Category: Haber

  • HDP raporu: 104 intihar, 1847 iş cinayeti

    HDP raporu: 104 intihar, 1847 iş cinayeti

    HDP, 9 ayda ekonomik çöküşten ötürü en az 104 intihar girişiminin olduğunu, 1847 iş cinayeti yaşandığını açıkladı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Emek Komisyonu, 1 Ocak-30 Ekim tarihlerini kapsayan “Emek alanına ilişkin gündem ve hak ihlalleri” başlıklı 514 sayfalık rapor hazırladı. HDP Batman Milletvekili Necdet İpekyüz,  raporu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve bağlı kuruluşların bütçe görüşmeleri sırasında Bakanı Vedat Bilgin’e sundu.
    Raporda, emek alanında yaşanan hak ihlallerine, iş cinayetlerine ve verilen mücadeleye ilişkin gün gün veriler yer aldı. Türkiye geneli farklı alanlarda çalışan ve sendikalı oldukları için işten çıkarın işçilerin yanı sıra, işçilerin yapmış oldukları grevlerde yer verdiklerin taleplerine dair bilgiler verildi.
    Raporda ayrıca enflasyon ve yoksulluk rakamlarına vurgu yapılarak Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki sıralamada çok geride olduğu belirtildi.

    EMEK ÖRGÜTLERİNE SALDIRILAR

    Emek alanında sendikal mücadele veren kişilere yönelik yapılan gözaltı ve tutuklamalar ile buna karşı siyasi parti ve sendikaların vermiş oldukları dayanışma mesajları yer aldı. Emek alanında mücadele veren kurum ve sendika temsilcilerinin basına verdikleri demeçlerin de yer aldığı raporda, salgın döneminde sağlık alanında yaşanan istifalara dair de bilgiler yer aldı.
    Emek alanında çalışan kadınların yaşadığı taciz, mobbing  ve şiddet olaylarına da yer verilen raporda, il il yaşananlar sıralandı.

    GÖZALTI, İŞ CİNAYETİ, İNTİHAR

    Raporda, 1 Ocak-30 Ekim arasında yaşanan hak ihlalleri ve grevlere dair şu bilgiler yer aldı:
    * İşçiler tarafından 60 kez grev kararı alınmış, alınan 60 grevin 18’si gerçekleşmiştir.
    * En az 99 kez emekçiler tarafından düzenlenen basın açıklaması, protesto vb. eylemler kolluk güçleri tarafından müdahale edilerek izin verilmemiştir. Bu müdahaleler sırasında bin 460 işçi gözaltına alınmıştır.
    * İSİG tarafından hazırlanan raporlara göre bin 847 işçi iş cinayetlerinde yaşamlarını yitirmiştir.
    * 1 Ocak-30 Ekim 2021 tarihleri arasında ekonomik nedenlerden ötürü en az 104 intihar girişimi sonucunda 76 yurttaş hayatını kaybetmiştir.
    * İhmaller sonucunda en az 1436 işçi yaralanmıştır.
    * Emekçilere dönük en az  bin 801 hak ihlali yaşanmıştır.
    * Uzun süre devam şeklide her ay ortalama 19 işçi eylemi gerçekleştir.”

  • Zarok TV’den sosyal medya kampanyası: Burası şekerden tatlıdır

    Zarok TV’den sosyal medya kampanyası: Burası şekerden tatlıdır

    Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı Zarok TV,  sosyal medya platformlarında bu akşam saat 20.00’de “#jibomezaroktv” etiketi ile destek kampanyası yapacak.

    Türkiye’de ilk ve tek Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı olan Zarok TV, kanala destek için bir sosyal medya kampanyası başlatıyor.

    Twitter ve İnstagram’da “#jibomezaroktv” etiketiyle yürütülecek kampanya, saat 20.00’de başlayacak.

    Kampanya kapsamında Kürtçe’nin Kurmanci, Kirmanckî ve Soranî lehçelerinde “Zarok TV ji şekir şêrîntir e. Zarok TV’yê bişopînin” (Zarok TV şekerden tatlıdır. Zarok TV’yi izleyin), “Em Kurd in, ev der Zarok TV ye. Zarok TV’yê bişopînin” (Biz Kürdüz, burası Zarok TV. Zarok TV’yi izleyin) mesajlarının yer aldığı video ve fotoğraflar paylaşılacak.

