Author: ali
-

Edmonton’da polis karakoluna saldırı
Türkiyeli toplumların yoğunluklu yaşadığı Kuzey Londra’nın Edmonton bölgesinde bulunan polis karakoluna bir kişi önce araba ile girmeye çalıştı ardından karakolu benzin dökerek yakmaya çalıştı.Saldırı sırasında çevrede korku dolu anlar yaşanırken, saldırgan karakol çevresine benzin döktü. Ardından da ateşe verdi. Bu sırada polisler saldırganı benzin dökerken etkisiz hale getirdi. Saldırının hangi amaçlı olduğu öğrenilemezken, polisin çok yönlü soruşturma başlattığı öğrenildi. Bölge polis ablukası altına alınırken, bir çok yurttaş ise olay yerinde toplandı. Polis çevredekileri dağıtmak için uzun süre uğraşırken, bölgedeki polis ablukası sürüyor.
-

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) : KDP savaş politikasından vazgeçsin
KDP’nin bölgedeki yaklaşımının Kürt halkına bir çözüm üretmeyeceği uyarısında bulunan DAD Genel Merkezi, KDP’nin girdiği savaş politikasından vazgeçmeye çağırdı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Federe Kürdistan Bölgesi’nde yaratılmak istenen gerginliğe ilişkin, “Savaş değil diyalog” başlıklı yazılı açıklama yayımladı. Savaş politikalarının, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında egemenlerin iktidarlarını koruma aracı olduğu belirtilen açıklamada, bu saldırılar nedeniyle coğrafyanın doğal yerleşik halklarının iç birliklerini koruyamadığını, birbirlerinin katliamlarına tanık olduğu ifade edildi.
‘ÇÖZÜM ÜRETMEYECEKTİR’
Açıklamada, “Ya da bu katliamlara iç ihanetler ile kardeş katline varan süreçler yaşamıştır. Tarih bize gösteriyor ki bu yaklaşımlar, ancak nefsani teslimiyetlerin sonucudur. Reya Heq Alevilerin, Yol kardeşleri Êzidîler ve kadim coğrafyası, Şengal üzerinden savaş gerekçesi çıkaran ve savaş politikaları üzerinden egemen olmaya çalışan KDP’nin yaklaşımı, tarihsel referanslar göz önüne alındığında, Kürt halkına bir çözüm üretmeyecektir. Demokratik, sosyal birlikteliği zedeleyen yaklaşım, diplomatik zayıflığa da sebep olmaktadır. Êzdîxan İŞİD’e terkedilirken, fermanlarına göz yumulurken, bugün Êzdîxan üzerinde hak iddia etmek, vicdanen kabul görecek bir durum değildir. Hakk Yol çizgisi Aryen geleneğin temel inançsal duruşudur. Dersim Katliamının 83. yılına gelirken, Reya Heq Aleviler, toplumsal birlik olmayınca yenilginin kaçınılmaz olduğunu, en acı deneyimleri ile yaşamış ve yaşamaktadır. Kürt halkının Dersim, Şengal, Ağrı, Zilan, Halepçe katliamları toplumsal, politik birlikteliğin başarılamamış olmasının sonucudur. Bu sonuçlar yeteri kadar ders çıkarılacak acı deneyimler barındırmaktadır” denildi.
‘BİRLİĞİ ZEDELEYEN YAKLAŞIM’
Ortadoğu’da zulme hizmet edecek olan savaş politikalarından geri durmanın, toplumsal geleneklerinin kadim çözüm üretme dinamiklerini devrede tutmanın elzem olduğu vurgulanan açıklamada, “Fakat üzülerek fark etmekteyiz ki bölge de diyalog kanallarından çok, KDP’nin egemenlik kurma çabaları kendini açık etmekte. Bu durum Kürtler arası Demokratik Birliği derinden zedeleyen bir yaklaşım. Ortadoğu’da demokratik bir çizgiyi temsil eden Kürtler, dünyanın da karar verme aşamasında olduğu bir eşikte, herkese kaybettirecek sonuçları doğuracaktır. Türkiye savaş üretme politikası dünya çapında derin diplomatik kayıplar içerdiği gibi, kazanım diye algılanan sahaların sorun bölgeleri olma potansiyeli yüksektir. Sorunların çözülmesi demokratik diyalog kanallarının açıklığı ile mümkündür” diye belirtildi.
