Author: ali

  • Dünya’da ‘Covid Aşı’ adaletsizliği; Aşılar ‘Zenginler Kulübü’ne gitti

    Dünya’da ‘Covid Aşı’ adaletsizliği; Aşılar ‘Zenginler Kulübü’ne gitti

    Dünyada şu ana kadar en az 107 ülkede Covid-19 ile mücadele için 200 milyon dozun üstünde aşı vuruldu. Bu dozların yüzde 45’i, “zenginler kulübü” olarak bilinen G-7 ülkeleri vatandaşlarına yapıldı.

    Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) hesaplarına göre, Türkiye saati 12:00 itibarıyla bütün dünyada aşı dozu sayısı 201 milyon 42 bin 149 olarak kayıtlara geçti. Türkiye’de ise sayı 6 buçuk milyonu aştı.

    Çin ve Rusya’nın son günlerde vurduğu aşı miktarını tam olarak açıklamaması yüzünden, bu rakamın çok daha fazla üstüne çıkıldığı tahmin ediliyor.

    G-7’de yaşayanlar toplam dünya nüfusunun yüzde 10’u

    Aşıların yüzde 45’inin vurulduğu G-7 ülkelerinde yaşayanlar, dünya nüfusunun yüzde 10’unu teşkil ediyor. Bugüne kadar aşı dozlarının yüzde 92’si, Dünya Bankası kriterlerine göre, zengin ya da gelir düzeyi yüksek veya orta seviyede ülke vatandaşlarına vuruldu.

    G-7 ülkeleri içinde yer alan ABD, Kanada, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve Japonya, cuma günü aşı dozlarını fakir ülkelerle de paylaşma taahhüdünde bulunmuştu. G-7 ülkeleri, Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı’na (COVAX) yapacakları mali katkıyı ise iki misli artırarak 7,5 milyar dolara çıkarma vaadinde bulunmuştu.
    Türkiye’de aşı kampanyasıyla ilgili son durum ne?

    Türkiye’de şu ana kadar 6 milyon 550 bini aşan doz aşı yapıldı. Bunun 5 milyon 510 bin 419’u birinci doz, 1 milyon 41 bin 416’sı ise ikinci doz uygulaması olarak kayıtlara geçti.

    İsrail ilk sırada

    Nüfusuna göre en fazla aşı vurulan ülke sıralamasında İsrail açık ara önde bulunuyor. İsrail’de, şu ana kadar toplam nüfusun yüzde 49’una en azından ilk doz aşı vuruldu. Nüfusun yüzde 33’üne ise ikinci aşı uygulandı.
    Gine ve Ruanda’nın da içinde bulunduğu 29 yoksul ülkede ise aşı çalışmalarına kısa süre önce başlandı.
    Dünyada en fazla aşı vurulan ülke sıralamasında ABD, 59,6 milyon dozla ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi 40,5 milyon dozla Çin, 17,5 milyon dozla İngiltere, 10,7 milyonla Hindistan ve 7,1 milyonla İsrail izliyor.

    Kaynak: Euronews

  • İngiliz Gazetelerinde Öcalan Özgürlük kampanyası

    İngiliz Gazetelerinde Öcalan Özgürlük kampanyası

    Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü hedefiyle başlatılan ULUSLARARASI ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK kampanyası kapsamında gazetelere verilen tam sayfa ilanlar ülke genelinde gündem oluşturmaya devam ediyor.

    İngiliz İşçi Sendikalarının kampanyası dahilinde, bu gün Hucknall Dıspatch, The Gazette, Banbury Guardian, Rugby Advertiser, Sunderland Echo ve Rasen Mail toplam 6 gazetede Öcalan’a özgürlük ilanları yayınlandı.

    İngiltere, İşkoçya ve İralanda da ulusal gazetelere verilen ilanların ardından bölgesel gazetelere ilanlar da günlük olarak yayınlanıyor. Son iki gün içerisinde, Saffron Reporter, Suffolk Mercury, Ipswisch Star, East Anglian Daily Times, Steevenege Comet , Wisbech Standard, Royston Crow ve Ely Standard, Peterbrough Telegraph, St. Albans Advertiser, East Suffolk Extra, Gazetelerinde Öcalan’a Özgürlük ilanları yer almıştı.

    İngiltere’nin en büyük işçi sendikaları UNITE ve GMB ile Britanya Kürt Halk Meclisinin ortak organizasyonu ile yürütülen kampanya 6 Milyonun üzerinde insana ulaşarak ülkede gündem yarattı.

    Britanya’nın en büyük işçi sendikalarının desteklediği ve Britanya Kürt halk meclisi öncülüğünde devam eden kampanya sayesinde ülke genelinde milyonlarca insana her gün Öcalan’ın fikirlerini tanıyor ve fiziki özgürlüğünün önemini de görüyor.

    Hafta sonu yayınlanacak ilanlar ile beraber kampanyanın girişimleri ile ülke genelinde 100 gazetede Kürt halk önderi Öcalan için özgürlük çağırıları yapılmış olacak.

