İngiltere’nin en büyük sendikaları UNİTE ve GMB Newham Recorder gazetesine tam sayfa ilan vererek, “Öcalan’a yönelik insanlık dışı tecrit ve 20 yıllık tutsaklığına son verme zamanı geldi” dedi.
İngiltere’nin en büyük işçi sendikası UNİTE ve GMB’nin yürüttüğü ‘Öcalan’a özgürlük’ kampanyası kapsamında Newham bölgesinin en önemli gazetelerinden Newham Recorder gazetesine tam sayfa ilan verdi. Unite the Union (UNİTE), GMB, USDAW, CWU, FBU, NEU gibi milyonlarca orgutlu isciyi temsil eden ulusal sendikalar, Kürt Halk Meclis ve ‘Freedom for Öcalan Campaign” imzasının bulunduğu ilan, ‘Öcalan’a özgürlük Ortadoğu ve Türkiye’ye barış’ başlığıyla verildi.
Ortadoğu’da akan kanın durdurulması için uluslararası topluma harekete geçmesi çağrısında bulunan ilanda şunlara yer verildi: “Kimse Kürt toplumu kadar o bölgede acılar yaşamadı. Kürt toplumu kahramanca çabalarla sahada savaş meydanında İŞİD’i yendi. Kuzeydoğu Suriye’de yeni bir yaşam ve sosyal yapıyı inşa ediyor. Kürt toplumu defalarca barışçıl müzakere edilmiş bir çözüm istiyor. Tüm bu çabalara rağmen Türk askeri ve onun müttefiği çeteler Kürtlere saldırıp şiddet ve katliamlarda bulunuyor. Dünya ise sadece bunu izledi. 2013/15 yılları arasında Türk devleti tutsak Kürt politik lider Abdullah Öcalan arasında devam eden barış süreci Erdoğan tarafından boşa çıkarılmıştır. Bu süreç şiddet ve kan dökmek için Erdoğan tarafından durdurulmuştur. Bu gidişata dur deme zamanı geldi. Yeni bir barış sürecine dönme zamanı geldi.”
‘ZAMANI GELDİ’
Öcalan’a yönelik insanlık dışı tecrit ve 20 yıllık tutsaklığına son verme zamanının geldiği vurgulanan ilanda.”Öcalan’ın barışın getirilmesindeki temel rolünü oynamasınında zamanı geldiği ifade edildi. Barışa kapalı olan kapıları açmak için “Öcalan’a Özgürlük” kampanyasına tüm politk önderler, sivil toplum ve uluslararası kamuoyunun harekete geçmesi gerektiğini vurgulayan sendikalar, çok geç olmadan harekete geçmenin zamanının geldiği belirtildi.
İlanın devamında dört önemli talep etrafında herkesin bir araya gelmesi istendi.
Talepler şöyle:
*Öcalan’a yönelik tecrit ve izolasyona derhal son verin.
*Tutsak Kürt lider Öcalan’ı serbest bırakın. Muhalefete yapılan baskı ve sindirme politikalarına son verin.
*Türk zindanlarındaki tüm politik tutsakları serbest bırakılmalı.
*Kuzey Doğu Suriye ve Irak’taki operasyonlara son verilsin. Uluslararası destek ve girişimlerle yeni bir barış sürecine destek verin.
LONDRA-Britanya Kürt Halk Meclisi, Öcalan üzerindeki tecrit ve Kürt halkına dönük baskı ve katliamlar karşısında sessiz kalan BM’ye yüzlerce mektup göndererek, Türk devletine karşı harekete geçilmesi çağrısında bulundu.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun 22’inci yılı dolayısıyla Britanya Kürt Halk Meclisi tarafından ‘Zamanı geldi özgürlüğü sağlama zamanı’ kampanyası kapsamında BM’ye yüzlerce mektup gönderildi.
Mektup kampanyası kapsamında Londra KCC binasında bir araya gelen Halk Meclisi bileşenleri buradan yürüyüş halinde Harringey Postanesi önüne geçti. Öcalan flamalarının taşındığı etkinlikte, sık sık “Biji serok Apo” sloganı atıldı. Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanları tarafından birer konuşma yapılarak, “Bugün 22 yıldır Önder Apo esaret altındadır. Ancak Kürt ve Ortadoğu halkları artık halkların özgürlük önderi Önder Apo’nun esaretini kabul etmiyor etmeyecektir. Faşist Türk devleti ve Erdoğan rejimine karşı başta BM olmak üzere uluslararası güçlerin sessizliğini kınıyor ve bu katliamcı rejime karşı harekete geçmeleri çağrısında bulunuyoruz. Britanya ve Londra’dan yüzlerce binlerce mektup ile BM’ye acil çağrıda bulunuyoruz” denildi.
