Category: Kültür Sanat

Kültür Sanat

  • JI BO AZADIYÊ : Özgürlük Uğruna

    JI BO AZADIYÊ : Özgürlük Uğruna

    2018 yapımı Ersin Çelik’in yapımcılığını üstlendiği, AKP destekli İŞİD eliyle Kürtlere karşı Rojava’da başlatıp, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusuna sıçratılan iç savaşı anlatan film “Ji Bo Azadiyê” Londra’da Alevi Federasyonun da seyirci ile buluştu.

    Film 13-14 Eylül tarihlerinde Liverpool’da da yine iki günlük gösterime sunulacak.

    Kısa bir söyleşi yapılan Kürt Film Festival’inin direktörü Ferhan Sterk bu filmin Kürtlerin bağımsız bir şekilde yaptığı tek film olduğunu ve Kürtlerin olduğu herhangi bir yerde gösteriliyor olmasının çok anlamlı olduğunu belirtti.

    Sözlerine “tabi ki bağımsız filmlerine örnek verebileceğimiz bir çok film var ama bu film özellikle çok önemli” diyerek altını bir kez daha çizdi.

     

    Ji bo Azadiyê film gösterimi
    Ji bo Azadiyê film gösterimi

     

    Çok şey yaşandı, geriye hikayeler kaldı”

    Amed’in Sur ilçesini geçen film bu süreçte yaşanan can kayıpları, şehir tahribatları, yapılan saldırılar ve mücadele eden insanların, hikayesini olduğu gibi beyaz perdeye başarıyla taşıyor.

    Sterk,  başrol kahramanının, her şeyini bırakıp halkın yanında Sur’da direnen komutan  Çiyager’in amcasının oğlu olduğunu belirtti. Kürtlerin yerel bağımsızlık ilan ettiği, demokrasi otonomi çıkışları yapıldığı 2015-2016 iç savaş döneminde Kürtlerin kendilerini anlatabilecekleri bir ortamları hiç olmadı. Yaşanan onca şeye canlı tanıklık eden Ersin Çelik’in yönetmenliğini yaptığı filmin sadece bir şehrin mücadelesinin anlatmadığını, özgülük için hayatlarını ortaya koyan insanların hikayelerine de tanıklık ettiğini aktardı.

    “Ji Bo Azadiyê” oradaki, gençlerin yaşadıkları travmaları ve diğer tüm detaylar olduğunun altını çizen Ferhan Strek “Düşülmesi gereken, bunlar yaşandığı için mi AKP bu kadar azıttı yoksa AKP azıttı diye mi tüm bunlar yaşandı ikilemidir” dedi.

    Kürt Film Festivali sanatsal mücadelelerine devam edeceğini belirten Sterk, Kürt eliyle yapılan filmlerin değerlendirilerek izleyiciyle buluşturmaya çalıştıklarını dile getirdi.

     

    Telgraf – Yasemin Çelik

  • Figen Yüksekdağ’ın yıktığı duvarlar

    Figen Yüksekdağ’ın yıktığı duvarlar

    Yanınızdan, içinizden birine ya da yolu son on yıldır öyle ya da böyle bir şekilde siyasetle kesişen birine, “Figen Yüksekdağ nasıl bir siyasetçi?” diye sorsanız, eminim çoğunuzun alacağı yanıt “Çok net bir siyasetçi” olur.

    Zira çok etkili ve hareketli bir siyasetçi olarak tanıdık onu. Ama Figen Yüksekdağ nasıl bir şair diye sorsanız, yanıtsız kalma ihtimali hayli yüksek sorunuzun. Yani en azından Eylül ayının ilk günlerine kadar öyle.

    Yüksekdağ, 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu. Geçtiğimiz günlerde “Yıkılacak Duvarlar” ismiyle şiir kitabı çıktı. Dört yıldır savunmalarını okuyorduk, şimdi şiirlerini okuyacak olmak önce tuhaf geldi biraz. Demin sorulardan ilkine şüphesiz benim de yanıtım aynı olurdu ki öyle de ama benim ikinci soruya da yanıtım var.

