Category: Kültür Sanat

Kültür Sanat

  • Londra Kürt Film Festivali başlıyor

    Londra Kürt Film Festivali başlıyor

    Londra Kürt Film Festivali’nde Kürdistan’ın dört parçası ve Avrupa’dan Kürtler ile ilgili 100’e yakın film gösterilecek. Festivalin 20’nci yılına özel olarak gerçekleşecek festivalin teması ise “Benim Kürdistan’ım” olacak.

    Londra Kürt Film Festivali’nin 12’ncisi koronavirüs pandemisi nedeniyle 16-27 Nisan tarihlerinde online olarak gerçekleşecek.

    Festival pandemi nedeniyle programlarını erteleyen diğer Kürt Film Festivalleriyle de ortaklaşa yapılarak bir ilke imza atacak. Bu yüzden festival “Global Kürt Film Festivali” olarak tasarlandı. Festivalde birçok ülke ve bölgeden Kürtlerle ilgili onlarca film gösterilecek. Festivalin bu yılki teması da “Benim Kürdistan’ım” olarak seçildi.

    Festival, 2001 yılında beri Kürt sinemasının Avrupa’ya ve dünyaya tanıtmayı amaç edinmiş bir grup tarafından organize ediliyor.

    ‘Benim Kürdistan'ım’
    ‘Benim Kürdistan’ım’

    Bianet’en Abdulselam Yıldırım’a konuşan Londra Kürt Film Festivali Direktörü Ferhan Stêrk, “Özellikle bu yıl Kürt Film Festivali, tanıtım ve gösterimden, üretim ve gelişim alanına doğru bir kayış içerisinde. Bu değişimi özellikle 12. Festivalimizde net bir şekilde göstermeye çalışıyoruz” dedi.

    Festival 12 gün sürecek

    Londra’da uzun yıllardır Kürt sinemasına ilgi duyan insanların oluşturduğu bir kültürün varlığına işaret eden Ferhan Stêrk, “Sadece Kürdistanlılar değil, Londra’da yaşayan diğer halklar da Londra Kürt Film Festivali’ne büyük ilgi duyuyor” diye ekledi.

    Londra Kürt Film Festivali’nin de zaten böyle bir iddia taşıdığının altını çizen Stêrk, “Bu yıl, 16-27 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek festivalimiz yaklaşık 12 gün sürecek ve online olarak gerçekleşecek. Çünkü Londra’da sinema salonları hala kapalı” dedi.

    Farklı bir içerik

    Stêrk, bu festivalde daha farklı bir içerikle seyirci karşısına çıkacaklarını belirtti ve ekledi: “Yaklaşık on tane festivalimiz olacak ve gösterimlerini iptal eden Kürt filmleri de gerçekleşecek olan bu festivalin birer partneri olarak yer alacaklar. Moskova Film Festivali, Rojhilat’tan Rêtaw Film Komünü, Rojava Uluslararası Film Festivali, Süleymaniye Uluslararası Film Festivali, Amed Film Festivali, Mezopotamya Film Festivali; New York , Hamburg, Los Angeles ve Barcelona film festivallerimiz gibi çeşitli zenginlikte sinemacılarla bu festivali gerçekleştiriyoruz.”

    Son 20 yılın en iyi filmleri

    Stêrk şöyle devam etti: “Yılmaz Güney’den günümüze kadar Türk sinemasının bilinen en iyi yönetmen ve en iyi filmlerini izleyen izleyicilerin karşına çıkacağız. Bu program bizim için Kürt sinemasının son 20 yılının en iyi filmlerini göstereceğimiz bir program olacak. Bu 20. yılın esprisi de aynı zamanda.”

    Kürt sinemasının imgelerini, simgelerini gösteren ve bunun nasıl olduğunu anlatan yaklaşık yüze yakın film gösterileceğini söyleyen Stêrk, “Bu filmleri bu yılki programda iki ana gövde şeklinde göstereceğiz: Birincisi, Kürt sinemasının son 20 yılının en klasik seçkileri olacak. İkincisi ise yeni seçkiler olacak. Yeni seçkilerde de son iki yılda yapılmış yeni filmler -belge film, kısa film, animasyon filmler- olacak şekilde belirlendi” diye noktaladı.