BARIŞIN YOLU ÖCALAN’DAN GEÇER
BM’ye İngilizce gönderilen mektuplar da, Birleşmiş Milletler’in en temel görevinin uluslarası barış ve dostluğu sağlamak olduğu belirtilerek, şunlara yer verildi: “BM üyesi Türk devleti bugün Kürdistan ve Ortadoğu’da sivil halka dönük katliam, işkence ve baskı politikaları ile korkunç acılara yol açmaktadır. Bu saldırılarında bu kadar pervasız olmasının en önemli nedeni BM ve uluslarası güçlerin kurumların sessizliğidir. Sessiz kalarak faşist rejimin suçlarına ortak oluyorsunuz. Ortadoğu barışı için en önemli şans olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ise 22 yıldır esaret ve tecrit altındadır. Barışa giden yolda Öcalan üzerindeki tecrit ve esaret sona erdirilmelidir.”
Mektupların gönderilmesi sırasında uzun bir kuyruk oluşurken, çevredekilerde etkinliğe yoğun ilgi gösterdi.
Londra’dan BM’ye yüzlerce ‘Öcalan’ mektubu – Video (1)
Londra’dan BM’ye yüzlerce ‘Öcalan’ mektubu – Video (1)
Londra’dan BM’ye yüzlerce ‘Öcalan’ mektubu – Video (1)
Londra’dan BM’ye yüzlerce ‘Öcalan’ mektubu – Video (1)
Londra’dan BM’ye yüzlerce ‘Öcalan’ mektubu – Video (1)
Londra’dan BM’ye yüzlerce ‘Öcalan’ mektubu – Video (1)
Boyun Eğmeyeceğiz, Aşağı Bakmayacağız!
Kayyum rektör atanmasına karşı direnişi sürdüren Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine destek olmak amacıyla Avrupa’nın birçok başkentinde olduğu gibi Londra’da da dayanışma eylemleri düzenlendi.
Sosyalist Kadınlar Birliği (Londra) Yeni Kadın (Londra) Kürt Kadın İnsiyatifi (Londra) Kürecikler Kadın komisyonu Londra.Alhax Der kadın komisyonu (Londra) Dersim Der kadın komisyonu (Londra) Tilkiler kadın komisyonu (Londra) Paz-Der kadın komisyonu (Londra). Göksünlüler Kadın komisyonu (Londra) Kurumlar’ının destek verdiği eylem Türk elçiliği önünde düzenlendi. Korona virus önlemleri kapsamında kurallara uygun olarak düzenlenen eylemde kurum temsilcileri hazır bulundu. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın LGBT hareketinin ülkenin değerleriyle bağdaşmadığını ifade etmesi üzerine tepkiler küresel olarak git gide büyüyor.
Düzenlenen eylem Göçmen İşçiler Kültür Derneği (Gik-Der) Eş Başkanı Helin Peköz’ün elçilik önündeki basın açıklamasıyla başladı, Londra’daki kadın kurumlarının desteklediği eylemde, aralıksız olarak ‘Boyun Eğmeyeceğiz, Aşağı Bakmayacağız! diktatör istifa, Alışın; LGBTİ+’lar vardı, vardırlar ve var olacaklar!,kayyumlara hayır’ sloganları da atıldı.
Okunan basın açıklamasında;
‘AKP’li Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesine kayyum rektör olarak atanmasına karşı yükselen mücadele birçok üniversite ve demokratik kamouyunda destek buldu. Dalga dalga büyüyen destek eylemleri polis barikatıyla karşılandı. Öğrenciler gözaltına alındı, evler basıldı. Haklı taleplerle sokağa çıkan öğrenciler kayyum rektör istemiyoruz dedikleri için fiziksel ve psikolojik şiddete uğradılar, gözaltına alındılar. Her yerde yükselen istifa çağrıları ile akademisiyenlerin, LGBTI+’ların destek eylemleri devam etmekte. İçişleri bakanı Soylu’nun bir televizyon programında toplumsal bir hareketten korktuklarını açık itiraf etti. Rektörlük seçiminin demokratik olmak zorunda olmadığını söyleyerek polis şiddetini savundu. Ve kolluk güçlerini öğrencilerin üzerine saldı. Eyleme katılan öğrencilerin örgüt üyesi oldukları yalanlarına sarılarak tutuklama gerekçesi yapıp haklı protestoxu kriminalize etmeye çalışıyor.