    Figen Yüksekdağ, 2015’te Özgür Gün TV’ye programa katılmak için geldiğinde o sorunun yanıtını almıştım. Programa hazırlanırken yanında oturuyordum, bir ara notlarının arasında gözüme Ahmed Arif’in “Anadolu” şiiri ilişti. En sevdiği şiirlerdenmiş, programın sonunda okudu şiiri, çok da güzel okudu.

    Yıllar sonra şiir kitabı çıkarması hem sevindirici hem de umut verici. Türkiye’de kızılca kıyametin ortasında siyaset yapan bir kadının yazacağı şiirleri merak etmemek elde değil doğrusu. Aldım ve bir solukta okudum klişesini burada kullanmanın tam da sırası sanırım. Çünkü gerçekten de bir solukta okudum.

    Gayet sade ve doğal bir dili var kitabın. Ancak içeriği öyle sade, öyle yalın değil. Değil çünkü Figen Yüksekdağ aslında Türkiye’nin geçmiş on yılının şiirini yazmış. Yakın tarihte hem Türkiye toplumunun hem de tüm insanlığın hafızasını acıtan herkese, her şeye dokunmuş kalemi.

    Berkin Elvan’ın kara gözlerini, Ali İsmail Korkmaz’a vurulan son tekmeyi, Tahir Elçi’nin tarihe düştüğü notu, Cemile Çağırga’nın soğuk bedenini ve Taybet İnan’ın yedi gününü ince ince dokumuş. Ankara Garı’ndaki cehennemi de unutmamış, Suruç’un tarihi değiştiren o sıcak yaz gününü de. Cizre’nin sokaklarını ve siyasetçiyken de şairken de hiç durmayan kadın katliamlarını da bir bir yazmış.

    Kadınların; geleceklerinin önüne konan duvarların yıkılışını, özgürlüklerine ket vuran duvarların yıkılışını da yazmış.

    Kısacası Figen Yüksekdağ unutmak istemediğimiz ama günlük hayatın hızına kapılıp unuttuklarımızı hatırlatıyor bizlere.

    Hafızamızdaki unutkanlık duvarını yıkıyor aslında.

    Kaynak : Gazete Karınca / Cuma Daş

  • ‘Ji Bo Azadiyê’ filmi 5-6 Eylül’de Londra’da gösterilecek

    ‘Ji Bo Azadiyê’ filmi 5-6 Eylül’de Londra’da gösterilecek

    Diren Dicle

    Yönetmenliğini Ersin Çelik’in yaptığı ve Sur direnişini konu alan Ji bo Azadiyê/The End Will be Spectacular filmi 5-6 Eylül tarihlerinde Londra BAF yerleşkesinde izleyiciyle buluşacak.

    Londra Kürt Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterime hazırlanan ancak korona salgını nedeniyle gösterimi iptal edilen Ji bo Azadiyê/The End Will be Spectacular filmi 5-6 Eylül tarihleri arasında Londra’da izleyiciyle buluşacak. Rojava Film Komünü tarafından yapılan film, Britanya Alevi Fedarasyonu yerleşkesinde akşam saat 19:30’da gösterilmesi planlanıyor. Açık hava gösterimi ile izleyiciyle buluşturulması planlanan Ji Bo Azadiye konusu ve çekimleri itibari ile hayli ses getiren bir yapım.

    25. Kolkata Film Festivali ve 49. Rotterdam Film Festivali gibi dünyanın bir çok önemli festivalinde gösterilen filmin yapımcılğını Rojava Film Komünü ve Yönetmenliğini ise Ersin Çelik yaptı.

    Film, Amed’in Sur içinde 2016’da bir avuç Kürt gencinin Türk devlet saldırılarına karşı 101 günlük tarihi ve görkemli direnişini konu ediniyor. Yine film 2018 yılında bir başka direniş kentti olan Kobanê’de çekilmesi ile dikkat çekmişti.

