Category: KÜRDİSTAN

  • Kanayan bir yara; Maraş Katliamı tanıkları anlatıyor (2) -DOSYA-

    Kanayan bir yara; Maraş Katliamı tanıkları anlatıyor (2) -DOSYA-

    DERLEYEN: DİREN DİCLE

    Türkiye tarihinin en karanlık katliamlarından biriydi Maraş Katliamı. Üzerinden 43 yıl geçmesine rağmen hafızalardan silinmezken, ne adalet sağlandı ne de yüzleşme. Maraş katliamı tanığı ve mağdurları, “Yaralarımız bırakın iyileşmeyi, daha da derinleşti” derken, karnı kesilerek öldürülen hamile kadınları, direklere çivilenerek öldürülen dedeleri, cennete gitmesin diyerek ensesinden kesilen Alevi ve devrimcileri anlattı.

    Maraş Katliamı’nın üzerinden tam 43 yıl geçti, ancak katliamın izleri hala dipdiri. 19 Aralık ile 26 Aralık 1978 tarihleri arasında, sadece bir hafta içerisinde resmi verilere göre 111 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı, 210 ev ve 70 iş yeri tahrip edildi. Resmi olmayan beyanlara göre ise 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi. Katliamın hedefinde Aleviler, Kürtler ve devrimciler vardı. Katliamın gerçek sorumlularına ve planlayıcılarına hiç dokunulmadı. Bir yandan Maraş’ın üzeri kapatılmaya çalışılırken, diğer yandan  Sivas, Cizre, Roboski, Gazi, Ankara, Diyarbakır ve Cezaevleri Katliamı gibi sayısız katliam yaşandı.

    Tarihin en kanlı katliamlarından Maraş’ın tanıkları ve mağdurları 43 yıldır kanayan yaralarına rağmen susmuyor. Farklı basın yayın kurumlarına gazete ve kitaplara o günleri anlatan tanıklar katliamı anlatıyor:

    Maraş Katliamı tanığı gazeteci Elif Tabak: “Katliamda yer alanlara ‘Alevileri öldürün Alevinin evi eşi sizin’ dediler. Yetmedi, ‘Yedi Alevi öldüren cennete gidecek’ diyerek cenneti sattılar camiler de. Talancı ve katliamcı bir zihniyet vardı. Yaşadığımız evin askeri bölümüne yakın olduğumuz evlere saldırdılar. İnsan çığlıkları duyuyorduk. Evlere giriyorlar insanları katlediyorlar kadınlara tecavüz ediyorlardı. Hamile kadınları bile katledip tecavüz ettiler. Bir annenin gözleri önünde oğlu katledildi ve kendisi aldığı kurşunla felç oldu. Felç olan ve evladını yitiren anne yaşadıklarının acısına dayanamayarak intihar etti bir süre sonra. Maraş katliamının tahribatı ve yaraları bitmiş gibi görünüyor ama bu yara hala kanıyor. Hala kanayan yüzlerce binlerce yara var.”

    Maraş Katliamı sonrasında Kıbrıs’a göç etmek zorunda kalan Müzisyen İbrahim Sezikli, “Yaralarımız bırakın iyileşmeyi, daha da derinleşti.  Bir insanı öldürmek kolay mı? Nasıl bir ideoloji, nasıl bir inanç bu insanları, çocukları kazana koyup kaynatacak hale getirebildi? Nasıl bir inanç, hamile kadının karnını deşip, bebeği çıkaracak hale getirdi? Hangi inanç, bu insanları, duvara çocuk çivileyecek hale getirebildi? İşte son örneği Rojava’da yaşanan IŞİD barbarlığıdır. Maraş Katliamı sürekli mağdurların zihinlerini meşgul ediyor. En kötüsü bizi yurtsuz etti. Köklerimizden kopardı” dedi.

    Katliamın yaşandığı dönemde 17 yaşında, lise son sınıf öğrencisi olan Sabiha İpek:  “Yağmalar başladığı esnada ev sahibimizin evine çıktık. Maraş’taki ev içlerinde yüklükler vardır. Önüne perde çekerler. Hepimiz onun arkasına saklandık. Karşı tarafımızda bir ev sahipleri beni çok severdi. İçlerinden biri, ‘oda bizdendir, oraya ateş atmayın’ dedi. Sonra bir şeyler daha konuşuldu ama duyamadım. Evimizin camını kırarak içeriyi ateşe vermişlerdi. Sokağın bir başından girip evlere ateş atarak gidiyorlardı.”

    EN SON 1306’NCI SAYIYI GÖRDÜK

    8 Maraş katliamı sırasında günlerce saldırı altında kalan Yörükselim mahallesini savunanların en önündekilerden birisi.  Katliama tanıklık eden ve bir yıl sonra yakalanarak çarptırıldığı idam cezasından Yargıtay’ın kararıyla kurtulan Hamit Kapan: “Tek tek evlere girip katliam yaptılar. Çok acı veren insanlık dışı katliamlar yaptılar. 80 yaşındaki cennet nenenin gözünü oyup kurşunu dizdiler. Daha da hıncını alamayıp at arabasına üzerine devirdiler. 14 yaşında Ali Tıraş ismindeki çocuğun kollarını bacaklarını kestiler. Yörükselimi basıp hepimizi kurşuna dizselerdi daha az canımız yanardı. Asker ve polis tam tersine sağcılara yol veren bir pozisyon içerisindelerdi. Askerler ve polisler resmi kurumları koruyorlardı. Solcu Sünniler de hedef alındı. Kadınların üzerindeki altınları almaya çalıştılar. Altınları alamayınca kollarını kestiler. Resmi ölü sayısı olan 111’in üzerine bin daha koymak lazım. Hastane morgunda ölenlerin ayak uçlarına numara veriyorlardı. Biz en son 1306’ncı sayıyı görmüştük”

    MEDYA GİZLEDİ ÇARPITTI..