  • Covid-19: İngiltere 31 Temmuz’a kadar tüm yetişkinleri aşılamayı hedefliyor

    Covid-19: İngiltere 31 Temmuz’a kadar tüm yetişkinleri aşılamayı hedefliyor

    İngiltere Başbakanı Boris Johnson, 31 Temmuz’a kadar yetişkin gruptaki herkese ilk doz koronavirüs aşısını yaptırma sırasının gelmesini hedeflediklerini açıkladı.Birleşik Krallık’ta aşılama kampanyası Aralık ayında başladı ve şu ana kadar 17 milyondan fazla doz aşı yapıldı.
    Johnson, yaptığı açıklamada, artık aşı programının “daha da ilerlemesi ve daha hızlı gitmesini” istediğini söyledi.
    Başbakan ayrıca, belirlenen 31 Temmuz hedefiyle sağlık açısından kırılgan durumdaki kişilere “daha erken” koruma sağlanacağını ve uygulanan katı kısıtlamaların hafifletilmesine yardımcı olacağını belirtti.
    İngiltere Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) CEO’su Sir Simon Stevens, gelen “ilk işaretlerin” aşı uygulamasının hastaneye yatışların azalmasına neden olduğunu gösterdiğine dikkat çekti.

    Johnson’ın Pazartesi günü kısıtlamaların kaldırılmasına ilişkin kapsamlı bir yol haritası açıklaması bekleniyor. Bu açıklama öncesinde de son bir değerlendirme yapmak üzere kabinede yer alan bazı üst düzey bakanlarla bugün bir araya geliyor.
    Yüksek riskli olarak nitelendirilen gruplarda aşılamanın hızlı bir şekilde yapılmasının, Covid-19 kaynaklı can kayıplarının azaltılması ve NHS üzerindeki baskının hafifletilmesi için kritik önem taşıdığı düşünülüyor.
    Hükümet daha önce tüm yetişkinlere ilk dozu Eylül ayına kadar sunmayı hedefliyordu.
    Açıklanan bu yeni plan, 15 Nisan’a kadar 50 yaş ve üstü yetişkinlerin tamamı ile kronik rahatsızlığı olan daha genç yaş gruplarının aşı yaptırabileceği anlamına geliyor.
    Ancak, 50 yaşın altındakiler için öncelik sırasının nasıl belirleneceğine dair detaylar henüz netleşmiş değil.

    İşçi Partisi’nden çağrı

    Ana muhalefetteki İşçi Partisi, hükümetin aşılama programının takvimini öne çekmesini memnuniyetle karşıladı ancak öncelikli grupların tamamlanmasının ardından sıralamanın meslek gruplarına göre yapılması çağrısında bulundu.
    Parti’nin Sağlık Sözcüsü Jonathan Ashworth, “Kısıtlamalar sırasında evde kalamayan öğretmen, polis ve diğer kritik sektörlerde çalışanların kendilerine sıranın ne zaman geleceğini sormaları son derece makul. Hükümetin bir sonraki aşamada önceliği meslek gruplarına göre belirlememesi halinde, bunun nedenlerini açıklaması gerekir” dedi.
    Ashworth ayrıca, aşılama programının bulaş zincirini kırmak için daha güçlü önlemlerle desteklenmesi gerektiğini söyledi.
    Ashwoth, bu önerisine örnek olarak kendini tecrit etmek zorunda olanlara “makul mali destekler” verilmesi, maske kullanımıyla ilgili tavsiyelerin güncellenmesi ve işyerlerinde havalandırma standartlarının iyileştirilmesi gibi düzenlemeleri sıraladı.
    Birleşik Krallık’ta 1500 civarında aşılama merkezi bulunuyor. Bugüne kadar ilk doz aşısını olan kişi sayısı yaklaşık 17,2 milyon. Ayrıca 600 bin kişiye de ikinci doz aşı yapılmış durumda.

    Kaynak: BBC Türkçe

  • Göksunlular Derneği ‘Şükrü Abi’sini andı; Acımız sonsuz

    Göksunlular Derneği ‘Şükrü Abi’sini andı; Acımız sonsuz

    Londra Göksunlular Dayanışma Derneği, hayatını kaybeden Şükrü Taşçı’yı (Şükrü Abi) saygıyla anarak, “Acımız büyük, Şükrü Abi’nin çizdiği yolda devam edeceğiz” dedi.

    Londra`da  Kürt ve Türk toplumu tarafından yakından tanınan Şükrü Taşçı bir diğer adıyla ‘Şükrü Abi’ pandemiden dolayı geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti.

    Maraş’ın Göksun ilçesinden olan Taşçı, uzun yıllar hem Cemevi’nde hem de Britanya Alevi Federasyonu’ndan çalışmalar yürüterek emek verdi. Eylem ve etkinliklerde toplumsal duyarlılığı ile bilinen Taşçı’nın ölümü büyük üzüntü yarattı.

