Category: Haber

  • Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi

    Day-Mer’in Fransa Calais ve Dunkirk bölgesindeki mültecilere yardım kampanyası çerçevesinde organize ettiği ‘çamur ve muşamba’ adlı sergi 13 Kasım Cumartesi günü kapılarını hem fotoğraf severlere hemde bu konuda bağış yapmak isteyen duyarlı vatandaşlara açtı.

    Haber:Day-Mer basın-Fotoğraf:Erem Kansoy

    Yaklaşık 300 kişinin katıldığı sergide satılan fotoğraflar ve yapılan bağışlar ile beraber £2500’ye yakın bir miktar toplanırken sergi bir çok kesim tarafından büyük ilgi gördü.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Calais ve Dunkirk bölgesinde götürülmek istenen Çadır, Battaniye, Uyku tulumu, Su geçirmeyen ayakkabı, bot ve çizme, sıcak ve su geçirmeyen ceket ve montlar bunun yanında kuru ve konserve yiyecekler temin etmek isteyen Day-Mer 27. Subat’da kampları ziyaret edip bu konuda toplanılan yardımları yerine ulaştırmayı planlıyor.

    Sergi çerçevesinde bir çok kesim ile irtibata geçen Day-Mer Calais ile Dayanışma Komitesi üyeleri sergiye bir çok Milletvekili, belediye encümen üyesi, sendikacı ve bu konuda çalışma yürüten bir çok kesimi davet etti.

    Sergi ve hedefleri bir çok kesim tarafından destek görürken sergiye katılamayan kesimler dayanışma mesajları ve yaptıkları bağışlar ile destek sundular. Ayrıca bazı belediye encümen üyeleri, sendıkacı ve kampanya grubu üyeleri bizzat sergiyi ziyaret ederek destek sundu. Gün boyu devam eden sergiye katılan bireyler yapılan dekor ve gösteriler ile Fransada’ki mülteci kamplarındaki atmosferi hissetme şansını elde ettiler. Kimi zaman hüzünlü ve kimi zaman düşündürücü yaklaşık 50 resmin yer aldığı sergide katılımcılar zaman zaman göz yaşlarına tutamadılar. Ayrıca fotoğrafların böyle bir organizede sergileyen foto muhabiri Erem Kansoy ve fotoğraf sanatçıları Edward Jonkler, Ceren Sağır ve Sena Kartal gün boyunca gelen ziyaretçiler ile sohbet ederken sergide resimleri sergilenen ama sergiye katılamayan Nick Elwood ve Sven Kaeuler Day-Mer aracılığıyla yaptıkları açıklama ile katılan herkese teşşekkür ettiler.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Sergide en çok dikkat çeken bölümlerden birisi ise mültecilere dayanışma mesajı göndermek için kurulan mesaj bölümü oldu. Ziyaretçilere sergi çıkışı birşeyler yazma fırsatı verilen bu bölüm başta çocuklar olmak üzere tüm katılımcılar açısından büyük dikkat ve önem çekti. Bu anlamda yaklaşık 150 mesaj yazılıp dilek kutusuna atıldı. Day-Mer Calais Dayanışma Komitesi üyeleri 27 Subat’da yapacakları ziyarette bu dilekleri Calais ve Dunkirk’de yer alan mülteci kamplarının yetkililerine teslim etme planları yapıyorlar.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Serginin bitmesine rağmen bu konudaki çalışmalarını devam ettiren Day-mer Calais Dayanışma komitesi üyeleri, toplumun her kesiminden duyarlı ve yardımsever vatandaşları 27 Şubat’ta gerçekleştirilecek olan ziyaretine davet ediyor. Bu bağlamda maddi-manevi yardım etmek isteyen, görüş bildirmek isteyen herkese kapılarını açarak bu çalışmaya destek vermeye çağıran Day-mer, isteyen herkesin bu ziyarette yer alabileceğini söylediler. 27 Şubat öncesine kadar kamptaki sığınmacıların temel ihtiyaç listesi aşağıda ayrıntılı bir şekilde bulunmakta.

    Bu konuda yardım etmek isteyen herkesi aşağıdaki liste doğrultusunda yardım etmeye çağıryor. Giyecek ve malzeme listesi:

    1. Çadır, Battaniye, Uyku tulumu
    2. Beden olarak 38-45 numara arası su geçirmeyen ayakkabı, bot ve çizme
    3. Sıcak ve su geçirmeyen ceket ve montlar (Küçük ve Orta Beden)
    4. Erkekler için sıcak alt yada 28-26 beden arası kot pantolanlar
    5. Çorap ve yeni iç çamaşır (Küçük ve Orta Beden)
    6. Şapka, Eldiven ve Atkı
    7. Akşam kullanılması için fener
    8. Parasal yardım (Bu yardımlar ile yukarda belirtilen ihtiyaçlar alınacaktır)

    Yiyecek listesi

    Kolay açılacak konerve hazır yemekler.

    1. Uzun ömürlü süt
    2. Uzun sure dayanıklı olabilecek meyve suları
    3. Taze meyve – Elma, Armut, Muz, Portakal, Mandalin, Nar vs.

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

    Day-mer’in Mülteciler için düzenlediği fotoğraf sergisine büyük ilgi 1

  • Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti

    Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti

    Hem Türk devleti hem de Kürt halkı açısından çok önemli bir yere sahip olan Cizre, Dicle nehrinin kenarında etrafı yüksek tepelerler çevrili 120 bin nüfuslu bir Kürt kenti. Rojava’nın Cezire kantonu ile sınır komşusu olan Cizre, Kürt halkı açısında hep diz çökmez ve baş eğmez direnişçi kimliğiyle tanınır.

    Haber: Aladdin Sinayiç

    İki ayı geçen saldırılar sonrası Kobane  ve Şengal sokaklarını anımsatan görüntülerin geldiği Cizre, Kürt halkının katliamlar ve kara günler tarihine yeni bir sayfa eklemekle beraber, direnişçi kimliğini bir kez daha kanıtlamış gibi. Sokağa çıkma yasağı ile birlikte başlayan son saldırılar arakasında yüzlerce genç, çocuk, yaşlı, kadının cansız ve yanmış bedenlerini bıraktı.

    62 gündür Cizre’de neler oldu, neler yaşandı bir tek devletin güvenlik güçleri biliyor. Bizim görebildiğimiz kameralara yansıdığı kadarıyla olan dört bir taraftan yapılan bombalamalar, yanmış cesetler ve vahşet bodrumlarından telefonla televizyonlara bağlanan yaralıların çığlıkları. Devlet geride tek bir tanık bırakmadan saldırılarına devam ediyor.

    Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti 1

    Tüm bu saldırıların yaşandığı zaman boyunca Cizre’den dünyaya açılan tek haber kaynağı HDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız. Sarıyıldız bu süreç boyunca Cizre’den ayrılmayarak Cizre’de yaşanan insanlık dramını tüm dünyaya anlatabilmek için yoğun bir çaba içerisinde oldu.

    Cizre’de neler oldu, neler oluyor, devlet neden Cizre’ye bu denli ağır saldırdı, Cizreliler nasıl yaşıyor, süreç nereye doğru gidiyor? Bunların hepsinin cevabını HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’a sorduk.

