Category: Haber

  • Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları

    TC devletinin faşist yönetimleri on yıllar öncesinden günümüze kadar basın ve basın özgürlüğü ile ilgili politikalarında tartışılmaz hep başarısız olmuştur.

    Haber: Erem Kansoy

    Çok önemli basın emekçilerinin katledilmesinden tutunda milyonlara hitap eden basın kurumlarının kapatılması, tutuklama ve göz altılar ile basın emekçilerine yönelik insanlık dışı uygulamalr ile TC devleti yine listelerin sonunda.

    Toplam 180 devlet içerinse basın özgürlüğü sıralamasında ancak 154’üncü sıraya yerleşebilen TC devleti, özellikle ‘benden olmayanı sustururm’ politikaları ile son dönemde yine manşetlerde yerini alıyor.

    PKK yandaşlığı gerekçesi ile defalarca kapatılan gazeteler, Kürt Türk kardeştir diyen ve barış yanlısı yayınlar yapan onlarca kuruma vurulan kara kilitler, Can Dündar ve Ertem Gal’ın inbertlik tutuklanmaları, Zaman gazetesine uygulana kayyum yaptırımı ile TC deveti hükümeti basın özgürlüğü konusunda dünya devletlerinin yüzüne bakamaz hale geldi.

    Basın emekçilerine yönelik gözaltı ve tutuklamaların yanısıra ahlaksız tehditler ve işkenceler yetmezmiş gibi ‘köyün ağası’ edasıyla mahkeme kararı olmadan kaartılan IMC TV sansürü ve tüm bunlara ek olarak çağımızın en önemli iletişim aracı olan internet haberciliğindeki kapatma ve sansür uygulamaları ile her katliam sonrasında neredeyse katliamla eş zamanlı uygulanan yayın yasaklarını da hesaba katacak olursak Türkiye’nin ‘kara listede’ diplerde olması kaçınılmazdır.

    İngiltere’de görevlerine devam eden gazeteci arkadaşlarımıza ‘Türkiye’de basına yönelik yaptırım ve baskıların mevcut değerlendirmesi ile diasporada görev yapan meslektaşlarımızın basın özgürlüğü adına ayni zamanda Türkiye’deki basına yönelik saldırılara dikkat çekmek için neler yapılmalıdır.?” Sorusunu yöneltik. Ney yazıkki bazı meslektaşlarımızın gerek mesleki kaygılar gerekse mevcut durumun yarattığı psikolojik baskı ile ‘beni sokmayan yılan bin yaşasın’ yaklaşımındna kaynaklı sadece deneyimli gazeteci Arif Bektaş ve Faruk Eskioğlun’dan görüş alabildik.

    Ayrıca , Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye’ye yönelik sıcağı sıcağına basın eleştirisi, de Avrupa Parlamentosu’nun Belçikalı üyesi Hilde Vautmans’ın Zaman gazetesine kayyum atanmasına yönelik tepkileri, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Zaman gazetesine hukuksuzca kayyum atanmasına sert tepkisinide okuyucularımız için değerlendirdik.

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları 1

    Arif Bektaş: “Basın emekçileri sesini birleştirmeli”

    Evrensel Gazetesi İngiltere Temsilcisi Arif Bektaş ise gazetemize verdiği demeçte, “Erdoğan ve AKP hükümetinin basın üzerindeki baskıları ve susturma girişimleri, artık girişim olmaktan çıkmış, hukuk dışı uygulamalarla resmen el koyuluyor. “Gazetecilik faaliyetinden dolayı kimse cezaevinde değil” diyen Davutoğlu, Can Dündar ve Erdem Gül’ün casuzluktan tutuklandıklarını savunmaya devam ediyor. Dündar ve Gül’ün yaptıkları habercilikti ve bizce o haberleri yayınlamasalardı asıl suç işlemiş olacaklardı.

    Muhalif basın üzerindeki susturma faaliyeti devam ediyor. Son olarak Zaman gazetesine kayyım atanması, Zaman’ın yayınına son vermesi için yapılan bir girişimdir.

    IMC TV’ye yapılanın hiç bir tarifi yok zaten. Yasadışı bir şekilde kanalın yayınının, Erdem Gül ve Can Dündar’la canlı yayındayken karartılması aslında, Erdoğan ve AKP iktidarının istediği gibi yayın yapmayan bütün basına yapılmış bir karartmadır.

    Onun için, basının özgürce yayın yapmasını isteyen her gazetecinin sesini birleştirip ve basın üzerindeki bu baskılara ortak ve güçlü bir karşı koyuş sağlamalıdır. İngiltere’de yaşayan gazeteciler olarak da, uzaktan seyretmeden, doğrudan tepkilerimizi göstermeli ve basın üzerindeki baskıların son bulması için harekete geçmeliyiz.” Dedi.

    İngiltere merkezli yayınına devam eden internet gazetesi Açık Gazete yayın yönetmeni tecrübeli gazetecileriden faruk Eskioğlu’da konu ile ilgili gazetemize demeçte bulundu.

    Basın üzgürlüğü, Avrupa Birliği ve Türkiye’de susturalan yayın organları 2

    Faruk Eskioğlu: “Zaman’a da sahip çıkmak gerekir”

    “Türkiye’de devrimci demokrat gazetecilere oldu bitti baskı vardı. Sendikanın basından kovulalı 20 yıl oluyor. Sosyal hakların gaspedilmesi medyayı siyasi baskılara açık hale getirdi. Geçen gün İstanbul’da tanınmış başarılı ama sistemle barışık gazeteci bir arkadaşımı aramıştım. İşten atmışlar. Biz devrimci demokrat gazetecileri çemberin dışına itelerken sessiz kalmıştı. Şimdi o meşhur papazın dediği oldu. Kendisini de attılar.

    Cumhurbaşkanı açıkca “Ya taraf olursun ya da bertaraf” demişti zaten. AKP iktidarı sivil bir dikta yönetimi olarak kendisinden olmayanların oksijenini kesmeyi sürdürüyor. Can Dündar, Erdem Gül’ün yargılanması ve İMECE’nin susturulmasının yanısıra Zaman ve Cihan Haber Ajansı’na kayyum atanmasına da hepimiz “haber alma özgürlüğü” adına karşı çıkmamız gerekiyor. AKP’nin eski ortağı Fetullah Cemaati ile onun yayın organı Zaman ve Cihan’ın düzenlediği entrikalardan dolayı ayrıca yargılanmasını da savurmalıyız tabii.

    Londra’da Türkiyeli gazeteciler Türkiye’deki medyanın felç edilmesinden olumsuz etkilendik. Herşeyden önce Türkiye medyasında taraf olmayan bağımsız gazeteciler çemberin dışına itildik, ekmek kapımız kapandı.

    Londra’da Türkiye ve Kıbrıs kökenli gazeteci ve medya çalışanları olarak Türkiye’deki haksızlıklara karşı refleks göstermeliyiz. Açık Gazete ve Evrensel olarak İngiliz meslektaşlarımızı Türkiye’de olup bitenleri bilgilendirdik. Ulusal Gazeteciler Sendikası’nın (National Union of Journalism – NUJ) Can Dündar ve Erdem Gül için destek mektubu yayınlamasını sağladık. İMECE için imza kampanyası başlattık. Tabii bunlar kesinlikle yetersiz ama aslolan meslektaş olarak safları sıklaştırmak gerekir… Tıpkı Nazım’ın dediği gibi: “Gün o gün değil / Sarılıp dürülmesin bayraklar / Duyduğunuz çakalların ulumasıdır / Safları sıklaştırın çocuklar…” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’ye Basın Özgürlüğü Eleştirisi

    Brüksel’deki AB-Türkiye Zirvesi öncesinde Türk Başbakanı Davutoğlu ile bir araya gelen Almanya Başbakanı Merkel’in görüşmede, mevkidaşına Türkiye’deki basın özgürlüğü konusundaki kaygılarını da ilettiği bildirildi.

    Alman Hükümet Sözcüsü Christiane Wirtz’in Berlin’de verdiği bilgilere göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Türkiye Zirvesi öncesinde  Brüksel’de bir araya gelen Merkel ve Davutoğlu’nun gündeminde Türkiye’deki basın özgürlüğü tartışmaları da yer aldı.

    Wirtz, Başbakan Merkel’in Davutoğlu ile görüşmesinde Türkiye’deki basın özgürlüğünün durumunu gündeme getirdiğini söyledi.

    “Kaygıyla izliyoruz”

    Cuma günü Zaman gazetesine kayyum atanması ve gazete binası önündeki göstericilere yapılan polis müdahalesi Avrupa kamuoyunda olduğu kadar, Almanya’da da eleştiri toplamıştı. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier de konuya ilişkine açıklamalarda bulundu. Steinmeier, yaşananları kaygıyla izlediklerini belirterek, “Özgürlük anlayışı ve özgürlüğün yorumlanması konusunda Türkiye ile tartışmalıyız” dedi.

