Londra’da örgütlü 8 yöresel dernek ortak bir açıklama yaparak Britanya Alevi İnanç Kurumu (BAİK) Başkanı Dede Ali Dereli ve BAİK üyesi İsmail Bulut’a istifa çağrısında bulundu. BAİK üyesi Bulut çağrıda bulunan kurumları ‘tabela derneği’ olarak niteledi.
Geçtiğimiz hafta gerçekleşen İngiltere Alevi Kültür Merkezi (Cem Evi) Kongresi’nde Dede Ali Dereli ile delege ile kurum temsilcileri arasında yaşanan tartışmalar ‘istifa’ çağrısı ile devam ediyor. İAKM’nin 3 Ekim’de gerçekleşen kongresi ilklere sahne olmuştu. Eşbaşkanlık sistemi ile delegenin karşısına geçen Beyaz liste yeşil ve kırmızı listenin birleşmesine rağmen seçimi kazanmış ve ilk kadın başkanı Filiz Koç, Eşbaşkan İbrahim Has olmuştu.
Ancak, kongre de özellikle Britanya Alevi İnanç Kurumu (BAİK) Başkanı Dede Ali Dereli ile delegeler arasında cenaze erkanların da alınan ücretler, kurumsal konular ve ‘inançsal farklılıklar’ gibi konular da tartışmalar yaşanmıştı.
Dede Dereli, yöresel derneklere dönük, “Bu kuruma tek kurus harcamamış, hatta engel olmuş, Aleviliğinden utanan, cenazelerini bile dergahımıza getirmeyen kişilerin dernekleri adına irade belirtmelerini Aleviler değerlendirecektir” diyerek eleştirilere cevap vermişti.
Tartışma sürerken, kongre sonrasında Patolog İsmail Bulut’un yöresel dernekleri hedef alması ise tansiyonu yükseltti. Bulut’un yöresel derneklerin gençleri Aleviliğe karşı düşman ettiklerini iddia ederek, “Türkiye’de Alevi inancını yok sayan Türk ve Kürt örgütleri 1970 yılından beri gençlerimizi inancımıza, yolumuza ve pirlerimize düşman ettiler. Bu görevi Britanya’da köy ve yöre dernekleri üstlenmiş!” dediği ileri sürüldü.
Bulut’un bu açıklamasının ardından üyelerinin çoğunluğu Alevi toplumundan olan yöre derneklerinden Alxaslılar, Kırkısraklılar, Tilkililer, Kürecikliler, Nurhaklılar, Yaylacıklılar, Elbistanlılar (El-com) ve Göksunlular Kültür ve Dayanışma Dernekleri sert bir açıklama yaparak BAİK başkanı Ali Dereli ve BAİK üyesi İsmail Bulut’u istifaya çağırdı.
Yapılan ortak ‘istifa’ çağrısında BAİK Başkanı Dede Ali Dereli’nin her defasında toplumu ayrıştırdığı ve gerdiği ifade edildi.
Dede Ali Dereli’nin kurumların tüm uyarı ve çabalarını ciddiye almadığı gibi iftira attığı ve kurumları “Aleviliği yıkmakla” suçladığına yer verilen açıklamada, yine İAKM üyesi ve aynı zamanda Dereli’nin eniştesi olan
İsmail Bulut’un inançlarını hiçe sayarak ‘devlet ağzını’ kullanarak kendilerini tehdit ederek iftira attığını ileri sürdü.
Açıklamanın devamında kurumlara uzatılan bu dil ve bu tavırın Alevice olmadığı belirtilerek, “Toplumumuza zarar veren bu dil ve tavır bizleri yeni sorumluluklar almaya zorunlu kılmıştır. Bu nedenle Ali Dereli dede ve eniştesi İsmail Bulut’un inanç kurulu görevinden istifa etmelerini arzu ediyoruz” denildi. Yöresel dernekler, bu çağrılarının karşılık bulmaması halinde Ali Dereli dede başta olmak üzere bu iki üyenin yapacağı hiçbir erkana ve hizmete katılmayacaklarını ifade etti.
BULUT: BUNLAR TABELA DERNEĞİ
Yapılan açıklama yöresel derneklerin resmi sosyal medya hesaplarından yayınlandı. Açıklama sosyal medya üzerinde sert tartışmalara neden olurken, bir kesim Dereli ve Bulut’u özellikle sol, sosyalist, devrimci ve Kürdistani hareketlere karşı ‘devlet dili’ kullandığını iddia etti. ‘Devlet dili’ iddiası sadece sosyal medya değil yöresel derneklerin de açıklamasında kullanılması dikkat çekti.