  • Canan Sağar’dan ‘Sen Bana Dokundun’ albümü

    Canan Sağar’dan ‘Sen Bana Dokundun’ albümü

    Londra’da yaşayan sanatçı Canan Sağar’ın yeni albümü ‘Sen Bana Dokundun’, geçtiğimiz Şubat ayında tüm dijital platformlar ve YouTube üzerinden dinleyicilerin beğenisine sunuldu.  

    Sevilen sanatçı Canan Sağar’ın oniki eserden oluşan ‘Sen Bana Dokundun’ isimli albümü, Yelda Karataş, Ahmet Çuhacı, Şükrü Erbaş,  Ahmet Günbaş, Engin Sagun, Özgen Balcı, Nuran Barengi ve Sultan Karataş gibi önde gelen şairlerin şiirlerinin bestelerinden oluşuyor.  

    Müzik çalışmalarında üretimine aksatmadan devam eden ve aynı zamanda müzik öğretmenliği yapan sanatçı Canan Sağar ile besteleri kendisine ait ‘Sen Bana Dokundun’ albümüne dair konuştuk.   

    Albümünün hikâyesi nedir? Hangi his ve fikirlerin ürünüdür?   

    Aslında bu albümden önce sadece kendi yazdığım söz ve müziklerden oluşan bir albüm düşünüyordum fakat bir fikir geliyor insana sonra hareket ettikçe yol büyüyor, o fikirle bambaşka bir şey doğabiliyor. Bu albümde de böyle oldu, ara bir albüm olarak düşünürken proje büyüdü ve “Sen Bana Dokundun” ortaya çıktı. 

    İlk albümüm ‘13‘ten bu yana bestelediğim epey şiirler vardı ve onları bir şekilde bir gün kaydedip insanlarla paylaşmak istiyordum. İlk olarak dört-beş şarkılık maxi single halinde kaydedip paylaşmak istedim, fakat sonrasında öyle çok şiir bestelemişimki proje on iki şarkılık bir albüme dönüştü. Bir fikirle yola çıkıyor insan ve hareket ettikçe yol güzelleşiyor, bu albüm de öyle gelişti ve bana dokunan her şair bu projede böylece yer aldı.  

    Albümde yer alan eserlerden bahsedebilir misiniz? Kimlerle çalıştınız? 

    Albümde yer alan eserlerin sözleri bu çağın değerli şairlerine ait, besteler ise bana. Albümde şiirleriyle yer alan çok değerli şairler; başta büyüklerim ve hocalarım Yelda Karataş, Ahmet Çuhacı, Şükrü Erbaş ve Ahmet Günbaş ile yaşadığım bu çağda karşılaşmış olmak büyük şans ve güzellik. Sonra kıymetli dostlarım ve şairlerim Engin Sagun ve Özgen Balcı; kadın şairlerimiz Nuran Barengi ve Sultan Karataş… “Sen Bana Dokundun” adı gibi birbirimize dokunduğumuz, uzaktan da olsa sevgi büyüttüğümüz şairlerle birleştiğimiz bir yolculuk oldu. 

    Bir tek ‘Canan’ isimli şarkının müziğini aynı zamanda albümün müzik yönetmenliğini yapan değerli İbrahim Kırılmaz ile birlikte yaptık. Yine ismini tek tek sayamayacağım birçok müzik emekçisi de bu albümde yer aldı.  

    Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?  

    Benim için cevaplaması en zor olan sorulardan biri bu. Çünkü kalıpları sevmiyorum ve tek bir kalıba giremiyorum. Bu yüzden yaptığım besteleri ve şarkıları da farklı tarzlarda yapıyorum. Tam olarak yaptığım müzik türüne bir isim koyamasam da modern ve çok sesli müzikten yanayım ve bunu da albümlerimde mümkün olduğunca göstermeye çalışıyorum.  

    CANAN SAĞAR 

    Londra’da yaşayan sanatçı, çocuk gelinlere, taciz ve tecavüze uğramış tüm çocuklara ithaf ettiği ilk albümü ‘13’ü 2015 yılında çıkardı.  Ardından tekli eserler çıkaran sanatçı  2017 yılında ikinci albümü ‘Kalbim’i dinleyici ile buluşturdu. Bu çalışmanın ardından 2018 yılında on kadın solistin katılımıyla kadın sorunlarına dikkat çeken şarkılarla ‘On Kadın’ proje albümünü çıkardı.  İşçilere, direnişçilere, Yüksel Caddesi eylemlerine, Ayşe Öğretmen’e şarkılar yaptı ve son olarak 8 Mart’a armağan bir şarkı daha çıkardı. Albüm çalışmalarının yanı sıra müzik öğretmenliği yapan sanatçı Sağar,  öğrencilerinin de müzik yolculuğuna eşlik ediyor. 