    Şu anda neredesiniz?

    62 gündür Hükümetin talimatı ve Şırnak Valiliği’nin kararı ile sokağa çıkma yasağı kararının uygulandığı Şırnak’ın Cizre İlçesi’ndeyim.

    Bu mahallelerde sizin bilgilerinize göre ne kadar insan yaşıyor?

    2015 yılı nüfus sayımına göre Cizre’nin nüfusu 131 bin 816’dır. Bu 4 mahallenin ilçe nüfusunun 3’te 2’sini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak, devletin yıkıcı ve kural tanımaz saldırıları neticesinde Cudi, Nur ve Sur mahalleleri tümden boşaltılırken, Yafes Mahallesi’nin de neredeyse yarısında fazlası da evlerini terk etmek zorunda kaldı. Tabi devlet tarafından yerinden edilme politikası sadece bu mahalleler de değil kısmen saldırının daha az olduğu mahallelerde de yaşandı. 100’bini aşkın kişinin yerinden edildiğini belirtebiliriz.

    İki aydan fazla bir süredir Cizre’nin bazı mahalleleri abluka altında, insanlar ne yiyor, ne içiyor, nasıl yaşıyorlar?

    Sorunuzda bir yanlış ifade var. Abluka sadece bazı mahalleler ile sınırlı değil, ilçenin tümünde sokağa çıkma yasağı, abluka ve ambargo uygulanmaktadır.

    Bu süre zarfında insanlar daha önce stokladığı gıdaları tüketti.  Cizre’de insani ve komşuluk ilişkileri güçlüdür. En önemlisi de politik bir kimliğe aidiyetin getirmiş olduğu güçlü bir kolektif dayanışma mevcut. Ancak, ablukanın uzun süre oluşu nedeni ile ciddi sıkıntılar yaşanıyor.  Örneğin sadece bir iki büyük marketin belli günlerde açılmasına izin verildi. Ancak, o marketlere yakın olan insanlar kısmen yararlanabildi. Bahsettiğimiz bir iki markete uzak olan ve ablukanın çok daha sıkı olduğu mahallelerde yaşayan insanlar ise hiçbir şekilde alışveriş yapamamaktadır. Çünkü ekmek alırken, devlet güçlerinin atacağı bir kurşun ya da yanı başınıza isabet etme olasılığı çok yüksek olan bir havan topu mermisinin şarapneli ile ölebilirsiniz. Çünkü sokağa çıkmanın bedeli ölüm.

    Geçtiğimiz günlerde polis bu marketlerin de açılmasını engelledi.

    Öte yandan devlet güçleri, yardım kampanyalarında toplanan içerisinde gıda malzemelerin olduğu onlarca kamyonunu ilçeye sokmadı.

    İlçenin alt yapısı saldırılar nedeni ile kullanılamaz hale geldi. Devlet güçleri, bilinçli olarak su ve kanalizasyon şebekelerini ve elektrik trafolarını hedef aldı. İnsanlar günlerce su sıkıntısı çekti. Tahrip olan su vanalarını tamir için giden belediye personeli kolundan yaralandı ve kolu kesildi.

    Halkın sizden talepleri oluyor mu? Ne tür taleplerdir bunlar?

    Abluka süresince en çok talep yaralıların ve cenazelerin hastaneye kaldırılması yönünde oluyor. Öte yandan devlet saldırıları nedeni ile evlerde mahsur kalan ve ölüm ile burun buruna yaşayan yurttaşların yardım talepleri, evleri yanan yurttaşların yardım çığlığı aklınıza gelebilecek birçok sorun iletiliyor. Çünkü, devletin bütün iletişim kanalları, kurumları ve diyalog halka kapatılmış durumda. Belediyeler, yasak nedeni ile kente dönük hizmetlerini gerçekleştiremiyor.

    Parlamenter olmam nedeni ile bu sorunları daha hızlı çözebileceğimi düşünüyorlar. Fakat, muhalif kimliğim ve temsil ettiğim siyasi çizgiden ötürü bu talepleri iletmemize rağmen karşılık alamıyoruz. Günlerce cenazeler ve yaralılar yerlerde kaldı. Demokrasinin daha yerleşik olduğu adalet ve hukuk normlarının uygulandığı ülkeler de bahsettiğim sorunlar için yurttaşın tek başına talebi bile yeterlidir. Ancak, Türkiye gibi antidemokratik ve totaliter bir yönetimin hakim olduğu ülkede en insani talepler bile görmezden geliniyor.

    Cizre’den göç eden insanlar nerelere göç ettiler? Durumları hakkında bilginiz var mı?

    Devlet güçlerinin yoğun saldırısından ötürü insanlar evini ve barkını bırakmak zorunda kaldı. Kürtler yıkımı tarif ederken, Kobanê ve Şengal’i referans gösterir. Gerçekten de şu an Cizre’nin 3’te ikisinin Kobane ve Şengal’den farkı yok. Evler enkaza dönüşmüş durumda. Tank ve havan mermilerinin neredeyse isabet etmediği ev yok. Devletin insanları yerinden etmek için uyguladığı yıkım politikası neticesinde insanlar evlerinden çıkmak zorunda kaldı. Aynı zamanda insanların can güvenliği kalmadı. Ablukanın ilk bir ayında  bir iç göç yaşandı. Saldırılar yoğunluklu olarak, Cudi, Nur, Yafes ve Sur mahallelerine dönük gerçekleşti.  Bu mahallerde çıkmak zorunda kalan insanlar daha çok kent merkezine ya da saldırıların kısmen daha az olduğu mahallelere yerleşti. Bir kısmı yakınlarının evlerinde bir kısmı da halk tarafından evlerde misafir edildi. Ancak saldırı dalgası bütün mahallelere dönük olunca insanlar artık civar köylere, Şırnak merkeze, İdil’e, Diyarbakır’a ve Türkiye metropollerine göç etti.

    1990’larda devletin saldırıları nedeni ile kırdan kente göç var şimdi, kentten kıra göç yaşanıyor. Çünkü, devlet Kürt kentlerine cehennemi dayatıyor.

    Devlet neden Cizre’ye bu düzeyde saldırıyor?

    Cizre’nin tarihi ve siyasi geçmişine bakıldığında kentin hem devlet gözünde hem de Kürt halkı nezdinde sembolik önemde olduğu görülecektir. Sokağa çıkma yasağı altında uygulanan vahşetin neden özellikle Cizre’de bu kadar uzun sürdürüldüğü, insanlara ölülerini bile gömdürmeyen, cenazeleri yakan, her türlü vahşete başvuran  devlet zihniyetinin neden Cizre’de vücut bulduğu kentin direniş tarihine bakıldığında daha iyi anlaşılacaktır.

