Category: SAĞLIK

  • Bazı Covid-19 hastaları neden koku ve tat alma duyularını yitiriyor?

    Bazı Covid-19 hastaları neden koku ve tat alma duyularını yitiriyor?

    İngiltere ve ABD gibi bazı ülkelerde, koku ve tat alma duyularının kaybedilmesi de yeni tür koronavirüsün yol açtığı Covid-19 hastalığının belirtileri arasında sıralanıyor. Bazı hastalar, bir aydan uzun bir zaman hem tat hem de koku alamadıklarını söylüyordu. Bazılarının ise bu duyularının geri gelmesi daha uzun sürüyor.

    Son dönemde bunun arkasında yatan nedenlerin tespit edilmesi için bazı bilimsel araştırmalar yapılıyor. Yapılan ilk değerlendirmeler, bazı Covid-19 hastalarında görülen bu durumun arkasında doku ya da mukozların şişmesinin yatıyor olabileceğini gösteriyor.

    Reading Üniversitesi’nden tat kimyası uzmanı Doç. Dr. Jane Parker ile Londra Üniversitesi’nden rinolog Dr. Simon Gane’in The Conversation’da yayımladıkları makalede, solunum yollarında mukoz ve doku şişmesi sonucunda, burnun koku almasını sağlayan olfaktör yarığının tıkandığı belirtildi.

    Makalede, Covid-19 hastalarında olfaktör yarığının tıkanması sonucu koku ve tat kaybının yaşanmış olabileceği ifade ediliyor.

    Bu tıkanma sonucunda da aromalar, nöronlara ulaşamıyor ve bu da sorun yaşayan kişinin koku duyusunu kaybetmesine neden oluyor.

    Bu şişkinliğin azalmasının ardından hastalar yeniden koku almaya başlıyor. Bu sorun normal şartlar altında hastalığın geçmesinden bir ya da iki hafta sonra çözülüyor.

    Ancak bağışıklık sisteminin daha agresif mücadele ettiği durumlarda nöronlarda da hasar oluşabiliyor ve bu süre 30 güne kadar çıkıyor.

    Tat ve koku birbiriyle bağlantılı

    Bilim insanları koku ile tat duyularının birbiriyle yakından bağlantılı olduğunu ve koku duyusunun kaybolmasının tat almayı da etkileyebileceğini söylüyor.

    Bununla birlikte Covid-19 hastalarında görülen tat kaybının bundan mı kaynaklandığı yoksa ayrı bir nedeni mi olduğu ise henüz kesin olarak bilinmiyor.

    Virüsün çıkış noktası olan Çin’in Vuhan kentinde Covid-19 nedeniyle hastaneye kaldırılan 200 hasta üzerinde Nisan ayında yapılan bir araştırmada, hastaların yalnızca yüzde 5’inin koku ve tat duygusunu kaybettiğini söylediği belirtiliyor.

    Ancak yine aynı ay içerisinde 50 hasta üzerinde yapılan bir araştırmada ise bu oran yüzde 98’e çıkıyor. Mayıs ayındaki bir araştırmada da hastaların yüzde 53’ü koku alma duyusunu yitirdiğini söyledi.

  • Koronavirüs bağırarak konuşunca da bulaşıyor

    Koronavirüs bağırarak konuşunca da bulaşıyor

    Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yayınlanan yeni bir araştırma Covid-19’un sadece öksürme ve hapşırma ile değil yüksek sesle konuşarak ya da bağırarak da yayıldığını ortaya koydu.

    ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından yapılan araştırma, virüsü taşıyan bir kişinin maskesiz şekilde yüksek sesle konuşması ya da bağırması durumunda etrafa yayılan virüslü tükürük damlacıklarının havada 8 ila 14 dakika kalabildiğini kanıtladı.

    Araştırmaya katılan kişilerden bir dakika boyunca yüksek sesle konuşulması istenen araştırmada hassas lazerlerle damlacıkların kapalı bir ortamda ne kadar sürede yok olduğu incelendi.

    Bir dakikalık konuşma süresinde hastalıklı bir kişinin en az bin virüslü damlacığı havaya yaydığını tespit eden uzmanlar, taneciklerin en az sekiz; hatta bazılarının 14 dakika havada kalabildiğini gözlemledi.

    Maske takmanın hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan araştırmacılar, bazı kişilerin yüksek sesle konuşmaları ya da bağırmaları sırasında yaydıkları damlacık sayısının sadece bir dakikada 100 bine ulaştığının da altını çizdi

  • Koronavirüs salgını döneminde D vitamini almalı mıyım?