    Maraş Katliamı tanığı yazar Aziz Tunç Maraş Katliamı sırasında da medyanın her zaman ki gibi gerçeği çarpıttığına ve katliamcıları aklayacak bir şekilde yayın yaptığına vurgu yaparak, “Olaylar ve mahalleye yapılan saldırılardan hiç söz edilmemişti. Devrimci, yurtsever ve halkın gittiği kahveye yapılan saldırıya hiç bir gazete yer vermemişti. İki öğretmenin katledilmesi de bazı gazetelerde çok küçük puntolarla geçilmişti. Öğretmenlerin cenaze töreni ve mahallerdeki katliam bittiği gün gazetelerde haber olarak yer almaya başladı. Maraş’ta yaşanan katliam tüm ülkeden gizli bir şekilde yapıldı. Katliamdaki gerçekleri saklama ve olayları çarpıtma görevini iyi oynadı medya.”

    DOST BİLDİĞİMİZ KOMŞULARIMIZ…

    Maraş katliamının tanığı ve mağdurlarından olan 91 yaşındaki Koco Erat: “Musa Funda diye bir tanıdığım vardı. Onu direkt yakarak öldürdüler. Odunculardaki odunları alıp silah diye kullandılar. Sokak sokak dolaşıp gördükleri insanları vurdular. Annem yaşlıydı diye sırtıma alarak aşağıya inmeye başladık. Evden çıkıp hükümet konağına gitmeye çalıştığımız sırada, yıllarca dost diye bildiğimiz komşularımız; ‘Komünist kaçıyor. Maraş komünistlere mezar olacak’ diye bağırdılar. Askeri bir araç durdu. Annemi bindirip hükümet konağına götürdüm. Annem hasta olduğu için onu hastaneye götürdüm. Hastanede yer kalmadığı için askeriye revirine götürüp bıraktım. Biz askeri kışlaya geçtik” dedi.

    DEVLET SEYİRCİ KALDI…

    Katliam tanığı Kenan Atiz: “Mahalleye doğru gelirken ‘Alevi öldüren cennete gider’ diye bağırıyorlardı. Mahallenin içine tam giremediler çünkü direniş vardı ama girdikleri evdeki insanları kadın, yaşlı çocuk demeden öldürdüler. Evleri, işyerlerini yaktılar. Şuan bende yaşamıyor olabilirdim. Emniyet, polis yada askerin herhangi bir müdahalesi olmadı. Seyirci kaldılar. Biz tamamen savunmasız kaldık.Katledilenlerin cenazeleri sokakta kaldı, alamadık. Birçok kişinin cenazesi daha sonradan morglardan soğuk hava depolarından çıktı.”

    Katliam tanığı Hatun Köse: “Sabahın ilk saatlerinde bakkal Murat’ın evinin önüne arabalarla, kamyonlarla geldiler. “Durmayın, 5 yaşından 90 yaşına kadar durmayın”, “Komünist Alevileri öldürün.”, “Kim bunları öldürürse cennetlik olacaktır.”, “Kahrolsun Komünistler”, “Yaşasın Türkeş” diye bağırıyorlardı. “Vurun, kırın, öldürün.” diye emir veriyorlardı. Alevilerin evlerine saldırdılar, yakmaya, tahrip etmeye başladılar. Silahlarla pencerelerden içeriye ateş ediyorlardı. Sığındığımız Molla Tabak’ın evini de sardılar. Her taraftan yağmur ve dolu gibi kurşunlar geliyordu. Evin camları, kapıları delik deşik olmuştu. Saldırganların elinde ‘üç hilalli’ bayraklar” vardı. Tam içeri girecekleri sırada askerler geldi, bizi alıp askeri kışlaya götürdüler. Ölülerimiz orada kaldı. Bizler de esirler gibi ortada kaldık.”

    KATLİAMCILAR ‘MHP’ DİYE BAĞIRIYORDU

    Katliam tanığı Kamil Berk: Bir şeylerin olacağının kuşku ve korkusunu yaşıyorduk. Ama yine de, Devlet var diye biraz güveniyorduk. Ne bilelim ki… Sabahın ilk saatleriydi. “Allah’ını, Peygamber’ini seven, eli balta, silah, sopa tutan yürüsün, Alevileri öldürelim, komünistleri içimizden temizleyelim” diye bağırarak mahalleye saldırdılar. “Maraş size mezar olur, vatan olmaz”, “Yaşasın Türkeş”, “Yaşasın MHP” diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ateş ediyorlardı. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenleri de arkadan ateş edip öldürüyorlardı. Bu sırada Cemal Bayır ve Ali Ün’ü öldürdüler. Biz içeride birbirimize sarılarak hem ağlıyor, hem korunmaya çalışıyorduk.”

