Category: Haber

  • İngiltere’de süpermarket raflarının bazen boş kalmasının sebepleri neler?

    İngiltere’de süpermarket raflarının bazen boş kalmasının sebepleri neler?

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara AKM Millet Bahçesi Açılış Töreni’nde, “Avrupa’ya bakalım. İngiltere’de, Amerika’da raflar boş. Elhamdülillah bizde bolluk, bereket yoluna devam ediyor. Fakat nankörlere ne anlatırsan anlat, anlamazlar” dedi.

    Erdoğan’ın dile getirdiği gibi İngiltere’de son aylarda dönem dönem süpermarket raflarının boş kaldığı görülüyor.

    Bunun arkasında Brexit, koronavirüs pandemisi ile ortaya çıkan tedarik zincirinde yaşanan sıkıntılar, TIR ve kamyon şoförü açığı gibi nedenler var.

    İngiltere, gıda ihtiyacının neredeyse yarısını ithal ediyor.

    Taze sebze ve meyvelerin ise yüzde 84’ü ithal edilmekte.

    İngiltere, ithalat açısından başta İspanya ve İtalya olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ülkelerine bağımlı.

    Tedarik zinciri ve lojistik alanında görülen teknolojik gelişmelere rağmen pandemi döneminde yaşanan sıkıntılar ve Brexit ile istihdamda ortaya çıkan kayıp, geçen bir yıl içinde İngiltere’nin gıda sistemine zarar verdi.

    Pandemiyle beraber ürünlerin yer değişimi daha yavaş gerçekleşmeye başladı.

    Brexit de gümrük süreçlerinin uzamasına ve bürokrasinin artmasına yol açtı.

    Kimi ürünlerde çeşitlilik azaltıldı

    Bazı süpermarketler, ürünlerin temininin sorunsuz gerçekleştirilebilmesi için makarna, çay ve kahve gibi kimi ürünlerde çeşitliliği azaltma yoluna gitti.

    Kâr marjı yüksek olmayan su ve maden suyu gibi kimi ürünlerin tedarikine öncelik verilmediği için rafların boş kaldığı görüldü.

    Sainsbury’s, Asda ve Tesco gibi süpermarket zincirleri ise bazı bölümlerini kapatarak masraftan kısmaya çalışıyor.

    Online alışverişin yükselmesiyle beraber televizyon, CD, su ısıtıcısı gibi cihazların olduğu raflar da eskisi gibi doldurulmuyor, bu ürünler depoda tutuluyor.

    İngiltere’nin en büyük süpermarket zinciri olan Tesco ise gıda israfını azaltma hedefleri kapsamında raflara daha az sayıda ürün yerleştirmekte.

    Bütün bunlar süpermarket raflarının eskisine kıyasla daha boş kalmasına sebep oluyor.

    Kimi raflara karton maketler yerleştirildi

    Geçtiğimiz aylarda kimi süpermarket raflarının boş kalmaması için ürünlerin yerine karton maketlerin koyulduğu görüldü.

    Gıda sektörü temsilcileri ise gıda tedarikinde önümüzdeki dönemde sıkıntıların artabileceği uyarısında bulunuyor.

    İngiltere Et Üreticileri Birliği (BMPA) yaz aylarında yaptığı açıklamada istihdamda yaşanan kayıpların üretimde sıkıntılara yol açabileceğini kaydetmişti.

    Kuruma göre kimi üretim yerlerinde yüzde 10 ve yüzde 16 arasında istihdam eksikliği var.

    Enflasyon yükseliyor

    Diğer yandan yükselen gıda fiyatları da başka bir tehlike arz ediyor.

    Ağustos ayı enflasyon verisi yüzde 3,1 ile son dokuz yılın en büyük yükselişini kaydetti.

    Eylül ayında ise süpermarket fiyatlarının yüzde 1,3 yükseldiği görüldü.

    Pandemi ve Brexit ile maliyetlerin artması, Nestlé, Procter & Gamble ve Unilever gibi şirketlerin fiyatlarını artıracaklarını açıklamasına yol açtı.