    AP Milletvekili Vautmans: Böyle bir Türkiye, AB üyesi olamaz

    Zaman gazetesine yapılan baskın ve kayyum atamasına bir tepki de Avrupa Parlamentosu’nun Belçikalı üyesi Hilde Vautmans’dan geldi. Basın bildirisi yayımlayan Vautmans, “Zaman gazetesine yapılan baskın ve gazeteye el konulması, basın özgürlüğüne darbedir. Bu durumda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi söz konusu olamaz” dedi.

    Vautmans, “Cuma günü polis zoruyla Zaman gazetesine yapılan baskın, Türkiye’deki demokrasinin özetini gösteriyor. Türkiye’yi basın özgürlüğüne saygı duymaya davet ediyorum.

    Kayyum’ın ardından oluşturulan Zaman gazetesi, birden Erdoğan’ı manşete çekti ve hayranlık ifadelerine yer verildi. Zaman gazetesi Türk hükümeti hakkında eleştirel kalan en son büyük gazete olarak biliniyordu. Bu olanlar basın özgürlüğünü ciddi bir şekilde ihlal ediyor ve muhalefetin sesi kapatılıyor. Bu Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olamaz.” şeklinde konuştu.

    “SANKİ ERDOĞAN BİLEREK PROVOKE EDİYOR”

    AP milletvekili Hilde Vautmans, Avrupalı liderlerin Türkiye’de basın özgürlüğüne yapılanları kabul etmemesi gerektiğini ifade ederek, “Türkiye, mülteci krizinden dolayı bundan sıyrılabilecekse bu bizim değerlerimizi hiçe saymak demektir. Sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tür antidemokratik hareketleri bilerek yapıyor ve provoke ediyor.” dedi.

    Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması’nda Türkiye 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Zaman gazetesine hukuksuzca kayyum atanmasına sert tepki gösterdi.

    Merkezi Paris’te bulunan RSF’ten yapılan yazılı açıklamada Erdoğan’ın alışılmış şekilde bir kez daha kayyum yoluyla Türkiye’nin en büyük muhalif gazetesine el koyduğuna değinildi. Açıklamada “Erdoğan’ın despotik döngüsü nerede sonlanacak?” sorusu yöneltildi.

    RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire imzalı açıklamada “Gülen Cemaati’nin siyasi ayağını tasfiye etmek ve Zaman Gazetesine kayyım atamak için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yargıyı araçsallaştırdığı” yorumu yapıldı.

    Açıklamada bunun gayrimeşru ve kabul edilemez olduğuna vurgu yapıldı. RSF, bu ideolojik ve hukuka aykırı operasyonun Erdoğan’ın “otoriter sürüklenmeden despotik döngüye girdiğinin” göstergesi olduğuna vurgusuda yapıldı.

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, gazetecileri terörü desteklemek ya da Erdoğan’a hakaretten ağır para cezalarına çaptırmakla yetinmeyen Türkiye Cumhurbaşkanı’nın sınırları zorlayarak Türkiye’nin en büyük muhalif gazetesinin kontrolünü eline aldığını yazdı.

    RSF açıklamasında, Fethullah Gülen’e yakın Türkiye’de 600 bin tiraja sahip Zaman Gazetesi’nin Erdoğan ile cemaatin yakın bağlarının sonlandığı 2012’den beri hedefte olduğu hatırlatıldı. Bu tarihten itibaren bu gruba ait medya organları ve buralarda çalışan gazetecilerin sürekli suçlamalarla karşı karşıya kaldığına da değinildi.

    DAY-MER: Özgür Basın Susturulamaz, İmc Karartılamaz !

    IMC TV’nin karartıldığı gün konuya ilişkin bir basın açıklaması yayınlayan Türk Kürt Toplum Dayanışma Merkezi Day-Mer yöetimi de bilirisinde, “Türkiye’de, Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliye olmasına biraz da olsa sevinebilmişken, aynı gün 120 haber sitesinin twitter hesabının kapatılması ve ekran karartılması ile karşılaştık.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcısının,TÜRKSAT’tan, İMC TV’nin yayınlarını durdurmasını istemesi emir telakki edilerek yıldırım hızıyla İMC TV’nin yayını kesildi. Hem de ironik bir biçimde, daha ayaklarındaki cezaevi tozu gitmemiş Can Dündar ve Erdem Gül canlı yayındayken. Gerekçe ise Türkiye’de artık hiç kimseye yabancı değil. İktidarla uyumlu olmayan herkese, her kuruma yöneltilecek klasik suçlama “terör örgütü propagandası yapmak.”. Mahkeme kararlarını bile tanımayan bir Cumhurbaşkanı tarafından ülke yönetiliyor.

    Can Dündar ve Erdem Gül’in tahliyesinin ardından bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahkeme kararını tanımadığını söylüyor. Mahkeme kararlarını tanınmadığı bir ülkede basın üzerindeki baskıların boyutu ortadadır. IMC TV de, yandaş hale getirilemediği için sesi kesilmeye çalışılıyor. Siyasi iktidarın satın alamadığı, susturamadığı basın-yayın kuruluşlarına yönelik baskılarının sadece IMC ile sınırlı olmadığını biliyoruz.

    Başta Evrensel Gazetesi olmak üzere bir çok basın yayın kuruluşunun sosyal medya hesaplarına el konulması ve hedef gösterilmesi, Türkiye’de olduğu gibi Avrupa ve tüm dünyada da kaygı ile izleniyor.” İfadelerine yer verilmişti.

    “Habere özgürlük istiyoruz”

    TGS, TGC, ÇGD, DİSK Basın İş, Haber-Sen ve Basın Enstitüsü ortak bir imza kampanyası başlattı.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın İş, Haber Sen ve Basın Enstitüsü Derneği tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve habere özgürlük için uluslararası bir kampanya başlattı. Kampanyaya Avrupa Gazetecilik Federasyonu (EFJ) Uluslarası Gazetecilik Federasyonu (IFJ), IPI, Medya Etik Ağı (EJN) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) destek veriyor.

     

     

  • Londra`da büyük yürüyüş (FOTO GALERİ)

    Londra`da büyük yürüyüş (FOTO GALERİ)

    Britanya’da ilk kez düzenlenen Ulusal Yürüyüşte yaklaşık 10.000 yurtsever Londra merkezde sokakalara döküldü.

    Fotoğraflar: Erem Kansoy

     

    15

    19

    20

    17

    16

    18

    14

    13

    12

    11

    9

    6

    10

    8

    27

    22

    25

    30

    33

    24

    23

    21

    40

    35

    44

    37

    47

    36

    42

    26

    28

    31

    32

    41

    45

    43

    53

    51

    52

    50

    49

    48

    58

    63

    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü

    62

    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra’da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra’da Binler Kürdistan İçin Yürüdü

    60

    Londra'da Binler Kürdistan İçin Yürüdü
    Londra’da Binler Kürdistan İçin Yürüdü

    59

    54

    56

    57

    55

    7

    Londra'da büyük yürüyüş

    3

    4

    5

    2

    019 014 013 012 09 010 016 9 011 06 02

  • Kadınlar 8 Mart Programlarını Açıkladı

    Kadınlar 8 Mart Programlarını Açıkladı

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında düzenlenecek yürüyüş ve programın açıklandığı basın toplantısı Gik-Der binasında gerçekleştirildi.

    Haber:Erem Kansoy-Şükrü Bolat

    Kürdistanlı ve Türkiyeli kadınların oluşturduğu 8 Mart Kadın Platformu adına yapılan basın açıklamasında Olcay Has, Birgül Timur ve Gülay Çalık basına ve katılımcılara seslendi. 8 Mart’ın önemine değinilen açıklamada bu yıl oluşturulan platform hakkında da bilgi verildi.

    Göç, Irkçılık ve Öz savunma temasıyla yola çıkan platforma toplamda 10 kurum ve dernek destek veriyor. 5 mart günü geleneksel olarak One Million Women Rise organizasyonunun düzenlediği geniş katılımlı yürüyüşe katılacak olan platformun programında, 9 Mart günü Stoke Newington’da bulunan Pir Sultan anıtında başlayacak olan yürüyüş ile aynı gün yürüyüşün ardından HDP Ağrı millet vekili Dirayet Taşdemir’in ve İnci Kaya’nın konuşmacı katılacağı bir de panel düzenlenecek.

    Açılış konuşmasının ardından Dersim-Der’den Birgül Timur ortak basın açıklamasını okudu. ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü özgürlük ve direniş ruhuyla karşılıyoruz’ başlıklı basın açıklamasında, “Her yıl olduğu gibi bu yıl da bir kez daha tüm dünya kadınlarının ortaklaştığı, tek yürek olduğu 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutlamak için alanlardayız. Emeğimiz özgürlüğümüz için direniyoruz ve sokaklardayız, kadın ve LGBT’li bireyler üzerindeki sömürü baskı ve hak ihlalleri ile erkek egemen sistem ve onun temsilcisi olan devlet tarafından her geçen gün giderek artmakta.