‘KDP VAZGEÇSİN’
Kürtler açısından çözümün, mutlaka demokratik birlik temelinde algılanması gerektiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “Düşmanın türlü halini görmüş bir tarihsel geçmişe hakim Kürtler, Konfederatif Aşiretler ruhu ile onlarca badireyi savuşturmuştur. Bugün Aşiret üzerinden eleştirel yorumlar eksik algılanma potansiyelini barındırdığı gibi, tarihsel dokunun derinliğinden de yoksundur. Kürtler için ulus yaklaşımı konfederatif işleyen, demokratik ruha sahip aşiretler aidiyeti içerisinde ahlaki-politik geleneği barındırır. Gerisi pozitivizme kaçan potansiyel barındırmaktadır. Bu vesile ile KDP’nin girdiği savaş politikasından kendisi vazgeçmesi gerektiği gibi, güç aldığı muhataplarına da diyalog tekininde bulunmalıdır. Reya Heq Aleviler olarak cümlesine ricamız diyalog kanallarını açık tutarak, toplumun Rusipi ve Porsipi’lerinin telkinlerine itibar etmeleridir.”
-

Tutuklu Eşbaşkan Şevin Alaca’nın korona testi pozitif çıktı
Yerine kayyım atanan tutuklu Kars Belediyesi Eşbaşkanı Şevin Alaca’nın koronavirüs testi pozitif çıktı. Kars Belediyesi’ne kayyım atanması sonrası tutuklanan ve Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’ne sevk edilen Kars Belediyesi Eşbaşkanı Şevin Alaca’nın koronavirüs testinin pozitif çıktığı duyuruldu. Twitter hesabından paylaşım yapan kardeşi Şilan Alaca, ablasının koronavirüs testinin pozitif çıktığını ve tahliye taleplerine ise yanıt alamadıklarını söyledi.
TAHLİYE TALEBİ YANITSIZ
Kardeş Alaca şu paylaşımda bulundu: “Ablam Kars Belediye Eşbaşkanı Şevin Alaca’nın Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevinde yapılan covid testi pozitif çıktı. Avukatlarımız aracılığı ile yaptığımız tahliye başvurusuna bir cevap alamadık. 24 Ağustos’ta covid geçirmiş ve tedavi olmuştu. Daha önce 4 kez akciğer ameliyatı geçirmiş ve ikinci kez covid’e yakalanmış bir insanın hala cezaevinde tutuklu olmasını hangi hukuk ile açıklayacaksınız.6 gündür ne ailesi ne avukatları ile görüştürülmüyor. Sağlık durumu hakkında sağlıklı bilgi alamıyoruz.”
-

Gazeteci Oruç: Bugün kamera karşısında, yarın kamera arkasında olacağım
‘Terörist’ olarak lanse edilip, tutuklandıktan 11 ay sonra yeniden mahkemenin hakkında verdiği tahliye kararı ile yeniden özgürlüğüne kavuşan Gazeteci Aziz Oruç, bizzat yaşadığı hukuksuzluklara dair “Bugün kamera karşısında, yarın kamera arkasında olacağım” dedi.
Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 11 Aralık 2019’da gözaltına alındıktan sonra “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklanarak Patnos L Tipi Cezaevi’ne konulan gazeteci Aziz Oruç, yargılandığı davanın 9 Kasım’da görülen duruşmasında tahliye edildi. 11 ay süren tutukluluğunun ardından yeniden özgürlüğüne kavuşan Oruç, geride kalan süreçte yaşadıklarını anlattı.
Gazetecilik yaptığı Federe Kürdistan Bölgesi’nden gittiği Ermenistan’da gözaltına alındığını ve burada insanlık dışı muamelelere maruz kaldığını aktaran Oruç, sözlü olarak başlayan tacizlerin telefonundan eşine mesaj atılmasına kadar uzandığını söyledi. Gözaltına alınması sürecinin başından itibaren hukuki hak ve işleyişten yoksun bırakıldığını belirten Oruç, yaşadıklarını “İlk olarak asker ve polisler sınır noktasında darp ettiler, taciz ettiler, ‘seni İran’a veririz, İran seni assın da aklın başına gelsin’ diye tehdit ettiler. Tamamen hukuk dışı bir şekilde İran’a teslim edildim. Teslim edilmeden şiddet başladı. Bir gün öncesinde kelepçeli bir şekilde bekledim, her gelen görevli taciz etti, küfür etti ya da bir şekilde rahatsız ediyordu. Sabaha kadar bu tür muameleler gördüm” sözleriyle dile getirdi.