  • Suna Alan’dan Nûdem Durak için şarkı: ”Dargerînok”

    Suna Alan’dan Nûdem Durak için şarkı: ”Dargerînok”

    Londra’da yaşayan sanatçı Suna Alan, Kürtçe şarkı söylediği gerekçesiyle 19 yıl hapis cezası alan Nûdem Durak  ve onun şahsında tüm politik tutsaklar için ”Dargerînok” (Sarmaşık) isimli bir eser besteledi. Söz ve müziği sanatçı Alan’a ait ”Dargerînok” 5 Marttan itibaren tüm dijital platformlar ve klip ile birlikte YouTube üzerinden yerini alacak!

    Nudem Durak
    Nudem Durak

    Kürt sanatçı Nûdem Durak 2015’te söylediği şarkılar gerekçe gösterilerek tutuklanmış ve 19 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Bayburt cezaevinde tutuklu bulunan Durak için aydın ve sanatçıların da destek verdiği Fransa merkezli uluslararası bir kampanya yürütülüyor. Kampanya kapsamında Fransa, İngiltere, ABD, İsveç, Senegal, Fas, Cezayir, Tunus, Gouadeloupe gibi çok sayıda ülkeden dayanışma gösterildi. Angela Davis, Noam Chomsky, Ken Loach, David Graeber, Peter Gabriel, Roger Waters gibi uluslararası kamuoyunda tanınmış isimler, Durak’ın özgürlüğü için çağrılarda bulundu.

    Nûdem Durak’ın yaşadığı bu hak ihlaline kayıtsız kalamadığını belirten sanatçı Suna Alan, ”Kürtçe kaset dinlemenin suç sayıldığı, ‘suç unsuru’ kasetlerin toprağa gömüldüğü Evren faşizmini yaşamış bir coğrafyanın çocuklarıyız. Kürtçe şarkı söylediği ve bağlama çaldığı için tırnakları çekilen, işkence gören ve katledilen sanatçıları olan bir halkız. Bu nedenle ”Kürtçe şarkılar söylediği için bir sanatçı hiç 19 yıl ceza alır mı?” şaşkınlığını yaşayanlar kendi tarihlerinden bihaberdirler” dedi.

    Suna Alan
    Suna Alan

    Sanatçı Suna Alan devamla, ”Henüz çocukken politik tutsak yakınlarım nedeniyle cezaevi yollarını arşınlamış biriyim. Müebbet tutuklu oldukları için de bu hala devam etmekte. Onların her biri benim için çok değerli. Hepsini çok seviyor ve çok özlüyorum. Onlar ile kurduğum empati ve bağ sebebiyle özgürlüğün elinden alınmış olması duygusu her zaman bana çok ağır gelmiştir. Hele ki hak ihlali mağduru olarak özgürlüğünüz elinizden alınmışsa bu bir zulüm. Nûdem Durak’ın yaşadığı da tam anlamıyla budur. Kendi dilinde şarkılar söylediği için 19 yıl özgürlüğünden edilmek, hukukdışılığın ötesinde bir ilkelliktir. Kadın bir sanatçı olarak benzer bir mağduriyeti ben de yaşamış olabilirdim. Sırf bu empati ile hareket etmek bile vicdani bir sorumluluk yüklemekte. Yani Nûdem’in yerinde ben de olabilirdim. Söylediğim şarkılar nedeniyle özgürlüğüm elimden alınmış olabilirdi. Ayrıca biz kadınlar her alanda birbirimize ses vermeli, ses olmalıyız ki, sesimiz daha gür ve güçlü çıksın!

    Sanatçı Alan, esere ”Dargerinok” (Sarmaşık) ismini vermesini de şöyle açıkladı: ”Bildiğiniz gibi sarmaşıklar arsız ve inatçıdırlar. Siz dilediğiniz kadar önlerine set çekin, üzerlerini beton ile kaplayın, onlar muhakkak bir yolunu bulur ve gökyüzüne doğru hiç bir engele aman etmeden süzülürler” dedi.

