Category: Hatice Güden

  • ABD Temsilciler Meclisi yaptırımları onayladı sıra Senato’da

    ABD Temsilciler Meclisi yaptırımları onayladı sıra Senato’da

    HABER MERKEZİ -ABD Temsilciler Meclisi Trump Yönetimi’nin Suriye birliklerinin gerçi çekilmesine karşı çıkan yasa tasarısını onayladı. Temsilciler Meclisi, Türkiye’ye yönelik yaptırım kararlarını da onayladı.

    ABD Temsilciler Meclisi Suriye gündemi ile toplandı. Temsilciler Meclisi ‘tarihi’ anlara ev sahipliği yaptı. Keza, Amerikan tarihinde az rastlanır bir şekilde Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, Trump’ın Kürt bölgesinden çekilmesine karşı birleşti. Amerika Temsilciler Meclisi Trump yönetiminin ABD güçlerini Suriye’den çekme kararına karşı hazırlanan yasa tasarısın onayladı. Yapılan oylama 60 oya karşı 354 oyla kabul edildi. Bu da Demokratlar ve Cumhuriyetçileri aynı safta yerini aldığını ortaya koydu Yine alınan bir karar ile “ABD askeri personelinin Kuzey Doğu Suriye’nin bazı bölgelerinden ani bir şekilde çekilmesinin Suriye, İran ve Rusya dahil olmak üzere ABD Hükümeti’nin düşmanları için yararlı olduğu” belirtildi.

    Temsilciler Meclisi’nin onayladığı karar da “ABD’nin Suriye’deki Kürt güçlerine karşı Türk askeri operasyonlarına karışmama gibi bir kararının yanlış olduğu vurgulanarak, alınan kararlar çerçevesinde Türkiye’ye Erdoğan şahsı dahil olmak üzere daha sert yaptırımlar uygulanması ve Suriye’den çekilme kararını geri alınması gerektiği de yer aldı. Temsilciler Meclisi’nin aldığı kararlar Senato’ya gönderilecek. Senato da kararların onaylanması durumunda ABD askerilerin Suriye’den çekilmesinin önüne geçilecek. Yine Türkiye çok sert yaptırımlar ile karşı karşıya kalacak.

  • Sürüklenen insanlık ve seçimler

    Sürüklenen insanlık ve seçimler

    Ülkede, yakın geçmişte pek alışık olmadığımız bir seçim süreci yaşıyoruz. Bugüne kadar her hükümet, seçimlere yakın zamanlarda gönülleri okşayacak yatırımlar ve kimi kırıntılarla halkı yanıltmaya, küçük umutlar ekerek buradan beslenmeye çalışırdı. AKP’nin de bugüne kadar yaptığı bundan farklı değildi. Ne oldu da bugün bundan vazgeçildi?.. Neden, alenen kanlı saldırı ve imha politikaları, vahşet kareleri eşliğinde seçimlere gidilebiliyor?..

    Öyle anlaşılıyor ki, 2023’leri planlayan bir parti, elindeki tüm devlet kaynakları ve olanaklarına rağmen 7 Haziran’da yeni kurulan bir parti (HDP) tarafından yenilgiye uğratılmış olması, onu ciddi ve hala etkisinde kaldıkları bir şoka sokmuş. Ciddi bir özgüven kaybı yaşatmış…

    Düştüğünde bir daha kalkamayacağının farkında olan Saray ve AKP, öyle görünüyor ki durumu tersine çevirebilmek için elindeki tüm mekanizmaları devreye sokmaktan, şoven ve faşist karakterini alenen kullanmaktan kaçınmıyor / kaçınmayacak…

    Ortaçağ vahşetinin deneylerine sarılarak “ya tutarsa” mecalinden korku imparatorluğunu bir kez daha inşa etmek, bu tutmaz ise düşman gördüklerine zarar vermeyi, öç almayı ve son ayakkabı kutularını da doldurmayı planlayan bir seçim planı ile yol almaya çalışıyor.

    Sadece ülkede değil Ortadoğu içinde de hükümranlık hayalleri kuran Saraylı, öncelikle 7 Haziran seçimleri sonrası yeni bir hükümet oluşumuna engel olduğu gibi kontrolündeki DAİŞ çetelerini de ortalığa salarak Suruç katliamı ile savaş ilanını vermiş oldu. Kendince uluslar arası kamuoyunda DAİŞ gerekçelendirilerek Kürt ulusal özgürlük hareketinin yaşam alanları imha edilecek ve böylelikle bir yandan Ortadoğu hayalleri için kullandığı DAİŞ’in önünü açarak oradan ilerlemeyi sürdürecek, diğer yandan ise moral üstünlüğü ele geçirerek Türkiye ve Kürdistan’daki başta ulusal özgürlük güçleri ve devrimci, sosyalist güçler olmak üzere demokrasi güçlerini teslim alabileceğini ummaktaydı. Bunu başaramayınca başta HDP’nin en fazla oy aldığı kentler olmak üzere Kürdistan kentlerine yönelik sıkıyönetim, sokağa çıkma yasakları devreye sokularak katliam saldırıları yapılmaya başlandı. Özellikle Cizre halkının direnişi ve başta Kürdistan olmak üzere Avrupa çapında Kürt halkı ve dostlarının, devrimci, sosyalist ve ilerici kuvvetlerin eylemleri ile saldırıların püskürtülmüş olması Saray ve AKP gladyosunu daha da korkutmaya başladı. Korku büyüdükçe saldırıların boyutu da pervasızlaştı. İnsanlık, panzerler arkasına bağlanarak sürüklenir oldu. Katledilen kadın gerillalar çırılçıplak teşhir edilir oldu. Evlerinin kapılarını açanlar kurşuna dizilir oldu.