    Koronavirüs salgını döneminde D vitamini almalı mıyım?

    İngiltere’de Kamu Sağlığı Ajansı (PHE) insanlara ilkbahar ve yaz ayları boyunca koronavirüs karantinası devam ederken günlük D vitamini takviyesi almalarını öneriyor.

    Normal zamanda cildimiz güneşe maruz kalınca hepimiz açık havada zaman geçirip D vitamini alıyoruz.

    Güneş ışığı vitamini diğer vitaminlerle birlikte vücudumuzun hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı dirençli kalmasını sağlar. Böyle bir salgında ise bağışıklık en önemli şey.

    Kimlerin takviyelere ihtiyacı olabilir?

    İngiltere’de yaşayan insanlara halihazırda kış aylarında (ekimden marta kadar) günlük 10 mikrogramlık vitamin takviyesi almaları tavsiye edilmişti. Eğer dışarıda çok vakit geçirmiyorlarsa bu sürecin yıl boyu devam etmesi tembih edildi.

    PHE insanlara karantina döneminde evde kalmaları söylendiğinden D vitamini alma şansının kaçırılacağından endişeli.

    Bu durumlarda D vitamini alınması öneriliyor:

    • Sıklıkla dışarıda değilseniz: Eğer korunma için eve kapandıysanız
    • Bakım evinde yaşıyorsanız
    • Dışarıda cildinizin çoğunu kapatan kıyafetler giyiyorsanız
    • Koyu tenli insanlar da dışarıda vakit geçirmelerine rağmen yeteri kadar D vitamini alamayabilirler; çünkü koyu renkli ciltteki pigmentler vücudun yeteri kadar D vitamini üretmesine yetecek güneş ışığını emmeyebilir.

    İngiltere Beslenme Kurumu’ndan Sara Stanner ise, ”Ne yazık ki koronavirüsün etkisi devam ederken pek çoğumuzun dışarıda geçirdiği vakit sınırlandı. Hükümetin kurallarına ve tavsiyelerine doğru şekilde uyuyoruz, fakat bu dışarıda daha az vakit geçirmemiz demek. D vitamini seviyemizi sağlıklı düzeyde tutmak için dışarıdan ekstra bakım gerekebilir.” diyor.

    Neden D vitaminine ihtiyacımız var?

    D vitamini sağlıklı kemikler, dişler ve kaslar için önemli. Eksikliği, çocuklarda raşitizm yetişkinlerde ise kemik yumuşaması adı verilen ostoemalazi gibi kemik deformasyonlarına yol açar.

    Her ne kadar D vitamininin bağışıklık sistemini desteklediğine dair kanıt olmasa da bazı çalışmalar gösteriyor ki bu eksiklikten kaçınmak grip ve nezle gibi hastalıklara olan direncimizi artırıyor.

    Çok mu almalıyım?

    Hayır. Ne kadar D vitamini takviyeleri güvenli olsa da, tavsiye edilen miktardan fazla almak uzan vadede tehlikeli olabilir.

    D Vitamini takviyesi almayı seçtiyseniz;

    • 1-10 yaş arası çocuklar günde 50 mikrogramdan fazla almamalı.
    • 12 ayın altındaki bebekler günde 25 mikrogramdan fazla almamalı.
    • Yetişkinler günde 100 mikrogramdan fazla almamalı ve eğer takviyeleri kullanacaklarsa tavsiye edilen doz günde 10 mikrogramdır.

    Yüksek dozlar bazen doktorlar tarafından D vitamini eksikliği kanıtlanmış hastalara sağlanabilir.

    Belli tıbbi rahatsızlıkları olan insanlar, böbrek rahatsızlıkları gibi, D vitamini takviyesini alamazlar.

    Koronavirüsü durdurabilir mi?

    Hayır. Koronavirüse yakalanma veya onunla hastalanma riskini azaltmasına ilişkin bir kanıt yok.

    Fakat uzmanlar salgın esnasında bazı faydaları olacağını düşünüyor.

    D Vitamini takviyeleri bünyeleri zayıf olan kişilerin sağlık kalitelerini geliştirecek.

    Bazı araştırmacılar D vitamini eksikliğinin olası koronavirüs enfeksiyonunda daha kötü sonuçlarla bağlantılı olabileceğini ileri sürdü.

