Author: ali

  • Türk işgalinin 46. Yılı Kıbrıs’ın acı günü

    Türk işgalinin 46. Yılı Kıbrıs’ın acı günü

    Tarihte Ermenileri, Kürtleri, Rumları ve daha birçok halkı soykırımdan geçiren Türk devleti bugün de işgalci ve soykırımcı politikalarını halklar üzerinde sürdürüyor. Kürdistan’da son yıllarda Afrin’den Güney Kürdistan’a kadar birçok alanı işgal yada işgal girişiminde bulunan Türk devleti, bundan 46 yıl önce Kıbrıs’ı ‘barış harekâtı ve özgürlük’ adı altında işgal ederek, Adayı ikiye bölerek halklar arasına sınır örmüştü.

    Erem Kansoy

    İşgalci ve soykırımcı Türk devlet geleneği ‘zeytin dalı’, ‘barış’ diyerek katliamlara meşrutiyet sağlamaya çalıştığı gibi tıpkı Kıbrıs işgalinde olduğu gibi dağlara tepelere ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazıları yazarak faşist, inkârcı milliyetçi şovenizmini açığa vuruyor.

    İşgalci Türk devleti halkları birbirine kırdırarak sivil çoluk çocuk demeden katliamda bulunuyor ve tecavüzcü geleneği ile Ortadoğu’da vahşet devletinin adı haline geliyor. Türk devletinin Kıbrıs işgali 46’ıncı yılında hala sürerken, Türk devleti bugün başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu’yu kana bulamayı sürdürüyor. İşte 46 yıllık Kıbrıs işgali bu kana bulama siyasetinin bir parçası halindedir.

    Türk devletinin kanlı eylemlerinden biri; 20 Temmuz 1974 Kıbrıs İşgali

    Kıbrıs adasında 1974 yılı öncesinde 1950’li yıllara dayanan iki toplumu düşmanlaştırma ve koparma çalışmaları başlamıştı. 1960-63 yılları ise Yunan, İngiliz ve Türk derin devletlerinin politik oyunları ile tuzağa düşürülen Kıbrıslılar 1974 yılında ise Türk devletinin adaya ‘Ayşe tatile çıktı’ parolasıyla yaptığı çıkartma ile ada son halini almıştır. Bugün ada Yeşil Hat ile ikiye bölünmüş ve adada hem İngiliz hem de Birleşmiş Milletlere ait toprak parçaları bulunurken, Kuzey bölümde Türk yönetimi Güneyde ise Rum yönetimi mevcuttur. Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün sebebi ise Türk ordusunun bugün halen, garantörlük anlaşmalarına aykırı olsa da adada askerini bulundurması ve işgalci konumunu korumasından kaynaklıdır.

    İki toplumunda oy verdiği 2003 AB referandumu sürecinin ardından Kıbrıs, Kıbrıs Rum yönetimi çatısı altında tüm ada olarak AB’ye girse de, kuzey bölüm ‘işkal toprakları’ statüsünü halen koruyor.

    Kıbrıs Harekâtı TSK kod adı: Atilla Harekâtı,  20 Temmuz 1974’te Türk ordusunun Kıbrıs’ta başlattığı ve 14 Ağustos’ta Türk ordu Birlikleri’nin başkent Lefkoşa’ya girmesiyle sonuçlanan askerî işgal hareketi.

    Kıbrıs’ı işgal eden Türk devleti adına Başbakan Ecevit, işgalin adına ‘‘Barış Harekâtı ı‘‘ demişti. Her konuşmasında adaya ‘‘barış, kardeşlik, özgürlük‘‘ getirmek için çıktıklarını söyledi. 40 bin asker, zırhlı araç ve ağır silahlarla gerçekleştirilen bu işgal sırasında binlerce insan hayatını kaybedip, on binlercesi sakat kalırken, 200 bine yakın Rum da topraklarından sürgün edildi.

    Türk işgali yalnızlaştırdı

    Türkiye’nin askeri ve sivil bürokrasisiyle adada yıllardır uyguladığı “fetihçi” politikalar ise sadece rant için kullanılan yerel yönetimler yarattı. Hem siyasal hem sosyal yapıda erozyonlar yaratan bu yapı, her alanda Kıbrıslı Türklerin adeta hapsedildiği, adanın kuzeyinin tecrit olduğu bir durum ortaya çıkardı.

