Category: SEÇME YAZILAR

  • Dominic Cummings: Özür yok, açıklama yok, pişman da değil

    Dominic Cummings: Özür yok, açıklama yok, pişman da değil

    İngiltere’de sokağa çıkma kısıtlamalarına uymadığı gerekçesiyle görevden alınması istenen Başbakan Boris Johnson’ın başdanışmanı Dominic Cummings, hükümetin en kritik isimlerinden biri olarak gösteriliyor.

    Başta İngiltere’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinden ayrılma (Brexit) süreci olmak üzere hükümetin birçok politikasının mimarlarından biri olarak gösterilen Cummings, son dönemde sokağa çıkma kısıtlamalarını ihlal ettiği iddiaları nedeniyle eleştiri oklarının hedefinde yer alıyor.

    Cummings’in sokağa çıkma kısıtlamalarının yürürlükte olduğu bir dönemde, ailesiyle birlikte anne ve babasını ziyaret ettiğinin ortaya çıkmasıyla başlayan tartışmalar, İngiltere’de son günlerde gündemin bir numaralı maddesini oluşturuyor.

    Cummings, Pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında Londra’dan Durham’a gitmesinden dolayı pişman olmadığını ve istifa etmediğini söyledi, özür dilemedi.

    Başbakan Johnson ise daha sonra düzenlediği basın toplantısında Dominic Cummings ile ilgili sorulara “Kimseye kayıtsız şartsız destek veremem, ama Başbakanlıkta kimsenin (salgınla ilgili halka vermek istediğimiz) mesajımızı zayıflatacak bir şey yaptığını düşünmüyorum” dedi. Johnson, başdanışmanının “yasalara uygun ve makul” hareket ettiğini tekrarladı.

    Boris Johnson Pazar günü düzenlediği günlük koronavirüs bilgilendirme toplantısında da, Cummings’e sahip çıkmış ve onun çocuklarının bakımı için bu seyahati yapmak zorunda olduğunu söylemişti.

    Johnson, “Cummings her açıdan sorumlu, yasalara uygun ve dürüst bir şekilde hareket etmiştir” demişti.

    Cummings kim ve neden önemli?

    İngiltere’de son günlerde tartışmaların odağında yer alan Cummings, hükümetin birçok politikasının arkasındaki isim ve bir başdanışmandan çok daha fazlası olarak görülüyor.

    Belirlenmiş bir görev alanı olmayan Cummings’in danışmanlığının neredeyse tüm politika konularını kapsadığı belirtiliyor.

    Cummings, 20 yıla yakın bir süredir Muhafazakar Parti’nin ve hükümetlerinin üst kademelerinde çeşitli görevler almış biri.

    Ne seçimle politikaya girmiş bir milletvekili, ne de bakan. Hatta Muhafazakar Parti üyesi bile değil. Ama o kadar etkili ki kimileri onun “perde arkasındaki başbakan” olarak bile tanımlanabileceğini düşünüyor.

    Son olarak koronavirüs salgını sırasında hükümete tavsiyelerde bulunan bilim kurulunun çalışmalarına katıldığı ortaya çıkmış ve bunun kurulun bağımsızlığı ilkesini ihlal edip etmediği sorgulanmıştı.

    Dahası Sunday Times gazetesi, Mart ayında yayımladığı bir makalede, Cummings’in İngiltere’nin koronavirüs salgını karşısında sürü bağışıklığı stratejisinin arkasındaki isim olduğunu öne sürmüş ancak bu iddia daha sonra Başbakanlık tarafından yalanlanmıştı.

    Ancak Cummings İngiliz siyaseti üzerindeki en büyük etkilerinden birisi Brexit sürecinde oldu.

    Cummings Brexit sürecinde nasıl bir rol oynadı?

    Dominic Cummings esasen 2016 yılında İngiltere’nin Brexit referandumunda yürüttüğü “Ayrılma yanlısı” kampanyanın sürpriz başarısıyla kamuoyunda tanındı. Cummings, Aralık 2019’daki seçimlerde izlenen stratejinin belirlenmesinde de önemli rol oynadı.

    Cummings’in eski Brexit Bakanı David Davis için “kalın kafalı” ve “tembel teneke” gibi ifadeler kullandığı, Cummings’den hoşlanmayan eski Muhafazakar Başbakan David Cameron’ın da onun hakkında “kariyer psikopatı” dediği biliniyor.

    Brexit referandumunda Cummings’in başında olduğu Ayrılık kampanyasının, seçim yasalarını ihlal ettiği tespit edilmiş ve Parlamento’daki Kültür, Medya ve Spor Karma Komisyonu’nun davetine icabet etmeyen Cummings’in parlamentoya hakaret etmiş sayılmıştı.

    Daha önce de İngiltere başbakanlarının etkili danışmanları oldu fakat Dominic Cummings’in durumu daha farklı görülüyor.

    İngiltere’nin köklü siyasi gelenekleri ve yerleşik siyasi yaklaşımlarını hiçe sayan, zaman zaman kamuoyu, siyasetçiler ve bürokratları şok eden tutumlarıyla Muhafazakar Parti içinden dahi tepki almış biri.

    Parlamentoyu, köklü bürokratik gelenekleri önemsemeyen tutumunu medyaya karşı da gösteriyor. Açık sorulara uçuk cevaplar vermesiyle ünlü.

    Ocak ayında kişisel blogunda yayınladığı hükümetle çalışacak “uyumsuzlar ve uçuklar aranıyor” şeklindeki ilanla gazete manşetlerine girmişti.

