Category: Dünya

Dünya Haberleri

  • AB Türkiye’yi vergi kaçakçılığından ‘kara listesine’ alacak

    AB Türkiye’yi vergi kaçakçılığından ‘kara listesine’ alacak

    Avrupa Birliği, Ankara’nın ekim ayına kadar, vergi kaçakçılığıyla ilgili alınan taahhütlere uymadığı taktirde Türkiye’nin ‘vergi cennetleri’ olarak nitelenen’ kara listeye’ alınacağını duyurdu.

    AB‘den diplomatlar AFP‘ye verdikleri demeçte, Türkiye’ye daha önce 2020 yılı sonuna kadar verilen sürenin Ekim 2021’e uzatılmasına karar verildiğini açıkladı.

    AB yetkilileri, Türkiye’nin otomatik olarak vergi verilerinin paylaşılmasını öngören uluslararası kurallara saygı göstermediğini aktardı.
    Türkiye, Avrupa’da yaşayan milyonlarca vatandaşının vergi ikametgahını belirlemenin vakit aldığını gerekçe göstererek, 2020’nin sonuna kadar bu işlemin yapılmasının mümkün olmadığını belirtmişti.
    Bugünkü AB Maliye Bakanları (Ecofin) toplantısı öncesinde, Haziran ayına kadar Ankara’dan bütün AB devletleriyle otomatik olarak vergi verilerinin paylaşması istendi. Ayrıca 1 Eylül’e kadar Türkiye’nin 2019 yılına ait bilgileri tüm üye ülkelere iletmiş olması gerekiyor.

    ‘Almanya sıcak bakmıyor’

    AB içinde Fransa, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Avusturya ve Danimarka Türkiye’ye yönelik daha sert tedbirler alınmasını isterken, Almanya’nın öncülük ettiği diğer grup ise buna karşı çıkıyor.

    AB’nin kararına göre, eğer Ankara anlaşma kurallarına uymazsa, Ekim 2021 yapılacak liste güncellemesiyle Türkiye “vergi cennetleri” listesine eklenecek.
    Son güncellemede, Barbados listeden çıkarıldı yerine Dominik eklendi
    Şubat ayında yapılan son güncellemede Barbados listeden çıkarıldı, yerine ise Dominik eklendi.
    Böylelikle güncellenmiş listede Dominik’in yanı sıra Amerikan Samoası, Anguilla, Fiji, Guam, Palau, Panama, Samoa, Trinidad ve Tobago, ABD Virjin Adaları, Vanuatu ve Seyşeller yer alıyor.
    AB, “Panama Papers” ve “LuxLeaks” skandallarının ortaya çıkmasının ardından 2017 yılında vergi cennetleriyle mücadele adına “kara liste” yayınlama yoluna gitmişti. Vergi kaçırmayla mücadele etmeyi amaçlayan listenin hazırlık aşamasında çeşitli ülkelerin vergi sistemleri incelemeye alınmıştı.

    Bir ülkedeki vergi uygulamaları bir başka ülkeden vergi kaçırılmasına imkan sağladığı takdirde AB’nin kara listesine alınıyor. Söz konusu durumu düzeltmeye yönelik reformlar taahhüt eden ülkeler, kara listeden çıkarılıyor. Liste, her yıl şubat ve ekim aylarında güncelleniyor. Kara listedeki ülkelerin AB ile finansal işlemleri daha sıkı biçimde denetleniyor.
    Listede yer alan ülkelere yönelik yaptırımlarda AB fonlarının dondurulması gibi maddeler bulunuyor.
    KAYNAK: Euronews

  • Sallux Vakfı: ‘Türkiye’ye NATO güvencesi kaldırılsın’

    Sallux Vakfı: ‘Türkiye’ye NATO güvencesi kaldırılsın’

    • Avrupa Parlamentosu tarafından desteklenen ve farklı ülkelerdeki Hıristiyan partilerin görüşleri doğrultusunda araştırmalar yapan Sallux Vakfı, Türk saldırganlığının önlenmesi için AB ve ABD’ye yaptırım önerisi yaptı: “Türkiye’ye NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi kapsamında artık korunmadığını açıkça belirtin.”