    Politik ekonomik ve sosyal yaşamda her türlü eşitsizlik ve adaletsizlik giderek kapitalleşmektedir. Kimliğinden ve inancından dolayı ötekileştirilen halklar ve toplumlarda en çok kadınlar mağdur edilmektedir. Erken yaşta evlilik halen devam ederken bırakın önlem alınmasını kadın cinayetleri haklı görülmekte ve faili iyi halden cezaevinden beraat almaktadır. Yasalar erkeği korumakta kadını mağdur etmektedir. Buda kadına yönelik şiddeti, nefreti, cinayet, tacizi ve tecavüzü toplum nezdinde normalleştirmektedir. Kadın katliamları bizzat AKP hükümeti tarafından, ve diyanet bakanlığı tarafından yapılan fetva meşrulaştırılmaktadır.

    Başta Kobani olmak üzere Rojava, Şengal ve tüm Kürdistan’da kadınların tüm insanlık değerlerini savunmak için sergiledikleri kahramanca direniş bu gerçekleri pratikte gözler önüne sermiş bulunuyor. Kürdistan kadınlarının kadın özgürlük ideolojisini rehber edinerek ulaştıkları örgütlenme düzeyi ve öz savunmada sergiledikleri kahramanca ruh tüm dünyada yankılanarak kadınların ufkunu açmaktadır.

    Kapitalizmin devletçi, doğa düşmanı ve cinsiyetçi sisteminin insanlığa getirdiği yıkıma alternatif olarak bugün Rojava’da ve Bakure Kürdistan’da tüm halkların ve inançların özyönetimlerini gerçekleştirerek bir arada eşitçe ve özgürce yaşamaları esasına dayanan kadın özgürlükçü bir sistem adım adım kurulmaktadır.

    Geçmiş tarihimizin öncüleri olan Clara Zetkin’ler, Rosa Luxemburg’lar ile bugünkü öncülerimiz Arin’ler ve nice adsız kadın kahramanlar aydınlık geleceğimizin yaratıcıları ve yol göstericileridirler. Onların izinde ve kadın rengiyle dokunmuş bir dünya umuduyla geleceğe direnişle yürüyoruz. Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü! Yaşasın Kadın Dayanışması!” İfadeleri yer aldı.

    Bu yılki 8 Mart etkinliğinin Kürdistan’da yürütülen savaş için ve orada mücadeleye yürüten kadınlara ithafen Göç, Irkçılık ve Öz savunma temasının seçildiğini de belirten kadınlar yürüyüş ve etkinliklere destek ve duyarlılık çağırısında da bulundu.

    Kurdistanlı ve Türkiyeli Kadınlar-8 Mart Platformu’nda yer alan kurumlar: Dersim-Der Kadın Komisyonu, Alxas-Kistik Kom Kadın Komisyonu, Kaşan’li Kadınlar, Kırkısraklılar Derneği Kadın Komisyonu, IAKM ve Cemevi Kadın Komitesi, Roj Kadın Meclisi, Sosyalist Kadınlar Birliği, Avrupa Demokratik Kadın Hareketi, Yeni Kadın

     

     

     

  • 6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı

    Britanya Demokratik Güç Birliği 6 Mart’da düzenlenecek ulusal yürüyüş ile ilgili basın açıklaması yaparak eyleme güçlü katılım çağrısı yaptı. Kuzey Londra Toplum Merkezinde düzenlenen basın açıklamasında eylemin amacı anlatıldı.

    Haber-Fotoğraf:Erem Kansoy

    Demokratik güç Birliğinin düzenlediği basın açıklamasında, eylem hazırlık komitesinden Mark Campell ve Glen Harries ile birlikte İnci Kaya, Gik-der temsilcisi, Day-Mer temsilcisi Ahmet sezgin,  BAF Başkanı İsrafil Erbil ve Serpil Ersan hazır bulundu. Londra Kürtçe ve Türkçe yayın yapan basına yönelik düzenlenen açıklamada Demokratik Güç Birliği çatısındaki kurumlar da dahil olmak üzere İngiliz sendika, kurum ve sivil toplum örgütlerinin de desteği ile 50’den fazla imza yer alıyor.

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 1

    Düzenlenen basın açıklamasında, kısa süre önce Amed’in Sur ilçesine Londra’dan, yerinde incelemelerde ve temaslarda bulunmak amacıyla Demokratik Güç Birliğinin gönderdiği delegasyon üyelerinden İsrafil Erbil ve Serpil Ersan’da bölgede yaşananlara dair çarpıcı gelişmeleri basın ve katılımcılar ile paylaştı.

    AKP’NİN TOPYEKUN SALDIRILARI DEVAM EDİYOR

    Basın açıklamasının açılış konuşmasını yapan Ahmet Sezgin, 6 Mart yürüyüşünün çok yönlü önemine değinerek kitlesel katılımın şart olduğu vurgusunu yaptı. Sezgin konuşmasında, “7 haziran seçimlerinden sonra 7 haziran seçimlerini geçersiz sayan egemen güçler ve AKP diktatörlüğü, topyekun olarak 7 Hazirandan sonra başta Kürt halkı olmak üzere bütün devrimci demokratik kamuoyu üzerinden, basın yayın kuruluşları üzerinden, halk üzerinden, işçi ve emekçiler üzerinden yoğun bir şekilde bir saldırı ve yok etme konseptiyle emekçilerin karşısına çıktı. Dolayısıyla bu süreç hala devam ediyor, Kürdistan’da 90 günü aşan sokağa çıkma yasakları ve katliamlar, bu katliamların sonucunda binerce de mağdur insanımız vardır.

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 3

    Biz ingiltere’de Demokratik Güç Birliği olarak sürecin başladığı günden buyana tepkimizi hem sokağa koyduk, hemde kamuoyu yaratmada hem de eylem ve etkinliklerle sesimizi duyurmaya çalıştık. İngiltere’de oluşturmaya çalıştığımız kamuoyu bugün bir aşama daha kaydetti. Özellikle İngiltere’deki ilerici, devrimci, demokrat, aydınlar, sendikalar ve mücadeleci örgütlerin Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Savaşını Durdur! Sessizliği Parçala şiarı adı altında, bir kampanya örgütleniyor ve bunun sonucunda, bizler buna hem destek vermek hem de bu çağırıyı yapabilmek adına bu gün sizlerle birlikteyiz.”dedi.

    Demokratik Güç Birliğinin basın toplantısında öncelikle İnci Kaya yaklaşık 50 kurumun desteklediği ve DGB-Britanya imzalı basın açıklamasını okudu. Basın açıklamasının okunmasının ardından İrlandalı aktivist Mark Campell ve 6 Mart ulusal yürüyüş komitesinde Glyn Harries’te birer konuşma yaptı.

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 5
    Glyn Harries

    KATLİAMA SESSİZ KALAMAYIZ

    Yapılan basın açıklamasında, “İngiltere’deki bir çok sendika, politik parti, kampanya örgütü ve toplum merkezi temsilcileri yaşananlara dikkat çekmek ve Kürt halk ile dayanışmak amacıyla 6 Mart 2016 günü BBC binası önünde başlayıp Trafalgar Square’da bitecek bir yürüyüş kararı aldı. Türkiye’de Kürt halkının eşit hak mücadelesinden yana olan, AKP hükümetinin saldırılarına, faşizan uygulamalarına, katliamlarına tepki duyan, barışa düşman ve savaştan, kandan beslenen bu zihniyete karşı inadına barışı ve halkların kardeşliğini savunan bizler, geldiğimiz ülkedeki bir halkın katliamına sessiz kalmamalıyız.” İfadelerine de yer verildi.

    DEMOKRATİK GÜÇ BİRLİĞİNİN BASIN AÇIKLAMASINDAN KESİTLER

    “Britanya’da yaşayan Türk, Kürt, Kıbrıslı emekçiler olarak Türkiye’deki gelişmeleri kaygı, üzüntü ve öfkeyle izliyoruz. İki aydan fazla bir süredir Cizre’de, Sur’da, Diyarbakır’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta AKP hükümeti sokağa çıkma yasaklarıyla Kürt halkına azgınca saldırmakta, tüm insan haklarını hiçe sayarak, bebek ve yaşlı demeden katletmektedir.

    Batılı devletlerin ve başta basın yayın organlarının da bu adaletsizliklere ve katliamlara sessiz kalması kabul edilemez. Bu sessizlikleri, Kürtlerin katledilmesine destek olmaktan başka bir anlama gelmiyor. Kürdistan’da  bir sivil savaşın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Günlerce süren sokağa çıkma yasakları, tank, tüfek ve diğer askeri teminatlar ile parçalanan şehirler, su, elektrik, gaz verilmeyen evler artık güney doğunun bir parçası haline geldi.