    Cummings hakkındaki son tartışmalar nasıl başladı?

    Kariyeri boyunca birçok tartışmanın odağında yer alan Cummings, son dönemde koronavirüs salgını nedeniyle uygulamaya konulan kısıtlamalar sırasında yaptığı seyahatle ülkenin gündemine oturdu ve birçok kesimin tepkisini çekti.

    Tartışmayı başlatan Guardian ve Daily Mirror gazetelerinin yaptığı araştırma oldu. İki gazeteye göre, Cummings, Mart ayı sonlarında, bütün ülkede koronavirüs konusunda en sıkı önlemlerin ilan edildiği dönemde, Londra’daki evinden çıkıp 424 kilometre mesafedeki Durham’a, ailesinin evine gitti.

    Haberlerde Cummings’in yalnızca Durham’a gitmekle kalmayıp, orada geçirdiği süre içerisinde de evde kalma çağrılarına uymadığı ve ayrıca Nisan ortasında ailesiyle Londra’ya döndükten sonra bir kez daha Durham’a gidip döndüğü de iddia edildi.

    Cummings, Durham’a gittiğini kabul etti. Baş danışman, eşinden sonra kendisinin de hastalanması ihtimaline karşı 4 yaşındaki oğullarının bakıma ihtiyacı olabileceğini düşünerek ailesinin yanına gittiğini ancak orada diğer aile fertlerinden ayrı bir mekanda karantinada kaldıklarını söylüyor.

    Cummings ve hükümet ne diyor?

    Dominic Cummings, yaptığından pişmanlık duymadığını ve istifa etmeyi düşünmediğini belirtti.

    Cummings, Pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, BBC’nin sorusu üzerinde, “Mevcut koşullar altında yaptığımın makul olduğunu düşünüyorum. Bu konuyla ilgili eylemlerimin herkesi asgari düzeyde riske maruz bırakacak şekilde olduğuna inanıyorum” diye konuştu. Hükümet ve Johnson da yaptığı açıklamalarla, Cummings’e destek veriyor.

    Hükümet, Cummings’in çocuğu için bu ziyareti yaptığını ve bunun kuralları ihlal ettiği anlamına gelmediğini vurguluyor.

    Başbakan Boris Johnson’un Pazar günkü olağan günlük koronavirüs brifingine de Cummings’le ilgili tartışmalar hakim oldu.

    Boris Johnson başdanışmanı ile yüz yüze, konuyu derinlemesine konuştuklarını söyledi.

    Johnson, “Eşi ve kendisinin koronavirüs yüzünden yatağa düşmek üzere olduğu bir anda başka bir seçeneği de olmayınca, çocuğuna doğru düzgün bir bakım sağlama arayışıyla seyahat etmekle, her babanın, her ebeveynin sahip olduğu içgüdüyle hareket ettiği sonucuna vardım” dedi.

    Başbakan ayrıca Cummings’in “her açıdan sorumlu, yasal ve dürüstçe davrandığını” da söyleyerek danışmanına güçlü bir destek vermiş oldu.

    Cummings neden eleştiriliyor?

    Bu konu, Pazartesi günü gazetelerin tamamının manşetlerine hakim olurken, Muhafazakar Parti de dahil tüm partilerden ve çevrelerden tepkiler gelmeye devam ediyor ve Cummings’in görevden alınması yönündeki bir elektronik dilekçeye verilen imza sayısı büyüyor.

    Cummings’i eleştirenler, hükümetin ilan ettiği kısıtlamalar nedeniyle halkın büyük bir bölümünün önemli fedakarlıklarda bulunduğunu ve bu seyahatin hükümetin ilan ettiği önlemlerin ağır ihlali olduğunu öne sürüyor.

    Ayrıca, Cummings’in görevden alınması ve istifa etmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

    Bu çağrılara muhalefet partilerinin yanında iktidardaki Muhafazakar Parti’den de etkili politikacılar da destek verirken, Anglikan kilisesi ve hükümete danışmanlık yapan bilim insanlarında da tepkiler gelmeye başladı.

    Ana muhalefet İşçi Partisi lideri Keir Starmer, konuyla ilgili soruşturma açılmasını istedi.

    Keir Starmer, “Boris Johnson’un Dominic Cummings’le ilgili hiç bir şey yapmamayı seçmesi Britanya halkının yaptığı bütün fedakarlıklara bir hakaret niteliğini taşıyor” dedi.

    Starmer, bu tavrın halk için ayrı, hükümet üyeleri için ayrı kurallar uygulandığı anlamına geldiğini de söyledi.

    İskoçya Özerk Yönetimi Başbakanı Nicola Sturgeon Cummings’in istifa etmesi gerektiğini söylerken, Liberal Demokratların lider vekili Ed Davey de Cummings’i görevden almayan başbakanın kararının sorgulanması gerektiğini savundu.

     

    Kaynak : BBC

     

  • Kongra-Gel Eşbaşkanı Kartal: Faşizmin çöküş süreci başlıyor

    Kongra-Gel Eşbaşkanı Kartal: Faşizmin çöküş süreci başlıyor

    DİREN DİCLE ERDEN

    Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal, Türk devletinin 5 yıldan bu yana Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı uygulamaya koyduğu Çökertme Planı’nın çökmek üzere olduğunu belirterek, Kürt halkının örgütlenme ve diplomasi seferberliği ile bu süreci faşizmin çöküş sürecine dönüştürülebileceğini vurguladı. Kartal, “Bu bir hayal değil. Bu somut bir hedeftir” dedi.