    Hiç kuşkusuz bunlar daha önce de yaşanmıştı. Fakat dün ile bugün arasında önemli bir fark vardı. Kürt sorunu ve çözüm zorunluluğu artık en azgın faşist güçler tarafından da kabul görülmek zorunda kalınmış ve toplumsal bir gerçeklik haline gelmişti. Daha da ötesi artık bir başka eşiğe girilmişti. Şovenizm önemli oranda kırılmıştı. Bugün, asker ailelerinin “oğlumu bu vatana feda etmiyorum” demeye başlaması, askerlerin cenaze törenlerinde “Erdoğan oğlunu savaşa yolla” sloganlarının atılması ya da değişik rütbelerdeki askerlerin “bu güne kadar ‘çözüm’ diyenler neden şimdi ‘sonuna kadar savaş’ diyor” demeleri toplumsal tabandaki değişimlere işaret etmektedir…

    Bütün bunlar, Saray ve AKP gladyosunun yaşadığı korku ve özgüven kaybını daha da derinleştirmektedir. Korku derinleştikçe saldırının dozu artmaktadır…

    Halkların birleşik demokratik cephesi haline gelen HDP ve onu oluşturan güçlere (Kürt ulusal özgürlük hareketi, devrimci ve sosyalist güçler, demokrasi güçleri, Alevi hareketi) yönelik saldırılar bir yana artık liberal aydınlar bile linç edilmektedir.

    Deyim yerindeyse artık panik atak hale gelen Saray ve AKP gladyosu katliam ve siyasi soykırım operasyonlarından medet ummaktadır.

    Bu saldırılar ile bir yandan geniş yığınlarda korku ve umutsuzluk yaratmayı ummakta, diğer yandan ise örgütlü kuvvetleri seçimleri boykota zorlamaktadır. Böylelikle seçim dışı kalan kuvvetlere düşen milletvekili sayısını alarak kendi imparatorluğunu kurmayı hayal etmektedir.

    Tüm bu nedenlerle seçimler, bir öncekinden çok daha önemli bir mücadele alanı haline gelmiş bulunmaktadır.

    Bu dönemin seçim çalışmaları, yukarıda saydığımız gerekçeler nedeniyle açıktır ki ikili karakterli olmak durumundadır. Bir yandan yaşanan saldırılara karşı sokağın gücü ile faşist baskı ve saldırılara karşı barikat örerken diğer taraftan seçim sandıklarını hesap sorma aracı haline getirebilmeliyiz.

    Böylesi bir zaman diliminde seçim çalışmasını hafife alan duygu ve düşünceler, geleceği göremeyen yaklaşımlardır. Varsa bu ruh halinden hızla kopuşmalıyız!.. Seçim çalışmaları üzerinden en geniş yığınları karanlığın suç ortağı olmamaya hazırlamalı ve elde edeceğimiz başarı ile gerçek adaletin yolunu açabilmeliyiz. Bunu başarabildiğimiz oranda ödenen bedellerin hakkını verebilir, aydınlıklara ulaşabiliriz!

    Yerlerde sürüklenen insanlığımız Hacı Lokman Birlik şahsında tüm ölümsüzleşenlerimiz önünde saygı ile eğiliyorum.

  • Sarsıcı bir seçim çalışması için görev başına!..

    Sarsıcı bir seçim çalışması için görev başına!..

    Saray efendisi ve AKP kontrolündeki devletin ordusu, bürorasisi, hukuku ve medyası cümbür cemaat Kürt ulusal özgürlük mücadelesini ve beraberinde HDP’yi hedefe oturtarak sürdürdükleri seçim çalışması, iç savaş unsurları tetiklenerek sürdürülüyor. Şovenizm zehiri tüm medya organlarında dakika dakika şırınga ediliyor.

    Kitle psikolojisini kontrol altına almayı, 7 Haziran seçimleri ile yeşeren yeni yaşam umutlarını baltalanmayı ve birleşik demokratik cephe örgütü haline gelen HDP’yi marjinalleştirmeyi hedefleyen bu seçimler, görülebileceği gibi sadece HDP’yi meclis dışına atmayı değil, aynı zamanda demokratik muhalefeti ezmeyi hedefleyen oldukça stratejik bir “seçim” sürecidir.

    Uygulanmakta olan politikaların sadece Türkiye devleti sınırları içerisine hapsolduğunu söylemek de yanıltıcı olur. Avrupa’da da benzer politikalar devreye sokulmuş, bizzat Saray efendisi tarafından “PKK’ye en büyük destek Avrupa’dan geliyor” denilerek Avrupa’da bulunan kirli savaş timlerinin harekete geçmesi emrini vermiş oldu. İsviçre ve Ardından Almanya’da Kürt kurumları başta olmak üzere demokratik kurumlara yönelik saldırılar yapılmaya, asker ve polis ölümleri bahane edilerek provakasyon eylemleri yapılmaya başlandı.

    Kısacası, dikatörlük güçleri kendi rolüne uygun davranıyor. Peki demokrasi güçleri, devrimci, sosyalist ve yurtsever güçler rollerine uygun davaranabiliyorlarmı?..

    “Erken seçim” ile başlayan sürecin artık sadece bir baraj meselesi olmadığı, diktatörlük ile demokratik yaşamın, faşizm ile özgürlükler mücadelesinin önemli bir kapışma alanı olduğu ve buna göre mevzilenmek gerektiği, seçimlere bu perspektiflerle yüklenmek gerektiği yeterince anlaşılır hale geldi, planlar çıkarılabildimi?

    Geceyi gündüze katan bir emek örgütlenebiliyormu?

    Birleşik bir mücadele ve çalışma hattı, kitlesel sahiplenme ve çalışma hattı oluşturulabildimi?

    Demokrasi güçlerinin uluslararası dayanışması örgütlenebiliyormu?

    Seçim güvenliğini dikkate alan hazırlıklar yapılabiliyormu?..vb.