    İspanyol ve Fransız araştırmacılar klinik denemeler yapıp D vitamininin koronavirüslü hastalara yardım edip etmediğine bakıyorlar.

    İngiltere’de tıp uzmanı Profesör Jon Rhodes, D vitamininin iltihap karşıtı etkileri olduğunu ve vücudun virüslere karşı bağışıklık tepkisini azaltabileceğini öne süren bazı araştırmalar olduğunu söylüyor.

    Bu, virüse yanıt olarak inflamatuar bir sitokin fırtınası yüzünden şiddetli akciğer hasarının meydana gelebileceği koronavirüs hastaları için geçerli olabilir, ancak bunu görmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.

    Nereden alabilirim?

    D vitamini takviyeleri eczanelerden süpermarketlere çok fazla yerde mevcut. Yalnızca D vitamini takviyesi de olabilir veya çoklu vitamin tabletin parçası da olabilirler.

    Uzmanlar, ”Herkese yetecek kadar bulundurmak için ihtiyacınızdan fazlasını almayın” uyarısında bulunuyor.

    Çoğu D vitamini takviyesinin etiketinde listelenen bileşen D3’tür.

    D2 Vitamini bitkiler tarafından üretilir ve D3 Vitamini ise cildiniz tarafından yapılandırılır.

    Bebekler için vitamin damlaları mevcut.

    Peki ya beslenme düzeni?

    İyi dengelenmiş bir yemek düzeninin bağışıklık sisteminin normal işlemesini garantiye alsa da, tek başına gıda takviyeleri normal düzeyin üstüne geçirmeyecektir.

    Sırf yiyecekten yeteri kadar D Vitamin almak zor.

    İyi dengeli bir yeme düzeni düzgün bir sağlık için önemlidir ve bu düzen salgınla karşı karşıya olmasalar da insanlara önerilir.

    Bu diyet D vitamini bakımından zengin yumurta ve yağlı balıkları kapsayabilir. Bazı kahvaltılık mısır gevrekleri, margarin yağlar ve yoğurtlar da D vitamini ile kuvvetlendirilmiştir.

    Güneşlenmeli miyim?

    Güneş ışığına uzun süre maruz kalarak doz aşımı yapamasanız bile, kuvvetli güneş cildi yakar, bu yüzden güneşte korunaklı kalıp gerekli vitamini almayı dengelemeniz gerekli. Cildinizi güneş kremi sürüp herhangi bir hasardan veya yanmadan korumaya özen gösterin.

    Çocuklar, bebekler ve hamile kadınlar ne yapmalı?

    Bu soruya verilen tavsiyeler;

    • Doğumdan 1 yaşına kadar emzirilen bebeklere günlük 8,5 ila 10 mikrogram arasında D vitamini takviyesi verilmeli.
    • Mama ile beslenen bebekler için D vitamini içeren formülle beslenmedikleri takdirde herhangi bir takviye verilmemelidir.
    • 1 ila 4 yaş arası çocuklar günde 10 mikrogramlık takviye almalı.
    • Yetişkinlerin günlük 10 mikrogramlık dozu hamile veya emziren kadınlar için de geçerli.
  • Kaygıya karşı Nefes Egzersizi

    Kaygıya karşı Nefes Egzersizi

    Klinik Psikolog Dr. Duygu Cantekin

    Kaygı atakları geldiğinde, panik atağınız oluştuğunda ya da bir iş sunumundan önce çok gerildiğinizi hissettiğinizde, yani kaygılı, gergin ve endişeli hissettiğiniz herhangi bir zamanda uygulayabilirsiniz.

    Basit ama güçlü bir gevşeme tekniğidir.
    Kolayca öğrenebilirsiniz.
    Kaygınızı kontrol altında tutmanızı sağlar.
    Dilediğiniz yerde kimseye fark ettirmeden bile yapabilirsiniz.
    Uykunuzu getirecek kadar gevşetmez, günlük hayatınıza sakin ve canlı bir şekilde devam etmenizi sağlar.

    Nasıl yapabilirim?

    Önemli olan, göğüs yerine, diyaframdan nefes alıp vermektir.
    Diyafram nefesiyle ciğerlerinizi daha fazla temiz havayla doldurursunuz. Göğüsten alınan nefes kısıtlı bir nefestir.