    Zarok TV’nin Sanal Medya Sorumlusu Mervan Dündar, sosyal medyada başlatacakları kampanya ile hem takipçi hem de izleyici sayısını arttırmayı hedeflediklerini söyledi.

    Dünyada milyonlarca Kürt çocuk var. Kürtlerin ilk ve tek çocuk kanalı olan Zarok TV’nin yaygınlaşması lazım. Çocuklar kendi anadillerinde eğitim göremediklerinden kaynaklı bugün dillerini unutma noktasına geldi. Zarok TV ile çocuklara kendi anadillerinde televizyon izlemesi imkanı sağlıyoruz. Bu hashtag kampanyası ile ne kadar takipçi ve izleyici sayısını artırırsak o kadar çok çocuğa ulaşmış olacağız.

    Dündar, başta Kürtler olmak üzere herkesi kampanyalarına destek olmaya davet etti.

  • Britanya Parlamentosu PKK yasağını tartıştı

    Britanya Parlamentosu PKK yasağını tartıştı

    Britanya Parlamentosu, PKK’nin ‘terör örgütü listesi’nden çıkarılmasını gündemine taşıdı.

    Türkiye, Kürdistan ve Suriye Tüm Partiler Parlamento Grubu (APPG), Kürtlere yönelik saldırı ve baskıları Britanya Parlamentosu gündemine taşıdı. APPG, Kürtlerin haklarının iyileştirilmesini destekleyen İşçi Partisi, Muhafazakar ve SNP vekillerinden oluşuyor.

    Parlamentodaki tartışmanın merkezinde ise APPG’nin Haziran 2021’de yayımladığı “Türkiye’de Kürt Siyasi Temsili ve Eşitlik” başlıklı raporu yer aldı. Rapor, Türkiye’nin Kürt muhalefeti üzerine süregiden baskıları inceleniyor. Söz konusu rapor, Türkiye’de baskıların hedefinde yalnızca Kürt halkının olmadığını, hükümeti eleştiren gazetecilerin ve insan hakları örgütlerinin de ciddi baskılar altında olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin PKK ile çatışmayı tüm sivil siyaseti baskı altında tutmanın ve muhalefeti kriminalize etmenin bir aracı olarak kullandığı da vurgulanıyor. Belçika Yüksek Mahkemesi’nin PKK’yi ‘terör örgütü listesi’nden çıkarma kararına atıfta bulunulan raporda, İngiliz hükümetinin PKK ile ilgili değerlendirmesini gözden geçirmesi isteniyor. Türkiye’deki insan hakları ihlallerine dair Türk iktidarı üzerindeki baskıyı arttırma ve Türkiye’ye silah satışlarına insan hakları çerçevesinde denetimler getirme çağrısında bulunuluyor.

    ‘EN FAZLA MUHALİFİ HAPSE ATAN ÜLKE’

    Özel oturumda bir konuşma yapan APPG Başkanı ve İşçi Partisi Vekili Lloyd Russell Moyle, Türkiye’deki demokrasi güçleriyle dayanışma mesajı verdi, Kürt halkının özgürlük, özerklik ve demokrasi mücadelesine desteğini ifade etti. Türkiye’nin tüm modern ülkeler arasında en fazla muhalifi hapse atmış ülke olduğunu, basın özgürlüğünün olmadığını, medyanın hükümet elinde tekelleştiğini vurguladı.

    ‘TERÖR DEĞERLENDİRMESİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİ’

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride de değinen Moyle, Türkiye’deki durumun 2016 darbe girişiminden bu yana giderek kötüleştiğini, ahlaki olarak kabul edilemez ve Türkiye’nin dünyada sahip olduğu konumun altını oyar hale geldiğini belirtti. Britanya’nın Türkiye’deki mevcut durumla ilgili oynayacak bir rolü olduğunu belirten Moyle , Belçika Yüksek Mahkemesi’nin PKK’nin Türk devletinin iddia ettiği gibi ‘terör örgütü’ değil, bir iç savaşın meşru tarafı olduğu yönündeki kararını hatırlatarak, Britanya hükümetini PKK konusundaki terör örgütü değerlendirmesini gözden geçirmeye, Türk hükümetinin görüşmelere yeniden dönmesi konusunda rol üstlenmeye çağırdı.