    Kürdistan Ulusal Meclisi (KNK) UK ve Kürt Halk Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun ortak organizesi ile ‘siyasal süreç’ başlıklı sosyal medya üzerinden bir oturum düzenlendi. Oturuma konuk olarak katılan Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal, siyasal süreç ve Kürt diplomasine yönelik önemli mesajlar verdi. Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal, Türk devletinin 7 Haziran seçimlerinin ardından Kürt halkına ve özelde Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı devreye koyduğu ‘Çökerme Planı ile başlayan sürecin artık finaline gelindiğine dikkat çekerek, “Tabi ki bu süreç bir Erdoğan ve Bahçeli meselesi değil bu yüzyıllık bir politikadır. Kürt halkın topyekun bir savaş ve özgürlük mücadelesinin iradesini kırma kapsamlı bir plan ile karşı karşıyadır. AKP seçimler de bir sonuç elde etmek istiyordu ancak büyük bir hezimet yaşadı. Seçim sonrası da devletin fiili politikaları da devreye girmeye başladı” dedi.

    PLAN 5 YIL ÖNCE DEVREYE KONDU

    Çökertme Planı’nın 5 yıl önce devreye konulduğunu ve adım adım uygulandığını ifade eden Kartal, “Kürt halkına karşı seçimlerden sonra topyekun savaş başlatıldı. Çok kapsamlı bir plan ile demokratik kanun yasa dinlemediler. Uluslararası kamuoyu baskı altına alsa bile ekonomik daralma yaşansa bile en fazla beş yılda hem Rojava’daki süreci hem de Kuzey Kürdistan ve Güney Kürdistan’daki bütün yapıları ve yönetimleri tasfiye etmeyi hedeflediler.

    Plan kapsamında siyasi ve demokratik zemin ortadan kaldırılacak. Yönetime doğrudan yakalanma vurma öldürme veyahut ta zamana yayılmış bir etkisizleştirme hedeflendi” diye kaydetti.

    HEZİMET YAŞADILAR

    Ancak beş yılın sonunda Türk devletinin planının kısmi olarak hayata geçse de çökmek üzere olduğunu vurgulayan Kartal,  “Tüm yasa ve kanunları çiğnemesine rağmen bütün ekonomiyi savaşa aktarmasına rağmen, baskılara şiddete katliamlara rağmen seçim hezimetleri yaşadılar. Rojava’ya dönük hem Amerika hem Rusya ile dengeli bir politika yürütmeye kalkarak tüm kazanımları yok etmek ve işgal girişimlerine rağmen istediği sonucu alamadı.

    Belli noktalar da sonuç elde etseler de amaçlarına ulaşamadılar. Rojavada ortaya çıkan statüyü ortada kaldırmaya dönük risk devam etse de beş yıllık planın sonunda kendi çöküşünü hızlandırmış oldu. Kuzey Kürdistan’da halkın toplumun bütün manevi değerlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen bir noktaya getirmek istediler. Ancak 2020’ye geldiğimiz de Kuzey’de de istedikleri noktaya gelemediler. Tam tersine sonuç alamadılar” diye konuştu.

    Türk devletinin plan kapsamında Kürt Özgürlük Hareketi’nin de tekniğe dayalı savaş ile tasfiye etmeyi hedeflediğini söyleyen Kartal, bu konuda ilk yıllarda önemli bir sonuç alsalar da gerilla güçlerinin süreç içerisinde tekniğe karşı savaşmayı öğrendiğini ve bunun boşa çıkarıldığının altını çizdi.

    ‘COVİD’İ FIRSATÇILIĞINA GİRİŞTİLER’ 

    Hazırladıkları Çökertme Planı’nın finaline geldikleri için ve sonuç alamadıkları için Kürdistan ve Türkiye’deki tüm parçalara saldırıların en üst düzeyde geliştiğini kaydeden

    Kartal, “HDP’nin belediyeleri gasp ediliyor sivil toplum örgütleri ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Özel de Kürt muhalefet genel de Türkiye’deki demokrasi güçlerine dönük saldırılar sürecek. Bu süreçte kendilerine muhalif olacak her şeyi susturma konusunda kararlılar. Neye mal olursa olsun sonuç almak istiyorlar. Dünya koronavirüs ile meşgulken böyle bir uluslararası gündem varken onlarda bu süreci kendilerine bir fırsata dönüştürüp olabildiği kadar muhalefeti etkisiz kılmaya çalışıyorlar. Parlamento anlamsız bir şeye dönüşmüş. Çünkü bu sadece AKP-MHP değil bir devlet konseptidir. Yine sonuç alamayacaklar tabi ki.”

    ‘SEFERBERLİK RUHUYLA ÇALIŞACAĞIZ’ 

    Türk devlet rejiminin büyük bir kriz içerisinde olduğunu, ekonomik ve siyasi olarak çöküşte olduğunu ve sistem partilerinin tümünün çürüyüp battığını kaydeden Kartal, “Toplumsal olarak büyük bir moralsizlik ve yıkım var. İşsizlik, açlık geçim sorunu var. Bu süreçte mücadele derinleşirse 5 yıldır devletin egemen güçleri ‘terörle mücadele ediyoruz sabredin’ diyerek herkesi bastırıyorlar. Türkiye ekonomik olarak pili bitti. Devletin bütün imkanlarını bu teknik savaşa aktardılar. Ne Kuzey, Rojava, Başur nede Akdeniz de hiçbir sonuç alamadılar. Siyas, ekonomik, sosyal krize girdi ve siyasi partileri bile parçalanmış durumda.