    Kıbrıs adası gerek stratejik konumu gerekse tarihi zenginliği ile tarih boyunca her zaman dış güçlerin ilgi odağı olmuştur. Ortadoğu’da adeta yüzen bir savaş gemisi gibi dış güçler tarafından kullanılan adanın yakın tarihinde ise Osmanlı imparatorluğu ile başlayan, İngiliz sömürgeciliği ve Türk yönetimi ile devam eden uluslararası bir politik kriz Kıbrıslıların üzerine kara bulut olarak çökmüş durumda.

    Kıbrıs’ın Türk kâbusu

    Kıbrıs’ın yakın tarihinde 1974 yılıyla başlayan TC işgali ise bir çok sayısız kirli oyunun başlangıç noktası olarak bilinse de adada Türk zihniyeti ile hazırlanmış çıkar oyunları 1950’li yıllarda başlamıştır. İngiltere, Yunanistan, TC, Vatikan, Amerika, İsrail gibi güçlerin ada üzerindeki çıkar oyunları ise tarihsel süreçte Kıbrıslıların yok oluşunu hızlandırmıştır.

    Kıbrıs’ın karanlık yıllarında tüm gerçekliği ile parlayan sayısız detay 1974 yılındaki adaya yapılan Türk müdahalesi ile çok uzun yıllar saklanılmayı başarsa da, Kıbrıs toplumlarının dönüm noktası olan birçok yaşanmışlık günümüzde su yüzüne çıkmaya devam ediyor. Uzun yıllardır baskı ve izolasyonlar ile ambargolar altında yaşam sürdüren Kıbrıs Türkü acı gerçektir ki Türkiye’nin gazabına uğrayarak Kıbrıslı Rumlardan daha şansız bir yaşam sürdürmüştür. Faşist saldırılar, katliamlar ve soykırımlar ile tarihinde övünen Türki zihniyet 1974 sonrasında adayı bölmesi ile işe koyularak bu tarihten itibaren Ortadoğu, Akdeniz ve Avrupa ile ilişkili kirli oyunlarını Kıbrıs üstünden yürütmeye başladı.

    Elbette dişi kanlı bu zihniyet ve yönetimler emellerine ulaşmak için Kıbrıslılarda katletmiş, asimile etmiş ve Türkleştirme politikaları ile ambargolar altında bırakmıştır.

    Var olduğu dönemlerde Osmanlı imparatorluğu adaya gemileri ile çıkartma yapıp işgalci zihniyetle adaya hükmetti, daha sonraki dönemlerde ise ada İngilizlere olan borçtan dolayı İngiliz krallığına kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline dönüştürülmüştür. Adanın yerlileri olan, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin, her ne kadarda kendi kendini yönetemediği bir tarihleri olsa da Kıbrıs’ta, Kıbrıslı toplumların ortak yaşantıları İngiliz sömürgeciliğinin son bulmasıyla noktalanır.

    Faşist İngiliz sömürgeciliğine karşı maden ocaklarında işçi haklarını savunan grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışma örneği, iki toplumlu folklorik özellikler ve kültür bütünleşmesi ile oluşan ortak dil, binlerce evlilik, adadaki taşınmaz mal ortaklığı ve şehirleşmedeki tapulandırmalar günümüzde halen Kıbrıs’ta ortak yaşamın tarihte izlerinin kanıtı olarak öne çıkarken, bugünün şartlarında ise adaya bölünmüşlük hakim.

    Kıbrısın tarihi sürecinde öne çıkan dönüm noktaları ve bilinmesi gerekenler

    1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri Ortadoğu petrolleriydi. Bir diğer faktörse Kıbrıs’ın yine aynı bölgedeki karışıklıklara yakın olması nedeniyle müdahale olanağı sunuyor olmasıydı. Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi çok büyüktü. Türkiye ile Yunanistan 1952 yılında NATO’ya üye olmuştu. Mevcut statükonun korunmasından yana bir tutum takınan TC, Kıbrıs meselesi yüzünden Yunanistan’la karşı karşıya gelerek, NATO üyeliğini tehlikeye atmak istemedi. Ayrıca NATO’nun yarattığı anti-komünizm dalgası da, iki devlette de ağır basıyor ve politikayı daha çok bu histeri tayin ediyordu

    1954’te Yunanistan, İngiltere’nin Kıbrıs’ın “kendi kaderini tayin hakkını” tanıması için Birleşmiş Milletler’e başvurdu. Yapılan görüşmelerde Türkiye, adanın İngiltere’ye ait olduğunu belirterek İngiltere’nin yanında saf tuttu ve başvuru reddedildi.