    Tedarik zincirinde sıkıntıların devam etmesi takdirinde gıda fiyatlarının daha da yükselmesi bekleniyor.

    İngiltere’nin Gıda ve İçecek Federasyonu Başkanı Ian Wright, tedarik zincirindeki yapısal sorunlara ve istihdamda yaşanan kayıplara dikkati çekerek süpermarketlerdeki raf sorununun büyüyebileceğine işaret ediyor.

    Wright, “İngiltere’de alışverişe çıkanlar istedikleri bütün ürünlerin raflarda ve restoranlarda bulunmasına alışmış olabilir, ancak artık bu bitti ve bir daha geri gelmeyecek” yorumunda bulundu.

    Gıdaya erişimde sıkıntı yaşanmayacağını düşünen Wright, belli başlı kimi ürünlerin lojistiğinde eksiklik meydana geleceği için rafların boş kalacağını düşünüyor.

    Temel gıdalara erişime ulaşamayanların oranı arttı

    Ülkenin resmi istatistik kurumunun verilerine göre eylül ayının son iki haftasında Londra’da yaşayanların yüzde 12’si süpermarketlerde temel ihtiyaçlarının tamamına erişemedi.

    Diğer yandan pandemiyle beraber temel gıda ürünlerine erişimde sıkıntı yaşayan kişilerin sayısı da yükseldi.

    2019-2020 yılları arasında 5 milyon kişinin gıda yoksulluğu içinde yaşadığı tespit edilmişti.

    2020’de bu rakam toplam nüfusun yüzde 8’ine denk geliyordu.

    Gıda Vakfı’na (The Food Foundation) göre ise 2021’in başında gıdaya erişimde yaşanan sıkıntı nüfusun yüzde 9’una kadar çıktı.

    Gıdaya erişimin sağlanması konusunda çalışan bir STK olan The Trussell Trust, son beş yılda gıda bankalarının kullanımının yüzde 123 arttığını belirtti.

    KAYNAK: BBCTÜRKÇE

  • Aleviler’den hükümete sert tepki: Cemevi bizim ibadethanemizdir!

    AKP hükümetinin Cemevlerine ibadethane statüsü değil ‘kültür merkezi’ statüsü vereceğinin duyurulmasına Aleviler sosyal medyadan tepki gösterdi. Tepkiler arasında “Anayasal ve yasal sınırlar içinde “Sivil itaatsizlik şarttır!” sözleri de yer aldı. 

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bugünkü kabine gündemimizde talimatımızla ülkemizin 58 ilindeki 1585 cemevi ziyaret edilerek hazırlanan kapsamlı bir çalışmayı da görüştük” demişti.

    AKP’ye yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi ise Hürriyet gazetesinde bugünkü (29 Ekim tarihli) yazısında cemevlerinin ‘kültür merkezi’ olarak tanınacağını yazdı. Bu iddialar üzerine Alevilerden sosyal medya üzerinden tepkiler gelmeye başladı. Öne çıkan tepkileri derledik.

    Kureyşan Ocağı evlatlarından Pir Musa Kazım Engin yaptığı paylaşımda şu tepkiyi gösterdi:

    “İktidar 19 yıldır içeriği olmayan ve sadece oyalama, kandırma amaçlı sözde “açılımlardan” sonuç alamayınca teker teker Cemevlerini ve “biyolojik dedeleri” hedefe alarak kurumları, federasyonları arkadan kuşatmaya almaya çalışıyor. On yıllardır sürdürülen eşit yurttaşlık, yasal ve Anayasal hak ve hukuk mücadelesi bypas edilmeye, bir maaş, elektrik-su parasına mücadele iğdiş edilmeye çalışılıyor. Tüm kurumlar istisnasız bu konuda ivedilikle tutum ve tavır belirlemeli, en yüksek düzeyde bunu seslendirmelidirler! “Gizli görüşme yapılan” 1585 Cemevinin yöneticileri açık ve şeffaf bir şekilde görüşme içeriğini halka açıklamalıdırlar. Tüm kurumların genel merkezleri bölge toplantıları yapmalı üyeleri duyarlı olmaya çağırmalıdır! Kurumların “Yol ve Erkân Kurulları” ‘bir maaşa’ iktidar ile işbirliği yapacak “dedeler” hakkında kalıcı ve bağlayıcı yaptırım uygulamalıdır! Ardından merkezi düzeyde tüm kuruluşların katılımı ile etkili bir basın açıklaması yapılmalıdır! Anayasal ve yasal sınırlar içinde “Sivil itaatsizlik” şarttır!”

