Category: Dünya

Dünya Haberleri

  • AABK’dan ‘Turgut Öker’ çağrısı

    AABK’dan ‘Turgut Öker’ çağrısı

    İktidarı eleştirdiği için yargılanan Turgut Öker ile dayanışma çağrısında bulunan AABK, “Aleviler Yezit’e Yezit, hırsıza hırsız, yolsuza yolsuz, zalime zalim demeye devam edecektir” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) AKP-MHP iktidarını eleştirdiği için yargılanan AABK Onursal Başkanı Turgut Öker’in 10 Haziran’da Kartal Adliyesi’nde görülecek duruşmaya tüm canları davet ederek, dayanışma çağrısında bulundu.

    AABK’nın Onursal Başkan Turgut Öker’e ilişkin yaptığı dayanışma çağrısının tam metni şöyle:

    “Yine bir Alevi Can, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker, 10 Haziran 2021 tarihinde, iktidarı eleştirdiği, muhalif ve Alevi olduğu için, bir kez daha yargılanıyor.

    Bizler, “Adalet Sarayı” dediğiniz infaz odalarını Sünni-Irkçı-Gerici bir devletin kurumsallaşmasına karşı çıkan her demokrat yurttaşı korkutmak için kullandığınızı çok iyi biliyoruz.

    Nerede zalim olan varsa, nerede zalimin karşısında duran varsa onunla birlikte olmak inancımız gereğidir.

    Tarihten günümüze Alevi inancının, kültürünün taşıyıcısı olmak için mücadele içinde olanlar Anadolu topraklarında ne ile karşı karşıya kaldılarsa, bugün de müktedirler aynı bilinçle hareket ediyorlar.

    Soruşturmalar, davalar, tutuklamalar, gözaltılar, katliamlar biz Alevilerin yabancısı olduğu şeyler değildir.

    Bu idari ve yargısal pratikler, evrensel hukuka, ülkemizin taraf olduğu Uluslararası sözleşmelere, Milletin Meclisi‘nin yapmış olduğu Anayasaya, kanunlara açıkça aykırıdır. Ülkeyi yönetenlerin bu keyfilikten, bu yönetim şeklinden vazgeçmesini öneriyoruz. Ülkemize demokrasi gelene kadar tüm gücümüzle bunun karşısında mücadele edeceğimizi tekrardan kamuoyuna deklare ediyoruz.

    Mafya-Siyaset-Din-Ticaret denkleminde iktidarın girmiş olduğu bataklığın ne gibi sonuçlar doğuracağını, yolsuzlukla, kayırmacılıkla geçen 19 yılın ardından gelen ekonomik krizin faşizme nasıl uygun bir ortam sağladığını bu ortamın derin güçlerin can simidi olan kargaşa, kaos bireysel ve kitlesel katliamlara nasıl gebe olduğunu memleket tarihinden en iyi bilen biz Alevileriz. Bunun farkında olduğumuzu, tüm örgütlülüğümüzle, bilincimizle, karşınızda olduğumuzu biliniz.

    Bilinmelidir ki tek bir kurum temsilcisi, tek bir “Can“ yalnız değildir.

    Her Alevi kurum temsilcisi Pir Sultan‘ların elinde ki sazın, Seyit Nesimi‘lerin sırtında ki derinin verdiği tarihsel haklılığının, inancının ve evrensel ahlakın verdiği güçle Yezit’e Yezit, hırsıza hırsız, yolsuza yolsuz, zalime zalim demeye devam edecektir.

    Bu vesile ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak, ülkemizin demokratikleşmesi yolunda söylenen her sözün, yapılan her eylemin arkasında olduğumuzu, bu büyük suçlara ortak olduğumuzu kamuoyuna bildiririz.

    Günün dayanışma ve birbirimize biraz daha kenetlenme günü olduğundan yola çıkarak, tüm Canları, 10 Haziran 2021 tarihinde, Kartal Anadolu Adliyesi’nde, saat 10’da görülecek olan duruşmada yanımızda olmaya davet ediyoruz.”

  • İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    KONGRA GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal ve KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar’a suikast hazırlığı yaparken deşifre edilen Türk suikast timinin, Türk Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Paris Büyükelçiliği’ndeki fotoğrafları ortaya çıktı.

    Biri Erdoğan’ın Beştepe’deki sarayı önünde, diğeri Paris’teki Türk Büyükelçiliği’nde çekilmiş iki fotoğraf, Avrupa’daki bir suikast timi ve bağlantılarına ışık tutuyor. Fotoğraflarda iki suikastçı, bir büyükelçi ve Saray var. Emri verenler, organize edenler ve tetikçiler aynı karede.

    Brüksel’deki Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) binası önünde Haziran 2017’de Mercedes Classe E marka siyah bir otomobil dolaşıyordu. Bir süreden beridir keşif faaliyetleri yapılıyor, istihbarat toplanıyordu. KNK çevresinde 14 Haziran günü en az üç kez tur atan araç, polis takibindeydi. Aslında Kürt yetkililerin birçok kez şüpheli şahıslar konusundaki uyarısı, Belçika polisi tarafından önce ciddiye alınmamıştı. Teknik ve fiziki takip yapılınca, olayın ciddiyeti anlaşıldı. Araçtakiler KNK çevresinde keşif faaliyeti yaptıktan sonra yakındaki tünele girdi. Peşlerine takılan polis, “aracın hızlı gittiğini” gerekçe göstererek durdurdu. Arabada üç kişi vardı. Polis, araçtakileri indirdi. Yapılan kontrolde şüphelilerin kimlikleri tespit edildi, fotoğrafları çekildi. Polis, rutin bir yol kontrolü izlenimi verdi.

    Belçika yargısı ve polisi, suikast teşebbüsüne ilişkin bu soruşturmayı gizli yürütüyor. Dosyaya yakın kaynaklardan alınan bilgilere göre; binlerce sayfalık bir soruşturma dosyası oluşturuldu.