    SUNA ALAN KİMDİR?

    Suna Alan
    Suna Alan

    Londra’da çalışmalarını yürüten şarkıcı ve gazeteci. Çewlik’te doğdu. İki yaşında iken ailesi, İzmir’e göç eden Alan, çok kültürlü bir ortamda çocukluk ve gençliğini geçirdi. Geleneksel Kürt dengbêj müziği ve Kürt Alevi deyişleri ile büyüdü ve Ege’de Rebetiko müziğinden etkilendi. Sanatçı 2018’de DAİŞ tarafından alıkonulan Êzidî kadınlara atfen ”Gulebûka Şengalê (Nadîa)” isimli bir şarkı besteledi.

     

    YouTube Link: https://www.youtube.com/sunaalan12

    Türkçe Çeviri:

    ”Dargerînok” (Sarmaşık)

    Beyaz bir güvercinim

    Pencerenin önünde dolanıyorum ama seni göremiyorum.

    Beyaz bir güvercinim

    Duvarlarının üzerinden uçuyorum, sana ulaşamıyorum.

    Kapı, kapı, kapı da kapalı, sensin özgürlük tutsağı / sensin özgürlük çiçeği

    Duvar diplerindeki sarmaşık!

    Kaldır başını, bir şarkı söyle

    ***

    Beyaz bir güvercinim

    Zindandaki sarmaşığın arkadaşı.

    Yeşer sarmaşık!

    Betonların arasından, zindan duvarlarından…

    Yeşer duvarlardan, başını kaldır gökyüzüne

    Duvar diplerindeki sarmaşık!

    Kaldır başını, bir şarkı söyle

    Bir şarkı söyle sarmaşık

    Karanlık odadan özgürlüğe!

  • Londralı müzisyen Sezin Angelova’nın yeni teklisi yayında

    Londralı müzisyen Sezin Angelova’nın yeni teklisi yayında

    Londra merkezli caz vokalisti ve söz yazarı Sezin Angelova’nın ilk single’ı ”Simya” 29 Kasım pazar günü tüm dijital platformda yayınlandı. Yayınlandığı ilk gün İngiltere’nin önde gelen prestijli radyolarından Jazz FM’de Jez Nelson’ın programına dahil olan ”Simya”, ileride oluşturulması  planlanan nu-caz albümünün ilk teklisi niteliğini taşıyor.  

    Sezin, belirli şekillerde bir araya geldikçe duygusal ve entelektüel yoğunluğa ait bir dil oluşturan çeşitli cümleler yazmayı ve söylemeyi seviyor ve çıkan bu ilk single’ını şöyle tanımlıyor: 

     

    ‘’Simya, her biri farklı derinliğe sahip birçok anlamı olan bir kelimedir. 

     

    Türkçe’de simya; (ing: alchemy) eski Afrika dilinde Tanrı’nın armağanı anlamına geliyor. 

    Eski simya sanatı, maddede ruhu aramaktır. Bu, bazılarını kırmayı başardığımız ve diğerlerini tekrarladığımız fraktal kalıp ve döngülerden oluşan yaşamlar aracılığıyla içsel dönüşüm uygulamamızdır. Bazı dönemler günümüzde olduğu gibi zorlu geçse de, bizi çokça tekamül ettirirler. Her bir döngüde; en özgün benliğimizde ustalaşmayı öğreniriz. 

    İşte bu şarkının teması, tekrar eden tüm iniş ve çıkışları olduğu gibi kabul etmek ve bundan bir yaşam enerjisi ve neşe yaratmaktır. Bu şarkı bize her anın kutsallığını hatırlatmak içindir, ve hepsi bu kadar‘’ 

     

    Yeni dönem caz müzisyenlerinin Lockdown kollaborasyonu 

    Prodüktörlüğünü multi-enstrümantalist ve besteci Cömert Jomy Jai’in yaptığı şarkı, Londra’da yaşamakta olan birçok farklı ekolden caz müzisyeni bir araya getirdi. Yazılış, kayıt süreci ve video klibi de dahil olmak üzere, şarkının her aşaması karantina döneminde, evlerde tamamlandı.

