





Pazar günü İngiltere’nin başkenti Londra’da GİK_DER’li sosyalist erkekleler, 25 kasım kadına yönelik şiddete karşı bir basın açıklaması gerçekleştirdiler.
Yapılan basın açıklamasında; erkek egemenliğini bir sorun olarak görüp onunla mücadele edeceklerini aktardılar.
Basın açıklamasının tamamına aşağıda yer veriyoruz.
Eril dünyanın, suç ortakları olarak bizler, vermemiz gereken bir hesap, kendisinden özgürleştirilmesi gereken bir “erkekliğimiz” olduğunu ve bu özgürleşmenin yolunun, önce yüzleşmekten ve hesaplaşmaktan geçtiğini biliyoruz. Bu sorgulama ve dönüştürme yükünü kendi omuzlarımıza almak için yola çıkıyoruz.
25 Kasım, Mirabel kız kardeşlerin, Dominik Cumhuriyeti diktatörlüğünün polisleri tarafından, tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün yıl dönümüdür. Biz Türk, Kürt halkına mensup sosyalist erkekler olarak kadına yönelik şiddeti kınıyoruz. Çağrımız, LGBTİ+ lere ve kadına karşı uygulanan her türlü şiddete karşı mücadele etmeliyiz. Biz sosyalist erkekler, kadın yoldaşlarla birlikte gerici, faşist katliamlara, taciz ve tecavüz saldırılarına karşı mücadeleyi omuzlamaya hayatın her alanında aynı muhalif kimlikle faşizme ve gericiliğe karşı isyanda olacağız.
Toplumsal ve siyasal yaşamın her alanında kadınlara yönelik hâkim olan şiddet, baskı, taciz ve tecavüz kontrol aracı olmaya devam ediyor. Pandemi sürecinde de evlerde, işyerlerinde uğradıkları saldırı, şiddet, tecavüz ve tacizle kadın kimliğine yönelmiş bir saldırı olarak devam etti.
Ekonomik krizle gelen işsizlik, yoksulluk, açlık, sefalet yıkım politikaları, ırkçılık ve ayrımcılık, milliyetçi-faşist politikaların taban bulmaya başladığı ve militaristleşmeyle şiddeti tırmandırıyor. Dünyanın bir çok yerinde kadın bedenin metalaştırarak, kadın bedenini bir sömürü aracına dönüştürmeye, kadını hiçleştirmeye çalışan emperyalist kapitalizmin politikaları sonucu olmuştur.
Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan’da töre, gelenek adı altında farklı cezalandırılmalarla kadın katliamları yaşanıyor. Yine TC devletinin kadın katliamlarını, taciz ve tecavüzü meşrulaştıran yasama ve yürütmesiyle, bir çok kadın gericilerin ve devletin kolluk küvetlerinin saldırılarına maruz kalmaktadır. Kadın gerillanın bedenlerine yapılan saldırılar kutsanarak tecavüzcüleri ‘savaşçı ve kahraman askerler’ olarak onurlandırılıyorlar.
Biz sosyalist erkekler; Kadın özgürlük mücadelesini eylem gücümüzle büyüteceğiz. Eylemlerimizle dayanışmayı artırarak, şiddeti kişisel bir sorun değil, erkek egemenlikli toplumsal bir sorun olarak görüp mücadele etmeliyiz. Gerici toplumsal değerlere, cinsiyetçi rollere, töre ve geleneklere karşı devrimci bilinç ve eylemler geliştireceğiz.
Unutmamalıyız ki; Emperyalist, savaşlarda kadın bedeninin işgaline, Fabrikalarda ekonomik şiddet ve aşağılanmalara, sokaklarda, evlerde, okullarda, yaşamın bütün alanlarında tecavüz ve taciz saldırılarına, Dini gericiliğin kıskacı altında yapılan saldırılar, kadınlara yönelik ırkçı saldırılar ve onun yasalarına karşı hesap sormak ve mücadele etmek için biz sosyalist erkeklere büyük görev ve sorumluluk düşüyor. Biz, sosyalist erkekler bunun bilinciyle hareket edip, kadınların özgürleşmesi eşit ve birlikte yaşama alanlarının oluşması için gücümüzü, sesimizi birleştirip mücadeleyi büyüteceğiz. İstanbul Sözleşmesi koşulsuz uygulansın. Kadına yönelik şiddete hayır.