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 4
    Ahmet Sezgin

    AKP hükümetinin bu katliamlarını yaşadığımız ülkedeki kamuoyuna anlatmak ve teşhir etmek, Kürt halkının ve demokrasi mücadelesi veren güçlerin yalnız olmadıklarını göstermek hepimizin omuzlarına düşen bir sorumluluktur. Bu nedenle tüm toplumumuzu ‘ben katılmasam da olur’ diye düşünmeden, acil ve ertelenemez olarak düzenlenen Türk Devleti’nin Kürtlere Karşı Savaşını Durdur! Sessizliği Parçala! yürüyüşüne çağırıyoruz.

    Şimdiye kadar yapılan eylem ve yürüyüşlerden farklı olarak, bugün Kürt halkıyla dayanışmayı kendine bir görev olarak biçmiş bu kurumların çağrsına destek verelim ve yerli, göçmen, Türk, Kürt, İngiliz hep beraber Kürt halkına karşı yapılan savaşa DUR diyelim ve sessizliğimizi parçalayalım.”

    YOĞUN BİR HAZIRLIK ÇALIŞMASI YÜRÜTÜLDÜ

    Basın açıklamasının okunmasının ardından sözü alan KNK temsilcisi konuşmasında, “saray ordusunun vahşice yönelimlerini hepimiz gördük. Halkımız da buna karşı direnişini gösterdi. Tarihten de iyi biliyoruz ki diz çöktükçe AKP ve O’na benzer rejimler her zaman, halkı kıyımdan geçirmiştir. Buna karşı olarak halklar hiç bir zaman diz çökmeyi kabul etmemiştir ve buna karşı her zaman büyük bir direniş göstermiştir, bu direnişi öncelikle selamlıyorum. Avrupa’nın her yerinde halkımızın düzenlediği birçok eylemlikler oldu. İngiltere’de buna karşı tepkisini göstermek için bir çok dostlar bizimle beraber bir toplantı yaptı. 3 şubattan beri çalışmalar yürüten bir hazırlık komitesi var, bu hazırlık komitesi çok yoğun bir çalışma sonucu, İngiltere’nin bir çok basın alanında dikkat çekti ve birçok kurumda sessizliği bozması için, yalnış politikalara tepki göstermek için büyük bir yürüyüşün üzerinde yoğun bir çalışma yürüttüler, halkımızın da buna karşı büyük bir destek vermesi çok önemli, halk sadece tepki göstermeyecek halkımızla dayanışma içerisinde olan yerli insanlarda bu tepkiye ortak olacak.”

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 1

    6 MART YÜRÜYÜŞÜNE İLİŞKİN DETAYLAR DA AKTARILDI

    İlk kez düzenlenecek olan 6 Mart ulusal yürüyüşünün çalışmalarına ilişkin detaylar da basın açıklamasında katılımcılar ile paylaşıldı. Yürüyüşün geniş kesimleri ile paylaşılması için şimdiye kadar yaklaşık 25 bin bildiri dağıtılırken sosyal medya ve internet üzerinde binlerce insana haber verildi. Yürüyüşe merkezi anlamda destekleyen bir çok kurum kendi internet siteleri, gazeteleri, haftalık haber ve bilgi aktarma broşürleri ile bu yürüyüşe, geniş bir kesime duyurup dayanışma çağrısında bulundu.

    İNGİLTERE’NİN BİRÇOK BÖLGESİNDEN LONDRA’YA OTOBÜSLER KALKACAK

    Ayrıca bu çağrı doğrultusunda Birleşik Krallığın bir çok şehrinden otobüsler Londra’ya gelecek. Otobüslerin kalkacağı şehirler sırasıyla şöyle:  Bath, Birmingham, Brighton, Hastings, Leeds, Leicester, Liverpool, Manchester, Nottingham, Nottingham, Portsmouth, Sheffield, Glasgow ve Edinburg.

    6 Mart 2016 günü BBC binası önünde başlayıp Trafalgar Square’da bitecek büyük yürüyüşün detayları şöyle; Tarih: 6 Mart 2016, Pazar, Başlama Yeri: BBC, Portland Pl, London W1a Saat 12’de (Trafalgar Meydanına Kadar Yürüyüş)  Konuşmalar: 14:00-16:00 Trafalgar Meydanında Olacaktır.

    KÜRTLERİN 40 YILLIK DOSTU: ‘SUR’UN RUHUYLA 6 MART’DA MEYDANLARA”

    6 Mart’ta Yapılacak Büyük Eyleme Katılım Çağrısı 2
    Mark Campell

    Kürtlerin 40 yıllık dostu olarak bilinen İrlandalı aktivist ve eylem hazırlık komitesi üyesi Mark Campell ise basın toplantısında yaptığı konuşmada, “6 Mart yürüyüşü için duyarlılığı artırmaya yönelik daha yeterince günümüz var, basından ve sizlerden ricamız 6 Mart yürüyüşünü Londra’daki Kürt ve Türk toplumlarına olabildiğince duyurmanız ve katılımı yükselterek katkıda bulunmanızdır.

    İngiltere’den bir çok örgüt yürüyüşü destekliyor. Kürt’ler artık karanlıktan çıkıyor ve Kürtler için artık güneş parlıyor. Kürtler için Mart ayı değişim ayıdır devrim ayıdır, Sur’da binlerce insan bir yürüyüş düzenliyor. Sur’un ruhuyla Newroz’un ruhuyla ve devrimci mücadele ruhuyla 6 Mart yürüyüşünne katılalım ve çevremizi katalım.” Şeklinde konuştu.

    6 MART YÜRÜYÜŞÜNÜ DESTEKLEYEN KURUMLAR

    Peace in Kurdistan Campaign,Campacc,Kurdistan National Congress (KNK), Day Mer, Türk Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi, GIK-DER/RWCA, Göçmen İşçiler Derneği, National Union of Teachers (NUT),  Public and Commercial Services Union (PCS),  National Union of Rail, Maritime and Transport Workers Union (RMT), Transport Salaried Staffs’ Association (TSSA),Trade Union Congress – International Section ,Greater London Association of Trade Union Councils, Trade Unionist and Socialist Coalition (TUSC), National Shop Stewards Network, Unite Housing Branch,Unison Islington,Stop the War Coalition, People’s Assembly

    Socialist Workers Party, Socialist Resistance, Plan C, Revolutionary Communist Group, Left Unity, Green Party, Kürt Halk Meclisi, Kurdish Community Centre,  Halkevi, Roj Women’s Assembly, Kurdish Students Union, Alliance for Workers Liberty (AWL), Anti-Fascist Network (AFN), National Campaign Against Fees and Cuts (NCAFC), Party of Free Life of Kurdistan (PJAK), Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi,Tohum Kültür Merkezi, Türk Eğitim Birliği, Britanya Alevi Federasyonu,Cemevi,Kaşanlılar Dayanışma Derneği,Tilkililer Dayanışma Derneği, Dersim-Der, Nurhak Kültür Evi, Paz-Der, Bozca-Der, Alxaslılar Derneği, Kırkısraklılar Dayanışma Derneği, Koçgirililer Derneği, CISDA Italian Coodination Suppoort for Afghan Women.

     

     

     

  • Sur’da insanlık dramı yaşanıyor

    Sur’da insanlık dramı yaşanıyor

    Londra’dan Amed’in Sur bölgesine giden heyette yer alan İş Kadını Serpil Ersan ve Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, 6 Mart Kürt Günü ulusal yürüyüşü ile ilgili düzenlenen basın açıklamasında konuştu.

    Haber-Foto:Erem Kansoy

    Amed’deki gelişmeler, TC asker ve polisinin saldırıları, İskoç Millet vekili Natalie McGarry  gözaltına alınmasına dair detayları, bölgedeki izlenimler ve yetkililerden alınan bilgileri basın ve kamuoyu ile paylaşan heyet üyeleri Amed’in Sur bölgesinde tam bir insanlık dramı yaşandığına dikkat çekerek, bölgedeki sıkıntıları da aktardı.

     

    Amed’in Sur ilçesinde 90 güne yakındır devam eden saldırıları yerinde gözlemlemek amacıyla, Demokratik Güç birliği Britanya’nın oluşuturup gönderdiği heyet Amed’den dönmesinin hemen ardından, yazılı bir açıklama yayınlamış ve Britanya hükümetine, Sur’da yaşanacak Kürt katliamının durdurulması için müdahale etmesi çağrısı yapmıştı.

    Britanya Demokratik Güçbirliği, İngiltere’nin en büyük sendikalarından UNİTE ve GMB yetkilileri ile birlikte, milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcileri bulunduğu heyette, İskoç milletvekili Natalie McGarry, Unite The Union yönetim kurulu üyesi Simon Dubbins, GMB genel merkez yöneticisi Bert Schouwenburg, BAF başkanı İsrafil Erbil, CEFTUS direktörü İbrahim Doğuş, iş kadını Serpil Ersan, Hüseyin Ulus, Battal Kardaş ve Süleyman Alan yer aldı.