    Bu soruları bireylerin ve örgütlü güçlerin kendilerine ve çalışma ile kurdukları ilişkilenişe sormalarını isteyerek, HDP Britanya Kadın Koordinasyonu’nun deneyimi ve çalışmalarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Bildiğiniz gibi 7 Haziran seçimlerinde yüzde 60 gibi önemli bir başarı yakalandı. HDP, birincş parti haline geldi.

    7 Haziran seçimlerinin akıllarda kalan en önemli ayıracı, kadınların kendi örgütlülüklerini yaratarak sürdürdükleri seçim çalışması olmuştu. HDP Britanya Kadın Koordinasyonu, geceli gündüzlü çalışması ile tüm çalışmalara enerji katmış ve denebilirki kitle çalışmasının esasını kadınlar omuzlamıştı.

    Kısa sürede, bağımsız irade ve inisiyatif sahibi haline gelen kadınlar, 1 Kasım seçimlerinin de atılım gücü oldular.

    HDP Britanya Seçim Koordinasyonu’nun da bileşeni olan kadınlar, öncelikle HDP Britanya Seçim Koordinasyonu’nun toplantı yapmasını bekledikten sonra gecikmeyi dikkate alarak bir araya geldi. Bir önceki deneyimlerini dikkate alan kadınlar hızla bir takım kararlar aldı. Yapılan HDP Britanya Koordinasyonuna da kararlarını taşıyan kadınlar, burada alınan yeni kararlarla ayrıldılar. Fakat çalışmalar istenildiği gibi yürümüyordu. Adeta 7 Haziran seçimlerinde alınan yüzde 60 oy oranının rehaveti çalışmalara yansımıştı. Durumdan rahatsız olan kadınlar, bir kez daha ve kitlesel bir koordinasyon bileşimi ile (30 civarında kadın) toplantılarını yaptı. Semt gruplarını ve medya grubunu oluşturarak ve hedef kitlesini belirleyerek somut kararlar, planlarla pratik çalışmalarının startını verdi. Perşembe akşamı yapılan toplantının hemen ardından Cuma gününden itibaren kadınlar üç ayrı bölgede sokaklara çıkmaya, ev ziyaretleri, esnaf ziyaretleri yapmaya, okul önlerinde kadınlarla ilişkilenmeye başladılar. Üstelik her hangi bir iteklenme, dürtüklenme yada oluşturdukları gurp üyelerini beklemeden. Her kadının bir grup oluşturması perspektifine hayat vererek ya da bireysel olarak çalışmalarını şevkle sürdürdürüyorlar. 3 gün içerisinde yüz yüze temaslarla 2000 HDP Britanya Kadın Koordinasyonu imzalı bildiriler dağıtılmış, Edmaton’dan başlayarak Tottenham’da sonlandırılan kitlesel sokak ajitasyonları ile kadınlar sokağın tedirginliği süpürüp atarak seçim motivasyonu Londra’ya yeniden taşıdılar. Üstelik bu kadınların ezici çoğunluğu, daha önce hiç bir örgütsel deneyime sahip olmayan kadınlar…

    Sonuç olarak; bu pratik deneyimin de gösterdiği gibi seçim çalışmasının sürdürülmesi bakımından “insan sorunu” yok. Asıl sorun; statükocu politikalarla hesaplaşma, kitlelere güven ve iktidar olma perspektifindeki zayıflıklarda aranmalı.

    Sarsıcı bir seçim çalışmasının, tüm bunlarla hesaplaşılabilecek bir zemin olduğu gerçeği ile yeni yaşam dostlarını göreve çağırıyorum!..

  • TÜRKİYE’DEKİ HAZİRAN SEÇİMLERİ ve KADIN

    TÜRKİYE’DEKİ HAZİRAN SEÇİMLERİ ve KADIN 1

    Başta kadınlar olmak üzere 13 yıldır yaşamları karartılmaya çalışılan farklı inançlardan, uluslardan, mezheplerden halklar ve sürgünde yaşayan biz göçmen ve mülteciler, yeni bir sınavla karşı karşıyayız. Ya; eşit, özgür, adil, insanca ve onurlu bir yaşam irademizi ve umutlarımızı sandıklara taşıyacağız, Ya da; karartılan yaşamımızdan yakınmaya, onurumuzun çiğnenmesine, geleceğimizin karartılmasına, kadın katliamlarına seyirci kalacağız!

    Türkiye, 7 Haziran 2015’te genel seçimlere gidiyor. Avrupa’da 3 milyon civarında seçmenin oy kullanacağı bu seçimler, tüm ezilen ve sömürülenlerin olduğu gibi biz kadınların geleceği bakımından da belirleyici bir önemde.

    Çünkü bu seçimler; 13 yıldır uygulana gelen gerici, baskıcı, hiçleştirici, tekleştirici ve köleleştirici politikaların katmerlenerek devamı, yada eşit, özgür, adil ve insanca bir yaşam tercihimizin resmini verecek.

    Bilindiği gibi tek parti diktatörlüğüne dönen ülkede; gerici-faşist AKP hükümeti iktidara ilk geldiğinde, kendisi için de bir tehdit olan Milli Güvenlik Kurulu (MGK)’nın yetkilerini ele almış, birçoklarını emekliliğe ayırarak, tutuklayarak önündeki engelleri temizlemişti. Bu temizlik hiç kuşkusuz işçi ve emekçilerin de yıllardır üzerine çöken askeri baskı rejiminin çözülmesi anlamını taşıyor ve sempati ile karşılanıyordu.

    Fakat, giderek yargıda, bürokraside, askeri ve güvenlik birimlerinde kademeli olarak tüm devlet mekanizmalarını ele geçirerek kendini sağlama alan AKP ve ardındaki sermaye grubu, aldatıcı liberal perdesini bir tarafa atarak adına “uzmanlık devresi” dedikleri gerici-faşist, saldırgan diktatörlüklerini devreye sokmaya başladılar.