    Londra Göksunlular Dayanışma Derneği
    Londra Göksunlular Dayanışma Derneği

    İngiltere’de yaşayan Kürt ve Türk toplumunun sevilen simalarından Şükrü Taşcı’nın hayaını kaybetmesinin ardından, Göksünlular SDK Derneği Yönetim Kurulu Taşçı’nın ailesi ve sevenlerine sabır diledi. Dernek yöentiminin yayınladığı mesajda; “Çok değerli büyüğümüz, barışımız, kıymetlimiz, başımızın tacı, yol göstericimiz Şükrü Taşçı canımızı Hak’a uğurluyoruz. Acımız sonsuz, çizdiğin yolda devam edeceğiz. Gözün arkada kalmasın.” denildi.

  • Londralı genç müzisyen Barış Bingöl’ün ilk albümü tüm dijital platformlarda

    Londralı genç müzisyen Barış Bingöl’ün ilk albümü tüm dijital platformlarda

    Londra’da yaşayan genç müzisyen Barış Bingöl’ün ilk albümü ”Senden Öğrendim” 14 Şubat günü tüm dijital platformda yayınlandı.

    Dört eserden oluşan ”Senden Öğrendim” isimli albümü 14 Şubat’ta tüm dijital platformda yayınlanan genç müzisyen Barış Bingöl, albümünü yeni nesil arabesk ve halk müziği olarak tanımlayabileceğini söyledi.

    Aslen Bingöllü olan genç müzisyen Barış Bingöl, son iki yıldır Londra’da yaşıyor. Kendisini müzikte hala bir öğrenci olarak gördüğünü söyleyen Bingöl, müziğe henüz çocuk yaşta iken başladığını belirtti. Müziğe ilgisinin henüz çocuk yaşta iken, müzisyen ve ses sanatçısı babasının etkisi ile geliştiğini dile getiren Bingöl, 11 yaşında bağlama ile tanıştı. Babasının desteği ve bir yıl da bağlama dersleri alarak bağlama yeteneğini geliştirdi. O yaştan bu güne bir çok etkinlikte hem bağlama çalarak hem de türküler, deyişler ve şarkılar söyleyerek sahneler aldı ve müzik yolculuğu bu şekilde bugünlere kadar geldi.

    Londralı genç müzisyen Barış Bingöl’ün ilk albümü tüm dijital platformlarda
    Londralı genç müzisyen Barış Bingöl’ün ilk albümü tüm dijital platformlarda

    ‘’Geldiğim yolda artık sesimi aile ve arkadaşlarım dışında daha geniş bir kitleye duyurmaya karar verdim ve bir albüm çalışması gerçekleştirdim’’ diyen müzisyen Barış Bingöl albümünü yeni nesil arabesk ve halk müziği albümü olarak tanımlayabileceğini söyledi.

    Albümdeki şarkıların aranjesini Celal Süvari, müzik yönetmenliğini Ahmet Satılmış yaparken, albümün prodüktörlüğünü de Cem Tuncer yaptı.

    Ayrıca bu projede albüme ismini veren “Senden Öğrendim” isimli esere klip çeken Barış Bingöl klip için başarılı klip yönetmeni Turgay Ceylaner ile çalıştıklarını ifade ederken albümün kapak tasarımı için de başarılı tasarımcı Duysal Tuncer ile çalıştıklarını belirtti.

    Albümde yer alan eserler; söz müziği Ahmet Satılmış’a ait Senden Öğrendim, anonim halk eseri olan Diyarbakır Küceleri, sözleri Yunus Taşkın’a ve müziği Ahmet Satılmış ‘a ait Bekle Bingöl ve yine sözleri İbrahim Dizlek ve müziği Ahmet Satılmış’a ait olan canım kaldı.

    Barış Bingöl -Senden Öğrendim:

    https://youtu.be/ACYcJhRg2Es

  • Tanınmış isimlerden Öcalan’a özgürlük çağırısı

    Tanınmış isimlerden Öcalan’a özgürlük çağırısı

    Aralarında farklı ülkelerden parlamenterlerin, siyasi parti temsilcilerinin ve büyük sendikaların yöneticilerinin de olduğu 22 isim, Türkiye’nin saldırgan politikalarını eleştirdi, Öcalan’ın özgürlüğünü talep etti ve uluslararası topluma Türk devletinin işlediği suçlara karşı harekete geçme çağrısı yaptı.