    Sur’da insanlık dramı yaşanıyor 1

    Demokratik Güç Birliği Britanya 6 Mart’da düzenlenecek ulusal yürüyüş ile ilgili basın açıklamasını gerçekletirdi. Kuzey Londra Toplum Merkezinde düzenlenen destek ve duyarlılık çağırısı amaçlı basın toplantısında İş Kansını Serpil Ersan ve Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil bölgedeki gelişmeleri sıcağı sıcağına aktardı. Heyet üyelerinin tecrübelerini paylaştığı dakikalarda salonda duygusal anlar yaşandı.

    Serpil Ersan- Ersan-Co Avkatlık Bürosu Yöneticisi

    Sur’da insanlık dramı yaşanıyor 1

    “Sur Belediyesine ziyarete gittik fakat her iki eş başkanında tutukklu olması nedeniyle görüşemedik. Ardından Sur kapalı bölgesine yakın bir yerde ziyarette bulunduk ve biraz daha yakından görmek istedik çünkü orası br savaş alanıydı. İskoç millet vekilini özeltim tam da bu noktada tutp seyyar karakola çekmişti. Burada arkadaşımızın biraz sakinleşmesini bekledikten sonar ziyaretlerimize devam ettik ve Demokratik bölgeler Partisi yetkilileri ile görüştük. Ardından SDBP yetkilisi iki kişiyle orda görüştük. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi KCA’yı ziyaret ettik bence çok önemli bir çalışma yürütüyorlar bütün o bölgedeki kadın hareketinin merkeziydi orası. Eski Batman Milllet vekili Ayla Akat şu aşamada oradaki çalışmaları yürütüyordu. Kendisi bize Dıyarbakır ve Sur ile ilgili ve buradaki çalışmalar ile ilgili bilgiler verdi, ikinci günkü gezimizde ise Rojava yardımlaşma dayanışma derneği ile görüştük.

    Orada durum çok kötü yaklaşık 150 civarında insan orada ölümle yüz yüze. Bize orada söyenen valilik ile görüşmemiz oldu. Biz bu noktada ne yapabilir diye sorduğumuzda valilik ile görüşmemizi istediler. Çünkü bir şekilde çıkıs sağlanabilrise bu insanların belki katledilmeden bölgeden çıkma olasiliği olabilirdi çünkü her taraftan bir baskı uygulanıyordu. Bu konuyla ilgili talepte bulunduk fakat Vali görüşmeyi reddetti. Ardından Dıyarbakırdaki Şengal Ezdi kampını ziyaret ettik, orada gördüğümüzde bana göre tam bir devrimci çalışmanın örneğiydi Ezidi kampında yapılanlar. Kendi gözümüzle gördük, anlatılması çok farklı ama gözünüzle görünce çok farklı geliyor. Ardından KESK , DİSK, YAPI-SEN, YOL-SEN gibi sendika temsilcileriylle görüştük. Bizimle görüşmek üzere bir toplantı düzenlemişlerdi. Burada sendika temsilcilerinde kendi alanları ile ilgili ayırntılı bilgeliri bize aktardılar. Ardından tutuklu ve hükümlü aileleri derneği temsilcileri ile görüştük. Yaşadıklarımız filmi şeridi gibi gözümüzün önünde geçiyor oldukça çarpıcı şeyler gördük ve insanların acılarına tanıklık ettik.”

    İsrafil Erbil- Britanya Alevi Federasyonu Başkanı

    Sur’da insanlık dramı yaşanıyor 2

    “Bize orada genel olarak Kürt’leirn ve Kürdistanın tarihesini anlatıp, özellikle son 30 yılda 40 yılda neler yaşadıklarını anlatarak, en son son 3 aya Sur’daki ablukaya, Cizre’deki, Silopideki, Derek’teki ablukalar deinerek, o son yaşanan katliamların bir önceki katliamların hepsine bedel olan acılar yaşattığını da anlattılar.

    Bölgede çok önemli bir direniş gözlemledik, bütün bu saldırılar katliamlara rağmen, binlerce insanın evlernden edilmiş Dıyarbakır içinden başka alanlara göç etmek zorunda bırakılmış, evlerini terketmiş hatta dönecek bir evleri bile olmadığı halde çok ciddi bir direniş ciddi bir, başkalıdırı baskılar karşısında dik duran bir halk gördük ayni zamanda. Dik duran kamu çalışanları, sendikacılar dik duran öğretmenler gördük.

    Orada hiçbir kurum temsilcisi kendi çalışmalarını bize anlatmak istemiyordu, dışardan gelen bir heyet olduğunu ve kendilerine ses olacağını düşünmelerine rağmen orada canlar kaybolurken biz kendi çalışmalarımızı kurumsal çalışmalarımız anlatmak istemiyoruz diyorlardı ve gerçekten anlatırken çekiniyorlardı. Heyetin özellikle sorularına cevap vermenin dışında, Sur’daki 150 insanın hayat mücadleesi vermesi, oradaki bombalarla mücadele etmesi, orada bizimde şahit olduğumuz keskin nişancılarla mücadele etmesi, ve 3000 den fazla özel harekatçı ile karşı karşıya kalma duruyla mücadele etmesi, herşeyin ve herkesin önceliği olmuştu.

    Oradaki öncelik 150 insanın bombalarla mücadelesi idi. Bizde buna bağlantılı olarak tüm programımızı iptal edip ne yapabiliriz diye sormaya başladık. Enson Gülten Kışanak ve Fırat Anlı’nın bize söyediği Vali ile görüşebilirseniz çok iyi olur idi. Valiyi aramaya çalıştık bir türlü telefonlara çıkmadılar, en sonunda görüşmek istemedğini söylediler. Sur belediyesini aslında başkkabir ülkenin bir parçasını başkabir ülkenin askerinin işkali altında, hiç kimse oraya serbest giremiyor çıkamıyor. Her girip çıkan her defasında kimlik göstermek durumunda kalıyor. Bizler asıl kapalı bölgeye gitmek istediğimizde ise büyük zorluklarla karşılaştık. Orada ablukaya alınmış bir düşman toprağı gibi bir hava yaratılmıştı. Bölgede tpların silahların dışında ölüm sessizliğinin hakim olduğu bir ortamın içindeydik, bölge tamamıyle harap olmuş durumda.

    Bariyerlerle çevrili noktaya vardığımızda özel harekatçılar ve akrep tipi araçlar farkettik, her top sesinden sonar bir yıkım gürültüsüde hissediliyordu. Bizim gördüğümüz poislerde uzun namlulu silahlar taşıyorlardı. Polislerin üzerinde sivil kıyafetler ve kurşun geçirmez yelekler vardı, Özellikle Kürt halkının kullandığı şalları takıyorlardı. Onlara yaklaştığımızda adeta bizi önceden beklermiş gibi tavırlar sergilemeye başladılar, bize hızla yaklaşarak bir bahane ararcasına heyetimizde bulunan İskoç millet vekilinin elindeki telefonu göstererek fotoğraf çekemessin gel buraya diye bağırmaya başladı.

    Bariyerler etrafında bulunan olisler ellerindeki silahları heyetimize doğrultmaya başladılar, bizlerin bu insan misafir İngiltere’den geliyor dememiz üzerine küfürle karşılık vererek millet vekilini kolundan tutarak bariyerin iç kısımlarına götürdüler.

    Yaklaşık 2 saat sonar HDP millet vekillerimiz dahi ve İngiliz büyük elçiliğinin araya girmesi ve birçok kamuoyu oluşturulması sonucu İskoç Millet vekili serbest bırakıldı.

    Bölgede Kürt halkına Kürt olduğu için değil, bir bütün olarak Kürdistan halkalarına, Aleviye, Ezdiye, Türkmen’e, Arab’a orada bulunan herkese ayni zulumü uyguluyorlar, bölgeyi taamen statüssüzleleştirmek, demokrasi isteyen barış isteyen insanlardan arındırmak bölgeyi tamamen abluka altına almak teslim almak istiyorlar. Tam da bu noktada 150 insanımızın söylediği bir şey var. Askerler bize teslim olun dedği için bir halkı teslim alamayacaklarını söylüyoruz 4*5 saatlik bir izin versinler biz kendimiz çıkarız fakat siyah beyaz bayraklarla teslim olun dedikleri sürece, biz bunlara gücenmiyoruz bir halkı teslim aldık diye, bizi öldürecekler biz bunlara güvenmiyoruz, diyorlardı.

    Gülten Kışanak bunu kendisi bize anlattı, ,çerdekiler asla teslim olun çağırısına cevap vermiyecek. Devlete güvenmediklerini söylüyorlar.

    Bu tür ziyaretleri mutlaka bölgeye daha sık yapmalıyız. Buradaki kamuoyunuda duyarlı hale getirmek için yüzünü oraya dönmesi için daha fazla göz yaşı ve kan akmasın, ölümler olmasın diye mutlaka var olan duyarlılığımız en az iki katına çıkarılarak o bölgeye yüzümüzü çevirmemiz gerekiyor.” Dedi.