‘HER KAPI ÇALDIĞINDA ACABA İŞKENCEYE Mİ GELDİLER DEDİM’
Ertesi gün İran İstihbarat Polisi tarafından alındığını belirten Oruç, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Orada önce sorgulandım. ‘Sen buraya istihbarat için geldin. Amerika’yla mı çalışıyorsun, PKK ile mi çalışıyorsun?’ diye sorular sordular. İstihbarattan gelen kişiler, birçok kez karnıma yumruklar vurdu, tekmeler vurdular, bütün gün kustum. Kapkaranlık bir odaya koydular beni, zifiri bir karanlıktı, hiçbir şey göremiyordum. Sadece etrafa duvarlara dokunarak hareket edebiliyordum. Bir buçuk gün o karanlıkta kaldım. ‘Biz seni konuşturmasını biliriz, işkence ederiz’ dediler. Ben bir gazeteci olarak daha önce İran’da yaşanan işkenceleri de yazmıştım. 2014’te bu konuya ilişkin bir haber yapmıştım. Çok iyi hatırlıyorum, İran’da 14 yaşında bir çocuk kulakları kesilmişti ve sınırın Türkiye tarafına atılmıştı. Yaptığım bu haber hiç aklımdan çıkmıyordu. Korkumun bir sebebi de buydu aslında. Söylediklerini yapabileceklerini biliyordum. Her kapı açıldığında, acaba işkenceye mi geldiler, beni bir yere mi götürecekler diye düşünüyordum.”
SINIRIN TÜRKİYE TARAFINA ATTILAR
İran’a teslim edildiğinden kimsenin haberi olmadığını, sonraki gün mahkemeye çıkarıldığını ve Türkiye’ye teslim edilmesine karar verildiğini söyleyen Oruç, “1 milyon 400 İran Riyal’i para cezası da kestiler. Saat 22.00 civarında İran tarafında sınır kapısına getirdiler. Burada tehdit ettiler. ‘Biz seni buradan göndereceğiz’ dediler. Gitmek istemediğimi söyledim. Zorla beni sınırın öte tarafına attılar. Öncesinde 1 buçuk saat boyunca ellerimi ve ayaklarımı plastik kelepçe ile bağlamışlardı. Bu nedenle yürüyemiyordum, her tarafım morarmıştı. Biraz dinlendim, sırtımda çantayla koşmaya başladım. Sınır hattında tellere takıldım, yara izlerim duruyor” dedi.
Sınırı geçtikten sonra ulaştığı tanıdıklar üzerinden Doğubayazıt’ta Muhammet İkram Müftüoğlu’nun evinde kaldığını, HDP Doğubayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek’in ise kendisini Ağrı kent merkezine bıraktığını belirten Oruç, Müftüoğlu ve Ekelek’in kendisine bu şekilde yardım ettikleri gerekçesiyle 7 ay tutuklu kaldıklarını ifade etti.
PSİKOLOJİK ŞİDDET
Gazeteci Oruç, Ağrı’da gözaltına alındıktan sonra maruz kaldığı yaklaşımlara dair ise şunları söyledi: “Gözaltında psikolojik baskı vardı ve bunun yanında kötü bir muamele de vardı. Beni yere yatırmaları, arkadan kelepçelemeleri, sırtıma ayaklarıyla basmaları…”
8 gün gözaltında tutulduktan sonra çıkarıldığı mahkemece, sosyal medya paylaşımları, Rojava’da çekilen bir filmde oynadığı iddiası ve gazetecilik faaliyetleri gerekçesiyle tutuklandığını belirten Oruç, kendisine yardım eden Müftüoğlu ve Ekelek’in ise “örgüte yardım yataklık” gerekçesiyle tutuklandığını söyledi. Oruç, “Bu trajikomik bir durum. Asıl ‘suçlu’ olarak yargılanan ben tahliye olsaydım ne olurdu? Tabi ben tutuklanacağımı da biliyordum. İçişleri Bakanlığı bir açıklama yapmış, hangi hakim olursa olsun tutuklayacaktı” ifadelerini kullandı.
