu nedenle sürekli saklama gereği hissediyoruz” diyor.

    Sudanlı 24 yaşındaki Mogdad Abdeen, bu evlerde 3 ay geçirmiş. Şimdi Cardiff’te farklı bir yerde kalıyor. Abdeen, “Bu bileklik uygulaması ayrımcılıktır. İnsan kendini ikinci sınıf hissediyor. Yolda yürürken bazıları bu bilekleri görecek ve sorun çıkaracaklar diye korkuyor insanlar.

  • Calais’in Avrupa’da Sesi Duyuldu

    Calais’in Avrupa’da Sesi Duyuldu

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy- İngiliz basını Calais’te düzenlenen en büyük yürüyüşün mesajını, İngiliz siyasetçi üzerinden vermeyi tercih etti. ‘The Jungle’ın mültecileri herşeye rağmen, ‘NO JUNGLE NO!’ diye haykırmaya devam ediyor. Uzun zamandır Fransa ile İngiltere arasında yaşanan mülteci sorunu ile gündeme gelen Fransanın Calais liman kentindeki mülteci kampı, hafta sonu düzenlenen büyük yürüyüşte sesini Avrupa’ya duyurdu. Yürüyüşle eş zamanlı gerçekleşen Jermy Corbyn’in ziyareti, basında yürüyüşü gölgede bıraktı.

    calais 1

    Fransa ile İngiltere arasındaki mülteci sorunu ve kirli oyunları ile giderek çıkmaza giren Calais, diğer adı ile ‘the Jungle’ mülteci kampı Ocak ayının başından buyana İngiliz basınında gelişmeleri ile yer almaya devam ediyor. Ocak ayının ilk haftası başlayan ve yaklaşık 4 gün boyunca devam eden Fransız polisinin kampa saldırması, Sudan’lı Mülteci A. Rahman Heroun’un ‘ölüm tüneli’ini yürüyerek aşıp İngiltere’ye varması, yine yaklaşık 10 gün önce İngiliz mahkemesinin 3 çocuk ve 1 yetişkin mültecinin İngiltere’ye getirilmesi yönündeki olumlu kararı, geçtiğimiz hafta içerisinde 4 Suriyeli mültecinin de mahkeme kararı ile İngiltere’ye girişi ve son olarak hafta sonu düzenlenen büyük yürüyüş ile eş zamanlı olarak Jermy Corbyn’in kampı ziyareti ile Calais, ‘the Jungle’ mülteci kampındaki ‘umdun yolcuları’ seslerini Avrupa’ya duyurdu.

    calais 7

    Yaklaşık 2 yıldır giderek artan nüfusu ile ‘The Jungle’ çeşitli haberlerle gazete başlıklarında yer aldı. Barınma sorunu, açlık, susuzluk, sayısız ölümler, Fransız polisinin dayatma ve saldırıları ile yardım kampanyalarıyla haberlere konu olan mülteci kampı bu kez İngiltere’ye güçlü bir şekilde mesaj verdi. Fransız ve İngiliz akvtisitlerin birlikte düzenlediği büyük yürüyüş ile İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in kampı ziyareti ayni gün ve saatler içerisine denk geldi. Corbyn’in ziyareti ve İngiliz basınındaki populerliği büyük yürüyüşün basındaki sesini bastırdı.

    calais 8

    Calais’te büyük yürüyüş

    Son 1 yıl içerisinde hızla artan nüfusu ile ‘the Jungle’da birçok yürüyüş düzenlendi. Polis saldırılarına karşı ve mülteci hakları ile ilgili bir çok yürüyüş ve protestonun düzenlendiği kamp bölgesinde son olarak Fransız ve İngiliz sol örgütlerinin düzenlediği büyük yürüyüş ile neredeyse kamp nüfusunun yüzde 90’ı yaklaşık 4.000 mülteci Calais Şehir merkezine yürüdü. ‘Refugees Welcome’ İngiliz grubu ve Fransız ‘CNT’ sol örgütlerinin düzenlediği yürüyüş ile şehirde duyarlılık artırmak hedeflenirken Fransız hükümeti ve İngiliz yönetimine de ‘mültecileri kabul edin’ mesajı verildi.