    Yetenekli müzisyen Cömert Jomy Jai, 2008 yılından bu yana Bestival, Mandrea, Wave-G-Treffen, KoKo, Jazz Cafe, Scala, Passing Clouds ve bir dönem işletmeciliğini yaptığı ORO Sahne gibi Londra underground caz ekolünün birçok tanınmış venüsünde ve festivalinde performans sanatçısı ve prodüktör olarak yer aldı. Ayrıca birçok albüme müzisyen ve aranjör olarak katkıda bulundu. Kültürel kökenlerinin avangart etkileriyle caz, elektronik ve dünya müziğini harmanlayarak kendi özgün müziğini yaratıyor. 

     

    Simya ve diğer özgün sesler 

    Sezin ve Jomy, repetif ilerlemelerle mana bulan, ayrıca kulaklarına yerleşmiş tınıları da bünyesinde barındıran fütürist bir konsept yarattılar. Bu şarkılarda yaşadıkları farklı adreslerin kültürlerinden, deneyimlerinden, seslerinden ve rezonansından ipuçları bulmak mümkün. Herkesin içsel bir yolculuğa çıktığı bu dinamizm döneminde bu şarkıların yeni bir dönemin ilk temsilcilerinden olacağına inanıyorlar. 

     

    Linkler:  

    www.sezinangelova.com 

    https://www.instagram.com/sezinangelova/ 

    https://sezinangelova.bandcamp.com 

    Sezin Angelova – Simya (Official Audio): https://youtu.be/nTnyA68GQ3Q 

    https://www.instagram.com/jomy_jai/ 

    NOT: Ekteki fotolar, Sezin Angelova ve Cömert Jomy Jai’in fotolarıdır. 

     