    Andrew Feinstien (Eski Güney Afrika Parlamentosu Milletvekili, Nelson Mandela’nın yoldaşı): Halkı için adalet, eşitlik ve bağımsızlık arayan Öcalan’ı alıp ‘suçlu’ ve ‘terörist’ diye damgaladılar. Margaret Thatcher ve Ronald Reagan’ın benim eski patronum Nelson Mandela’yı terörist olarak tanımladıklarını hatırlıyorum, aynı durum. Öcalan’ın şu anki hücre koşulları, Nelson Mandela ve arkadaşlarının 27 sene kaldığı Robin Adalarındaki koşullardan bile daha kötü. Uluslararası kurumlar, bu koşulları kesinlikle kabul etmemeli. Fakat batılı ülkeler, ABD ve Birleşik Krallık öncülüğünde Erdoğan’ın bu korkunç rejimini destekliyor. Nelson Mandela ve diğer özgürlük liderleriyle omuz omuza duran Öcalan’ın tutsaklığına bir an önce son verilmeli ve Kürt halkının istekleri yerine getirilmeli.

    Julie Ward (İngiltere İşçi Partisinden Avrupa Parlamentosu eski üyesi): 22 yıl önce ne olduğunu birçok yetkili de biliyor ama halka açıklamıyorlar. Öcalan, dünyadaki ilericiler için çok önemli ve harekete geçirici bir figür ve dönemin otoriteleri onu bir şekilde susturmaya çalıştı. Öcalan’ı insanlara ulaşamayacağı, fikirlerini yayamayacağı bir noktaya getirmek istediler. Ama 22 yıl sonra görüyoruz ki büyük bir uluslararası hareket, Öcalan’ın özgürlüğü için çağrı yapıyor. Bu, Birleşmiş Milletler’e, Türkiye’ye ve Kürtlere çok anlamlı bir mesajdır.

    Margaret Owen (İnsan hakları avukatı): Öcalan Türkiye’de barış için kilit isim ama fikirleri ayrıca dünyadaki herkes için daha demokratik ve özgür bir yaşam için izlenecek bir yol sunuyor. Tarihte hiç kimsenin kadınların eşitliğinin önemini ve demokrasinin kökeni olduğunu Öcalan kadar anlamadığını düşünüyorum.

    Les Levidow (Toplumların Kriminalize Edilmesine Karşı Kampanya’nın [CAMPACC] kurucusu): Türkiye Kürtleri, özellikle de Öcalan’ı susturmaya çalışıyor. Birleşmiş Milletler de PKK’yi Türkiye’nin çabaları sonucunda terör örgütleri listesine almış durumda. PKK’nin bu listeden çıkarılması gerekiyor. Nasıl ki 2005’te intifada sırasında Filistin halkıyla dayanışma hareketinde yer aldıysam, bugün de Kürtlerle dayanışma içindeyim.

    Jean-Christophe Sellin (Fransa Sol Parti Üyesi, Boyun Eğmeyen Fransa Hareketi [Anomise] Dış İlişkiler Sorumlusu): Dünyadaki en önemli siyasi tutsaklarından biri olan Öcalan’ın halen hapiste olduğunu görmek, gerçekten çok üzücü. Bence Öcalan, Ortadoğu’ya çözüm getirebilecek en önemli isimlerden biri. Sadece Kürtler için değil, Türkiye ve diğer bölgeler için “demokratik konfederalizm” modelini inşa edebildi. Bu, bütün dünya halkları için bir çözüm. Öcalan, Kürtler için Nelson Mandela gibidir. Bence ancak o masada olursa Ortadoğu’daki tüm insanlar için eşit bir çözüm gelişebilir.

    Kariane Westrheim (AB Türkiye Sivil Komisyonu [EUTCC] Başkanı): Türkiye’de rejimin Öcalan’ın ve Kürtlerin mücadelesinin hiçbir zaman bitmeyeceğini anlaması gerekiyor. Avrupa’daki Öcalan’ı ve Kürtleri destekleyenler olarak biz de hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Çağrımız, Öcalan’ın serbest bırakılmasıdır, çünkü o serbest olmadığı sürece bir gelecek mümkün değildir. Avrupa Birliği’nde birçok politikacı ve politik grup da Öcalan’ın Ortadoğu’ya barış getirebilecek tek isim olduğunu, serbest bırakılmasının ne denli önemli olduğunu anlıyor. Sayın Öcalan’ın serbest bırakılması, Ortadoğu’ya barışı getirmek için tek umuttur. Eminim ki Erdoğan da bunu anlıyor ama yapacak kapasitesi yok. Erdoğan, bir şeyleri çözmek için adım atabilecek bir insan değil.

    Johannes De Jogn (Sallux Enstitüsü Direktörü): Demokratik Konfederalizm, üretim araçlarının kontrolünün devlete değil halka ait olması gerektiğini söyleyen bir paylaşımcı ekonomi modeli ve Suriye’de kurulan kooperatif ve komünler bu düşüncenin gerçeğe dönüştürülebildiğini kanıtlıyor. Bizim katolik düşüncemiz de paylaşımcılığı esas alıyor, demokratik konfederalizme çok benzeyen kurumları öngörüyor. Bize göre iki yaklaşımın da ulaşmak istediği nokta aynı. Ben Türk devleti ile Kürt halkı arasındaki bu çatışmanın bitmesini umuyorum. Demokratik Konfederalizm düşüncesi, tüm dünyada ortak sorunlara benzer çözümler isteyebileceğimizi gösteriyor. Buradan gelişen bir uluslararası tanınma ile ortak bir nokta bulunabilir.