    Bu süreçte halkımızı iyi motive etmek zorundayız. Seferberlik ruhuyla iyi bir diplomasi çalışması yürütmeliyiz. Avrupa’daki diploması 4 parça Kürdistanı etkileyecektir. Bütün zamanlardan daha çok kendimizi katmalıyız ve yoğunlaşmalıyız. Başarı güce bağlıdır. Örgütsel gücü arttırırsak o zaman diplomasi gücümüz de yüksek olur. İnsanları harekete geçirdikçe gücümüz büyüyecektir. Bütün mesele yoğunlaşmaktır” dedi.  

    BU BİR HAYAL DEĞİLDİR!

    Kürt halkı ve kurumlarının örgütlenme ve diplomasi seferberliği başlatması gerektiğini dile getiren Kartal, “Bu süreçte halkımızın güçlü ayağı kalkması, uluslararası kamuoyunu etkilemesi gerekiyor. Diplomasi de de faşizme karşı halkımızın değerlerine maneviyatına varlığına siyasal varlığını ortadan kaldırmaya dönük Türk devlet saldırılarını teşhir etmeliyiz. Bunun hedefinde sadece PKK değil tüm Kürt halkına dönük olduğunu aktarmamız gerekiyor.

    Faşizmi teşhir etmeliyiz. Gücümüzü biz örgütlü olmamızdan alıyoruz. Bu anlamda  örgütlenme ve diplomasi seferberliği başlatıyoruz. Hayatın her alanında askeri, siyasi. toplumsal, kültü ve  basın yayın gibi tüm alanlarda diploması ile bu süreci tamamen faşizmin çöküş sürecine dönüştürebiliriz. Bu bir hayal değil. Bu somut bir hedeftir” dedi.

     

     

  • Roubini: Dünya 10 yıl sürecek bir ekonomik depresyon dönemine girdi

    Roubini: Dünya 10 yıl sürecek bir ekonomik depresyon dönemine girdi

    Ekonomist Nouriel Roubini, koronavirüs pandemisi nedeniyle küresel ekonominin derin bir krize girdiğini ifade etti ve toparlanmanın uzun yıllar alacağı uyarısında bulundu.

    2008 küresel krizini öngörebilen ekonomistler arasında yer alan ve ‘Doktor Kıyamet’ lakabıyla da bilinen Roubini, koronavirüs salgını sırasında kaybedilen istihdamın bir kısmının geri dönmeyeceğini de söyledi.

    BBC yayınına New York’taki evinden bağlanan Roubini, “Benzeri görülmemiş bir ekonomik durgunluğa girdik. Küresel ekonomi toparlansa dahi büyüme çok düşük seviyelerde kalacak” diye konuştu:

    “2008 krizinde üretimin hızla düşüşe geçmesi üç yıllık bir sürecin sonunda oldu. Bu kez aynı noktaya üç yıl değil, üç ay değil sadece üç haftada ulaştık. Ekonomilerin her alanında serbest düşüş yaşandı. En az 10 yıl sürecek küresel bir depresyonla karşı karşıyayız”

    Roubini, ileride gerçekleşebilecek toparlanmanın ya ‘U’ ya da daha da kötü bir senaryo olan ‘L’ şeklinde olacağını söyledi.

  • Ölüm orucundaki avukatlar için çağrı

    Ölüm orucundaki avukatlar için çağrı

    İSTANBUL – Adil yargılanma talebiyle Av. Aytaç Ünsal ile birlikte 142 gündür ölüm orucunda olan Av. Ebru Timtik’in ailesi, “Çocuklarımızı ancak onları sahiplenip, seslerine ses olursak yaşatabiliriz” diyerek, kamuoyuna destek çağırısı yaptı.
    Tutuklu bulundukları cezaevlerinde “adil yargılanma hakkı” talebiyle 5 Şubat 2020 tarihinde başladıkları açlık grevini, 5 Nisan Avukatlar Günü’nde Aytaç Ünsal ile birlikte ölüm orucuna dönüştüren Ebru Timtik’in ailesi, Timtik ve Aytaç Ünsal durumuna ilişkin yazılı açıklama yayımladı.
    Yapılan açıklamada ailesi olarak bugün üzerlerine düşenin onlara sahip çıkmak ve mücadelelerine ortak olmak olduğu vurgulandı.
    Yargılamaları devam ederken tahliye edilen avukatların sonrasında çıkarılan yakalama kararı ile yeniden tutuklandıkları hatırlatılan açıklamada, “Avukatların son defa ifadesini alma gereği bile duymadan Barkın Timtik’e 18 yıl 9 ay, ablası Ebru Timtik’e 13 yıl 6 ay, Aytaç Ünsal’a 10 sene ceza vermiş, toplamda tüm avukatlar 159 yıl hapis cezasına çarptırıldılar” denildi.
    ‘ENDİŞEYLE TAKİP EDİYORUZ’
    Açıklamada ölüm orucu sürecinde çok hızlı kilo kaybettiği belirtilen Ebru Timtik’in durumuna ilişkin şu bilgilere yer verildi: “Sağlık durumunun kötüye gittiğini, avukatı ile son görüşmesinde cümlesini toparlamakta dahi zorluk çektiğini, ayrıca eklem ağrılarının arttığını öğrendik. Kovid-19 salgını özellikle Silivri Hapishanesi´nde yayıldığını, tedbir amaçlı hiçbir şey yapılmadığını endişeyle takip ediyoruz.”
    ‘SES OLURSAK YAŞATABİLİRİZ’
    Ölüm orucunda olan Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın hiçbir çıkar ve maddi kaygı gütmeksizin Soma ve Ermenek maden faciaları, Çorlu tren katliamı, Ali İsmail Korkmaz, Dilek Doğan, Berkin Elvan gibi toplumsal birçok davayı üstlendiklerine dikkat çekilen açıklamanın devamında “Suçları, ezilen, haksızlığa uğrayan sınıfın yanında olup onları sahiplenmeleridir. Ebru ve Aytaç, Yargıtay 16’ıncı Ceza Dairesi’nin bir an evvel dosyalarını okuyup sonuçlandırmasını talep ediyorlar. Bugün bize düşen, avukatlarımıza sahip çıkmak ve adil yargılanmaları için mücadelelerine ortak olmaktır. Çocuklarımızı ancak onları sahiplenip, seslerine ses olursak yaşatabiliriz” denildi.
  • Türbe ve mezarları tahrip edip bayrak astılar