Londralı Sosyalist Erkekler


25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü eylemleri kapsamında tarihi BBC Radyo binasına asılan pankart çevreden yoğun ilgi ile karşılandı. Pankartı asan Kürt kadınlara çevreden alkışlarla destek verildi. Londra Kürt Kadın İnisiyatifinin kendi elleriyle hazırladıkları pankartlar 25 Kasım etkinlikleri kapsamında her gün kentin popüler park ve meydanlarında asılacak.


HABER MERKEZİ – Suriye Amude’de 1960 yılında Şehrezad Sineması’nda çıkan şaibeli yangında yanarak ölen 280 Kürt çocuğu 60 yıldır unutulmuyor. O gün yanan sinemada şans eseri hayatta kalanlar, çocuk yüreklerine işleyen kabus gibi geceyi anlattı.
Suriye’nin Amude kentinde 13 Kasım 1960 gecesi Şehrezad Sineması’nda çıkan yangında çoğunluğu Kürt 280 çocuk yanarak yaşamını yitirmişti. Bölge tarihinin en acı olaylarından biri olarak tarihe geçen ve katliam olarak hatırlarda kalan yangının üzerinden 60 yıl geçse de belleklerden hiç silinmiyor. Amude sakinleri, sinema binasının yanındaki kuyuyu ölüm ve yaşam sembolü olarak görüyor.
Şehitler Parkı’nda ise siyah renge boyanmış üç çocuk heykeli bulunuyor ve bu heykelin yanına yangının sembolü haline gelen kuyu açıldı.
Hükümet yas tutmaya bile izin vermedi
Amude halkı, katliamın ardından sadece iki yıl mezar başında mum yakarak çocuklarını anabildi. İktidarda bulunan Baas rejimi, halkın anma yapmasına bile izin vermedi. Tarihe kara bir leke olarak geçen büyük katliam, birçok yazar ve şairin eserlerine konu oldu, hakkında kitaplar yazıldı.
Katliamdan kurtulanlardan biri olan yazar ve avukat Hesen Direi, yangına ilişkin birçok belgenin yer aldığı ‘Amude yanıyor’ adında bir kitap yazdı. Yazar Tirej de bir şiirle Amude öğrencilerini andı. Tirej, vasiyetinde sinema şehitlerinin yanına gömülmeyi istedi. Iraklı şair Mihemed Mihdi El Cewahiri ve Beşir Ewaf da Amude’deki yangına ilişkin şiirler yazmıştı.
‘Yangına sebep olacak her şey sinemadaydı’
Yangın çıktığında sinema salonunda olan ve 12 yaşındayken zihnine kazınan kabusu hala unutamayan Mihemed Emin Ebdulselam, tanıklığını şöyle anlattı:
Okul müdürü tüm öğrencilerin ‘Şebh Muntesaf El Lel’ filmini izlemesini istemişti. Cezayir’de yaşanan devrimi anlatan filmi izlemek için herkes Şehrazad Sineması’na gitti. Sinemanın bulunduğu bina oldukça eskiydi ve kerpiçten yapılmıştı. Etrafına boyanmış çuvallar çekilmişti. Sinemada yangına neden olacak her şey bulunuyordu. Öğrenciler salona sığmadığı için bir kısmı yerde oturmak zorunda kaldı.
‘Kapılar çocukların üstüne kapatıldı’
Yangın anında büyük bir kargaşanın yaşandığını ve çocukların ölmesinde kasıt olabileceğini belirten Ebdulselam’ın tanıklığına göre çocuklar kasıtlı olarak ölüme terk edildi.
Filmin başlamasının üzerinden yarım saat geçtikten sonra filmin sahneye verildiği odada başlayan yangın sahneye doğru sıçramaya başladı. Çocuklar birbirini iterek dışarıya çıkmaya çalıştı. Bir anda sinemanın kapıları üzerlerine kapatıldığı için çoğu kişi içeride boğularak can verdi. Zaten hiç aydınlatılmadı ve bence çok şüpheli bir yangındı.