    Kadınlar; AKP’nin köleleştirmeyi hedeflediği ilk toplumsal kesit oldu

    Başörtüsü serbestliği adı altında, artık ilk okullara kadar inen “başörtüsü serbestisi” getirildi. Okullar, Sünnileştirme mekanlarına dönüşmeye başladı. Artık, “hamile kadınların sokağa çıkması terbiyesizlik”, “kadınların kahkaha atması iffetsizlik” oldu. Kadınların çalışmaması, en az 3 çocuk doğurarak çocuk yetiştirmesi istendi. Kadın bedenine müdahale edilerek, tecavüz sonucu yaşanmış hamilelikler de dahil kürtaj yasağı gündeme getirildi. “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masum” dendi.” “Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer”. “Bunlar ya satılıktır ya kiralıktır” dendi. Saymakla bitiremeyeceğimiz kadın yaşamına yönelen baskılar, kural ve erkek egemen ahlak kaideleri, AKP döneminde kadına yönelik şiddeti yüzde 1400 oranında arttırdı. Artık ülke toprakları; her gün 5 kadının öldürüldüğü bir coğrafya oldu.

    “Ana Muhalafet” CHP ne yaptı / yapıyor?

    CHP, uzun zamandır iktidar yüzü görmese de halkların çokça deneyimlediği partilerden biri. Tüm konularda olduğu gibi kadın özgürlük mücadelesinde de sadece laf yapan bir parti.

    Türk devletinin en eski partisi olmasına karşın, hala CHP içerisinde kadının eşitlenme şansı olmamış. Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA-DER) in verileri ve değerlendirmelerine göre, CHP’nin parti organlarında ve adaylık süreçlerinde yüzde 33 kota uygulayacağına dair iç tüzüğü olmasına karşın, bu maddeler uygulanmamakta.

    CHP; kendi hükümetleri dönemi dahil, muhalefet süreçlerinde de kadın sorunlarında ciddiye alınır bir müdahale içerisinde olmamış, daha da ötesi oy avcılığı için gerici dalgaya teslim olabilen kemiksiz bir parti olduğunu belgelemiştir. Kemalist laiklik konusunda burnundan kıl aldırmayan CHP; Ekmeleddin İhsanoğlu gibi tescilli bir gericiyi Cumhurbaşkanı adayı göstermekten sakınmamıştır. MHP gibi yine tescilli bir faşist parti ile kol kola olmayı her fırsatta sürdürmektedir.

    Dolayısıyla tek seçeneğimiz bulunmaktadır: Her ulustan, mezhepten, inançtan, etnik kimlikten kadın ve erkeklerin, ötekileştirilenlerin birleşik demokratik cephesi HDP!

    Halkların Demokratik Partisi (HDP); Kadın Özgürlükçü Bir Partidir!

    Emeğin ve ezilenlerin kurtuluşu için; özgürlük, barış ve adalet için mücadele eden güçlerin birliğinden oluşan HDP: Yeni bir parti olmasına karşın, merkezden yerel örgütlere kadar her örgütlenmede Eş Başkanlık ve kota sistemiyle siyasette eşit temsilin sağlanmasını zorunluluk haline getiren ve uygulayan tek partidir.

    HDP: Erkek egemen sisteme, politika ve uygulamalara, kadına yönelik şiddetin bütün biçimlerine karşı mücadele eden, kadın cinayetlerinin sonlanması, can güvenliğinin sağlanması için mücadele eden, “Kadına yönelik cinsel şiddetin tanınması ve soruşturulmasında kadın beyanı esastır” ilkesini savunan tek partidir.

    HDP: Kadın işçi ve emekçilerin üretim sürecindeki eşitsiz konumlarına karşı verdikleri mücadelenin yanında olan, eşit işe eşit ücret talebini sahiplenen, çalışma yaşamında kadınlara yönelik engellerin kaldırılması, eşitsizliklerin aşılması için mücadele içerisinde olan tek partidir.

    HDP: Başta kendi içindeki cinsiyetçilikle mücadele olmak üzere, tüm cinsiyetçi ilişkilere ve cinsiyetçi dile karşı mücadeleyi görev bilen tek partidir.

    HDP: Kazandığı Belediyelerde; kamu hizmetlerini kadınların ihtiyaçlarını önceleyerek yapan, kadınlara pozitif ayrımcılık ilkesiyle hizmet veren tek partidir.

    HDP: Sadece kadınlara hizmette öncelik veren değil, aynı zamanda tüm yerel yönetimlerde ve belediyelerinde; yereldeki kadınların katılımıyla oluşan Kadın Meclisleri aracılığıyla, yerel yönetimlere kadınların doğrudan müdahale etmesini sağlayan ve kendisini Kadın Meclislerinin denetimine açık tutan tek partidir.

    HDP: Erkek egemen sistemin kadını köleleştirmek için adını “ahlak” olarak tanımladığı tüm cinsiyetçi kural ve sınırları reddeden, kadının eşit, özgür ve saygın bir kimlik olarak toplumda yer bulmasını savunan tek partidir.

    HDP: Kadınların ev içi emeğinin görünür kılınmasını önemseyen, değer ürettiğini kabul eden ve ev emekçisi kadınların sosyal haklarını kazanması için mücadele eden tek partidir.

    HDP: Kadınların örgütlenmesi önündeki her tür engelin kaldırılması, ekonomik, toplumsal, siyasal, hukuksal, kültürel ve sosyal alanda erkek egemen sistem nedeniyle kadınların yaşadığı eşitsizliğe karşı, fiili ve gerçek bir eşitliğin sağlanması için mücadele eden tek partidir.