    calais18

    Yürüyüş esnasında bir Fransız’ın kendi evinin bahçesinde eylemcilere silah doğrultup sözlü saldırıda bulunmasının ardından yaşanan arbedede Fransız saldırgana eylemciler taş ve sopalar fırlattı. Fransız polisi olaya sadece sözlü müdahalede bulundu. Kısa süren arbedenin ardından yürüyüş şehir merkezine doğru ilerledi. Calais liman kenti uzun yıllardır sol görüşlü bir kitlenin işçi sınıfı ve liman çalışanlarının kenti olarak bilinsede son dönemlerdeki sağcı yerel yönetimi ile değişen nüfusu da Calais sakinlerinin mültecilere kucak açtığını söyleyemeyiz. Şehir merkezinde yapılan konuşmaların ardından küçük bir grup limana doğru yürüyüşe geçerken eylemciler kampa geri döndü.

    calasi 16

    Limanda vapura ulaşmayı başardılar

    ‘the Jungle’da çoğunlukla, Afgan, Sudanlı, Suriyeli,Afrikalı ve Kürt’lerin oluşturduğu bir nüfus yapısı bulunuyor. Tek amaçları İngiltere’ye geçebilmek olduğunu da açıkca savunan bir grup mülteci düzenlenen büyük yürüyüşün ardından 500’e yakın eylemci limana yasadışı yollardan girmeyi başardı. Yaklaşık 150 kişilik bir grup yüksek güvenlik tellerini tam 2 kez aşarak polis engeline de takılmadan İngiltereye gitmek üzere hazırlanan vapura giriş yaptı. Güvenlik güçleri ve İngiliz sınır polisinn müdahalesinden kurtularak 50 mülteci vapurda kaldı. Tüm vapur seferlerinin güvenlik açısından iptal edildiği eylemde vapurda yapılan arama sonucunda 24 mülteci daha göz altına alındı. Vapurda mülteciler ile birlikte bulunan 11 İngiliz, aktivisit de göz altına alındı. Geriye kalan 15 kişi ile ilgili bilgi ise gecenin ilerleyen saatlerinde geldi. Vapurda yapılan geniş çaplı arama sonrasında geriye kalan mültecilerde gözaltına alındı. Yakalanan 11 aktvisitin No Borders grubu üyesi oldukları açıklandı.

    calais17

    Xavier Bertrand: “Cezalandırılmalıdırlar”

    Calais bölge başkanı ve eski bakanlardan, Xavier Bertrand yaptığı açıklamada “hükümeti derhal mülteci sorunu ile ilgili toplantı yapmaya çağırıyorum. No Borders aktivistlerinin yaptığı kabul edilemezdir ve cezalandırılmalıdırlar. İngiltere’ye vapur seferlerimiz de 2 saatlik gecikme yaşandı, Calais halkı ve vapur seferi yolcularımızdan özürdileriz.” İfadelerini kullandı.

      Calais Belediye başkanı: “halka saldırmak için eylem yapıldı”

    Calais belediye başkanı Natcaha Bouchart ise kendi Tweeter hesabından yaptığı ard arda paylaşımlarda yürüyüşün organizatörlerine adeta esti gürledi. Bouchart mesajlarında, “bugün yaşananlar, düzenlenen yürüyüşün mültecilerin yerel halka daha rahat saldırabilmesini sağlayan bir amacı olduğunu ısbatladı. Devletimize yürüyüş ile ilgili izin vermediğimizi net bir tavırla ilettim.” İfadelerini kullandı.

    calais 11

    Jean-Marc Puissesseau: “kamp kaldırılmalı”