     

  • Londra’da ‘kimyasal saldırılar’ protesto edildi

    Londra’da ‘kimyasal saldırılar’ protesto edildi

    Londra Kürt Halk Meclisi üyeleri Londra Parlamentou önünde bir araya gelerek, Türk devletinin gerilla alanlarına yönelik kimyasal silah saldırılarını protesto etti.

    Kürt Halk Meclisi ve Kürt Kadın İnisiyatifi üyesi bir grup  Britanya Parlamentosu önünde bir araya gelerek protesto eylemi gerçekleştirdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan posterleri ile Türk devletinin gerilla alanlarına dönük kimyasal saldırılarını protesto eden pankart ve dövizler taşıyan grup, İngiltere’nin Türk devletinr silah satışından vazgeçmesi istendi.

    Sık sık, ‘Terörist devlet”, “Terörist Erdoğan” sloganlarının atıldığı eylemde Türk devletinin insanlık suçu işlediği vurgulandı.

    Eylemde birer konuşma yapan Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Elif Xeyal, faşist türk ordusunun hiç bir savaş kuralı tanımadan kimyasal silahlarla gerillaya karşı saldırılar

    düzenlediğine dikkat çekti. Xeyal, İngiltere’nin Türk devletine silah satarak ve bu duruma sessiz kalarak bu suça ortak olduğunu ifade etti.

    Kürt halkının özgürlük iradesinin kırılması için bu ahlaksız, insanlık dışı saldırılar görmezden

    gelindiğinin altını çizen Xeyal, Kapitalist

    Kürt halkı, demokrasi güçleri, halklar ve özgürlük güçlerinin, kimyasal silah kullanımına karşı sessiz kalmaması gerektiğini aktardı.

    Eylemde İşçi Partisi Milletvekilleri Chris Stephens ve  Lloyd Russel birer konuşma yaparak Türk devletinin savaş ve insanlık suçu işlediğine dikkat çekti.

    Eylem alkış ve sloganlarla sona erdi.


     

  • Kürt gençlerden coşkulu ‘Halay Gecesi’

    Londra Kürt Gençlik İnisiyatifi’nce düzenlenen Halay Gecesi’nde gençler direniş şarkıları eşliğinde halaya durdu.

    Londra Kürt Gençlik İnisiyatifi, kültür etkinlikleri kapsamında Haringey KCC binasında ‘halay gecesi’ düzenledi. Salona, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan flamaları, YPG, YPJ bayrakları asılırken, 1 Kasım Dünya Kobane Günü’nü selamlayan pankart asıldı. Devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan gece de yapılan konuşmalar da, asimilasyona, kimliksizliğe ve kültürel yozlaşmaya karşı mücadelenin yükseltileceği vurgulandı. Gençliğin, faşizme ve işgalcilere karşı direniş halinde olduğunu ifade edilirken, tüm alanlar da radikal demokrasinin inşa edileceği vurgulandı.

    Yöresel yemeklerin sunulduğu etkinliğe katılanlar, davul zurna eşliğinde halaya duruldu. Gecede sahne alan Zeynel Ali Bingöl ise söylediği direniş şarkıları ile geceye katılanları coşturdu.

     

     