    “The End Will be Spectacular / Ji Bo Azadîyê” 5 ve 6 Eylül tarihlerinde saat 19:30’da başlayacak gosterimlerin biletlerini asagidaki linkten bulabilirsiniz.

    https://www.eventbrite.com/e/the-end-will-be-spectacular-ji-bo-azadiye-uk-premier-tickets-116719670677

     

    Filmin gösterileceği BAF yerleşkesinin adresi ise şöyle: (Great Cambridge Rd, London N9 9LE) Kuzey Londra.

  • LKFF ‘Sınırların ötesi’ ile başladı

    LKFF ‘Sınırların ötesi’ ile başladı

    Diren Dicle Erden

    Bu yıl pandemiden dolayı dijital ortamda izleyici ile buluşma kararı alan 11. Londra Kürt Film Festivali ilk gününde ‘Sınırların ötesi’ teması ile 5 kısa film gösterimi gerçekleştirdi.

    Londra Kürt Film Festivali bu yıl pandemiden dolayı bir ilki gerçekleşirerek, dijital ortamda online olarak izleyici ile buluştu. Festivalde ilk olarak Kürt sineması ve LKFF’nin önemini anlatan bir açılış resepsiyonu gerçekleştirildi. Açılışın ardından ‘Sınırların ötesi’ teması ile festival start alırken, youtube ve sosyal medya kanallarından izlenebilen festivalin ilk gününde ‘Bare Giran’, ‘Sivan’,  ‘Bremin Amal’, ‘Rojbuna Malbatemin’ ve ‘Showan’ filmleri gösterildi.

    Film gösterimlerinin ardından yönetmenler izleyici ile buluşturularak soru cevap bölümleriyle söyleşi gerçekleştirildi. Yaklaşık beş buçuk saat süren festivalin ilk gününde 4 bini aşkın kişi filmleri ücretsiz bir şekilde izledi.

    Festival Direktörü Ferhan Sterk, Sınırların Ötesi teması ile kendi vatanından yurdundan edilmiş Kürtler başta olmak üzere hem diaspora da hem de kendi aralarında özellikle Güney-Kuzey Doğu-Batı sınırları arasında kalmış Kürtlerin yaşadığı dramı anlatan filmleri gösterdiklerini belirtti.

    Sınırların Kürtler için önemli olduğunu ifade eden Sterk, “ Kürtler bulunduğu her coğrafya da sınırları aşarak Kürdistan’ın her yerinde yaşayabileceğini gösteriyor. Zorlukları ve tahribatları var bunun. İşte bu zorluklara karşı umutlu bir yaşamın temsiliyetini umutlu bir yaşamın öncülüğünü yapan bir toplumdur Kürtler. Bu çerçevede filmlerimizi izleyiciyle buluşturduk. Online festivali ilk defa yapıyoruz. Bunun da gururunu yaşıyoruz. Elbetteki zorlu ve tekniki bir iş olduğunu öğrendik. Sinema  salonu kadar enerji alamazsak ta, oluşan ilgi ve izleyiciden Kürt sinemasına olan ilgiyi görmek bizi memnun etti” diye kaydetti.

    LKFF bir ilki gerçekleştirirken, festival 24 Ağustos’a kadar Mücadele Sürüyor, Sinemada Kadınlar, Ekranda Savaş, Bir Zamanlar Kürdistan’da ve Sinemada Çocuklar temasıyla izleyiciyle buluşmaya devam edecek.

     

  • LKFF 6 tema 50’yi aşkın filmle 15 Ağustos’ta başlıyor

    LKFF 6 tema 50’yi aşkın filmle 15 Ağustos’ta başlıyor

    Londra Kürt Film Festivali, Kürdistani temalarla 15 Ağustos’ta başlıyor!