“Boyun eğmiyoruz aşağı bakmayacağız” sloganı LGBTİ+ öğrenciler tarafından yükseltildi. LGBTİ+’ların yaşam hakkını doğrudan hedef alan Soylu ve politik İslamcı ırkçı heteroseksist gürruhu, bizzat nefret suçunu işlemekte ve körüklemekte. Kadınlar olarak Soylu’nun açıklamalarını kınıyoruz. Boğaziçi’liler, LGBTİ+’lar haklılar, talepleri kabul edilmelidir, Kayyum istifa etmelidir!’ ifadelerine de yer verildi.
İngiltere’de hükümet, koronavirüsün yaygın olduğu “kırmızı liste”deki 33 ülkeden geri gelen İngiltere vatandaşları ve ülkede oturma izni olan kişilerin 10 gün süreyle otellerde karantinaya alınması uygulamasının 15 Şubat’ta başlayacağını açıkladı. 33 ülke arasında Türkiye yok.
Hükümetin uygulama öncesi havalimanları çevresindeki otellerde binlerce oda rezervasyonu yaptığı duyuruldu.
Otellerde günde yaklaşık 1000 kişinin kalacağı tahmin ediliyor.
Bu otellerde kalanlar, oda ve yemek ücretlerini kendilerini karşılayacak.
Sektör temsilcileri bir gecelik oda ücretinin 55-80 sterlin civarında olacağını söylüyor.
Otellerde kalanların karantina koşullarını ihlal etmemesi için tesislerde güvenlik önlemleri alındığı da açıklandı.
Ana muhalefetteki İşçi Partisi hükümetin bu kararının “çok geç ve yetersiz olduğunu” savundu.
Britanya Kürt Halk Meclisi, 15 Şubat komplosunun yıldönümü dolayısıyla bir çağrıda bulunarak, tecrite ve faşizme karşı geliştirilecek olan eylem ve etkinliklere tüm devrimci, demokrat, yurtsever, sol ve sosyalist kesimleri güçlü katılmaya davet etti.
Britanya Kürt Halk Meclisi tarafından yapılan açıklamada, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 15 Şubat uluslararası komplo 22’inci yılına geride bıraktığı hatırlatılarak, “AKP-MHP faşizmini yıkarak artık Özgürlüğü sağlamanın zamanı geldi” hamlesi temelinde 1-15 Şubat tarihleri arasında planlanan tüm eylem ve etkinlikleri tüm güçleriyle sahiplenildiği vurgulandı.
15 Şubat komplosuna ortak olan tüm egemen güçleri ve destekçilerini bir kez daha kınayarak lanetleyen Kürt Halk Meclisi, “9 Ekim’de başlayıp 15 Şubat’ta önderliğimizin esaretiyle sonuçlanan
komplo, uluslararası hukuk hice sayılarak kapitalist modernite güçleri eliyle gerçekleştirilmiştir. Bu komplo ile amaçlanan, 20. yüzyılın son çeyreğinde Ortadoğu’da gelişen Kürt özgürlük hareketini engellemek, etkisiz kılmak ve halkımızın geleceğini karartmaktı.
Reel sosyalizmin dağılmasıyla tek kutuplu bir güç haline gelen ABD öncülüğündeki kapitalist sistem, yaşadığı krizi Ortadoğu’ya müdahale ederek aşmak istiyordu. Toplumu esas alan ve halkların özgürlük umudu olan Önder Apo ve PKK onlar için bir engeldi. 15 Şubat komplosu bu engeli aşmaya yönelik bir müdahale idi” denildi.