    1957 başlarında ateşkes ilân eden EOKA, Makarios’un serbest bırakılmasıyla silahlı eylemlerini geçici olarak durdurdu. Öte yandan, aynı aylarda NATO da, Türkiye ile Yunanistan arasında “arabuluculuk” yapma bahanesiyle adaya el attı. Bundan sonra süreç hızla ilerleyecek ve tertiplerin ardı arkası kesilmeyecekti. 27 Ekimde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun başına eski savcı yardımcısı Rauf Denktaş getirildi.

    29 Kasımda Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ilk bildirisini dağıtarak adını duyurdu. Bir yıl sonra EOKA tekrar faaliyete geçerek saldırılarını arttırdı. Buna karşılık TMT de Rumlara savaş ilân etti. Ne var ki TMT’nin hedef aldığı kitlenin içinde, adada barışı ve bağımsızlığı savunan Türk emekçiler de bulunuyordu. Kıbrıslı Rumların ve Türklerin ortak düzenledikleri bir mitingin ardından, TMT, sendikalı Türk işçileri katletmeye başladı.

    Solcu Rum işçiler de söven Rumlarca katledildiler. Emperyalist planların hayata geçmesi için, daha önce barış içinde yaşayan işçi sınıfının ve emekçi halkların kardeşlikten, barıştan ve bağımsızlıktan yana tutumunun kırılması gerekliydi.

    1959’da imzalanan Zürih-Londra Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs anayasasının garantörleri olarak ilân edildiler.

    1960’tan sonra Sovyet yanlışı AKEL’in adadaki oy oranı giderek artmaya başladı. Kıbrıs Cumhuriyeti, Bağlantısızlar Hareketi Zirvesinde kurucu üye unvanını aldı. Bağlantısızlar hareketi, SSCB’ye yakınlığıyla tanınıyordu. Bütün bunlar, Türkiye’yi ve adada emelleri olan tüm emperyalistleri korkuttu.

    Bu “tehlike”nin yarattığı korku, Kıbrıs üzerinde oynanan oyunların daha da sertleşmesine neden olacaktı.

    Kasım 1963’te cumhurbaşkanı Makarios anayasada 13 maddelik bir değişiklik yapmak istedi. Değişikliklerin çoğu, mevcut anayasaya göre Türk tarafına verilen hakları kısıtlayıcı nitelikteydi. Anayasa iki toplumun varlığına göre düzenlenmişti.

    13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni (KTFD) kurdurttu ve basına Denktaş’ı oturttu. Aynı yıl yapılan anlaşmalarla güneydeki Türkler kuzeye, kuzeydeki Rumlar da güneye geçtiler ve ada halkı fiilen etnik kökenlerine göre iki ayrı bölgede toplanmak zorunda bırakıldı. 15 Kasım 1983’te ise bir adım daha ileri gidilerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) adında bağımsız bir devlet kurulduğu ilân edildi..

    Böylece uluslararası alanda kimsenin tanımadığı kendinden menkul bir “cumhuriyet” oyunu sahneye koyulmuş oldu.

    Türkiye’nin 1974 işgaliyle fiili durum yaratarak adayı bölmesinin ardından, Rum kesimiyle Türk kesimi arasında onlarca kez görüşme yapıldı ve bir türlü anlaşmaya varılamadı.

    Kıbrıs hep sömürüldü

    Kıbrıs, Osmanlı’nın borçlarından dolayı İngiltere’ye kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline gelmişti. Bu dönemin bugüne kadar uzanan hatıraları, Türkler ve Rumların maden ocaklarında İngiliz sömürgeciliğine karşı birlikte örgütledikleri grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışmasını, iki toplumlu yerleşimlerin folklorik özelliklerini, kültürel bütünleşmeyi, oluşan ortak dili, binlerce evliliği, taşınmaz mal ortaklıklarını bugüne dek taşıyor. Tabii yalnız hatıra olarak… Adada bugün her açıdan bölünmüşlük hakim.