  • Dünya Kobanê Günü: Tarihi direnişi kadınlar ördü

    Tarihi direnişle dünyada yankı uyandıran Kobanê’nin önemine vurgu yapan kadınlar,  DAİŞ saldırısında “Bizim iç meselemiz değil” diyen Türkiye’nin olası bir saldırıdan kaçınmasını istedi.
    Suriye’de Mart 2011’de “Arap baharı” adı altında başlayarak yayılan protestolar, daha sonra çatışma ve işgallerle sürdü. Ocak 2014’te Suriye’nin Rakka kentini işgal eden, 8 Haziran 2014 yılında ise Irak’ta bir kurşun bile sıkmadan Musul’u ele geçiren DAİŞ, 3 Ağustos’ta 2014’te ise Şengal’e saldırarak Êzîdîlere yönelik katliam gerçekleştirdi. Irak ve Suriye’de geniş bir alanı kontrolüne alan DAİŞ, 15 Eylül 2014’te bu kez aynı yıl Kuzey ve Doğu Suriye’de kantonlar kurarak bulundukları bölgeleri savunan Kürtleri hedef aldı. DAİŞ’in saldırdığı ve Suriye-Irak’ta aldığı diğer kentler gibi kısa sürede almayı planladığı Kobanê Kantonu, tarihin en büyük direnişlerinden birini verdi.
    SERZÛRÎ DİRENİŞİ 
    Kobanê’deki direnişin doğrultusunu, saldırıların henüz ikinci gününde kentin yaklaşık 35 kilometre doğusundaki Serzûrî köyünde 12 savaşçı çizdi. Rodî Efrîn komutanlığındaki YPG/YPJ’lilere, 15 Eylül akşamı yüzlerce DAİŞ’li tank ve toplarla saldırdı. “Geri çekilin” talimatını dinlemeyen savaşçılar, mevzilendikleri köy okulunda 24 saat boyunca saldırılara karşı direndi. Savaşçıların başındaki komutan Rodî Efrîn, mesajını telsiz üzerinden YPG/YPJ komutanlığına “Biz sonuna kadar direneceğiz ve düşmanın geçişine izin vermeyeceğiz. Şehit düşeceğimizi biliyoruz, ancak yolumuzdan yürüyecek olanlar da var” diye verdi.
    ÖCALAN’IN ÇAĞRISI 
    Serzûrî’deki direnişin yanı sıra Kobanê’de Arîn Mîrkan başta olmak üzere yaşamını yitiren yüzlerce kişinin direnişi, Irak, Türkiye ile İran’la birlikte dünya genelindeki milyonlarca Kürdü birleştirdi. Saldırıların devam ettiği 22 Eylül’de PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Kobanê’nin düşüşü, tüm Kürdistan’ın düşüşü demektir. Herkes bu gerçekliğe göre hareket etmeli” değerlendirmesi ve Kürt sorununun çözüm anahtarının Kobanê olduğu çağrısı sonrası, Kürtler yönünü Kobanê’ye çevirdi.
    HALK SOKAKLARA DÖKÜLDÜ
    Öcalan’ın bu mesajıyla Kobanê’ye yönelik saldırılara karşı büyüyen öfke ve tepki, Türk askerleri ile DAİŞ üyelerinin sınırda yan yana gözüktüğü fotoğraflar ve dönemin Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın “Kobanê düştü, düşecek” sözleri, halkı sokaklara döktü. Başta Türkiye ve bölge kentleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde Kobanê’ye ilişkin görülmemiş eylemler gerçekleşti. Bu eylemlerden sonra uluslararası koalisyon güçleri süren direnişi desteklenmek zorunda kaldı. ABD liderliğindeki koalisyon, DAİŞ hedeflerini bombalarken baskılar sonucu Türkiye’nin açtığı koridordan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı peşmergeler Kobanê’ye geçti.
    134 GÜN SONRA
    Kobanê, 134 gün sonra 26 Ocak 2015’te DAİŞ’ten tamamen temizlenirken, bu sonuç DAİŞ’in sonunu getiren ilk yenilgi oldu. DAİŞ, daha sonra hakim olduğu kentlerde de yine Kürtler tarafından yenilgiye uğratıldı.
    DÜNYA KOBANÊ GÜNÜ
    Farklı inanç ve haklardan direnişçilerin katılımı ile enternasyonal bir boyut kazanan Kobanê direnişi devam ederken, dünyaca ünlü isimlerin çağrısıyla bu direnişe destek için 1 Kasım tarihi “Dünya Kobanê Günü” ilan edildi.
    DÜNYA ROJAVA GÜNÜ