    Cizre 90’lar boyunca en çok zulüm ve baskıya uğrayan kentlerin başında gelmiştir. 1992 Newroz’unda yaşananlar insanların hafızalarında hala tazedir. Cizre’deki Newroz kutlamalarında 100’ün üzerinde sivil hayatın kaybetmiş,  yüzlerce kişi yaralanmıştı. Yine 90’lar boyunca Cizre köy yakmalar, zorla göç ettirmeler, faili meçhul cinayetler, toplu mezarlar gerçeği ile anılmıştır. Temel hak ve özgürlükler dahi Cizre halkına çok görülmüştür. Ancak uygulanan tüm baskı ve zora rağmen Cizre halkı ne o günlerde ne de son Cizre ablukasında direniş çizgisinden asla taviz vermemiş, boyun eğmemiştir. Özgürlük ve eşitlik talebini her daim en yüksek perdeden seslendiren Cizre halkı, inkar imha ve asimilasyon politikalarına karşı tarihinin tüm aşamalarında direnmeyi bilmiştir. Devlet tarafından yıllarca sürdürülen asimilasyon siyasetine rağmen Cizre bir türlü Türkleştirilememiş, Cizre halkı kültürel ve siyasi özgün ve bağımsız duruşunu korumayı bilmiştir. Tam da bu yüzden iktidarların hedef tahtasına konulmuştur. Cizre nasıl ki 1847’de Osmanlı zamanında Mir Bedirhan’ın Botan’da başlattığı isyanın kalbi olduysa, 90’lı yıllar boyunca uygulanan topyekûn savaş politikalarına karşı koyarak Kürt Halkının direniş sembolü olmuştur.

    Dolayısı ile devlet direniş merkezlerinden biri olan Cizre’nin tasfiye edilmesi, korkutulması durumunda Kürdistan kentlerindeki hakimiyetini pekiştireceğini düşünüyor. Ancak, devletin abluka döneminde Cizre’de uyguladığı vahşet toplumsal belleğe o kadar derin kazındı ki, çok daha büyük bir örgütlü öfke ortaya çıkacağını düşünüyorum. Çünkü kuşaktan kuşağa aktarılacak çok zalimane ve insanlık dışı olaylar bu halka yaşatıldı.

    Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti 2

    Hendek ve barikat ne anlam ifade ediyor?

    Devletin inkar ve imha siyasetine karşı kendini koruma biçimi. Kürtler, hendeğin arkasından olmaktan ve çatışma içerisinde yaşamaktan, evini yurdunu terk etmekten, her gün cenaze kaldırmaktan tabi ki memnun değil. Ancak, ısrarla Kürde dayatılan  kölece yaşam var. Hendeğin arkasındakiler buna itiraz ediyor. Hendek başında olanların büyük çoğunluğu mutlaka devletten bir sille yemiş ya da siyasi soykırım operasyonlarında gözaltına alınmış veyahut da bir yakınını kaybetmiş ve köyü yakılan insanlardır. Devlete güvenmiyor. Çünkü geçen yıl müzakerelerin sürdüğü dönemde hendeklerin kaldırılması için bizzat ben gençler ile görüştüm. Sayın Öcalan’ın çağrısı ile gençler hendekleri kapattı. Ancak, aynı gün Cizre’de bir genç zırhlı araçların mahalleye ateş açması ile katledildi. Cizre’yi hendeğe mecbur bırakan devletin savaş konseptidir.

    Oradaki devlet birimleri/bireyleri ile aranızda bir diyalog var mı, varsa ne düzeyde?

    Devletin Cizre’de resmi düzeyde temsilcisi olan Cizre Kaymakamı ile sokağa çıkma yasakları süresi boyunca çok sayıda görüşme talebimiz ve girişimimiz olmasına rağmen telefonlara yanıt verilmemiştir. Cizre ilçesi düzeyinde İlçe Jandarma Komutanlığı ve Cizre Emniyet Müdürlüğü ile aramızdaki diyalog düzeyi sürekli işittiğimiz tehditlerin ötesine geçememiştir.

    CIZRE’DE YAŞANANLAR LOKAL BİR MESELE DEĞİL

    Sizce Cizre’deki operasyonları kim yönetiyor? Ankara mı, yoksa yereldeki güçler mi? Kaç özel tim, asker, polis vs. var Cizre’de?

    Cizre’de yaşananlar lokal bir mesele değildir. Birçok Kürt kentinde benzer durumlar yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Devlet yetkilileri kendi demeçlerinde de bunun kapsamlı bir operasyon olduğunu defalarca dile getirmişlerdir. Dolayısıyla bu operasyonlar Devletin tüm bürokratik kurumları siyasi enstrümanlarıyla planlanmakta ve uygulanmaktadır.

    10 BİNİ AŞAN SAYIDA GÜVENLİK GÜCÜ VAR CİZRE’DE

    AKP Hükümeti henüz çözüm süreci devam ederken, Mart 2015’te olağanüstü güvenlikçi uygulamaları barındıran “İç güvenlik paketi” adı altında yasal düzenlemeleri, bugün yaşanan operasyonlara hazırlık olarak yapmıştır. Burada uygulanan bütün operasyonları devlet ve hükümet yetkilileri (cumhurbaşkanı, başbakan, içişleri bakanı, savunma bakanı, genelkurmay başkanı, valiler, kaymakamlar vs) sahiplenmekte, teşvik etmekte ve yönetmektedirler. Yerelde operasyonları fiilen yürüten personel, devlet personelidir. Maaşlarını devletten almakta, devletin silahlarını kullanmaktadırlar. Cizre’de 10 bini aşkın asker ve özel harekat polisi aktif olarak yer alıyor. Ancak her türlü ağır silahlarla birlikte düşünüldüğünde Cizre’yi ev ev kontrol edebilecek nicelikte asker – polis bulunduğu belirtilebilir.

    DEVLET BODRUMLARDAKİ YARALILARI VAHŞİCE KATLETTİ

    Şu ana kadar 3 tane bodrumda katliam yaşandı. Bu katliamlarla ilgili somut bilgiler nedir şu ana kadar?

    3 vahşet bodrumunda yaklaşık yarısı ağır yaralılardan ve cenazelerden oluşan 130 yakın insan kalmaktaydı. Defalarca bizzat şahsım ve aileleri bu insanların hastaneye nakledilmesi için hem emniyet hem de 112 dediğimiz devletin sağlık ekibi ile görüştü. Ancak, her seferinde “güvenlik” gerekçesi ile ambulansların gidişine izin verilmedi. Bu yaralı insanların bulunduğu yer günlerce saldırıların hedefi oldu. Enkaz altında kaldılar, günlerce aç ve susuz kaldılar. Devlet, tüm insani ve hukuki normları ayaklar altına alarak yaralıları vahşice katletti.

    SON 62 GÜNDE 209 KİŞİ KATLEDİLDİ, DAHA DA ARTABİLİR

     

    İlk bodruma ilişkin kesin bir bilgi elimizde yok. Ancak evin hemen 50 metre ötesinde devlet güçleri tarafından dizilmiş halde olan yanmış cenazeleri belediyeye ait cenaze araçları taşıdı. Kesin o binadan mı çıkarıldı bilmiyoruz. Fakat son bir haftada sadece binalara sığınan çoğunluğu yakılan 110 kişi katledildi. Bahsettiğimiz binalara sığınan ancak henüz akıbetleri hakkında bilgi sahibi olmadığımız 28 kişi bulunmaktadır. Muhtemelen onlar da katledildi. Cizre’de 62 gündür devam eden sokağa çıkma yasağında kimliği tespit edilebilmiş 80, ayrıca henüz kimliği tespit edilemeyen 129 kişi hayatını kaybetti. Katledilenlerin sayısının daha da artacağını düşünüyoruz. Çünkü sokak ve evlerde çok sayıda cenazenin daha olduğunu tahmin ediyorum.