    ARAÇTAKİ SUİKAST TİMİ

    Araçtaki üç kişiden olan Zekeriya Çelikbilek, eski bir asker. Fransız Journal de Dimanche gazetesi de 14 Mart günü üç kişinin adını deşifre etmişti. Fransız vatandaşı Çelikbilek, araç durdurulduğu sırada 6-7 aydır Paris’in Argenteuil banliyösünde ikamet ediyordu. İkinci kişi Yakup Koç’tu. Üzerinde Türk polisi olduğunu gösteren bir kimlik tespit edilmişti.

    ANF’nin elde edilen bilgilere göre Yakup Koç’un kod adı “Albay”. Brüksel’deki “operasyonun” organizatörlüğünü yapıyordu. Üçüncü kişi ise Belçika’da yaşayan ‘Kürt kökenli’ Hacı Akkulak.

    Soruşturmayı yürütenler, Mercedes’in polis kontrolüne takılmasından iki gün sonra, 16 Haziran’da tehdidin daha da belirginleştiğini fark ediyor. “Türkiye kökenli dört kişinin” Belçika’ya geldiği ve burada bir apartman dairesi kiraladıkları vurgulanıyor. İçlerinden biri keskin nişancı. Hedeflerinde KONGRA GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal ve KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar vardı.

    SUİKAST EKİBİNDE İKİ FİRE

    Dosyaya yakın kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre; Belçika polisi araç durdurulduktan birkaç ay sonra bir operasyon gerçekleştirdi. Çelikbilek ve Yakup Koç gitmişti. Belçika polisi bunları sorgulamak yerine, casus ağının Belçika ayağını hedef almayı tercih etmişti. Baskınlardan biri Gent’te gerçekleşti. Necati Demiroğulları isimli Sakaryalı olduğu tahmin edilen bir Türk ile Akkulak’ın evleri arandı, birçok materyale el konuldu.

    Bu operasyona götüren süreç, Akkulak’ın itiraflarında gizli. Akkulak, kendisine yapılan muhbirlik teklifini kabul ettikten sonra olayın suikasta kadar vardığını anlayınca hem Kürt kurumlarını hem de Belçika polisini durumdan haberdar etti. Akkulak’ı Türk suikast timine yönlendiren kişinin Necati Demiroğulları olduğu öğrenildi. Polis tarafından evine baskın yapılan Demiroğulları da bildiklerini itiraf etti. Demiroğulları’nın Yakup Koç’un damadı olduğu ve materyal destek sağladığı öğrenildi.

    Her ikisinin itirafları, suikastçı timinin özellikle Paris’teki Türk Büyükelçiliği ile yakın ilişkileri olduğunu gösteriyor. Hatta Çelikbilek’in, Hacı Akkulak’a, özel bir görüşme sırasında Paris’te üç Kürt kadın devrimcinin katledilmesinde de rol oynadığını söylediği belirtiliyor. Zaten Belçika’daki bu soruşturma, Paris Katliamı’na ilişkin yeni bir soruşturma açılmasına önemli katkı sağlamıştı. Mayıs 2019’da Paris savcılığının yeniden başlatmaya karar verdiği soruşturmada, katliamın emrini verenler ve suç ortakları hedefleniyor. Üç kadın devrimcinin aile avukatları katliamla bağlantılı Avrupa’daki geniş ve halen aktif olduğu düşünülen bir ağ olduğunu belirtiyor.

    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları
    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    SARAY VE BÜYÜKELÇİLİK POZLARI

    ANF’nin elde ettiği fotoğraflar, Belçika’daki suikast timini deşifre ederken, bağlantılarını da açık bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle Çelikbilek’in hem Türk Cumhurbaşkanlığı hem de Türk Büyükelçiliği ile ilişkileri göze çarpıyor. Fotoğraflardan biri, Çelikbilek ile Türk Büyükelçi İsmail Hakkı Musa arasındaki yakın bağa işaret ediyor. Bu karede kimliklerini tespit edemediğimiz iki kişi daha var. Fotoğraflar arasında Büyükelçilik içerisinde çekilmiş iki kare var. Biri, basın açıklaması yapılan masada çekilmiş.

    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları
    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    Çelikbilek, bir diğer fotoğrafta Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beştepe’deki sarayının bahçesinde görülüyor. Üzerinde koyu mavi bir takım elbise var. Başka bir fotoğrafta başındaki komando beresi dikkat çekiyor.

    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları
    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    Yakup Koç’a ait fotoğraflar, 2008 ve 2011 yılları arasına ait. Biri Bratislava yolunda çekilmiş, diğeri Fransa’nın ünlü Mont Saint-Michel adasında çekilmiş. Birçok mekânda “turist” kılığında çekilmiş fotoğraflar dikkat çekiyor.

    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları
    İşte Avrupa’daki suikast timi ve bağlantıları

    Bu fotoğraflar suikast timinin Saray ve Türk Büyükelçiliği ile bağlarını açık bir şekilde ortaya koyuyor.

    KOORDİNATÖR İSMAİL HAKKI MUSA

    Belçika’da yürütülen soruşturma dosyasında da bu casus ve suikast ağının Avrupa’daki “eylemlerinin İsmail Hakkı Musa tarafından koordine edildiğine” işaret ediliyor.  İsmail Hakkı Musa, üzerindeki şüphelerin daha da güçlendiği bir dönemde, görev süresinin dolduğu açıkladı. Yerine Türkiye’nin Tunus Büyükelçisi geçecek.

    PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ve Kürt gençlik hareketi üyesi Leyla Şaylemez’in, 9 Şubat 2013’te katledilmesinin ardından tüm izler Ankara’yı işaret ediyordu. Yürütülen soruşturma, ortaya çıkan belgeler, tanıklıklar ve itiraflar, suikastların MİT tarafından organize edildiğine kesinlik kazandırdı. İsmail Hakkı Musa da son birkaç yıldır şüpheliler arasındaydı. Bir dönem MİT Müsteşarlığına vekalet eden ve daha sonra MİT’in iki numaralı ismi olan İsmail Hakkı Musa’nın Paris’e atanması, casus ağları ve suikast teşebbüslerinin yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.