  • Kıbrıs’ta ‘SU’ meselesi giderek karışıyor

    Kıbrıs’ta ‘SU’ meselesi giderek karışıyor

    Türkiye devleti tarafından 1974 yılında bölünerek işgal altına alınan `Ada`da, Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin çıkarcı politikaları her nekadar da Türkiye ve Kürdistanda yaşanan kanlı savaş ile gündemden düşse de Kıbrıs’ta yaşanan son gelişmeler Erdoğan diktatörlüğünün boyunduruğu altında ilerliyor.

    Haber : Erem Kansoy

    Özellikle geçtiğimiz yaz döneminde gündeme gelen barış görüşmeleri ve yönetime yeni seçilen, ayni zamanda ‘solcu’ olarak da bilinen KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile de, Kıbrıs halkları barış adına ümitlenirken TC devleti ada üzerindeki kirli oyunlarına aralıksız devam ediyor.

    İnşaat, tarım, enerji, memur maaşları,hava alanı ve şimdi de adadaki su kaynaklarına ve su yönetimi ile ilgili özelleştirme planlarını Akıncı hükümetine dayatan Erdoğan’a, Akıncı’nın ‘biz yavru vatan değiliz, artık büyüdük kardeş vatanız’ çıkışı da işe yaramadı. Kıbrıs Türkü ‘solcu’ bir Cumhurbaşkanının dahi adadaki TC devletinin kirli oyunlarına karşı koyamadığını veya düzenin bir parçası olarak haksızlıklara sessiz kaldığına, yine ‘solcu’ eski KKTC  CumhurBaşkanı Mehmetali Talat’tan sonra bir kez daha tanık oldu.

    Kıbrıs Cumhuriyetinde ve ayni zamanda Londra’da da aktif Kıbrıslı Rumların en büyük sol partisi AKEL- Emekçi  İlerici Halkın Partisi, Kıbrıslı Türklerin yönetim mercilerinin yapamadığını yaparak Erdoğan’ın adadaki suyu özelleştirmeye yönelik yaptığı bölgesel sözleşmeleri tanımadığını açıklayan bir yazı yayınladı.

    Kıbrıs’ta su meselesi giderek karışıyor 1

    AKEL’in KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) için ‘yasadışı devlet’ terimini kullandığı ‘Yeni sömürgeci içerikli, yasa dışı Su “Anlaşma”sı tarafımız için hiçbir taahhüt yaratmıyor’ başlıklı açıklamada TC devletnin Kıbrıs üzerindeki su ile ilgili kirli oyunlarına yönelik sert tepki ortaya kondu.

    Türkiye ve yasa dışı “devlet”(KKTC-Kıbrısın Kuzeyi) arasındaki su “anlaşma”sı hakkında AKEL M.K. Basın Sözcüsü Yorgos Lukaidis tarafından yapılan açıklamada, “Kıbrıs sorununun çözümü için çabaların ortaya koyulduğu bir dönemde, Türkiye ile yasa dışı “devlet” arasında su “anlaşma”sının imzalanması ciddi bir ek sorun yaratmaktadır. Kabul edilemez ve özünde yeni sömürgeci içerikli söz konusu “anlaşma”ya Kıbrıslıtürklerin içerisinden yoğun tepkilerin gösterildiği koşullarda, bizden bu “anlaşma”yı kabul etmemizin beklenmesi asla mümkün değildir.

    Bu meselede izlenebilecek tek yol, federal Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye arasında devletlerarası ilgili anlaşmanın yapılmasıdır ve böyle bir anlaşmanın elbette Kıbrıs sorununun çözüm ilkeleriyle ve çerçevesiyle bağdaşır olması gerekir. Türkiye ile yasa dışı “devlet” arasındaki “anlaşma”nın çözümden sonra bizi bağlayacağına dair fikirler gerçek dışıdır ve olası böylesi yönelimler kritik bir noktada olan müzakere sürecine çok ciddi zarar verecektir.” İfadeleri yer aldı.

    Türkiye ve yasa dışı “devlet”(KKTC-Kıbrısın Kuzeyi) arasındaki su anlaşmasına imza koymak üzere yasadışı devletin Başbakanı Ömer Kalyoncu Türk Başbakanı Ahmet Davutoğlunun davetlisi olarak 2 Mart günü Ankara’da olacak.

    Kıbrıs’ta su meselesi giderek karışıyor 1

     

  • Day-Mer’den Calais’e büyük yardım ve bölgeden sıcak gelişmeler

    Day-Mer’den Calais’e büyük yardım ve bölgeden sıcak gelişmeler

    Fransa’nın Calais liman kentindeki mülteci krizine yönelik çalışmalarına aralıksız devam eden Day-Mer, geçtiğimiz hafta sonu ‘the Jungle’da idi.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    Ayrıca The Jungle’daki Calais valiliğinin mahkeme kararı ile başlattığı kampın güney bölümünü kapsayan ve yaklaşık 1000 mülteciyi olumsuz etkileyecek yıkım işlemlerinde son gelişmeleride değerlendirdik. haberimizi yayınladığımız şu sıralarda Calais Jungle kampında sıcak dakikalar yaşanıyor. 

    Yaklaşık 30 polis aracının bölgeyi sardığı, sayısız Fransız polisinin kampta hazır beklediği ve kampın güney bölümündeki çadırlardan yaklaşık 20 tanesinin yerlebir edildiği bilgisine ulaştık. Ayrıca sosyal medyada yayınlanan görüntülerde polisin kampa gaz bombaları ile saldırdığıda açıkca görülüyor.

    Britanya ile Fransa arasındaki mülteci krizi Calais liman kentindeki kamp nifusunun giderek artması ile de git gide çıkmaza giriyor. Geçtiğimiz haftalarda İngiliz mahkemesinde alınan kararlar, fransız hükümetinin kampı kaldırmaya yönelik çalışmaları yine Fransız mahkemesinin kamp ile ilgili kararının yanısıra ‘the jungle’da yaşanan insanlık dramı ile gündemden düşmeyen kamp ayrıca İngiliz yardım kurumları ve gönüllüleri ile uzun süre Avrupa’nın ortasındaki ‘insanlık ayıbı’ olarak kalacağa benziyor.

    Özellikle son 1 yıl içerisinde çok önemli gelişmelerin yanında, sayısız ölüm, polis saldırısı ve insan hakları boyutuyla sık sık başlıklara taşınan ‘the Jugle’ (Orman mülteci kampı) son olarak İngiliz işçi partisi lideri Jeremy Corbyn’in ziyareti ile  gündeme gelmişti.

    calais erem kansoy 7

    Corbyn’in ziyareti ile İngiltereye geçme umutları ikiye katlanan mülteciler son günlerde ise Fransız hükümetinin ve polisinin baskıları karşısında direniyor. İngiliz aktivistler ve İngiltere’den Calais’deki mültecilere yardım eli uzatan Care4Calais ile CalAid günüllüleri kampta 7 gün 24 saat çalışmalar yürüterek, yardıma muhtaç insanların daha ‘yaşanır’ koşullarda kampta zaman geçirmelerini sağlamak üzere büyük çaba gösteriyor.

    THE JUNGLE’DA SON DURUM

    İngiltere’nin mahkeme  kararının ardında şok bir mahkeme kararı ile de Fransa son günlerde kampın bir bölümünün kaldırılıp taşınmasına yönelik olumsuz kararını uygulamaya çalıştığı sırada yine Fransa’daki gönüllülerin Fransız mahkemesinde başlattığı karşıt dava ile şuanda adeta Kamp üzerinde deyim yerindeyse bir politik ve yasal kriz yaşanıyor.

    Fransa’da uzun süredir tartışmaya neden olan Calais mülteci kampının güney tarafı boşaltılmaya başlandı.

    Day-Mer’den Calais’e büyük yardım 1

    Valiliğin tahliye kararının mahkeme tarafından uygun bulunmasının ardından kampa güvenlik gücü gönderildi. Bu gelişmenin ardından bölgede yıkım da başladı. Valiliğin hijyen gerekçesi ile kapatılmasına karar verdiği kampta 26 Şubat tarihli mahkeme kararı ile kampın sadece güney bölümündeki ‘planlı yıkım’ işlemleri dün 29 Şubat itibariyle hızlandırıldı. Fransız polisi kampa gaz bombaları atarak kalabalığı dağııp bölgeden uzaklaştırarak belediye görevlilerinin yıkıma devam etmesi için çalışıyor.

    İngiltere’de de yıkıma tepkiler yükseliyor. Yıkım işlemlerinin başlaması ile Londra’da bulunan aktivistler başbakanlık önünde bu gece büyük bir eyleme hazırlanıyor.

    fotoğraf AFP arşiv, daha önceki yıkım girişiminden
    fotoğraf AFP arşiv, daha önceki yıkım girişiminden

    Geçtiğimiz gün Fransız mahkemesinin ‘kampın büyük bir bölümü tahliye edilecek’ kararı ile Fransız polisi , çadırlara yetkililer göndererek mültecilerin birinci seçenek olarak Fransaya iltica başvurusu yapmalarını böylelikle onlara kalacak yer tahsis edileceğini, ikinci olarak ise kampa önceden yerleştirilen konteynerlere ikamet için geçmeleri gerektiği ve son olarak ise bölgeyi terketme seçenekleri olduğu yönünde baskı uygularken, gönüllülerin açtığı Fransız mahkemesindeki karşıt dava ise halen devam ediyor.