    Türbe ve mezarları tahrip edip bayrak astılar

    BATMAN – Hasankeyf’in Güneşli köyünde, bir türbeyi ve çevresindeki mezarları tahrip eden askerler, mezarlıktaki ağaçlara Türk bayrağı astı.
    Batman’ın Hasankeyf ilçesi Güneşli (Şemse) köyünde daha önce zırhlı araçlarla tahrip edilen mezarlar bir kez daha tahrip edildi. Askerler mezarlıktaki ağaçlara bayrak astı. Geçtiğimiz günlerde mezarlığı tahrip eden askerler bir kez daha hem mezarlığı hem de bölge halkı tarafından kutsiyet atfedilen Şeyh İbrahim Türbesi’ni tahrip etti.
    Sokağa çıkma yasağı öncesi mezarlık ziyaretlerini gerçekleştirmek isteyen köylüler, ziyaret sırasında mezarlık ve Şeyh İbrahim Türbesi’nin tahrip edildiğini, mezarlıktaki ağaçlara da Türk bayrağının asıldığına tanıklık etti.
    TÜRBEYE DAHİ TAHAMMÜL YOK
    MEBYA-DER Batman Şubesi Eşbaşkanı Ahmet Yaşar, Arife günü bile saldırıların devam ettiğine dikkat çekerek, “Kendini hem dindar olarak tanıtan AKP, Kürdün hem dinine, kültürüne, bir şeyhinin mezarına tahammül edememesi her şeyi ortaya koyuyor. Bunun hiçbir şekilde izahatı yoktur. Kürt, Kürt olduğu için bunlar yapılıyor” dedi.
    Kürtlerin hem değerine hem de kültürüne yapılan saldırılara karşı mücadele edeceklerini ifade eden Yaşar, “MEBYA-DER olarak bu saldırılara karşı olacağız. Her türlü yasal ve hukuki girişimlerinde bulunacağız” ifadesinde bulundu.
  • HDP Ramazan Bayramı sonrası yeniden sahada siyasete dönme kararı aldı

    HDP Ramazan Bayramı sonrası yeniden sahada siyasete dönme kararı aldı

    HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, koronavirüs salgınına karşın, partili belediyelere yönelik kayyum atamaları ve gözaltıların devam ettiğini, güvenlik güçlerinin partililere müdahale ederken, sosyal mesafeyi dikkate almadıklarını belirterek; bu durum karşısında Ramazan Bayramı’ndan sonra sahada siyasi faaliyetlerine dönme kararı aldıklarını açıkladı.

    İktidarın koronavirüs salgını döneminde de “kendilerine insanlık dışı tutumunu sürdürdüğünü” belirten Oluç, “Onlar ne kadar cüretkar ve saldırgan davranıyorsa, biz de o kadar cesaretle siyasi faaliyetlerimizi sürdüreceğiz” dedi. Kayyum atamalarını, halk iradesine yönelik “siyasi darbe” olarak nitelendiren Oluç, “Attıkları her kayyım adımı ile beraber özellikle Kürt seçmen açısından güveni biraz daha yitiriyorlar” görüşünü dile getirdi.

    HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç bir grup gazeteciyle yaptığı sohbet toplantısında, partisinin yeni dönemdeki siyasi yol haritasına ilişkin bilgi verirken, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı.

    “Muhalefetin evine kapanması iktidar tarafından kötüye kullanılıyor”

    Salgın sürecinde HDP’li belediyelere yönelik kayyum atamalarının durmadığını, Diyarbakır’da 18 partilinin gözaltına alındığına işaret eden Oluç, son olarak Ankara’da gözaltıları protesto eden milletvekillerine emniyet güçlerinin sosyal mesafe kurallarını dikkate almadan “kollarından çekiştirerek” müdahale ettiğine dikkat çekti. İktidarın HDP’ye yönelik bu tutumu karşısında “ellerini kavuşturup oturmayacaklarını” belirten Oluç, yeniden sahada siyasete dönme kararı aldıklarını söyledi:

    “Yaz ayları için bir planlama çıkaracağız, aşağı yukarı kaba hatları ile belli oldu. Yaz aylarında her zaman yaptığımız siyasi faaliyetleri yeniden devreye koyacağız. İşte halk toplantıları olsun, çeşitli etkinlikler olsun. Biz bütün siyasi partilere de, sivil toplum kuruluşlarına da öneriyoruz. İktidar her türlü saldırıyı yapacak, Cumhurbaşkanı sıfatıyla AKP Genel Başkanı, her gün muhalet partilerine ağır hakaretler savuracak, üstelik de bunu koronavirüs salgını tedbirlerinin ne olduğunu açıkladığı konuşmalarda yapacak, etik de değil bu yaptığı, ama muhalefet partileri diğer toplumsal ve siyasal muhalefet susacak… Böyle bir şey yok.