Oruç, götürüldüğü Patnos L Tipi Cezaevi’nin girişinde de kötü muameleye maruz kaldığını paylaştı.
GAZETECİLİK AHLAKI OLMALI
Gözaltına alınmasının ardından iktidar medyası tarafından hedef gösterildiğini hatırlatan Oruç, şunları söyledi: “Bütün medya ‘sınırdan İran’a geçen terörist yakalandı’ şeklinde haberi servis etti. Buna gazetecilik adına üzüldüm. Gazetecilerin gelmiş olduğu son süreci görürken, bu kadar kirlenmişliğini, bu kadar yandaşlığını görmek çok zoruma gitti. Gazeteciliğin bu olmadığını biliyorum, bir kez daha bunu gösterdiler. Gazetecilik kutsal bir meslektir. Seversin sevmezsin, iktidara yakın da olabilirsiniz ama bazı şeyler biraz ahlak gerektiriyor. İyi bir gazetecinin ahlaklı olması, vicdanlı olması lazım. Yoksa gazetecilik tamamen bir somutta kalır. Bir görüntü, bir yazı da kalır. Vicdan ve ahlak olduğunda, o duygular görüntüye ve yazıya da dökülüyor. Bir iddia olabilir. ‘Biri yakalandı, gözaltına alındı’ dersiniz. Fakat bunu bir ‘terörist’ yakalandı olarak servis etmek, gazeteciye büyük bir leke atmaktır.”
CEZAEVİ ŞARTLARI
Tutuklu kaldığı Patnos L Tipi Cezaevi’nin sürekli hak ihlalleriyle gündeme gelen bir cezaevi olduğunu anımsatan Oruç, cezaevindeki hak ihlallerinin pandemi ile birlikte daha da arttığını anlattı. Oruç, “İçmek için ve banyo yapmak için su kirli veriliyordu. İnanın kanalizasyon bile bu kadar kötü kokmuyordu. Lavaboya gittiğinizde orada bir dakika bile duramazdınız. Son zamanlarda bizim itirazlarımızla biraz düzeldi ama yeterli değil tabi. Tutsakların ekonomik durumu pandemiyle daha da kötüleşti. Banyo yaptığımız su 20 dereceyi geçmiyordu. Çoğu zaman buz gibi suyla banyo yapıyorduk. Cezaevi Müdürlüğüne, Adalet Bakanlığına dilekçeler yazdık fakat hiçbir şekilde cevap verilmedi. Pandemi döneminde hak ihlalleriyle ilgili röportaj verdiğim için hakkımda disiplin soruşturması açıldı. Yine Adalet Bakanlığı çıktı, ‘biz cezaevlerinde bütün hijyen temizlik ürünlerini veriyoruz’ dedi. İnanın böyle bir şey yok. Sadece bir iki defa bir kutu sıvı sabun verdiler o kadar. Ortak alanda sadece yattığımız ve banyo yaptığımız alan dışında her yerde kameralar var. Buralardan da hijyen malzemelerinin verilmediği tespit edilebilir” dedi.
MEKTUP KARANTİNAYA ALINDI!
Tutukluların kantin ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını ifade eden Oruç, “Her hafta istediğimiz ürünlerin yarısı gelmiyordu. Kendi paramızla istediğimiz 10 ürünün 4’ü ya geliyordu ya gelmiyordu. Aylarca bize kalem gelmedi. Dilekçe yazdık. Ancak aylar sonra kalem verdiler. Mektup noktasında, umudumuzu kesecek duruma geldik. Özellikle pandemiyle beraber normalde geç gidip gelen mektuplar, daha da geç gidip gelmeye başladı. Sorduğumuzda ‘mektubu karantinaya aldık, salgın var’ diyorlardı. Bir mektubuma ‘Apê Musa’nın mirasına sahip çıkacağız’ diye yazdığım için el koydular” diye belirtti.