     

    Çalışmaları 2011 yılından bu yana Avrupa Parlamentosu tarafından desteklenen, parlamentodaki Hıristiyan partilerin görüşleri doğrultusunda araştırma çalışmaları yapan Sallux Vakfı (2016 sonuna kadar: Avrupa İçin Hıristiyan Siyaset Vakfı), yayınladığı 35 sayfalık raporla Türkiye’nin sınır ötesi saldırganlıkları dolayısıyla NATO güvencesinden mahrum bırakılmasını önerdi. Johannes de Jong ve Christiaan Meinen tarafından hazırlanan raporda Türkiye’nin NATO ve Avrupa Birliğinin güvenliğini tehdit ettiği belirtilerek, “Bu yayın, Türkiye’ye davranışını değiştirene kadar NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi kapsamında artık korunmadığını açıkça belirtmenin neden demokratik ilkeler ve NATO Antlaşması ile tutarlı olacağını ve AB, ABD ve NATO güvenliği açısından faydalı olacağını açıklamaktadır” ifadelerine yer verildi.

     

    Türkiye bir güvenlik sorunu

    Türkiye’nin Fransa’daki son DAİŞ saldırısı ardından sergilediği tutum ve bunun “Yeni Osmanlıcılık” konseptiyle ilişkisi anlatılan raporda, “Türkiye’nin gerçekten bir güvenlik sorunu teşkil ettiğinin” Erdoğan’ın Ermenistan, Kıbrıs ve Yunanistan’a karşı diplomatik ve silahlı tırmanışlara girişmesiyle “Avrupa’nın tamamen uyandığı bir gerçek” haline geldiği belirtildi. Vakıf, şu öneride bulundu: “Hem Avrupa Parlamentosu üyelerine hem de AB üye devletlerinin parlamento üyelerine Türkiye ile AB’ye katılım müzakerelerinin ve bu müzakerelerle bağlantılı olarak Türkiye’ye sağlanan her türlü fonun sona erdirilmesini tavsiye ediyoruz. Bu yayın, Türkiye’nin Avrupa güvenliğini nasıl baltaladığını anlatıyor. Bu çerçevede Türkiye ile Gümrük Birliği de sona erdirilebilir.”

     

    Yaptırımsızlığın nedeni

    Türkiye’nin saldırganlıkları dolayısıyla hem Avrupa Parlamentosunda hem de ABD Kongresi ile Senatosunda yaptırım çağrılarının sıklaştığını ama bunların bugüne kadar “yalnızca bağlayıcı olmayan yanıtlar veya daha yumuşak ifadeler ve yaptırımların uygulanmasının reddedilmesinin” söz konusu olduğunu belirten vakıf, bunun gerekçesini ise şöyle açıkladı: “Hem Avrupa’da yeni bir mülteci dalgası korkusu hem de ticari çıkarlar, söz konusu Dışişleri Bakanlıklarını Türkiye’de artan baskı ve muhalefetin susturulmasının yanı sıra saldırganlık ve insan hakları ihlallerini de göz ardı eden bir politikaya bağlı tuttu. Bu politika, Türkiye’nin bu politikayı hiçbir bedel ödemeksizin genişleyebileceğinin ve düşmanca eylemleri sürdürebileceğinin bir işareti olarak gördüğü gittikçe daha açık hale geldikçe, artık daha savunulmaz hale geliyor.”

     

    Hava değişiyor

    Rapora göre Dışişleri Bakanlıklarında Türkiye’ye ilişkin “havanın değişmekte olduğuna” ve bir kırılma yaşandığına dair “net sinyaller” var.

    Türkiye’nin askeri eylemlerinin ve düşmanca davranışlarının AB üye devletleri ve ABD tarafından bugüne kadar Türkiye’nin diğer politikalarından ayrı olarak değerlendirildiği, hatta Efrîn’in işgali gibi bazı durumlarda “kışkırtılmamış askeri düşmanlık ve insan hakları ihlallerinin Batılı yetkililer ve bakanlar tarafından bile haklı çıkarıldığı” belirtilen raporda Türkiye’nin 2013’ten bu yana izlediği dış politikanın bir özetine de yer verildi.