    Calais liman belediyesi sorumlusu Jean-Marc Puissesseau ise yaptığı açıklamada, “artık kamp kontrol edilemez hale dönüşdü ve kampın kaldırılması artık gerekli, olaylar ekonomimizi kötü yönde etkiliyor.” Ifadelerine yer verdi.

    calais 23

    Fransız Avrupa Parlamento üyesinden sert mesaj

    Düzenlenen büyük yürüyüşe katılarak destek veren fransız Yeşil Parti siyasetcisi ve Avrupa Parlamentosu Üyesi Karima Delli ise yaptığı açıklamada, Fransız başbakanı Manuel Valls’a sert bir mesaj göndererek, “Burada insanlar kabul edilemez koşullarda yaşam sürüyor. Bu durumun devam etmesine izin veremeyiz. Ne gerekliyse derhal yapılıp sorunun çözülmesi gerekiyor.Derhal mültecilere barınma, yemek ve sağlık hizmetleri vermeliyiz bu insanları burada böyle bırakamayız” sözlerini kullandı.

    Jeremy Corbyn Calais’te

    İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn ilk yurt dışı ziyaretini Fransanın Kuzeyinde bulunan Calais liman kentindeki The Jungle mülteci kampını ziyaret ederek gerçekleştirdi. Jungle’dan sonra ise yaklaşık 30 mil uzaktaki Dunkirk te bulunan ve şuanda daha zor koşulların yaşandığı bölgeyi de ziyaret etti. Sky News’de yer alan bir habere göre ise Corbyn, Calais’ten İngiltereye 3.000 mülteci alınması gerektiğini söylediği yazıyor.

    Corbyn’in Calais ziyareti haberi İngiliz basınında geniş yer aldı fakat haberler ajanslardan alınan fotoğraflar ile sözleşmeli gazeteciler tarafından ayni zamanda büyük oranda BBC’nin hazırladığı haber ışığında hazırlandığıda gözlerden kaçmıyor. BBC kameralarına özel reportaj vererek Calais’in ambarından da görüntülerinin sadece BBC’de ve bir kısa belgesel şeklinde görülüyor olması da Corbyn’in BBC ile anlaşmalı olarak oraya gittiği fikrini akıllara getirmiyor değil.

    İngiliz basını Calais’te düzenlenen en büyük yürüyüşün mesajını İngiliz siyasetçi üzerinden vermeyi tercih etti

    Jungle’ı ziyareti sırasında kampın büyük bir nifusu düzenlenen yürüyüşe katılması nedeniyle Corbyn kampı rahatça dolaştı. Kampta kaldığı kısa süre içerisinde mültecilerden büyük ilgi gören Corbyn, kısa zaman içerisne sadece BBC kameralarına reportaj verdi. Çok uzun zamandır yapılan eylemler Lobi çalışmaları ve gönderilen mektublar sonunda Jermey Corbyn’i Calais’e getirdi.

    calais 12

    Yapılan onca eylem ve duyarlılık çağırısını Corbyn’in Calais ziyareti adeta boşa çıkardı. Bölgede el birliği ve dayanışma ile düzenleen en büyük yürüyüş, İngiliz politikacı Corbyn’in kampı ziyaret etmesiyle ana akım medya kanallarında ve gazetelerınde ikinci plana atıldı. Corbyn’in ziyareti bir anda basında gündem olurken yine Corbyn basında bulduğu yeri akşam saatlerinde mültecilerin bir vapuru işkal etmesiyle ortadan kayboldu. Basının gündemine bu kez vapura giren mülteciler ve aktivistler oturdu.