    DAİŞ’in tamamlayamadığı Kürtlerin mücadelesini boğma görevini, Türkiye tamamlama çabasına girdi. Bu bağlamda 2018 yılında Efrîn, 2019 yılında ise Girê Spî ve Serêkaniye’ye desteklediği paramiliter güçlerle saldıran Türkiye, Suriye’nin Kuzey ve Doğu’sunda ortaya çıkan iradeyi kırmayı amaçladı. Bu saldırılara karşı direnişi seçen Kürt, Arap, Türkmen, Ermeni ve diğer halklar ise, direnişleri ile 2 Kasım’ın da Dünya Rojava Günü olarak ilan edilmesini sağladı.
    KENT YİNE SALDIRILARIN HEDEFİNDE
    Tarihi direnişin üzerinden 7 yıl geçerken, Kobanê bugünlerde yine Türkiye’nin hedefinde. Türkiye’nin operasyon düzenlemeyi planladığı kentlerin başında gelen Kobanê’ye yönelik son günlerde saldırılar gerçekleştiriliyor.
    Tarihi direnişe Urfa’nın Suruç ilçesindeki Kobanê sınırında dahil olan anneler, yaşananları anlattı.
    BİNLERCE İNSAN SINIRA AKIN ETTİ
    Sınırda aylarca yaşananlara ortak olan annelerden Adalet Çay, o dönem yaşananları anlatırken, “Dünyanın birçok yerinden insanlar sınıra geldi. Yine Kobanê tarafından da insanlar geliyordu. Kimisi çocuğunu, yaşlısını, evini arkasında bırakmıştı. En azından ruhumuzu kurtaralım diyordu. Sınırı geçmek için kendini teller üzerinden atanlar oldu. İnsanları katlediyorlardı. Gelenler ‘DAİŞ’liler köylere girmiş çocukların kafalarını kesip katlediyorlar’ diyorlardı. Çok çetin bir süreçti ama yine halklar Kobanê’ye sahip çıkıyordu” dedi.
    KADINLAR SINIRI TERK ETMEDİ
    Günlerce sınırda yüreklerinin yandığını belirten Çay, sınırdan gelen Kobanêli yurttaşlara yardımcı olduklarını söyledi. Yükselen dumanları gördüklerini belirten Çay, bu vahşilerin nasıl biteceğini düşündüklerini söyledi. Çay, “Biz gözümüzle görüyorduk. Motor ve araçlarla evleri talan ediyorlardı, hayvanları katlediyorlardı. Binlerce genç belki yaşamını yitirdi ama tüm bu zorluklara rağmen Kürtler DAİŞ’in üstesinden geldi. Ülkesini, toprağını, halklar büyük mücadele ile kurtardı” diye belirtti.
    Kadınların direnişinin sınırın bu tarafında da olduğunu belirten Çay, “Kadınlar DAİŞ bitene kadar sınırı asla terk etmediler. Büyük bir direniş gösterdiler” dedi.
    KOBANÊ YİNE SAHİPLENİLMELİ
    Sınırda günlerce, haftalarca beklediklerini söyleyen Çay, Kobanê’ye yardıma dünyanın her yerinden insanların geldiğini ifade etti. Çay, “Önceden DAİŞ’di, şimdi ise Türkiye. Gerek fezleke, gerek söylemlerle Kobanê’ye saldırı sinyalleri veriliyor. Halklar olası saldırılara karşı inşallah yine kenetlenir. Biz anneler artık savaş istemiyoruz. Kadınların, gençlerin öldürülmesini istemiyoruz. Biz barışın temelli tesis edilmesini istiyoruz” diye konuştu.
    ‘AYNISI BAŞUR’DA DA YAŞANIYOR’ 
    Annelerden Fatma Akbaş ise, Kobanê sürecinin bin bir zahmetle çok acılar biriktiren bir süreç olduğuna değindi. Akbaş, “Yüzlerce insanımız DAİŞ tarafından katledildi. Gelen yaralı insanlarla karşılaşıyorduk, insanın kaldıracağı acılar değildi” şeklinde konuştu. Kobanê’de yaşananların üzerlerindeki etkisinden bahseden Akbaş, “Kobanê’ye dünyanın her yerinden destek gösteriliyordu. Bugün Kobanê’de yaşananlar, Başur’da, Rojhilat’ta da yaşanıyor. Her gün kan akıyor. Akan kanlar da bizlerindir. Bundan dolayı ne askerlerin ne de gerillaların ölmesini istemiyoruz. Bunun üstüne siyaset yapmalarını istemiyoruz” şeklinde konuştu.
    ‘HALA BİZE AĞIR GELİYOR’