    “Biz elbette ki tedbir alacağız, elbette herhangi birinin sağlığına zarar gelsin istemeyiz, Ama artık toplumsal ve siyasal muhalefetin evine kapanması ve sokaktan geri çekilmesi tutumunun iktidar, emniyet güçleri tarafından kötüye kullanıldığını düşünüyoruz ve artık bu şekliyle bunu kabul etmeyeceğiz. Emniyet güçleri utanmaz bir şekilde milletvekillerimizi kollarından tutup çekiştirme cesaretini koronavirüs salgınına rağmen buluyorsa, sosyal mesafeyi kullanmıyorlarsa o zaman biz de kullanmayız. Onlar ne kadar cüretkar ve saldırgan davranıyorlarsa biz de o kadar cesaretle onlar karşısında siyasi faaliyetimizi sürdüreceğiz. Biz de bayram sonrasında olağan siyasi faaliyetlerimize başlayacağız. Halk toplantıları, mitinglere kadar bir planlama çıkartıyoruz.”

    Oluç’un gazetecilerin gündeme ilişkin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

    MHP Lideri Bahçeli’nin milletvekili transferini engelleyelim çağrısı var. AKP de buna destek verdi ve Haziranda getirebiliriz’ dendi. Özellikle yeni kurulan partilerin milletvekili transferini önlemeye dönük bu girişimle ilgili sizin tutumunuz ne olur?

    Ben AKP sözcülerinin milletvekili transferi konusundaki sözlerini doğrusu çok manidar buldum. Eğer yanlış bilmiyorsam, bu dönemde İYİ Parti’den iki milletvekili transfer etti AKP.

    Bu tartışma nereden çıktı? Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir baskın seçim olması halinde DEVA ve Gelecek Partisi’nin seçime giremeyecek durumda olmaları halinde onlara imkan sağlayacaklarını söylemesinden kaynaklandı. Toplumdaki bütün siyasi akılların, görüşlerin, fikirlerin Meclis’e yansıması gerekir.

    Toplumda zemini olan, karşılığı olan siyasi partiler seçime girmesin diye, türlü oyunlar yapılmaktadır. Şimdi oyunu bozmak için adım atmaya kalkanlar mı acaba siyasi etiği yaralıyor, yoksa oyun yaparak siyasi partileri Meclis dışında bırakıp kendi iktidarlarını sürdürmeyi hedefleyenler mi siyasi etiği yerle bir ediyor?

    “İktidarlarının bekasını korumak için…”

    İkincisi, seçim yasasında değişiklik yıllardır tartışılıyor. Mesela baraj meselesi. Seçim yasasında değişiklik yapılmalı ve yüzde 10 barajı gibi hiçbir demokratik ülkede olmayan barajın anlamı da zaten kalmamıştır. Seçim Yasası’nda hakikaten demokratik seçimler olsun diye değişiklik yapalım diyen bir anlayış olsa iktidar tarafında çok saygıdeğer bir tutum olur. Ama onların tutumu nasıl olur da kendi iktidarımızı, koltuğumuzu sağlama alırız ve diğer partilerin seçime girmesini engelleriz doğrultusunda olduğu için hiçbir saygı değer yanı yoktur bu tutumlarının.

    Evet, hem Seçim Yasası’nda hem Siyasi Partiler Yasası’nda bütün anti-demokratik hükümler değiştirilmeli. Mesela yeni kurulmuş partilerin seçime girebilme haklarını elde etme koşulları son derece ağır ve manasızdır. Biz bu tartışmanın tamamen kendi iktidarlarının bekasını koruyabilmek için yapılan tartışmalar ve adımlar olduğunu düşünüyoruz. Tutumuz bu yönde olacak. iktidarın demokratik adım atma niyetinde olduğunu düşünmüyoruz.

    “Halkın iradesine siyasi darbe yapıyorlar”

    Çeşitli kamuoyu anketleri yayınlanıyor. Size gelen anket sonuçları var mı, HDP oyları ne durumda?

    Bu özellikle salgın döneminde yapılan anketlerin ağırlıklı olarak telefon anketleri olduğunu biliyoruz. Ve bu telefon anketlerinin sağlıklı olmadığı kanaatindeyiz.

    Kayyımların atandığı özellikle Kürt coğrafyasındaki illere baktığımızda çok net olarak durum iktidar açısından ciddi bir aşağı gidişi göstermeye devam ediyor. Attıkları her kayyım adımı ile beraber özellikle Kürt seçmen açısından güveni biraz daha yitiriyorlar. Bu kayyım atamalarının AKP’nin Kürt seçmen nezdindeki var olan küçük desteğini de ortadan kaldırma doğrultusunda bir gelişmeyi gösteriyor. Çünkü insanlar şunu söylüyor, seçim yapıyoruz ve gidip oy veriyoruz, bizi yönetecekleri seçiyoruz, ama sonra iktidar kayyum atıyor ve onları görevden alıyor. Bu sadece belediye başkanları açısından geçerli değil, belediye meclis üyeleri açısından da geçerli.