    YARALILARIN İÇERİSİNDE DAYANIŞMA AMAÇLI GELEN 50’YE YAKIN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ VARDI

    Devlet ve ulusal medya bu insanların bilerek çıkmadığını ve hepsinin silahlı olduğunu iddia ediyor. Bu insanlar gerçekten neden çıkmadı veya çıkarılmadı?

    Devletin ve medyanın insanlarımızın bilerek çıkmadığını iddia etmesi tutumları, Türkiye ve Dünya kamuoyunu yanıltmak amaçlıdır. Eğer böyle bir durum olsaydı bunu kanıtlaması gerekirdi. Yaralılar ile çok sayıda görüşme gerçekleştirdim. Birçoğunu sosyal, siyasal ve kadın alanlarında yürütülen çalışmalardan tanıyorum. Cizre ile dayanışmak amacı ile gelen 50’ye yakın üniversite öğrencisinin çoğu bu yaralıların arasındaydı. Yaralılar ısrar ile hastaneye kaldırılmak için yetkili kurumlara başvurdu. Her seferinde devlet bir çatışma mizanseni yaratarak ambulansların gidişine “güvenlik” gerekçesi ile izin vermedi. Devlet baştan beri onları hastaneye kaldırmak yerine ölüme terk etmeyi ve katletmeyi düşündü. Bu düşüncesini insanları yakarak hayata geçirdi.

    DEVLET KENDİNCE CİZRE’DE DİRENEN HALKA DERS VERMEK, MUHALİFLERE DE GÖZDAĞI VERMEK İSTEDİ

    Devlet Cizre’de direnen halka kendince ders vermek ve bu yöntemle gerek diğer Kürt kentlerini terbiye etmeyi ve sindirmeyi, gerekse de ülkenin batısında yaşayan muhaliflere gözdağı vermeyi amaçlamıştır. “Ülke elden gidiyor” sloganıyla bölgede işlediği hukuksuzlukları gizlemeyi, ayrıca Türkiye toplumunun ulusalcı ve muhafazakar kesimlerini de daha fazla konsolide etmeyi planlamıştır. Son yıllarda medya üzerinde sürdürülen baskıcı devlet politikaları nedeniyle, zaten özgür basından söz etmemiz mümkün değildir. Mevcut basın Hükümet ve Devletin her türlü eylemini meşrulaştırma aracı haline getirilmiştir. Geriye kalan küçük bir azınlık olan muhalif basın da her türlü baskı yöntemine maruz bırakılmakta, öldürülmekte, cezaevine atılmakta, darp edilmektedir. Dolayısıyla Kürt illerinde aylardır olup bitenleri basından takip ederek sağlıklı kanılara ulaşmak mümkün değildir. Devlet her türlü psikolojik savaş yöntemini devreye sokmuştur.

    Cizre’de bodrumların özel bir anlamı olduğu biliniyor. 90’lardan beri insanlar bodrumlara sığınıyor. Bundan biraz bahseder misiniz?

    Bodrum; devletin saldırılarına karşı sığınılan bir mekândır. Bu mekân özellikle Cizre için tarihseldir. Devletin ceberut yüzünü bilen Cizre çareyi bodrumlara sığınmak da bulmuştur. Cizre halkının kendini korumak amacı ile inşa ettiği bodrumlar olmasaydı çok daha büyük katliamlar yaşanabilirdi.

    SESSİZLİK,CANHIRAŞ ÇIĞLIKLAR, DİRENİŞ, YAŞAM, ENKAZ, SU, ZULÜM, GÖÇ, CESARET,ÖZGÜRLÜK,KANLI SURETLER, FİRÜZAN YÜZLÜ GENÇLER,UMUT…

    Şırnak milletvekilisiniz. Bu kentin çocuğusunuz. Son süreçte bir çok arkadaşınızı yitirdiğinizi biliyoruz. Ruh halinizi nasıl tarif edersiniz? Bu süreç içerisinde en çok zorlandığınız an nasıl bir andı?

    Cizre’de tarifi imkansız acılar yaşandı. Bir hafta boyunca benden yardım isteyen Hediye Ana’nın bir tank mermisine kurban gitmesini, 3 aylık Miray bebeğin Ramazan amca ile kanlı bir pusuda yaşamını yitirmesini, yaralı bir kadına derman olmaya giderken tek kurşunla başından vurulan arkadaşım Aziz’in ölümünü, inancını gülüşünde saklayan yoldaşım Sêvê’yi yitirmenin verdiği acıyı nasıl ayırt edebiliriz? Ancak, diğer yandan bir çocuğun tank ve top atışlarına rağmen yüzündeki hafif korku ile birlikte duvara odun kömüründen ‘Berxwedan jîyane, bedengî mirine’, ‘Yaşamak direnmektir, sessizlik ölümdür’ diye yaptığı yazılıma da beni derinden etkiledi. Çünkü bu Cizre’nin çığlığıydı…

    Cizre ve ruh halimi şu kavramlar herhalde açıklar; Sessizlik,canhıraş çığlıklar, direniş,yaşam,enkaz,su,zulüm,göç,cesaret,özgürlük,kanlı suretler, firüzan yüzlü gençler,umut…

    ÇAĞRILARIMIZA CEVAP ALAMADIK

     Bu süreçte bir çok uluslararası kuruma çağrı yaptınız. Herhangi bir olumlu olumsuz cevap aldınız mı?

     Gerek tarafımca yapılan çağrılar ve ilgili kurumlara yazılan mektuplar, gerekse mensubu bulunduğum Halkların Demokratik Partisi’nin yaptığı çağrı ve mektuplara şu ana kadar anlamlı hiçbir yanıt alabilmiş değiliz.

     DEVLETİN SALDIRILARI DURDURMA NİYETİ GÖZÜKMÜYOR

     Devlet güçlerinin saldırıları nasıl durdurulabilir?

      Okuyabildiğimiz kadarıyla Devlet güçlerinin saldırılarını durdurmak gibi bir niyeti, en azından kısa vadede bulunmamaktadır. Devlet Suriye ve Rojava politikasındaki başarısızlığının üzerini örtmek istemektedir. Ayrıca Devlet, Türkiye Kürtlerinin gerek Rojava’daki gelişmelerin yarattığı motivasyon, gerekse çözüm sürecinde meşrulaşan taleplerini zayıflatmayı, itibarsızlaştırmayı ve kriminalize ederek bastırmayı hedeflemektedir. Demokratik güçler ve kesimlerce geliştirilebilecek nitelikli, örgütlü bir muhalefet ve direnişle devlet güçlerinin saldırıları zayıflatılabilir. Bunun yanında dünya kamuoyunun demokratik destekleri çok önemlidir.

    HALKIN MÜCADELESİ DEVAM EDECEKTİR

     Sizce süreç nereye doğru gidiyor?

     Kapitalist ekonominin geldiği noktada  enerji kaynakları, enerji yolları hayati derecede önemli bir konu başlığı haline gelmiştir. Bölgenin önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olması, emperyalist güçlerin sürekli hamleler gerçekleştirmesinde büyük rol oynuyor.

