Category: KÜRDİSTAN

  • Kürt Halk Önderi’nden Bayram ve Newroz Mesajı

    Kürt Halk Önderi’nden Bayram ve Newroz Mesajı

    İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş, Ramazan Bayramı kapsamında aileleriyle görüştü. Görüşmeye Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ve yeğeni Ömer Öcalan, Ömer Hayri Konar’ın kardeşi Ali Konar, Hamili Yıldırım’ın kardeşi Polat Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın kız kardeşi Sabiha Aslan katıldı.

    DEM Parti Riha Milletvekili Ömer Öcalan, sosyal medya hesabından görüşmeye dair açıklama yaptı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın mesajını paylaşarak, halkın Newroz ve Ramazan Bayramı’nı kutladığını belirtti.

    Ömer Öcalan, şunları belirtti: “Ramazan Bayramı vesilesiyle İmralı Ada Hapishanesi’nde bulunan Sayın Abdullah Öcalan, Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş ve Ömer Hayri Konar ile 31 Mart tarihinde aileleri olarak bir görüşme gerçekleştirdik. Türkiye, Ortadoğu ve dünyada önemli gelişmelerin yaşandığı bu dönemde, Sayın Abdullah Öcalan‘ın mesajını kamuoyunun bilgisine sunuyorum: ‘Newroz’da halkımızın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı büyük bir coşku ile sahiplenmesini selamlıyorum. Tekrardan halkımızın Newroz’unu ve Ramazan Bayramı’nı kutluyorum.”

  • Salih Müslim: Kürt diasporası sesini yükseltmeli

    Salih Müslim: Kürt diasporası sesini yükseltmeli

    ALAETTIN SINAYIC-LONDRA

    PYD Dış İlişkiler Sözcüsü Salih Müslim, Avrupa’daki Kürt diasporasının sesini yükseltmesi gerektiğini söyleyerek, “Nerede olursa olsun halkımız, harekete geçmelidir. Diplomatik baskı çok önemlidir” dedi.

    Londra Kürt Toplum Merkezi tarafından PYD Eşbaşkanı Xerib Hiso ve PYD Dış İlişkiler Sözcüsü Salih Müslim’in Skype üzerinden katılımı ile ‘Rojava ve son siyasal gelişmeler’ başlıklı panel düzenlendi.

    Panelde PYD yetkilileri bölgede yoğunlaşan saldırıyı, özgürlük savaşçılarının direnişini ve Kürt halkının karşılaştığı zorlukları aktardı.

    Xerib Xiso, konuşmasına kalabalığı selamlayarak başladığı konuşmasında son gelişmeler hakkında ayrıntılı bir değerlendirme yaptı. Bölgedeki çeşitli silahlı grupların doğrudan Türkiye tarafından desteklendiğini ve koordine edildiğini vurgulayan Xiso, “Rojava’daki savaş hem askeri hem de diplomatik olarak devam ediyor. Cihatçı gruplar, Türk devletinin desteğiyle varlıklarını sürdürüyorlar” dedi.

    Xerib, direnişin devam etmesi gerektiğini ve her alanın adalet ve özgürlük için bir savaş alanı olduğunu, bunun içinde Birleşik Krallık’taki toplulukların da yer aldığını belirtti.

    PYD Dış İlişkiler Sözcüsü Salih Müslim ise Minbic’da Kürt bölgelerine yönelik Türk devletinin koordine ettiği saldırılara dikkat çekerek, bu saldırıların, bölgeyi istikrarsızlaştırmayı ve onları zorla yerinden etmeyi amaçlayan girişimler olduğunu söyledi.

    Türkiye’nin amacının, Kürtleri Fırat’ın batısından doğusuna sürmek ve oradan yeni saldırılar başlatmak olduğunu ifade eden Müslim, bu planların hegemonik güçlerden onay aldığına dikkat çekti.

    Muslim, durumun yaklaşık 125 bin kişinin yerinden edilmesine yol açtığını belirterek, “Bu silahlı grupların yol açtığı talan ve yıkımı kınıyoruz. Bunun Kürt kültürüne ve geçim kaynaklarına yönelik sistematik bir saldırıdır” diye kaydetti.

    Avrupa’daki Kürt diasporasının sesini yükseltmesi gerektiğini söyleyen Muslim, “Nerede olursa olsun halkımız, harekete geçmelidir. Diplomatik baskı çok önemlidir. Mücadele 2004’ten bu yana devam ediyor ve Kürtler aynı anda Suriye rejimine ve Türkiye destekli çetelere karşı direniş halinde” dedi.

