Category: Haber

  • ESP Eş Genel Başkanı ile SKM üyeleri gözaltına alındı

    ESP Eş Genel Başkanı ile SKM üyeleri gözaltına alındı

    ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş ile SKM Sözcüsü Deniz Aktaş ve SKM MYK üyeleri Balıkesir’de gözaltına alındı.

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) Sözcüsü Hatice Deniz Aktaş ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin aralarında bulunduğu çok sayıda kadın Balıkesir’de gözaltına alındı.

    Kadınların, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Edremit İlçe Eşbaşkanı Sevgi Özden’in Altınoluk’ta bulunan evine yapılan baskınla gözaltına alındıkları belirtildi.

    Gözaltına alınanların isimleri şöyle: ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, SKM Sözcüsü Hatice Deniz Aktaş, SKM MYK Üyeleri Çiçek Otlu, Satiye Ok, Züleyha Mangan, Ezgi Bahçeci, Tanya Kara, Ebru Yiğit ve HDP Edremit İlçe Eşbaşkanı Sevgi Özdem.

  • 800’üncü hafta: Barikatları aşa aşa Galatasaray’a karanfil bıraktılar

    800’üncü hafta: Barikatları aşa aşa Galatasaray’a karanfil bıraktılar

    Cumartesi Anneleri tüm engellemelere rağmen Galatasaray Meydanı’na karanfil bıraktı. 3 kişinin gözaltına alındığı meydandan seslenen HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Kayıplarla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 800’üncü haftasında kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmalarını talep etmek amacıyla 101 haftadır yasaklanan Galatasaray Meydanı’nda yapmak istediği açıklama bir kez daha polis engeline takıldı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan’ın da aralarında olduğu Cumartesi İnsanları, İHD İstanbul Şubesi önünde bir araya gelerek, Galatasaray Meydanı’na yürümek istedi. Polisin izin vermemesi üzerine tekrar İHD binasına dönen Cumartesi İnsanları buradan birer birer Galatasaray Meydanı’na gitti.
    HANİFE YILDIZ’A MÜDAHALE 
    Meydanda bir araya gelen aileleri ablukaya alan polisler açıklama yapmalarına izin vermedi. Kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız elindeki karanfili abluka altındaki Galatasaray Meydanı’na bırakmak istedi. Yıldız’a müdahale eden polis, alandan uzaklaştırdı. Yıldız’ın alandan uzaklaştırılmasına tepki gösteren Cumartesi İnsanı Yaşar Aktaş polis tarafından gözaltına alındı. Yıldız, zorla alanda uzaklaştırılırken, polislerin arasından karanfili meydana doğru atması dikkat çekti.