    Kobanê’de kadınların gösterdiği direnişe dikkati çeken Akbaş, “İlk başta kadın düşmanı barbar İŞİD’e karşı Arin Mirkan’ın gerçekleştirdiği fedai eylemi biz kadınları çok etkiledi. Kobanê’nin DAİŞ’ten alınması da Arîn Mîrkan şahsında kadınların gösterdiği direniş ile oldu. Birçok kişi aslında Kobanê’nin düşmesini istiyordu. Ama orada kadın ve erkek savaşçılar, fedai tarzda yaptıkları eylemler ile bunun önüne geçtiler. Kobanê’de şu an Kobanêliler kalıyor. DAİŞ almış ve işgal etmiş olsaydı neler yaşanacağına şahit olurduk. Bu onların topraklarıdır, nasıl çıksınlar? Yaşadığınız, büyüdüğünüz toprakları öyle kolay bir şekilde terk edemezsiniz. DAİŞ, çoluk çocuk demeden insanları katletti, kadın ve gençleri kaçırıp köleleştirmeye çalıştı, yurtlarını talan etti. Bu yaşananlar hala bize ağır geliyor” ifadelerini kullandı.
    ‘NE OLDU DA İÇ MESELE OLDU?’
    Kobanê direnişinin ve zaferinin yıl dönümü olduğu için mutlu olduğunu ifade eden Akbaş, “Umarım asla bir daha hiç kimse böyle şeyler yaşamaz. Kobanê’ye saldırı yapılmasını istemiyoruz. Hiç kimsenin hakkı yoktur. DAİŞ Kobanê’ye saldırdığında Türkiye, ‘Bizim iç meselemiz değil, müdahale edemeyiz’ diyordu. Şimdi ne oldu da iç meseleleri oldu. DAİŞ olunca iç mesele olmuyor da Kürtler olunca mı iç mesele oluyor? Bunu kabul etmiyoruz” diyerek, olası bir saldırıya tepki gösterdi.
    ‘GECE GÜNDÜZ SINIRDAYDIK’
    Annelerden Hadle Oğur da Kobanê sürecinde yaşanan vahşeti anlatmaya günlerin yetmeyeceğini belirtti. Kobanê’nin Qeremox köyünden sınıra geçmek isteyenlere devletin izin vermediğini ifade ederek Oğur, şunları söyledi: “Bir tane 2 yaşlarında bir çocuk sınırda bulmuştum. Ben onu kucağıma alarak ona, ‘Kimse kalmadı, sen merak etme ben seni korur ve sana bakarım’ dedim. Uzun bir aradan sonra bir kadın çocuklarının peşinden gelmişti. Kadın gelirken hemen önünde bomba patladı ve gözümüzün önünde havaya uçtu. Kadın 40-50 yaşlarındaydı. Ben bu kadının yanında 6 gün kaldım. O süreç onun için biraz ağır geçti. Sonra bizler anonslar yaparak ailelerin gelip çocuklarını almasını istedik. Biz gece gündüz sınırdaydık. Bu süreç bizler için ağır geçti.”
    ‘HALK AKIN ETTİ’
    “Kobane’yi illa ki alacağız. Ya ölüm ya Kobanê” dediklerini hatırlatan Oğur, “Şükürler olsun ki Kobanê’yi aldık. Aldıklarında Urfa kilitlenmişti. Kobanê’nin bütün sokakları dolmuş, taşmıştı. Herkes çok mutluydu” diye konuştu.
    Muşlu yaralı bir genç kadının 3 ay 28 gün boyunca yoğun bakımda kaldığını ve Kobanê’nin özgürlüğünü televizyonda duyduktan sonra ellerini kaldırarak şehadete erdiğini belirten Oğur, “Bizim gördüklerimiz ve yaşadıklarımız hiç bir zaman unutulacak şeyler değil” dedi.
    ‘KOBANÊ NE ANLATILIR NE DE YAŞANIR’
    “Kobane süreci ne anlatılır ne de yaşanılır” diyen Oğur, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz o sürecin binde birini bile anlatamıyoruz halen. Çok büyük bir direniş vardı. O süreçte halk mücadele de seferber oldu. Ne Türk, ne Kürt, ne Çerkez ne ABD’lisi, ne Avustralyalısı kaldı, herkes akın etti. Etrafımız dolup taştı. Bize ‘burası neresi’ diyorlardı. Biz onlara Kobanê diyorduk. Sonra bize ‘peki Suriye nerede’ diye soruyorlardı. Biz onlara Kobanê’nin Suriye’nin bir kenti olduğunu söylüyorduk. Onlar bize Kobanê’nin Suriye’nin tümü olduğunu sandıklarını söylüyorlardı.”
    ‘KOBANÊ ÇOK ÖZEL BİR YER’
    Bu kadar acı ve direnişlere tanıklık eden Kobanê’nin Kürtler için özel bir yer olduğunu belirten Oğur, “30-40 yıl da geçse o şehitlerin kanı Kobanê’de silinmez. Ağır yaralılar, kalkıp savaşacağım diyordu. Otur yaran iyileşsin diyorduk. Bize dönüp daye ‘Kobanê gitti’ diyorlardı. Biz o süreci hiç bir zaman unutmayacağız. Kobanê temizlendikten sonra çok farklı duygular yaşadık. Kobane’yi kendi haline bırakmalılar. Çünkü Kobanê çok özel bir yer. Burada dünyanın gözü önünde büyük bedeller verildi. Kimse Kobanê’ye dönük saldırılara karşı sağır ve dilsiz olmamalıdır” dedi.
    MA / Müjdat Can 