    İşçi Partisi lideri Corbyn, kampı ziyaretinde incelemelerde bulunarak mülteciler ile konuştu. Kendi özel facebook hesabında ziyaretinin aardından, “tüm Avrupa’nın yüzleştiği mülteci krizini yakından anlamak ve yerinde görmek için burdayım. Şuan için bu sorunla iligili olarak bu sorunun kaynağıyla uğraşıyoruz. Mülteci sorunun kaynağı savaşlar ve ülkeler arası sorunlardı.” İfadelerni kullandı.

    calais 9

    Kamp çevresinde güvenlik önlemleri ve polis aldırıları

    ‘the Jungle’ın etrafında ve Calais kenti çevresinde organize edilen geniş çaplı güvenlik önlemleri yürüyüş sırasında üst düzeye çıkartıldı. Geçtiğimiz hafta ve Ocak ayı başında toplam 3 kez polis saldırısına uğrayan kampta mülteciler en büyük sorun olarak polisi görüyor. Kara kışın soğunda ayaklarında çorap dahi olmayan mülteciler insanca yaşama koşullarını bir kenara itip Fransız polisinin zulmünden kurtulmaya da çalışıyor. Kampı güvenlik ve dağıtma kaygısıyla yaklaşık 300 metre geriye çekmeyi hedefleyen operasyonlarında polis yaklaşık 4 gün boyunca mültecilere gece geç saatlerde gaz bombası ile saldırarak ardından da kampa dozer ile girdi. Sayısız çadırın yerlebir olduğu operasyonlarda liman yolu kenarındaki mülteciler uzaklaştırıldıYerel hükümet,yıkım ile ilgili kampın 1500 kişiye ev sahipliği yapan üçte birlik kısmındaki çadırların temizleneceğini çünkü sığınmacıların ısınma ve elektrik imkânı sağlayan konteynırlara taşınması gerekçesine sığınarak bir açıklamada bulunmuştu.

    calais 23

    Beyaz demir sığnaklar

    Yine geçtiğimiz hafta Jungle’a kurulan beyaz renkte büyük demir, konteynerler mültecilere barınak olarak gösterilsede mülteciler bunları kullanmıyor. Özellikle demir olmasından dolayı ve bölgedeki soğuk hava ile tam bir buz yerine dönen barınaklar ayni zamanda kullanıldığı takdirde Fransız hükümetinin kampta meşrulaşmasıda gündeme geleceğinden mülteciler konteynerleri kullanmıyor.

    calais 6

    ‘Ölüm tüneli’ni yaya olarak geçti

    Geçtiğimiz günlerde ise görülen mahkemede, bir ilki başararak Sudan’lı mülteci Abdul Rahman Haroun’un yaya olarak İngiltere’ye Calais’ten gelen ilk insan olduğu ortaya çıktı. Ağustos 2015’te Channel Tunnel’ı yaya olarak aşan 40 yaşındaki Haroun, Canterbury mahkemesindeki son duruşmada mülteci haklarını ve kazanımlarını onaylattı. Haroun Mart ayına kadar kefalet altında olacak ve ülkeye yasadışı yollardan gelmek ile tünel kurallarını ihlal etmekten yükümlü mahkemeye çıakarılacak. Kristmas günü öncesi İngiliz mahkemesince mülteciliği İngiltere’ye onaylanan Haroun 31 mil uzunluğundaki deniz altından geçen karanlık ve kısman havasız tüneli Calais’ten aşarak İngiltere’nin Folkestone bölgesinden çıktığı esnada güvenlik örevlilerince fark edilmişti. Haroun’un mahkemesi 20 Hazirana ertelendi.

    calais 3

    ‘Ölüm tüneli’ adını ölümlerden alıyor

    İngiltere’ye geçmek ümidiyle Calais liman kentinin ‘the Jungle’ mülteci kampında bekleyen yaklaşık 6.000 mülteci İngiltere’ye gelmek adına canlarını tehlikeye atıyor. Bölgede, Tırlara girmeye çalışırken, vapura girmeye çalışırken ve tren tüneline girmeye çalışırken bir çok ölüm gerçekleşti. Sadce tren tüneli olan Channel Tunnel çevresinde toplam 12 mülteci İngiltere için umuda yolculuk adına çıktıkları yolda hayatlarını kaybetmişlerdi.