     

    1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri, Ortadoğu petrolleriydi. Bunun yanında Kıbrıs, Ortadoğu’daki karışıklıklara yakın olması nedeniyle, ele geçirene müdahale olanağı sunuyordu. Özellikle Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi her zaman çok büyük olmuştu.

     

    Akdeniz üzerindeki stratejik konumu dolayısıyla uluslararası güçlerin her dönem ilgisine yenik düşen Kıbrıs adası, halen yüzen bir savaş üssü gibi görülüyor. Hatırlatmak gerekirse bugün Suriye ve Ortadoğu’nun birçok bölgesine NATO’nun ve İngiltere’nin hava saldırılarını düzenleyen savaş uçakları, Kıbrıs’ta bulunan Ağrotur ve Dikelya İngiliz üslerinde koordine edinilip havalanıyor.

     

    Ayıbınızı örtün!

    Yıllardır barış türküleri söylemek isteyen Kıbrıslılar, dileriz ki artık bu umuda yakınlaşır. Kıbrıs’ta  ise, kentin kültürel ve tarihi dokusunun korunduğu, iki toplumlu kültür-sanat festivallerinin düzenlendiği, işgallerin yarattığı tahribatların onarıldığı, bölücü duvarların, tel örgütlerin ortadan kalktığı ve askersiz bir gerçeklik inşa edilebilir… Böyle olursa, dünyaya örnek olan bir Kıbrıs gerçeğiyle karşılaşmak, hiç de hayali değil çünkü Kıbrıs Kıbrıslılarındır, Türkiye’nin ve Türk’lerin değil!

  • Tuma Çelik HDP’den ihraç edildi

    Tuma Çelik HDP’den ihraç edildi

    Seçim çalışmaları sırasında bir kadına cinsel saldırıda bulunmak suçlamasıyla hakkında dava açılan Mardin Milletvekili Tuma Çelik HDP’den ihraç edildi.

    HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Tuma Çelik ile ilgili Meclis’e gelen fezlekenin hemen parti disiplin kuruluna iletildiğini, bunun üzerine 5 Temmuz’da soruşturma bitene kadar tedbiren görevinden uzaklaştırıldığını hatırlattı.

    Oluç, bu süreçte Çelik’in istifa etmiş olmasına karşın parti tüzüğüne göre disiplin soruşturmasının devam ettiğini ve bugün de karar alındığını duyurdu.

    Karara göre Tuna Çelik kesin çıkarma cezası ile partiden çıkarıldı.

    Saruhan Oluç, öğretmen eşi Ebru Işık’a şiddet uygulamakla suçlanan HDP Muş Milletvekili Mensur Işık’la ilgili soruşturmanın ise sürdüğünü söyledi.

    Tuma Çelik, önceki gün “Partimin zarar görmemesi için istifa kararı aldım” diye açıklama yapmıştı. HDP’den yapılan açıklamada ise Tuma Çelik hakkındaki iddiaların haziran ayı sonunda Meclis Grup Yönetimi’nde gündeme geldiği belirtilerek şöyle denmişti:

    “Mardin Milletvekili Tuma Çelik hakkında TBMM’ye iletilen fezlekedeki iddialar Haziran ayının sonunda Meclis Grup Yönetimimizin gündemine gelmiştir. Yapılan incelemenin ardından konu derhal 30 Haziran tarihinde Merkez Disiplin Kurulumuza aktarılmıştır. Merkez Disiplin Kurulu, Çelik hakkında derhal soruşturma başlatmıştır. Bu işlemin başladığı andan itibaren Meclis Grup Yönetimimiz Çelik’in tüm parti ve Meclis faaliyetlerini dondurmuştur. Merkez Disiplin Kurulumuz konuya ilişkin çalışmasını titizlikle sürdürmektedir.”

  • Londra’da Suruç Anması

    Londra’da Suruç Anması

    İngilterenin başkenti Londra da Aveg-Kon’a bağlı Göçmen İşçiler Kültür Derneği (Gik-Der) Kültür Bahçesinde 20 Temmuz 2015’te gerçekleşen katliamda şehit düşen 33 düş yolcusu anısına bir anna düzenlendi.