    Katliam tanığı: Aziz Öğüt: “Bizim evin de her tarafında kurşun izleri vardı. Hatta bizim evin kurşunlamasına tanık olan bazı kişiler, ‘senin evine silahla ateş eden seninle beraber iş yaptırdığın adam’ dediler. Biz adama ekmek yediriyoruz para kazandırıyoruz ama böyle bir şeyde ilk kurşunu bize o adam sıktı.”

    Musa Nurhak 1978’de yaşanan Kanlı Maraş Olaylarını anlatırken, gözyaşlarına hakim olamıyordu. Nurhak: “Hamile kadınların karnı kesildi. Dedeler direklere asıldı çivilenerek öldürüldü. Cennete gitmesi diye essesinden kesildi Aleviler, devrimciler.”

                

    Katliamın tanığı ve bugün HDP İstanbul Milletvekili olan Zeynel Özen: “Maraş önemli ölçüde Alevisizleştirildi. En fazla mağdur olan Aleviler’di ama asıl hedef o bölgede solun yükselişine engel olan bir katliam oldu. Katliama neden olan dinamikler halen bekliyor ve halen diri. Toplumsal linç organizasyonu halen diri duruyor. Halen Maraş’ın anmasına bile tahammül edilemiyor. Yüzleşme gerçekleşmedikçe bir çok katliamın alt yapısı oluşmuş olacak.”

    Maraş Katliamı’ndan sonra açılan davada müdafilik üstlenen avukat İbrahim Sinemillioğlu, o dönem davanın “bir soykırıma teşebbüs davası” olduğunu ancak mahkemenin olayı mahalle kavgasına benzeterek “mukatele” suçlamasıyla açtığını anlatı. O dönem birçok delilin es geçildiğini paylaşan Sinemillioğlu, “Devlet cumhuriyetin kuruluşu döneminden beri bu tür olayların davalarında kendinden olmayana karşı yapılan her türlü zulmü göstermelik olarak yargılamıştır. Yargılama olması için yargılamıştır. Devlet Maraş’ta da aynı şeyi yaptı. Sivas’ta da aynı şey oldu. Gerçek suçluları ortaya çıkartıp yargılasalar bir daha böyle şeyler için insanları kullanamazlar” dedi.

     

     

  • Kanayan bir yara: Maraş Katliamı 43’üncü yılında (1) -Dosya-

    Kanayan bir yara: Maraş Katliamı 43’üncü yılında (1) -Dosya-

    Derleyen: Diren Dicle

    Maraş’ta Kürt Alevilere yönelik 19 Aralık’ta başlayan ve 26 Aralık 1978’de sona eren ve yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine, yüzlercesinin yaralanmasına sebep olan ‘Maraş Katliamının’ üzerinden 43 yıl geçti. Türkiye’de 12 Eylül 1982 Askeri Darbesi’ne giden yolda en önemli olaylardan biri olarak gösterilen Maraş Katliamı’nda Alevi Kürtler hedef alındı.

    Maraş’ta 19 Aralık 1978’te saatler 21.00’i gösterirken Çiçek Sineması’nda ülkücü gençler tarafından yerleştirilen bombanın patlamasıyla başlayan ve tarihe “Maraş Katliamı” olarak geçen katliamda resmi kayıtlara göre, 111 kişi yaşamını yitirdi. Bombanın, Ülkücü Gençlik Derneği Maraş Şube Başkanı Mehmet Leblebici ve derneğin ikinci başkanı Mustafa Kanlıdere’nin talimatıyla Ökkeş Kenger adlı ülkücü bir genç tarafından yerleştirildiğine işaret edildi. Olayın ertesi sabahı kalabalık sağcı bir grup ile Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup ülkücü, Cumhuriyet Halk Partisi il binasına, PTT ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) binalarına saldırdı.

    CENAZE TÖRENİNE SALDIRDILAR 

    Devam eden saldırılarda 20 Aralık gecesi Alevilerin yaşadığı Yörükselim Mahallesi’nde bir kıraathane bombalandı. Bombalamada, “Gıjgın Dede” olarak bilinen Alevi dedesi hayatını kaybetti. Olayların dönüm noktası ise 21 Aralık’ta TÖB-DER üyesi 2 öğretmenin öldürülmesi oldu. 22 Aralık günü 2 öğretmenin cenazesini taşıyan kalabalığa, ülkücüler “Komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz” diyerek saldırdı. Kalabalık dağılıp cenazeler ortada kalırken; polisin müdahale etmediği saldırgan grup kent merkezine yürüyerek, Alevilere ait iş yerlerini tahrip etti. O günkü saldırılarda 3 kişi yaşamını yitirdi.

    KOLLUK MARAŞ’TAN ÇEKİLDİ 

    22 Aralık gecesi ülkücülerin, mahallelerde “Solcu Aleviler silahlı saldırı yapacak” propagandası üzerine silahlar dağıtıldı. Bir gün sonra ilan edilen sokağa çıkma yasağına, sadece polisler uydu! Polise yönelik de saldırı oldu uydurma gerekçeyle “polis-halk çatışmasını önleme” adına 23 Aralık sabahı kentteki bütün polisler de görevden el çektirildi. Tamamıyla devletin el çektiği Maraş’ta 24 Aralık günü sağcılar ve ülkücüler, çevre köy ve ilçelerden çağırdıkları silahlı grupların takviyesiyle Alevi katliamına başladı.