    Körfez savaşından bugüne bölgede yaşanan gelişmeler her geçen gün yeni çelişkiler, yeni ittifaklar, yeni sorunlar ve yeni imkanlar ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca büyük oranda Müslüman olan bölge halkları arasında sürdürülen ve DAİŞ terör örgütü eliyle de derinleştirilmek istenen mezhep çatışmaları mevcuttur.  Bunun yanında bölge halklarının yıllardır kendilerine dayatılan otoriter rejimlere karşı demokratik talepleri ve mücadeleleri vardır. Bunun en önemli örneklerinden birisi Kürtlerdir. Kürtlerin demokrasi ve özyönetim talepleri vardır. Rojava’da bunun en aktif mücadelesi verilmektedir.

     

    Türkiye’de Kürtlerin statü, özerklik talepleri reddedilmektedir. Mücadeleleri bastırılmak,  kriminalize edilmekte, bastırılarak itibarsızlaştırılmak istenmektedir. Kısaca özetlemeye çalıştığım çerçevede, içerisinde bulunduğumuz yüzyılda, iletişim çağında artık insanların demokratik taleplerinin, eşitlik ve özgürlük taleplerinin ötelenmesi, yok sayılması, eskiden olduğu gibi kolay olmayacaktır. Kürtler bunun mücadelesini vermeye devam edeceklerdir. Türkiye’de Kürtlerin “ eşit ve özgür yurttaşlık talepleri” çok anlamlı ve kıymetli bir taleptir. Evrensel bir taleptir. Meşru bir taleptir. Demokratik bir taleptir. Dolayısıyla Kürtler söz sahibi olabilecekleri demokratik bir rejim inşa edilene ve statü sahibi olana kadar mücadelelerini sürdürmeye devam edeceklerdir.

     

     

     

  • İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn Kürt’ler için harekete geçti

    İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn Kürt’ler için harekete geçti

    Geçtiğimiz günlerde, Roj Kadın Meclisi üyesi ve Londra Islington bölgesi Belediye Meclis üyesi Ayşegül Erdoğan’ın, İngiliz muhalefet, İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn ile gerçekleştirdiği görüşme neticesinde Corbyn İngiltere Dış İşleri Bakanına ve İngiltere Türk Elçiliğine mektup yazarak, ‘Türkiye ve Kürdistan’daki Türk devletinin Kürt’lere yönelik başlatmış olduğu saldırılar’ ile ilgili kaygılarını belirtti.

    Haber: Erem Kansoy

    Uzun süredir İngiltere iç siyasetindeki sorunlar ve İngiliz İşçi partisindeki sıkıntılar gerekçesi ile Kürdistan ve Türkiye’de gerçekleşen İnsan hakları ihlalleri ile katliamlar karşısında yeterli tepkiyi gösteremeyen Jeremy Corbyn, Londra’da aktif Roj kadın Meclisinin girişimleri ile çok önemli bir hamlede bulunarak İngiltere dış İşleri Bakanına ve İngiltere Türk Elçiliğine mektup yazdı.
    Jeremy Corbyn Türk Elçiliğine, Sayın Büyükelçi başlıklı konu ile ilgili mektupta, “Durumun bu noktaya gelmesi ve Türk devletinin buna izin vermiş olması beni derinden kaygılandırıyor. Başka canlar yitirilmeden kuşatmanın son bulması elzem.” Ifadelerinede yer verdi.

    İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn Kürt’ler için harekete geçti 1
    Jeremy Corbyn’in İngiltere Türk Elçisine hitaben yazdığı mektup şöyle;
    Sayın Büyükelçi,
    Konu: Türkiye’nin güney-doğusu, Cizre ilçesindeki kriz durumu
    Bugün Britanyalı Kürtlerden oluşan bir heyet ile yaptığım görüşmede bana Cizre ve yakınındaki ilçelerdeki durumun kritik olduğunu söylediler. Bildiğiniz gibi bölgede iki aydan fazla bir süredir sokağa çıkma yasağı var ve ordu tamamen orayı tamamen dış dünyaya kapatmış durumda. Ordu oraya PKK’lilerin yerleşmiş olduğunu iddia ediyor fakat gördüğümüz kadarıyla tamamen suçsuz olan sivil insanlar vurulup öldürülmekte. Ambulansların yaralılar hastaneye götürmesine izin verilmemekte. Bir kuşatma söz konusu ve beslenme malzemeleri tükenmiş durumda (tabi insanların bu malzemelere ulaşmak için evlerinden çıkabildiğini varsayarsak.)
    Heyet üyeleri bana Şırnak’ın tümünün bu durumdan etkilendiğini belirttiler ve Cizre’deki durumu “soykırım” olarak ifade ettiler. Bildiğiniz gibi Af Örgütü de oradaki durumla ilgili endişelerini ifade ettiler ve Türk hükümetine bu durumu sonlandırması için çağrıda bulundular.
    Durumun bu noktaya gelmesi ve Türk devletinin buna izin vermiş olması beni derinden kaygılandırıyor. Başka canlar yitirilmeden kuşatmanın son bulması elzem. Türk yetkililer Şırnak’a müzakere edilmiş ve kalıcı bir barışın gelmesi için daha fazla çaba göstermesi gerekiyor. Saygılarımla, Jeremy Corbyn.”
    İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn İngiltere Dış İşleri Bakanına’da yazdı
    Eş zamanlı olarak, Londra Büyükelçisi Abdurrahman Bilgiç’e yazdığı mektupla beraber İngiltere Dış İşleri Bakanı David Lidington’a da yazdı. Corbyn İngiliz bakana mektubunda, gerçekleşen görüşmeden edindiği bilgileri paylaşarak ve devam eden sokağa çıkma yasağının kaldırılması ile ilgili TC devletinin uyarılması gerektiğinin altını çizdi. Corbyn, dış ilişkiler bakanlığından barışın sağlanması için Türkiye’ye çağrıda bulunmasını istedi ve son olarak şöyle yazdı: ‘‘Ben, özellikle Türkiye elçisine yazarak, en güçlü şekilde kuşatmanın sonlandırılıp bölgede barışın sağlanmasını talep edeceğim. Umarım ki sana ve Dış İlişkiler Bakanlığına, diğer AB devletleriyle birlikle, Türkiye’den aynı talepte bulunmanız için güvene bilirim.’’
    İngiliz Dış İşleri Bakanına Jeremy Corbyn’in yazdığı ‘‘Türkiye’nin Güney doğusunda bulunan, Kürt şehri Cizre’deki kriz durumu’ başlıklı mektuptan kesitler de; “ Türk devleti ile Kürt’ler arasında giderek bölgede yükselen krizin eminim farkındasınızdır. Londra merkezli bir Kürt delegasyonu ile görüşmemde, bana Cizre ve çevresindeki köylerlerde durumun kritik olduğu bilgisini verdiler. Bölgede 2 aydan fazladır sokağa çıkma yasağı olduğu ve bölgenin tamamıyle askerlerce doldurulduğu biliniyor.
    Delegasyon üyelerinden ayrıca Şırnak bölgesinde de AKP hükümetinin askeri operasyonarıyla büyük krizler çıkardığı bilgisini aldım. Amnesty International’ın Türkiye’ye saldırılarını durdurmasına yönelik yazdığı açıklamadan haberdar olduğunuzdan da eminim. Kendi şahsım adına Londra Türk Elçiliğinede saldırıların durdurulması adına mektup yazacağım.” Ifadelerini kullandı.
    Roj Kadın’ın çabaları sonuç verdi
    Roj Kadın’ın başarıyla neticelenen temasları sonrasında elde edilen sonuç ile ilgili Gazetemize demeç veren Roj Kadın Meclisi üyesi ve Lodra Islington bölhesi Belediye Meclis üyesi Ayşegül Erdoğan Jeremy Corbyn’in mektuplarının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.
    Ayşegül Erdoğan, “Uzun bir süredir Türk devletinin Kürdistan’da uyguladığı vahşete karşı yaptığımız Halk eylemlerinin dışında bir çok kurum ve kuruluşlar ile görüşmelerimiz de oldu, bu görüşmelerin içinde en önemlisi ve sonuç veren görüşme ise İngiltere ana muhalefet partisi olan İşçi Parti Lideri Jeremy Corbyn ile yapmış olduğumuz görüşme olmuştur.
    Jeremy Corbyn ile yaptığımız bu görüşmede Türk devletinin Kürdistan’da uyguladığı bu vahşete karşı bir dizi görüşmeler yapacaığının sözünü vermişti. Kuzey Islington Milletvekili olan Jeremy Corbyn ile görüşmenin öncülügünü yapan Roj Women/Kadın Meclisine karşı vermiş olduğu sözünü tutarak, başta İngiltere Dış İşleri Bakanına ve İngiltere Türk Elçiliğine Kürdistan’da uygulanan vahşetten dolayı kaygı duyduğunu içeren yazışmalarda bulundu. Bu anlamda hem Roj Kadın Meclis üyesi ve Islington Belediye Meclis üyesi olarak bu görüşmelerde bulunmaya ve Kürdistan’daki Türkiye devletinin köklü saldırılarını İngiltere Parlamentosunda kınanması adına da, tartışılması için çabalarımız yoğun bir şekilde devam edeceğiz.” Dedi.
    Roj Kadın Meclisi üyelerinin, 29 Ocak’ta, Corbyn’e yaptıkları ziyarette, altı kişilik bir grup ile bir saat süren bir görüşme gerçekleştirmişlerdi.

    İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn Kürt’ler için harekete geçti 3

    İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn Kürt’ler için harekete geçti 4

  • Londra`da halk uyumadı!

    Londra`da halk uyumadı!

    Türk devletinin Cizre’de katlettiği 62 yurtsever için  gece saat 02:30 itibariyle İngiltere Parlamentosu önünde halk toplandı. Kürt Halk Meclisinin şok eylem çağırısı ile öncelikle Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezinde toplanan duyarlı vatandaşlar, buradan İngiltere Parlamentosuna doğru harekete geçti.

    Yaklaşık 2 saat süren parlamento önündeki eylemde, ana cadde kısa bir süreliğine trafiğe kapatıldı. Eylemde “katil Erdoğan, terörist Türk devleti, adalet ve barış istiyoruz.” sloganları İngilizce olarak atıldı.

    Alınan acil eylem kararı ile bugün (08-02-2016) saat 12:00’da Türk elçiliği önünde kitlesel katılım ile Türk devletinin katliamları lanetlenecek.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    parlamento 4

    parlamento 2

    parlamento 1

  • BM: Kameralara Yansıyan Buysa, Dünyadan Gizlenenler Nasıl?

    BM: Kameralara Yansıyan Buysa, Dünyadan Gizlenenler Nasıl?

    Birleşmiş Milletler’in en üst düzey insan hakları yetkilisi olan BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hussein, Cizre’den gelen görüntülerin şoke edici olduğunu belirterek, Türkiye’yi insan haklarına saygılı olmaya çağırdı. Al Hussein, “Acaba kameralara yansıyan buysa dünyadan gizlenenler nasıl?” diye sordu.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hussein, başta Cizre ve Sur olmak üzere Türkiye genelinde sivillere ve gazetecilere yönelik saldırı ve tutuklamalara ilişkin açıklaması yaptı. Cizre’de sivillere yönelik saldırıları dikkat çeken Al Hussein,  ‘’Kameraman Refik Tekin tarafından çekilen görüntüler gerçekten de şok edici. Video da açık bir şekilde ellerinde silah olmayan sivil bir grup görünüyor. Bir kadın ve bir erkeğin elinde beyaz bayrak var. İçinde cenaze olan bir el arabasını iteliyorlar. Bu esnada yolun diğer tarafında askeri zırhlı bir araç görülüyor. Ateş ediyor. Refik Tekin’e de kurşunların isabet ettiği görülüyor. Tekin görüntü almaya devam ediyor. Görüntülerde akan kanı görebiliyoruz. Tekin Mardin Devlet Hastanesine kaldırılıyor. Fakat burada polis gözetiminde tutuluyor. Bulunduğu odanın kapısında polis bekliyor. Ve kendisi ‘bölücü terör örgütüne’ üye olmakla suçlanıyor’’ diye konuştu.

    Tekin’in şu anda polis gözetiminde Mardin Devlet Hastanesi’nde tutulduğunu hatırlatan Al Hussein, Tekin’in ayrıca “bölücü terör örgütü” üyeliği suçlamasıyla gözaltı emrinin olduğunu belirtti.

    ‘VAHŞETİ GÖRÜNTÜLEMEK DEĞİL YAPMAK SUÇTUR’

    “Suç olan bir vahşeti görüntülemek değil silahsız sivil insanlara ateş açmaktır” diyen Al Hussein, “Muhakkak buradaki soruşturma derinleştirilmelidir. Bu videoyu izledikten sonra bugün Türkiye’nin doğusunda, Cizre’de, dünyadan saklanan acaba daha başka neler yaşanıyor sorusu akıllara gelmektedir” dedi.

    ‘SORUŞTURMA AÇILMALI’

    Türkiye hükümetini insan hakları saygılı olmaya çağıran Al Hussein, “Türk yetkililer Temmuz-Aralık 2015 tarihleri arasında 250 askeri personelinin öldüğünü belirtiyor. Ancak Türkiye devleti güvenlik amaçlı yaptığı operasyonlarda insan haklarını korumak zorundadır. Burada yaşanan hak ihlallerine ilişkin etkin bir soruşturma açılmalıdır” şeklinde konuştu.

    ‘TÜRKİYE’NİN DOĞUSUNDAN ÇOK SAYIDA İHLAL RAPORU GELİYOR’

    BM İnsan Hakları Komiserliği’nin Diyarbakır, Cizre ve Silopi olmak üzere Türkiye’nin doğusunda çok sayıda hak ihlali raporu aldıklarına dikkat çeken Al Hussein, “Geçici güvenlik bölgeleri, sokağa çıkma yasakları gibi uygulamalar nedeniyle halkın sağlık başta olmak üzere temel hizmetlerden yararlanamıyor. Söz konusu uygulamalar sosyal ve ekonomik haklar konusunda ciddi sorunlar yaratmakta. İnsanlar su, elektrik ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılama konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaktadır” şeklinde konuştu.

    Al Hussein, Türkiye’nin tutuklanmış veya yargılanmayı bekleyen medya mensupları konusunda  ürkütücü bir aşamada olduğunu ifade etti.