    Çok sayıda devrimci parti ve örgüt temsilcisinin katıldığı anma etkinliği başta Suruç’ta yaşamını yitiren 33 düş yolcusu olmak üzere, sosyalizm ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına gerçekleşen saygı duruşu ile başladı.

    Anma düzenleme komitesi adına gerçekleşen konuşmada 19 Temmuz Rojava Devriminin kazanımlarının 33 düş yolcusunun katledilmesinden bağımsız ele alınamayacağı belirtilirken, sömürgeci faşist Türk devletinin sosyalistler ile Rojova devrimini buluşmasını engellemek için bu katliamı çok bilinçli olarak örgütlendiğini söyledi.

    Kürt Halk Meclisi adına gerçekleşen konuşmada “Suruç’ta katledilen yoldaşlarımız şahsında herkesi selamlıyorum. Bu genç yoldaşlarımızın büyük umutları vardı, bu umutları katletmek istediler. Ancak faşizmin bilmesi gerekiyorki onlar katliamlara yöneldikçe ezilenlerin öfkesi büyüyecektir. Onların gülüşleri ve umutları Rojova devriminde yaşatılıyor, bunu engellemeye çalıştılar ama enegeleyemediler. Faşizmin baskısı her daim vardı ve bundan sonra da olacaktır, ancak mücadele bitmedi bitmeyecek, faşizmin çaresizliğini de görüyoruz, onların özlemleri filizleniyor ve bir çınara dönüşüyor. Bu katliamın failleri bellidir, bu faillerin açığa çıkartılması mücadelesini her daim büyüteceğiz, şehit Namırın” dedi.

    Anmada Suruç gazisi Güneş Erzurumluoğlunun Isviçredeki anmada yaptığı konuşma gösterildi. Anma Baranlar Zamanı adlı belgeselin gösterimi ile sonlandırıldı.

     

  • Londra’da yüzlerce kişi maske zorunluluğunu protesto etti

    Londra’da yüzlerce kişi maske zorunluluğunu protesto etti

    Londra’da  yüzlerce kişi maske kullanımının zorunlu hale getirilmesini protesto etti. Coronavirus aşılarına ve salgını yaydığı gerekçesiyle 5G’ye de karşı çıktıklarını belirten eylemciler, ‘Maskelenmeyeceğim, test edilmeyeceğim, takip edilmeyeceğim, zehirlenmeyeceğim’ yazılı dövizler taşıdı.

    Avrupa’da Coronavirus’ten en çok etkilenen ülkelerden biri olan İngiltere’de, salgın tedbirleri kapsamında mağaza ve marketlerde maske kullanımının zorunlu hale getirilmesi protesto edildi.

    Başkent Londra’da Hyde Park’ta bir araya gelen yüzlerce protestocu, maske zorunluluğunun insan haklarına ve kişisel özgürlüklere aykırı olduğunu iddia etti. Eylemciler, ‘Maskeye hayır’ ve ‘Maskelenmeyeceğim, test edilmeyeceğim, takip edilmeyeceğim, zehirlenmeyeceğim’ yazılı dövizler taşıdı.

    Göstericiler maske dışında Coronavirus aşılarına ve salgını yaydığı gerekçesiyle 5G’ye de karşı çıktıklarını belirtti.Eylemler, iş insanı ve girişimci Simon Dolan tarafından kurulan ‘İngiltere’yi Özgür Tut’ adlı grup tarafından organize edildi. Dolan, daha önce de hükümetin karantina kararını mahkemeye taşımış ancak davayı kaybetmişti.

    İngiltere genelinde 24 Temmuz itibariyle yürürlüğe giren maske kuralına uymayanların 100 sterline kadar para cezasıyla cezalandırılması öngörülüyor.

    Avrupa’da Coronavirus nedeniyle en yüksek can kaybının yaşandığı İngiltere’de bugüne kadar 45 bin 385 kişi yaşamını yitirdi. Virüsle enfekte olan kişi sayısı da 296 bin 358’e ulaştı.

     

  • Londra’da Rojava Devrimi kutlaması

    Londra’da Rojava Devrimi kutlaması

    Londra’da bir araya gelen Kürtler, enternasyonalistler, feministler ve dayanışma grupları Rojava Devrimi’nin yıldönümü kutlayarak, “Rojava Devrimi kadın devrimidir özgürlük ve eşitlik devrimidir” dedi.