    İŞARETLİ EVLERE SALDIRDILAR 

    “Komünistleri bırakmayın, Allah yoluna kesin, Sütçü İmam aşkına vurun” diye slogan atan sağcı grupların peşine taktığı kalabalıklar, Alevilerin yaşadığı Yörükselim, Yenimahalle, Serintepe, Mağaralı ve Karamaraş mahallelerine saldırdılar. Bu mahallelerde evler tarandı, bombalanıp kundaklandı. Olaylar esnasında ölülerin taşınması, yaralıların hastanelere götürülmesi engellenirken, hastaneler kuşatıldı. Sağcı gruplar insanları kadın, çocuk, hamile, yaşlı, hasta, yaralı ayrımı yapmadan katletti. Alevi mahallelerinin yanı sıra Sünni mahallelerinde de önceden işaretlenmiş Alevi evleri kundaklandı.

    BİNLERCE AİLE ŞEHRİ TERKETTİ

    25 Aralık akşamı sona eren katliamda resmi rakamlara göre 111 kişi katledildi. Yaşamını yitirenlerin sayısının bunun kat kat üstünde olduğu bağımsız kurumlarca ifade edildi. Yüzlerce kişinin yaralandığı katliam girişiminde CHP, TİP, TKP, TÖB-DER, POL-DER binalarının ve Sağlık Müdürlüğü’nün bulunduğu 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkıldı. Katliamın ardından binlerce Alevi aile Maraş’ı terk etti. Kentteki Alevi nüfusunun yüzde 80’inin kenti terk ettiği tahmin ediliyor.

    FAİLLERDEN HESAP SORULMADI 

    Olayların ardından toplam 804 kişi hakkında dava açıldı. Sıkıyönetim mahkemelerinde açılan davalar 1991 yılına kadar sürdü. Sanıklardan 29’u idam, 7’si müebbet, 321’i de 1-24 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldı. İdam ve müebbet dışında hapse mahkum edilenlere 1/6 oranında indirim uygulanarak cezalar azaltıldı. Temyiz edilen Sıkıyönetim Mahkemesinin idam kararları da Yargıtay tarafından bozuldu. Katliamın müdahil avukatları Ceyhun Can 10 Eylül 1979’da, Halil Sıtkı Güllüoğlu 3 Şubat 1980’de ve Ahmet Albay 3 Mayıs 1980’de öldürüldü. Hapse mahkum edilenlerin cezaları ise 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile ertelendi. Hükümlüler cezalarının ertelenmesinin ardından serbest bırakıldı.

    Hazırlanan rapor gizlendi 

    Basına ve kamuoyuna yansıyan iddialara göre, olayların ardından istifa eden dönemin İçişleri Bakanı katliamın açığa çıkartılması için özel bir ekip görevlendirdi, hazırlanan raporun içeriği gizli tutuldu. Zamanla yansıyan raporda, katliamın planlayıcıları için “26 seyyar piyango bayisi görünümünde şehre geldikleri saptanmıştır” denildiği ve Bahçelievler Katliamı sanıklarından Ünal Osmanağaoğlu, Haluk Kırcı, Bünyamin Adanalı, Ahmet Ercüment Gedikli gibi isimlerin katliamın yaşandığı günlerde Maraş’ta oldukları kaydedildi.

    Olayların bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger ise, yargılanıp beraat ederken soyadını Şendiller olarak değiştirdi. Daha sonra 1991 yılında Refah Partisi’nden 19’uncu dönem Maraş milletvekili seçildi.

  • Alevi örgütleri: Devlete karşı söyleyecek sözünüz olsun

    Alevi örgütleri: Devlete karşı söyleyecek sözünüz olsun

    Alevi örgütleri, Dersim’de yaban hayvanlarının katledilmesine tepki göstererek, kamuoyuna “Devlete söyleyecek sözünüz olsun” diye seslendi.

    Demokratik Aleviler Derneği (DAD), Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği ve Karakoçan ve Yöresi Yardımlaşma Derneği, Dersim’de yaban hayvanların katledilmesine ilişkin Dersimliler Derneği’nde ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantının olacağı salona, “Avcılık spor değil cinayettir. Doğamızdan, kutsallarımızdan, inancımızdan çekin ellerinizi” yazılı pankart asıldı. Toplantıya Divri Kültür Derneği eski Başkanı Metin Aktan da katıldı. Basın metnini Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz okudu.