Ateşler içerisinde kalan çocukların bir kısmı yanmamak için kendini sinemanın kulesinden aşağıya attı. Kulenin dibinde bir su kuyusu bulunuyordu. Bazı çocuklar bu kuyuda can verdi. Bir kısmı da kurtuldu.
‘Kimsenin elinden bir şey gelmiyordu’
Yangının ardından sinema önünün mahşere döndüğünü anlatan Ebdulselam, “Çocukların çığlıkları her saniye daha da yükseliyordu. Aileler çocuklarını kurtarmak için sinema önüne aktı fakat hiçbirinin elinden bir şey gelmiyordu. Yangın her geçen saniye daha da büyüyordu. İtfaiye araçları yoktu. Ben de elimden ve ayaklarımdan yaralandım. Çıkış kapısına çok zor ulaştım. Çıktığımda Şexmus Koy adında birinin beni hastaneye götürdüğünü hatırlıyorum” dedi.
‘Yangının nedeni hala bilinmiyor’
Yangını büyük bir “musibet” olarak değerlendiren Ebdulselam, şöyle devam etti: Çocuklarımız kurban edildi. Sadece külleri kaldı. Çoğu çocuğun vücudu çok fazla yandığı için kimlikleri tespit edilemiyordu. Dönemin hükümeti olaya ilişkin soruşturma açmadı. Uluslararası hiçbir kurum da olayın aslının anlaşılması için girişimde bulunmadı. Şimdiye kadar kimse yangının niçin çıktığını bilmiyor.
‘Mucizevi şekilde kurtuldum’
Yangından sağ kurtulanlardan İbrahim Şexo da yangını cehenneme benzeterek, “Her iki ayağım ve ellerim yandı. Yüzümde de yanıklar oldu. Mucizevi bir şekilde yangından kurtuldum. Ben ve bir grup arkadaşım sinema büfesine saklanarak yangından kurtulduk” dedi. Yaşadıklarını anlatırken gözleri dolan Şexo, yangının ardından okula gittikleri zaman yaşamını yitiren arkadaşlarının boş sıralarına baktıklarında psikolojik olarak çok kötü olduklarını ifade etti.
Çocukları kurtarırken can verdi
Olayın yaşandığı güne ilişkin unutamadığı anları aktaran Şexo, “Mihemed Seid Axa Dequri, alevlerin arasından atlayarak çocukları kurtarmaya çalıştı. Büyük bir cesaretle birçok çocuğun kurtulmasını sağladı. Kucağına aldığı bazı çocukları çıkarmaya çalışırken sinemanın duvarı üzerlerine yıkıldı ve içeride sıkışıp kaldılar” dedi.
Kendi çocukları yangından kurtulmasına rağmen alevlerin arasına dalarak diğer çocukları kurtarmaya çalışan Dequri’nin anısına da Şehitler Parkı’nda heykeli dikildi.

Koronavirüse karşı yüzde 90 oranında etkili aşıyı geliştiren Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin’in başarısı kamuoyunda gündem olurken kimi medya kuruluşları ise bu başarının tek sahibi olarak Dr. Uğur Şahin’i gördü.
Bilim kadınlarının yaptıkları çalışmalara verilmesi gerekenden daha az kredi verildiğini tanımlamak için kullanılan Matilda etkisine tarihten birçok bilim kadını takıldı.
‘Matilda etkisi’ni bilmek için onun öncülü ‘Matthew etkisi’ne bakalım… Sosyolog Robert K. Merton’un 1968’de öne sürdüğü ‘Matthew etkisi’, ismini İncil’den alıyor. Bilim dünyasında aynı işi yapsalar dahi, daha az tanınan bilim insanlarına göre ünlü bilim insanlarının daha fazla öne çıkarıldığını göstermek için kullanılıyor. Merton bu terimi ortaya atarken sosyolog olan eşi Harriet Zuckerman’ın doktora tezi için Nobel ödülü kazananlarla yaptığı röportajları kullanıyor. Örneğin, röportaj yapılan bir kimyacının şunu söylediğini aktarıyor; “İnsanlar kağıtta benim adımı gördüklerinde onu hemen hatırlıyorlar, diğerlerinin ismi ise hemen siliniyor.” Bazı ünlü bilim insanları da sırf bu yüzden, çalışma arkadaşlarının emekleri daha fazla görünür olsun diye, ya birlikte çalıştıkları arkadaşlarının isimlerini en üste yazdırıyorlar ya da kendi isimlerini hiç yazdırmıyorlarmış.