    HDP: Kadın bedeninin ve cinselliklerinin denetlenmesine karşı çıkan, kürtajı bir kadın hakkı olarak savunan, kadınları erkek şiddetinden korumak için ekonomik ve sosyal politikaları benimseyen ve uygulayan tek partidir.

    OYLAR; EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK ve ONURLU BARIŞA!

    HDP; Yeni yaşam çağrısıdır:

    Yeni yaşam; Halkın doğrudan kendini yönettiği, etnik, dinsel, cinsel ve ulusal ayrımların olmadığı, farklılıklarını özgürce ve gururla ifade ettiği, işçi ve emekçilerin, ezilen ve sömürülenlerin gelecekleri hakkında söz, yetki ve karar sahibi olmasıdır.

    Yeni yaşam; Onurlu barışa inanmaktır. Kürt sorununun, barışçı, demokratik, eşit haklara ve gönüllü birliğe dayalı çözümüdür. Eşit ve özgür yurttaşlık hukuku içerisinde yaşama hakkıdır.

    Yeni yaşam; Adalettir. Cinsiyetçi olmayan, ekolojik, eşitlikçi, sosyal ve özgürlükçü bir anayasaya sahip olmaktır.

    Yeni yaşam; İşsizliğin, iş cinayetlerinin, çocuk işçiliğinin olmadığı, esnek, sağlıksız, güvencesiz ve sigortasız çalışmanın ortadan kaldırıldığı, sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırma saldırılarının son bulduğu, çalışma sürelerinin kısaltılarak emek değerinin karşılığının sağlandığı yaşamdır.

    Yeni yaşam; Kapitalizme, emek sömürüsüne, yolsuzluk ve talana; gelir dağılımındaki uçuruma, açlık ve yoksulluğa karşı, işçi ve emekçilerin insan onuruna yaraşır ekonomik ve sosyal koşullara sahip olmasıdır.

    Yeni yaşam; Zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi, Hıristiyan, Musevi, Ezidi gibi ezilen ve dışlanan tüm inanç ve kültür grupları üzerindeki baskıların kaldırılması, halklara ve inançlara eşit yurttaşlık hakkı ve özgürlüğün tanınmasıdır.

    Yeni yaşam; Küçük bir azınlığın çıkarları için yapılan doğa katliamının son bulması, korunmasıdır.

    Yeni yaşam; İşsizlik, baskı ve yoksullukla terbiye edilmeye çalışılan gençlerin, yönetimde söz sahibi olması, zorunlu askerliğin kaldırılmasıdır. Gençliği bir asayiş sorunu olarak tanımlayarak zapt etmek değil, siyasetin ve hayatın her alanında gençliğin aktif katılımını sağlamak ve örgütlenmeleri önündeki tüm yasal engellerin kaldırılmasıdır.

    Yeni yaşam; Parasız eğitim hakkıdır. Herkesin eğitimde fırsat eşitliğine sahip olması, milliyetçi ve cins ayrımcı öğelerden arındırılmış eğitim hakkına sahip olmasıdır. Ana dilde eğitim hakkıdır. Üniversitelerin, akademik ve demokratik özerkliklerinin tanınmasıdır.

    Yeni Yaşam; Homofobi ve transfobinin olmadığı, insanların cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği nedeniyle öldürülmediği, ayrımcılığa uğramadığı eşitlikçi, özgürlükçü bir yaşamdır.

    Yeni yaşam; toplum üzerinde yükselen otoriter, antidemokratik, bürokratik ve cinsiyetçi devlet anlayışının son bulması, tek tipçi dayatmalara karşı çoğul, farklılıkların eşit ve gönüllü beraberliğine dayalı bir toplumsal varoluştur.

    Köleliği reddeden tüm kadınlarımızı; “Yeni Yaşam” çizgisi etrafında birleşmeye, sandıkları eşitlik ve özgürlük kürsülerimiz olarak kullanmaya çağırıyoruz! 

    Oylar HDP’ye!

    Hatice Güden

  • Kadınlar; Seçimlere Hazır mıyız?..

    Kadınlar; Seçimlere Hazır mıyız?..

    Tüm kesimlerin birleştiği en önemli nota; 7 Haziran seçimlerinin tarihi özellikte olmasıdır. Evet, tarihidir. AKP faşizmi için Osmanlı tarzı yönetimin, yani “başkanlık” sisteminin oylanması, CHP için var oluş ve yok oluş çizgisindeki çırpınışın oylanması, emek ve demokrasi cephesi için 12 Eylül faşizminin koyduğu setlerin parçalanması bakımından tarihidir.

    Bunlar, öne çıkan/çıkartılan yanlar… Oysa bu seçimlerin içerisinde saklı bulunan farklı tarihi özgünlükler de var ve olacak… Örneğin; LGBTİ bireylerinin ilk kez bu denli sözünün ve iradesinin konuşacağı bir seçim süreci yaşayacağız. Örneğin; kadınların eşit temsilinin, sözünün ve iradesinin boy verdiği/vereceği bir seçim süreci yaşayacağız.

    Emek ve demokrasi cephesinin -ki bu HDP’den başkası değildir- hazırlandığı seçim süreci böylesine tarihi özellikte bir seçim süreci olacaktır. Ve daha ilk günden görüldüğü gibi sadece oylara kilitlenmiş bir seçim çalışması olmayacak, bu seçimlerde adaylar değil, politikalar çatışacak.

    Buradan hareketle seçim çalışmalarında, biz kadınların duruşu oldukça önemlidir. Yıllardır özlemini çektiğimiz kadın özgürlük taleplerinin toplumsallaştırılması ve örgütlendirilmesi bakımından bu seçimler önemli bir role sahip olacak.

    Bu nedenle; tüm kadın özgürlükçü kesim ve bireylerin bu seçim sürecini bir seferberlik ruhu ile örebilmeleri önemlidir.