    Müdahale anlarını vatandaşlar böyle kaydetti


    OCAK VE KARAKOÇ GÖZALTINA ALINDI
    Kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak ve gözaltına alındıktan sonra cansız bedenine ulaşılan Rıdvan Karakoç’un ağabeyi Hasan Karakoç, “Galatasaray’dan asla vazgeçmeyeceğiz” diyerek elindeki karanfili meydana bıraktı. Karakoç ve Ocak’a müdahale eden polis ikisini de gözaltına aldı.
    Tüm engellemelere rağmen HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar meydana karanfil bıraktı. Cumartesi Anneleri adına Pervin Buldan burada açıklama yaptı. Müdahaleler esnasında yaşanan tartışmada İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, İçişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeler neticesinde meydana karanfil bırakılmasına izin verilmesine rağmen polis müdahalesine tepki gösterirken, polisler ise kendilerine herhangi bir tebligatın gelmediğini ileri sürdü.
    BULDAN’DAN MÜDAHALEYE TEPKİ 
    Buldan, annelere yönelik müdahaleye sert tepki göstererek, ortaya çıkan görüntünün utanç verici olduğunu ifade etti. Buldan, hakikat ve adalet arayışında vazgeçmeyeceklerini söyleyerek, güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra varlığı inkar edilen ve kendilerinden bir daha haber alınamayan insanların aileleri ve insan hakları savunucularının, kayıpların bulunması ve adaletin sağlanması talebiyle başlattıkları direnişin 800’üncü haftasına ulaştığını belirtti.
    Buldan, 800 haftadır Anayasa’nın, hukukun üstünlüğünün, insan haklarının, bağımsız yargının ve adaletin sadece bir isimden ibaret olduğu topraklarda tüm baskılara rağmen hakikat ve adalet mücadelesi yürüttüklerini ifade etti.
    CEVAPSIZ SORULAR!
    Buldan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gözaltında kaybedilen sevdiklerimize ne oldu? Onları kaybedenler hukukun tüm kuralları çiğnenerek neden korunuyor? Neden tüm delillere ve tanıklara rağmen, AİHM mahkumiyetlerine rağmen gözaltında kaybetme dosyaları yargıya taşınmıyor? Hakikate ve adalete ulaşma hakkımız neden engelleniyor? Türkiye neden Birleşmiş Milletlerin Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşmesi’ni imzalamıyor, onaylamıyor ve uygulamıyor. İktidarlar, bu sorularımıza cevap vermek yerine, yetkilerini kötüye kullanarak baskıyla, şiddetle bizi susturmak istiyor.”
    ‘SUÇ MAHALİ’ SAYILIYOR
    Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’nin ilk icraatlarından biri 699 hafta boyunca barışçıl buluşmalara ev sahipliği yapan Galatasaray Meydanı’nı hakikat ve adalet taleplerine kapatmak olduğunu vurgulayan Buldan, “Biz gidemeyelim diye Galatasaray, 25 Ağustos 2018’deden beri TOMA’lar, gözaltı araçları, bariyerler ve ağır silahlı polisler tarafından 25 saat abluka altında tutuluyor. Anayasa’nın ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin güvencesinde olan barışçıl buluşmalarımızın mekanı Galatasaray ‘suç mahali’, Türkiye’nin Anayasal normlarına ve uluslararası hukuk kurallarına dayanan meşru haklarımızı kullanmamız da ‘terör faaliyeti’ sayılıyor” diye konuştu.
    ANAYASA HALEN YÜRÜRLÜKTE Mİ?
    Eylemlerinin 800’üncü haftasında başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmak üzere devleti yönetenlere, “Türkiye’de Anayasa halen yürürlükte mi?” diye soran Buldan, şöyle devam etti: “Eğer Anayasa yürürlükteyse, ‘toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını’ temel bir Anayasal halk olarak tanıyor. ‘Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir’ diyor. Anayasa’nın hükmü bu kadar açık ve netken, Galatasaray bize nasıl yasaklanıyor? Adalet talebimizi kamuoyuna duyurma hakkımız nasıl ağır silahlarla bastırılması gereken bir suç sayılıyor.”
    ‘GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEYECEĞİZ’
    Buldan, “800’üncü haftamızda bir kez daha tekrarlıyoruz: Barışçıl buluşmalarımıza ev sahipliği yapan Galatasaray Meydanı’nın 101 haftadır polis şiddetiyle bize yasaklanması Anayasal hak ve özgürlüğümüze yönelik ağır bir saldırıdır. Devletin Anayasa’yı ihlal etmesi, yetkilerini kötüye kullanmasıdır ve suçtur. Toplum sessizliğiyle bu suça ortak olmamalıdır. 800’üncü haftamızda bir kez daha ilan ediyoruz: Kararlıyız, bizi insan kılan hak ve özgürlüklerimize sahip çıkacağız. Türkiye, hiç kimsenin gözaltında kaybedilmediği, inkarın ve cezasızlığın son bulduğu demokratik bir hukuk devletine dönüşünceye kadar susmayacağız. Hakikat ve adalet arayışımıza, son kayıp bulunana, son fail cezalandırılana kadar devam edeceğiz. Kayıplarımızdan ve kayıplarla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.
    Buldan’ın konuşmasının arından Cumartesi İnsanları Galatasaray Meydanı’na karanfile bıraktı.
  • Cumartesi Anneleri’nin 800’üncü eylemine polis engeli