    Londra Kürt Toplum Merkezi’ne yönelik operasyona da değinen Muslim, bunun Kürt’ün sesini susturmak amacıyla yapılan daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu belirtti. Muslim şöyle devam etti: “Toplum merkezlerinin kapanması bir baskı biçimidir. Bir can simidi kesildiğinde, baskıcı güçlerin koordineli kararlar aldığı açıktır. Bu yüzden her yerde direnişe ihtiyaç vardır.”

    Konuşmaların ardından etkinlik soru-cevap bölümüyle devam etti. Toplantıya katılan kitle, “Bijî Berxwedana Rojava” sloganları attı.

  • Londra’da yüzlerce kişi kriminalizasyona karşı yürüdü

    Londra’da yüzlerce kişi kriminalizasyona karşı yürüdü

    ALAETTIN SINAYIC-LONDRA

    Londra’da bir araya gelen binlerce Kürt ve dostu, Kürt Toplum Merkezi’ne yönelik İngiliz polisinin saldırısını protesto etti. Trafalgar Meydanı’ndan Scotland Yard’a ordan da Başbakanlık binasına yürüyen binler, “Bu faşizm, bu zorbalık, bu zulüm, bu hükümet döneminde gelişti. Kürtlerden elinizi çekin” dedi.

    İngiltere’nin başkenti Londra’da Kürtler ve dostları, İngiliz Polisi’nin 27 Kasım’da Kürt Toplum Merkezi ve Kürt aktivistlere yönelik operasyonunu protesto etti. Kürt Toplum Merkezi’ndeki polis ablukası ve Kürt aktivistlerin 5’inci günde polis merkezindeki ifadeleri sürerken, Kürdistanlılar ve dostları ise sokaklara çıktı.

    Aralarında Kürt, Alevi, sol, sosyalist ve devrimci örgüt ve kurumların yer aldığı Demokratik Güç Birliği ve Britanya Alevi Federasyonu’nun çağrısı ile binlerce kişi, Trafalgar Meydanı’nda bir araya geldi. Kitle sık sık, “Utanın”,  “Kürtlerden elinizi çekin”, “Jin jiyan azadî”, “Bê Serok jiyan nabe” sloganı attı.

    Trafalgar Meydanı’nda Sosyalist İşçi Partisi, Adalet Hareketi ve Haringey ve Barnet Birleşik Toplum Hareketleri adına birer konuşma yapıldı. Konuşmalarda, Kürt halkına karşı Türkiye’nin saldırıları sürerken, İngiltere’nin de bu operasyon ile ortak olduğuna dikkat çekildi.

    Kürt toplumu kriminalize ediliyor 

    İktidardaki İşçi Partisi’ne tepki gösteren konuşmacılar, “Bu hükümetin itibarı kalmadı. Bu faşizm, bu zorbalık, bu zulüm, bu hükümet döneminde gelişti” denildi. Yine İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy ve Kate Osamar gibi çok sayıda ismin Kürt Toplum Merkezi’ni onlarca kez ziyaret ettiği ve gözaltında olanların kendilerinin de yakın tanıdığı isimler olduğuna vurgu yapıldı. Konuşmalarda, “Utanın! Kürt toplumunu kriminalize ve terörize etmekten vazgeçin. Ellerinizi Kürtlerin üzerinden çekin” denildi.

  • Haringey’de Bulunan Kürt Toplum Merkezine Polis Baskını

    Haringey’de Bulunan Kürt Toplum Merkezine Polis Baskını

    ALAETTIN SINAYIC

    Metropolitan polisi gece yarısı Londra Haringey’deki Kürt Toplum Merkezi ile çok sayıda Kürt siyasetçi ve yurtseverin evine baskın yaptı. 

    Gece yarısı Londra Haringey’deki Kürt Toplum Merkezi ile çok sayıda Kürt siyasetçi ve yurtseverin evine baskın yapan İngiliz polisi Türk devletini aratmadı. Aralarında Türkçe konuşan polislerin de olduğu yüzlerce polis emir aldıklarını söyledi. Baskınlarda kapılar balyozla kırıldı, dernek ve evde bulunanlara şiddet uygulandı. 6 kişi gözaltına alınırken, dernek binası 9 gün boyunca kapatıldı.