    Kayyım atanan belediyelerde o atanan valiler ve kaymakamlar aslında belediye meclisini de işlemez hale getiriyorlar. Yani resmen feshetmeseler de toplantıya çağırmayarak fiilen belediye meclislerini işletmiyorlar. Belediye meclislerinde sadece HDP yok ki, evet HDP çoğunlukta oradaki birçok belediye meclisinde ama o belediye meclisinde AKP’li ve CHP’li belediye meclis üyeleri de var. Dolayısıyla onları da bir biçimiyle işlevsiz hale getiriyor kayyım atamaları. O yüzden kayyım atanan yerlerde seçmen bunu görüyor ve o zaman seçim yapmanın anlamı ne sorusunu soruyor. Ve kim bunu yapıyor diye baktıklarında da AKP iktidarını görüyorlar.

    Şimdi koronavirüs dönemindeki 13 belediyeye kayyum atanması bunu perçinledi doğrusu. Bizim de geriye 12 belediyemiz kaldı zaten. Bugün yarın oralara da bir bahane bulup kayyum atayabilirler. Ve böylece planlı olarak hazırladıkları halkın iradesini gasp etme ve siyasi darbe yapma işinin son aşamasını da gerçekleştirmiş oluyorlar. Darbeci arıyorlar ya çok aramalarına gerek yok aynaya baksın bu iktidar, darbecilerin kim olduğunu o aynada görürler. Bu kadar açık ve net. Halkın iradesine siyasi darbe yapıyorlar.

    HDP’nin gündeminde kayyumlara karşı yerel yönetimlerden çekilme seçeneği var mı ya da kayyumlara karşı itirazını sokaklardaki protestolarla sürdürme kararı var mı?

    Yerel yönetimlerden çekilme diye bir tartışma gündemimizde yoktur. Geçtiğimiz yıl Kasım ayında Ankara’da yaptığımız toplantı ile o konuyu kapattık. Herhangi bir yerden çekilmiyoruz çünkü o yerleri kazanmak için çok ciddi bedeller ödendi. Hiçbir yeri mücadele etmeden onlara teslim etmeyeceğiz. Onlar gasp etsinler, hukuksuzluk yapsınlar, uluslararası demokratik sözleşmeleri çiğnesinler, tekrar ilk seçimde oraları kazanacağımıza eminiz.

    Kayyuma karşı mücadelelerimiz, sokakta da devam edecek. Protestolarımız devam edecek. Mahalle mahalle örgütlenmeye devam edeceğiz. Biz gözaltına alınan ve tutuklanan her arkadaşımız için üzülüyoruz ama şu durumdan iktidarın en ufak bir kuşkusu olmasın ki hiçbir kişi Kürt halkı, Türkiye barış ve demokrasi güçleri, asla ve asla gözaltı ve tutuklamalar nedeniyle siyasi faaliyet yapmaktan vazgeçmiyor. 2016’da yaptılar 4 Kasım siyasi darbesini, aradan neredeyse dört yıl geçti. O günden bugüne ne cezaevinde olan bir arkadaşımız ne de dışarıda olan bir arkadaşımız boyun eğdi. O konuda son derece kararlıyız.

    “Tartışmalar demokratik işleyişin gereği”

    İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, parti yönetimindeki hakim anlayışı, hantallığı eleştirerek, istifa etti. Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen’in de benzer eleştirileri var. Parti içinde ekipler tartışması mı var?

    HDP, diğer siyasi partiler gibi içinde çeşitli görüş ayrılıkları olan bir parti, bu bize aykırı olan bir şey değil. bu tartışmaların yapılıyor olması demokratik işleyişin bir gereğidir. Biz 2019 yılında, 2020 kongresine hazırlık olarak, bir yıl boyunca tüm il ve ilçelerimizde konferanslar yaptık. Ardından bölge konferansları yaptık. Örgütlenme, parti içi demokrasi gibi konuları özellikle tartıştık.

    Dolayısıyla biz böyle bir tartışma sürecinden gelerek 2020 Şubat’ında 4. büyük kurultayımızı yaptık. HDP içindeki tartışma her siyasi partide olduğu gibi vardır, bu demokrasinin gereğidir aynı zamanda.

    “Ekipler tartışması” yok ama HDP’nin içinde bileşenleri vardır, bireyler vardır, çeşitli platformlar vardır. Bu tartışmalar bir şekilde sürer ve bu doğal olandır.

    Hantallık meselesine gelince. Keşke biraz hantal olsaydık da bu kadar çok koşturmasaydık. Böyle dinamik bir çalışma anlayışı ve tarzı olmasaydı, üyeler, yöneticiler milletvekilleri böyle bir tavır göstermiyor olsalardı zaten iktidarın bu baskıları, saldırıları karşısında herhangi bir siyasi parti ayakta duramazdı, HDP de duramazdı. Ayakta durmasının nedeni bu dinamik yapısıdır.

    Ahmet Şık’ın eleştirilerinin bir kısmı doğru olabilir. Bu eleştiriler o konferanslarda da yapılmıştır. Ama bunların tartışılması, eleştirilmesi bunların özeleştirel bir tarzla yapılması gerekir. Her siyasi partide olduğu gibi her mücadele eden yapıda olduğu gibi HDP’de de yanlışlar ve eleştiriler olur, bunları gidermek için fark ettiğimiz ölçüde adımlar atılır. Bunun için istifa etmeye gerek yok.

    Ayhan Bilgen de HDP’nin eş belediye başkanıdır. HDP’de çok çeşitli görevlerde bulunmuştur. Eş Başkan Yardımcılığı, Grup Başkanvekilliği yapmıştır. Biz bunları tartışırız. Yanlışlarımız varsa bunları düzeltmeye çalışırız. Bazen eleştirilerde de abartı olabilir onları da tartışarak eleştirenlerle gidermeye çalışırız.