    “TALİPLER MAAŞ KABUL EDEN DEDELERİ TANIMAMALIDIR”

    Tepkiler, Engin’in açıklamalarıyla sınırlı kalmadı. Bu gelişmelerin açılım olmadığını, aksine Alevilere yönelik sürekli olarak gündemde olan senaryolardan biri olduğu belirtildi.

    “Faşizmin iktidarda kalabilmesinin tek dayanağı yalan ve demagojidir. Faşizm, Aleviler için yeni bir açılımda bulunacakmış. Faşizmin açılımdan kastı, kendisinin tıkanan yolunu açmaktır” denilerek Aleviler üzerinden iktidarın kendini yenilemeye çalıştığını yazdılar.

    Eğitimci Vedat Kara, “Cemevleri Kültür Merkezi değil, ibadethanedir.” yazarak tepkisini koydu.

    Gazeteci Fatih Portakal Twitter hesabından Selvi’nin yazısına tepki gösterdi. Portakal, “Hala anlamamakta ayak diretiyor yönetenler: kültür merkezi olsun istenmiyor, istenen ibadethane olarak kabul edilmesi. Bu kadar zor mu? Hem sizin izin verip vermemenizle de alakası yok bu işin. Bu insanların hakları. Nokta” dedi.

    Bir Alevi yurttaş ise şu sözlerle tepki gösterdi:

    “AKP 20 yıldır seçim arifelerinde Alevilere yönelik hamleler yapıp seçim sonrası geri çekiliyor, yeni bir seçim arifesinde aynı hamleleri tekrar ediyor. Bu hamleler sonucunda Alevilere hiç bir şey vermediği gibi her geri çekilişte parçalar kopararak ayrılıyor. Ve bizler bu tahribatı sadece seyrediyor aynı tepkileri tekrar ediyoruz. İçimizde zaafları inancından daha etkili o kadar isim var ki AKP’nin sunmuş olduğu (sadece AKP ile sınırlı değil, Alevileri katledenlerden tut, IŞİD’cileri üç beş öfkeli genç görenler dahil) kırıntıların üzerine öyle bir atlıyor ki gözü ne inancı ne değerleri görüyor. Bizim pirlerimiz der ki “erenler cemine gireyim dersen kin ile kibri at da öyle gel” anlaşılan o ki erenler cemine girmek için “kin ile kibir” yeterli gelmiyor; zaafı da atması gerekiyor. Yola inanca en çok zararı zaaflılar veriyor.”

    Yurttaşlardan bir diğeri Selvi’nin yazısını paylaşarak; “Dedeler maaşı reddetmeli. Reddetmezlerse talipler onları tanımamalı.” dedi.

    Twitter’dan bir yurttaş ise “Alevilik kültürmüş ha! Dini inancın kültür olduğu nerede görülmüş? Hz. Hüseyin kültürü için mi öldürüldü? Aleviler, Allah, Muhammed, Ya Ali! derken kültür mü yapıyorlar? Hacı Bektaş Veli de kültür adamıydı değil mi Selvi? Cemevleri Alevilerin mescitleridir.” notunu paylaşıp tepki gösterdi.

    Bazı tepkiler ise şu şekilde:

    “Maaşa bağlayacakları dedelerde Alevileri asimilasyona uğratmak için kurulan vakıflardan çıkan ‘Alevi dedeleri’ olur kesin.”
    seçim geliyor Tayyip’in aklına cemevleri düzenlemesi gelmiş.”
    “2005 – Başbakanlık reddetti.
    2007 – Erdoğan’ın talimatıyla Alevi açılım süreci başlatıldı.
    2008 – Erdoğan: Cemevleri ile ilgili şahsıma ulaşmış bir talep yok.
    2012 – Erdoğan: O cemevi bir ucube olarak yapıldı.
    2013 – Erdoğan: İslam’da tek ibadethane vardır, cami.