    MUSA’NIN SON 11 YILI

    Musa, 1980’li yılların sonlarında Fransa’da üniversite eğitimi görmesi için gönderildi. Sonra da farklı düzeylerde görevler aldı. 1 Kasım 2011’de Brüksel Büyükelçisi olarak atandı, ancak uzun sürmedi. Ekim 2012’de merkeze çekilerek, MİT Müsteşar Yardımcılığına atandı. Brüksel’deki bir yıllık süre içerisinde özellikle Türk camileri, dernekleri, selefiler ve ırkçı oluşum ülkücülerle yoğun temas içerisinde olan İsmail Hakkı Musa, Belçika istihbaratının da dikkatini çekmişti.

    Musa, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın seçimlerde aday olmak için istifa etmesi üzerine 10 Şubat 2015’e MİT Müsteşarlığı’na vekaleten atandı. Bu görevini 10 Mart 2015’e kadar devam ettirdi. Musa’nın MİT sorumluluğu yaptığı dönemler ile Brüksel ve Paris’e büyükelçi olarak atandığı dönemler, MİT marifetli ağır suçların işlendiği dönemlere denk geliyor.

    Musa, Temmuz 2016’daki devlet içi çatışmadan sadece dört ay sonra Paris’e büyükelçi olarak atandı. Büyükelçi atandığı dönem, aynı zamanda Türk devletinin, camiler dahil birçok alanda istihbarat örgütlemesini güçlendirdiği bir dönemi ifade ediyor. İsmail Hakkı Musa’nın Paris’teki büyükelçiliğe taşınmasından bir ay kadar sonra, Paris Katliamı’nın tetikçisi Ömer Güney’in 17 Aralık 2016’da cezaevinde şüpheli bir şekilde ölmesi de dikkat çekiyor.

    Kaynak: ANF

     

  • Papa Francesco’dan iklim değişikliğine ‘Nuh tufanı’ benzetmesi

    Papa Francesco’dan iklim değişikliğine ‘Nuh tufanı’ benzetmesi

    Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco iklim değişikliği krizini İncil’de de anlatılan Nuh tufanına benzetti.
    Daha önce de iklim değişikliği ile mücadelenin aciliyetine birçok kez dikkat çeken Papa, Nuh tufanı benzetmesini ise gelecek hafta çıkacak bir kitap için verdiği söyleşide yaptı.
    İtalyan Katolik din adamı Marco Pozza’nın yazdığı “Kusurlar ve faziletler” (Dei vizi e delle virtù) isimli kitaptan bazı bölümler İtalya’da yayımlanan Corriere della Sera gazetesinde yer aldı.

    Gazetenin bugün baş sayfasında “Papa’dan çağrı: İklim konusunda tutum değiştirmezsek tufan olacak” başlığıyla yayımladığı kesitte Papa şunları söyledi: “İncil, tufanın Tanrı’nın gazabının sonucu olduğunu söylüyor… Uzmanlara göre İncil’deki bir mit anlatısı. Ama mitler de bir anlayış biçimidir. Arkeologlar, kazılarda sel izleri buldukları için tufanın tarihi bir anlatı olduğunu söylüyor. Bu belki de sıcaklığın artması ve buzulların erimesinden kaynaklanan büyük bir seldi. Aynı yolda gitmeye devam edersek şimdi de bu olacak.”
    Papa Francesco daha önce de iklim krizinin küresel bir acil durum teşkil ettiği ve felakete yol açmaması için eyleme geçilmesi mesajları vermişti.
    Papa, 2015’te yayımladığı “Laudato Si” isimli genelgesiyle iklim değişikliğinden kaynaklanan ağır çevresel, toplumsal, ekonomik ve siyasi sonuçlara dikkat çekmişti.

    Papa bir basın toplantısında da siyasi yetkililerin iklim değişikliği konusunda harekete geçmekte neden geciktiği sorusuna, “Neden mi? Aklıma Eski Ahit’teki bir cümle geliyor: İnsan aptaldır, gözleri görmeyen bir inatçıdır. Aynı çukura iki kez düşen tek hayvan insandır” diye yanıt vermişti.

    İklim değişikliği krizine karşı eylemleriyle tanınan İsveçli öğrenci Greta Thunberg de 2019’da Vatikan’da Papa ile görüşmüş ve ardından İtalyan basınına yaptığı açıklamada “Papa Francesco akut iklim krizini ele alan ilk dünya lideri. Gezegenimizi ve doğal hayatı korumak gibi bir ortak amacımız olduğu için ikimiz aynı taraftayız” demişti.

  • Uğur Şahin: Covid-19 aşısının tekrarlanması gerekebilir

    Uğur Şahin: Covid-19 aşısının tekrarlanması gerekebilir

    BioNTech’in kurucularından Prof. Dr. Uğur Şahin, Spiegel dergisine açıklamalarda bulundu.

    Coronavirus’e karşı dünya çapında eşi Dr. Özlem Türeci’yle birlikte, mRNA teknolojisi ile ilk aşıyı üreten, BioNTech’in kurucusu ve yöneticisi Uğur Şahin, Spiegel dergisine açıklamalarda bulundu.
    DW Türkçe’nin aktardığına göre, aşı olan kişilerin önümüzdeki yıl yeniden aşı olup olmaması gerektiği yönündeki soruyu yanıtlayan Şahin, “Ben olunması gerekeceğini düşünüyorum. Sadece halk içinde aşının sağladığı kitlesel korumayı canlı tutabilmek için bile buna ihtiyaç olacaktır” dedi.
    Şahin, gelecekte insanların yeni varyantlara karşı her iki yılda bir aşılanmasının gerekebileceğini de belirterek, “Aynı gripte olduğu gibi. Bu durum normal hayatımızın bir parçası olabilir.” dedi.