    Metropolitan polisi bu sabah erken saatlerinde anti-terör timleriyle Londra Kürt Toplum Merkezi’ne (KCC) ve Kürt yurtseverlerin evlerine eş zamanlı baskın yaparak 7 Kürt aktivisti gözaltına aldı. Londra Terörle Mücadele Polisi yaptığı açıklamada toplumu koruma adı altında baskın gerçekleştirdiklerini iddia etti.

    Dernektekilere işkence

    Kürt Toplum Merkezi’ne gece 03:00 sularında baskın yapan polisler tüm kapıları balyozlarla kırarak içeri girdi. İçeride bulunanları yere yatırarak şiddet uyguladı. Tüm teknik ve iletişim malzemelerine el koyan polis, derneği ‘arama’ bahanesi adı altında dağıttı. Baskın sırasında İngiliz polisinin şiddeti sonucu Tayfur Özer adlı Kürt yurtsever baygınlık geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. Hakan Nemir de polis şiddetlinden nasibini alırken, ayakları ve yüzünde morluk ve şişlikler oluştu.

    Merkez ablukaya alındı

    Polis, Kürt Toplum Merkezi’nde karakol kurdu. Sokağı giriş ve çıkışlara kapatan polis tüm caddeyi abluka altında tutarken, içeride bulunan birçok malzemeyi ise hiçbir avukat ve hukukçu gözetimi olmadan el koydu. Polisin hem Kürt Toplum Merkezi binasına hem de baskın yaptığı evlerde 9 gün boyunca bulunma ve soruşturma gerekçesiyle ‘işgal’ hakkı bulunduğu bildirildi.

    Merkez önünde protesto

    Baskınların duyulması üzerine Kürtler ve dostları da Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezi binası önünde toplanmaya başladı. Burada “Terörist polis”, “Utanın”, “Biji serok Apo” şeklinde slogan atan kitle baskını protesto etti. Alevi ve devrimci kitle örgütleri de merkez önündeki eylem ve protesto gösterisine katılırken, kitle sık sık ve “Kahrolsun faşizm” şeklinde slogan attı.

    İngiliz polisi işkence yaptı

    KCC binasına yapılan baskında darp edilen Hakan Nemir, polisin kapıları kırarak dernek binasına girdiğini ifade ederek, “Hiçbir gerekçe sunmadan bizlere saldırmaya başladılar. Yaralandık. Bu bir işkenceydi. Bu halk, bizler terörist değiliz. Asıl bu şekilde işkence edenler faşizmden kaçıp buralara sığınan insanlara Kürt halkına baskı uygulayanlar teröristtir” dedi.

    Hastaneye kaldırıldı

    Darp edildiği için hastaneye kaldırılan  Tayfur Özer de polis şiddetini kınayarak, “İçeri girer girmez darp etmeye başladılar. Gözüm ve yüzümde morluklar oluştu. Şiddetten dolayı bayılmışım ve beni hastaneye kaldırdılar. Bu zülümdür bir halka. Bu halk onurlu bir halktır. Bizler değerlerimizden asla taviz vermeyeceğiz. Utansınlar, zulümlerinden utansınlar” diye tepki gösterdi.

    İngiliz polisi Türkçe bildiri bıraktı

    Polis tarafından Kürt Toplum Merkezi’nin PKK ile ilişkili olduğu iddiasının yer aldığı Türkçe hazırlanmış bir bildiri de çevrede bulunanlara dağıtıldı. Bildirede, “Bu tüm toplulukları terörizmden korumak içindir. Polise iletmek istediğiniz bir bilginiz var mı” ifadesi dikkat çekti.

  • Tutuklu yazar Cengiz Sinan Çelik’ten şiir kitabı: Serdestan  

    Tutuklu yazar Cengiz Sinan Çelik’ten şiir kitabı: Serdestan  

    25 yıldır cezaevinde olan şair Cengiz Sinan Çelik’in şiir kitabı Serdestan, Ayrıntı Yayınlarından çıktı.

    1997 yılından beri cezaevinde olan şair ve ressam Cengiz Sinan Çelik, 1974 Hozat’ta doğdu. 1997 yılında siyasi nedenlerle tutuklandı, müebbet hapse mahkum edildi. Cezaevinde Türkçe ve ana dili Kürtçe (Kırmanckî) şiirler yazan Çelik’in resim çalışmaları yurt içi ve yurt dışındaki sergilerde yer aldı. 

    Dergi ve gazetelerde şiir, düzyazı ve makaleleri yayımlanan Çelik; 19. (2011), 20. (2012), 23. (2015) Hüseyin Çelebi Edebiyat Etkinliği’nde Türkçe ve Kürtçe şiir dallarında, İHD Bingöl Şubesi’nin 2010 yılında düzenlediği “Resim, Şiir ve Öykü Yarışması”nda şiir dalında, 2012 yılında gerçekleşen Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali’nde şiir dalında derece ve ödüllere değer görülmüştür.