  • Tahir Elçi Amnesty International’da anıldı

    Tahir Elçi Amnesty International’da anıldı

    Geçtiğimiz Kasım ayında Diyarbakır’da katledilen Diyarbakır baro başkanı Tahir Elçi, Londra’da düzenlenen, arkadaşları ve eşi Türkan Elçi’nin de katıldığı bir etkinlikle anıldı.

    Haber: Tom Webb

    Tahir Elçi, 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır’ın merkezindeki tarihi dört ayaklı minare ve diğer tarihi eserlerin korunması için yaptığı basın açıklaması sırasında çatışma süsü verilerek katledilmişti. Üzerinden geçen onca zamana rağmen olayı aydınlatmaya yönelik hiçbir somut çalışma yürütülmemişti.

    Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), 1990’larda Türkiye’nin en karmaşık bölgesinde bulunan Cizre’de tüm imkansızlıklara rağmen korkusuzca, insan haklarını savunarak, işkence görenlerin, gözaltına alınanların, kaçırılanların yanında olan ve onların haklarını korkusuzca savunduğunu belirttiği; Türkiye Uluslararası Af Örgütü kurucularından olarak tanımladığı Tahir Elçi için geçtiğimiz Çarşamba günü, Londra’nın Shoreditch bölgesinde bulunan merkezinde bir anma gerçekleştirdi.

    Tahir Elçi Amnesty International’da anıldı 1

    Anmada İngiltere Hukuk Derneği başkanı Tony Fisher ve Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye araştırmacısı Andrew Gardner’in yanı sıra, Tahir Elçi’nin yakın arkadaşı, yazar, insan hakları savunucusu Orhan Kemal Cengiz ve Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi’de konuşma yaptılar.

    FİSHER: ELÇİ KARARLI VE KORKUSUZ BİRİYDİ

    Tony Fisher konuşmasına böyle bir panelde konuşma hazırlamanın kendisi için ne kadar zor olduğu ve aslında böyle bir konuşma yapmayı zaman zaman hiç istemediğini belirterek başladı. Bu konuşmanın aslında Tahir Elçi için hep yapmayı istediği ve imkan bulamadığı kişisel vedası olduğunu da vurgulayarak Elçi ile olan tanışmalarını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki sıkça karşılaşmalarından bölümler anlatarak devam etti. Tahir Elçi’nin kararlı, korkusuz ve çok önemli bir insan hakları savunucusu olduğunu sıklıkla vurguladı. Elçi ile olan anılarını anlatırken yer yer sesinin titremesi ve duraklaması duygusal anlara yol açtı.

    CENGİZ: EN ÇOK DİYARBAKIR’DA GÜVENDE OLACAĞINA İNANIYORDUK

    Panele Türkiye’den katılan Orhan Kemal Cengiz, Elçi’nin bilinmeyen yönlerini, savunduğu davalarla ilgili kendilerine çıkarılan zorlukları ve Elçi’nin bu zorlukların üstesinden gelmek için ne kadar çaba sarf ettiğinden bahsetti. Tahir Elçi ile yaptıkları sohbetlerde duyduğu korkunç hikayelere inanmakta güçlük çektiğini ve gerçekleri gördükçe dehşete kapıldığını vurgularken, Elçi’nin bir davadaki pratik düşünüşünü ve davayı çözüme ulaştırışını şöyle anlattı; ‘7-8 köy Türk Silahlı Kuvvetleri uçakları tarafından havadan bombalanmıştı. Bu dava yıllar sürdü. Tahir en sonunda o bölgede, bombalama yapılan saatlerdeki uçuş yapmış tüm uçakların bilgilerini havacılık merkezinden istetmiş, sözü geçen savaş uçaklarının tamda o saatte bombalanan yerlerin üzerinde uçtuğunu ispatlayıp davanın kazanılmasına yol açmıştı.’ Konuşmasının bir yerinde Elçi’nin CNN Türk’te katıldığı Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programındaki PKK ile ilgili yorumları sonrası üzerinde oluşan yoğun linç etme ve baskı politikası döneminde Diyarbakır’dan uzaklaştırıp güvene almadıklarına pişman olduğu zamanda, Elçi’nin Ankara metrosunda uğradığı fiziksel saldırıdan sonra aslında Diyarbakır’da çok daha güvende olduğuna inandığını anlattı. Televizyon programından sonraki dönemin aslında Elçi’nin yaşamının nasıl bir cehennem havasında geçtiğini o zaman kavradığını duygulanarak sözlerine ekledi.

    GARDNER: EN UMUTSUZ ZAMANLARDA BİLE ELÇİ UMUT OLURDU

    Uluslararası Af Örgütü Türkiye araştırmacısı Andrew Gardner konuşmasına Tahir Elçi’nin 1993 yılından itibaren davasına baktığı bir aile ile olan karşılaşmaları anlatarak başladı. Aileye tek umut veren, tek sevinç kaynağı olan şeyin Tahir Elçi’nin avukatları oluşunu söylediklerini, onların davalarını tüm zorluklarına rağmen sonuna kadar ve korkusuzca götürüşünü anlattı. Elçi’yi tanıdığı andan itibaren samimiyetini, içtenliğini, umut dolu oluşunu, kibarlığını gördüğünü ve bunun yanında büyük bir insan hakları savunucusu oluşunu hayranlıkla izlediğini konuşmasına ekledi. ‘Tahir’in insan hakları savunucusu olarak iyi bir rol model oluşunun sadece Diyarbakır gibi doğu illerinde değil aynı zamanda İzmir, İstanbul gibi batı illerinde de etkili oluşu, onun bir tehdit ve hedef olarak görülmesinde büyük etken olmuştur’ dedi. Tahir Elçi’nin Doğu ve Güney Doğu’da olan insan hakları ihlallerini anlatabilmek için ne kadar çabaladığını birkaç kez tekrarladı. Kendisinin en umutsuz olduğu durumlarda bile Elçi’nin ona umut olduğu günleri anlattı.

    TÜRKAN ELÇİ: SADECE BİZİM DEĞİL, İNSAN OLMAYI BAŞARABİLEN HERKESİN KAYBIDIR

    Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi düzenlenen bu panele gelme konusunda tereddüt ettiği ve geldiğine çok memnun olduğunu belirterek başladığı konuşmasına, eşinin ne kadar sakin, anlayışlı, umut dolu olduğunu anlatarak devam etti. Büyük bir insan hakları savunucusu olan Elçi’nin sadece kendilerinin değil insan olmayı başarabilen herkesin bir kaybı olduğunu söyleyerek sözlerini bitirdi.

    Panel izleyicilerinden de Tahir Elçi ile tanışmış ve anıları olanların yanı sıra hiç tanımadığı halde üzüntülerini dile getirenlerin ardından Olcay Bayır’ın keman ve gitar eşliğinde seslendirdiği iki eser sonrası Milena Buyum Jackson organizesinde gerçekleşen panel sona erdi. Panel sonrası Tahir Elçi’yi katledenlerin biran önce bulunmasını talep eden dilekçeler imzaya açılırken, Elçi için hazırlanan anı defterine de katılımcılar tarafından duygu yüklü yazılar yazıldı.

  • Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi

    Pazar günü İngiltere’nin Doncaster şehrindeki Alevi Kültür Merkezi-Cemevi salonunda 2. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştiren Britanya Alevi Federasyonu (BAF) yeni yönetimini belirledi. İsrafil Erbil yeniden BAF başkanı olarak seçildi.

    Yoğun bir katılımın olduğu kongrede delegeler “devletin değil, vicdanın Alevisi kalmak için laiklik mücadelesine devam edeceğiz” mesajı verdi.

    ÇERAĞ’IN IŞIĞI YOLUMUZA, GÜLBANGLARIMIZ VİCDANIMIZA VE SAYGI DURUŞUMUZA EŞLİK ETTİ

    BAF İnanç Kurulu dedelerinden Mehmet Yüksel, Hüseyin Gazi Metin dede tarafından delil uyandırıldıktan sonra, insanlık, barış, emek, demokrasi, eşitlik, adalet ve laiklik için yitirdiklerimize gülbang eşliğinde saygı duruşu başlayan genel kurulun Divan Başkanlığını Turan Eser, Divan Üyeliklerini Semih Savaşel, İsmail İpek, NuralEkiztaş, Fatma Polat yaptı.

    BAF Genel Başkanı İsrafil Erbil açılış konuşmasında “Britanya Alevi örgütlenmesinin ulusal sınırlar içine hapsolmayan, küresel bir hareket haline geldiğini” ifade ederek, “BAF’ın artık Avrupa’da, Türkiye’de verilen Alevi mücadelesinin her alanında olduğuna” vurgu yaptı. “BAF bileşenlerinin birlik ve beraberlik içindeki mücadelesi sonucu iki yıllık çalışmalarına bakıldığında, her güne bir ya da bir kaç faaliyetin ve çalışmanın konulduğuna” işaret etti. Erbil “tüm bu kazanımlar ve çalışmalar BAF üyesi AKM-Cemevlerininin ve üyelerinin eseridir” değerlendirmesi yaptı.

    İsrafil Erbil İki yıllık kazanımların korunması, geliştirilmesi için, önümüzdeki sürece daha güçlü ve kararlılıkla yürümek zorunda olunduğunu ifade etti.

    Tüm AKM Başkanları, Britanya Alevi Kadınlar Birliği, Britanya Alevi Gençlik Federasyonu, Britanya Alevilik Çalışmalar Grubu adına yapılan konuşmalarda birliğin, Alevi mücadelesine sahip çıkılmasının, cemevlerindeki eğitim, kültür, kadın ve gençlik çalışmalarına önem verilmesi gerektiğine vurdu yapıldı.

    İSRAFİL ERBİL GÜVEN TAZELEDİ

    İkinci Olağan Genel Kurulu oy birliği ile Yönetim, Denetim ve Disiplin kurullarını seçti.İlk toplantısını Genel Kurulun ardından Doncaster Alevi Kültür Merkezi-Cemevi’nde yapan yeni seçilmiş yönetim kurulu üyeleri görev paylaşımını gerçekleştirdi.

    BİRLİKTE AKP ASİMİLASYON PAKETİNİ VE SALDIRILARINI DURDURABİLİRİZ

    BAF Genel Kurulu Türkiye’de yaşanan şiddet ortamındaki gelişmelerden dolayı yaşanan endişelerin arttığını ve ülkenin kritik bir süreçten geçtiğine vurgu yaptı.

    Bu kritik süreçte özellikle Alevilerin büyük bir baskı, yaşam endişesi ve tehlike altında olduğunu belirtildi.

    Genel Kurulda yapılan konuşmalar ve verilen mesajlarda, Aleviliği bitirmek, cemevlerini ve dedeleri devletleştirmek isteyen AKP’nin yeni saldırı paketlerini geri püskürtmek için Alevi hareketinin Türkiye ve Avrupa çapında birlikte mücadele zeminlerini yaratması talep edildi.

    AKP hükümetinin tek taraflı asimilasyon dayatmalarına karşı etkili ve sonuç alıcı bir mücadele yöntemleri ve ortak mücadele sağlanmadığı taktirde, Alevi toplumun ciddi kayıplara ve tahribatlara maruz kalacağı belirtildi.

    AKP’nin Türkiye’de yarattığı bu şiddet ortamında, radikal İslamcı cihadistlerin Alevilerin yerleşim birimlerine, cemevlerine kadar girip tehdit ettiği ortamda daha katılımcı, kararlı, uyumlu ve samimi bir mücadele ortamının yaratılmasına ve bunu birlikte hayata geçirerek, kavgamızın hane içinde birbirimiz tüketerek değil, mücadele enerjimizi hane içine rekabetlere boşaltarak değil, kavgamızın Aleviliği yok etmeye adamış zalimlerin zulmüne karşı vermemiz ve enerjimizi ise eşit yurttaşlık ve eşit haklar için sokakta direneceğimiz demokratik mücadele alanına taşınmasının gerekliliği ifade edildi.

    GÖREV PAYLAŞIMI

    BAF’ın 20 kişilik Yönetim Kurulu’nun kendi arasında yaptığı görev paylaşımı ile görev dağılımları şu şekilde oldu:

    BAF – BRITANYA ALEVI FEDERASYONU YONETIM KURULU

    GENEL BAŞKAN
    Israil Erbil (Genel Başkan)
    GENEL BAŞKAN YARDIMCILARI
    Zeynep Demir (Bşk.Yardımcısı) Aynur Akel (Bşk. Yardımcısı)
    Tugay Hurman ((Bşk. Yardımcısı) İsmail Aslan (Bşk. Yardımcısı)
    Mahmut Aydoğan ((Bşk. Yardımcısı)  
    GENEL SEKRETERLER
    Savaş Hurman (Gen. Sekreter) Haydar Ulus (Gen. Sekreter)
    GENEL SAYMANLAR
    Nadide Köroğlu (Gen. Sayman) Canan Yeşiltepe (Gen. Sayman)
    KÜLTÜR VE SANAT SEKRETERLİĞİ
    Savaş Hurman  
    CENAZE FONU
    Hüseyin Üzüm  
    EĞİTİM SEKRETERLERİ
    Tugay Hurman Haydar Ulus
    Canan Kaya  
    DİPLOMASİ-DIŞ İLİŞKİKLER VE HUKUK
    Haydar Ulus Savas Hurman
    PROJE VE KAYNAK YARATMA
    Mahmut Aydoğan  
    BASIN VE YAYIN
    Başkan ve BaşkanYardımcılar  
    YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
    Adil Sipar Zekeriya Armut
    Kenan Ekiztaş Mehmet Sağ
    Mehmet Durna Maksut Demir
    Ali Ekber Aktepe Salman Macit

     

    DENETLEME KURULU ÜYELERİ
    Fatma Opan Reyhan Resul
    Ali Demir Özcan Işık
    Sabit Kurnaz  

     

    DİSİPLİN KURULU ÜYELERİ
    Elvan Akın İsmail İncedal
    Erdal Pehlivan Haydar Yılmaz
    Ali Polat  

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 1

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 2

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 3
    BAF Yeni yönetim kurulu
    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 4
    İsrafil Erbil yeniden BAF Başkanı olarak seçildi

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 5

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 6