    ‘VAKA SAYILARI MAYIS SONU GİBİ AZALACAK’

    Almanya’daki vaka sayılarıyla ilgili de konuşan Prof. Dr. Şahin, aşılamaların planlandığı gibi yapılması durumunda mayıs ayı sonu ya da haziran başında vaka sayılarının hissedilir derecede azalacağı öngörüsünü dile getirdi.
    İngiltere varyantı ile ilgili olarak, “Şu an B.1.1.7’nin Almanya’da yayılmaya başlaması gibi bir sorunumuz var. Mart ayının ortasından itibaren, aşı olan ilk grupta yer alan yaşlı kişiler arasında ölüm vakası sayısı düşecektir” dedi.

    YAZ SONUNU İŞARET ETTİ

    Şahin ayrıca, yeterince insanın aşı olması durumunda Coronavirus salgınının Almanya’da yaz sonuna doğru çok daha iyi kontrol altına alınabileceğini dile getirdi. Bunun bir daha yeni enfeksiyonlar görülmeyeceği anlamına gelmediğini vurgulayan Şahin, “…ancak yeniden normal hayatımıza dönebiliriz” ifadesini kullandı.

  • Dünya’da ‘Covid Aşı’ adaletsizliği; Aşılar ‘Zenginler Kulübü’ne gitti

    Dünya’da ‘Covid Aşı’ adaletsizliği; Aşılar ‘Zenginler Kulübü’ne gitti

    Dünyada şu ana kadar en az 107 ülkede Covid-19 ile mücadele için 200 milyon dozun üstünde aşı vuruldu. Bu dozların yüzde 45’i, “zenginler kulübü” olarak bilinen G-7 ülkeleri vatandaşlarına yapıldı.

    Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) hesaplarına göre, Türkiye saati 12:00 itibarıyla bütün dünyada aşı dozu sayısı 201 milyon 42 bin 149 olarak kayıtlara geçti. Türkiye’de ise sayı 6 buçuk milyonu aştı.

    Çin ve Rusya’nın son günlerde vurduğu aşı miktarını tam olarak açıklamaması yüzünden, bu rakamın çok daha fazla üstüne çıkıldığı tahmin ediliyor.

    G-7’de yaşayanlar toplam dünya nüfusunun yüzde 10’u

    Aşıların yüzde 45’inin vurulduğu G-7 ülkelerinde yaşayanlar, dünya nüfusunun yüzde 10’unu teşkil ediyor. Bugüne kadar aşı dozlarının yüzde 92’si, Dünya Bankası kriterlerine göre, zengin ya da gelir düzeyi yüksek veya orta seviyede ülke vatandaşlarına vuruldu.

    G-7 ülkeleri içinde yer alan ABD, Kanada, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve Japonya, cuma günü aşı dozlarını fakir ülkelerle de paylaşma taahhüdünde bulunmuştu. G-7 ülkeleri, Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı’na (COVAX) yapacakları mali katkıyı ise iki misli artırarak 7,5 milyar dolara çıkarma vaadinde bulunmuştu.
    Türkiye’de aşı kampanyasıyla ilgili son durum ne?

    Türkiye’de şu ana kadar 6 milyon 550 bini aşan doz aşı yapıldı. Bunun 5 milyon 510 bin 419’u birinci doz, 1 milyon 41 bin 416’sı ise ikinci doz uygulaması olarak kayıtlara geçti.

    İsrail ilk sırada

    Nüfusuna göre en fazla aşı vurulan ülke sıralamasında İsrail açık ara önde bulunuyor. İsrail’de, şu ana kadar toplam nüfusun yüzde 49’una en azından ilk doz aşı vuruldu. Nüfusun yüzde 33’üne ise ikinci aşı uygulandı.
    Gine ve Ruanda’nın da içinde bulunduğu 29 yoksul ülkede ise aşı çalışmalarına kısa süre önce başlandı.
    Dünyada en fazla aşı vurulan ülke sıralamasında ABD, 59,6 milyon dozla ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi 40,5 milyon dozla Çin, 17,5 milyon dozla İngiltere, 10,7 milyonla Hindistan ve 7,1 milyonla İsrail izliyor.

    Kaynak: Euronews

  • Tanınmış isimlerden Öcalan’a özgürlük çağırısı

    Tanınmış isimlerden Öcalan’a özgürlük çağırısı

    Aralarında farklı ülkelerden parlamenterlerin, siyasi parti temsilcilerinin ve büyük sendikaların yöneticilerinin de olduğu 22 isim, Türkiye’nin saldırgan politikalarını eleştirdi, Öcalan’ın özgürlüğünü talep etti ve uluslararası topluma Türk devletinin işlediği suçlara karşı harekete geçme çağrısı yaptı.

    Andrew Feinstien (Eski Güney Afrika Parlamentosu Milletvekili, Nelson Mandela’nın yoldaşı): Halkı için adalet, eşitlik ve bağımsızlık arayan Öcalan’ı alıp ‘suçlu’ ve ‘terörist’ diye damgaladılar. Margaret Thatcher ve Ronald Reagan’ın benim eski patronum Nelson Mandela’yı terörist olarak tanımladıklarını hatırlıyorum, aynı durum. Öcalan’ın şu anki hücre koşulları, Nelson Mandela ve arkadaşlarının 27 sene kaldığı Robin Adalarındaki koşullardan bile daha kötü. Uluslararası kurumlar, bu koşulları kesinlikle kabul etmemeli. Fakat batılı ülkeler, ABD ve Birleşik Krallık öncülüğünde Erdoğan’ın bu korkunç rejimini destekliyor. Nelson Mandela ve diğer özgürlük liderleriyle omuz omuza duran Öcalan’ın tutsaklığına bir an önce son verilmeli ve Kürt halkının istekleri yerine getirilmeli.