    Cumartesi Anneleri’nin 800’üncü eylemine polis engeli

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 800’üncü haftasında kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmalarını talep etmek amacıyla Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri açıklama bir kez daha polis engeline takıldı.
    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 800’üncü haftasında kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmalarını talep etmek amacıyla Galatasaray Meydanı’nda yapmak istediği açıklama bir kez daha polis engeline takıldı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın da eşlik ettiği açıklama için anneler İHD İstanbul Şubesi’nde bir araya geldi. Buradan Galatasaray Meydanı’na yürümek isteyen ailelerin önü polis tarafından kesildi. Bir süre devam eden tartışmaların ardından polis, annelerin meydana gitmesine izin vermedi.

    Bunun üzerine aileler İHD İstanbul Şubesi binasına geri döndü. Buldan ve Sancar’la toplantı alan aileler, birazdan açıklama yapacak.

  • Kadıköy’de gözaltına alınan gençler darp edildi

    Kadıköy’de gözaltına alınan gençler darp edildi

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için Süreyya Operası önünde açıklama yapmak isteyen gençler darp edilerek gözaltına alındı.

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişi için birçok yerde anma programları düzenleniyor.

    İstanbul’da Kadıköy Halitağa’da yapılan anma etkinliğinin ardından Gençlik Örgütleri Süreyya Operası’nın önüne giderek açıklama yapmak istedi.

    Polis, Polonya Caddesi üzerinde göstericilerin önünü kesti. Yürüyüşlerine devam etmekte ısrarlı olan gençlere polis müdahale etti. Müdahaleye rağmen gençlik polis barikatını aşarak Süreyya Operası’na doğru yürüdü. Süreyya Operası önüne kadar gelen gençler ile polisler arasında arbede yaşandı. Polis burada gençlere biber gazı ve plastik mermilerle müdahalede bulundu.

    Burada yaşanan müdahalede çok sayıda kişi darp edilerek gözaltına alındı. Yaşanan müdahaleden polis gençlerin Süreyya Operası Önünde açıklama yapılmasına izin vermedi.  Ara sokaklarda yürüyen gençlere buralarda da müdahale edildi. Müdahale sonucunda 20’den fazla kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar darp edilerek yerlerde sürüklendi. (MA)

     

  • Gazeteci Aziz Oruç için dayanışma çağrısı

    Gazeteci Aziz Oruç için dayanışma çağrısı

    Tutuklu Gazeteci Aziz Oruç’un yargılandığı davanın ilk duruşması yarın Ağrı 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Gazeteciler, Oruç’un eşi ve avukatı dayanışma çağrısında bulundu.

    Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 11 Aralık 2019 tarihinde gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Patnos L Tipi Cezaevi’ne konulan gazeteci Aziz Oruç ile kendisine yardım ettikleri gerekçesiyle tutuklanan Muhammet İkram Müftüoğlu ve HDP Doğubayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek’in yargılandığı davanın ilk duruşması, yarın Ağrı 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Oruç’un eşi, gazeteci arkadaşları ve avukatı dava ile ilgili destek çağrısı yaptı.
    ‘İKTİDAR HEDEF GÖSTERDİ’
    Yarın görülecek duruşmaya destek çağrısı yapan Gazeteci Adnan Bilen, “Aziz Oruç gazetecidir ve hükümet yetkililerinin hedef göstermesiyle, yaptığı gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklanmıştır. Tüm gazeteci arkadaşlarımızı Aziz’e destek olmak için Ağrı’ya bekliyoruz. İktidarca hedef gösterilen ve diğer birçok gazeteci arkadaşımız gibi ‘terörist’ ilan edilen Aziz Oruç’un gazeteci olduğunu mahkeme salonunda bir kez daha göstermemiz gerekiyor. Umuyoruz ki yarın adil bir yargılama yapılarak, Aziz serbest bırakılır ve gazeteciliğine kaldığı yerden devam eder” dedi.
    GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR
    Gazeteci Oktay Candemir, Oruç’un 7 aydır hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğuna dikkat çekerek, “Yaptığı gazetecilik faaliyetleri ve yaptığı haberler suç sayılmıştır. Aziz Oruç yarın hakim karşısına çıkacak. Bizler de meslektaşları ve dostları olarak kendisinin yanında olacağız. Gazetecilik suç değildir” şeklinde konuştu.
    Oruç’un İran üzerinden Ermenistan’a geçiş yaparken, Ermenistan tarafından yakalanarak İran’a teslim edildiğini ifade eden Jinnews muhabiri Şehriban Abi, “İran’a teslim edilen gazeteci arkadaşımız, İran-Türkiye sınırına, tel örgülerinin arkasına atılmış ve adeta ölmekten kurtulmuştur. Yüzlerce arkadaşımız gibi Aziz Oruç da cezaevinde hukuksuzca tutuluyor. Yarın çıkacağı mahkemede serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Gazetecilik suç değildir” diye konuştu.
    ‘GAZETECİLİK KRİMİNALİZE EDİLİYOR’
    Gazeteci Ruşen Takva, “Aziz Oruç gazetecidir. Gazetecinin yeri cezaevi değil, sahada, sokakta haber peşinde koşmaktır. Son yıllarda muktedirin muhalif medya üzerindeki baskısının sonucu gazetecilik mesleği kriminalize edilerek, amacından koparılmaya çalışılmaktadır. Bizler bu algıya karşı olduğumuzu söylemek için yarın Ağrı’da görülecek duruşmayı takip ederek destek olacağız” ifadelerini kullandı.
    DAYANIŞMA ÇAĞRISI
    Oruç ile dayanışma içerisinde olan gazetecilere teşekkür eden eşi Hülya Oruç, “Umarım yarın güzel ve adil şeyler olur. Yarın herkesi destek olmaya ve bizi yalnız bırakmamaya çağırıyorum” dedi.
    ÖRGÜTSEL HİÇBİR DELİL YOK
    Oruç’un daha önce yargılandığı tüm dosyaların toplanıp, tek bir dosya haline getirildiğini dile getiren avukat Erhan Çiftçier, “Geçmişte yaptığı tüm faaliyetler, yargılandığı veya beraat ettiği dosyalar, Doğubayazıt’ta yakalanmasına ilişkin tek bir dosya haline getirilmiştir. Aziz’in Doğubayazıt’ta yakalanmasına ilişkin örgütsel hiçbir delil yok. Yargı eliyle Aziz’e kurulan kumpası boşa çıkarmak için tüm meslektaşlarımızı desteğe çağırıyoruz” diye seslendi.
  • Türk işgalinin 46. Yılı Kıbrıs’ın acı günü

    Türk işgalinin 46. Yılı Kıbrıs’ın acı günü

    Tarihte Ermenileri, Kürtleri, Rumları ve daha birçok halkı soykırımdan geçiren Türk devleti bugün de işgalci ve soykırımcı politikalarını halklar üzerinde sürdürüyor. Kürdistan’da son yıllarda Afrin’den Güney Kürdistan’a kadar birçok alanı işgal yada işgal girişiminde bulunan Türk devleti, bundan 46 yıl önce Kıbrıs’ı ‘barış harekâtı ve özgürlük’ adı altında işgal ederek, Adayı ikiye bölerek halklar arasına sınır örmüştü.

    Erem Kansoy

    İşgalci ve soykırımcı Türk devlet geleneği ‘zeytin dalı’, ‘barış’ diyerek katliamlara meşrutiyet sağlamaya çalıştığı gibi tıpkı Kıbrıs işgalinde olduğu gibi dağlara tepelere ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazıları yazarak faşist, inkârcı milliyetçi şovenizmini açığa vuruyor.