     

  • Taybet Ana’yı unutmadık!

    Taybet Ana’yı unutmadık!

    “Hiçbirimiz uyuyamadık, köpekler gelir, kuşlar konar diye, o orada yattı biz 150 metre ilerisinde öldük… Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse devlet de bize 7 günde bunu yaptı.” (Taybet Ana’nın oğlu Mehmet İnan)

    Taybet İnan ya da başka bir değişle Taybet Ana, 1993 yılında her iki çocuğu Esmer (12) ve Botan’ın (4) parçalanarak katledilmesine tanık oldu. Demokratik Özerklik ilan edildiği Şirnex’ın (Şırnak) Silopî ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan eden Türk devletinin kesin nişancıları tarafından 19 Aralık 2015 günü çocuklarının gözü önünde katledildi. Onu kurtamaya çalışan kayını Yusuf İnan da yanına gitmeye çalışırken katledildi. Yusuf İnan’ın cansız bedeni evin içine güçlükle çekilirken, Taybet Ananın cansız bedeni 7 gün boyunca sokakta kaldı. Beyaz bayraklarla Taybet Ananın cenazesini almaya çalışan herkese ateş açıldı. 7 gün sonra cansız bedeni morga kaldırılan 57 yaşındaki Taybet Ana, 23 gün sonra defnedildi. Cenaze törenine eşinin ve çocuklarının dahi katılmasına izin verilmedi.

    Vücudunda 10 kurşun tespit edilen 11 çocuk annesi İnan ve kayınının öldürülmesine ilişkin açılan soruşturma Emniyet, “ölümünden 6 gün sonra haberimiz oldu” derken daha sonrasında savcılık, “Güvenlik güçleri tarafından vurulmadı” derken Teybet İnan’ın vücudundaki metal parçaların hangi silahtan çıktığının tespit edilmediğini ileri sürecekti.

    O anları anlatan oğlu Mehmet İnan şöyle söylüyordu: “Hiçbirimiz uyuyamadık, köpekler gelir, kuşlar konar diye, o orada yattı biz 150 metre ilerisinde öldük… Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse devlet de bize 7 günde bunu yaptı.”

    Olaydan sonra Teybet İnan’ın oğlu Mehmet İnan yazdığı mektupta şöyle diyordu:

    “Annem tamı tamına 7 gün sokakta kaldı… Hiçbirimiz uyuyamadık, köpekler gelir, kuşlar konar diye, o orada yattı biz 150 metre ilerisinde öldük… Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse devlet de bize 7 günde bunu yaptı. 7 gün tam 7 gün annenizin cenazesi sokak ortasında kalsın… İnsan çok iyi olamıyor, insan kalamıyor… Annemin elleri kaskatı olmuş ve öyle sıkmış ki eşarbını, belli ki canı hayli acımış, öptüm ellerinden helal et hakkını diye ama… Kanı kurumuş annemin, elleri, yüzü ki yüzü düşerken toprak olmuş, elbiseleri kandan ıslanmış sonra kurumuş, sonra taş olmuş annemin… Kokusu gitmiş, toprak ve kan kokuyor annem, saçları sertleşmiş, kirlenmiş, annemin canından can almışlar Allah’a inananlar! Gözleri açık kalmış annemin, yüzü eve dönük, ayakları toplanmış bir takat gelsin diye belli ki çabalamış. Benim annem, siz benim annemi öldürdünüz, çocuklarınız var mı bilmiyorum sizin yoksa bile sahiplerinizin var, nasıl bir acı demeyeceğim zira ağır… 7 gün benim annem 7 gün kara kış soğuğunda kaldı, en acısı kaç saat yaralı kaldı bilememek, keşke diyorum hemen ölmüş olsa. Siz benim annemi öldürdünüz.”

     

  • Taybet İnan’ın kızı: Hesabının sorulacağına inanıyorum

    Taybet İnan’ın kızı: Hesabının sorulacağına inanıyorum

    Cenazesi 7 gün boyunca sokak ortasında bekletilen Taybet İnan’ın kızı Halime İnan, “Bir gün bunların hesabının sorulacağını inanıyorum” derken, ailenin avukatı Ramazan Bilik de, cezasızlığın yeni ölümlere neden olduğunu belirtti.