Sosyal medyada yapılan tartışmalarda İsmail Bulut ise yöresel dernekleri bu kez de, yasal haklarını kullanarak yargı yoluna gideceğini açıkladı. Bulut, yöresel dernekleri ‘tabela derneği’ olarak niteleyerek, “Kirli ellerinizi ve emellerinizi Cemevlerimizden çekiniz” dedi. Bulut, kendisine hakaret eden kurum ve kişiler hakkında yasal hakkını kullanacağını da söyledi.
Yöre dernekleri adına yapılan açıklamanın sonunda, ”Kurumlarımızın aldığı bu karar karşılık bulmadığı taktirde Ali Dereli dede başta olmak üzere bu iki üyenin yapacağı hiç bir erkana ve hizmete katılmayacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.” denildi.
İngiltere’de 40 yaş altı kişilere Oxford/AstraZeneca yerine alternatif aşılar tavsiye edildi. Aşı tavsiye kurulu, 40 yaş altına Pfizer/BioNTech veya Moderna’nın önerilmesi kararı aldı.
İngiltere’de Oxford/AstraZeneca aşısı ve nadir görülen kanda pıhtılaşma vakaları arasındaki bağa yönelik artan kanıtlar üzerine 40 yaş altı kişilere, ülkede acil kullanım onayı alan başka aşıların alternatif olarak sunulması tavsiye edildi. Kan pıhtılaşması vakalarını inceleyen Ortak Aşılama ve Bağışıklama Komitesi (JCVI), 40 yaş altına AstraZeneca aşısı yerine Pfizer/BioNTech veya Moderna’nın yapılması tavsiyesinde bulundu.
JCVI Başkanı Wei Shen Lim, “Altta yatan sağlık sorunları olmayan 18-39 yaş arası yetişkinler için Oxford/AstraZeneca aşısına başka alternatifler sunulmasını öneriyoruz” dedi.
‘BİNLERCE İNSAN KURTULDU’
İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurulu’ndan (MHRA) June Raine, AstraZeneca şirketi ile Oxford Üniversitesi tarafından geliştirilen aşının ‘faydalarının risklerinden daha fazla olduğunu’ vurguladı. Hükümetin sağlık konularındaki başdanışman yardımcısı Prof. Jonathan Van-Tam da, AstraZeneca aşısının ‘binlerce insanın kurtarılmasına katkı sağladığını’ belirtti.
Geçtiğimiz ay, İngiltere’nin ilaç denetleme ve onaylama kurumu MHRA, 30 yaş altındakilere kan pıhtılaşmasına yol açtığı gerekçesiyle Oxford/AstraZeneca yerine başka aşıların yapılacağını duyurmuştu. MHRA’in verilerine göre, 28.5 milyon doz AstraZeneca aşısı yapılan ülkede 242 kanda pıhtılaşma vakası kaydedildi.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ne 11 yıl önce siyasi iltica talebinde bulunan Kürt siyasetçi Kamil Akalın’ın iltica süreci adeta işkenceye dönüştü. Ciddi sağlık sorunları olan Akalın, bu işkenceye artık son verilmesini istiyor.
Kürt legal partileri HADEP, DEHAP ve DTP’de siyasal çalışmalar yürüten ve defalarca gözaltına alınarak işkence gören Kürt siyasetçi Kamil Akalın, can güvenliği kalmayınca 2010 yılında Kıbrıs’a siyasi iltica talebinde bulundu. Kürt siyasetinde tanınan ve bir dönem cezaevinde tutuklu kalan Kamil Akalın’ın iltica talebi üzerinden yaklaşık 11 yıl geçmiş olmasına rağmen sonuçlandırılmayarak adeta bir işkenceye dönüşmüş durumda.
Adana’da yasarken Kürt siyasal hareketi ile tanışan Akalın, Çukurova bölgesinde kapatılan Halkın Emek Partisi’nde (HEP) 1990 yılında aktif siyasi çalışmalarda bulundu. HEP Türk devleti tarafından kapatılınca Akalın’da siyasi çalışmalarını bu defa Demokrasi Partisi’nde sürdürdü. Ancak DEP’te bir süre sonra Türk devleti tarafından kapatılınca Akalın, bu defa da DEP’in devamı şeklinde kurulan Halkın Demokrasi Partisi’nde (HADEP) çalışma yürütmeye başladı.
Bu dönemlerde defalarca gözaltına alınarak işkence gören Akalın, 1995 yılında Türk devleti tarafından ‘örgüt üyesi olmak’ iddiasıyla tutuklanarak Adana Kürkçüler Cezaevi’ne konuldu.
Akalın, 1998 yılında şartlı tahliye edilince siyasi çalışmalarına ara vermeden bu defa HADEP Adana İl Örgütü’nde yer aldı. Akalın, üzerindeki devlet baskısı bu dönemde de bitmedi ve birçok defa gözaltına alınarak işkenceden geçirildi.