    Merkez Londra’da bir araya gelen kitle tüm devrim şehidleri anısına 1 dakikalık saygı duruşunun ardından kutlamaya başladı. Ünlü Trafalgar meydanında, Kurdish Solidarity Campaign, Kongra-Star, Rojava Solidarity, Latin Assembly, İran Kollectifi, Feminist örgütler ve Kürdistan Solidarity örgüt ve grupları Rojava Devrimi’ni kutladı. YPG, YPJ bayrakları ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan flamaları taşıyan kitle sık sık “Jin jiyan azadi”, “Biji serok Apo”, “Yaşasın Rojava Devrimi” sloganları atıldı. Mitingde yapılan konuşmalarda, 19 Temmuz Rojava Devrimi’nin Suriye ve Ortadoğu halklarının devrimine dönüştüğünü vurgulayarak, Kürt, Arap, Süryani, Çerkez, Ermeni, Türkmen halkların ortak devrimi ve ruhu olduğu kaydedildi.

    Rojava Devrimi’nin kadın devrimi olduğu ifade edilerek, kadınların barbar çetelere karşı büyük bir direniş ve mücadele ettiği söylenerek, halk ve inançların bir arada yaşadığı demokratik bir yönetim modelinin başta Türk devleti olmak üzere tüm şovenist devletlerin korkusu haline dönüştüğü belirtildi. Katie, women defend rojava’dan “Bu gün Rojava devriminin sekizinci yılını kutlayan Kürt yoldaşlarımızın yanında gururla duruyoruz, Rojava devrimi dünayay örnektir, Kürtlere yönelik tüm saldırı ve baskılar derhal son bulmalıdır. Kutlamamıza başlamadan önce tüm dervim şehidleri anısına saygı duruşunda bulunacağız.” sözleriyle kutlamayı başlattı.

    Paula, Asambleas Chilena & Latinas Unidas adına konuşan “Kendi ülkem Güney Afrika’da da polisin ve silahlı güçlerin aynen Türkiye’de kürtlere yönelik olduğu gibi kadınlara taciz ve tecavüzleri söz konusudur, fabrikalarda, sokakta heryerde evinde yatağında kadınlar saldırı altındadır, kadına yönelik bu şiddet utanç vericidir derhal durdurulmalıdır, Rojava kadının yükseldiği kadın özgürlüğünün geliştiği yerdir.” Ifadelerinide kullandı.

    Esther Grace, KSN-Jin and Women Defend Rojava adına konuşan “AKP partisi ve faişist Türk devleti bir kez daha Kürt halkına yönelik işgal ve soykırım saldırılasına kalkışmıştır, buna parallel olarak Türkiye’de de kürtlere yönelik özellikle kadınlara yönelik saldırılar yoğunlaştı, 3 kürt Kadın siyasetci Amedde işkenceyle gözaltına alındı, activist, gazeteci kadınlara saldırılar gözaltı ve tutuklmalar çoğaldı Kürdistan Dayanışma Kampanyası İskoçya, İngiltere dostlarından Aysel Gürkan’da tutuklandı.” Sözlerinede yer Verdi.

    PYD Londra temsilcilerinden Alan Şemo’da yaptığı konuşmada, Rojava devrimini selamlayarak “Kürt halkı büyük adımlar atmıştır, dais karanlığını devrimlerle aydınlatmıştır.” ifadelerine yer verdi.

    Yapılan konuşmaların ardından kitle erbaneler eşliğinde halaya duruldu.

  • Londra KHM yeni yönetimini belirledi

    Londra KHM yeni yönetimini belirledi

    Londra Kürt Halk Meclisi yeni yönetimini belirlerken, Eşbaşkanlığa ise Mehmet Kardu ile Sultan Kığı getirildi.

    Koronavirüs nedeniyle kitlesel kongre gerçekleştiremeyen Londra Kürt Halk Meclisi yaptığı geniş katılımlı toplantı ile yeni yönetim belirlendi. KCC binasından gerçekleşen toplantıya eski ve yeni yönetim üyeleri katıldı. Devrim ve demokrasi mücadelesinden yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan kongre de ilk olarak KCDK-E adına bir konuşma yapıldı. Yapılan konuşmada Halk Meclisleri’nin demokratik, eşitlikçi, cinsiyet özgürlükçü ve ekolojik yaşam açısından önemi vurgu yapılırken, Kürdistan ve Ordadoğu halklarının faşizme, diktatörlüğe ve gericiliğe karış mücadeleyi her zamankinden daha fazla yükseltmesi gerektiği belirtildi.