    HİKMET ERDEN

    Bu yıl 15-24 Ağustos tarihleri arasında dijital ortamda izleyicinin karşısında çıkacak olan  Londra Kürt Film Festivali 50’yi aşkın kısa filmi ile tüm dünya da online olarak izlenebilecek.

    Pandemiden dolayı Mart ayında ertelenen ve 15-24 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek olana 11’inci Londra Kürt Film Festivali’nde tüm hazırlıklar tamamlandı. Festival bu yıl dijital ortamda online olarak izleyicinin karşısında çıkarak, bir ilki gerçekleştirecek. Festival de ağırlıklı olarak kısa film gösterimleri yapılacak ve 50’yi aşkın kısa film gösterilecek. Tamamen ücretsiz olarak izlenecek olan film ve sanatsal prömiyerler dünyanın her yerinden youtube ve sosyal medya üzerinden izlenebilecek.

    Ayrıca festival her gün bir tema ile izleyici ile buluşacak. İlk iki gün boyunca ‘sınır ötesi’ teması ile başlayacak olan festival, ‘sahne de savaş’, ‘Bir zamanlar Kürdistan’, ‘Mücadele devam ediyor’ ‘Film içerisinde kadınlar ve çocuklar’ temalarını ayrı ayrı işleyecek. Yine her film gösteriminin ardından izleyicileri açılacak söyleşiler ile Kürt sineması tüm boyutları ile tartışılacak. Bu yıl ki festival de geleneceksel olarak düzenlenen Yılmaz Güney En İyi Film Ödülü’de 7’inci festivalde yerini alarak  birinci gelen filme maddi ödül sunulacak. Bu yıl ki festivale ilişkin bilgi veren LKFF Koordinatörü Ferhan Sterk, Londra Kürt Film Festivali (LKFF) yaklasik 18 yıldır durmadan Britanya’nın merkezi olan Londra’dan Kürt sinemasını tanıtmaya devam ettiğini söyledi.

    Kürt sineması sayesinde bizler de diğer halklara ilk defa bir arada olduğumuz ulusal bir pencereden seslendirdiğini ifade eden Ferhan Sterk,  ”Biz LKFF ailesi olarak Kürt  sinemasının hak ettiği konumda olmadığı kanısındayız ve bunun için birçok arayış ve proje üretme gayreti içerisindeyiz. 2012’den beri festival vakıf olma statüsünü koruyor bu anlamda sıfır kâr ve mutlak bağımsız bir konsept ile örgütleniyoruz” diye belirtti.

    ‘KÜRT HALKINI ANLATACAĞIZ’

    Bu yıl ki festivali Pandemi sürecinden kaynaklı dijital ortamda gerçekleştirme kararı aldıklarını ifade eden Sterk, bütün gösüterimlerin ücretsiz ve youtube üzerinden gerçekleşeceğini belirtti.  Online festival yapmanın kendileri için zor bir karar olduğunu söyleyen Sterk, “Mart ayında iptal olan festivalimizin online versiyonunu yapıyoruz. Bu defa kısa filmler ile izleyicinin karşısına çıkacağız. Kısa filmlerin bu festivalde ana filmler olması nedeniyle kısa filmlerin hak ettiği değeri bulamaması gösterimlerde şansı bulamamasıdır. Çok ciddi derecede kısa filmler üretiliyor ve çok nitelikli kısa filmler üretiliyor. Elbette bir filmin uzun olması onun kaliteli olduğu anlamı taşımaz. Çok orjinal hikayelerle çok özel an ve ritüellerle Kürt halkının yaşadığı bölgesel hikayelerini anılarını dillerini biz bu festivalde anlatmak istiyoruz” dedi.

    ALTI TEMALI FESTİVAL

    Bu yıl film yönetmeni ve yapımcılarını film gösterimi sonrası online söyleşi ve tartışma progrmaları düzenleyeceklerini kaydeden Sterk, festivalin 6 tema ile izleyicinin karşısında olacağını kaydetti. Filmlerin youtube’da yer alan LKFF’nin YouTube kanalı üzerinden izlenebileceğini kaydetti.