Romanya Türkiye’ye teslim etti
Kürt siyasetçi Kamil Akalın
“Tüm bu baskılara rağmen direndim ve siyasal çizgimden taviz vermedim” diyen Akalın, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tutsak edildiği dönemde Türk devletinin estirdiği terörden de nasibini alıyor. Bu dönemde Newroz etkinliği ve demokratik siyasal eylemlerinden dolayı hakkında tutuklama kararı verilince Kamil Akalın, önce saklanıyor ve daha sonra kaçak bir şekilde Romanya’ya geçiyor. Romanya Kürt Kültür Derneği’nde çalışmalar yürüten Akalın, bu defa da Romanya devleti tarafından Türk devletinin talebi doğrultusunda Akalın ile birlikte 5 kişi Türkiye’ye teslim edildi. Türk devletine teslim edilen Akalın, İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde bir hafta boyunca, ‘Askı’, ‘Tazyikli su’ gibi bilinen tüm işkence biçimlerine maruz kaldı. Gözaltına kaybedilmek istenen ve ölüm tehditleri alan Akalın ve arkadaşları İnsan Hakları Derneği’nin girişimleri sonucunda gözaltında oldukları kabul edilerek yaklaşık 10 gün sonra mahkemeye çıkarıldı ve ardından da tutuklanarak Tekirdağ Cezaevi’ne gönderildi.
Baskınlar, şiddet, darp durmadı
Kamil Akalın, bu süreci anlatırken, Romanya devletinin kendilerini ‘göz göre göre’ ölüme gönderdiklerini söyledi. Tekirdağ Cezaevi’nde yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra tahliye edilen Akalın, siyasal çalışmalarını kaldığı yerden devam etti. Akalın, bu defa çalışmalarını HADEP’in kapatılmasının ardından kurulan Demokratik Toplum Partisi (DTP) ve Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Adana İl Örgütleri’nde sürdürmeye başladı. Akalın üzerindeki baskılar daha da şiddetlenerek bu defa Polis ve Özel Harekat Timleri Adana’daki evlerine baskınlar düzenlenerek ailesi ve çocukları üzerinde baskı ve şiddet uygulamaya başladı.
Bu dönemde yoğun bir baskıya maruz kaldıklarını anlatan Akalın, “Türk devleti artık baskı ve şiddeti benimle sınırlı tutmadı. Sırf ‘işkence’ olsun diye evimiz basılıyor ailem ve çocuklarım darp edilerek tehdit ediliyordu. Türk devletinin amacı inançlarımızdan ve mücadele etmekten vazgeçmemizi istiyordu. Bunu kabul etmediğimi bildikleri için artık sistematik bir işkence uygular gibi baskılarını yoğunlaştırdı” dedi.
Yargısız infaz tehdidi
Akalın hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘örgüt üyesi’ olduğu iddiasıyla açılan dava, 2009 yılında sonuçlandı ve 4 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Karara itiraz edildi, dosya Yargıtay’a gitti, Akalın bu defa da polisin ölüm tehditleri ile karşı karşıya kaldı. Hakkında verilen hapis cezası Yargıtay tarafından da onanınca Akalın, sokak ortasında infaz edilme tehlikesi ve tutuklanma kararından dolayı bir kez daha kaçak yollarla Türkiye’den çıktı.
Kıbrıs 5 yıl sonra reddetti
Nisan 2010 yılında Kıbrıs’ta siyasi iltica talebinde bulunan Akalın’ın hikayesi burada bitmiyor. Akalın’ın Kıbrıs’ta yaptığı siyasi iltica talebi ise 10 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen halen sonuçlandırılmamış. Kıbrıs Göçmenlik Ofisi’ne 2010 yılında siyasi iltica talebinde bulunan Kürt siyasetçi Akalın, bu sürecin artık bir ‘iltica işkencesi’ne dönüştüğünü vurguladı.
Kıbrıs’ta yaptığı başvurudan tam bir buçuk yıl sonra ifade vermesi için Göçmenlik Ofisi’ne çağrıldığını anlatan Akalın, “Siyasi kimliğini, işkence, gözaltı, baskı ve yaşadığım tehditleri tüm belgeleri ile sundum ve anlattım. Benim açımdan zordu. Çünkü ben karşılıksız bu mücadeleye inandım. İltica sürecinde bunları anlatmak zorunda idim. İfadem alındıktan sonra ‘Size kararımızı ileteceğiz’ dediler. Tabi aylar yıllar geçti bir karar iletilmedi. Tam beş yıl boyunca defalarca ‘karar verin’ diye sunduğum dilekçelere bir yanın verilmedi ve beş yıl sonra bana iltica talebimin red edildiğini bildirdiler” dedi.