    Kobane özgürlük meydanı
  • Dede Dereli ‘rızalık isteği’nde bulundu

    Dede Dereli ‘rızalık isteği’nde bulundu

    BAİK Başkanı Dede Ali Dereli’nin görevinden  tamamen ayrılmak için istediği ‘rızalık isteği’ kabul edilmedi. Ancak Dede Dereli’nin sağlık sorunları için bir dönem görevden ayrılması için ‘rızalık’ gösterildi.

    Britanya Alevi İnanç Kurumu (BAİK) Başkanı Ali Dereli, bir süredir yöresel dernekler ile yaşanan tartışmalarla ilgili Wood Green Cemevinde bir toplantı düzenledi. Dede Dereli’nin görevinden ayrılmak için ‘rızalık’ almak istediği toplantıya, çok sayıda kişi katıldı.  Yapılan toplantı divanın da Dede Dereli’nin yanı sıra Cemevi eşit başkanları Filiz Koç, İbrahim Has ile Croydon Cemevi Başkanı Mahmut Aydoğan yer aldı. Toplantıya ayrıca Cemevi eski yöneticileri ile bazı iş adamları da katıldı.

    İAKM Başkanı İbrahim Has, Aleviliğe yakışır bir muhabbet gerçekleşmesini isteyerek, yaşanan sorunun yol, Alevilik yada Cemevi ile ilgili bir sorun olmadığının altını çizdi. Hiçbir baskı ve dayatmayı kabul etmediklerini ifade eden Has, kendilerine verilen güvenin sonuna kadar arkasında olacaklarını kaydetti.

    -Toplantında konuşan Dede Ali Dereli, dünyadaki ve İngiltere’deki Alevi örgütlülüğü açısından BAİK’in çok önemli bir kurum olduğunu söyledi. Dereli, sorunu bu kadar geniş bir platforma getirme nedeninin sorunun bir yol, bir Alevi inanç sorunu olmadığını aktardı. Dereli, son dönemlerde yaşanılanları toplumsal bir sorun olarak niteleyerek, asıl sorunun toplumun ‘güvenlik’ sorunu olduğunu da ifade etti. Bir sorun varsa Avrupa Alevi İnanç Kurulu’na götürülüp tartışılması gerektiğini söyleyen Dede Dereli, yöresel derneklerin bildirisi ile başlayan süreci ise “Ortada bir kimlik ve emek var. Bu emeğe karşı bir tepki oluşacağını düşünemiyorlar mı? Sorun bizim toplumun içerisinde bir bomba yaratıp bombayı parçalamak. Ali Dereli ismi üzerinden bu toplum ayrıştırılmak isteniyor” diye değerlendirdi.