    Başta HDP Britanya Seçim Koordinasyonu olmak üzere yerel örgütlülüklerde yer almalı ve kadın örgütlülüklerinin oluşturmaya çalıştıkları “HDP Britanya Kadın Koordinasyonu” yada “Meclisi” -hangisi uygun görülecekse- bu çalışmalarda kadın emeğinin, etki gücü ve iradesinin görünür kılınması, kadın özgürlük taleplerinin seçim politikalarının bir malzemesi değil gerçek gündemi haline getirilmesi bakımından önemlidir.

    Oluşturacağımız kadın koordinasyonu veya meclisi, merkezi koordinasyonun alt örgütü gibi değil bir bileşeni gibi işlev görmelidir. Merkezi koordinasyonlar bu örgütlülüklere öneride bulunabilmeli fakat onlar adına karar almamalıdırlar.

    Oluşturulacak kadın koordinasyonunda, kadın grupları, örgütleri vb katılabileceği gibi bağımsız bireyler de katılabilmelidir. Bu oluşum içerisinde yer alan kadın grupları yada örgütlülükleri; oluşturulacak ortak politikaları eksen alarak çalışma yürütebilmelidirler. Hiç kuşkusuz koordinasyon bileşeni kadın grupları, kendi grupsal çalışmalarını da ayrıca yürütebilir ve örgütleyebilirler. Fakat koordinasyonun ortaklaşmadığı çalışmaları yada politikaları koordinasyon kimliği ile deklare etmemelidirler. Hepimizi bağlayan politik eksen HDP’nin kadın politikaları olmalıdır.

    Koordinasyon komitesi kendi içerisinde iş bölümüne gidebilmeli ve hemen her dokunduğumuz kadının bu çalışmaların birer parçası olmalarını sağlayabilmeliyiz.

    Güncel basını ve medyayı, burjuva partilerin kadın politikalarını ve söylemlerini takip edecek ve gerekli gördüğü yerde açıklamalar ve teşhir yazıları hazırlayacak, radyo ve TV programlarının ayarlanması gibi işleri omuzlayacak “Basın ve Medya Grubu” başta olmak üzere teknik işleri örgütleyecek gruplar, propaganda ve ajitasyon grupları, bölge ve semt gruplarını oluşturabilmeliyiz.

    Yapacağımız çalışmanın hedef kitlesi kadın olduğuna göre, politik ekseni de esasen kadın olmalı. HDP’nin kadın politikalarının kavratılması, diğer burjuva partilerin kadın politikalarındaki iki yüzlü ve cinsiyetçi yanları teşhir edebilmeliyiz. Yapılabildiği oranda kadın eksenli ortak afişler, bildiri ve broşürler çıkarabilmeli, sokak stantları açabilmeliyiz. Ev ve mahalle toplantıları yapmalı ve “Neden kadınların oyları HDP’ye” sorularına yanıtlar aranmalıdır. Bu amaçla sinevizyon vb ile görsel yolla iletişimi güçlendirebilmeliyiz. Düğün, nişan vb halkımızın etkinlikleri de bu konuda kullanacağımız araçlar olabilmeli.

    Yöresel derneklerin kadın kitlelerine ulaşmayı önemsemeliyiz. Yapılan kahvaltı ve diğer etkinlikleri kurumların bilgisi dahilinde değerlendirmeli, kadınların sorularına kendimizi açık tutabilmeliyiz.

    Bunlar, HDP’nin gücünün hissettirilmesi, seçim sandıklarına gitmenin örgütlenmesi ve daha sonraki zamanlarda ilişkinin devamı bakımından da önemlidir.

    Çalışmalarımızda; kapsayıcı, dostane bir dil, ortak akıl ve iş, kolektif katılım mutlaka önemsenmelidir.

    Sadece kendimizi duyuran çalışmalar değil, kendimizi tanıtan ve yakınlaştıran çalışmalar yürütebilmeliyiz.

    Bütün bunları başarabilecek gücümüz var. Yeterki buna inanalım!..

     

  • 8 Mart Hangi Kadınlar Günü?

    8 Mart Hangi Kadınlar Günü? 1

    Uzun yıllardır her 8 Mart’ta karşı karşıya geldiğimiz sorulardan biri de 8 Mart’ın hangi kadınların günü olduğudur. Daha somut ifadeyle: “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüdür / Dünya Kadınlar Günümüdür?” sorusuna yanıt arayalım istedik.

    Buna verilecek yanıtlar, hiç kuşkusuz bu günü yaratan tarihler ve değerlerle ilgilidir. Öncelikle kabul etmeliyiz ki günümüzde iki 8 Mart var!

    Biri; 8 Mart’ı tarihe kazandıran grev ve direnişlerle yaratılmış 8 Mart, diğeri ise Birleşmiş Milletler ‘nin (BM) 1977 yılında kabul ettiği 8 Mart.

    8 Mart’ı yaratan grev ve direnişler

    On Dokuzuncu Yüzyıl ortalarından itibaren, Avrupa’da ve ABD’de kadın işçiler, 8 Mart’ın tarihini oluşturan çok ciddi emek mücadeleleri verdiler.

    8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan 40 bin kadın, 16 saatlik işgününün 10 saate indirilmesi ve ücretlerde artış yapılması talebiyle greve başladılar. 40 bin kadın işçinin örgütlediği bu grev, o zamana kadar ki en kitlesel kadın eylemlerinden biri olur. Polisin grev yapan işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi arkasından çıkan yangında 129 işçi yanarak yaşamını yitirir. Bu üzücü olay tüm dünyada büyük yankılar uyandırmış olmasına karşın, ABD basınında neredeyse hiç yer verilmez. Fabrika yönetimi ve polis, yaşananları halktan gizlemeye çalışsa da işçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katılır.