    Bu yıl ayrıca 7. Yılmaz Güney En İyi Film yarışmasınında gerçekleşeceğini dile getiren Sterk,  9 kişilik yarışma jürisinde Kürt ve İngiliz yönetmen, oyuncu, gazeteci ve sanatçıların olduğunu söyledi.

    Filmlerin İngilizce altyazılı olduğunu ve tümünün ücretsiz izleneceğini hatırlatan Sterk, kendileri için en büyük desteğin Kürt filmleri ve sinemasının izlenip takip edilmesi olduğunu vurguladı.

    LKFF’nin geleceği ilişkin en temel amacının bir Kürt Ulusal Arşivi’ni oluşturup bu toplumun hafızasını kayıt altına almak olduğunu belirten Sterk. “İkincisi bizler artık gösterim merkezinden ziyade bu festivali üretim festivaline evriltmek istiyoruz. Bir stüdyoya ve ekipmanlara ihtiyacımız var. Bir vakıf olarak yeni genç yönetmenlerin hizmetine sunmak istiyoruz” dedi.

     

  • Tiyatro Sardunya kadın hikayelerinin izinde

    Tiyatro Sardunya kadın hikayelerinin izinde

    Kadına yönelik şiddet karşıtı eylem ve etkinliklerde oyunlarını sergileyen Tiyatro Sardunya, “Sesimiz kısılsa da bazen sahnede bazen de sokakta olmamız gerekiyor” diyerek, kadın hikayelerinin peşinden gidiyor.
    Kadın hikâyelerinin peşinden giden ve erkek şiddetine karşı tüm eylem ve etkinliklerde oyunlarını sergileyen Tiyatro Sardunya, “Korkmuyoruz Geliyoruz” katledilen kadınların yaşamlarına dikkati çekiyor. Son günlerde İzmir’de eylem ve etkinliklere katılan Tiyatro Sardunya, daha önce “bişey anlatıcam” ekibiyle Türkiye turnesine çıkarak, büyük beğeni topladı. Sahnede siyah ve mor renklerini kullanan Tiyatro Sardunya, katledilen kadın hikayelerinin izini sürüyor.
    ‘HERKES HER YAŞTA SAHNEYE ÇIKABİLİR’
    Hikâye anlatımı çalışmaları yapan Tiyatro Sardunya ekibinden Duygu Şahlar Mezopotamya Ajansa (MA), oyunlarını anlattı. Tiyatro Sardunya’ya 2 yıl önce iki kadınla başladıklarını belirten Şahlar, şuan 14 kadınla oyunlarını sergilediklerini söyledi. Bir takım eğitim çalışmalarının olduğunu belirten Şahlar, pandemi koşullarından dolayı ara verdiklerini kaydetti. Her kadının sahneye çıkabileceğini vurgulayan Şahlar, “Herkes, her yaşta sahneye çıkabilir” dedi.
    ‘SARDUNYA HAYAT DOLU BİR ÇİÇEKTİR’
    Şahlar, neden Tiyatro Sardunya ismini aldıklarını belirterek, şunları söyledi: “Sardunya her tür toprakta yetişen, nazına edasına karşılık veren olmasa da açabilen, tek yaprak kalsa da toprağa değdiği yerden kök salan, verimli toprak bulduğunda hayal edemeyeceğiniz kadar serpilen, açtığında rengârenk, yaprağıyla bile kokusunu taşıyan hayat dolu bir çiçek. Tıpkı kadınların, kız çocuklarının hikâyeleri gibi.”
    İLK OYUNLARI ÇATLAK