Sadece iktidara yakın gazetelerin kendilerine verildiğini sözlerine ekleyen Oruç, “Pandeminin başladığı gün onu da kestiler, vermemeye başladılar. Zaten Cumhuriyet, Evrensel, Yeni Yaşam vermiyorlardı. Yazdığımız dilekçeler sonucu 1 Kasım’da gazete getirdiler. Verdikleri gazetelere Birgün ve Cumhuriyet’i eklediler ama Yeni Yaşam ve Evrensel’i yine vermediler. Verdikleri gazetelerde şöyle; gazete geliyor karantinada bekletiliyor, bir gün sonra veriliyor. Bugünün gazetesini siz yarın okumuş oluyorsunuz” diye konuştu.
Spor ve resim gibi kurs haklarının engellendiğini, sohbet haklarının tamamen kesildiğini, 8 kişilik koğuşlarda 18-19 kişi kaldıklarını ifade eden Oruç, “Odalar küçüktü ve çoğu zaman bir odada 4 kişi kalması sorun oluyordu. Sayı arttıkça odalardaki ranza sayıları da çoğaltılıyor” dedi.
Oruç, verilen yemeklerin ise çok kötü olduğunu, sadece salgının ilk ayında kısmi düzelmelerin görülüp, daha sonra eski haline döndüğünü belirtti.
İKİ KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ
Salgın sürecinde hasta tutukluların sağlık durumlarının ağırlaştığına da değinen Oruç, şöyle devam etti: “Hastaneye gitmek işkence oldu. Hastaneye gidiyorsunuz, çoğu zaman bir şey yapmıyorlar. Doktor bakıyor, geri gönderiyor. Sonra tek kişilik hücrede bomboş yerde 20 gün karantina adı altında tecritte kalıyorsunuz. 2 arkadaşımız bu süreç boyunca yaşamını yitirdi. Nasıl tedavi edildiler; Van’a götürdüler geri getirdiler, Patnos’a götürdüler, geri getirdiler. 15-20 gün soğukta, karantinada bekletildiler. Karantina alanı kirli bırakılıyordu, karantinadaki kişi çıktıktan sonra temizlenmiyor. 65 yaşında bir hasta gidiyor, o karantina odasında kalıyor. Yaşamını bu şekilde yitiriyor. 82 yaşında Hasan amca vardı, 25 yıldır cezaevinde. Hastaneye götürüyorlardı, getirip ‘20 gün karantinada kal’ diyorlardı. Hasan Amca ağır hastalıklarına rağmen ölse de bir daha tedavi olmaya gitmez. Hasta olan insanlar bundan dolayı gitmek istemiyordu. Bir arkadaşımız karantinada öldü, diğeri hastaydı, gitmek istemiyordu, o şekilde öldü. Patnos’da koronavirüs nedeniyle yaşanan ölümler dışında son 2 yılda 4 kişi yaşamını yitirdi.”
‘TEK ÖNLEM TECRİT’
Siyasi tutukluların bulunduğu koğuşlarda bir tutuklunun koronavirüse yakalandığını ancak bu sayısının adli tutukluların bulunduğu koğuşlarda yüksek olduğunu söyleyen Oruç, yanı sıra birçok gardiyanın da salgına yakalandığını aktardı. Oruç, “Herhangi özel bir önlem yoktu. Tek önlem izolasyon ve tecritti. Haftada 1 gün telefona çıkıyorduk, önlemimizi kendimiz alıyorduk. Koğuşlar dışındaki koridorlar temizlenmiyordu. Defalarca söyledik ama düzelmedi. Kısacası, biz kendi önlemimizi kendimiz alıyorduk” şeklinde konuştu.
Kişi başına sadece 8 kitap verildiğini aktaran Oruç, yazı ve günlüklere de el konulduğunu söyledi. Oruç, şunları ekledi: “Bir söz beğenmediklerinde alıp götürüyorlardı. Birkaç arkadaşımızın yazmış olduğu romanları bu şekilde götürüldü. Bir arkadaşımız tamamı Kürt dili üzerine yaklaşık bin sayfalık yazı yazmıştı, ‘örgütsel bir doküman olabilir’ denilerek el konuldu. Savcı kitabın verilmesini istedi ama teslim edilmedi.”