    Türkiye’nin Suriye’de uzun süre Batı desteğinin kendi desteklediği İslamcı gruplara gitmesini sağladığı, bu desteğin zamanla Suriye Demokratik Güçlerine kaydığı ve Türkiye’nin “aşırılık yanlıları ve cihatçıların gevşek bir ittifakı haline gelen muhalefetin tek ‘hamisi’ konumuna” geldiği belirtilen raporda, “Türkiye, bu aşırılık yanlıları havuzunu; özellikle de Efrîn, Libya, Kuzeydoğu Suriye ve Dağlık Karabağ’da dahil olduğu birçok ardışık çatışmada kullanıyor. Suriye Ulusal Ordusu (SNA) saflarında bir dizi DAİŞ savaşçısı tespit edildi ki, bu Türkiye’nin DAİŞ’e verdiği destek göz önüne alındığında şaşırtıcı değildir” ifadelerine yer verildi.

    ‘Amacımız Türk saldırganlığından korumak’

     

    Sallux Vakfının Türkiye raporunu hazırlayanlardan Johannes De Jong, çalışmalarıyla ilk amaçlarının “Kuzeydoğu Suriye ve Kuzey Irak ile Türkiye etrafında Türk saldırganlığından etkilenen herkesi ve ayrıca Türkiye’nin kendi vatandaşlarını Türkiye’den korumak” olduğunu belirtti.

    Sallux Vakfının Türkiye raporunu hazırlayanlardan Johannes De Jong
    Sallux Vakfının Türkiye raporunu hazırlayanlardan Johannes De Jong

    NATO Antlaşması’nın 5. Maddesinden doğan korumanın kaldırılmasının olabilecek en etkili yaptırım olduğunu düşündüklerini belirten De Jong, “Bu hamle Türkiye’yi kendi güvenliğini düşünmeye zorlayacaktır ve sınırdışı saldırılarına engel olacaktır. Bu Türkiye’deki rejim üzerinde de ciddi baskı uygulayacaktır” dedi.

    Raporlarının parlamentolardaki milletvekillerine Türkiye’nin saldırganlıklarını kanıtlama şansı vereceğini, bunun yanı sıra etkinliklerle de bu öneriyi görünür kılmaya çalışacaklarını belirten De Jong, devam etti: “Biz ‘Türkiye’yi NATO’dan atın’ demiyoruz. Bu hem saçma hem de yasal olarak uygulanamaz olur. Ama Avrupa ve Amerika’nın bugüne kadarki yaptırımları uygulamaya çalışmaları da zaman kaybı olur. Bizim önerimiz aslında gerçekçi, somut ve hayata geçirilmesi olasılığı da olan bir öneri.”

    Erem Kansoy

  • Almanya için de ‘tehdit’ görülüyoruz

    Almanya için de ‘tehdit’ görülüyoruz

    Almanya’nın sınır dışı kararı ile tehdit ettiği Dr. Banu Büyükavcı ile dayanışma eylemleri sürüyor. Kararın Almanya ile Türkiye arasındaki politik ilişkilerin sonucu olduğunu belirten Dr. Büyükavcı, “Alman devleti de bizi kendine tehdit olarak görüyor” dedi.

    Almanya’da TKP/ML’ye yönelik açılan dava nedeniyle 9 kişiyle birlikte yargılanan Dr. Banu Büyükavcı 28 Temmuz 2020’de Münih Eyalet Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında 3 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Nürnberg Kliniği’nde psikoterapist olarak çalışan Büyükavcı hakkında sınır dışı kararı da alınmıştı. Avukatları temyiz başvurusunda bulunması ve gerekçeli karar henüz açıklanmamasına rağmen Nürnberg Yabancılar Dairesi “Federal Almanya Cumhuriyeti için tehlike arz ediyor” gerekçesiyle Aralık 2020’de Büyükavcı’nın sınır dışı edilmesi sürecini başlatmıştı.

    Dayanışma eylemleri büyüyor

    2005 yılından itibaren Bavyera’da yaşayan ve hakkında açılan dava nedeniyle yaklaşık 3 yıl tutuklu kalan Büyükavcı’nın sınır dışı kararının durdurulması için Aralık ayından bu yana dayanışma eylemleri organize ediyor. Nürnberg’de Ver.di Sendikası önünde her hafta çarşamba günü Büyükavcı için eylem düzenliyor. Sendika binasına büyük bir pankart asılarak Büyükavcı ile dayanışma ilan edildi ve Nürnberg kentinin “insan hakları kenti” adına uygun davranması talep edildi.