    Tiyatro Sardunya’nın 1 yıl önce ilk oyunu “Çatlak” ile seyirciyle buluştuğunu belirten Şahlar, Ayten Kaya Görgün’ün “Çatlak Kızlar Sağlam Kapıda” adlı romanından sahneye uyarlanarak oynadıklarını dile getirdi. “Sokaklarda ‘Çatlak’ oyununu anlattığımız zaman kadının bu kadar baskının içerisinde bütün yaşam deneyimleri direnişe dönüşmüşken bunun acılı tarafını görmek istemiyoruz” diyen Şahlar, gözünü mora boyamış bir kadını sahneden görmek istemediklerini ifade etti. Kadının güçlendiği yerleri o yaralarında çiçek açtığı yerleri görmek istediklerini anlatan Şahlar, “Çatlak da 5 kız kardeşin annenin babaannenin birlikte büyüdüğü bir ev. Hiç erkek yok ama erkek yani o eril tahakküm hep var. Çatlak oyununda karakterler hep bununla alay ediyor. Aslında bütün bu kötü olayların nasıl kahkahaya dönüşebileceğini anlatıyor” diye belirtti.
    ‘KATLEDİLEN KADINLARIN SAYISI ARTIYOR’
    “Korkmuyoruz Geliyoruz” oyununu anlatan Şahlar şunları söyledi: “Bir kadın iş hayatındaki mobbingi, lezbiyen ve bunu söyleyemeyen biri ve kaybolan kadınları anlatıyor. Gülistan Doku herkesin içinde olabilir. Çünkü bir arama çalışması yok. Zaten bu durum çok içimize dokundu. Zaten oyunda Gülistan Gülistan diye bağıran karakter, Cumartesi Annesi oldu. Gülistan’ın annesi arkadaşları ve örgütlü mücadele veren kadınlar oldu. Cumartesi Anneleri de çocuklarının hesabını soruyor yıllardır. O yüzden bir kayıp hali ve arama halimiz var. O karakter öyle çıktı. Pınar katledilince onu da oyunumuza ekledik. Artık katledilen kadınların isimi o kadar artıyor ki kimseyi eklemek istemiyoruz. Böyle giderse her gün bir isim daha eklemek zorunda kalacağız.”
    ‘SAHNEDE VE SOKAKLARDA OLMAMIZ GEREKİYOR’
    Toplumsal kadın mücadelesine destek veren sanat ekibi olduklarını vurgulayan Şahlar, kadınların farklı hikayeleriyle yaşadığı zorlukları sahnelediklerini belirtti. Şahlar, kadına şiddetle mücadelenin türlü boyutlarının olduğunu belirterek, “Buna karşıyım demek yetmiyor. Bir kadın öldürüldüğünde en derinden biz hissediyoruz. Kadın mücadelesi kadınlar tarafından veriliyor. Kadınların katledilmesiyle kadınlar seslerini sokaklarda,  eylemlerde daha yüksek bir şekilde çıkarmaya başladık. Biz de her eyleme gitmeye başladık. Gidiyoruz sesimiz kısılsa da bazen sahnede bazen sokakta olmamız gerekiyor. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması nelere yol açacağı ile ilgili bir fikrimiz var biliyoruz. Aslında sahnelediğimiz oyunlarda neden insanları ağlattığımızı en iyi kadınlar anlıyor ve hissediyor. Çünkü duygulara dokunuyoruz. Biz de oynarken o duygulara giriyoruz. Kadın şiddetine dur demek için sokaklardayız. İstanbul Sözleşmesi yaşatır” diye konuştu. Hükümetin İstanbul Sözleşmesini uygulamadığı takdirde, taciz, tecavüz ve şiddetin artacağını hatırlatan Şahlar, faillerin cezalandırılmadığı taktirde de faillerin daha da güçleneceğini söyledi. Şahlar, sahnelerde ve sokaklarda oyunlarını oylanamaya devam edeceklerini vurguladı.
    Mezopotamya Ajansı
  • Baskılara rağmen 26 yıldır okurlara ulaştırılıyor

    Baskılara rağmen 26 yıldır okurlara ulaştırılıyor

    Kürtçe bilim, kültür ve araştırma dergisi ZEND’in 27’nci sayısı uzun bir sürenin ardından okurla buluştu. Kürt Araştırmalar Derneği Eşbaşkanı Eyyüp Subaşı, yeni sayıya ilişkin okurdan görüş beklediklerini söyledi.