    Julie Ward (İngiltere İşçi Partisinden Avrupa Parlamentosu eski üyesi): 22 yıl önce ne olduğunu birçok yetkili de biliyor ama halka açıklamıyorlar. Öcalan, dünyadaki ilericiler için çok önemli ve harekete geçirici bir figür ve dönemin otoriteleri onu bir şekilde susturmaya çalıştı. Öcalan’ı insanlara ulaşamayacağı, fikirlerini yayamayacağı bir noktaya getirmek istediler. Ama 22 yıl sonra görüyoruz ki büyük bir uluslararası hareket, Öcalan’ın özgürlüğü için çağrı yapıyor. Bu, Birleşmiş Milletler’e, Türkiye’ye ve Kürtlere çok anlamlı bir mesajdır.

    Margaret Owen (İnsan hakları avukatı): Öcalan Türkiye’de barış için kilit isim ama fikirleri ayrıca dünyadaki herkes için daha demokratik ve özgür bir yaşam için izlenecek bir yol sunuyor. Tarihte hiç kimsenin kadınların eşitliğinin önemini ve demokrasinin kökeni olduğunu Öcalan kadar anlamadığını düşünüyorum.

    Les Levidow (Toplumların Kriminalize Edilmesine Karşı Kampanya’nın [CAMPACC] kurucusu): Türkiye Kürtleri, özellikle de Öcalan’ı susturmaya çalışıyor. Birleşmiş Milletler de PKK’yi Türkiye’nin çabaları sonucunda terör örgütleri listesine almış durumda. PKK’nin bu listeden çıkarılması gerekiyor. Nasıl ki 2005’te intifada sırasında Filistin halkıyla dayanışma hareketinde yer aldıysam, bugün de Kürtlerle dayanışma içindeyim.

    Jean-Christophe Sellin (Fransa Sol Parti Üyesi, Boyun Eğmeyen Fransa Hareketi [Anomise] Dış İlişkiler Sorumlusu): Dünyadaki en önemli siyasi tutsaklarından biri olan Öcalan’ın halen hapiste olduğunu görmek, gerçekten çok üzücü. Bence Öcalan, Ortadoğu’ya çözüm getirebilecek en önemli isimlerden biri. Sadece Kürtler için değil, Türkiye ve diğer bölgeler için “demokratik konfederalizm” modelini inşa edebildi. Bu, bütün dünya halkları için bir çözüm. Öcalan, Kürtler için Nelson Mandela gibidir. Bence ancak o masada olursa Ortadoğu’daki tüm insanlar için eşit bir çözüm gelişebilir.

    Kariane Westrheim (AB Türkiye Sivil Komisyonu [EUTCC] Başkanı): Türkiye’de rejimin Öcalan’ın ve Kürtlerin mücadelesinin hiçbir zaman bitmeyeceğini anlaması gerekiyor. Avrupa’daki Öcalan’ı ve Kürtleri destekleyenler olarak biz de hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Çağrımız, Öcalan’ın serbest bırakılmasıdır, çünkü o serbest olmadığı sürece bir gelecek mümkün değildir. Avrupa Birliği’nde birçok politikacı ve politik grup da Öcalan’ın Ortadoğu’ya barış getirebilecek tek isim olduğunu, serbest bırakılmasının ne denli önemli olduğunu anlıyor. Sayın Öcalan’ın serbest bırakılması, Ortadoğu’ya barışı getirmek için tek umuttur. Eminim ki Erdoğan da bunu anlıyor ama yapacak kapasitesi yok. Erdoğan, bir şeyleri çözmek için adım atabilecek bir insan değil.

    Johannes De Jogn (Sallux Enstitüsü Direktörü): Demokratik Konfederalizm, üretim araçlarının kontrolünün devlete değil halka ait olması gerektiğini söyleyen bir paylaşımcı ekonomi modeli ve Suriye’de kurulan kooperatif ve komünler bu düşüncenin gerçeğe dönüştürülebildiğini kanıtlıyor. Bizim katolik düşüncemiz de paylaşımcılığı esas alıyor, demokratik konfederalizme çok benzeyen kurumları öngörüyor. Bize göre iki yaklaşımın da ulaşmak istediği nokta aynı. Ben Türk devleti ile Kürt halkı arasındaki bu çatışmanın bitmesini umuyorum. Demokratik Konfederalizm düşüncesi, tüm dünyada ortak sorunlara benzer çözümler isteyebileceğimizi gösteriyor. Buradan gelişen bir uluslararası tanınma ile ortak bir nokta bulunabilir.

    Lydia Samarbaksh (Fransa Komünist Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu): Kendi nüfusunun bir bölümünü yargılayan bir rejim ile müreffeh, istikrarlı ve gelişmiş bir devlet kurulamaz. Türkiye’nin geleceği, nüfusunun tüm bileşenlerinin siyasi ve kültürel haklarını tanımasıyla başlayabilir ve bunun da başlangıcı Kürtlerdir. Birleşmiş Milletler nezdinde Türkiye rejiminin yayılmacı projelerine karşı siyasi, diplomatik ve ekonomik baskının artırılması gerekiyor, çünkü bu bölgede barışa ve tüm dünyaya karşı bir tehdit oluşturuyor. Hepimizin ortak çıkarları için Erdoğan’ı durdurmalıyız. Bu mesajla ayrıca Kürt halkına, onların cesaretine partimizde büyük bir hayranlık duyulduğunu söylemek istiyorum. Siz yüz yıl boyunca haklarınız, onurunuz ve bölge halkları ve Türkiye’deki tüm halklar için barış için savaşmaktan vazgeçmediniz. Kürtlerin yaptığı, Türkiye ve Ortadoğu’daki demokrasi çabaları için örnek oluşturuyor. Bizim uluslararası dayanışmamız zayıflamayacak ve Kürt halkının haklarını savunmaya devam edeceğiz.