    ‘Yalnız olmadığımı hissediyorum’ 
    Sınır dışı kararı ve gösterilen dayanışmayı gazetemize değerlendiren Banu Büyükavcı, avukatlarının kararın durdurulması için başvuru yaptığını dile getirdi. Kararın uygulanıp uygulanmayacağını önümüzdeki günlerde netleşeceğini söyleyen Büyükavcı, çok sayıda sendika ve sivil toplum örgütünün kendisi için dayanışma kampanyası başlattığına değindi. Her çarşamba günü Ver.di Mittel Franken yönetiminin sendika önünde kendisi için eylem yaptığını belirten Büyükavcı, şunları belirtti: “Başlatılan eylem beklediğimizden çok daha fazla ilgi gördü. Salgın döneminde yüzlerce insan benim için bir araya geliyor. Şu ana kadar beş kez yapılan eylemle geniş bir kamuoyuna ulaşıldığını düşünüyorum. Bir süre parti ve sendika yaptığı açıklama ve yazdıkları mektuplarla yanımızda olduklarını gösteriyorlar. Bu da bizlere güç veriyor. Mutlaka ki bunlar da davanın gidişatında etkili olacaktır. Dayanışma gösteren herkese çok teşekkür ediyor ve yalnız olmadığını hissediyorum.”

    ‘Özgürlük mekanlarla sınırlı değil’ 
    Tutuklandıkları süreçte izolasyona maruz kaldıklarını hatırlatan Büyükavcı, “10 kişi tutuklanarak yaşamdan koparıldık. Aylarca izolasyona tabi tutulduk. Özgürlüğümüz kısıtlandı ama bizler de özgürlüğün mekanlara hapsedilemeyeceğini biliyoruz. Bu yüzden de cezaevinde, hücrede ya da hayatın herhangi bir yerinde insanlar kendini özgür hissedebilir. Bizim düşüncelerimiz özgürlük içindir” şeklinde konuştu.
    ‘Almanya’da bir ilk’
    Sadece kendisinin değil davada yargılanan diğer arkadaşlarının da mağdur edildiğine işaret eden Büyükavcı, “Ceza sadece bana verilmedi. Sinan Aydın, Musa Demir için de sınır dışı işlemleri var. Bazı arkadaşlarımıza 20 yıl, bazılarına ömür boyu Almanya’ya giriş yasağı getirildi. Almanya’da hiç kimseye bu kadar süre giriş yasağı verilmemişti” diye aktardı.
    Çıkarları birleşiyor
    Büyükavcı, birlikte mücadele etmenin önemine değinerek “Mücadeleyi birlikte veremezsek yarın olacaklara karşı hazırlıklı olamayız” diye ekledi. Kararın Türkiye ile Almanya ilişkileriyle bağına da dikkat çeken Büyükavcı son olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Alman devleti Erdoğan ve TC faşizmini eleştirir gözükse de sonuç itibari ile çıkarlar doğrultusunda birleşiyorlar. Son 4 yıl içinde yaklaşık 30 kez Almanya Türkiye’ye silah satışında bulunmuştur. Mülteci politikalarında Türkiye’yle anlaştıklarını da düşünüyorum. Alman devleti sınıfsal konumu gereği kendilerine muhalif olarak gördüğü işçi, emekçi ve komünistlere karşıdır. Alman devleti de bizi kendine tehdit olarak görüyor.”

    EREM KANSOY

  • Azerbaycan savaş hali ilan etti

    Azerbaycan savaş hali ilan etti

    Azerbaycan, bu sabah (27 Eylül) Ermenistan ordusuyla başlayan çatışma üzerine ülkenin bazı şehir ve bölgelerinde savaş hali ilan etti.

    Anadolu Ajansı’nın haberine göre; Azerbaycan Milli Meclisi, çatışmadan etkilenen şehir ve bölgelerde savaş hali ilan ettiğini açıkladı. Söz konusu durumun 24 saatlik olduğu duyuruldu.  Ermenistan da sabah saatlerinde sıkıyönetim ilan ettiğini açıklamıştı.

    Ne olmuştu?

    Azerbaycan Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, ‘Ermenistan ordusunun saat 06.00 sıralarında cephe hattı boyunca geniş kapsamlı provokasyonda bulunarak Azerbaycan ordusunun mevzilerine ve sivil yerleşim birimlerine büyük çaplı silahlar, top ve havanlarla ateş açtığı’ belirtildi.