    Sorunların hasır altı edilemeyeceğini söyleyen Dereli, bir komisyonun kurulması ve tüm yaşanılanların araştırılarak açıklığa kavuşturulması gerektiğini kaydetti. Cemevi’nin 3 Ekim tarihinde yapılan Genel Kurul’un çok sakin ve olgun geçtiğini aktaran Dereli, Genel Kurul’da yaptığı ‘Yol çizgisine sahip çıkın’, ‘Çocuklarımızın rızkına el uzatanlara izin vermeyiz’ şeklindeki konuşmaları ile başlayan bir sürecin geliştiğini söyledi.

    Yöresel derneklerin bildirisi ile hedef tahtasına oturtulduğunu iddia eden Dereli, yöresel dernekler ile yapılması kararlaştırılan toplantıya düğün ve tv programı nedeniyle katılmadığı için kendisi ve yakını İsmail Bulut’u hedef alan bir bildiri yayınlandığını belirtti.

    Sosyal medya üzerinden hakaretlere maruz kaldığını ve hedef gösterildiğini söyleyen Dereli, şu iddialar da bulundu: “Biz kendi kurumumuz da sorunu çözdük. Karşılıklı özür diledik. Benim bir dede kimliğim var. Ben kimseye sırtımı dönemem. Ben bu toplumu bir arada tutmak için bütün varlığımla Alevi kimliği taşıyan herkesi bu çatı altında tutmaya mecburum. Toplantıya gidemem ardından yöresel derneklerin sosyal medyada bir bildiri yayınladılar. Bütün çaba ve girişimlere rağmen bildiri sosyal medyadan çekilmedi. Olaylar zıvanadan çıktı. Uluslararası bir trol grubu harekete geçti. Hakaretler edildi bana. Bunun toplumsal bir bütünlükle bir alakası yoktur.”

    Ardından söz alan Croydon Cemevi Başkanı Mahmut Aydoğan, Alevilik’te bir istifa müessesi olmadığını belirtti. Aydoğan, Alevi inancında göreve gelirken ‘Rızalık’ ile gelindiğini ve ‘Rızalık’ ile gidildiğini söyleyerek, Dede Dereli’nin ‘Rızalık isteği’ni sundu.

    Dede Dereli, yaşanan bu olaylar ile ilgili bir komisyonun kurulması ve bazı kişilerin araştırılması gerektiğini sözlerine ekledi. Hizmet yürütemez hale geldiğini ve psikolojik olarak yıprandığını söyleyen Dede Dereli, BAİK Başkanlığı görevini bırakarak bir süre dinlenmek istediği için katılımcılardan ‘rızalık’ isteğinde bulundu. Dede Dereli’nin bu talebi karşısında yoğun tartışmalar yaşandı. Yapılan tartışmalar da kurumsal sorunlar, yöresel dernekler, Alevi Federasyonu’nun tutumu gibi bir çok konu ön plana çıktı.

    Toplantının son kısmında Dede Dereli’nin BAİK Başkanlık görevinin bırakmak için istediği ‘rızalık isteği’ ise genel olarak kabul görmedi. Divan, BAİK üyelerinin de Dede Dereli’nin görevini bırakma isteğine ‘rıza’ göstermediğini açıkladı. Bunun üzerine Dede Dereli’nin bir süre dinlenmesi ve sağlığı ile ilgilenmesi için geçici bir ‘rızalık’ verildi.

    Üyelerinin çoğunluğu Alevi toplumundan olan yöre derneklerinden  Alxaslılar, Kırkısraklılar, Tilkililer, Kürecikliler, Nurhaklılar, Yaylacıklılar, Elbistanlılar (El-com) ve Göksunlular Kültür ve Dayanışma Dernekleri 20 Ekim günü bir açıklama yaparak BAİK başkanı Ali Dereli ve BAİK üyesi İsmail Bulut’a istifa çağrısında bulunmuştu. Yöresel dernekler Dede Dereli’yi toplumu ayrıştırdığını iddia ederek, ”Kurumlarımızın aldığı bu karar karşılık bulmadığı taktirde Ali Dereli dede başta olmak üzere bu iki üyenin yapacağı hiç bir erkana ve hizmete katılmayacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz”  denmişti.

    HABER: DİREN DİCLE