    Lydia Samarbaksh (Fransa Komünist Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu): Kendi nüfusunun bir bölümünü yargılayan bir rejim ile müreffeh, istikrarlı ve gelişmiş bir devlet kurulamaz. Türkiye’nin geleceği, nüfusunun tüm bileşenlerinin siyasi ve kültürel haklarını tanımasıyla başlayabilir ve bunun da başlangıcı Kürtlerdir. Birleşmiş Milletler nezdinde Türkiye rejiminin yayılmacı projelerine karşı siyasi, diplomatik ve ekonomik baskının artırılması gerekiyor, çünkü bu bölgede barışa ve tüm dünyaya karşı bir tehdit oluşturuyor. Hepimizin ortak çıkarları için Erdoğan’ı durdurmalıyız. Bu mesajla ayrıca Kürt halkına, onların cesaretine partimizde büyük bir hayranlık duyulduğunu söylemek istiyorum. Siz yüz yıl boyunca haklarınız, onurunuz ve bölge halkları ve Türkiye’deki tüm halklar için barış için savaşmaktan vazgeçmediniz. Kürtlerin yaptığı, Türkiye ve Ortadoğu’daki demokrasi çabaları için örnek oluşturuyor. Bizim uluslararası dayanışmamız zayıflamayacak ve Kürt halkının haklarını savunmaya devam edeceğiz.

    Nik Matheu (Türkiye’yi Boykot Kampanyası Britanya Sözcüsü): Artık Öcalan’ın özgürlüğünün zamanı geldi. Öcalan, kalıcı barışı getirme rolünü oynayabilecek ve Kürt sorununun çözümü için alternatif cevaplar verebilecek bir isim. Çözümlemeleri sayesinde Libya’dan İran’a bütün Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da demokratik toplum şansına ulaşabiliriz. BM ve diğer uluslararası organizasyonların PKK ve Öcalan’ı halen ‘terör listelerinde’ tutmaları, yangına körükle gitmek gibi. Bizim Öcalan’ın serbest bırakılmasına ihtiyacımız var. Onu 22 yıldır hapiste tutmaları, güçlerinin değil güçsüzlüklerinin belirtisidir. Dünyada ve bölgede demokratik toplum ve özgür bir yaşam isteyenlerin birleşmesiyle Öcalan serbest bırakılacak ve oynaması gereken rolü oynayabilecektir.

    Saleh Mamon (Göçmen Toplumların Kriminalizasyonuna Karşı Kampanya [CAMPACC] İngiltere Temsilcisi): Öcalan hapisteyken dünyanın en yaratıcı düşünürleri arasına girdi. O, çok kültürlü demokrasiye, kadın haklarına, ekolojik bir ekonomiye ve barışa dair vizyonları olan biri. Türk devleti, Kürt halkına karşı uyguladığı terörü artık durdurmalı, açlık grevinde olan Kürt siyasi tutsakları serbest bırakmalı. Kobanê’deki direniş ve Rojava’daki inanılmaz gelişmeler, Kürtlere saygıyı artırdı. Bu adaletsizliğe karşı mücadele etmekten başka şans yok. Kürtler, direnen, dayanışan umutlu bir toplum yaratarak kazanacak.

    Dr. Amber Huff (Sussex ve Oxford Üniversitelerinden sosyal antropolog): Türk devletine artık yeter demek istiyorum. Öcalan ve diğer siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalı. BM’ye de Türkiye’de çağdışı muameleye maruz kalan halklar için kullanabileceği bir gücü olduğunu hatırlatmak istiyorum. BM üyesi devletlerin Türkiye’ye yönelik silah satışını durdurması, finansal desteği kesmesi, Erdoğan’ın bu terörünün devam etmesine engel olabilir. Kürdistan halkının mücadelesi ve Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm fikri, ilericilerin ilham kaynağına dönüştü. Kürtler ve Öcalan, özgürlük mücadelesinin verildiği, demokratik ve ekolojik toplumların yaratılmak istendiği dünyanın birçok yerindeki insanlar için ilham kaynağı. Kürt halkının yanındayız ve gelişmeleri takip ediyoruz.

    Dr. Thomas Milley (Sosyolog ve Öcalan’a Özgürlük Kampanyası destekçisi): Öcalan’a uygulanan tecrit insanlık dışıdır ve uluslararası yasalara da aykırıdır. Bu konuda CPT’nin raporları da ortada. Bu tecritin nedeni, Öcalan’ın Türk milliyetçiliğinin karşısına koyabildiği bir ideolojisinin olmasıdır. Öcalan, barış arayışı içindedir ve bölgede demokratik bir çözüm için kilit isimdir. Umarım CPT ve Avrupa Konseyi gibi kurumlar da sonunda Öcalan’ın özgürlüğünün önemini anlarlar. Artık Ortadoğu ve Türkiye’ye barışı getirecek ismin Öcalan olduğunu görmek zorundalar.