1993’teyse bilim tarihçisi Margaret W. Rossiter, Matthew etkisiyle bağlantılı olarak, sistematik olarak bilim kadınlarının yaptıkları çalışmalara verilmesi gerekenden daha az kredi verildiğini tanımlamak için bir makalesinde ‘Matilda etkisi’ni ele aldı. Örneğin, bugün DNA’nın double helix denen yapısının keşfinde en büyük katkıyı yapanın Rosalind Franklin olduğu artık bilinse de, bu buluş çalışma arkadaşları Francis Crick, James D. Watson ve Maurice Wilkins’e atfedilerek 1962’de onlara Nobel ödülü verilmiş ve onun adı bile geçmemiştir. Sadece Watson daha sonra yazdığı bir kitapta kısa bir şekilde değinmiştir.
Matilda etkisi, 19. yüzyıl oy hakkı savunucusu ve feminist eleştirmen Matilda Joslyn Gage tarafından geliştirilen teoriyi temel aldığı için Rossiter, bu etkinin ismini Matilda olarak adlandırdı.
Ekmek ve Gül

BBC sağlık muhabiri Nick Triggle’nin haberine göre Covid-19 kaynaklı can kaybı sayısı trajik bir eşiğe ulaştığını belirtti.
Nick Triggle’nin haberinde, “Bu rakamlar tek başına her şeyi anlatmıyor. Salgının yükünü herkes eşit bir şekilde hissetmedi. En önemli faktör yaşla ilgili oldu; 10 ölümden 9’u aşkını 65 yaş üzerini etkiledi. Yoksul bölgeler ve etnik azınlık grupları da salgından daha fazla etkilendi. Salgın nedeniyle başka hastalıkların tedavisinde de aksama olduğu için Covid dışı nedenlerle yaşamını yitirenlerin sayısı da arttı. İngiltere dünyanın en yüksek ölüm oranlarından birine sahip. Bunda hükümetin suçlanması anlaşılır bir durum. Zira hükümet salgına karşı önlem olarak kısıtlamaları uygulamada, test ve takip çalışmalarında çok yavaş davrandı. Ancak bu konuda sıkıntı yaşayan sadece İngiltere değil. Benzer tartışmalar İtalya, İspanya ve Fransa’da da sürüyor. Acı gerçek ise bu rakamların önümüzdeki aylarda daha da artmasının beklenmesi. Fakat aşıyla ilgili gelişmeler en azından gelecek yıla dair daha umut verici.” açıklamarını yaptı.
Öte yandan, İngiltere’de resmi verilere göre son 24 saatte 33 bin 470 bin yeni koronavirüs vakası tespit edildi. Bu, salgın başladığından bu yana kayda geçen en yüksek rakam oldu. İngiltere ayrıca Covid-19 kaynaklı can kaybının 50 bini aştığı ilk Avrupa ülkesi oldu.

İngiltere Parlamentosu Kürdistan, Suriye ve Türkiye Tüm Partiler Grubu (APPG) ile Grup başkanı Milletvekili Lloyd Russel Moyle öncülüğünde İngiliz Parlamentosunda Türkiye’ye yönelik soruşturma başlatılıyor.
Türkiye’deki Kürt halkı ve Kürt siyasetçilere yönelik muamele ve uygulamalara ilişkin harekete geçen İngiliz Parlamentosu Tüm Partiler Grubu geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Grubun başlattığı soruşturmanın kanıt ve raporu ise İngiliz Parlamentosunda tüm milletvekillerinin katılacağı bir oturumda gündem maddesi olacak. Açılan geniş çaplı soruşturmada 11 Aralık tarihine kadar delil ve kanıtların toplanmasının ardından detaylı bir rapor hazırlanacak. İngiliz Parlamentosunda gündeme getirilecek olan raporda, diasporada yaşayan Kürt halkının, Türk devletinin Kürt’lere yönelik politikalarından nasıl etkilendiği, Kürt kadınlarına yönelik muamelenin gerçek yüzünü ve en önemliside, İngiliz Hükümetinin Türkiye’de yaşananlar için neler yapabileceği nasıl bir tepki gösterebileceği de masaya yatırılacak. Soruşturma, İngiliz parlamentosu tarafından değerlendirilken ve tamamlamasının ardından da halka açık bir şekilde kayıtları tutulacak ve sunulacak.