    Nik Matheu (Türkiye’yi Boykot Kampanyası Britanya Sözcüsü): Artık Öcalan’ın özgürlüğünün zamanı geldi. Öcalan, kalıcı barışı getirme rolünü oynayabilecek ve Kürt sorununun çözümü için alternatif cevaplar verebilecek bir isim. Çözümlemeleri sayesinde Libya’dan İran’a bütün Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da demokratik toplum şansına ulaşabiliriz. BM ve diğer uluslararası organizasyonların PKK ve Öcalan’ı halen ‘terör listelerinde’ tutmaları, yangına körükle gitmek gibi. Bizim Öcalan’ın serbest bırakılmasına ihtiyacımız var. Onu 22 yıldır hapiste tutmaları, güçlerinin değil güçsüzlüklerinin belirtisidir. Dünyada ve bölgede demokratik toplum ve özgür bir yaşam isteyenlerin birleşmesiyle Öcalan serbest bırakılacak ve oynaması gereken rolü oynayabilecektir.

    Saleh Mamon (Göçmen Toplumların Kriminalizasyonuna Karşı Kampanya [CAMPACC] İngiltere Temsilcisi): Öcalan hapisteyken dünyanın en yaratıcı düşünürleri arasına girdi. O, çok kültürlü demokrasiye, kadın haklarına, ekolojik bir ekonomiye ve barışa dair vizyonları olan biri. Türk devleti, Kürt halkına karşı uyguladığı terörü artık durdurmalı, açlık grevinde olan Kürt siyasi tutsakları serbest bırakmalı. Kobanê’deki direniş ve Rojava’daki inanılmaz gelişmeler, Kürtlere saygıyı artırdı. Bu adaletsizliğe karşı mücadele etmekten başka şans yok. Kürtler, direnen, dayanışan umutlu bir toplum yaratarak kazanacak.

    Dr. Amber Huff (Sussex ve Oxford Üniversitelerinden sosyal antropolog): Türk devletine artık yeter demek istiyorum. Öcalan ve diğer siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalı. BM’ye de Türkiye’de çağdışı muameleye maruz kalan halklar için kullanabileceği bir gücü olduğunu hatırlatmak istiyorum. BM üyesi devletlerin Türkiye’ye yönelik silah satışını durdurması, finansal desteği kesmesi, Erdoğan’ın bu terörünün devam etmesine engel olabilir. Kürdistan halkının mücadelesi ve Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm fikri, ilericilerin ilham kaynağına dönüştü. Kürtler ve Öcalan, özgürlük mücadelesinin verildiği, demokratik ve ekolojik toplumların yaratılmak istendiği dünyanın birçok yerindeki insanlar için ilham kaynağı. Kürt halkının yanındayız ve gelişmeleri takip ediyoruz.

    Dr. Thomas Milley (Sosyolog ve Öcalan’a Özgürlük Kampanyası destekçisi): Öcalan’a uygulanan tecrit insanlık dışıdır ve uluslararası yasalara da aykırıdır. Bu konuda CPT’nin raporları da ortada. Bu tecritin nedeni, Öcalan’ın Türk milliyetçiliğinin karşısına koyabildiği bir ideolojisinin olmasıdır. Öcalan, barış arayışı içindedir ve bölgede demokratik bir çözüm için kilit isimdir. Umarım CPT ve Avrupa Konseyi gibi kurumlar da sonunda Öcalan’ın özgürlüğünün önemini anlarlar. Artık Ortadoğu ve Türkiye’ye barışı getirecek ismin Öcalan olduğunu görmek zorundalar.

    Dr. Felix Padel (İngiliz solunun teorisyenlerinden, Sussex Üniversitesi Öğretim Üyesi): Öcalan’ın yakalanması tam bir skandaldı, uluslararası bir komploda birçok ülkenin istihbarat servisleri birlikte çalıştı. Bu bize aslında bu güçlerin Kürt halkının tüm dünyaya örnek olabilecek demokrasi yaklaşımından korktuklarını gösteriyor. Öcalan bence Kürtler için, gelecek için büyük bir umuttur. Sunduğu model, milliyetçilik yerine demokratik konfederalizmi getiriyor, ataerkilliği bitirip kadın-erkek eşitliğini öngörüyor. Kapitalizm ve Türkiye’ye silah satan ülkeler, Öcalan’ın fikirlerinden elbette korkuyor. Onun 22 yıl önce nasıl oyunlarla kaçırıldığını ve 22 yıldır tüm insan hakları ihlallerine ve tüm raporlara rağmen nasıl tecrit altında tutulduğunu herkes çok iyi biliyor.

    Pietro Shakarian (Ohio Ulusal Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ermeni tarihçi): Türk devleti, Kürt halkı ile diyalog kurmak zorunda. Öcalan’la ve HDP’li Selahattin Demirtaş’la diyalog kurmalılar. Bu liderleri tutuklamak, tecrit altında tutmak, insan haklarından mahrum etmek, akıl işi değil. Modern bir dünyada halkının hakları için mücadele etmek nasıl suç olarak görülebilir, bu insanlar nasıl tutuklanabilir, anlamak gerçekten zor.

    Prof. Michael Gunter (Tennessee Üniversitesi Siyasal Bilimler Profesörü, EUTCC Genel Sekreteri): Öcalan, tutsaklığı sırasında PKK’ye büyük sempati topladı, ayrıca PKK de Öcalan her gün orada olmadan da gelişmeyi başardığını gösterdi. Ben, yaklaşık çeyrek asırdır tutsak olan Öcalan özgür olsaydı, dünya nasıl daha güzel olurdu, onu düşünüyorum. Türkiye, Öcalan’dan çok korkuyor ve ona uygulanan tecrit de korkularından kaynaklanıyor.