‘YARIN KAMERA ARKASINDAYIM’
Cezaevinden çıktığını ancak buruk bir mutluluk yaşadığını dile getiren Oruç, “Duvarların, demir kapıların arkasında hala suçsuz yere, hukuksuz yere hasta tutsaklar, bir partinin eş başkanları, gazeteciler, hukukçular var. Bu hukuksuzluğa karşı susacağımı düşünmüyorum. Ben içerideyken gazeteci arkadaşlarım sesimi duyurdu, şimdi çıktım, içerdeki meslektaşlarımın sesini duyuracağım. Dün başka bir arkadaşımız cezaevinden çıktı, kamera karşısında yaşadıklarını anlattı. Bugün ben kameranın karşısındayım, o arkadaşlarım kameranın arkasında. Yarın ben kameranın arkasında, şuan cezaevinde olan meslektaşlarım kamera karşısında olacaklardır” diye belirtti.
MA / Sadiye Eser – Erdoğan Alayuma
-

IICSA İngiltere Katolik kilisesinde 3000’den fazla çocuk istismarının raporunu yayınladı
Çocuklara Yönelik Cinsel İstismar Bağımsız Soruşturması (IICSA) raporuna göre, İngiltere ve Galler’de Katolik kilisesiyle bağlantılı 3 binden fazla çocuk istismarı şikayeti olduğu tespit edildi. Rapor, 1970 ile 2015 yılları arasında kiliseyle bağlantılı bin 750’den fazla mağdur ve şikayetçi olduğunu, 2016 yılından bu yana her yıl 100’den fazla istismar iddiasının bildirildiğini ortaya koydu. Rapora göre, İngiltere ve Galler’deki Roma Katolik Kilisesi’nin lideri Kardinal Vincent Nichols, istismarın kurbanlardan çok Kilise’nin itibarını düşünmesi eleştirildi.
BBC’nin haberine göre Kardinal Vincent Nichols, kamuoyuna sunulan rapor ve kiliseye gelen eleştiriler için ‘çok üzgün olduğunu’ söyleyerek pazar günü istifa etmeyi teklif ettiğini söyledi, ancak Vatikan tarafından istifasının reddedildiğini belirtti.
Nichols, “Papa Francis’e istifamı teklif ettim. Cevabında çok net olarak görevde kalmamı istiyordu, bu yüzden kalacağım. Çünkü emirlerimin geldiği yer orası, görevimin geldiği yer orası. Bu konularda bütün kalbimle çalışmaya devam edeceğim” ifadelerini kullandı.
Çocuk istismarına yönelik yapılan araştırmada kiliseye şikayetler yapıldığında kilisenin hiçbir zaman mağdurları desteklemediği, ancak fail olduğu iddia edilen kişileri farklı bir kiliseye taşıyarak korumak için harekete geçtiği belirtildi. Raporda, “Çocuklara yönelik cinsel istismar, hasıraltı edildi” ifadeleri yer aldı.
Rapor, 1970 ile 2015 yılları arasında Kilise’nin Kilise ile bağlantılı 900’den fazla kişiye karşı çocuklara yönelik cinsel istismar konusunda 3.000’den fazla şikayet aldığını ortaya çıkardı. Bu şikayetler 1.750’den fazla mağdur ve şikayetçiyi içeriyordu, ancak rapor gerçek istismar ölçeğinin çok daha yüksek olduğunu ve muhtemelen asla bilinemeyeceğini söyledi.
IICSA raporunda vurgulanan ilk olaylardan biri olan, 1980’lerde ilk kez şikayette bulunulduktan sonra Birmingham Başpiskoposluğu içindeki başka bir bölgeye taşınan seri bir pedofil olan Peder James Robinson’un vakasıydı. Daha sonra ABD’ye kaçmış, ancak 2010 yılında dört çocuğa karşı 21 cinsel suçtan hüküm giymiş ve 21 yıl hapis cezasına çarptırılıp İngiltere’ye iade edilmişti.