    Örgütlenme, Şehit Aileleri Komisyonu, Basın, Kültür ve Dış İlişkiler Komisyonlarının raporlarının okunduğu ve tartışıldığı toplantıda görüş ve öneriler alındı. Komisyonların genişletilmesi ve Halk Meclisi felsefesine uygun bir şekilde yapılandırılması gerektiğinin dile getirildiği toplantıda, yeni Eşbaşkanlar da belirlendi. Toplantı sonucunda Londra Kürt Halk Meclisi’nin Eşbaşkanlığı’na Sultan Kığı ve Mehmet Kardu getirildi. Her iki eşbaşkanda Kürt Özgürlük Mücadesi’ne ve onun değerlerinde bağlılıklarını dile getirerek, yeni dönemde meclis çalışmalarını daha güçlü hale getirmenin sözünü verdi. Toplantı yapılan siyasal değerlendirmeler ve planlama ile sona erdi.

  • Koronavirüs: İngiltere’de geliştirilen protein tedavisi ‘bir dönüm noktası olabilir’

    Koronavirüs: İngiltere’de geliştirilen protein tedavisi ‘bir dönüm noktası olabilir’

    İngiliz şirket Synairgen’in geliştirdiği yeni Covid-19 tedavi yönteminin klinik deneyleri, hastaların yoğun bakım ünitesine ihtiyaç duymadan koronavirüsü daha hızlı atlattıklarını ortaya koydu.

    Southampton merkezli biyoteknoloji şirketi Synairgen, geliştirdiği tedavide, vücudun, virüsün yol açtığı enfeksiyonu kaptığında ürettiği interferon beta adı verilen proteini kullanıyor.

    Protein, bağışıklık tepkisinin canlandırılması umuduyla, nebülizatör adı verilen solunum cihazı ile koronavirüs kapan hastaların doğrudan akciğerlerine çekiliyor.

    Klinik deneylerin ilk bulgularına göre, hastanede tedavi gören Covid-19 hastalarının, solunum cihazına ihtiyacı duymak gibi daha ciddi ve kritik bir aşamaya geçmesi ihtimali yaklaşık %79 oranında düşüyor.

    Synairgen, bu tedavi yöntemiyle hastaların iyileşip günlük hayatlarına devam etme ihtimallerinin 2-3 kat arttığını öne sürüyor.

    Şirket ayrıca, tedavi gören hastalar arasında solunum yolu sıkıntıları yaşayıp nefessiz kalanların sayısında da ‘çok belirgin bir düşüş olduğunu’ söyledi.

    Yeni ilaçla tedavi gören hastaların hastanede geçirdikleri zamanın da ortalama üçte bir oranında azaldığı belirtiliyor. Normal şartlarda bir hasta hastanede dokuz gün geçirirken, bu protein tedavisini gören hastaların ise altı gün geçirdikleri ifade ediliyor.

    Çift-kör çalışma yöntemiyle yapılan deneylere 101 gönüllü katıldı. Gönüllüler Britanya genelinde dokuz farklı hastanede Covid-19 enfeksiyonu tedavisi gördü.

    Hastaların yarısına ilaç verildi, diğer yarısına ise ‘plasebo’ denilen ilaçmış gibi gösterilen etkisiz madde verildi.

    Teyit edilmeyen sonuçlar

    Borsa kuralları gereği, şirket deneyin ilk sonuçlarını bildirmek zorunda.

    Klinik deneylerin sonuçları hakemli dergi tarafından henüz yayımlanmadı, araştırmanın tam sonuçları da henüz paylaşılmadı. Bu nedenle BBC tedaviyle ilgili öne sürülen iddiaları doğrulayamıyor.

    Ama eğer deney sonuçları şirketin iddia ettiği gibiyse, bu yöntem koronavirüs enfeksiyonlarının tedavisinde ileriye dönük çok önemli bir adım olacak.