    Dr. Felix Padel (İngiliz solunun teorisyenlerinden, Sussex Üniversitesi Öğretim Üyesi): Öcalan’ın yakalanması tam bir skandaldı, uluslararası bir komploda birçok ülkenin istihbarat servisleri birlikte çalıştı. Bu bize aslında bu güçlerin Kürt halkının tüm dünyaya örnek olabilecek demokrasi yaklaşımından korktuklarını gösteriyor. Öcalan bence Kürtler için, gelecek için büyük bir umuttur. Sunduğu model, milliyetçilik yerine demokratik konfederalizmi getiriyor, ataerkilliği bitirip kadın-erkek eşitliğini öngörüyor. Kapitalizm ve Türkiye’ye silah satan ülkeler, Öcalan’ın fikirlerinden elbette korkuyor. Onun 22 yıl önce nasıl oyunlarla kaçırıldığını ve 22 yıldır tüm insan hakları ihlallerine ve tüm raporlara rağmen nasıl tecrit altında tutulduğunu herkes çok iyi biliyor.

    Pietro Shakarian (Ohio Ulusal Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ermeni tarihçi): Türk devleti, Kürt halkı ile diyalog kurmak zorunda. Öcalan’la ve HDP’li Selahattin Demirtaş’la diyalog kurmalılar. Bu liderleri tutuklamak, tecrit altında tutmak, insan haklarından mahrum etmek, akıl işi değil. Modern bir dünyada halkının hakları için mücadele etmek nasıl suç olarak görülebilir, bu insanlar nasıl tutuklanabilir, anlamak gerçekten zor.

    Prof. Michael Gunter (Tennessee Üniversitesi Siyasal Bilimler Profesörü, EUTCC Genel Sekreteri): Öcalan, tutsaklığı sırasında PKK’ye büyük sempati topladı, ayrıca PKK de Öcalan her gün orada olmadan da gelişmeyi başardığını gösterdi. Ben, yaklaşık çeyrek asırdır tutsak olan Öcalan özgür olsaydı, dünya nasıl daha güzel olurdu, onu düşünüyorum. Türkiye, Öcalan’dan çok korkuyor ve ona uygulanan tecrit de korkularından kaynaklanıyor.

    Doug Nicholls (Britanya Sendikalar Konfederasyonu Genel Sekreteri): Biz Kürt halkının mücadelesini desteklemeye devam edeceğiz. Kürt halkına, “Mücadelenize devam edin, mutlaka kazanacağız” demek istiyorum. Kürtlerin sorunları dünyada artık daha çok biliniyor. Öcalan’ın tutsak kaldığı her gün Türkiye, yetersizliğini, yeteneksizliğini ve barış arayan bir ülke olmadığını dünyaya göstermiş oluyor. Birleşmiş Milletler derhal harekete geçmeli. Tüm uluslararası yasaların da gerektirdiği gibi Öcalan’la hemen bir görüşme gerçekleştirilmelidir. Avrupa Birliği de Türkiye’ye baskı uygulamalı; Britanya’ya denizlerde midye avlamak konusunda baskı yapacaklarına dünyadaki daha önemli meselelerle ilgilenmeliler.

    Sarah Glynn (İskoçya Kürdistan İle Dayanışma Komitesi aktivisti): Öcalan’a uygulanan komplo, birçok ülkenin utanç kaynağıdır. CIA ve Türk istihbaratının kirli işbirliğini de bu oyunun içinde gördük. Öcalan, PKK’nin ABD’nin girişimiyle ‘terör örgütleri listesine’ alınması ardından komploya uğramıştır. Eğer gerçek anlamda soruna çare aranıyorsa bunun adresi Öcalan’dır, onu iyi dinlemek gerekiyor.

    Simon Dubbins (İngiltere ve İrlanda’nın 1.4 milyon üyeli sendikası ‘Unite the Union’un uluslararası direktörü): CPT pozisyonunu net bir şekilde belirledi, Türkiye’nin yaptıklarının akıl dışı olduğunu ve Öcalan’ı serbest bırakıp yeni bir barış sürecine başlamaları gerektiğini artık herkes biliyor. Kürt halkı, zor da olsa mücadeleye devam etmeli. Artık büyük bir uluslararası destek var ve bence artık yeni bir bağlam da var. ABD’deki başkan değişiminin de yeni bazı gelişmeler getirebileceğini ve Türkiye üzerindeki baskının artacağını düşünüyorum. Biz de Türkiye’yi barış ve diyaloga çekmek için mücadeleyi yükseltmeliyiz.