    ‘SESSİZ KALANLARI DA KINIYORUZ’

    Dersim’in coğrafyasına, barajlar, HES’ler, maden projeleri, orman yangınları ve avcılık faaliyetleri adı altında çeşitli saldırıların yapıldığını belirten Kılavuz, tüm bunların devletin özel bir savaş politikası olduğunu kaydetti. Kılavuz, “Dersim’de, devlet tarafından ihale açılıp avcılar getirilerek yaban hayvanları katlediliyor. Avcılık adı altında başlatılan katliama sessiz kalmıyoruz. Canlı cansız cümle cana ikrar veren taşın bile canı vardır diyen düsturumuzla, can alana katil diyor, bu katliama sessiz kalan, destek sunan ve teşvik eden sorumluları da kınıyoruz” dedi.
    Dersim’in doğası, kutsal mekanları, inanç yerleri, ziyaretleri, nişangahları, yaban hayatı ve yaşam alanlarının kuşatıldığına dikkat çeken Kılavuz, şunları söyledi:
    “Doğal ortamları, barajlarla, madencilikle, orman yangınlarıyla, türlü saldırılarla yok edilen yaban hayvanları yetmezmiş gibi avcılık adı altında katliamla tehdit edilmektedir. İnancımıza göre toprak mülk değil, hakkın görünür olduğu yerdir. Doğadaki her şey birbiri ile ikrarlı ve rızalıkla ilişki hâlindedir; Rêya Hakk coğrafyası ormanlarımız, doğamız, kurdu kuşu börtü böceği ile kutsal mekânlarımız Hakkın cemalidir. Aleviler içinde Dersim coğrafyası Herda Derweştir.”
    Kılavuz, Dersimlilere, inanç kurumlarına, ekolojistlere, insan haklarına, hayvan hakları savunucularına, demokratik kamuoyuna, “Bu katliama, devletin bu politikalarına söyleyecek sözünüz olsun” diye seslendi.

     

  • Erkekler, erkek şiddetine karşı yürüdü

    Erkekler, erkek şiddetine karşı yürüdü

    Kuzey-Doğu Suriye’de erkekler, “Şiddete ve işgale karşı mücadele et” şiarıyla Şehba, Halep ve Kobanê’de alanlara çıkarak kadına yönelik şiddeti kınadı. Erkekler, yürüşte Türk faşizmine karşı direnen kadınları da selamladı. 

    Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü etkinlikleri çerçevesinde Kuzey-Doğu Suriye’nin birçok merkezde “Şiddete ve işgale karşı mücadele et” şiarıyla erkekler alanlara çıktı.  Şehba, Halep, Kobanê’de alanlara çıkan erkekler, kadına yönelik şiddeti kınayan sloganlar attı.

    Şehba

    Til Sosin köyünde bulunan Serdem Kampı’nda başlayan yürüyüşte Türk devletinin faşizmine karşı kamplarda devam eden direniş selamlandı. Til Sosin Halk Belediyesi önünde yapılan saygı duruşunun ardından Ehdas Meclisi Üyesi Heyder Reşîd konuşma yaptı. Türk devletinin kadınlara yönelik saldırılarına dikkat çeken Heyder Reşîd, “Kadınlar uygarlığın inşasında öncü rol aldığı için Türk devleti tarafından saldırıya uğruyor. Önder Abdullah Öcalan’ın felsefesi sayesinde kadınlar kimliğine kavuştu. Toplumda yok edilmek istenen kadınlar yeniden toplumun öncüleri oldu” şeklinde konuştu.

    Halep

    Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de onlarca erkek, kadına yönelik şiddeti kınamak amacıyla alanlara çıktı. Şêxmeqsûd Mahallesi Toplantı Salonu önünde toplanan erkekler, Şehit Gelhat Meclisi’ne doğru hareket etti. Yürüyüşte Önder Öcalan’ın posterleri açılırken, sık sık ‘Kadına yönelik şiddete hayır’ sloganı atıldı.

    Kobanê

    Kobanê kantonunda kadına yönelik şiddetle mücadeleye dikkat çekmek amacıyla yüzlerce erkek eylem düzenledi.

    Sivil toplum kuruluşu ve askeri kurum temsilcilerinin yanı sıra Özerk Yönetim ve siyasi parti temsilcileri de eylemde yer aldı.

    Şehit Egîd Meydanı’nda toplanan kitle yürüyüşe geçti. Eylemciler Önder Abdullah Öcalan’ın posterlerini taşıyarak, üzerinde ‘Efrîn’de kadına yönelik şiddet var’ yazılı pankart açtı.
    Özgür Kadın Meydanı’nda mitinge dönüşen yürüyüşte PYD Üyesi Salih Nuh konuştu. Kadınların iktidarlar tarafından uzun yıllardır şiddete maruz kaldığını söyleyen Salih Nuh, kadınların Rojava Devrimi’ne öncülük ederek iktidarlara en iyi cevabı verdiğini kaydetti. Eylem, kadınların direnişinin selamlandığı sloganlarla sona erdi.

    KAYNAK: Yeniozgurpolitika

  • Barış Anneleri sınıra yürüdü: Kimyasal vahşetine son verin

    Sêmalka’da cenazelerin verilmesi için eylem yapan annelere Habur Sınır Kapısı’na yürüyerek destek veren Barış Anneleri, kimyasal silah kullanımına son verilmesini istedi.

    Barış Anneleri Meclisi üyeleri, Kuzey ve Doğu Suriye’deki barış anneleri tarafından Sêmalka Sınır Kapısı’nda başlatılan eyleme destek vermek için Şırnak’ın Silopi ilçesinde bulunan Habur Sınır Kapısı’na yürüdü.