    Londra / Suna Alan

  • Sümer Erek’ten yeni bir sanat projesi : İncir Ağacının Altında

    Sümer Erek’ten yeni bir sanat projesi : İncir Ağacının Altında

    YAŞAM, SANAT VE ÖTESi
    Sümer Erek, ilk adımlarını 2017 yılında attığı çalışmalar dizisine, pandemi koşullarının sınırları ve psikolojisi içinde, boyut değiştirerek  ve yeni katmanlar ekleyerek üretmeye ve toplumla paylaşmaya devam ediyor.
    Erek, özelikle covid salgınının, yaşamı, ölümü, sanatı ve ötesini bir çok düzlemde düşünmesine neden olduğunu ve içinde bulunduğumuz tecrit durumunun sanatsal üretimini daha da çok perçinlediğini belirtti. Bu sebeple bilincinde berraklaşan sanat anlayışının kendini ‘Yaşam, Sanat ve Ötesi’ sözcükleriyle dışarı vurduğunu ifade eden Kıbrıslı sanatçı: “Ancak, salgın sadece bu dönemde yaptığım çalışmalarımı değil, geçmiş çalışmalarımı da bu kavram içerisinde kucaklamamı ve anlamamı sağladı” dedi.
    Yaşamı sanata, sanatı yaşamın içine taşıma serüveninde, üretim sürecinin açıklığı, samimiyeti ve cesareti içerisindeki yolculuğun bir çok yeni çalışmasında beden bulduğunu, Süheyla’nın Müzik Dünyası’nın bunlardan sadece bir tanesi oldugunu belirten Erek’in, çok düzlemli sanat dallarından oluşan bu çalışmasını Kasım ayının ilk haftasında Shacklewell Lane Camisinde izleyici ile buluşturdu.
    Çalışma üç önemli kaynaktan beslenmektedir.
    Bunlardan ilki İngiltereye göç etmiş Kıbrıslı Süheyla Hanım’ın 1960’lı yıllardan 2000’li yıllara kadar Londra’da açtığı ilk Türkçe müzik dükkanıyla alakalıdır.
    Süheyla, Anadolu ve Kıbrıs kökenli insanlara kendi kültürlerine ait müzikleri ulaştırmanın, farklı kültür ve sanat unsurlarına ilgi duyan Ingilizlerin Anadolu müzik kültürüyle tanışmalarını sağlamanın aracısı; bir başka deyişle de nacizane bir müzik ve kültür elçiliği yapmanın kısa adıdır.
    Çalışmanın ikinci boyutunu da Erek şu sözlerle ifade etmektedir;
    “Geldiğim topraklarla, geçmişimle, çocukluğumla özdeşleşen ‘İncir Ağacı Altında’ tanımı, yaşamakta olduğum bu topraklarda da kök saldı, Atölye ve evim arasındaki bahçeyi kaplayan incir ağacı, üretim ve yaşam alanımın altını oluştururken ayni zamanda insanlık ve sanat anlayışımı, ‘Yaşam – Sanat’ bağlamının ötesini arayışımın zeminini oluşturdu” ifadesini kullandı.
    İncir ağacının mitsel ve teolojik anlamlarının çokluğu, meyvasının doyuruculuğu, kök ve dallarının yayılım biçimleri; toprak veya diğer bitki ve hayvanlarla kompleks ilişki biçimi; hayata dair zengin metaforlar sağlaması sanatçının üretim ve yaşam pratikleri ile paralellikler sağlamaktadır.
    Mekanı çalışmanın bir bileşeni haline getirme adına alışıla gelmiş, düz, nötr sanat mekanları yerine insanın varoluş hikayelerine uyan bir mekan seçmek çalışmanın üçüncü boyutunu sağlamaktadır.
    İnsanlığın geçmişine ve geleceğine doğru olan yolculuğunu vurgulayan özellikleri barındıran mekanları tercih etmek istediğini belirten Erek, Shacklewell Lane Camisini çalışmanın ruhuna uygun bir mekan olduğu için seçtiğini ifade etti. “Tribute” yani; anma, yüceltme ve saygı anlamına gelen ve tam da Süheyla’nın Müzik Dünyası’na uyum sağlayan bir atmosfere sahip olduğu için bu mekanı önemsediğini ekleyen Erek, ‘’…çalışmanın ilerleyen tarihlerde zaman ve mekan diyalektiğine bağlı olarak değişik betimlemelerle izleyicileri ile buluşacağını’’ belirtti.
    Eskiden bir Sinagog olan caminin kubbesinin altına düzenlenen çalışmada kök ve gövdesi farklı ağaçlardan, üst tarafıysa incir ağacının yaprak ve dallarından olusan üç farklı ağacın birleşiminden meydana gelen bir tek ağaç bulunmakta. Ağacın altında, ayna, merdiven ve müzik dükkanından geriye kalan kültür ve müzik mirası diyebileceğimiz fakat günümüz modern dünyasında kullanımını yitirmiş olan yüzlerce teyp kasetinin hayata döndürülmesi ile sahneyi saran yedi adet kaset kulesi bulunmaktadır.
    Çalışmada simgesel anlamları olan ayna, merdiven gibi somut veya yedi, üç gibi soyut nesneler ve malzemeler de kullanan sanatçı, çalışmayı farklı kültür ve altyapılardan gelen bir grup profesyonel müzisyen sanatçının performansı ile harmanlamaktadır.
    Doğu ve Batı enstrümanlarında ustalık sahibi müzisyenlerin konuk sanatçı olarak sahneye davet edilmesi ve çalışmanın bir parçası olmalarıdır. Sahnedeki kuleler arasında dolanan müzisyenlerin doğaçlama olarak yaptıkları müzikler, sergilenen görsel şöleni ayinsel bir ritüele dönüştürmektedir. Süheyla’nın Müzik Dünyası çalışmasına müzik performansıyla katılan sanatçılardan biri olan Hakan Kilman hissettiklerini şu cümlelerle ifade etmektedir: “Birbirinden değerli müzisyenler ile sahne aldığım bu projede, yüzlerce müzik kaseti arasında geçmişe ait müzikleri keşfetmek ve müzik eğitimimde bana inanılmaz katkıları olmuş birçok müzik albümünü tekrar görmek, bana tarifsiz duygular yaşattı ve performansımda ilham kaynağım oldu.’’
    Süheyla’nın Müzik Dünyası, çok disiplinli bir performans olarak;  kimi zaman bir happening, kimi zaman bir dini ritüel kimi zaman da hem enstelasyon hem de dokümanter bir sergi olarak, interaktif buluşmalar yaratarak farklı zaman ve mekanlarda yolculuğuna devam edecektir.
    Süheyla’nın Müzik Dünyası
    (04-11-2020 –TRIBUTE)
    YAŞAM, SANAT VE ÖTESi
    “incir Ağacı Altında”
    Enstelasyon, Performans, Doğaçlama,Müzik.
    Çok yönlü proje çalışması: 
    Sümer Erek
    Mekan:
    Shacklewell Lane Camii
    Müzisyenler:
    Cabbar Boziye – Perküsyon, Solist(TR)
    Hakan Kilman – Trombon (TR)
    Zeki Fuat – Saz (TR)
    Pouya Mahmoodi – Elektro Gitar (Iran)
    Matt Webb –  Kontrbas  (UK)
    Basel Hariri – Keman (Syria)
    Pepe Taglieri – Kalvye(Italy)
    Amine Lgnawi – Gimbri, Solist (Morocco)
    Evan Bleach – Klarnet (UK)
    Performans:
    Sümer Erek
    Erkin Güney
    Selma Gilgil
    Ipek Özerim
    Barış Çeliloğlu
    Zehra Doğan
    Diren Demirtaş
    Craig Salmon
    Onur Erem
    Proje Yazısı:
    Hakan Kilman
    Wenda M. Koyuncu
    Sümer Erek
    Basın:
    Zeynep Dalkıran
    Sümer Erek Studio Asistanları: 
    Selma Gilgil
    Niamh Lynch
    Etkinlik Asistanları: 
    Sadun Gengel
    Gülistan Sarbas
    Ses Yönetmenleri:
    Şahan Satış
    Murat Çakır
    Halil Kurtulmuş
    Film & Fotoğraf: 
    Niamh Lynch
    Sümer Erek
    Selma Gilgil
  • Rakka’da tiyatro küllerinden doğuyor