    Ermenistan Savunma Bakanlığı Basın Sözcüsü Şuşan Stepanyan da, resmi sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımda “Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin Dağlık Karabağ sınırı boyunca hava ve füze saldırısı” başlattığını duyurdu. Ermenistan, bölgedeki sivil halka sığınaklara gitme çağrısı da yaptı. Ermenistan tarafında bir kadın ve bir çocuğun öldüğü, iki sivilin yaralandığı belirtiliyor.

     31 yıllık anlaşmazlık

    Azerbaycan Parlamentosu 1989’da Dağlık Karabağ’ın 1923’ten o yana süren özerk bölge statüsüne son verdi.

    Sovyetler Birliği çözülürken başlayan çatışmalar güç kazanan Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı kendi sınırlarına katacağını açıklayarak işgal etmesiyle ağırlaştı.

    1991’de bölgedeki ayrılıkçı yönetim bağımsızlığını ilan etti.

    Karabağ’da yaşayan Azeriler bu yönde yapılan referandumu boykot etti. Karabağ’ın bağımsızlığını halen hiçbir ülke resmi olarak tanımıyor.

    Ancak 1994’te Azerbaycan Dağlık Karabağ’ı uzlaşmazlıkta üçüncü taraf olarak tanıdı ve doğrudan müzakerelere başladı.

    Mayıs 1994’te Rusya üzerinden gerçekleşen müzakereler sonucu ulaşılan ateşkes bugün de resmi olarak sürüyor.

  • Fransa 15 yıllık Kürt mülteciyi Türkiye’ye teslim etti

    Fransa 15 yıllık Kürt mülteciyi Türkiye’ye teslim etti

    Fransız polisi, yaklaşık 15 yıldır Bordeaux kentinde mülteci olarak yaşayan Muş nüfusuna kayıtlı Mehmet Yalçın adlı Kürdü, 15 Eylül’de gözaltına alıp, 16 Eylül’de Türkiye’nin bu yönde bir talebi olmamasına rağmen sınır dışı etti.

    Önceki gün gözaltına alınıp kelepçelenerek havalimanına götürülen üç çocuk babası Yalçın, ülkede yükselen tepkilere rağmen Türkiye’ye gönderildi. Yalçın’ın İstanbul Emniyeti’nde tutulduğu öğrenildi.

    Türkiye’de ‘örgüt üyesi olmak’ iddiasıyla hakkında hüküm olduğu belirtilen Yalçın’ın sınır dışı edilmesi Fransız siyasetçiler tarafından da öfkeyle karşılandı.

    Yeni Özgür Politika gazetesinde yer alan habere göre, Fransa Komünist Partisi uygulama için “utanç verici” derken, sınır dışı kararına geniş yer veren Fransız basını da Macron hükümetini eleştirdi.

    ‘Fransa kendine sığınmış Kürtleri korumak zorunda’

    Yaptığı yazılı açıklamada Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u eleştiren Fransa Komünist Partisi, şöyle dedi:

    “Yalçın, adalet ve özgürlük için yürüttüğü mücadele nedeniyle hapse girme tehdidi altında. Macron, tiran Erdoğan’ın yönetimi altındaki otoriter ve saldırgan rejime karşı savaşçı bir tarzda cevap veriyor. Ama Türkiye’deki demokrasi için angaje olan, bunun bir temsilcisi olan bir kişiyi de ona teslim ediyor. Sınır dışını kınıyor, kriminal ve utanç verici buluyoruz. Fransa kendisine sığınmış Kürtleri korumak zorunda. Bu, bölgede barışı sağlamanın şartıdır.

    ‘Macron alay mı ediyor?’

    Fransa-Kürdistan Dernek Başkanı Sylvie Jan da Cumhurbaşkanı Macron’u sert bir dille eleştirerek şöyle dedi:

    Akdeniz’de Erdoğan’la karşı karşıya gelen Macron, Fransa’da yaşayan siyasi muhalif mülteci Mehmet Yalçın’ı ona teslim ederek bizimle alay mı ediyor? Üzücü, hapse girecek ve bir o kadar acımasız işkenceye maruz kalacak. Tiranın bir gün durdurulması gerekli.

    ‘Yalçın ne için iade edildi?’

    Le Monde, L’Humanite gibi önde gelen gazeteler de Yalçın’ın Türkiye’ye iade edilmesini sayfalarına taşıdı.

    Yalçın’ın siyasi mülteci olduğuna dikkat çekilen haberlerde, iadesinin Fransız demokrasisine gölge düşürdüğü vurgulandı.