İşkence burada da devam ediyor
Beş yıl sonra gelen olumsuz kararın bile başlı başına insan haklarına ve evrensel hukuka aykırı olduğunu ifade eden Akalın, “Bunun üzerine itiraz hakkını kullandığımı ve yeni delil ve belgeler sundum. İnsan hakları örgütleri benimle ilgili yazdıkları referans mektuplarını da kendilerine ilettim. Bana yeniden dosyayı gözden geçirip karar vereceklerini söylediler. Ancak aradan bir 5 yıl daha geçti. Yaptığımız tüm başvuru ve itirazlarımıza ragmen hala bir sonuç yok. İşte bu 10 yıldır yaşadığım başka bir işkencedir. Türk devletinin işkencesi bitti 10 yıldır iltica işkencesi yaşıyorum” dedi.
10 yıldır Kürt Kültür Derneği’nde
Kürt bir siyasetçi olduğunu ve aslında yaşadıklarının tümünü bile anlatmadığını söyleyen Akalın, “Burası Türk devletinin işgali ile karşılaşmış bir Ada devleti. Ancak Türk devletinin işgalci ve işkenceci tutumunu en iyi bilen bir devlet maalesef burada beni Ada işkencesine tutuyor. Aslında ilginç olan şey ben bugüne kadar bakanlarla, milletvekilleri ile Kürtler adına diplomasi görüşmelerinde bulundum. Halen 10 yıldır Kürt Kültür Derneği’nde aktif çalışma yürütüyorum. Birey olarak bugüne kadar bir talebim olmadı ama artık bu bir işkencedir. Oturum alamadığım için cezaevinden ve işkencelerden dolayı oluşan sağlık sorumlarım var. Bu ülkede bir defa kalp krizi geçirdim ve tedavi gördüm. Yine hiç bir sosyal haktan yararlanamıyorum. Bu adanın sınırları dışına çıkamıyorum. Çalışma ve eğitim hakkım yok. Eşimi ve çocuklarımı göremiyorum ve getirtemiyorum. Bu işkence değildir de nedir” diye sordu.
Kürt Toplum Merkezi’nde halen aktif çalışmalarda yer alan Akalın, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin psikolojik bir işkenceye dönüşen iltica talebini sonuçlandırmasını talep etti.
Avrupa Birliği-Türkiye Yurttaş Komisyonu’nun (EUTCC) Başkanı Kariane Westerheim, Kürt halk önderi ile ilgili sosyal medyadaki spekülasyonlara ilişkin konuştu.
Kariane Westerheim, “Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın sağlık durumda, psikolojik durumunda veya fiziksel durumunda bilinçli veya bilinçsiz olarak gerçekleştirilecek veya gerçekleşecek herhangi olumsuz bir durumda Kürt halkının büyük tepkisiyle Türkiye çok zor durumda kalacaktır, sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaktır.” İfadelerine de yer verdi.
Medya haber TV’nin özel bir programında gazeteci Erem Kansoy’un sorularını yanıtlayan Westerheim, Türkiye’nin Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a tecrit uygulamasının sebebini “korku” olarak altını çizdi. Westerheim “Türkiye Öcalan’ı tecrit altında tutuyor çünkü korkuyor, sadece Öcalan’dan değil fikirlerinden ve demokratikleşmekten korkuyor, bölgede kalıcı huzur ve barış için Türkiye Öcalan ile görüşmelere yeniden başlamalıdır.” Dedi.
AKP-MHP Faşizmi ve Erdoğan rejiminin Kürt düşmanlığı ile insanlık dışı uygulamalarının en net örneği olan İmralı tecrit sistemini eleştiren Westerheim, “Öcalan’dan gelecek herhangi bir olumsuz haber karşısında Türkiye sonuçlarına katlanmalıdır.” Sözlerinide kullandı.
Türk ordusunun Güney Kürdistan’ın Gare bölgesinde esir asker, polis ve MİT’çilerin bulunduğu kampı bombalayarak, 13’ünün ölümüne neden oldu. AKP-MHP rejimine bağlı Türk medyası ise Türk ordusunun esir askerlerin bulunduğu kampı bombalayarak ölümlerine yol açmasını gerilla güçlerine bağlamak istedi. Ancak bugüne kadar 40 yıllık savaşta PKK gerillaları esir aldığı asker yada polislere Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni uyguladı ve hümanist yaklaşımları ile dikkat çekti. Ancak Türk devleti ise hiçbir savaş hukuku tanımadığı gibi esir düşen gerillaları infaz edip cansız bedenlerine vahşet uyguladığı kayıtlara geçti.
Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi
Türk devleti son 40 yılda hem Kürt halkına hem de PKK gerillarına yönelik ‘kirli bir savaş’ yürüttü. Bu savaşta en çok konuşulan konulardan biri ise ‘esirler’ oldu. Son olarak gerilla 6 yıldır elinde tuttuğu ve yaşam haklarını koruduğu 13 esir asker ve polis Gare Alanı’ndaki kampa yönelik Türk ordusunun hava bombardımanı ve binlerce asker ile yaptığı operasyonda hayatlarını kaybetti.