    Zeynep Durgut/MA

    Şırnak’ın Silopi ilçesinde, 14 Aralık 2015’de valilik tarafından ilan edilen sokağa çıkma yasağının üzerinden 6 yıl geçti. 6 yılda Şırnak halkı yaralarını sarmaya çalışırken, yaşanan acılar dün gibi hafızalardaki yerini koruyor. Sokağa çıkma yasağının 38 gün sürdüğü Silopi’de, abluka ise 308 gün sürdü. Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından hazırlanan rapora göre, Temmuz 2015 ve Ekim 2016 tarihleri arasında, yaşları 11 ile 75 arasında değişen 68 kişi yaşamını yitirdi. 500’ü aşkın ev tahrip edildi.
    57 yaşındaki Taybet İnan’da katledilenlerden biriydi. İlçede yasakların 5’inci gününde komşunun evinden dönerken, özel harekat polisleri tarafından vücuduna isabete den 10 kurşunla katledilen Taybet İnan’ın (Taybet ana) cansız bedeni 7 gün boyunca sokakta bekletildi. İnan’ın kayını Yusuf İnan onun yardımına gitmek isterken evinin avlusunda vuruldu ve 20 saat boyunca yaralı bekletildi. Kan kaybından yaşamını yitirdi. Taybet ananın eşi Halit İnan da cenazeyi almak isterken yaralandı. Taybet ananın 7 gün sokakta bekletilen bedeni, bölgede yaşatılan vahşetin sembolü haline geldi. 7 gün sonra ailesinin cenazeyi almalarına izin verilirken, cenaze merasimine de yalnızca iki oğlu ve kardeşinin katılmasına izin verildi.
    Taybet ananın acısı henüz tazeyken, bu sefer de kızı Heznê İnan’ın (22) ölüm haberi geldi. Cizre’deki yasak sırasında mahsur kaldıkları evin bodrum katında birçok arkadaşıyla birlikte yakılan Heznê’nin cenazesi de 5 ay sonra aileye teslim edildi.
    BOTAN VE ESMER KATLEDİLDİ
    Tüm hayatında devlet zulmünün izleri bulunan Taybet ana, 1993 yılında iki çocuğunu kaybeder. 3 yaşındaki oğlu Botan ve 12 yaşındaki kızı Esmer, ilçeye bağlı Cudi Mahallesi’ndeki boş bir alanda oyun oynarken askeri bir cismin patlaması sonucu yaşamını yitirir. Aynı patlama da 5 çocuk daha ölür. Taybet ana, patlamanın etkisiyle etrafa saçılan çocuklarını parçalarını üç gün boyunca arar. Yaşamını yitiren 7 çocuktan kalan parçaları bir çuvala koyan Taybet ana, 7 çocuğu da aynı mezara defneder. Çocukların faillerini bulmak ve yeni çocuklar katledilmemesi için bir mücadele başlatan Taybet ananın, kendisi de “faili meçhul” bir saldırıda katledildi.
    YAS TUTMAYIN 
    Yıllar geçse de İnan ailesi yaşadıkları zulmün unutulmayacağını söyledi. Taybet ananın kızı Halime İnan, annesinin ölmeden önce son sözlerini hatırlatarak, katliam gününü şöyle anlattı: “Annem katledilmeden birkaç gün önce yanımıza gelerek, ‘Bu saate kadar nasıl uyuyorsunuz? Kalkın çok büyük bir savaş var. Görmüyor musunuz, duymuyor musunuz?’ dedi.  Annem bana dönerek, ‘Herkes gitti, eğer olurda ben ölürsem sakın yas tutma’ dedi. Sonra da bu vahim olay yaşandı. Annemin cenazesi sokak ortasındaydı ve kimsenin almasına izin verilmiyordu. Annemin evine gitmek istiyordum ancak engelleniyordum. En sonunda yerde sürünerek gittim. Annemi sokak ortasında hareketsiz gördüm, uyuyor gibiydi. Sanki ölmemişti. Üç kez elimde beyaz bayrakla annemin cenazesini sokaktan kaldırmak için gittim. Ama her gidişimde ateş açtılar. Son gidişimde beyaz bayrak bile mermilerin hedefi oldu.”
    ANNESİNİN YANINA DEFNEDİLMİŞ 