    Doug Nicholls (Britanya Sendikalar Konfederasyonu Genel Sekreteri): Biz Kürt halkının mücadelesini desteklemeye devam edeceğiz. Kürt halkına, “Mücadelenize devam edin, mutlaka kazanacağız” demek istiyorum. Kürtlerin sorunları dünyada artık daha çok biliniyor. Öcalan’ın tutsak kaldığı her gün Türkiye, yetersizliğini, yeteneksizliğini ve barış arayan bir ülke olmadığını dünyaya göstermiş oluyor. Birleşmiş Milletler derhal harekete geçmeli. Tüm uluslararası yasaların da gerektirdiği gibi Öcalan’la hemen bir görüşme gerçekleştirilmelidir. Avrupa Birliği de Türkiye’ye baskı uygulamalı; Britanya’ya denizlerde midye avlamak konusunda baskı yapacaklarına dünyadaki daha önemli meselelerle ilgilenmeliler.

    Sarah Glynn (İskoçya Kürdistan İle Dayanışma Komitesi aktivisti): Öcalan’a uygulanan komplo, birçok ülkenin utanç kaynağıdır. CIA ve Türk istihbaratının kirli işbirliğini de bu oyunun içinde gördük. Öcalan, PKK’nin ABD’nin girişimiyle ‘terör örgütleri listesine’ alınması ardından komploya uğramıştır. Eğer gerçek anlamda soruna çare aranıyorsa bunun adresi Öcalan’dır, onu iyi dinlemek gerekiyor.

    Simon Dubbins (İngiltere ve İrlanda’nın 1.4 milyon üyeli sendikası ‘Unite the Union’un uluslararası direktörü): CPT pozisyonunu net bir şekilde belirledi, Türkiye’nin yaptıklarının akıl dışı olduğunu ve Öcalan’ı serbest bırakıp yeni bir barış sürecine başlamaları gerektiğini artık herkes biliyor. Kürt halkı, zor da olsa mücadeleye devam etmeli. Artık büyük bir uluslararası destek var ve bence artık yeni bir bağlam da var. ABD’deki başkan değişiminin de yeni bazı gelişmeler getirebileceğini ve Türkiye üzerindeki baskının artacağını düşünüyorum. Biz de Türkiye’yi barış ve diyaloga çekmek için mücadeleyi yükseltmeliyiz.

    Tony Burke (‘Unite the Union’ Genel Sekreter Yardımcısı): BM daha fazlasını yapmalı ve Türkiye’ye baskı uygulamalı. Türkiye artık korsan bir devlet olmaya başladı. Türkiye’nin saldırganlığını, sadece Kürtlere karşı değil ayrıca sendikalı işçilere karşı çirkinleşmesini, artık bütün dünya görüyor. Türkiye, bu saldırganlığa son verip Öcalan’ı serbest bırakmalı. AB, ABD ve diğer ülkeler, Öcalan’a Özgürlük Kampanyasına destek vermeli, Türkiye’ye baskı uygulamalı. Britanya yakında Türkiye ile yeni bir ticaret anlaşmasını görüşecek. Britanya’ya da Türkiye’ye Öcalan’a yönelik tecriti sonlandırması için baskı uygulaması gerektiğini söylemeliyiz. Bu hatta ticaret anlaşmasında bir önkoşul olmalıdır. Türkiye, sadece Öcalan’ın durumundan dolayı değil, sendikacılara yapılanlardan dolayı da hesap vermelidir.

    Shavanah Taj (Galler Sendikalar Konfederasyonu [TUC] Genel Sekreteri): TUC olarak biz, Türkiye’deki işçi sendikalarını uzun süredir destekliyoruz. Bu dayanışma giderek daha da büyüyor. Öcalan’ın özgürlüğünü istemeye de giderek güçlü şekilde enerji harcıyoruz. Kürt halkına yönelik baskılar derhal son bulmalı, tüm politik tutsaklar ve Öcalan serbest bırakılmalıdır. Bence, ki birçok sendika liderinin fikri de bu yönde, Öcalan’ın özgürlüğü ileriye doğru atılmış bir adım olur. Bu şekilde belki bir barış süreci başlayabilir. Dünyanın yaralarını sarmaya ihtiyaç duyduğu bu dönemde Türk devletinin Öcalan’ı serbest bırakması gerekiyor.

    Clare Baker (‘Unite the Union’ Uluslararası Sekreteri): Britanya’da sendikaların yürüttüğü Öcalan’a Özgürlük Kampanyası dahilindeki çalışmalarımızla Öcalan’ı tüm sendikal hareketlere tanıtmaya çalışıyoruz. Bir halk hareketinin arkasına sendikal hareketi alması, çok önemli ve ciddi bir gelişmedir. Biz Türkiye’nin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarını görüyoruz, Türkiye ve Erdoğan’ın Kürtlere yönelik baskı ve zulmüne tanık oluyoruz. Burada, Britanya’da Kürt mücadelesi için sesimizi yükseltmeliyiz. BM’ye ve AB’ye “Biz buradayız ve Kürtlerle dayanışma içindeyiz, barış ve özgürlük için Kürtlerle birlikte mücadeleye hazırız” mesajı vermemiz gerekiyor. BM, Kuzeydoğu Suriye’deki işgalleri göz ardı edemez, buradaki insanların korunması için derhal harekete geçmelidir. Biz her zaman Türk devletinin bu yaptıklarına karşı durmaya devam edeceğiz.

    Rahila Gupta (Gazeteci, kadın hakları aktivisti): Birleşmiş Milletler’in işlevsizliği artık rahatsız etmeye başladı. Türkiye’nin uluslararası toplum tarafından artık desteklenmemesi gerekiyor. Türkiye ile ticareti tamamen durdurmalı, silah satmayı bırakmalıyız. Biz de Türk ürünlerini boykot etmek durumundayız, aynen Güney Afrika’daki apartheid’a karşı yaptığımız gibi. İnanç, her zaman korkunun karşısında kazanır.

     

    Erem Kansoy

  • Erdoğan İslamcı radikalliği tetikliyor

    Erdoğan İslamcı radikalliği tetikliyor

    Hollanda’da HP/De Tijd gazetesi, “Türklerde Selefiliğin yayılması ve Hollanda’ya olan etkisi” başlıklı istihbarat raporunu yayımladı. Raporda Erdoğan’ın İslamcı radikalliği tetiklediği belirtildi.