AMAÇLARINA ULAŞAMADILAR
Halk Meclisi, komplo sürecinde hem Kürt halkının büyük bedellerle gösterdiği direniş hem de Önder Apo’nun İmralı’da geliştirdiği demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü paradigma, komployu gerçekleştiren güçleri amaçlarına ulaştıramadığına dikkat çekerek, Önder Apo mücadelesini İmralı adasında büyük bir direniş ile geliştirerek, bugün Ortadoğu halklarına demokratik, cinsiyet eşitlikçi ve ekolojik bir toplum paradigmasını sunduğu ifade edildi. EYLEMLERE KATILIM ÇAĞRISI
Açıklamanın devamında şunlara yer verildi; “Önder Apo’ya yönelik geliştirilen tecrit sistemine karşı çıkmak, dönemin en temel özgürlük ve demokrasi çalışmasıdır. Bu temelde Britanya özgünlüğünde, enternasyonal dostların öncülüğünde uzun yürüyüş, Güney Afrika demokratik kurumların Önderliğimizin özgürlüğü için başlattıkları BM ye mektup kampanyası çerçevesinde, 6 Şubat Cumartesi Harringey Postahanesi önü toplu mektup yollama eylemi, 13 Şubat Londra’daki merkezi yürüyüş ve Kadın hareketinin yürüttüğü diktatörü yargılamak için 100 neden kampanyasına güçlü bir katılımla gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.”
Kürt Halk Meclisi tarafından Britanya’da başta Kürt halkı olmak üzere, tüm devrimci, demokrat ve enternasyonal dostlarımızı bu süreçte yapacakları eylem ve etkinliklere güçlü katılmaya çağırdı.
Avrupa Parlamentosu tarafından desteklenen ve farklı ülkelerdeki Hıristiyan partilerin görüşleri doğrultusunda araştırmalar yapan Sallux Vakfı, Türk saldırganlığının önlenmesi için AB ve ABD’ye yaptırım önerisi yaptı: “Türkiye’ye NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi kapsamında artık korunmadığını açıkça belirtin.”
Çalışmaları 2011 yılından bu yana Avrupa Parlamentosu tarafından desteklenen, parlamentodaki Hıristiyan partilerin görüşleri doğrultusunda araştırma çalışmaları yapan Sallux Vakfı (2016 sonuna kadar: Avrupa İçin Hıristiyan Siyaset Vakfı), yayınladığı 35 sayfalık raporla Türkiye’nin sınır ötesi saldırganlıkları dolayısıyla NATO güvencesinden mahrum bırakılmasını önerdi. Johannes de Jong ve Christiaan Meinen tarafından hazırlanan raporda Türkiye’nin NATO ve Avrupa Birliğinin güvenliğini tehdit ettiği belirtilerek, “Bu yayın, Türkiye’ye davranışını değiştirene kadar NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi kapsamında artık korunmadığını açıkça belirtmenin neden demokratik ilkeler ve NATO Antlaşması ile tutarlı olacağını ve AB, ABD ve NATO güvenliği açısından faydalı olacağını açıklamaktadır” ifadelerine yer verildi.
Türkiye bir güvenlik sorunu
Türkiye’nin Fransa’daki son DAİŞ saldırısı ardından sergilediği tutum ve bunun “Yeni Osmanlıcılık” konseptiyle ilişkisi anlatılan raporda, “Türkiye’nin gerçekten bir güvenlik sorunu teşkil ettiğinin” Erdoğan’ın Ermenistan, Kıbrıs ve Yunanistan’a karşı diplomatik ve silahlı tırmanışlara girişmesiyle “Avrupa’nın tamamen uyandığı bir gerçek” haline geldiği belirtildi. Vakıf, şu öneride bulundu: “Hem Avrupa Parlamentosu üyelerine hem de AB üye devletlerinin parlamento üyelerine Türkiye ile AB’ye katılım müzakerelerinin ve bu müzakerelerle bağlantılı olarak Türkiye’ye sağlanan her türlü fonun sona erdirilmesini tavsiye ediyoruz. Bu yayın, Türkiye’nin Avrupa güvenliğini nasıl baltaladığını anlatıyor. Bu çerçevede Türkiye ile Gümrük Birliği de sona erdirilebilir.”
Yaptırımsızlığın nedeni
Türkiye’nin saldırganlıkları dolayısıyla hem Avrupa Parlamentosunda hem de ABD Kongresi ile Senatosunda yaptırım çağrılarının sıklaştığını ama bunların bugüne kadar “yalnızca bağlayıcı olmayan yanıtlar veya daha yumuşak ifadeler ve yaptırımların uygulanmasının reddedilmesinin” söz konusu olduğunu belirten vakıf, bunun gerekçesini ise şöyle açıkladı: “Hem Avrupa’da yeni bir mülteci dalgası korkusu hem de ticari çıkarlar, söz konusu Dışişleri Bakanlıklarını Türkiye’de artan baskı ve muhalefetin susturulmasının yanı sıra saldırganlık ve insan hakları ihlallerini de göz ardı eden bir politikaya bağlı tuttu. Bu politika, Türkiye’nin bu politikayı hiçbir bedel ödemeksizin genişleyebileceğinin ve düşmanca eylemleri sürdürebileceğinin bir işareti olarak gördüğü gittikçe daha açık hale geldikçe, artık daha savunulmaz hale geliyor.”