Türk ordusu 13 ölümü gerilla güçlerinin üzerine yıkmaya çalıştı. Erdoğan rejimine bağlı Türk basını gerçeği ters yüz etmek istesede yaklaşık 40 yıldır sürdürülen savaşta gerillanın esirlere tutum ve yaklaşımı Türk medyasının kirli yüzünü ortaya koyuyor.
TÜRK ORDUSU VAHŞETİN ADI OLDU..
Türk devleti ve ordusu bugüne kadar kirli savaşın daniskasını yürütmüş ‘insanlığı utandıran’ karelerin sahibi oldu. Esir alınan gerillaları infaz edip cansız bedenlerine vahşet uyguluyor, kafaları kolları, gözleri burunları kesiliyor, kimi zaman yakılarak ateşe veriliyordu. Bu uygulamalar her seferinde deşifre edilmesi fotoğrafların yayınlanmasına ise hem AKP Hükümeti döneminde hem de 90’lı yıllar da sessiz kalınarak onaylandı. Türk ordusunun Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni ayaklar altına aldığı uygulamalar karşısında bugüne kadar Türkiye’de hiç bir ordu görevlisi hakkında açılmış tek bir dava yada soruşturma yok.
’İNSANLIK UTANSIN’
Son 20 yıllık yakın tarihte Türk ordusunun işlediği bazı savaş suçları şunlar;
Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi
-Nisan 1993: PKK tarafından ilan edilen ateşkesin hemen ardından Maraş’ın Pazarcık İlçesi kırsalında 11 gerillanın cesedine işkence yapıldı. Dönemin Özgür Gündem Gazetesi’nin ele geçirdiği fotoğraflarda gerillaların işkence edilmiş cansız bedenlerinin üzerine postallarını koymuş askerlerin resmine yer verilerek, ’Barışa vahşetle yanıt’ manşeti atıldı.
Yine gerillalara yönelik nasıl bir vahşetin sergilendiği 7 Ağustos 1994 yılındaki Özgür Ülke Gazetesi’nin manşetine yansıdı. Bir özel harekat timinin ellerinde gerillanın kesilmiş başları ile çektiğrdiği fotoğrafları insanlığı utandırdı. Ve gazetenin o günkü manşeti ’İnsanlık Utansın’ oldu.
Ağustos 1993: İkiyaka dağlarında düzenlenen operasyondan dönen timlerin araması sırasında Mahmut İlhan (Sekvan) isimli gerilla yaralı bir şekilde yakalandı. Bir Tv kanalının görüntülerinde Türk ordusuna esir düştüğü belgelendi. Ailesi, İlhan’ın akıbeti konusunda bilgi sahibi olmadığını açıkladı.
Haziran 1994: Bitlis’in Tatvan İlçesi Kender Dağı kırsal alanında 21 gerilla askerlerin pususuna düşürülerek katledildi. Yaralı ve esir alınan gerillalar infaz edildi. Gerillalara ait toplu mezar daha sonra Aralık 2004 tarihinde ortaya çıktı.
21 Ağustos 2005 Trabzon’un Maçka İlçesi’nde TSK ve Emniyet birimleri tarafından bir gerilla savunmasız bir durumda iken infaz edildi.
2 Mart 2005: Şırnak’a bağlı Cizre-İdil arasında kitle çalışması yürüten HPG gerillası Gafur Can silahsız bir halde iken infaz edildi.
Ağustos 2006: Beşiri kırsalında yaşanan çatışma sonucunda sağ yakalanan Doğu Kürdistan doğumlu HPG gerillası Xebat Ciwanro kod adlı Abbas Emani infaz edildi. İnfaz fotoğraflar ile belgelendi. Yine aynı çatışmada yaşamını yitiren gerillalara işkence yapılarak yakıldıkları görüldü. Aileler cenazeleri teşhis edemedi.
23 Mayıs 2007: Şırnak kırlasında düzenlenen operasyonda Akif Yılmaz kod isimli HPG’li Tuncay Mihyaz sağ yakalandıktan sonra infaz edildi. Cenazeyi yıkayanlar Mihyaz’ın gözlerinin çıkarıldığı, burnunun ise tamamen kırıldığını açıkladılar.
13 Temmuz 2007: Şemdinli kırsalında çıkan çatışma sırasında iki gerilla esir düştü. Diyarbakır doğumlu Yusuf Taş ve Doğu Kürdistan doğumlu Tekoşer kod adlı Faysal Muhammed Pur daha sonra patlayıcılarla infaz edildi.