    Kürt Araştırmalar Derneği (Komeleya Lêkolînên Kurdî), Kürtçe bilim, kültür ve araştırma dergisi olan ZEND’in 27’nci sayısını geçtiğimiz günlerde okurlarıyla buluşturdu. Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan İstanbul Kürt Enstitüsu tarafından 21 Mart 1994’te çıkarılmaya başlanılan ve kimi nedenlerden kaynaklı yayın hayatı belli aralıklarla kesintiye uğrayan ZEND’in bu sayısında da birçok bilimsel araştırmaya yer verildi.
    Derginin bu sayısında, Tahir Baykuşak’ın “Hacî Qadirê Koyî’nin Kürtçe Milliyetperver Fikriyatındaki Rolü”, Arimed Delavî’in “Türk Devletinin Beden Dili ile Sinemadaki Temsili” ve Berat Qewîendam’ın klasik Kürt edebiyatı üzerine kaleme aldığı yazılar yer aldı.
    Kürt Araştırmalar Derneği Eşbaşkanı Eyyüp Subaşı ile tüm baskılara rağmen okurlara ulaştırılmaya çalışılan dergiyi konuştuk.
    ‘ÖNEMLİ BİR KAYNAK’ 
    Subaşı, çeyrek asırdır birçok yazar ve araştırmacının çalışmalarını bünyesinde barından dergiyi, “Kürdoloji çalışmaları için önemli bir kaynak” olarak nitelendirdi. Kürt dili, edebiyatı ve kültürü üzerine kapsamlı araştırma yapmak isteyenler için derginin önemli bir kaynak niteliğinde olduğunu belirten Subaşı, derginin ilk Kürtçe dergilerden bir tanesi olduğunu ve birçok bilimsel araştırmaya imza attığına değindi.
    KÜRTÇEYE KATKISI
    Derginin aynı zamanda Kürtçe yazımın gelişmesinde de önemli bir rol oynadığına dikkati çeken Subaşı, “ZEND çıktığı sırada, tamamı Kürtçe olan ve bilimsel çalışmalara yer veren sadece birkaç dergi vardı. ZEND’i diğer dergilerden ayıran önemli bir niteliği de Kürtçe ve sadece bilimsel çalışmalara yer vermesiydi. ZEND’in bu anlamda Kürtçe yazı dilinin gelişimi üzerinde iyi bir tesir bıraktığını söyleyebiliriz” dedi.
    ZENGİN BİR SAYI 
    Son çıkan sayıda yer alan yazıların içeriğine de değinen Subaşı, “Bu sayıda da farklı yazılar var. Dil üzerine çeşitli çalışmalar var. Kürtçe gramer ve Med İmparatorluğu üzerine de yazılar var. Öte yandan Horasan’da yazılmış ve yeni ortaya çıkan Şewqname adlı bir eserin dili üzerine bir araştırma yer alıyor. Yani geniş bir yelpazede yazılar yer almaktadır. Kürt dili, edebiyatı ve folkloru üzerine zengin bir sayı diyebiliriz” diye konuştu.
    ‘ELEŞTİRİLERE AÇIĞIZ’ 
    Subaşı, derginin yayın hayatının bundan sonra da devam edeceğini vurguladı. Derginin okuyucularından ve araştırmacılardan eleştiri ve öneriler beklediklerini söyleyen Subaşı, “Yapılacak eleştiriler, ZEND’in gelişmesine katkı sunacaktır. Kürtçe çıkan bir derginin gelişimi de Kürt dilini katkı sunacaktır” dedi.
    MA / Mehmet Aslan