    calais 4

    Binlerce mülteciye Britanya kapılarını açan mahkeme zaferi

    İlticacıların önünü açacak ve Britanya’ya ulaşmalarını sağlayacak mahkeme davası kazanıldı. Daha önceden İngiltere’ye iltica başvuru yapan fakat Home Office tarafından reddedilen 3 çocuk ve 1 yetişkin Suriyelinin avukatları yürütülen davayı kazanarak Suriyelileri Britanya’ya getirdi. Yakın aileleri İngiltere’de uzun yıllardır yaşam sürdüren Suriyeli’ler yaklaşık 11 aydır Calais’teki kampta konaklıyorlardı.

    calais 22

    Avrupa Birliği ülkelerinin Dublin III yasası uygulamasına göre İngiltere’de Home Office’in burada ailesi veya yakını olan ilticacılara incelemelerin yapıldıktan sonra iltica hakkını vermesi gerekiyordu. Konuyla ilgili davanın kazanılması ile İngiliz mahkemesi ilticacıların ülkeye getirilmesini emretti. Citizen UK grubundan kampanya yürütenlerin mahkemeye taşıdığı dava snrasında Calais’e bir grup avukatın götürülerek ayni durumdaki mültecilerin tesbiti yapılması üzere çalışmalarda başlatılmıştı.

    İlticacıların İngiltere’ye getirilmesinin ardından, ITV haber kanalının yayınladığı bir haberde, kazanılan dava neticesinde, Britanya’da ailesi  veya yakını bulunan binlerce ilticacının İngiltere’ye giriş yapma kapılarının açıldığı vurgulandı.Yine ayni haberde yer  alan bilgiye göre ise Home Office’in planlarını ‘ilticacılar, iltica taleplerini ulaştıkları ilk güvenli ükeye yapmalıdır’ ifadeleride yer aldı.

    calais 2

    Geçtiğimiz günlerde konu ile ilgili açıklamada bulunan İngiltere Mülteciler Komisyonu Policiy Menejeri Judith Dennis ise, “herkes sevdikleriyle güven içinde yaşama hakkına sahiptir. Avrupa devletleri özellikle konu çocuk ve kadınlar olunca, uygulanması gereken prosedürü derhal uygulamalıdır. İnsanları ailelerine ve sevdiklerine en hızlı en güvenli şekilde ulaştırmaları yasal olark gerekmektedir.” İfadelerini vurguladı.

    Tim Farron: “Hiç bir çocuk bunu hak etmiyor”

    Liberal Demokratların lideri Tim Farron’da açıklamada bulunmuştu. Farron, “hiç bir çocuk hele ki aile koruması yoksa derhal gözetim altına alınmadılır sahip çıkılmalıdır. Mahkemede Suriyeli çocuklar için mücadele verip kazanan herkesi ve organizasyonları tebrik ederim.” Sözlerini kullanmıştı.

    calais 5

    calais 10

     

     

  • Polis iki kayıp kadını arıyor

    Polis iki kayıp kadını arıyor

    Polis, en son 18 Ocak Pazartesi, 23:00 sularında, İslington bölgesinde görülen, 69 yaşındaki, Kıbrıslı, Djemaliy Salih’i arıyor.

    Polis, sağlık sorunları bulunduğunu söyledikleri Salih için endişeli olduklarını belirttiler.

    İslington bölgesinde yaşayan Salih, en son Northchurch Road bölgesinde görüldü. Polis, üzerinde yün şapka ve biri pembe biri mavi, iki manto olduğunu belirtti.

    Annie Sneddon
    Annie Sneddon

    Enfield polisi de, 15 Ocak Cuma gününden itibaren kayıp olan, 19 yaşındaki, Annie Sneddon’ı arıyor.

    En son Winchmore Hill tren istasyonunda görülen Sneddon, siyah küt saçlı.

    Polis bilgisi olanların 101’den kendilerine ulaşılmasını istedi.