Temmuz 2010: Gümüşhane’nin Kelkit İlçesi, Siirt’in Pervari İlçesi ve Hakkari’nin Şemdinlik ve Yüksekova İlçeleri’nde yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren gerillaların cansız bedenlerine işkence ettiği ortaya çıktı. Hitler Faşizmi’ni ve Saddam Rejimi sırasındaki insanlık suçlarını aratmayan görüntüler de, HPG’lilerin bir çoğununu gözlerinin çıkarıldığı, kafataslarının olmadığı, boyunlarının kırıldığı ve vücutların da bıçak izleri olduğu görüldü.
KİMYASAL SİLAHLAR KULLANILDI…
Gerillalara yönelik savaş suçları bunlarla sınırlı değildi. Savaş suçu olan kimyasal silahlar kullanıldı ve misket bombalar atılması her türlü vahşet te uygulandı. Yine Mardin’nin Derik İlçesi Tepebağ bölgesinde 23 Ağustos’ta çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG’li Mehmet Dölek ve Mustafa Tangüner adlı HPG’lilerin yaralı yakalandıktan sonra kurşuna dizilerek infaz edildikleri ortaya çıktı. Cenazelerinin yıkanması sırasında vücutlarında işkence izleri olduğu, kulaklarının kesik ve yine vücutlarında sigara söndürüldüğü görüldü. Fotoğraflanarak aileleri aracılığı ile yapılan suç duyurularından ise hiç bir sonuç çıkmadı.
‘VAHŞET TEŞHİS ETTİREMEDİ’
Yine Kürtlerde infiale yol açan 24 Mart 2006 yılında Muş’un Şenyayla kırsalında kimyasal gazlar kullanılması 14 HPG’li yaşamını yitirdi.
Türk devleti ve ordusu tüm tepkilere ve tüm kınamalara rağmen bu insanlık ayıbını sürdü. 3 Şubat 2008’de Bingöl’ün Dallıtepe kırlasından askerlerin HPG gerillalarına yönelik yürüttüğü operasyonda 10 gerillanın yaşamını yitirdiği bilgisi ulaştı. Ancak gerillaların sağ yakalanarak infaz edildiği haberi ulaşırken, tıpkı Şemdinli, Gümüşhane ve Siirt’te olduğu gibi gerillalara yoğun işkence yapıldığı, kollarının ve boyunlarının kırıldığı ve gözlerinin çıkartıldığı ortaya çıktı. Ve teşhise giden aileler çocuklarını teşhis edemedi.
GERİLLALAR İNSANLIK DERSİ VERDİ’
Türk ordusunun vahşetine karşı PKK gerillaları 40 yıllık savaşta esir aldığı asker yada polislere Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni uyguladı. Gerillalar, asker yada polisi yine bu sözleşmeye göre sağ salim insan hakları kurumlarına yada ilgili kurumlara teslim ederek, Türk ordusunun kirli savaşına karşı insanlık ve hukuk dersi verdi adeta.
Gerillalar 90’lı yıllardan bu yana onlarca askeri ve polisi esir aldı. İlk esir alma eylemi 10 Ekim 1992 yılında gerçekleşti. PKK’nin ilk kaçırma eylemi olarak tarihe geçti. Van-Tatvan Karayolu Şapur mevkiinde yol kontrolü yapan gerillalar tarafından bir astsubay 2 er ve bir imam esir alındı. Askerler daha sonra ailelerine teslim edildi.
20 Ağustos 1993 yılında PKK bu kez Batman’ın Kozluk İlçesi yakınlarından yine yol kontrolü sırasında minibüste bulunan 13 askeri esir aldı. Bu askerlerde sağ salim ailelerine teslim edildi.
Aralık 1994 yılında Hakkari’nin Uludere İlçesi kırsal alanında çatışmada yaralanan İbrahim Yavli isimli bir asker, esir alındı. Gerillalar tarafından tedavisi yapıldı ve yeniden hayata döndürüldü. Yaylı, iki yıl sonra Refap Partili milletvekilleri ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bir heyete teslim edildi.
Temmuz 1996 yılında Hakkari’nin Şemdinli İlçesi Ortaklar Karakolu’na gerillalar tarafından baskın düzenlendi. Gerilllalar baskın sırasında 8 askeri alı koydu. Askerler daha sonra Federal Kürdistan Bölgesi’nde RP Milletvekili Fethullah Erbaş, dönemin İHD Genel Başkanı Akın Birdal ile yine şimdiki AKP Diyarbakır Milletvekili ve dönemin Mazlum-Der Genel Başkanı İhsan Arslan’dan oluşan bir heyee Zele kampınd bir basın toplantısı ile sağ salim teslim edildi.