    Rakka’da tiyatro küllerinden doğuyor

    HABER MERKEZİ – Rakka’da ilk kez 1958’de kurulan ve 2000’li yıllara gelindiğinde ülkenin kültür merkezlerinden biri haline gelen tiyatro sahnesi, IŞİD zulmü ve iç savaş nedeniyle perdelerini kapatmıştı. Şimdi yeniden toparlanmaya başlayan tiyatro sanatçıları, eski günlere dönmek için tempo tutturmuş durumda. Suriye iç savaşında en ağır yarayı alan vilayetlerin başında gelen Rakka’da yeniden inşa süreci tüm hızıyla sürüyor.

    Yüz yıllar öncesinde bilim, sanat ve ticaret alanında merkez sayılabilecek bir konumdayken, 2014 yılında IŞİD’in işgali ile karanlığa bürünen Rakka, 2017 yılında IŞİD karşıtı koalisyon ve Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) ortak operasyonu ile özgürleştikten sonra toparlanma sürecine girdi. IŞİD’in şeriat mahkemeleri tarafından tamamen yasaklanan kültür sanat etkinlikleri de özgürleşmeyle birlikte yeniden başladı.

    Tiyatro sanatçısı Hemod Setam tarafından 1958 yılında Rakka’da kurulan tiyatro da bu mekanlardan biri. Önemli oyunların sahnelendiği ve bünyesindeki sanat kulübünde çok sayıda tiyatro oyuncusunun yetiştirildiği merkez, 70’li yıllarda kentte oldukça popülerdi.

     

    Kadınlar ilk kez 2004’te sahneye çıkabildi

    İşçiler Birliği ve Zanaatkarlar Birliği’nin yanı sıra Rakka Kültür Merkezi de tiyatroya önemli katkılar sundu. 80’li yıllarda Abdulrezzak Ebu Heyv, Muhammed Şeyh ve Telal Şahin gibi sanatçılar tiyatroya büyük emek verdi. O dönemde dikkat çekici olan şey ise tiyatroda kadının olmamasıydı. Rakka’daki aşiretçi anlayış nedeniyle kadın tiyatroda yerini alamıyordu. Bu yüzden birçok erkek sanatçı tiyatroda kadın rolünü oynadı.

    Bu durum 2004 yılına kadar sürdü. Rakkalı sanatçıların büyük emekleri sonucu ilk tiyatro festivali o yıl düzenlendi. Dört yıl üst üste devam eden festivale dünyanın birçok yerinden gruplar da katıldı. Bununla birlikte Rakka’da tiyatro gelişmeye başladı.