Hava değişiyor
Rapora göre Dışişleri Bakanlıklarında Türkiye’ye ilişkin “havanın değişmekte olduğuna” ve bir kırılma yaşandığına dair “net sinyaller” var.
Türkiye’nin askeri eylemlerinin ve düşmanca davranışlarının AB üye devletleri ve ABD tarafından bugüne kadar Türkiye’nin diğer politikalarından ayrı olarak değerlendirildiği, hatta Efrîn’in işgali gibi bazı durumlarda “kışkırtılmamış askeri düşmanlık ve insan hakları ihlallerinin Batılı yetkililer ve bakanlar tarafından bile haklı çıkarıldığı” belirtilen raporda Türkiye’nin 2013’ten bu yana izlediği dış politikanın bir özetine de yer verildi.
Türkiye’nin Suriye’de uzun süre Batı desteğinin kendi desteklediği İslamcı gruplara gitmesini sağladığı, bu desteğin zamanla Suriye Demokratik Güçlerine kaydığı ve Türkiye’nin “aşırılık yanlıları ve cihatçıların gevşek bir ittifakı haline gelen muhalefetin tek ‘hamisi’ konumuna” geldiği belirtilen raporda, “Türkiye, bu aşırılık yanlıları havuzunu; özellikle de Efrîn, Libya, Kuzeydoğu Suriye ve Dağlık Karabağ’da dahil olduğu birçok ardışık çatışmada kullanıyor. Suriye Ulusal Ordusu (SNA) saflarında bir dizi DAİŞ savaşçısı tespit edildi ki, bu Türkiye’nin DAİŞ’e verdiği destek göz önüne alındığında şaşırtıcı değildir” ifadelerine yer verildi.
‘Amacımız Türk saldırganlığından korumak’
Sallux Vakfının Türkiye raporunu hazırlayanlardan Johannes De Jong, çalışmalarıyla ilk amaçlarının “Kuzeydoğu Suriye ve Kuzey Irak ile Türkiye etrafında Türk saldırganlığından etkilenen herkesi ve ayrıca Türkiye’nin kendi vatandaşlarını Türkiye’den korumak” olduğunu belirtti.
Sallux Vakfının Türkiye raporunu hazırlayanlardan Johannes De Jong
NATO Antlaşması’nın 5. Maddesinden doğan korumanın kaldırılmasının olabilecek en etkili yaptırım olduğunu düşündüklerini belirten De Jong, “Bu hamle Türkiye’yi kendi güvenliğini düşünmeye zorlayacaktır ve sınırdışı saldırılarına engel olacaktır. Bu Türkiye’deki rejim üzerinde de ciddi baskı uygulayacaktır” dedi.
Raporlarının parlamentolardaki milletvekillerine Türkiye’nin saldırganlıklarını kanıtlama şansı vereceğini, bunun yanı sıra etkinliklerle de bu öneriyi görünür kılmaya çalışacaklarını belirten De Jong, devam etti: “Biz ‘Türkiye’yi NATO’dan atın’ demiyoruz. Bu hem saçma hem de yasal olarak uygulanamaz olur. Ama Avrupa ve Amerika’nın bugüne kadarki yaptırımları uygulamaya çalışmaları da zaman kaybı olur. Bizim önerimiz aslında gerçekçi, somut ve hayata geçirilmesi olasılığı da olan bir öneri.”
Almanya’nın sınır dışı kararı ile tehdit ettiği Dr. Banu Büyükavcı ile dayanışma eylemleri sürüyor. Kararın Almanya ile Türkiye arasındaki politik ilişkilerin sonucu olduğunu belirten Dr. Büyükavcı, “Alman devleti de bizi kendine tehdit olarak görüyor” dedi.