    Tony Burke (‘Unite the Union’ Genel Sekreter Yardımcısı): BM daha fazlasını yapmalı ve Türkiye’ye baskı uygulamalı. Türkiye artık korsan bir devlet olmaya başladı. Türkiye’nin saldırganlığını, sadece Kürtlere karşı değil ayrıca sendikalı işçilere karşı çirkinleşmesini, artık bütün dünya görüyor. Türkiye, bu saldırganlığa son verip Öcalan’ı serbest bırakmalı. AB, ABD ve diğer ülkeler, Öcalan’a Özgürlük Kampanyasına destek vermeli, Türkiye’ye baskı uygulamalı. Britanya yakında Türkiye ile yeni bir ticaret anlaşmasını görüşecek. Britanya’ya da Türkiye’ye Öcalan’a yönelik tecriti sonlandırması için baskı uygulaması gerektiğini söylemeliyiz. Bu hatta ticaret anlaşmasında bir önkoşul olmalıdır. Türkiye, sadece Öcalan’ın durumundan dolayı değil, sendikacılara yapılanlardan dolayı da hesap vermelidir.

    Shavanah Taj (Galler Sendikalar Konfederasyonu [TUC] Genel Sekreteri): TUC olarak biz, Türkiye’deki işçi sendikalarını uzun süredir destekliyoruz. Bu dayanışma giderek daha da büyüyor. Öcalan’ın özgürlüğünü istemeye de giderek güçlü şekilde enerji harcıyoruz. Kürt halkına yönelik baskılar derhal son bulmalı, tüm politik tutsaklar ve Öcalan serbest bırakılmalıdır. Bence, ki birçok sendika liderinin fikri de bu yönde, Öcalan’ın özgürlüğü ileriye doğru atılmış bir adım olur. Bu şekilde belki bir barış süreci başlayabilir. Dünyanın yaralarını sarmaya ihtiyaç duyduğu bu dönemde Türk devletinin Öcalan’ı serbest bırakması gerekiyor.

    Clare Baker (‘Unite the Union’ Uluslararası Sekreteri): Britanya’da sendikaların yürüttüğü Öcalan’a Özgürlük Kampanyası dahilindeki çalışmalarımızla Öcalan’ı tüm sendikal hareketlere tanıtmaya çalışıyoruz. Bir halk hareketinin arkasına sendikal hareketi alması, çok önemli ve ciddi bir gelişmedir. Biz Türkiye’nin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarını görüyoruz, Türkiye ve Erdoğan’ın Kürtlere yönelik baskı ve zulmüne tanık oluyoruz. Burada, Britanya’da Kürt mücadelesi için sesimizi yükseltmeliyiz. BM’ye ve AB’ye “Biz buradayız ve Kürtlerle dayanışma içindeyiz, barış ve özgürlük için Kürtlerle birlikte mücadeleye hazırız” mesajı vermemiz gerekiyor. BM, Kuzeydoğu Suriye’deki işgalleri göz ardı edemez, buradaki insanların korunması için derhal harekete geçmelidir. Biz her zaman Türk devletinin bu yaptıklarına karşı durmaya devam edeceğiz.

    Rahila Gupta (Gazeteci, kadın hakları aktivisti): Birleşmiş Milletler’in işlevsizliği artık rahatsız etmeye başladı. Türkiye’nin uluslararası toplum tarafından artık desteklenmemesi gerekiyor. Türkiye ile ticareti tamamen durdurmalı, silah satmayı bırakmalıyız. Biz de Türk ürünlerini boykot etmek durumundayız, aynen Güney Afrika’daki apartheid’a karşı yaptığımız gibi. İnanç, her zaman korkunun karşısında kazanır.

     

    Erem Kansoy

  • Erdoğan İslamcı radikalliği tetikliyor

    Erdoğan İslamcı radikalliği tetikliyor

    Hollanda’da HP/De Tijd gazetesi, “Türklerde Selefiliğin yayılması ve Hollanda’ya olan etkisi” başlıklı istihbarat raporunu yayımladı. Raporda Erdoğan’ın İslamcı radikalliği tetiklediği belirtildi.

    Hollanda’da Ulusal Terörizm ve Güvenlik Koordinatörü (NCTV) adlı istihbarat örgütüne ait olduğu belirtilen “Türklerde Selefiliğin yayılması ve Hollanda’ya olan etkisi” başlıklı rapor HP/De Tijd gazetesinde yayımlandı.
    Raporda, Erdoğan’ın Hollanda’da bilinçli bir İslamlaştırma stratejisi uyguladığı belirtilerek, Hollanda’daki Türk toplumunun bir kısmının Türkiye’den ve Erdoğan’dan önemli oranda etkilendiği kaydedildi.
    HP/De Tijd haberinde Türkiye veya Hollanda’daki Türk toplumuyla alakalı çok sayıda örnek veriliyor. Örneğin, Hollandalı gençlere ulaşılmasının hedeflendiği, Facebook sayfalarında cihatçı Türk örgütlerinden gelen ve öldürülen cihatçıların “şehit” olarak etiketlendiği bilgilerine yer veriliyor. NCTV’ye göre, Batı ve Yahudi karşıtı mesajlar da bu tür sitelerde yayılıyor.