    “Ne zaman açılım deseler korkuyorum. Aklıma madımak geliyor ürküyorum. Aklıma Kürt açılımı geliyor tüylerim diken diken oluyor. Bırakın herkes olduğu gibi kalsın açılım saçılım yapmayın.”
    “Vergi alırken beni ayırmıyorsan. Hizmet verirken de ayıramazsın! Cemevi benim ‘ibadethanem’ Kültür merkezi olamaz. Benim hakkım olanı bana ‘vermek’ bu kadar zor mu?”

    KAYNAK: Helin YILMAZ/PİRHA

  • Akşener’e ‘Burası Kürdistan’ diyen Taşkesen serbest bırakıldı

    Akşener’e ‘Burası Kürdistan’ diyen Taşkesen serbest bırakıldı

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Siirt’in Kurtalan ilçesindeki esnaf ziyaretinde “bulunduğunuz yer ‘Kürdistan’dır” ifadesini kullanan Cemil Taşkesen adlı yurttaş için savcılığın soruşturma başlattı. Gözaltına alınan Taşkesen ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

    Siirt Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Akşener’in dün ilçede gerçekleştirdiği ziyarette Cemil Taşkesen adlı esnafın, “Dilimiz inkar ediliyor, kimliğimiz inkar ediliyor, ‘Kürdistan’ inkar ediliyor. Biz buna karşıyız. Şu an sizin bulunduğunuz yer ‘Kürdistan’dır ama ne yazık ki Meclis’te bu ‘Kürdistan’ inkar ediliyor.” sözleri üzerine Kurtalan Cumhuriyet Başsavcılığınca “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan soruşturma başlatıldı.

    Polis ekipleri, soruşturma kapsamında Taşkesen’i adresinde gözaltına aldı.

    Akşam saatlerinde emniyet işlemleri sona eren Taşkesen, savcılığa çıkarıldı. Savcılıkta ifadesi alınan Taşkesen, serbest bırakıldı.

    Taşkesen, serbest bırakılmasının ardından aralarında HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve beraberindeki birçok kişi Adliye binası önünde basın açıklaması yapmak istedi.

    Polis engeline rağmen yapılan açıklamada HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, Taşkesen’in hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmasının birçok kesim tarafından tepkiyle karşılandığını hatırlatarak, “Emniyet sorularına baktık. Sorular şu; Kimden talimat aldınız? Hangi örgütten talimat aldınız? Herkes biliyor, tüm bir bölgeyi gezerseniz size buranın Kürdistan olduğunu niteler” dedi.

    Danış Beştaş’ın konuşması esnasında polisler açıklamayı engellemek istedi. Bunun üstüne Beştaş, “Polisler açıklamayı engellemesin. Polisler şuanda suç işliyor. Biz burada açıklama yapmak için izin almak zorunda değiliz” diyerek tepki gösterdi.

    Yaşadıklarına dair Mezopotamya Ajansı’na konuşan Danış Beştaş, Taşkesen’in emniyet ve savcılık ifadelerinin gördüklerinde “Büyük bir korku, gerçeklerin inkarı” şeklinde yorumladıklarını söyledi.

    Beştaş, “Kürtler Kürdistan’a Kürdistan der. Kendilerine de Kürdüm der. Bunun için kimseden talimat almalarına da gerek yok. Çünkü savcı ve emniyetin sorusu ‘Kim size talimat verdi? Hangi örgüt size talimat verdi?’ diye sorulmuş. Bu gerçeklerin hangi aşamaya geldiğini de ortaya koyuyor. Bin yıllık tarihten ve tarihsel belgelerden habersiz olmak değil aslında. Bu, înkar siyasetini devam ettirmektir. Bu şekilde kesinlikle Türkiye’ ye bir fayda sağlayamaz. Türkiye toplumuna hiç bir katkı yapılamaz. Bu zaten Kürt sorunun varlığını ispatlamaya ve açıkça ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.