    İki ayrı davanın uzaması neticesinde ve yine sayısız basın mensubunun kamp ve kamp çevresinde beklemesi ile Fransa hkümeti yıkım işlemlerine başlamıştır. Fakat kampın tamamıyla ilgili bir yıkım kararı mahkemeden çıkmamıştır. Ayrıca yıkıma karşı dava da devam etmektedir.

    DAY-MER ÖNEMLİ ÇALIŞMALARINA DEVAM EDİYOR

    İngiltere’de yaşam sürdüren toplumumuzun da sayısız dernek, kurum ve kuruluşu mevcut iken, Avrupa’nın ‘insanlık ayıbı’ Calais’e yönelik yaptığı çalışmalar ile Day-Mer farkını ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yıl Kasım ayından buyana başlattığı kış dönemi yardım kampanyasının yanısıra ‘the Jungle’ın politik kriz boyutuna yönelik lobi çallışmalarınıda eş zamanlı yürüten Day-Mer, uygulamaya koyduğu Calais Dayanışma Komitesi ile daha çok önemli boyutta yardımı oraya götürüp adından söz ettirecek görünüyor.

    Day-Mer'in Calais yararına düzenlediği sergiden 2.500 Pound bağış toplandı
    Day-Mer’in Calais yararına düzenlediği sergiden 2.500 Pound bağış toplandı

    Yaklaşık 5 aylık süreçte 3 defa ‘the Jungle’ı hazırladığı delegasyonlar ile  ziyaret eden ve her defasında tonlarca yardımı bölgeye ulaştıran Day-Mer son olarak düzenlediği Calais konulu fotoğraf sergisi ile başlayan kampanyanın yardımlarını kampa ulaştırdı. Düzenlenen kampanyada, öncelikle gerçekleştirilen fotoğraf sergisinde 2 Bin 500 Sterlin’lik bir gelir elde edilirken eş zamanlı ve 2 hafta boyunca devam eden yardım toplama kampanyasında ise 2 kamyon eşya mülteciler için toplandı.

    YARDIM ‘JUNGLE’A ULAŞTIRILDI

    Oluşuturduğu Calais Dayanışma Komitesi ile delegasyonlar hazırlayarak ü.üncü kere Calais’i ziyarete giderek yardım götüren Day-Mer, delegasyonlarda yer verdiği belediye meclis üyeleri, kurum ve kuruluş yöneticilerinin yanısıra parlamentoda milletvekillerine yönelik bilgilendirme toplantıları ile özel yazışmalarıyla da lobi çalışmalarına ayrıca devam ediyor.

    Day-Mer’den Calais’e büyük yardım 2

    Geçtiğimiz hafta yardım kampanyasını düzenlediği fotoğraf sergisi ile hızlandıran Day-Mer komisyon yetkilileri, sergiden elde edilen yaklaşık 2 Bin 500 Sterlin’e ek olarak yaklaşık 4 tonluk gıda ve giyecek eşyaları ile toplanan bağışlarla da birlikte Bin 700 Sterlin’lik nakit yardımı bölgeye ulaştırdı. Jungle’da yasal çalışmalar yürüten  Care4Calais gönüllüler kurumuna Bin 700 Sterlinlik yardım teslim edilirken, yine Care4Calais’in sorumluluğundaki yardım deposuna da 2 van ve 1 otobus bagajı dolusu yardım da teslim edildi.

    Fotoğraf sergisinden elde edilen gelirin bir bölümü ile taze yiyecekler de satın alınıp bölgede yardımları dağıtan depo ya teslim edildi.

    Day-Mer’den Calais’e büyük yardım 1

    GÖNÜLLÜLER GÜN BOYU KAMP VE DEPODA ÇALIŞMA YÜRÜTTÜ

    Calais Dayanışma Komitesinin organize ettiği kamp ziyaretleri ve yardım ulaştırma çalışmalarında hem kamptaki insanlık dramını yerinde inceleme adına hem de duyarlılıı artırmak adına Day-Mer yetkilileri yardımları oluşturduğu delegasyonlar ile bölgeye ulaştırıyor. Şimdiye kadar 3 kere oluşturulan delegasyonlarda gazeteciler, dernek yöneticieri, kurum temsilcileri, sendika yöneticileri, siyasetciler ve yerel yönetimlerden isimleri de bünyasine katmayı başaran Day-Mer delegasyon üyelerinin de ziyaret esnasında bölgede çalışma yürütmesine yardımcı oluyor.

    Care4Calais sorumluluğundaki ve kampa yaklaşık 15 dakika uzaklıktaki erzak ve kıyafet deposunda toplanan yardımların indirilip ayrıştırılması ve düzenlenmesi ile kampa gönderilecek van araçların organizasyonunda bölgedeki gönüllüler ile birlikte çalışan delegasyon üyeleri böylelikle kampı sadece gezip görmenin yanında çalışmalar da yürüterek katkıda bulnuyorlar.

    Londra’da bulunan Londra Toplum Merkezindeki binasından harekete geçen Day-Mer delegasyonu komisyon üyeleri ile beraber, sabah erken saatler de ‘the Jungle’a varmasının ardından yaklaşık 1 buçuk saat kampta gözlemler yaptı. Ardından kamp yakınındaki depoya giden delegaston gün boyu buradaki çalışmalara destek sağlayarak katkıda bulundu.

    erem kansoy calais 1

    CALAİS İÇİN DEV BİR AİLE

    Day-Mer Calais’e sadece yardım götürme amaçlı çalışmalar yürütmüyor. Özellikle İngiltere içerisinde bölgeye yönelik duyarlılığın artırılması ve politik krizin mülteciler yararına neticelenmesine yönelik çalışmalar da yürütürken, 3 kez düzenlenen ziyaret ile oluşturulan delegasyonlarda, yaklaşık 100 kişi bölgeye götürlüdü. Ayrıca sergi ve toplantılar ilede yüzlerce vatandaşa ulaşıp konu ile ilgili bilgileri sunan Day-Mer, Calais liman kentindeki mülteclere yönelik çalışmalar yürüten duyarlı ve büyük bir aie oluşturdu.

    Ekip çalışmaları ile organize edilen yardım kampanyaları ve yardımların bölgeye ulaştırılmasındaki profesyonel organizasyon ile yine bölgedeki çalışmalara emek boyutuyla da destek sunan sayısız delegasyon üyesi, Day-Mer’in çalışmalarını onaylayarak destek sunmaya devam ediyor.

    calais france erem kansoy 1

    DIDIF KARDEŞ KURUMUNDAN DA DESTEK

    Fransa’da faaliyetlerine devam edne ve Day-meri’in kardeş kurumu olarak nitelendirilen DIDF’de ayni gün Fransa’da topladığı 2 van araçlık yardımı kampa getirerek, Day-Mer yetkilileri ile beraber depoya teslim ederek yerleştirilmesinde yardımcı oldu.

    15 kişilik bir kadro ile bölgeye dayanışma amaçlı desteğe gelen DIDF yetkilileri de bölgedeki çalışmalara katılarak, Fransa’da daha fazla duyarlılık artırmaya yönelik çalışmalar yaacaklarını belirtti.

    calais erem kansoy 6

    YARDIMLAR KIŞLIK KIYAFET VE YİYECEK

    Day-Mer’in kardeş kuruluşu DIDF ile beraber bölgeye hafta sonu ulaştırdığı yardımlarda battaniye, yorgan, monti yünlü kıyafetler, ayakkabılar, çizmeler, çadır ve çadır yapımında kullanılacak malzemeler, hijyen malzemeleri ile kuru yiyeceklerin yanısıra yüzlerce kutu hazır yemek de depoya teslim edildi.

    Kamptaki aşırı soğuk ve yağmur nedeniyle ençok gerekli malzemeler listesinin başında kıyafetler ve yine yardımların azlığı nedeniyle yemek ihtiyacına büyük katkıda bulunan Day-Mer, kış dönemindeki çalışmalarını kamptaki ihtiyaçlara yönelik hazırladı.

    calais erem kansoy 4

    CALAİS ACILARIN VE UMUDUN BİRLEŞTİĞİ NOKTA OLMAYA DEVAM EDİYOR

    Daha önceden de Avrupanın bu insanlık ayıbına yönelik sayısız haber ve fotoğraf hazırladığımız esnada hep belirttiğimiz gibi, yaşanan savaşlar nedeniyle Avrupanın da mülteci krizi giderek büyüyor.

    Afgan, Iraklı Kürtler, Filistinliler,Nijeryalılar Rojava’lıların coğrafyadaki savaştan kaynaklı ülkelerini terk etmesi ile Britanya’ya geçme umudunun kesiştiği nokta Fransanın Calais liman kentindeki The Jungle mülteci kampında, açlık , susuzluk ve soğuk ile boğuşan mülteciler ölüm olayları ve Fransız polisinin insanlık dışı uygulamalarıylada yüzleşti.