    Şırnak, Batman, Siirt ve Mardin’den gelen Barış Anneleri Meclisi üyeleri, Silopi ilçesine bağlı Tilqebîn (Başverimli) Beldesi’nde bir araya geldi. Barış Annelerinin eylemine Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak milletvekilleri Nuran İmir ve Hasan Özgüneş ile HDP yöneticileri de destek verdi. Buradan sınır kapısına yürüyüşe geçen anneler, “Em şer naxwazin, aşîtî dixwazin (Biz savaş değil barış istiyoruz)”, “Bimre îxanet (Kahrolsun ihanet)” ve “Bijî Serok Apo” sloganları attı. Habur Sınır Kapısı’na 2-3 kilometre kala jandarma tarafından durdurulan anneler, bütün engellemelere rağmen burada açıklama yaptı.

    ‘SAVAŞA SON VERELİM’

    “Zarokên parastvanên gelê xwe ne bêxwedî ne, destên xwe yên qirêj ser zarokên me rakin (Halkını savunan çocuklar sahipsiz değil, kirli ellerinizi çocuklarımızın üzerinden çekin)” yazılı pankartın açıldığı açıklamada, “Çekên kîmyevî sucên mirovatîyê ye (Kimyasal silah insanlık suçudur)”, “Berxwedan jîyane (Direnmek yaşamaktır)” ve “Ji barakujî re na (Kardeş kavgasına hayır)” yazılı dövizler taşındı. Barış Anneleri Meclisi adına konuşan Emine Özek, Federe Kürdistan Bölgesi’nde kullanılan kimyasal silahlara karşı bir araya geldiklerini belirterek, Kürt halkı üzerinde yürütülen vahşeti kabul etmediklerini söyledi. Anneler olarak artık tahammüllerinin kalmadığını dile getiren Özek, “Barzani ve ortaklarına sesleniyoruz; özgür dağlarda yürüttükleri vahşete son versinler. Nisan ayından bu yana tank ve topları ile halkımıza saldırıyorlar. Kimyasal silahlarla halkımıza saldırıyorlar. Yaşanan bu zulme karşı artık tahammülümüz kalmadı. Yaşanan bu vahşete son versinler. Kürt ismiyle ona seslendiğimiz için utanıyoruz. Bir an önce bu yoldan dönsünler. Halkına ihanet etmesin. Yüzyıllardır Kürt halkını öldürüyorlar. Ne zamana kadar bu sürecek? Biz annelerin hiçbir farkı yok. Kimyasal silahlar ile vahşice bir şekilde saldırıyorlar. Tüm annelere sesleniyorum. Gelin omuz omuza verelim ve bu savaşa son verdirelim. Barzani neden yaşamını yitiren HPG’lilerin cenazelerini vermiyor” diye sordu.

    ‘CENAZELERE İŞKENCE YAPILMASIN’

    Ardından konuşan Barış Annesi Esmer Çıkmaz da, yaşanan bu savaştan dolayı annelerin yüreğinin yandığını söyleyerek, “Onların da anneleri yok mu? Onlarında yürekleri yanmıyor mu? Çocuklarımızın ölmesini istemiyoruz. Her gün çocuklarımız öldürülüyor ve tutuklanıyor. Kimyasal silahlar ile özgür dağlara saldırıyorlar. Biz anneler artık ölüm istemiyoruz. Dağlarda, cezaevlerinde ve her yerde çocuklarımıza saldırıyorlar. Artık yeter diyoruz. Onlar da bu toprağın çocukları değil mi? Biz barış anneleri barış ve özgürlük istiyoruz. Tüm annelere sesleniyorum, gelin bizimle el ele verin ve ölümlere dur diyelim. Çocuklarımızın cenazelerine işkence etmesinler. Biz bunu kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    SAVAŞ DURSUN’

    Mardin Nusaybin ilçesinden gelen Barış Annesi Perihan Altuğ, yüreklerinin yandığını ve bundan kaynaklı alanda olduklarını ifade ederek, “Asker, polis ve gerilla annesi fark etmeksizin tüm anneler savaşa karşı seslerini yükseltsin. Bu kirli savaş ve kan dursun. Gençlerimiz ölmesin. Gerilla cenazeleri KDP’nin elinde ve ailelerine teslim edilmiyor. Anneler Sêmalka Sınır Kapısında cenazelerini almak için nöbet tutuyorlar. Cenazeleri ne yapacaklar?” şeklinde konuştu.

    Siirt’ten gelen Barış Annesi Taybet Tekin, ölümün çözüm olmadığını belirterek, “Annelerin yüreği yanmasın artık. Mesut Barzani bizlerden ne istiyor? Neden cenazeleri ailelerine vermiyor. Biz anneler barış, özgürlük ve eşitlik istiyoruz” dedi.

    ‘BARZANİ TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNDE ANILACAK’

    Batman’dan gelen Barış Anneleri Meclisi üyesi Şükran Çelebi, Kürt halkı üzerinde yürütülen savaşta ahlak namına bir şeyin olmadığını kaydederek, “Cenazelerimizi vermiyorlar. Kimyasallar atıyorlar. Artık yeter. Bu halkın üzerine hangi yolla gelirseniz gelin, bu halka bir adım geri attıramazsınız. Bu halk sadece dilinin ve kimliğinin kavgasını veriyor. Kendi toprağında coğrafyasında kimliği ile yaşamının mücadelesini veriyor. Bir tek kişi kalana kadar bu mücadeleyi sürdürecek. Biz bu Kürdistan coğrafyasının sahibiyiz. Bu halkı yok etmeye yönelik ne kadar girişimler olsa da bu halk direnişini sürdürecek. Eğer savaş, katliam ve tutuklamalarla bu halk bitseydi, çoktan biterdi ama bu halk asla bitmeyecek” ifadelerini kullandı.