    Rahat oturun, arkanıza yaslanın.
    Bir elinizi göğüs kafesinizin üstüne, diğer elinizi diyafram üstüne yani göğüs kafesinizin altına (ya da karnınızın üstüne) yerleştirin.
    Burnunuzdan 4 saniyede nefes alın. Nefes alırken karnınızın üzerindeki eliniz yükselmeli, ancak göğsünüzün üzerindeki eliniz hareket etmemeli.
    Aldığınız nefesi 4 saniye tutun.
    Ağzınızdan nefesinizi 4 saniyede verin. Nefes verirken karnınızın üzerindeki eliniz alçalmalı, ancak göğsünüzün üzerindeki eliniz hareket etmemeli.


    Nefesi verdikten sonra 4 saniye bekleyip tekrar nefes alın.

    Önemli olan, nefesi birden almamak ve birden vermemektir. 4 saniyeye yayarak nefes alın ve yine 4 saniyeye yayarak nefes verin. Bunu yaparken içinden veya parmaklarınızla sayabilirsiniz.
    4 saniye nefes al – 4 saniye nefes tut- 4 saniye nefes ver – 4 saniye bekle => 1 set
    Bunu arka arkaya 10 set tekrarlayın.
    10 seti bitirince hala ihtiyaç duyuyorsanız biraz bekleyip bir 10 set daha tekrarlayın.
    Arka arkaya 10dan fazla yapmayın.

    Diyafram nefesini oturarak alıp vermekte zorlanırsanız yatarak deneyebilirsiniz. Sırtüstü yatarak daha kolay yapabilirsiniz. Bu şekilde doğru nefes almayı öğrendikten sonra mutlaka oturarak pratik edin ki her yerde uygulayabilesiniz.

    Hepinize sağlıklı nefesler

  • Koronavirüse karşı sağlığınızı korumak için neler yapabilirsiniz?

    Koronavirüse karşı sağlığınızı korumak için neler yapabilirsiniz?

    Evde kalma, el yıkama ve sosyal mesafe önlemleri dışında koronavirüsten korunmanın yollarından biri de sağlıklı kalmak ancak bunun nasıl başarılacağına dair farklı öneriler söz konusu. İngiliz Guardian gazetesi, uzmanlara sordu.

    1. Akciğerlerinizi koruyun

    Liverpool Tropik Hastalıklar Okulu’ndan enfeksiyon hastalıkları üzerine çalışan öğretim üyesi Tom Wingfield, akciğerlerinize zarar veren her şeyden kaçınmanız gerektiğini söylüyor – sigarayı bırakın ve başkalarının da sigara dumanına maruz kalarak pasif içici olmalarının önüne geçin.

    Akciğerleri tahriş eden alerjileri olanların tetikleyicilerden uzak durmasını tavsiye eden Wingfield, karantinanın iyi tarafının hava kirliliğinin azalması olduğunu söylüyor, “(Genel aerobik) egzersizler akciğerleriniz için iyi” diyor.

    2. Bağışıklık sisteminizi güçlendirin

    Sihirli bir formül yok. Tavsiyelerde bir değişiklik de yok: Alkol tüketiminizi azaltın, egzersiz yapın, iyi uyuyun ve stresi azaltın. Sebze ve meyvenin çokça yer aldığı, çeşit açısından bol, dengeli bir beslenme biçimi benimseyin. Ancak vitamin ve mineral katkılarının çoğunun faydasıyla ilgili kanıtlar az.

    Aile doktoru Amir Khan, D vitamini almak için her gün güneşe çıkmanın ya da dışarıdan katkı almanın da faydalı olabileceğini söylüyor.

    3. Belirtileri görür görmez dinlenin

    Koronavirüsün bulaştığından şüphelenilen kişilerin çoğu en az bir gün yorgun hissettiklerini söylüyor. Şimdi zor uğraşlara girmenin zamanı değil.

    Khan, “Vücudunuz bütün enerjisini ardı ardına hücrelerinizi enfekte eden virüsle savaşmaya harcıyor” diyor. “Hafif belirtileriniz olsa bile, bazı günler kendinizi iyi hissederken, diğer günler yorgun ve ağrı içerisinde olabilirsiniz.”

    “Ev içerisinde ufak tefek şeylerle uğraşabilirsiniz ya da yemek hazırlayabilirsiniz ama bundan daha fazlasını yapmamalısınız ve mümkün olduğunda koltukta ya da yatakta olmalısınız.”