BELGE VE KANITLAR TOPLANIYOR
İngiliz İşçi Partili Milletvekili Lloyd Russel Moyle’nin öncülüğünde ayrıca Muhafazakâr Parti Milletvekilleri Alexander Stafford ve Crispin Blunt’ın da desteklediği soruşturmanın bir ayağı da Türkiye’de Kürt halkı, Kürt yönetici ve siyasetçilerine yönelik muamele ve baskıya yönelik belge ve kanıtları toplamaktan oluşuyor. Özellikle, Türkiye’de Kürt temsilinin önündeki temel engeller nelerdir?, Türk Hükümeti Kürtlerin temsili konusunu ele alıyor mu ve eğer öyleyse nasıl?, Türk Hükümeti’nin Kürt diasporasındaki toplum ile ilişkisi nedir?,
Mevcut Türk hükümetinin Kürt haklarına yaklaşımının etkisi nedir, Türkiye ve daha geniş bölgede barış ve Kürtler için güvenliğin temsili ile bunun etkisi nedir?, Kürt temsilindeki krizin toplumsal kadın erkek eşitliği yönleri nelerdir, Kürt kadınlarına yönelik baskılar ne yöndedir, ve bazı çeşitli konularda daha bilgi,belge ve kanıtlar Parlamento Grubu tarafından toplanmaya başladı. Gerek bireylerin gerekse kurum ve kuruluşların belirtilen konular dahilinde olmak şartıyla İngiliz Parlamentosuna sunmak istedikleri kanıt ve delilleri ise kurdish.inquiry@russell-moyle.co.uk Email adresine 11 Aralık günüden önce ulaştırmaları gerekiyor.
İNGİLİZ HÜKÜMETİNE KANIT SUNULACAK
Bu araştırma-soruşturma politikacıları, STK’ları, belediye liderlerini, gazetecileri ve diğer toplum liderlerini Türkiye’de Kürt eşitliği ve temsili konusunda hayati önem taşıyan meseleye dahil etmeyi amaçlamaktadır. APPG başlattığı soruşturma ile Birleşik Krallık Hükümetine, Türkiye’de yapılan anti-demokratik uygulamaları ve hukuksuzlukları kanıt niteliği de taşırken, demokratik ilkelerin en iyi nasıl uygulanacağına dair tavsiyelerde de bulunmayı amaçlıyor.
ERDOĞAN’DAN ÇOK RAHATSIZIZ
İngiliz Milletvekili ve APPG Grubu Başkanı Lloyd Russel Moyle geçtiğimiz gün başlatılan (9 kasım) soruşturmayla ilgili gazetemize özel verdiği demeçte, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın COVID-19 ve sonuçlarının arkasına saklanarak, demokratik bir şekilde seçilmiş Kürt siyasetçileri ve liderlerini görevinden alması – tutuklaması beni ve İngiliz Parlamentosunda bu konuyu Grubumuza taşıyıp soruşturma başlatılmasını isteyen onlarca Milletvekili çok rahatsız etti. Başlattığımız soruşturmanın amacı, Türkiye’de olup bitenlere ışık tutmak ve Birleşik Krallık hükümetinin bölgede barış ve istikrarı nasıl teşvik edebileceğine dair öneriler sunabilmektir.” İfadelerine yer verdi.
RUSSEL MOYLE GAZETEMİZE KONUŞTU
Kısaca bize İngiltere Parlamentosu Kürdistan, Suriye ve Türkiye Tüm Partiler Grubu (APPG) hakkında bilgi verebilirmisiniz?
Son oluşturulan Parlamentoda birkaç farklı Parlamento grubu da kuruldu, bunlar; Kürdistan, İran, Rojava ve Türkiye ile ilgili gruplardı. İran Grubu ayrı bir grup şeklinde çalışmalarına devam ediyor, Türkiye ve Rojava ile ilgili grupları ise birbiriyle eşleştirdik çünkü yoğun olarak bu gruplarda çalışanlar her iki çalışmada da büyük oranda aynı kişilerdir.