    Barzani’ye seslenen Çelebi, “Çıkarların için kardeş kanını dökme. Kendi çıkarların için bu halkın varlığını tehlikeye atma. Bu yaptıkların için tarihin çöplüğüne gideceksin. Bütün Kürtler seni lanetle anacaktır. O kapıyı aç ve bir an önce cenazeleri ailelerine ver. Cenazelerden ne istiyorsunuz? Utanılması gereken bir ahlaksızlığı uyguluyorsunuz. Bu neyin kini ve nefretidir. Biz anneler çocuklarımızla gurur duyuyoruz ve başımız diktir” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından eylemlerini sonlandıran anneler, alkış ve sloganlarla Silopi ilçesine döndü.

     

    NE OLMUŞTU?

    Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) bağlı güçlerin Federe Kürdistan Bölgesi’nin Xelifan bölgesinde 29 Ağustos’ta pusuya düşürdüğü 7 HPG’liden 5’i yaşamını yitirirken, 1’i yaralı 2 HPG’li sağ kurtuldu. Olayın üzerinden 2 ay geçmesine rağmen KDP tarafından el konulan cenazeler, ailelerine verilmiyor. Kuzey ve Doğu Suriye’nin Cizîrê Kantonu’ndan Barış Anneleri, yaşamını yitiren HPG’lilerden Nesrîn Temir ve Yusif Îbrahîm’in cenazesini almak için Sêmalka Sınır Kapısı’nda başlattıkları eylem 1 aydır devam ediyor.

    Kaynak:(MA)

     

     

     

  • Kürt var da Kürdistan yok mu? Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

    Kürt var da Kürdistan yok mu? Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

    • 1-Kandil ile Kürt halkını birbirinden nasıl ayıracaksınız? 40 yıldır başaramadınız, bundan sonra nasıl yapacaksınız?
    • 2-Kürt’ü ve Kürdistan’ı yok sayarak Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?

    AKP-MHP’nin ulusal çapta tüm devlet partilerini ortak ettiği “ülke bekası” oyununa ilk kez CHP katılmamışken, karşı hamle “ihanet” suçlaması şeklinde oldu ve CHP provokatif şekilde oyuna getirildi!

    CHP Genel Başkanına kim o kötücül aklı verdiyse, uzun süredir oluşturmaya çalıştığı imajı “Kandil” çıkışıyla yerle yeksan etti. Toparlaması kolay olmayacak!

    Zaten AKP-MHP’nin kimyasal silahlar dahil her türlü vahşi yöntemi kullandığından haberi yok mu? Yapabileceklerinin son sınırındalar. Vahşette sınır tanımıyorlar. CHP bu vahşetle mi yarışacak?

    Güya bu sorunu mecliste çözeceklerdi. Ne oldu da birden u dönüşü yapıldı? Açık ihanet suçlamaları dışında bir yerlerden uyarı mı geldi? Yoksa “Kürdistan” gerçeğiyle karşılaşınca mı bu kadar iktidarın kanlı diliyle konuşmaya başladılar? Şok durumu, akıl tutulması böyle oluyor işte!

    Şokta olan sadece CHP ve İYİ Parti değil, onlardan daha fazla AKP-MHP’dir. Ortaklıkları döneminde vahşette sınır tanımadıkları halde çok rahatlıkla “Burası Kürdistan’dır!” sözüyle karşılaştılar. Bir kişi değil milyonlarca insan bunu söylüyor.

    Bir tek kelime hepsinin kimyasını alt üst etti. Adeta kırmızı görmüş boğaya döndüler. Çünkü bunların hayatla, toplumla, gerçeklerle bağı yok.
    Bu söz ilk kez söylenmiyor ve ilk kez duyulmuyor; ama dönemin özelliği nedeniyle turnusol rolünü oynadı.
    Kürt var mı yok mu tartışmasından, Kürdistan tartışmasına geçildi. Zekaya bakın: “Kürt var, ama Kürdistan yok!”

    Yeni soykırımların zemini böyle hazırlanıyor, muhalefet de böyle alet ediliyor işte.

    Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur” demesiyle sorun yok olmadığı gibi, Bahçeli’nin yoktur demesiyle de Kürdistan yok olmaz. Her gün bombalamakla yok olmadığı gibi!

    Biraz kendi tarihlerine saygılı olsalar, Selçukludan Mustafa Kemal’e, herkesin Kürdistan adını kullandığını; kurucu meclis’te Kürdistan mebuslarının olduğunu görürler. Bilmiyor değiller ama inkâr ediyorlar.

    Ve günümüzde de Kürdistan adı bir bölünme vesilesi değildir; tarihi ve toplumsal bir gerçeğe saygı gereği kabul görmelidir ve yüzyılın sorununun çözümünde kilit önemde ele alınmalıdır. Bu adın kabulü, ayrı bir devlet kurulması anlamına gelmiyor.

    Bu yalanla Türk toplumunu uyutuyorlar. Bu korkuyu büyüterek Kürt halkına uygulanan soykırımı ve dağlardaki kimyasal saldırıları normalleştirmeye çalışıyorlar.