    1908 yılının 8 Mart’ında ise yine New York’da 15 bin dokuma işçisi kadın, grev başlatarak işyerlerini işgal ederler. Bu kez işçi kadınlar taleplerini daha da genişletmişlerdir: “8 saatlik işgünü, çocuk emeğinin sömürülmesine son verilmesi ve kadınlara oy hakkı’’, tanınmasını isterler.

    1909 yılında ise Manhattan’da 20 bin gömlek işçisi kadının grevi, diğer fabrikalara yayılır. Polis saldırısında yüzlerce kadın yaralanır ve tutuklanır. Grev talepleri kabul edilinceye kadar, yaklaşık iki ay grev ve eylemler sürer.

    8 Mart’ın ilan edilişi

    Kapitalizmin azgın saldırısının en somut ifadelerinden biri olan bu olaylar, 26-27 Ağustos 1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde 17 ülkeden 100 delegenin katıldığı Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı’nda gündeme alınır. Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin üst düzey yöneticilerinden ve kadın politikaları konusunda uzman olan Clara Zetkin’in önerisi ile 8 Mart 1857’de öldürülen kadın emekçiler anısına 8 Mart’ı Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlamaya karar verirler.

    Zetkin’nin hazırladığı karar önergesinde şunlar yazılmaktaydı. “Her ülkenin sosyalist kadınları, kendi ülkelerinde proletaryanın sınıf bilincine sahip politik ve sendikal örgütleriyle mutabakat içinde, esas olarak kadınlara oy hakkının ajitasyon ve propagandasına hizmet etmek üzere, her yıl bir kadınlar günü düzenler. Bu talep, sosyalist anlayışın kadın sorununa yaklaşımına uygun olarak gündeme getirilmelidir. Emekçi kadınlar günü uluslararası bir karakter taşımalı ve özenle hazırlanmalıdır.”

    İlk 8 Mart kutlamaları

    1910 Kopenhag Konferansı’nda alınan karar uyarınca, 1911 yılında 8 Mart ilk kez Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de yüz binlerce kadının katılımıyla kutlanır. Bu kutlamalardan sonra 25 Mart 1911’de New York kentinde çoğu İtalyan ve Yahudi göçmenlerin çalıştığı, Triangel yangınında 140 kadın işçi yanarak ölür. Daha sonraki yıllarda yapılan Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamalarında, bu felakete yol açan çalışma koşulları gündeme getirilir.

    1912 yılında Amerika’da, Massahucettes Eyaleti’ndeki büyük yün merkezi Lawrence’de, 20.000 işçi, ücretlerinin azalmasını protesto ederler. Bunun üzerine büyük New England Tekstil Sanayi’ni sarsan iş bırakma olayı gerçekleştirilir.

    Yine, 8 Mart 1917’de (Rus takvimine göre Şubat ayıdır) Rus kadın işçiler sokağa dökülür ve “Ekmek ve Barış” için yürürler. Çarlığın günler öncesinden sokağa çıkanların kurşunlanacağını ilan etmesine karşın sokaklara çıkan ve Çarlığa doğru yürüyüşe geçen kadınlar, bu kararlılıkları ile Şubat devriminin ateşleyicisi olurlar.

    Kapitalizmin, 8 Mart’ın içeriğini boşaltma oyunu

    Onlarca yıl, adalet, eşitlik ve özgürlük için 8 Mart’larda sokaklara çıkan kadınlar, vahşi saldırılara uğrarlar. Katledilir, işkencelerden geçirilir, tutsak alınırlar. Fakat 8 Mart bir kadın özgürlük günü olarak kutlanmaya devam eder.

    Kadınların direniş ve isyan günlerine dönen 8 Mart’ları yasaklayamayan kapitalistler, tıpkı 1 Mayıs’larda olduğu gibi bu defa içeriğini bozmaya çalışırlar.

    Bu amaçla, sermayenin birliği olan Birleşmiş Milletler (BM) 16 Aralık 1977 yılında 8 Mart’ı “Dünya Kadınlar Günü” olarak ilan eder.

    BM’nin bu kararından sonra yapılan etkinlik ve resmi ağızlardan yapılan açıklamalarla emekçi kadınların hak alma mücadelesi ve talepleri gölgede bırakılır.

    Günün gerçek sahipleri olan emekçi kadınlar, 8 Mart’ı özgürleşmenin ve sömürüye başkaldırının miladı görüp ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kutlarken, kapitalistler ise tüketim toplumunun tüm nimetlerini pazara sürerek, 8 Mart’ın eş ya da sevgililer tarafından özel hediyelere boğulduğu, bir günlüğüne kadının özelleştiği ve güzelleştiği ‘Dünya Kadınlar Günü’nü kutlamaya başlar.

    Emekçi kadın kimdir?

    Yaşamlarını kendi emek üretimleri ile sağlayan herkes emekçidir. Karşılığı alınan emek olduğu gibi karşılıksız emek de vardır. Örneğin emeğini ücret karşılığı satan bir kişi de emekçidir. Evde yaşayanları (eş, çocuk, aile) yarına hazırlayan, yemek, temizlik ve bakım yapan kişi de emekçidir.

    Diğer bir anlatımla, dışarıda para karşılığı çalışan kadın da emekçidir. Evde aynı işi ücretsiz yapan kadın da emekçidir.

    Emekçi olmayan tek kesim, yaşamlarını başkalarının emeği üzerinden sağlayanlardır. Örneğin hizmetçilere sahip, emek üretiminde bulunmayan bir kadın emekçi olamaz.

    Emekçi olmayan kadınların kadınlık sorunları yok mudur?