    İşgalci Türk devleti halkları birbirine kırdırarak sivil çoluk çocuk demeden katliamda bulunuyor ve tecavüzcü geleneği ile Ortadoğu’da vahşet devletinin adı haline geliyor. Türk devletinin Kıbrıs işgali 46’ıncı yılında hala sürerken, Türk devleti bugün başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu’yu kana bulamayı sürdürüyor. İşte 46 yıllık Kıbrıs işgali bu kana bulama siyasetinin bir parçası halindedir.

    Türk devletinin kanlı eylemlerinden biri; 20 Temmuz 1974 Kıbrıs İşgali

    Kıbrıs adasında 1974 yılı öncesinde 1950’li yıllara dayanan iki toplumu düşmanlaştırma ve koparma çalışmaları başlamıştı. 1960-63 yılları ise Yunan, İngiliz ve Türk derin devletlerinin politik oyunları ile tuzağa düşürülen Kıbrıslılar 1974 yılında ise Türk devletinin adaya ‘Ayşe tatile çıktı’ parolasıyla yaptığı çıkartma ile ada son halini almıştır. Bugün ada Yeşil Hat ile ikiye bölünmüş ve adada hem İngiliz hem de Birleşmiş Milletlere ait toprak parçaları bulunurken, Kuzey bölümde Türk yönetimi Güneyde ise Rum yönetimi mevcuttur. Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün sebebi ise Türk ordusunun bugün halen, garantörlük anlaşmalarına aykırı olsa da adada askerini bulundurması ve işgalci konumunu korumasından kaynaklıdır.

    İki toplumunda oy verdiği 2003 AB referandumu sürecinin ardından Kıbrıs, Kıbrıs Rum yönetimi çatısı altında tüm ada olarak AB’ye girse de, kuzey bölüm ‘işkal toprakları’ statüsünü halen koruyor.

    Kıbrıs Harekâtı TSK kod adı: Atilla Harekâtı,  20 Temmuz 1974’te Türk ordusunun Kıbrıs’ta başlattığı ve 14 Ağustos’ta Türk ordu Birlikleri’nin başkent Lefkoşa’ya girmesiyle sonuçlanan askerî işgal hareketi.

    Kıbrıs’ı işgal eden Türk devleti adına Başbakan Ecevit, işgalin adına ‘‘Barış Harekâtı ı‘‘ demişti. Her konuşmasında adaya ‘‘barış, kardeşlik, özgürlük‘‘ getirmek için çıktıklarını söyledi. 40 bin asker, zırhlı araç ve ağır silahlarla gerçekleştirilen bu işgal sırasında binlerce insan hayatını kaybedip, on binlercesi sakat kalırken, 200 bine yakın Rum da topraklarından sürgün edildi.

    Türk işgali yalnızlaştırdı

    Türkiye’nin askeri ve sivil bürokrasisiyle adada yıllardır uyguladığı “fetihçi” politikalar ise sadece rant için kullanılan yerel yönetimler yarattı. Hem siyasal hem sosyal yapıda erozyonlar yaratan bu yapı, her alanda Kıbrıslı Türklerin adeta hapsedildiği, adanın kuzeyinin tecrit olduğu bir durum ortaya çıkardı.

    Kıbrıs adası gerek stratejik konumu gerekse tarihi zenginliği ile tarih boyunca her zaman dış güçlerin ilgi odağı olmuştur. Ortadoğu’da adeta yüzen bir savaş gemisi gibi dış güçler tarafından kullanılan adanın yakın tarihinde ise Osmanlı imparatorluğu ile başlayan, İngiliz sömürgeciliği ve Türk yönetimi ile devam eden uluslararası bir politik kriz Kıbrıslıların üzerine kara bulut olarak çökmüş durumda.