     

    Eski günlerine dönmeye başlıyor

    2008 yılında festivalin durdurulması ve Suriye krizinin başlamasıyla birlikte tiyatro sanatı yeniden gerilemeye başladı. Suriye iç savaşının başlamasından sonra IŞİD Rakka’yı işgal etti. 2017’de ise DSG savaşçıları tarafından kent özgürleştirildi. Hayatın normale dönmeye başlamasıyla birlikte yeniden tiyatro alanında gözle görülür gelişmeler yaşanmaya başladı.

    Rakka Sivil Meclisi’ne bağlı Kültür ve Tarihi Mekanlar Komitesi tarafından Kültür Sanat Merkezi kuruldu. Kültür Sanat Merkezi, Kuzey ve Doğu Suriye’de düzenlenen birçok festivale katılarak Rakka’yı temsil etti. Rakka Kültür Sanat Merkezi’nin ilk performansı ‘Şengal’ oyunu oldu. Oyunda IŞİD’in 2014 yılında Ezidilere dönük katliamı anlatıldı. Yeniden festival düzenlemek isteyen Kültür Sanat Merkezi, birçok oyun üzerinde çalışmalarına devam ediyor.

    İbrahim Hıdır
    İbrahim Hıdır

    Çocuklar umut veriyor

    Tiyatro sanatçısı ve Raka Kültür Sanat Merkezi Tiyatro Yazarı İbrahim Hıdır, Rakka’da 1950’li yıllardan bu yana tiyatronun kısıtlı imkanlarla yapıldığına dikkat çekti. Rakka’nın özgürleşmesinin ardından kurulan Kültür Sanat Merkezi’nin kentteki tiyatro çalışmalarına önemli katkılar sunduğunu söyleyen Hıdır, çocuklara yönelik düzenlenen eğitim çalışmalarının gelecek adına büyük umut verdiğini belirtti. Rakka’da sanatçı ve yazarlara yeniden imkanlar sunulduğuna dikkat çeken Hıdır, Rakka tiyatrosunun yeniden festivaller düzenleyecek düzeye ulaşmasının hayal olmadığını söyledi.

     


    ANHA


     

  • Sanatçı Genco Özkan’dan Single Albüm 

    Sanatçı Genco Özkan’dan Single Albüm 

    Aşka cevredip de bir kula satma 

    Sen sana sahip ol aman ha aman 

    Aşık Nizari

     

    Uzun bir bekleyiş ve demleniş sonrasında sanatçı Genco Özkan’ın okuduğu Aşık Nizari’ye ait ”Sakın Ey Sevdiğim” single eseri tüm dijital platformlarda.

     

    Londra’da yaşayan sanatçı Genco Özkan, aslen Sivaslı. Müziğe Arif Sağ Müzik Merkezi’nde başlayan sanatçı Özkan, çok sayıda konser ve programlar sonrasında 2003 yılında “Yol Yorgunu” isimli albümünü yayınladı. Uzun yıllar sadece canlı performanslara çıkmakla beraber bir çok yeni besteler üretti.

     

    Uzun zamandır bir şeyler üretme fikrine sahip olduğunu söyleyen sanatçı Genco Özkan, pandemi döneminin üretmek için bir nevi fırsat olduğunu söyledi. Gazetemize konuşan sanatçı Özkan ”Aşık Nizari (Ali Rıza Kutlu) K.Maraş, Afşin, Ağcaşar köyünden olup, tasavvuf düşüncesini benimseyen Ehl-i Beyd Sevdalısı bir ozandı. Ömrünü 1988’de tamamladığında 72 yaşındaydı. Eseri seslendirme fikri Nizari’nin yeğeni ile yaptığımız bir muhabbette oluştu. Tam da bu süreçte müzisyen ve prodüktör Levent Güneş ile buluşmamız güzel bir tesadüf oldu. Levent Güneş’in de onayından sonra çalışmalara başladık ve Karaca Music’ten çıkardık parçamızı” dedi.

     

    Levent Güneş’in aranjesi ve Karaca Music etiketi ile dinleyicilerle buluşan single çalışmada Londra’dan ve İstanbul’dan, değerli müzisyenler icrada bulundular. Kapak fotoğrafını Vehbi Koca’ nın çektiği çalışmanın, grafik tasarımını Duysal Tuncer üstlendi.

     

    Telgraf  / Suna Alan