  • Edmonton milletvekili Kate Osamor gölge kabineye seçildi

    Kürt ve Türk toplumunun yoğun olarak yaşadığı Edmonton bölgesi milletvekili Kate Osamor, İşçi Parti gölge kabineye seçildi. Osamor, Jeremy Corbyn’nin liderliğindeki İşçi Parti gölge kabinede Kadın ve Eşitlik Bakan yardımcı görevine getirildi.

    Eşitlik meselelerine ilişkin çalışmalarda yer alan Osamor, yeni görevine ilişkin şöyle konuştu: ‘‘Bu görevi kabul etmekten çok memnunum. Avam Kamarasına seçildiğim günden itibaren, hükümetin siyasetinin orantısız olarak etnik azınlık toplumlar ve işçi sınıfı kadınların üzerindeki olumsuz etkisini gündeme getirmeye çalışıyorum.’’

    Sağlık alanında idari görevde uzun yıllar çalışan Osamor, NHS’in (Ulusal Sağlık Kurumu) korunması gibi konularda çalışmalara destek sunuyor. Osamor, son dönemde kadın mülteci bekleme merkezi Yarl’s Wood’daki kötü muamele hakkında çalışma yürüttü.

    Gölge Kadın ve Eşitlik bakanlığında yer alan diğer isimler milletvekilleri Kate Green ve Cat Smith ve Barones Morgan.

    Osamor, Mayıs ayında yapılan genel seçimlerde, bölgenin 18 yıllık milletvekili olan Andy Love’ın istifa etmesi üzerine İşçi Parti’nin adayı seçilip, milletvekillik yarışını kazanmıştı.

  • Restoranlarda düşük hijyen seviyesi sergilensin talebi

    Restoranlarda düşük hijyen seviyesi sergilensin talebi

    Yemek satışı yapan mekanların hijyen seviyelerini açıkça sergilemeleri mecburiyet talebi müfettişler tarafından belirtildi. Mevcut uygulamaya göre, Galler’de, hijyen seviyesi düşük olduğu belirlenen restoranlar, verilen etiketle müşterilere sergilemeleri gerekmekte, fakat İngiltere’de böyle bir mecburiyet bulunmuyor. Hijyen müfettişleri, bu uygulamamanın İngiltere’de mecburi kılınması gerektiğini ifade ettiler. Müfettişlere göre, beş yıldız üzerinden belirlenen hijyen seviyesi, üç yıldızdan düşük alan mekanlarda sergilenmiyor.

    Food Standards Agency (Gıda Standartları Kurumu) tarafından puanlandırılan, yemek mekanlarının hijyen seviyeleri http://ratings.food.gov.uk internet sayfasından kontrol edilebilir. Toplum genel olarak internet üzere seviyeleri kontrol etmediklerinden, her mekanın açıkça bunu belirtmeleri tüketici açısından güven ve kolaylık sağlayacağı bildirildi.

    İngiltere’de 1,527 mekan, en düşük olan, 0 yıldız (acil ilerleme gerekiyor) hijyen seviyesinde işliyor. 229,479 mekanın 5 yıldızı (çok iyi); 78,040 mekanın 4 yıldızı (iyi); 41,343 mekanın 3 yıldızı (genel olarak idare eder); 10,728 mekanın 2 yıldızı (ilerleme gerekiyor); ve 13,183 mekanın 1 yıldızı (çok ilerleme gerekiyor) bulunmakta.

    Hijyen seviyesinin zorunlu olarak sergilenmesinin, hijyen seviyesi düşük mekanların standartlarını geliştirmeleri için teşvik olacağı da belirtildi.

    FSA hijyen seviye etiketlerinin mecburi olarak sergilenmesi için dosyalarını hazırlamakta olduklarını belirtirken, Sağlık Bakanlığı, konuya ilişkin verileri değerlendirip zaman içerisinde karar vereceğini açıkladı