    Kıbrıs’ın Türk kâbusu

    Kıbrıs’ın yakın tarihinde 1974 yılıyla başlayan TC işgali ise bir çok sayısız kirli oyunun başlangıç noktası olarak bilinse de adada Türk zihniyeti ile hazırlanmış çıkar oyunları 1950’li yıllarda başlamıştır. İngiltere, Yunanistan, TC, Vatikan, Amerika, İsrail gibi güçlerin ada üzerindeki çıkar oyunları ise tarihsel süreçte Kıbrıslıların yok oluşunu hızlandırmıştır.

    Kıbrıs’ın karanlık yıllarında tüm gerçekliği ile parlayan sayısız detay 1974 yılındaki adaya yapılan Türk müdahalesi ile çok uzun yıllar saklanılmayı başarsa da, Kıbrıs toplumlarının dönüm noktası olan birçok yaşanmışlık günümüzde su yüzüne çıkmaya devam ediyor. Uzun yıllardır baskı ve izolasyonlar ile ambargolar altında yaşam sürdüren Kıbrıs Türkü acı gerçektir ki Türkiye’nin gazabına uğrayarak Kıbrıslı Rumlardan daha şansız bir yaşam sürdürmüştür. Faşist saldırılar, katliamlar ve soykırımlar ile tarihinde övünen Türki zihniyet 1974 sonrasında adayı bölmesi ile işe koyularak bu tarihten itibaren Ortadoğu, Akdeniz ve Avrupa ile ilişkili kirli oyunlarını Kıbrıs üstünden yürütmeye başladı.

    Elbette dişi kanlı bu zihniyet ve yönetimler emellerine ulaşmak için Kıbrıslılarda katletmiş, asimile etmiş ve Türkleştirme politikaları ile ambargolar altında bırakmıştır.

    Var olduğu dönemlerde Osmanlı imparatorluğu adaya gemileri ile çıkartma yapıp işgalci zihniyetle adaya hükmetti, daha sonraki dönemlerde ise ada İngilizlere olan borçtan dolayı İngiliz krallığına kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline dönüştürülmüştür. Adanın yerlileri olan, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin, her ne kadarda kendi kendini yönetemediği bir tarihleri olsa da Kıbrıs’ta, Kıbrıslı toplumların ortak yaşantıları İngiliz sömürgeciliğinin son bulmasıyla noktalanır.

    Faşist İngiliz sömürgeciliğine karşı maden ocaklarında işçi haklarını savunan grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışma örneği, iki toplumlu folklorik özellikler ve kültür bütünleşmesi ile oluşan ortak dil, binlerce evlilik, adadaki taşınmaz mal ortaklığı ve şehirleşmedeki tapulandırmalar günümüzde halen Kıbrıs’ta ortak yaşamın tarihte izlerinin kanıtı olarak öne çıkarken, bugünün şartlarında ise adaya bölünmüşlük hakim.

    Kıbrısın tarihi sürecinde öne çıkan dönüm noktaları ve bilinmesi gerekenler

    1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri Ortadoğu petrolleriydi. Bir diğer faktörse Kıbrıs’ın yine aynı bölgedeki karışıklıklara yakın olması nedeniyle müdahale olanağı sunuyor olmasıydı. Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi çok büyüktü. Türkiye ile Yunanistan 1952 yılında NATO’ya üye olmuştu. Mevcut statükonun korunmasından yana bir tutum takınan TC, Kıbrıs meselesi yüzünden Yunanistan’la karşı karşıya gelerek, NATO üyeliğini tehlikeye atmak istemedi. Ayrıca NATO’nun yarattığı anti-komünizm dalgası da, iki devlette de ağır basıyor ve politikayı daha çok bu histeri tayin ediyordu

    1954’te Yunanistan, İngiltere’nin Kıbrıs’ın “kendi kaderini tayin hakkını” tanıması için Birleşmiş Milletler’e başvurdu. Yapılan görüşmelerde Türkiye, adanın İngiltere’ye ait olduğunu belirterek İngiltere’nin yanında saf tuttu ve başvuru reddedildi.