    Belki iktidar HDP içinde şey yaratmaya çalışıyor. Çok eskiden bu yana, şahinler güvercinler diye tartışmalar karşımıza çıkar. Dediğim gibi HDP’nin içinde demokratik tartışma ve eleştiri zemini her zaman vardır. HDP gibi bir parti, iktidarın saldırıları altındaki bir parti kendi içinde demokratik mekanizmaları işletmiyor olsa zaten o kırılma yaratır. Bizim açımızdan eleştiri özeleştiri mekanizmasının işliyor olması çok önemlidir. Başka türlü bu saldırılara dayanılamazdı.

    “Gerginliğin nedeni irtifa kaybetmeleri”

    Koronavirüs salgını sürecinde de sanki bir seçim atmosferindeymişiz gibi gerilim çok yüksekti. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz, bir erken seçim bekliyor musunuz?

    Seçim hazırlığı, yani o fikir bazılarının aklında olabilir fakat ben şu anda iktidarın bu riski üstlenebileceği kanaatinde değilim. Onların aslında önüne gelen ve gerçek olan araştırmalar, durumun çok parlak olmadığını gösteriyor. Şimdi seçim deyince herkes Meclis’e bakıyor ama sadece Meclis değil ki. Meclis’te milletvekili sayıları yeniden belirlenecek sonuç olarak. Ama esas önemli olan Cumhurbaşkanlığı. Yüzde 50+1’e ihtiyaç var. Çok riskli bir durum aslında. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu riski, hiçbir şey yokmuş gibi göze almasının çok kolay olduğunu sanmıyorum. Yani yapsa sonucu kendisi için hazin olacaktır. Bunun farkındalar dolayısıyla ben durumu toparlamadan, Türkiye’deki ekonomik açıdan yaşanmakta olan ve daha da derinleşecek olan krizi toparlamadan iktidarın bir erken seçim adımı atacağı kanaatinde değilim. Atarsa eğer sonuç kendisi için iktidarı kaybetmek olacaktır.

    Biz tabii ki böyle bir şeyi yapacak olursa, ‘aman yapma’ demeyiz. Ama ben iktidarın o adımı atacağı kanaatinde değilim, Tayyip Erdoğan’ın yüzde 50+1 cebimdedir, diye düşündüğünü hiç zannetmiyorum. Gerginlikleri de ondan kaynaklanıyor. Şu anda siyasal muhalefete, toplumsal muhalefete yönelik kutuplaştırıcı, gerginleştirici, hakaretamiz dili, üslubu, yaklaşımı da zaten bundan kaynaklanıyor. Var olan durumu görüyorlar, irtifa kaybediyorlar. İrtifa kaybettiklerini gördüklerinde de gerginleşerek kendi taraflarını kontrol edip, muhalefeti de sindirmeye çalışarak bu dönemi atlamaya çalışıyorlar. Muhalefet bütün bu oyunların farkında.

    Cumhurbaşkanı sıfatıyla bir partinin başkanının bütün muhalefet partilerine, onların yöneticilerine, milletvekillerine hakaret etmesini yıllardan beri yaşadıkları için etmese şaşırır herkes. Cumhurbaşkanı muhalif belediyelere teşekkür etmesi haber oluyor yani bu memlekette. Şimdi o yüzden ben çok erken seçim havası olduğunu düşünmüyorum. Yani hiçbir zaman böyle bir şey olmaz demiyorum ama şu andaki koşullar bir erken seçim için iktidar açısından uygun koşullar değildir. Keşke yapsalar da sonucunu görseler.

    Kaynak: BBC

     

  • Avrupa Konseyi’nden HDP’li belediye başkanlarının tutuklanması ve kayyum atamalarına tepki

    Avrupa Konseyi’nden HDP’li belediye başkanlarının tutuklanması ve kayyum atamalarına tepki

    Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Anders Knape, Türkiye’nin güneydoğusunda devam eden belediye başkanlarının gözaltına alınma sürecini ve kayyum atamalarını kınadı. Knape, ‘ülke yönetiminin daha da kötüleşmesi’ konusunda endişelerini dile getirdi.

    Yazılı açıklama yapan Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Knape, Türkiye’de seçimle işbaşına gelen belediye başkanlarına yönelik atılan adımları yakından takip ettiklerini söyledi. Knape, “Türkiye’yi ağır bir şekilde sarsan Covid-19 salgını sırasında bile Türkiye’nin güneydoğusunda hala belediye başkanlarının görevden alındığı ve kayyum atamalarının devam ettiği bilgileri geliyor. Sonuç itibari ile birçok belediye, 31 Mart 2019 seçim sonuçları gözardı edilerek, devlet tarafından atanan kişiler tarafından yönetiliyor. Daha önce birçok kez söylediğim gibi yerel yöneticilerin gözaltına alınma prosedürü ve bu kişilerin yerine kayyum atamaları dengeli ve özgür seçimleri risk altında bırakıyor. Türkiye’de yerel demokrasinin işleyişini de büyük tehlikeye atıyor.” dedi.

    Venedik Komisyonu rapor hazırlıyor

    Knape, 2019 seçimlerinden sonra belediye başkanı olmaya hak kazanmış kişiler ile ilgili alınan bir dizi karar hakkında Venedik Komisyonu’nun yasal görüşünü talep ettiklerini, raporu beklediklerini dile getirdi.

    Geçtiğimiz günlerde HDP’li 4 belediye başkanı gözaltına alındı, Siirt belediyesine kayyum atanmıştı.