    Türkiye’de rejimin Kürtlere karşı saldırıları giderek derinleştirdiğine dikkat çekilen haberlerde, ailesi dahil hiç kimsenin gözaltı süresinde Mehmet Yalçın hakkında net bilgi alamadığı da kaydedildi.

    Haberlerde, Fransız yetkililere “Suskunluğunuzla suçunuzu mu gizliyorsunuz?” eleştirisi dile getirildi.

    ‘Macron ve Erdoğanı buluşturan ne?’

    L’Humanite gazetesi Komünist Parti Milletvekili Elsa Faucillon’un görüşlerine de yer verdi.

    Fransa ile Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de karşı karşıya olduğuna işaret eden vekil, “Bütün bunlara rağmen Macron ile Erdoğan Kürtlere yönelik baskında ortak bir zeminde mi buluştular?” diye sordu.

     

  • Dünya Sağlık Örgütü: Salgının henüz başındayız

    Dünya Sağlık Örgütü: Salgının henüz başındayız

    Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ/WHO) COVID-19 özel temsilcilerinden Dr. David Nabarro, dünyanın, salgınının henüz başında olduğu uyarısında bulundu. Britanya Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’nin sorularını yanıtlayan Nabarro, “Salgının vereceği zararları daha yeni görmeye başladık, daha ortalarında bile değiliz” dedi. “Hepimiz mevcut durumu korkunç, utanç verici buluyoruz. Bir sağlık meselesi öylesine kontrolden çıktı ki, şimdi dünyayı sarsıyor.”

    “Yoksulların sayısını ikiye katlayacak”

    BBC Türkçe’nin haberine göre, salgınının dünyayı yalnızca resesyona sürüklemeyeceği uyarısını yapan Dr. Nabarro, “Muhtemelen yoksulların sayısını ikiye katlayacak, yetersiz beslenen insanların sayısını ikiye katlayacak, yüz milyonlarca küçük işletmenin iflasına yol açacak, birçok gencin eğitim fırsatını elinden alacak devasa bir ekonomik daralmaya sürüklüyor” yorumunu yaptı.

    “Hiçbirimiz böyle bir şeyi tasavvur edemezdik. Durum bilim kurgu filmlerinkinden daha korkunç ve daha başlangıcındayız. Dünyaya vereceği zararları daha yeni görmeye başlıyoruz. Avrupa’da her şeyin geri dönüşüne tanık olduğumuz bu aşamada, durum daha da kötüleşiyor.”

    “Bu durum önlenebilirdi”

    Hükümetlerin salgına ilişkin hazırlıklarını da eleştiren Dr. Nabarro, “Pandemi hazırlıklarına daha fazla yatırım yapılsaydı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün Ocak’ta yaptığı acil durum uyarılarına daha fazla tepki verseydi bu durum önlenebilirdi” dedi.

    Dünyada Eylül ayında koronavirüs vaka sayısı 29 milyonu, Covid-19 kaynaklı can kaybı da 928 bini aştı. Karantina önlemleri nedeniyle tüm dünyada ekonomik zorluklar baş gösterirken, hükümetler destek paketleri açıklayarak ekonomilerini ayakta tutmaya çalışıyor.

    Aşı çalışmaları hız kazanmasına rağmen henüz bir aşı adayı testlerin tümünü tamamlayıp dolaşıma sokulmuş değil.

     

    Kaynak : BBC Türkçe

     

  • İran’da bir tutuklu daha idam cezasına çarptırıldı

    İran’da bir tutuklu daha idam cezasına çarptırıldı

    İran’da Mart ayında tutuklanan Kürt siyasi tutuklu Şakir Behroozi hakkında idam cezası verildi.

    Hengaw İnsan Hakları Örgütü, Urmiye’de Kürt siyasi tutuklu Şakir Behroozi’nun idam cezasına çarptırıldığı duyurdu. Örgütün sitesinde yapılan duyuruda, mahkemenin geçtiğimiz günlerde yapılan duruşmada Behroozi hakkında, “İslami sisteme karşı silahlı eylem” ve “Komala Partisi’ne üyelik” suçlamalarıyla idam cezası verdiği belirtildi.

    Behroozi’nin ayrıca farklı bir davadan 5 yıl hapis cezasına çarptırıldığı ve avukat tutmasına izin verilmediği kaydedildi.