    1957 başlarında ateşkes ilân eden EOKA, Makarios’un serbest bırakılmasıyla silahlı eylemlerini geçici olarak durdurdu. Öte yandan, aynı aylarda NATO da, Türkiye ile Yunanistan arasında “arabuluculuk” yapma bahanesiyle adaya el attı. Bundan sonra süreç hızla ilerleyecek ve tertiplerin ardı arkası kesilmeyecekti. 27 Ekimde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun başına eski savcı yardımcısı Rauf Denktaş getirildi.

    29 Kasımda Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ilk bildirisini dağıtarak adını duyurdu. Bir yıl sonra EOKA tekrar faaliyete geçerek saldırılarını arttırdı. Buna karşılık TMT de Rumlara savaş ilân etti. Ne var ki TMT’nin hedef aldığı kitlenin içinde, adada barışı ve bağımsızlığı savunan Türk emekçiler de bulunuyordu. Kıbrıslı Rumların ve Türklerin ortak düzenledikleri bir mitingin ardından, TMT, sendikalı Türk işçileri katletmeye başladı.

    Solcu Rum işçiler de söven Rumlarca katledildiler. Emperyalist planların hayata geçmesi için, daha önce barış içinde yaşayan işçi sınıfının ve emekçi halkların kardeşlikten, barıştan ve bağımsızlıktan yana tutumunun kırılması gerekliydi.

    1959’da imzalanan Zürih-Londra Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs anayasasının garantörleri olarak ilân edildiler.

    1960’tan sonra Sovyet yanlışı AKEL’in adadaki oy oranı giderek artmaya başladı. Kıbrıs Cumhuriyeti, Bağlantısızlar Hareketi Zirvesinde kurucu üye unvanını aldı. Bağlantısızlar hareketi, SSCB’ye yakınlığıyla tanınıyordu. Bütün bunlar, Türkiye’yi ve adada emelleri olan tüm emperyalistleri korkuttu.

    Bu “tehlike”nin yarattığı korku, Kıbrıs üzerinde oynanan oyunların daha da sertleşmesine neden olacaktı.

    Kasım 1963’te cumhurbaşkanı Makarios anayasada 13 maddelik bir değişiklik yapmak istedi. Değişikliklerin çoğu, mevcut anayasaya göre Türk tarafına verilen hakları kısıtlayıcı nitelikteydi. Anayasa iki toplumun varlığına göre düzenlenmişti.

    13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni (KTFD) kurdurttu ve basına Denktaş’ı oturttu. Aynı yıl yapılan anlaşmalarla güneydeki Türkler kuzeye, kuzeydeki Rumlar da güneye geçtiler ve ada halkı fiilen etnik kökenlerine göre iki ayrı bölgede toplanmak zorunda bırakıldı. 15 Kasım 1983’te ise bir adım daha ileri gidilerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) adında bağımsız bir devlet kurulduğu ilân edildi..

    Böylece uluslararası alanda kimsenin tanımadığı kendinden menkul bir “cumhuriyet” oyunu sahneye koyulmuş oldu.

    Türkiye’nin 1974 işgaliyle fiili durum yaratarak adayı bölmesinin ardından, Rum kesimiyle Türk kesimi arasında onlarca kez görüşme yapıldı ve bir türlü anlaşmaya varılamadı.

    Kıbrıs hep sömürüldü

    Kıbrıs, Osmanlı’nın borçlarından dolayı İngiltere’ye kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline gelmişti. Bu dönemin bugüne kadar uzanan hatıraları, Türkler ve Rumların maden ocaklarında İngiliz sömürgeciliğine karşı birlikte örgütledikleri grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışmasını, iki toplumlu yerleşimlerin folklorik özelliklerini, kültürel bütünleşmeyi, oluşan ortak dili, binlerce evliliği, taşınmaz mal ortaklıklarını bugüne dek taşıyor. Tabii yalnız hatıra olarak… Adada bugün her açıdan bölünmüşlük hakim.