     

  • Dünyaca ünlü sanatçı Martínez: Kürt kadının mücadelesi ilham kaynağı

    Dünyaca ünlü sanatçı Martínez: Kürt kadının mücadelesi ilham kaynağı

    La Casa De Papel dizisiyle birlikte tüm dünyada tanınan Basklı sanatçı Itziar Ituño Martínez, “Kürt kadınının mücadelesi benim ülkemde hem bir ilham kaynağı olarak görülüyor, hem de Kürt kadınına kahraman gözüyle bakılıyor” dedi.
    Yeni Yaşam gazetesinden Gülcan Dereli, son zamanların sevilen internet dizilerinden biri olan La Casa De Papel’de Lizbon karakteriyle herkes tarafından tanınan sanatçı Itziar Ituño Martínez ile bir söyleşi yaptı. Metin Yeğin’in farklı zamanlarda kesişen hikayelerin anlatıldığı Grev filmi dolayısıyla İstanbul’a gelen Itziar, projelerinin yanı sıra ülkesindeki kadınların Kürt kadınından etkilendiğini de anlattı.
    “Kürt kadınının mücadelesi benim ülkemde hem bir ilham kaynağı olarak görülüyor hem de Kürt kadınlarına kahraman gözüyle bakılıyor” diyen Itziar, Kürt kadınının cesaretinden bahsederek, “Tüylerimizi diken diken eden bir şey bu. Kürt kadınlarının mücadelesini de yakından takip ediyoruz” dedi.
    ANADİLDE ÜRETİM 
    Anadili Baskça’yı öğrenme serüveni ile konuşmasına başlayan Itziar, insanların “az konuşulan diller” in fazdasız olduğu yönündeki yaklaşımlarını eleştirerek, “Sanki daha çok konuşulan, daha yaygın ve emperyalizmin kullandığı dilleri öğrenirseniz sizin hayatınıza daha fazla kapı açacağını ya da daha fazla işe yarayacağını düşünüyorlar. Benim hikayemde, benim durumumda tam tersi oldu. Hatta benim en meşhur olduğum zaman tamamen Bask dilinde yapılmış bir filmle oldu. Bu filmin ismi Loreak, (Çiçekler) Oscar adaylığına kadar giden bir başarısı oldu bu filmin” dedi.
    BASKI, KENDİ İÇİNDE ANTİKOR ÜRETİYOR 
    Kendi ülkesinde baskılar nedeniyle Baskça’nın artık az konuşulduğuna değinen Itziar, baskıların insanların kendine ait olana sahip çıkma bilincine dönüştüğünü söyledi. Itziar, bu durumu şöyle açıkladı: “Franco döneminde neredeyse 40 yıl süren bir baskıdan bahsediyoruz. Hem dil ile ilgili, hem de etnik kimliğinizle ilgili pek çok kültürel formun baskılandığı, zulme uğradığı bir tarihi süreçten bahsediyoruz. Ben şuna inanıyorum: Bir yerde bir baskı olduğunda, zulüm olduğunda diktatörlük gibi, aynı zamanda bu baskı kendi içerisinde antikorlarını da üretiyor. Yani öfkeleniyorsunuz ve o öfkeyle size ait olana bir yerden sonra daha da sıkı sarılıyorsunuz. Ve bu bahsettiğim durumla insanların yani halkın daha da sıkı bir şekilde bir araya gelmesine, daha da kenetlenmesine sebebiyet verebiliyor. Bask Ülkesi örneğinde şöyle bir şey oldu: İnsanlar bir araya gelerek küçük merkezler, okullar kurdular. Buralarda hem dil ile ilgili hem de çeşitli kültürel anlamda eğitimler aldılar. Bunların içinde temel dersler de vardı, matematik gibi. Bunlar resmi okullar değildi, yasal değildi, kaçak olarak yapılıyordu. Ve bir şekilde insanlar kendilerine ait olanı sahiplenmek için, güçlendirmek için bir araya geldiler. Bu merkezlerde bütün dersler Baskça dilindeydi. Şarkılar aracılığıyla, danslar aracılığıyla öğreniyorlardı. Buradaki en önemli şey çocuklar çünkü onlar aracılığı ile geleceğe aktarılıyor bir şeyler ve bunun kesintiye uğramaması çok önemli. Çocuklarla kendi anadilleriyle konuşmak gerekiyor.”
    Yer aldığı projelerden söz eden Itziar, La Casa De Papel’in bir isyan dizisi olduğunu belirterek, “Sisteme karşı olan bir isyan hikayesi, bence bu yüzden çok ilgi gördü. Hırsız olandan bir şeyleri çalmanın hikayesi. Hırsıza hırsızlık yapmanın hikayesi. İçerisinde hem aşk var, hem de mizah var. Ve tabii aksiyon, eylem de var. Çok iyi bir karışım” şeklinde konuştu.
    İLHAM VEREN KÜRT KADINI 
    Rojava için de bir video çeken Itziar, Rojava’da savaşan Kürt kadınına ilişkin, “Kürt kadınlarının mücadelesi benim ülkemde hem bir ilham kaynağı olarak görülüyor hem de Kürt kadınlarına kahraman gözüyle bakılıyor. Kendilerini kurşunların önüne atan kişiler olarak bakılıyor. Tüylerimizi diken diken eden bir şey bu. Kürt kadınlarının mücadelesini de yakından takip ediyoruz” ifadesinde bulundu.
    GREV: KADIN İŞÇİLERİN DİRENİŞİ 
    Yeni projesi Grev filmi hakkında da bilgi veren Itziar, “Filmde, benim oynadığım karakterin adı Casilda. İspanyol İç Savaşı sırasında mücadele eden bir militan kadın. Bir günlük buluyor bu kadın. Ve bu günlük aracılığıyla 1920 yılında Bursa’daki kadın işçilerin grevine giden Ermeni kadın işçisi gözünden okuyoruz, öğreniyoruz. Bu hikayelerin biri Bask Ülkesi’nde iç savaş sırasında, biri de 1910 yılında Türkiye’de iki farklı zamana ve mekana ait hikayenin bir araya geliyor olması oldukça etkileyici ve ilgi çekici. Sonuçta ikisini de birleştiren aynı şey. Kadınların mücadelesi” diye belirtti.
  • Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 1 Kasım Dünya Kobanê Günü kutlaması