Almanya’da TKP/ML’ye yönelik açılan dava nedeniyle 9 kişiyle birlikte yargılanan Dr. Banu Büyükavcı 28 Temmuz 2020’de Münih Eyalet Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında 3 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Nürnberg Kliniği’nde psikoterapist olarak çalışan Büyükavcı hakkında sınır dışı kararı da alınmıştı. Avukatları temyiz başvurusunda bulunması ve gerekçeli karar henüz açıklanmamasına rağmen Nürnberg Yabancılar Dairesi “Federal Almanya Cumhuriyeti için tehlike arz ediyor” gerekçesiyle Aralık 2020’de Büyükavcı’nın sınır dışı edilmesi sürecini başlatmıştı.
Dayanışma eylemleri büyüyor
2005 yılından itibaren Bavyera’da yaşayan ve hakkında açılan dava nedeniyle yaklaşık 3 yıl tutuklu kalan Büyükavcı’nın sınır dışı kararının durdurulması için Aralık ayından bu yana dayanışma eylemleri organize ediyor. Nürnberg’de Ver.di Sendikası önünde her hafta çarşamba günü Büyükavcı için eylem düzenliyor. Sendika binasına büyük bir pankart asılarak Büyükavcı ile dayanışma ilan edildi ve Nürnberg kentinin “insan hakları kenti” adına uygun davranması talep edildi.
‘Yalnız olmadığımı hissediyorum’
Sınır dışı kararı ve gösterilen dayanışmayı gazetemize değerlendiren Banu Büyükavcı, avukatlarının kararın durdurulması için başvuru yaptığını dile getirdi. Kararın uygulanıp uygulanmayacağını önümüzdeki günlerde netleşeceğini söyleyen Büyükavcı, çok sayıda sendika ve sivil toplum örgütünün kendisi için dayanışma kampanyası başlattığına değindi. Her çarşamba günü Ver.di Mittel Franken yönetiminin sendika önünde kendisi için eylem yaptığını belirten Büyükavcı, şunları belirtti: “Başlatılan eylem beklediğimizden çok daha fazla ilgi gördü. Salgın döneminde yüzlerce insan benim için bir araya geliyor. Şu ana kadar beş kez yapılan eylemle geniş bir kamuoyuna ulaşıldığını düşünüyorum. Bir süre parti ve sendika yaptığı açıklama ve yazdıkları mektuplarla yanımızda olduklarını gösteriyorlar. Bu da bizlere güç veriyor. Mutlaka ki bunlar da davanın gidişatında etkili olacaktır. Dayanışma gösteren herkese çok teşekkür ediyor ve yalnız olmadığını hissediyorum.”
‘Özgürlük mekanlarla sınırlı değil’
Tutuklandıkları süreçte izolasyona maruz kaldıklarını hatırlatan Büyükavcı, “10 kişi tutuklanarak yaşamdan koparıldık. Aylarca izolasyona tabi tutulduk. Özgürlüğümüz kısıtlandı ama bizler de özgürlüğün mekanlara hapsedilemeyeceğini biliyoruz. Bu yüzden de cezaevinde, hücrede ya da hayatın herhangi bir yerinde insanlar kendini özgür hissedebilir. Bizim düşüncelerimiz özgürlük içindir” şeklinde konuştu. ‘Almanya’da bir ilk’
Sadece kendisinin değil davada yargılanan diğer arkadaşlarının da mağdur edildiğine işaret eden Büyükavcı, “Ceza sadece bana verilmedi. Sinan Aydın, Musa Demir için de sınır dışı işlemleri var. Bazı arkadaşlarımıza 20 yıl, bazılarına ömür boyu Almanya’ya giriş yasağı getirildi. Almanya’da hiç kimseye bu kadar süre giriş yasağı verilmemişti” diye aktardı. Çıkarları birleşiyor
Büyükavcı, birlikte mücadele etmenin önemine değinerek “Mücadeleyi birlikte veremezsek yarın olacaklara karşı hazırlıklı olamayız” diye ekledi. Kararın Türkiye ile Almanya ilişkileriyle bağına da dikkat çeken Büyükavcı son olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Alman devleti Erdoğan ve TC faşizmini eleştirir gözükse de sonuç itibari ile çıkarlar doğrultusunda birleşiyorlar. Son 4 yıl içinde yaklaşık 30 kez Almanya Türkiye’ye silah satışında bulunmuştur. Mülteci politikalarında Türkiye’yle anlaştıklarını da düşünüyorum. Alman devleti sınıfsal konumu gereği kendilerine muhalif olarak gördüğü işçi, emekçi ve komünistlere karşıdır. Alman devleti de bizi kendine tehdit olarak görüyor.”