     

    1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri, Ortadoğu petrolleriydi. Bunun yanında Kıbrıs, Ortadoğu’daki karışıklıklara yakın olması nedeniyle, ele geçirene müdahale olanağı sunuyordu. Özellikle Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi her zaman çok büyük olmuştu.

     

    Akdeniz üzerindeki stratejik konumu dolayısıyla uluslararası güçlerin her dönem ilgisine yenik düşen Kıbrıs adası, halen yüzen bir savaş üssü gibi görülüyor. Hatırlatmak gerekirse bugün Suriye ve Ortadoğu’nun birçok bölgesine NATO’nun ve İngiltere’nin hava saldırılarını düzenleyen savaş uçakları, Kıbrıs’ta bulunan Ağrotur ve Dikelya İngiliz üslerinde koordine edinilip havalanıyor.

     

    Ayıbınızı örtün!

    Yıllardır barış türküleri söylemek isteyen Kıbrıslılar, dileriz ki artık bu umuda yakınlaşır. Kıbrıs’ta  ise, kentin kültürel ve tarihi dokusunun korunduğu, iki toplumlu kültür-sanat festivallerinin düzenlendiği, işgallerin yarattığı tahribatların onarıldığı, bölücü duvarların, tel örgütlerin ortadan kalktığı ve askersiz bir gerçeklik inşa edilebilir… Böyle olursa, dünyaya örnek olan bir Kıbrıs gerçeğiyle karşılaşmak, hiç de hayali değil çünkü Kıbrıs Kıbrıslılarındır, Türkiye’nin ve Türk’lerin değil!

  • Tuma Çelik HDP’den ihraç edildi

    Tuma Çelik HDP’den ihraç edildi

    Seçim çalışmaları sırasında bir kadına cinsel saldırıda bulunmak suçlamasıyla hakkında dava açılan Mardin Milletvekili Tuma Çelik HDP’den ihraç edildi.

    HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Tuma Çelik ile ilgili Meclis’e gelen fezlekenin hemen parti disiplin kuruluna iletildiğini, bunun üzerine 5 Temmuz’da soruşturma bitene kadar tedbiren görevinden uzaklaştırıldığını hatırlattı.

    Oluç, bu süreçte Çelik’in istifa etmiş olmasına karşın parti tüzüğüne göre disiplin soruşturmasının devam ettiğini ve bugün de karar alındığını duyurdu.

    Karara göre Tuna Çelik kesin çıkarma cezası ile partiden çıkarıldı.

    Saruhan Oluç, öğretmen eşi Ebru Işık’a şiddet uygulamakla suçlanan HDP Muş Milletvekili Mensur Işık’la ilgili soruşturmanın ise sürdüğünü söyledi.

    Tuma Çelik, önceki gün “Partimin zarar görmemesi için istifa kararı aldım” diye açıklama yapmıştı. HDP’den yapılan açıklamada ise Tuma Çelik hakkındaki iddiaların haziran ayı sonunda Meclis Grup Yönetimi’nde gündeme geldiği belirtilerek şöyle denmişti:

    “Mardin Milletvekili Tuma Çelik hakkında TBMM’ye iletilen fezlekedeki iddialar Haziran ayının sonunda Meclis Grup Yönetimimizin gündemine gelmiştir. Yapılan incelemenin ardından konu derhal 30 Haziran tarihinde Merkez Disiplin Kurulumuza aktarılmıştır. Merkez Disiplin Kurulu, Çelik hakkında derhal soruşturma başlatmıştır. Bu işlemin başladığı andan itibaren Meclis Grup Yönetimimiz Çelik’in tüm parti ve Meclis faaliyetlerini dondurmuştur. Merkez Disiplin Kurulumuz konuya ilişkin çalışmasını titizlikle sürdürmektedir.”