    Nefret ekebilir

    Raporda, Hollanda’nın diğer Avrupa ülkeleri gibi Erdoğan’ın mülteci şantajına boyun eğmesine rağmen Erdoğan’ın giderek artan İslamcı mesaj ve faaliyetlerinin sürdüğü kaydediliyor. Bu söylemlerin Hollanda içinde neden olacağı sorunlara dikkat çekiliyor. İstihbarat örgütü NCTV, “Bu durum, Türk Hollandalılar arasında nefret ekebilir ve onların Hollanda demokrasisinden uzaklaşmasına neden olabilir” tespitini yapıyor.
    “Hollanda’nın Utrecht kentinde 2019 yılında Gökmen Tanış’ır dört kişiyi öldürdüğü ve dokuz kişiyi yaraladığı saldırıda Erdoğan’ın etkisi olduğuna dikkat çekilen raporda “Erdoğan’ın İslamcı radikalliği tetiklediği” görüşüne yer veriliyor.

    İslamcılığı bilinçli yayıyor

    NCTV’nin raporu, Türk cumhurbaşkanına doğrudan işaret ediyor, “Erdoğan’ın İslamileştirme Stratejisi: Selefiler Nasıl Yarar Sağlıyor?” başlığı altında, 2002’den beri iktidarda olan Erdoğan’ın islamcılığı bilinçli olarak geliştirdiğine, ordu ve eğitim kurumlarında islamcılığın yayılmasına neden olduğuna dikkat çekiliyor.
    NCTV’ye göre Erdoğan son zamanlarda siyasi Selefilere daha fazla alan sunarak örgütlerin sayısının artmasına neden oldu. Raporda, “Türkiye’deki Selefi grupların niyetleri farklı olabilir, ancak hepsi şeriat hukuku ve İslam devleti şeklinde bir teokrasi için çalışıyorlar” deniliyor.

    Cihatçı gruplara destek veriliyor

    NCTV’nin analizine göre, bir NATO ülkesi olan Türkiye, İBDA-C ve Kaplancılar gibi cihatçı örgütlere alan sağlıyor. Ayrıca Erdoğan’ın Suriye’de Heyet Tahrir el-Şam gibi bazı cihatçı gruplara doğrudan ve ya dolaylı destek sağladığı hatırlatılıyor.
    NCTV raporunda, Müslüman Kardeşler ve Türk siyasi selefilerin “ideolojik olarak bile birleştiklerinin” altı çiziliyor.
    Rapora göre, Hollanda’da açıkça İslamcı ve hatta cihatçı fikirleri teşvik etmekle meşgul olan bir grup, kendisini ‘Halife’ olarak tanımlayan Metin Kaplan’ın Kaplancılar grubu. Bu grup, 2001 yılında Almanya’da yasaklanmıştı. NCTV, Kaplan’ın Almanya tarafından iade edildikten sonra Türkiye’de ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığını ancak 2016’da serbest bırakıldığını hatırlatıyor.

    Çatışmalara yol açabilir

    NCTV’ye göre, Kaplan grubu artık Hollanda’da etkinliklerini artırıyor. Raporda, Kaplancıların küçük bir destekçi grubunun Hollanda’da halen aktif durumda olduğuna yer verilirken, 18 Mart 2019’daki saldırıyı düzenleyen Gökmen Tanış ile bağlantılı bir kişinin de Kaplancı olduğuna işaret ediliyor.
    Rapor, Erdoğan’ın Batı karşıtı mesajlarının Hollanda’daki grupların birbirleriyle çatışmasına yol açabileceği sonucuyla sona eriyor.

    Hollanda’da partiler açıklama istedi

    Raporun sızdırılması ardından Hollanda’daki siyasi partiler peş peşe açıklama yaparak, hükümeti konu ile ilgili açıklama yapmaya çağırdı.
    Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi (VVD)’nin Milletvekili Dilan Yeşilgöz: “Analiz doğruysa yeni değil ama çok endişe verici” derken, Yeşil Sol (GroenLinks) milletvekili Niels van den Berge, “Erdoğan’ın defalarca Avrupa’da Batı karşıtı duyguları ve aşırılığı canlandırmaya çalışması şoke edici” diye belirtti.
    Aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders de, “Mark Rutte, Terörist Erdoğan’a cesaret göstererek mücadele etme, Hollanda’daki nüfuzunu durdurma, Türkiye’yi NATO’dan kovma ve Türk büyükelçisini Hollanda’dan ihraç etme zamanının geldi” ifadelerini kullandı.
    Sosyalist Parti (SP) milletvekili Ronald Van Raak’ın tepkisi ise, “İstenmeyen etki meydana geldi. Türkiye’den finansmanı durdurmak bu etkiyi ortadan kaldırmaya yardımcı olabilir” diye belirtti.

    Kaynak: Özgür Politika