    Deneyden sorumlu bilim insanı Tom Wilkinson, araştırma sonuçlarının daha geniş çaplı çalışmalar sonucunda doğrulanması durumunda, bu yeni tedavinin ‘çığır açan’ bir yöntem olacağını söyledi.

    Wilkinson, deneyin kısmen küçük çaplı olduğunu ama tedavinin hastalara faydasına dair işaretlerin alışılmışın dışında güçlü olduğunu belirtti.

    BBC’ye konuşan Synairgen’in Genel Müdürü Richard Marsden, “Bundan daha iyi sonuçlar bekleyemezdik” dedi.

    Marsden, sonuçları “hastaneye yatırılan Covid-19 hastalarının tedavisinde çok önemli bir dönüm noktası” olarak tanımladı.

    Bundan sonra ne olacak?

    Marsden, tedavinin onaylanması için başka hangi bilgilerin elde edilmesini öğrenmek için bulguları birkaç gün içinde dünya genelinde tıp denetçilerine sunacaklarını söyledi.

    Bu süreç aylar sürebilir. Ama İngiliz hükümeti de birçok farklı hükümet gibi koronavirüs tedavilerinin mümkün olan en kısa sürede onaylanması için çalışacaklarını söylüyor.

    Bu yöntemin, Mayıs ayında remdesivir ilacında olduğu gibi acil kullanım onayı alma ihtimali de var.

    Bir diğer ihtimal de, tedavi görecek hastaların sayısının artmasına yönelik izin verilmesi. Bu yolla, tedavinin güvenli ve etkili olup olmadığı yakından takip edilebilir.

    Eğer, tedavi onaylanırsa, proteinin ve proteinin akciğere verildiği nebülizatörlerin çok büyük miktarlarda üretilmesi gerekecek.

    Marsden, deney sonuçlarının olumlu çıkması ihtimalini değerlendirip şirketlere daha fazla tedarik sağlamaları için Nisan ayında üretimi artırmaları talimatı verdiklerini söyledi.

    Marsden, Synairgen’in kışa kadar her ay ‘birkaç yüz bin’ doz temin etmeyi umduklarını ifade etti.

    Tedavi nasıl işliyor?

    Inteferon beta, vücudun virüslere karşı ilk savunma hattının bir parçası, vücuda viral bir saldırı olabileceği uyarısı yapıyor.

    Koronavirüsün, vücudumuzun bağışıklık sistemlerinden kaçınmak için bu proteinin üretimini bastırdığı görülüyor.

    Yeni ilaç, interferon beta protesinin özel bir formülasyonu. Sprey yöntemi gibi nebülizatör ile hava solunum yollarına doğrudan iletiliyor.

    Akciğerlere doğrudan iletilen protein dozları, bağışıklık sistemleri zayıflayan hastalarda bile güçlü bir virüs karşıtı tepki yaratıyor.

    Interferon beta birçok skleroz tedavisinde de yaygın olarak kullanılıyor.

    Synairgen’in daha önce yaptığı klinik deneyler, bu yöntemin bağışıklık sistemini canlandırdığını ve astım ya da kronik akciğer rahatsızlıkları yaşayan hastaların tedaviyi rahatlıkla tolere edebildiklerini gösterdi.

    Tedavi nasıl test edildi?

    Deneye katılan hiç kimse, deney sonuna kadar hangi hastaya protein verildiğini hangi hastaya verilmediğini bilmiyordu.

    Southampton Hastanesi’nde yeni ilacın hastalara verilmesinden sorumlu hemşirelerden biri olan Sandy Aitken, “Eğer hastalara verdiğinizin hangi ilaç olduğunu bilirseniz bu zihninizde önyargı yaratabilir” dedi.

    Synairgen’in ilaç deneyleri, İngiliz hükümetinin Covid-19 hastalarına yönelik yeni ilaç gelişimini hızlandırmak için Nisan ayında başlattığı Accord adlı programın bir modeliydi.

    Synairgen ekibi, ilacın enfeksiyonun ilk etaplarında daha etkili olabileceğine inanıyor.

    Ekip, yeni ilacın deneyine katılmak üzere, yüksek risk grubunda Covid-19 tanısı yeni konulan hastalar arasında gönüllü bulmakta zorlandı çünkü artık görülen yeni enfeksiyon vakalarında büyük azalma var.

    Kaynak: BBC