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 1 Kasım Dünya Kobanê Günü kutlaması

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından 1 Kasım Dünya Kobanê Günü dolayısıyla farklı halklardan kadın aktivistler ve dostlar ile panel ve kültürel etkinlikler düzenlenecek.

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi’nin, 1 Kasım tarihinde “Kobanê ve Kadın Direnişi” konulu bir panel ile başlayacağı etkinlikte Londra Kürdistan Dayanışma Ağı’ndan Iida Käyhkö, Kürdistan’a Barış Kampanyası’ndan Melanie Gingell, Kongra Star temsilcisi Rohash Shexo,

    Britanya’daki Latin Amerika diasporasının Feminist Meclisi ve Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi’nden konuşmacılar yer alacak.

    Kürtçe şarkılar ile sanatçı Suna Alan’ın sahne alacağı etkinlikte, SOAS Üniversitesi müzik öğrencilerinin oluşturduğu SOAS Ceilidh Band da Britanya Adaları ve İrlanda’nın geleneksel dans müziği ve Ceilidh dansları ile etkinlikte yer alacak.

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi’nden yapılan çağrıda ‘’1 Kasım Dünya Kobanê Günü vesilesiyle Kürt Kadın İnisiyatifi olarak dostlarımızı 1 Kasım Dünya Kobanê Günü’nü birlikte kutlamaya davet ediyoruz. Bizi birleştiren ve küresel olarak hareket ettiren ve çeşitliliğimizdeki ortak ittifakı güçlendiren mücadeleleri ve hedefleri birlikte vurgulayalım’’dendi.