    Khan ateş çıktığında ise hemen dinlenilmesi gerektiğini kaydediyor:

    “(Ateşiniz çıktığında) vücudunuz virüsün yeniden üremesini engelleyecek bir ortam hazırlamak için vücut ısısını artırma yönünde enerji harcıyor. (Dinlenmek için) yorgun hissetmeyi beklememelisiniz çünkü o zaman çoktan aşırı enerji harcamış olursunuz.”

    4. Sıvı almaya devam edin

    Khan, normalde olduğu gibi herkesin “günde 2-3 litre sıvı almaya devam etmesi gerektiğini” söylüyor.

    Londra’daki St Mary’s Hastanesi’nden solunum yolları danışmanı Saira Ghafur, ateş yükseldiğinde mümkün olduğu kadar sıvı alınmasını tavsiye ediyor. “İdrarınızın çok fazla gelmediğini düşünüyorsanız doktora başvurun” diyor.

    5. Ateşle başa çıkmanın yolları

    Ateşiniz çıktığında, ibuprofen yerine paracetamol alın.

    Anti-enflamatuar olan ibuprofenin koronavirüs belirtilerini kötüleştirdiğine dair endişeler var, ancak bunu teyit edecek yeterli kanıt yok. Yine de ateş ve kas ağrısı için paracetamol alınması tavsiye ediliyor. Wingfield, “Reçetenize ibuprofen yazıldıysa, bu durumu doktorunuzla görüşün” diyor.

    6. Vitaminlere ya da ‘mucize çözüm’lere güvenmeyin

    Khan, internette C vitamin almanın tavsiye edildiğini, ancak bunun evde denenmemesi gerektiğini söylüyor. “Bu Çin’de çok ama çok yüksek dozlarda damardan verildi. Sizin bir vitamin hapından alacağınızdan oldukça farklı. Genel görüş koronavirüs için damardan C vitamini verilmesine karşı.”

    C vitamin tableti almanın enfekte olmanın önüne geçmeyeceğini ya da hastalığı tedavi etmeyeceğini söyleyen Khan, çok yüksek dozda almaya çalışılmaması uyarısında da bulunuyor.

    Alkali besinlere de bel bağlamayın. Virüsün pH seviyesi bulunmuyor ve vücudunuzun pH seviyesini beslenmeyle değiştiremezsiniz.

    Peki ya sarımsak? Khan, sarımsağın soğuk algınlığının süresini kısaltabileceğini ancak onu önlemeyeceğini söylüyor. Koronavirüs üzerinde bir etkisinin olduğuna dair de herhangi bir kanıt bulunmuyor.

  • Yüzünüzü geleceğe dönün: Evde eğlenceli vakit geçirmek için bir oyun önerisi

    Yüzünüzü geleceğe dönün: Evde eğlenceli vakit geçirmek için bir oyun önerisi

    Gizem Okut

    Covid-19 salgını dolayısı ile birçok insanın evinde olduğu bu süreçte motivasyonumuzu artıracak yazılardan, evde nasıl keyifli vakit geçirebileceğimize kadar birçok yazı paylaşıldı.

    Bana göre bunların neredeyse hepsi hem bizi güçlendirmek adına, hem de evinde sıkıldığından şikayet eden onlarca insan için yapılabilecek ne kadar çok şey olduğunu göstermek için oldukça faydalı yazılar olmuştur.

    Bizler için dışarda çalışmakta olan onca insan varken, özellikle de sağlık personellerinin bu kadar zor şartlarda çalıştığı bir süreçten geçerken, benim gibi, iş yerleri kapalı olanların tek yapması gerekenin evinde kalmak olduğunu “artık” insanların anladığını düşünüyorum.

    Evinizde yapabileceklerinize ait yazıları elbette okumuşsunuzdur. Ben de bu tarz bir yazı hazırlamaktansa, sizin için küçük bir oyun hazırladım. Yapmanız gereken şey aşağıdaki boşlukları doldurmak. Belki bu hayatta sizi en çok mutlu eden şeyleri görmenize bir nebze de olsa yardımcı olabilirim…