    Buna karşı, defalarca bu tür saldırılara maruz kalan Rojava’daki halkımız ve kimyasal silahların, Avrupa devletlerinin göz yumması nedeniyle kullanıldığını iyi bilen Avrupa’daki halkımız ayağa kalkmıştır. Bu büyük duyarlılık sayesinde Türk faşizminin yargılanmasına giden sürecin taşları örülmektedir.

    Bu suç Kürdistan’ı yok etmek için işlenmektedir. Bu boğalara “kırmızıyı göstermeyin!” diyenler de var. Haklı olabilirlerdi, ama gerçekten demokratik siyaset yapma ortamı olsaydı!

    Aksine ortada inkâr var, bir halkı ve coğrafyasını yok sayma var, kimyasal düzeye varıncaya dek katliam var.

    Buna karşı direnenlerin “özgür Kürdistan demokratik Türkiye” şiarıyla özetlediği hedef açıktır: Ayrı bir devlet değil, demokrasi!

    Toplumsal, kültürel ve siyasi hakları tanınmış Kürt halkının ayrı bir devlete ihtiyacı yoktur. Bu hakların anlamı yerel demokrasidir, demokratik özerkliğin tam anlamıyla hayata geçirilmesidir.

    Bu kadar hayati, ama asgari düzeyde olan taleplere “bölücülük” gözüyle bakanlar şoven-ırkçı faşist zihniyetin etkisinden kurtulamayanlardır. Bu nedenle Kürdistan deyince Hitler oluveriyorlar.

    Kürdistan; yakılıp yıkılan coğrafyamızdır, yok sayılan dilimizdir, tarihimizdir, kültürümüzdür. Varlık-yokluk sebebimizdir. Faşizmin yok etmeye çalıştığı bunlardır.

    Bu amaçla her gün kol kola oldukları KDP’nin adında da Kürdistan olduğunu bilmiyorlar mı?

    Soykırımcıların Kürt sorunu için “imhayla yok etmek” dışında bir çözümü yoktur. İYİ Parti, CHP, Saadet ve diğerleri farklarını ortaya koymak zorundadırlar.

    Hem nalına, hem mıhına vurmakla olmaz. Lafta değil, oy almak için değil; gerçekten barışçı olacaksınız! Yoksa iktidara benzersiniz.

    Son olarak, meseleye eski kafayla yaklaşanlara iki sorumuz vardır:

    1-Kandil ile Kürt halkını birbirinden nasıl ayıracaksınız? 40 yıldır başaramadınız, bundan sonra nasıl yapacaksınız?

    2-Kürt’ü ve Kürdistan’ı yok sayarak Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?

    Sorular yüz yıllık bir akılsızlığa işarettir: “Kürt var, Kürdistan yok” diyenlerde baş var, akıl yok! Böyle olmasa, etle-tırnağı birbirinden ayırmaya kalkmazlardı.

    Türk halkı, “Kürt ve Kürdistan” adından korkmamalı; tam tersine bunun inkarından korkmalıdır. Çünkü yüz yıllık sorunun sebebi budur. Kabul etmek, ayrılığa değil, tam tersine, birliğe, beraberliğe, çözüme vesile olacaktır.

  • Zarok TV’den sosyal medya kampanyası: Burası şekerden tatlıdır

    Zarok TV’den sosyal medya kampanyası: Burası şekerden tatlıdır

    Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı Zarok TV,  sosyal medya platformlarında bu akşam saat 20.00’de “#jibomezaroktv” etiketi ile destek kampanyası yapacak.

    Türkiye’de ilk ve tek Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı olan Zarok TV, kanala destek için bir sosyal medya kampanyası başlatıyor.

    Twitter ve İnstagram’da “#jibomezaroktv” etiketiyle yürütülecek kampanya, saat 20.00’de başlayacak.

    Kampanya kapsamında Kürtçe’nin Kurmanci, Kirmanckî ve Soranî lehçelerinde “Zarok TV ji şekir şêrîntir e. Zarok TV’yê bişopînin” (Zarok TV şekerden tatlıdır. Zarok TV’yi izleyin), “Em Kurd in, ev der Zarok TV ye. Zarok TV’yê bişopînin” (Biz Kürdüz, burası Zarok TV. Zarok TV’yi izleyin) mesajlarının yer aldığı video ve fotoğraflar paylaşılacak.

    Zarok TV’nin Sanal Medya Sorumlusu Mervan Dündar, sosyal medyada başlatacakları kampanya ile hem takipçi hem de izleyici sayısını arttırmayı hedeflediklerini söyledi.

    Dünyada milyonlarca Kürt çocuk var. Kürtlerin ilk ve tek çocuk kanalı olan Zarok TV’nin yaygınlaşması lazım. Çocuklar kendi anadillerinde eğitim göremediklerinden kaynaklı bugün dillerini unutma noktasına geldi. Zarok TV ile çocuklara kendi anadillerinde televizyon izlemesi imkanı sağlıyoruz. Bu hashtag kampanyası ile ne kadar takipçi ve izleyici sayısını artırırsak o kadar çok çocuğa ulaşmış olacağız.

    Dündar, başta Kürtler olmak üzere herkesi kampanyalarına destek olmaya davet etti.