‘ESİR ASKER’DE POLİS’TE SAĞSALİM ULAŞTI’
Yıl 18 Temmuz 2005 ve Erzurum Karayolu’nda bu kez HPG gerillaları tarafından yapılan yol kontrolünde, Adıyaman’dan memleketi Trabzona’a giden jandarma komando er Coşkun Kırandı esir alındı. Kırandi 4 Ağustos 2005 tarihinde Dersim’in Kutu Deresi mevkii Güleç Köyü kırsalında aralarında İHD Bölge Temsilcisi Mihdi Perinçek, dönemin İHD Diyarbakır Şube Başkanı ve HDP eski Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş ve sanatçı Ferhat Tunç’tan oluşan sivil bir heyete sağ salim teslim edildi.
9 Ekim 2005 yılında PKK gerillaları bu kez Şırnak ve Midyat Karayolu üzerinde yol kontrolü yaparken Cizre İlçesi’nde görevil polis memuru Hakan Açıl’ı esir aldı. Gerillalar Açıl’ın yanındaki nişanlısını ise serbest bıraktı. Açıl tam 110 gün sonra 27 Ocak 2006 günü Zaho kasabasında 8 kişilik insan hakları heyeti ve babası Muammer Açıl’a sağ salim ve sağlıklı bir şekilde teslim edildi.
‘GERİLLA İLE ASKER BİRBİRLERİNE SARILDI’
Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi
22 Ekim 2007 tarihinde Güney Kürdistan’a sınır bölgesinde bulunan Oremar Bölgesi’nde Türk ordusu ile HPG gerillalarının şiddetli çatışmasının ardından 8 asker gerillalar tarafından esir alındı. Esir alınan askerler Zap bölgesinde bulunan Çemço mevkiinde DTP’li milletvekilleri Aysel Tuğluk, Osman Özçelik ve Fatma Kurtulan ile Federal Kürdistan Bölge Hükümeti İçişleri Bakanı Hacı Mahmut Osman, Uluslararası Tolerans’ın Başkanı Kerim Sincari’nin bulunduğu bir heyete teslim edildi. Askerler ile gerillaların birbirlerine sarılarak ayrılması ise PKK’nin savaş hukuğuna uyduğunun açık göstergesi oldu. Ancak bu görüntüler daha sonra askerlerin tutuklanmasına yol açtı. Türk devleti bununla da yetinmeyerek heyet üyeleri hakkında dava açtı.
Gerilla güçleri Amed’in Lice İlçesi’nde 10 Eylül 2011 tarihinde uzman çavuşlar Abdullah Söpçeler, Zihni Koç ve sağlık teknisyeni Aytekin Turhan’ı esir aldı.
Esir alınan askerler ilk defa Roj Tv tarafından görüntülendi ve röportajlar yayınlandı. Esir olmalarına rağmen askerlerin morali gözlerden kaçmadı. Sağlık ve genel durumlarının iyi olduğunu dile getirirken, insan hakları kurumlarına da kendilerinin gerilladan teslim alınması konusunda çağrı da bulunuyorlardı. Askerlerin ve sağlık görevlisinin “Rehin alındığımız günden beri bize çok iyi davranıyorlar. Hiç bir kötü muamelede bulunmadılar. Kendi yararlandıkları imkanlardan bizi de faydalandırdılar. Gerillalar bizi ailemize kavuşturacaklarına ve ellerinden gelini yapacaklarını söylediler“ şeklinde konuşuyordu. Ancak Türk devleti gerilla alanlarına o dönem tıpkı Gare’de olduğu gibi yoğun bombardıman ve operasyonlarda bulundu. Türk devleti kendi askerlerini imha ederek, gerillanın üzerine yıkmaya çalıştı. Ancak gerilla güçleri esirleri bir süre sonra yaşamlarını tehlikeye atarak, oluşturulan bir heyete sağsalim teslim etti.
Esirler konusunda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 2013 yılında Barış Süreci kapsamında Halk Savunma Güçleri’ne bir çağrıda bulunarak esirlerin serbest bırakılmasını istedi. Gerilla güçleri anında bu çağrıya yanıt vererek farklı tarihlerde esir alınan ve içerisinde bir Kaymakam’ında bulunduğu 8 asker ve polisi içerisinde dönemin BDP milletvekill Hüsamettin Zenderlioğlu, , İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ile MAZLUMDER Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Çoban’dan oluşan heyete teslim etti.
Tüm bunlar gösteriyor ki Türk ordusunun vahşetine karşı gerillalar Cenevre Savaş Sözleşmesi’ne ve insan haklarına tümüyle uyduğu insan hakları örgütleri tarafından da dile getirildi. Öyle ki gerillaların bu insani yaklaşımları karşısında esir alınan askerler daha sonra Türk ordusunun vahşetini yazarak, tepkilerini ortaya koydu.