     

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından düzenlenen 1 Kasım Dünya Kobanê Günü etkinliği 1 Kasım Pazartesi akşamı saat 18:00’da Kurdish Community Centre, 11 Portland Gardens, Harringay Ladder, London N4 1HU adresinde gerçekleşecek.

  • Kürt gençlerden 30 Ekim akşamı ‘Halay gecesi’

    Londra Kürt Gençlik İnisiyatifi, kültür etkinlikleri kapsamında 30 Ekim akşamı Haringey KCC binasında ‘halay gecesi’ düzenleyecek.

    Kürt Gençlik İnisayitifi,asimilasyona, kimliksizliğe ve kültürel yozlaşmaya karşı kültürel ve sanat çalışmalarının önemine vurgu yaptı.Gençlik İnisiyatifi, gençliğin kültür, sanat,edebiyat, spor ve müzik gibi bir çok yaşam alanında öz değerlerine sahip çıkarak, yozlaştırma politikalarına karşı durması gerektiğini belirtti.

    İnisiyatif bu kapsamda 30 Ekim akşamı saat:18:30’da düzenleyecekleri Halay Gecesi’ne tüm gençlik kesimleri ile Kürt halkı ve dostlarını davet etti.

    Etkinlik kapsamında yöresel yemekler, müzik ve 1 Kasım Kobane Günü kutlaması yapılacak.

     

  • İngiltere’de kadınlar gece kulüplerini boykot edecek

    İngiltere’de kadınlar bu hafta boyunca gece kulüplerini boykot ediyor. “Kadınlar Evde” adıyla yapılan eylemde, gece kulüplerinde içkilere ilaç katılması sorununa dikkat çekiliyor.

    Üniversitede ikinci sınıf öğrencisi olan Mia Davson, bu ay başlayan yeni eğitim yılının ilk sosyal etkinliğine katılmıştı. 20 yaşındaki Mia, fazla içki içmeden gecenin tadını çıkarmaya çalışıyordu. Ama birden fenalaşmış ve yardım istediği arkadaşının üzerine yıkılmıştı.

    “Yaklaşık bir saat boyunca kendimden geçmiş haldeydim; arkadaşlarım beni hastaneye götürdü” diye anlatıyor.

    Mia, içkisine ilaç katıldığını düşünüyor. O günden beri de dışarı çıkma konusunda kendisini güvende hissetmiyor.

    Mia, gece kulüplerinde kadınların içkisine ilaç katılarak cinsel saldırıya uğramaları sorununa dikkat çekmek için Çarşamba gecesi evde kalma kararı alan yüzlerce kadından biri. “Kadınlar Evde” hareketi; Londra, Edinburgh, Liverpool, Bristol dahil olmak üzere 50 bölgede destek gördü.
    Ancak kadınların dışarı çıkmayıp evde kalması çağrısı yapması nedeniyle bazı kesimlerden de eleştiri aldı. Bu kampanya, kadınların güvenliğine yönelik tedbirler alınması çağrısı yapıyor.

    Polis kayıtlarına göre, İngiltere’de Eylül ve Ekim aylarında 198 içkiye ilaç katma vakası ve 24 enjeksiyonla uyuşturma vakası bildirildi.
    Bu olaylar lisanslı gece kulüplerinin yanı sıra evlerdeki özel partilerde meydana geldi ve mağdurlar arasında kadınların yanı sıra erkekler de bulunuyor. 19 yaşındaki Helen Lavery de akranlarında son haftalarda dışarı çıkarken kendilerini güvende hissetmeme duygusunun arttığını belirterek bu kampanyaya katılma kararı almış.

    İğneyle uyuşturma haberleri karşısında, “Kadınlar gece dışarı çıktıklarında kollarını tutuyor” diyor. Leeds kentinde 20 yaşındaki üniversite öğrencileri Joscelin Sgtory ve Isabel Davies de kampanyanın oluşturduğu WhatsApp grubu ve Instagram hesabına ilginin kentte yoğun olduğunu, 18 Ekim’de açılan hesabın 4 bin takipçi kazandığını belirtiyor. Joscelin bu durumu, “kaynama noktası”na ulaşılması şeklinde yorumluyor: “İçkiye ilaç katmak çok uzun zamandır üniversite hayatının ve dışarı çıkma kültürünün bir parçası haline gelmiş durumda ve kadınların güvenliği çok uzun zamandır sadece kadınların sorunu gibi görülüyor.