    Hollanda’da Ulusal Terörizm ve Güvenlik Koordinatörü (NCTV) adlı istihbarat örgütüne ait olduğu belirtilen “Türklerde Selefiliğin yayılması ve Hollanda’ya olan etkisi” başlıklı rapor HP/De Tijd gazetesinde yayımlandı.
    Raporda, Erdoğan’ın Hollanda’da bilinçli bir İslamlaştırma stratejisi uyguladığı belirtilerek, Hollanda’daki Türk toplumunun bir kısmının Türkiye’den ve Erdoğan’dan önemli oranda etkilendiği kaydedildi.
    HP/De Tijd haberinde Türkiye veya Hollanda’daki Türk toplumuyla alakalı çok sayıda örnek veriliyor. Örneğin, Hollandalı gençlere ulaşılmasının hedeflendiği, Facebook sayfalarında cihatçı Türk örgütlerinden gelen ve öldürülen cihatçıların “şehit” olarak etiketlendiği bilgilerine yer veriliyor. NCTV’ye göre, Batı ve Yahudi karşıtı mesajlar da bu tür sitelerde yayılıyor.

    Nefret ekebilir

    Raporda, Hollanda’nın diğer Avrupa ülkeleri gibi Erdoğan’ın mülteci şantajına boyun eğmesine rağmen Erdoğan’ın giderek artan İslamcı mesaj ve faaliyetlerinin sürdüğü kaydediliyor. Bu söylemlerin Hollanda içinde neden olacağı sorunlara dikkat çekiliyor. İstihbarat örgütü NCTV, “Bu durum, Türk Hollandalılar arasında nefret ekebilir ve onların Hollanda demokrasisinden uzaklaşmasına neden olabilir” tespitini yapıyor.
    “Hollanda’nın Utrecht kentinde 2019 yılında Gökmen Tanış’ır dört kişiyi öldürdüğü ve dokuz kişiyi yaraladığı saldırıda Erdoğan’ın etkisi olduğuna dikkat çekilen raporda “Erdoğan’ın İslamcı radikalliği tetiklediği” görüşüne yer veriliyor.

    İslamcılığı bilinçli yayıyor

    NCTV’nin raporu, Türk cumhurbaşkanına doğrudan işaret ediyor, “Erdoğan’ın İslamileştirme Stratejisi: Selefiler Nasıl Yarar Sağlıyor?” başlığı altında, 2002’den beri iktidarda olan Erdoğan’ın islamcılığı bilinçli olarak geliştirdiğine, ordu ve eğitim kurumlarında islamcılığın yayılmasına neden olduğuna dikkat çekiliyor.
    NCTV’ye göre Erdoğan son zamanlarda siyasi Selefilere daha fazla alan sunarak örgütlerin sayısının artmasına neden oldu. Raporda, “Türkiye’deki Selefi grupların niyetleri farklı olabilir, ancak hepsi şeriat hukuku ve İslam devleti şeklinde bir teokrasi için çalışıyorlar” deniliyor.

    Cihatçı gruplara destek veriliyor

    NCTV’nin analizine göre, bir NATO ülkesi olan Türkiye, İBDA-C ve Kaplancılar gibi cihatçı örgütlere alan sağlıyor. Ayrıca Erdoğan’ın Suriye’de Heyet Tahrir el-Şam gibi bazı cihatçı gruplara doğrudan ve ya dolaylı destek sağladığı hatırlatılıyor.
    NCTV raporunda, Müslüman Kardeşler ve Türk siyasi selefilerin “ideolojik olarak bile birleştiklerinin” altı çiziliyor.
    Rapora göre, Hollanda’da açıkça İslamcı ve hatta cihatçı fikirleri teşvik etmekle meşgul olan bir grup, kendisini ‘Halife’ olarak tanımlayan Metin Kaplan’ın Kaplancılar grubu. Bu grup, 2001 yılında Almanya’da yasaklanmıştı. NCTV, Kaplan’ın Almanya tarafından iade edildikten sonra Türkiye’de ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığını ancak 2016’da serbest bırakıldığını hatırlatıyor.

    Çatışmalara yol açabilir

    NCTV’ye göre, Kaplan grubu artık Hollanda’da etkinliklerini artırıyor. Raporda, Kaplancıların küçük bir destekçi grubunun Hollanda’da halen aktif durumda olduğuna yer verilirken, 18 Mart 2019’daki saldırıyı düzenleyen Gökmen Tanış ile bağlantılı bir kişinin de Kaplancı olduğuna işaret ediliyor.
    Rapor, Erdoğan’ın Batı karşıtı mesajlarının Hollanda’daki grupların birbirleriyle çatışmasına yol açabileceği sonucuyla sona eriyor.

    Hollanda’da partiler açıklama istedi

    Raporun sızdırılması ardından Hollanda’daki siyasi partiler peş peşe açıklama yaparak, hükümeti konu ile ilgili açıklama yapmaya çağırdı.
    Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi (VVD)’nin Milletvekili Dilan Yeşilgöz: “Analiz doğruysa yeni değil ama çok endişe verici” derken, Yeşil Sol (GroenLinks) milletvekili Niels van den Berge, “Erdoğan’ın defalarca Avrupa’da Batı karşıtı duyguları ve aşırılığı canlandırmaya çalışması şoke edici” diye belirtti.
    Aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders de, “Mark Rutte, Terörist Erdoğan’a cesaret göstererek mücadele etme, Hollanda’daki nüfuzunu durdurma, Türkiye’yi NATO’dan kovma ve Türk büyükelçisini Hollanda’dan ihraç etme zamanının geldi” ifadelerini kullandı.
    Sosyalist Parti (SP) milletvekili Ronald Van Raak’ın tepkisi ise, “İstenmeyen etki meydana geldi. Türkiye’den finansmanı durdurmak bu etkiyi ortadan kaldırmaya yardımcı olabilir” diye belirtti.

    Kaynak: Özgür Politika