    Herşeye rağmen daha güzel yarınlar, iş ve ekonomik gelir umuduyla bir çok dilden, din ve ırktan insanın buluşma yeri Calais tarihte Avrupanın kanayan yarası olarak yerini aldı.

    m1

    DAY-MER YETKİLİLERİ ZİYARET VE YARDIM KAMPANYASI İLE İLGİLİ NE DEDİ?

    Kış dönemindeki the Jungle’a yönelik yardım çalışmalarına hız veren Daymer Yetkililerinden ve Calais Dayanışma Komitesi sorumlularından Zübeyde Aydemir ve Çınar altun gazetemize haftasonu düzenlenen ziyarette birer de demeç vererek hem izlenimlerini hemde çalışmalarına yönelik bilgileri paylaştı.

    calais erem kansoy 8

    Zübeyde Aydemir

    “Bu Calais’e üçüncü gidişimiz. İki ay aralıklarla bölgeye gittik ve her gidişimizde değişik katılımcılarla oluşturduğumuz delegasyonlarla gittik. Vardığımızda bizi bekleyen mülteci kampındaki değişiklikler son seferemize göre çok daha büyüktü.

    İlk ziyaretimizde DayMer’den küçük bir delegasyonla gitmiştik.  İkinci ziyaretimizde değişik Türk ve Kürt toplum kurumlarından katılımcılarla bölgeye gitmiştik. Son gidişimizde ise Calais ile dayanışma sergimize gelen, etkilenen bir şekilde mültecilerin haklarını savunan sınırların açılmasını savunan sıradan duyarlı, yerli halktan ve üyelerimizden 33 kişiyle gittik. Aynı zamanda Fransa’daki kardeş örgütümüz DİDİF’den de 15 kadar arkadaşımız da bize katıldılar.

    Kısaca kamp alanını gezdikten sonra 60 kişiye yakın bir ekip yardım deposunda götürdüğümüz 4 van dolusu yiyecek ağırlıklı malzemelerin ayıklanmasına yardımcı olduk. Ayrıca 1700 sterlin topladığımız maddi yardımı da Care4Calis Vakfına teslim ettik.

    calais 1

    Son ziyaretimizde bariz olan, çadırlardan daha çok insanların artık kafalarının üzerinde çatı diyebilecekleri şeklinde küçük tek gözlü odalar kurulmuştu. Daha önce çamur deryasında yürüdüğümüz koridorlara çakıl taşları atılmış, bir şekilde çamur ve yağmur suyu kontrol edilmeye çalışılmış. Restoranları, kuaför dükkanı, bakkalları, camisi, kilisesi ve hatta bir grup  çocuğun ders yaptığı okulu ziyaret ettme fırsatım da oldu. Sergimize katılan çocukların yazmış oldukları barış ve dayanışma mesajları içeren kartlarını da bilhassa iletebildim.

    Bütün bu manzaradan çıkardığım sonuç mülteciler İngiltere’ye gelmenin zorluğunu kanıksamış durumdalar. Mümkün olduğu kadar “normal” bir yaşamı  devam ettirmeye çalışıyorlar.

    Bir diğer taraftan da Fransız ve İngiliz hükümetlerinin şiddetinin dozajıda artmış durumda. Mültecilere gözdağı vererek, yıldırarak ve sınırları kapatarak orada dağıtmaya çalışıyorlar. Orada uzun süredir gönüllü çalışanların anlattıkları çok korkunç hikayeleri dinledik, örneğin tek başına buldukları mültecileri  kemikleri kırılana kadar döven faşistlerin sokakları gezdikleri anlatıldı.

    Sınırı geçmek için geceleri tırlara atlarken yakalanan mültecileri polisin saatlerce uzaktaki karakollara götürüp daha sonra sokağa bırakıldıkları anlatıldı. Böyle bir kampta yaşamanın kendisinin eziyet olduğu yetmiyormuş gibi gerek faşistler gerek polis tarafından gündelik tacize mülteciler maruz kalıyorlar.

    Burada bize düşen bireyler boyutunda yardımlarınızı esirgemememiş, duyurulara destek olmanız ama daha da önemlisi lobi çalışmasını hızlandırmak. İngiliz ve Fransız Hükümeti’nin çıkardığı savaşların sonuçlarının sorumluluklarını almaya zorlamak gerekiyor. Bundan daha kalıcı bir çözüm söz konusu değil. Sergimize katılan fotoğraf satın alan, evinden eşya getiren, maddi destekte bulunan,  kampı ziyarete  giden ve orada gönüllü olarak çalışan tüm dostlarımıza üyelerimize  buradan DayMer adına çok teşekkür ediyorum.”

    calais erem kansoy 5

    Çınar Altun

    “Malesef Batı ülkeleri dünyadaki körükledikleri savaşların mağdurlarına göz yumuyor ve kendi çıkarları için hangi mültecilere yardım edip etmeyeceğine kendisi karar vermek istiyor. Bu boşluk belliki Fransa ve İngiltereden gelen gönüllü bireyler ve ufak kurumların özveri ve insiyatifine kalmış durumda, ve bu ufak diye nitelendirdiğimiz kurumların ne kadar büyük işler başardığını ve başarabileceğini Calais’e yaptığımız ziyarette gördük. Bu son gidişimizde daha düzgün organize edilmiş yardımlar ve gelişen bir yapılanma gözlemledim. Çok zor koşullarda ortak mutfaklar, okul, gençlik merkezi ve buna benzer organizasyonlar yapılmış ve insanların en temel ihtiyaçları zorda olsa el birliyle giderilmeye çalışılıyor.

    Day-Mer olarak bizde bu çabalara destek olmak ve çaresiz bir durumda olan insanlara yaşamlarını devam ettirmek için ve seslerini kamuoyuna duyurabilmek için kampanyamızı fotoğraf sergisi ve bağış kampanyası ile devam ettirdik. Kampanyamızı aynı zamanda parlementoya taşıdık ve bunun üzerinden bir çok yerli ve yabancı birey ve kurumla el ele vererek hem şu anda orada bulunan mültecilerin kışı geçirebilmelerine yardımcı olduk, hemde büyük ekonomik gücü olan yardım kurumalarına ve parlementoda kamuoyu yaratabildik.”

    Oktay Şahbaz

    “Day-mer olarak Calais’deki mülteci yerleşim yerlerine daha önce iki dafa ziyarette bulunmuştuk. Bu iki ziyarette daha çok buradaki insanların yaşadığı insanlık dışı durum ile karşılaşıp bunu Londra’da yaşayan Turkiye’li ve Kürt toplum ile paylaşmıştık. Bunun yanında mültecilerin bu durum hakkında kamuoyu oluşturmak için bir rapor doğrultusunda parlemento’da bir toplantı organize etmiştik.

    Bu gelişimizde, yani üçüncü gelişimizde, durumun daha da kötü olduğunu gördük. İlk iki ziyaretimizde gördüğümüz insanlık dışı yaşam koşullarının yanında ayrıca faşizan ve ırkçı saldırıların yoğunlaştığını ve bunca savaş ve katliamdan kaçan insanların Fransız hükümeti ve Fransız faşistleri tarafından öldürülmeye çalışıldığını öğrendik. Kamp’da yaşam koşulları daha da kötü durumda.

    Fransız hükümeti kampı dağıtmak için kampın güneyinden başlayarak hayata geçirmek istediği bir dağıtma planı olduğu ile karşılaştık. Buradaki mültecilere önerilen veya umut verecek bir vaatin olmadığını gördük. Kampda çıkarılan insanlar önce devletin mülteci kamplarına oradan da ülkelerine sınır dışı edildiklerini öğrendik. Bunun yanında polisin kampdaki mültecileri tahrik etmek için yaptığı, durduk yere biber gazı sıkmak, tazyikli su sıkmak, buldozer ve diğer iş arabalarıyla kampa girmek, gibi insalik dışı uygulamalar hakkında bilgi aldık. Bu gelişmelerden daha kötü olan ise kampa aşırı sağcı ve ırkçı Fransız gruplar tarafından yapılan saldırıların arttığını öğrenmemiz oldu. Aşırı sağcı ve ırkçı grupların kamp dışında mültecileri yakalayıp bilinçli bir şekilde kemiklerini kırana kadar dövdüklerini burdaki yetkililerden duyduk. Polisin bu tür durumlara müdahale etmediğini ve göz yumduğu bize bildirilen başka korkunç bilgiler oldu.

    Day-mer olarak bu gelismelerinde içinde bulunduğu yeni bir raporu yazıp bir çok yetkili kurum ve kuruluş ile paylaşmayı düşünüyoruz. Bu anlamda mültecilere ile dayanışma içinde olmaya devam edip sınır kapıların açılması ve onların gelmeleri için elimizden geleni yapmaya Day-mer olarak devam edeceğiz.”

    Day-Mer’den Calais’e büyük yardım 1