    “Biz de sorunun odak noktasını, mağdurun suçlanması yerine failin ayıplanmasına çevirmeye çalışıyoruz.”

    Kampanyayı yürütenler, kadınlara evde kalma çağrısı yapmanın bir çelişki olduğunu ileri süren eleştirileri anlayışla karşıladıklarını belirtiyor.

    Ancak, Covid salgını nedeniyle uzun zaman kapalı kalan gece kulüplerinin, yaşadıkları finansal soruna ek olarak kadınların boykotu ile bu baskıyı artırmayı ve önlem almak üzere harekete geçmelerini sağlamayı amaçladıklarını belirtiyorlar.

    Bristol Üniversitesi öğrencisi 20 yaşındaki Anna da bu hareketin kısa ve uzun dönemli hedefleri olduğunu söylüyor. “Gece kulüpleri sektörünü düşman göstermek gibi bir derdimiz yok; tersine insanlar dışarı çıkmaya devam edebilsin diye onlarla birlikte çalışmak istiyoruz.”

    Isabel, gece kulüplerinin müşterilerine karşı daha özenli davranması ve güvenli bir ortam sunması gerektiğini, bugüne kadar yaptıklarının ise mekanda rahatsızlananları dışarı atmak olduğunu söylüyor.

    Anna, gece kulüplerinin kalıcı ve geçici tüm personelini bu konuda eğitmesi, özel görevli kişiler belirlemeleri gerektiğini ifade ediyor.

    “Kadınlar Evde” hareketinden bağımsız olarak Parlamento’ya sunulmak üzere imzaya açılan ve içkilere ilaç katılıp katılmadığını belirlemek üzere ücretsiz testlerin hükümet tarafından finanse edilmesi çağrısı yapan imza metnini şimdiden 12 bin kişi imzaladı.
    170 bin kişinin imzaladığı başka bir metin ise gece kulüplerine girişte üst aramasını zorunlu kılma çağrısı yapıyor.

    İçkiye ilaç katılması maksimum 10 yıl hapis cezası öngören bir suç. Ancak BBC’ye konuşan çoğu kadın, bu olayların polise bildirilmediğini söylüyor.
    Polise bildirenler ise bu konuda adım atılmadığını belirtiyor.

    Gece Kulüpleri Derneği başkanı Michael Kill, içkiye ilaç katılması vakalarındaki artışı “endişeyle karşıladıklarını” söylüyor: “Bu sorunun boyutu hakkında net bilgi edinmek üzere İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturulması çağrısı yaptık.” Kill ayrıca personelin eğitilmesi, üst arama, tıbbi ve sosyal destek sağlama konusunda da adım atılabileceğini belirtiyor ve içkisine ilaç katıldığını düşünen herkesin personele ve mekan yöneticilerine durumu bildirmelerini istiyor.

    Alkollü içkiler konusunda farkındalık yaratma amacıyla kurulan Drinkaware adlı yardım kuruluşu, içkiye ilaç katılmışsa bunun tat, koku ve görüntüden tespit edilemeyeceği, ancak o içkiyi içen kişi üzerinde denge kaybı, uyku hali, görme bozuklukları, kafa karışıklığı, bulantı, kusma ve bilinç kaybı gibi fiziksel belirtiler yaratacağı uyarısında bulunuyor.

    Mia, bir gecede değişim olmasını beklemediğini ve henüz işin başında olduklarını söylüyor.

    Joscelin de “Boykottan sonra her şeyi sonlandırma niyetimiz yok” diyor ve ekliyor: “Cinsel saldırı faillerine karşı hiçbir şey yapılmazsa ülke olarak nasıl bir mesaj vermiş oluyoruz? Bu, ülke çapında bir tartışma konusu olmalı.”

    KAYNAK: (BBC TÜRKÇE)