    Annesinin katledildiği sokaktan her yürüdüğünde karışık duygulara kapıldığını ifade eden Halime İnan, 3 kardeşinin ve annesinin aynı kişiler ve aynı şekilde katledildiğini vurguladı. İnan şöyle devam etti: “O sokaklarda yürümek istemiyorum. Bu sokağı görmek istemiyorum. Burada ailem var diye kalmak zorundayım. Kız kardeşim Heznê de sokağa çıkma yasağı sırasında Cizre bodrumunda katledildi. Aynı hafta içinde ikisinin de yasını tuttuk. Annemin cenazesi gibi günlerce, aylarca onun cenazesini de bekledik. Heznê’nin mezarı annemin mezarına 100 metre uzaklıktaydı. Ama o mezarın onun olduğunu bilmiyorduk. Çünkü mezar numaralıydı ve üstüne ‘kimsesiz’ yazılmıştı. Kan verdikten sonra ilginçtir ki o cenaze ile eşleşti. Kız kardeşimi bir kez olsun görmek istedim ama göremedim. Canlı değil ölü olarak annemin yanına geldi.”
    ÇOCUKLARIN CENAZESİ 4 GÜN YERDE KALDI 
    Kardeşleri Botan ve Esmer’in cenazelerinin de annesinin cenazesi gibi günlerce yerde kaldığını hatırlatan İnan, “2 kardeşim, 3 kuzenim ve 2 de komşumuzun çocukları oyun oynamak için dışarı çıkar ve bir süre sonra ortadan kaybolurlar. Annem onları aramak için mahallenin diğer yanına geçti. Askerleri görür, askerlerin toplandığı yerde iki ayrı patlama olmuştu. Asker olay yerine kimsenin yaklaşmasına izin vermiyordu. Annem askerlere çocuklarına soruyor, asker kayıp başvurusu yapmasını söylüyor. Annem de emniyete giderek kayıp başvurusu yapıyor” diye belirtti.
    BİR MEZAR 7 ÇOCUK 
    7 çocuğun parçalanmış bedenlerinin günlerce tarlada bekletildiğini anlatan İnan, “Olay günü ve sonrası tarlanın etrafında kartal gibi yırtıcı kuşlar uçuyor. Bu kuşlar annemin dikkatini çekiyor. Ancak kuşların cenazelere konmak için fırsat kolladıklarını bilmiyor. Çocukların cenazeleri 4 gün boyunca yerde kaldı. Ardından patlamanın olduğu yerde kardeşlerimle birlikte 7 çocuğun yaşamını yitirdiğini açıkladılar. Annem 3 gün boyunca çocuklarının parçalarını aradı. Annem ve diğer akrabalar 7 çocuğun vücut parçalarını toplayıp bir poşete koyup tek bir mezara defnetti” diye belirtti.
    ‘DAVASINI SÜRDÜRECEĞİM’ 
    “Tüm yaşadıklarımız karanlık bir kabus gibi” sözleriyle yaşadıklarını özetleyen İnan, “Bir gün bunların hesabının sorulacağına ve adaletin geleceğine inanıyorum. Ömrümün sonuna kadar annemin davasını sürdüreceğim ” dedi.
    ‘SAVCILARIN TUTUMU YENİ ÖLÜMLER DEMEK’ 
    İnan, ailesinin avukatı Ramazan Birlik, aradan 6 yıl geçmesine rağmen dosyada bir ilerlemenin olmadığını söyleyerek, “Aradan geçen süreye rağmen savcılığın bulduğu veya bulmaya çalıştığı bir fail yok. Savcılık ölümlerin güvenlik güçlerinin ateşi sonucu meydana gelmediği iddiası ve ön kabulü ile soruşturmayı yürütmeye devam ediyor. Dosyada henüz verilmiş bir karar yok. Savcılık soruşturma dosyalarından görebildiğimiz kadarıyla, ne Taybet İnan’ın ölümüyle ilgili ne de sokağa çıkma yasakları sürecinde güvenlik güçlerinin açtığı ateşle ölen insanların ölümleriyle ilgili etkili bir soruşturma yürütmemektedir. Devletin ve savcıların yaklaşımı, ölen herkesin örgüt üyesi olduğu ve çatışmada öldüğü şeklindedir. Taybet İnan gibi öldürülen ve örgüt üyesi olduğu savunulamayan sivillerin de örgüt mensuplarının ateşiyle öldüğü savunması yapılmaktadır. ‘Güvenlik güçlerinin beyanı esastır’ ön kabulü ile yürütülen bu soruşturmalar cezasızlık dışında bir netice doğurmamaktadır. Savcıların bu tavrı da failleri cesaretlendirmekte ve yeni ölümlere davetiye çıkarmaktadır” şeklinde konuştu.