SEVGİNİN DİLİNİ ÖĞRENDİM’
Türk devletine karşı gerillanın tutumunu ise Türk ordusunda subaylık yaparken PKK’ye esir düşmüş ve esaretinin ardından gelen özgürlükle Türk ordusundan ayrılan Yener Soylu’nun şu ifadeleri özetliyor: “Orada PKK’nin ‘anarşist’, ‘terörist’ ve ilkel milliyetçi çizgiyi değil de insanlık hareketi olma yönündeki önlenemez arzu ve istekte onurlu bir hareket olduğunu, sevginin diline saygının tarzına, paylaşımın esaslarına ulaşabilmenin mücadelesini verdiğini öğrenecektim. Biz savaşan ordu mensupları değil savaş kuralı Cenevre Sözleşmesi’nin tek bir maddesini bile yakaladığımız gerillalara uygulamayı esas almazdık. En belirgin kanıtı ise yakalanan gerillanın işkenceye tabi tutularak zorla itirafçılığa zorlanmasıdır” diyerek özetliyordu.
Uzun yıllardır Londra’nın Tottenham bölgesinde toptan gıda, taze meyve ve sebze alanında hizmet veren Cyprofood, toptan içecek satış merkezini hizmete açtı. Cyprofood’un yan tarafında Cyprofood Drinks adı altında hizmete açılan toptan içecek yerinde yüzlerce ürün satılıyor.
Cyprofood, 14 yıldır toptan gıda, taze meyve ve sebze alanında Tottenham’da hizmet veriyor. Ürün kalitesi, çeşitliliği ve uygun fiyatları ile marka haline gelen Cyprofood, toptan içecek yerinde de aynı prensipleri esas almayı hedefliyor. Alkollü ve alkolsüz yüzlerce içecek ürünün satışının yapıldığı merkezde hem Birleşik Krallık hem de Avrupa’da üretilen ürünler bulunabiliyor. Türkiye’den de şarap, bira ve rakı başta olmak üzere birçok içecek ürünün bulunduğu satış merkezinde pazarın en çok aranan ürünlerini tedarik etmek mümkün.
‘Ürün çeşitliliği, kalite ve uygun fiyat’
Cyprofood tarafından gazetemize yapılan açıklamada; ”Yıllardır toptan gıda, taze meyve ve sebze alanında Londra’da hizmet veriyoruz. 14 yıllık bir deneyim ve tecrübe ile yolumuza devam ediyoruz. Ürün çeşitliliği, kalite ve uygun fiyat hep bizim temel ilkelerimizden oldu, bundan sonra da bu ilkeleri yeni yerimizde de hayata geçireceğiz.” denildi.
Açılışa özel indirimli fiyatlar
Açılış nedeniyle tüm ürünlerde büyük bir indirim yapan Cyprofood Drinks, toptan içecek alanında pazarın öncülerinden olmayı hedefliyor.
Cyprofood Drinks Unit A6, Brantwood Road, Tottenham London, N17 0DX adresinde hizmet veriyor. Daha fazla bilgi için 0208 801 0101 numaralı telefondan arayabilir veya info@cyprofooddrinks.co.uk email adresinden iletişime geçebilirsiniz.
İngiltere’de Pfizer ve BioNTech şirketlerinin ürettiği aşıyı dün kullanmaya başladı. Aşı ilk olarak 90 yaşındaki İngiliz vatandaşı Margaret Keenan’a yapıldı.
İngiliz sağlık sistemi NHS görevlisi ve Medi-Park Başhekimi Dr. İbrahim Yahli aşı ile iligli detayları televizyonumuzla paylaştı. Yahli, aşının güvenilir olduğunu, öncelikle bakım evindeki yaşlılara ve durumu acil olanlara yapılacağını da hatırlattı.
İngiliz Keenan, dünyada da gönüllüler haricinde ilk aşı olan sıradan vatandaş ünvanını aldı. Böylece Pfizer’ın aşısına dünyada ilk kullanım onayını veren ülke olan İngiltere, resmi olarak halkı aşılamaya başlamış oldu.
İngiltere, Pfizer ve BioNTech’in aşısından toplam 40 milyon doz sipariş etti. Bu, 20 milyon kişiye aşının yapılması anlamına geliyor. İlk hafta yaşlı bakım evlerinde kalanlar ve sağlık personeli öncelikli olmak üzere ülkede 800 bin kişiye aşı yapılması bekleniyor.
Avrupa’da koronavirüsü salgınının en kötü vurduğu ülkelerden biri olan İngiltere’de bugüne kadar 61 binden fazla kişi salgın nedeniyle hayatını kaybetti.
Coronavirüs aşısı Britanya’da kullanıma başladı (1)
Coronavirüs aşısı Britanya’da kullanıma başladı (1)
Coronavirüs aşısı Britanya’da kullanıma başladı (1)
Coronavirüs aşısı Britanya’da kullanıma başladı (1)
Coronavirüs aşısı Britanya’da kullanıma başladı (1)
Coronavirüs aşısı Britanya’da kullanıma başladı (1)