İngiltere ve Galler’deki Katolik kilisesine yönelik yapılan çocuk istismarı soruşturmasının başkanı Prof. Alexis Jay, “Katolik kilisesinin çocuklara yönelik cinsel istismarla mücadeledeki başarısızlığı, birçok çocuğu aynı kadere mahkum etti. İddiaların görmezden gelinmesi ve faillerin korunmasıyla kilisenin itibarının mağdurların refahından daha değerli olduğu açıktır” dedi.
İstismara uğrayanlar ‘muhtaç’ olarak nitelendirildi
Jay, araştırmanın sonuçlarına göre kilisenin itibarını korumak adına çocukların fiziksel, duygusal ve ruhsal refahının ihmal edildiğini, kilisenin masum ve savunmasızlara yönelik ilgi misyonuyla çeliştiğini dile getirdi.
Raporda, 2016 yılında Westminster Piskoposluğu’nun koruma komisyonu üyeleri arasındaki iç yazışmalarda bir cinsel istismar mağdurunun ‘manipülatif’ ve ‘muhtaç’ olarak nitelendirildiği belirtildi.
Rapor sonuçlarında, “Roma Katolik Kilisesinin geçmişteki başarısızlıklarından kurtulmak isteniyorsa tutumlarında gerçek ve kalıcı değişiklikleri uygulaması gerekiyor” açıklaması yer alırken, kilisenin ‘daha merhametli olması ve bir çocuğa yönelik cinsel istismarın neden olabileceği ömür boyu sürecek zararı daha iyi anlaması gerektiği’ ifade edildi.
-

ROJ Women’s Association Mental Health Wellbeing Group Facilitator Job
ROJ WOMEN’S ASSOCIATION is recruiting a Qualified Psychotherapist to oversee our new Mental Health and Wellbeing zoom sessions, funded by Big Lottery Covid-19 recovery program for refugee and migrant communities in Hackney and other boroughs that ROJ Women’s Association provides services.

- Six months fixed-term contracts, 4 hours per week
- Hourly group therapy consultation fee £37.50
- They will be expected to deliver a weekly 2-hour zoom session, for the next six months, open to Kurdish and Turkish women, who are finding it difficult to cope with the psychological impact of COVID-19 and would like to build resilience and develop new skills to better manage their emotional and mental health wellbeing, they will be also paid for 2-hour preparation and session planning time!
- The post holder needs to have a Professional Qualification in Psychotherapy with a minimum of two years experience.
- The post holder needs to have a very good understanding of issues affecting Kurdish& Turkish women living in London and the barriers they encounter in their everyday life. A good understanding of their experience and the disadvantages they might face based on language, social-cultural and gender and ethnicity.
- The post holder needs to be bilingual and able to deliver the sessions, either in Kurdish or Turkish
- They will be responsible for facilitating and overseeing good quality weekly group session via-zoom.
- If You’re Interested in this role please send Your CV with a Cover Letter explaining clearly how you meet the requirement of the role, too, rojwomen@gmail.com
-

ROJ Women’s Association English Tutor Job
ROJ WOMEN’S ASSOCIATION is recruiting a Qualified English Tutor to teach practical everyday English to a group of Kurdish & Turkish Women online Via Zoom

- The Online English Class is funded by Big Lottery Covid-19 recovery program for refugee and migrant communities in Hackney and other Boroughs that ROJ Women’s Association provides services.
- Six months fixed- term contracts, 4 Hours per-week
- hourly teaching & consultation fee £37.50
- They will be expected to deliver a weekly 2 hour online English Class via a zoom session, for the next six months, the course will be open to Kurdish and Turkish women, who would like to improve their English in the comfort of their own home, come together with a group of women from similar background to learn and socialize by using an online learning platform.
- They will be also paid for 2-hour preparation and session planning time!
- The post holder needs to have a professional qualification in teachingEnglish as other language or a relevant Teaching English Qualification.
- The Post Holder Is expected to have excellent communication skills, able to speak clearly with both students and staff, including excellent writing skills.
- Good planning skills and ensuring the best use of the available time.
- The post holder is expected to deliver well planned classes by using detailed teaching materials’ strong focus on improving students, grammar, speaking, and listening skills.
- They will be responsible for teaching and overseeing weekly online English classes via zoom sessions that are engaging and fun.
- If you’re interested in this role please send Your CV with a cover letter explaining clearly how you meet the requirement of the role, too, rojwomen@gmail.com