    Hiç kuşkusuz vardır. Fakat maalesef yaşadığı sorunlar, ait olduğu ezen ve sömüren sınıfın yaratmış olduğu sorunlardır. Ve bu sorunları ortadan kaldırmanın tek yolu sınıfsız, sömürüsüz bir dünya yaratabilmektir. Yani ezen ve sömüren sınıfa ait kadının sorununu da çözecek olan, emekçi kadın hareketidir. Dolayısıyla, 8 Mart’ı bir kadın kurtuluş mücadelesinin günü olarak “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” biçiminde tanımlamak ve içeriğini güncel mücadele talepleri ile doldurmak önemlidir.

    Hiç kuşkusuz, sadece doğru tanımlamak yetmez. Protestoculuğu aşmış, kazanımlara kilitlenen, sonuç alıcı çalışmalar yürütmektir 8 Mart’a sahiplenebilmek!..

    Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü 8 Mart özgürlük isyanı, kadınların kendi hayatlarını ve toplumu değiştirme mücadelesinde aktif yer almalarının sembolü olması umuduyla!

     

    Hatice Güden

  • Uzun yıllardan sonra nihayet…

    Uzun yıllardan sonra nihayet…

    Uzun yıllar kadın özgürlük mücadelesinde hasbelkader yer almaya çalışmış biri olarak onlarca 8 Mart eyleminde, etkinliğinde yer aldım. Saçlarımızdan tutularak süreklendiğimiz, kafalarımızda hala izleri bulunan kalaslarla dövüldüğümüz 8 Martlar… Eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerimizle yürüdük yıllarca…

    Fakat ilk kez ve nihayet, 8 Mart’ımızı bir kutlama havasında karşılıyoruz… Değişim inancı ve iddiasıyla sokaklardayız… Protestoculuğu aşan çözüm gücü olma perspektifi ile kendimizi örgütlüyoruz.

    Kobanê zaferimizle umutsuzluk duvarları parçalanmış, yıllarca izleyici pozisyonunda kalan yüreği eşitlik, özgürlük ve adaletten yana pek çok kadın, kavgasının sahibi haline gelecek umudu büyütmekte. Bu nedenle kartopunu büyüterek, değiştirici bir kuvvet olabilmenin görevleri bizleri bekliyor.

    Rojava, Ortadoğu bölgesi ve Ukrayna üzerinde tepinen ABD, AB ve Rus emperyalistleri, kışkırttıkları iç savaşların yanı sıra kendi aralarında karşılıklı restleşmelerle Avrupa kıtasında da yeni bir savaş olasılığını gündemimize taşımaktalar…

    Almanya’da başlayan Pegida gibi liberal görünümlü ırkçı-faşist hareket, Avrupa çapında hızla gelişmekte / geliştirilmekte…

    Mülteci haklarına yönelik saldırılar, sınır dışılar, baskı yasaları, aynı iş kolunda bulunan kadın ile erkek çalışanlar arasındaki ücret uçurumu, öncelikle kadınları vuran işsizleştirme, taşeronlaştırma saldırıları, sosyal hak gaspları, kadın ticareti, kadına yönelik şiddet gibi pek çok mücadele görevi güncelliğini korumaya devam ediyor…

    Tüm yukarıda sayılan nedenlerden dolayı Londra 8 Mart Platformu’nun belirlediği “Savaşa, Şiddete, Irkçılığa ve Köleliğe Karşı KOBANE Kadın Direnişi ile Başkaldırıyoruz!..” şiarı, 8 Mart 2015 yılının iyi formüle edilmiş şiarı olma özelliğindedir.

    Rojava kadın devrimi ve Kobanê kadın direnişinin zaferi, sadece Ortadoğu halklarından kadınların değil aynı zamanda Avrupa ve dünyadaki tüm özgürlük arayışındaki kadınların ilham kaynağı olmuş ve çözüm anahtarını sunmuştur. Dolayısıyla, Rojava kadın devriminin deneyleri ışığında hazırlanılacak 8 Mart çalışmaları; bir yandan beklemeci, izleyici ve protestocu duruşu silkeleyerek militan bir mücadele çizgisinin kazanılmasını sağlarken, diğer yandan Rojava kadın devriminin sahiplenilmesi bakımından da rol oynayıcı olacaktır.

    8 Mart bir kadın mitingidir

    Kadınların sermayeye ve toplumsal cinsiyetçi erkek egemenliğinin her türüne karşı militanca hücum ettiği bu gün, kadınların birleşik seslerini yükseltmeleri önemlidir. “Kortejlerin arkasında veya miting kitlesinin en arkasından erkekler yürüyebilir” gibi geri tutumlara girmek, kadın mitingi fikrini sulandırmaktan öteye gitmez.

    Yeni bir toplum yaratmada hiç kuşkusuz erkeklerin de değişim ihtiyacı vardır. Bu doğru. Fakat, eğer gerçekten değişimden yana erkeklerimiz var ise, gerçekten kadın özgürlük mücadelesinin tarafı ise hiç bir değişime hizmet etmeyen, hazırlanmış gösterilere gelip pasifçe katılmaları yerine, kendilerindeki toplumsal cinsiyetçi erkek egemen tutum ve davranışlarla yüzleşme, hesaplaşma ve erkek egemen bilinci darbelemeyi hedeflemelidirler.

    Bu amaçla, tıpkı ülke topraklarında ESP’li erkeklerin yaptığı gibi erk-ekliği mahkum eden gösteri ve açıklamalar yapmak, “erkekliği sorgulama” kürsüleri kurmak, paneller yapmak oldukça önemli bir mücadele aracı olduğu/olacağı açıktır.

    Kadın özgürlükçü olduklarını iddia eden erkekleri 25 Kasım’da bir şeyler yapar göremedik. Bakalım 8 Mart’ta ne yapacaklar?..

    Yüreği eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam tutkusu ile dolu tüm kadınların 8 Mart özgürlük yürüyüşünü selamlıyor, 8 Mart’larını kutluyorum!..

    8 Mart gösteri ve etkinliklerinde buluşmak umuduyla…