Kuzey doğu Suriye ve Rojava’yla dayanışmamızı sonuna kadar elbette ilerletemeye devam edeceğiz bu bizim için çok önemli, fakat Türkiye’deki politik duruma da sessiz kalmamız imkansızdır. Türkiye bir NATO ülkesi üyesi ve Britanya’nın da bölgedeki bir ortağıdır. Türkiye’de demokrasi tehlike altındadır, dünyadaki en fazla tutuklu gazeteci şu anda Türkiye’de ve demokratik bir şekilde seçilmiş Kürt temsilcilerde çok büyük bir baskı altındalar. Bu konuları kapsayan ve bu konuları gün ışığına çıkaracak bir soruşturma başlattık ve parlamento grubu olarak tarz çalışmalar yapıyoruz.
Sizin de belirttiğiniz gibi APPG İngiltere Parlamentosu Kürdistan, Suriye ve Türkiye Tüm Partiler Grubu olarak İngiliz parlamentosunda Türkiye’nin Kürt siyasetçilere ve Kürt halkına yönelik baskı ve hukuksuzluklarına ilişkin bir soruşturma başlattınız, soruşturmaya dair bizlere daha fazla bilgi verebilirmsiniz? Ve soruşturmanın planlaması ne yöndedir?
Grubumuzun isminden de anlaşılacağı üzere soruşturma parlamentonun tüm partileri tarafından gerçekleştiriliyor, soruşturmayı ben yönetiyorum ve iki muhafazakâr partili milletvekilinin de desteğini alıyorum. Crispin Blunt daha önce bu konularda birlikte çalıştığımız eski bir muhafazakâr milletvekili kendisi ayrıca yakın geçmişte dış işleri bakanlığı yüksek komitesi başkanıydı, kendisi ayrıca Kuzey doğu Suriyeyi’de ziyaret etmiş birisidir. Alexandra Stafford ise bize katılan bir diğer muhafazakâr partili milletvekili.
Aynı zamanda birçok komisyon üyeleri ve birçok işçi partili milletvekili de ayrıca destekçimizdir.
Öncelikle, bir çağırı yayınladık ve her kesimden insanın bize ulaşabileceği bir elektronik posta adresini yaymaya çalıştık, önümüzde sadece birkaç hafta var ve toplayacağımız kanıtların ardından bu kanıtların dinlenmesi için bir oturum gerçekleştireceğiz.
Türkiye’ye açılan soruşturma aslında şu anda karşıt partilerin ortak çalışması halinde ilerliyor, bu ortaklığın nasıl sağlanabildiğini düşünüyorsunuz?
Irak’ta olduğu gibi Kuzey doğu Suriye’de de Kürt güçlerinin dostumuz olduğunu çok iyi biliyoruz. Fakat Türkiye’deki durum ise daha karmaşık, Britanya’da dahi bir çok Muhafazakar Türkiye’de yaşananlara tepki gösteriyor, yaşananların gözler önünde olması sonucunda görmemek elde değil ve onlarda benim gibi parlamento da bu konuda seslerini yükseltiyorlar, ve aslında işte bu nokta bizim karşıt iki partinin ortak çalışma yürüttüğü çok önemli bir nokta olmuştur. Türkiye’de yaşananlar aslında diyebiliriz…
Size göre, Türkiye şu anda hangi yöne gidiyor ve Türkiye’den demokratikleşme sürecine dair beklentiniz nedir?