    Hayat normale döndüğünde ve evimden çıktığım zaman ilk

    Sarılacağım kişi ___________________________________________________
    Gideceğim mekan _________________________________________________
    Yiyeceğim yemek _________________________________________________
    İtiraf edeceğim şey ________________________________________________
    Gideceğim tiyatro/sinema ___________________________________________
    Şükredeceğim şey ________________________________________________
    Hatırlayacağım şey _______________________________________________
    Özleyeceğim şey _________________________________________________
    Edineceğim ders __________________________________________________
    Edineceğim hobi __________________________________________________
    Takdir edeceğim kişi _______________________________________________
    Alacağım (hayatımla ilgili) karar ______________________________________
    Affedeceğim kişi __________________________________________________
    Özür dileyeceğim kişi ______________________________________________
    Teşekkür edeceğim kişi _____________________________________________
    Yapacağım seyahat planı ___________________________________________
    Empati kuracağım kişi _____________________________________________
    Satın alacağım şey ________________________________________________
    Yapacağım yatırım (maddi/manevi) ___________________________________

    Son olarak bu süreçte beni en çok rahatsız eden şeylerden birinin evde sıkıldığından şikayet eden insanlar olduğunu söylemem gerekir. Ve Gülse Birsel’in evinden katıldığı bir haber programında söyledikleri ile yazımı sonlandırmak istiyorum.

    Evde çok sıkılıyorum diyenlere biraz sinirleniyorum. Karnı tok sırtı pekse, bütün imkanları varsa ve evde sosyal izolasyon yapabiliyorsa herkesin evin tadını çıkarmasını tavsiye ediyorum. Çok sıkılıyorlarsa bir hastaneye gidip sağlık çalışanlarımıza yardım etmeyi düşünebilirler, onların şu an koşuşturmasına tanıklık edebilirler. Sonra dönüp evlerinde hiç sıkılmayacaklarına eminim.

    Bu günlerin bir an önce daha fazla can almadan bitmesi dileğiyle, sağlıkla kalın, evde kalın.

    Kaynak : uplifers.com
  • Online Terapi

    Online Terapi

    Klinik Psikolog Dr. Duygu Cantekin

    Koronavirüsle birlikte değişen rutinlerimiz, yaşam biçimlerimiz içerisinde ihtiyaçlarımızı karşılama, hizmetlere ulaşma yöntemlerimiz de değişiyor. Psikolojik destek ihtiyacı duyan kişiler için önümüzdeki günlerde önemli bir seçenek olacak olan Online Psikoterapi hakkında sizi bilgilendirmek istiyorum. ⁣

    • Online terapi, özellikle yaşadığı şehirde çalışmak istedikleri alanda uzmanlaşmış bir terapist bulamayan, farklı bir ülkede yaşayıp kendi anadilinde destek almak isteyen ya da kronik hastalık veya fiziksel engeli olan kişiler için önemli ve işlevsel bir yol olarak kullanılmaktadır.⁣
    • Halihazırda terapi sürecine başlamış ancak terapist ya da danışandan birinin yer değiştirmesiyle de süreç iki tarafın ortak kararıyla online olarak sürdürülebilir. ⁣
    • Online terapide terapist ve danışan fiziksel olarak aynı ortamda olmasa da normal bir seanstaki gibi yüz yüze yapılmaktadır. ⁣
    • Online terapi desteğinde güvenilirlik, terapistin etik ilke ve sorumluluklara bağlı kalmasıyla sağlanır. ⁣
    • Online terapi sürecinin sağlıklı işleyebilmesi için terapi ofisine benzer şekilde danışanın rahatlıkla kendini ifade edebileceği, sessiz ve yalnız başına olduğu bir oda, görüntülü konuşma yapabileceği bir bilgisayar veya telefon ve iyi bir internet bağlantısı gereklidir. ⁣
    • Skype, facetime ve whatsapp görüntülü arama gibi internet uygulamaları kullanılabilir. ⁣
    • Birçok terapi yaklaşımı ile bireysel terapide ve çift terapisinde kullanılabilir. ⁣

    Online terapinin etkinliğini kanıtlayan bir çok bilimsel araştırma vardır. Araştırmalar online terapinin depresyon tedavisinde, anksiyete bozukluklarının tedavisinde, panik bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu ve yaygın anksiyete bozukluğu tedavisinde yüz yüze terapi kadar etkili olduğunu bulmuştur. Aynı zamanda verimli bir terapötik süreç sağlanabildiği vurgulanmıştır. ⁣

    Son 3 yıldır ben de online terapiyi kendi uygulamalarımda kullanıyorum. Kendi mesleki deneyimimden de yola çıkarak online terapi sürecinde verim düşüklüğü yaşanmadığını, etik ilkeler doğrultusunda yüzyüze terapi ile aynı çerçevede tutulduğunda sağlıklı ve pratik bir yöntem olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.