Bu tam da aslında başlattığımız soruşturmanın amacıdır. Size soruşturma tamamlanmadan net bir cevap vermek istemiyorum ama şunu söylemeliyim ki bence Türkiye’de işler pekteiyi bir yöne doğru gitmiyor, elbette Erdoğan ve yönetimine yönelik çok büyük kuşkular söz konusudur fakat bir diğer taraftan da gene anlamda demokratik şekilde seçilen politikacıların tutuklanmaları, hukuksuzca gözaltılar ve sadece HDP’liler değil CHP’li vekillerde tutuklanıyor, ki CHP Erdoğan ile çok minik düzeyde ter düşmüştür ve karşıt çok küçük sesler çıkarmıştır zaman zaman. Türk hukumetine karşı en ufak bir seste gerçekten çok kuşkulanacağımız tepkileri Türkiye’den görebiliyoruz. Aslında Türkiye’lilerden de kendi durumlarını gösteren ve açıklayan kanıtları bekliyoruz bize göndermeliler ve durumlarını bizlere açıklamalılar. Umarız ki önümüzdeki Mart ayında bize gelen kanıt ve delillerden oluşturacağımız raporu parlamentoda gündeme getireceğiz, ve başbakanın konuyla ilgilenmek durumunda kalacağı birkaç saatlik bir oturum ile konuyu gündemde tutacağız, fakat öncelikle raporu hazırlamakla meşgul olacağız.
TÜRKİYE’DE OLANLARDAN KUŞLUKUYUZ
Muhafazakar Partili Milletvekili Alexander Stafford ise konu ile iligli gazetemize gönderdiği özel mesajda, “Kürt halkının tüm dünya ve Türkiye’de saygı duyulması gereken çok zengin ve önemli bir tarihi vardır. Türkiye’de yaşananlara dair basında gözlemlediklerimden gün geçtikçe daha da kuşkulanıyorum, umarım bu başlattığımız soruşturma Kürt halkının birazda olsa sesi olmayı başarır.” Sözlerini kullandı.
İNGİLİZ PARLAMENTOSU ROLÜNÜ OYNAMALI
APPG parlamento grubu üyesi ve Muhafazakâr Partili Milletvekili Crispin Blunt ise soruşturmanın başlatılmasının ardından gazetemize yaptığı kısa değerlendirmede, “Birleşik Krallık ve Ulusal yasalara saygı çerçevesinde her zaman hareket eden Britanya Parlamentosu, dünyanın heryerinde demokrasinin işlemesi için gerekli rolunu oynamalıdır. Türkiye’de bir NATO üyesidir ve bir NATO üyesi olarak demokrasinin en temel ihtiyaçlarına Türkiye sırt dönmektedir. Türkiye’deki tutuklanan gazetecilerin dahi sayısına baktığınızda durumun ne kadar ciddi olduğunu ve Türkiye’nin derhal gazetecileri tutuklamaktan vazgeçmesi gerektiğini görebilirsiniz, Türkiye gerçekten diğer ülkelere göre en çok gazeteciyi tutuklayan ülkemi? Bence bu soruşturma aradığımız sorulara gerçek yanıtları bulmamıza da yardımcı olacaktır.” Şeklinde konuştu.
OLDUKÇA ÖNEMLİ BİR DÖNEMEÇTEYİZ
Britanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi Eş Başkanı Elif Sarıcan ise soruşturmaya ilişkin, “Britanya Kürt Toplum merkezi olarak çok büyük ve ciddi bir adım attık, aslında yüzyıllardır devam eden ve Erdoğan hükümetiyle giderek derinleşen Kürt halkına yönelik baskı ve saldırıların İngiliz parlamentosunda onaylı bir şekilde deşifre edilmesi adına ciddi bir adımdır. Sizlerde biliyorsunuz ki bu konularda yıllardır, bilinci artırmak ve sesimizi yükseltmek adına mücadele veriyoruz, özellikle parlamentodaki iki karşıt partinin bu konuda hem fikir olması ve birlikte adım atmaları büyük önem taşımaktadır. Bu soruşturmayı ciddi memnuniyetle karşıladık, gerekli kanıtları sunmadan ve gerçekleri gün yüzüne çıkarmadan gerçek amacımız olan bölgede barış ve huzuru yakalamamız çok zor olacaktır. Türkiye’deki ve bölgedeki Kürt’lerin haklarını alması için bu soruşturma ciddi önem taşımaktadır. Erdoğan kontrolünde son 10 yılı aşkındır Kürt halkı üzerine yapılan savaş suçları ve hukuksuzluklarında deşifre olacağı bir nitelik taşıyan bu soruşturma hepimiz için adalet ve eşitlik açısından hayati önem taşımaktadır.” Dedi.
Telgraf – Erem Kansoy