Category: SEÇME YAZILAR

  • FİİLİ MÜZAKEREYE NEDEN UMUT BAĞLAMALI, SÖZLERE NEDEN GÜVENMEMELİYİZ? – YUNUS ASLAN

    FİİLİ MÜZAKEREYE NEDEN UMUT BAĞLAMALI, SÖZLERE NEDEN GÜVENMEMELİYİZ? – YUNUS ASLAN

    Bu yazıda iki temel soruya yanıt arayacağız: Birincisi, fiili müzakere süreci neden umut vadediyor ve neden devlet veya iktidarın sözlerine bakarak umutlu olamayız? İkincisi, PKK’nin örgütsel varlığına son vermesi neden kaygı uyandırmamalı, ama hangi noktada kaygı duymalıyız?

    Fiili Müzakerenin Umut Verici Yönü ve Sözlerin Anlamsızlığı

    Fiili müzakere süreci, geçmişteki Oslo ve İmralı süreçlerinden köklü bir şekilde ayrılıyor. O dönemlerde Türk devleti ve Erdoğan rejimi, ekonomik, diplomatik ve toplumsal açıdan güçlü bir pozisyondaydı. Arap Baharı’nın rüzgârıyla bölgede hegemonya kurma hedefi güden rejim, PKK ile çatışmayı geçici olarak askıya alarak enerjisini Ortadoğu’ya yöneltmişti. Ancak Rojava Devrimi ve Kobanê zaferi, bu emperyalist hayalleri boşa çıkardı. Erdoğan, yeniden PKK’ye savaş açtı, çünkü güçlü olduğunu ve bu savaşı kazanabileceğini düşünüyordu. Hesapları tutmadı.
    Bugünkü süreç ise tamamen farklı bir zeminde başladı. Rejim, Ortadoğu’daki kaotik koşulların ulus-devletleri tehdit ettiği bir dönemde savunmaya çekildi. Ekonomik kriz, diplomatik yalnızlık ve seçmen tabanındaki erime, rejimi köşeye sıkıştırdı. İşgal ettiği bölgelerdeki hâkimiyetini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan devlet, aynı zamanda içerdeki istikrarını da tehlikede görüyor. Geçmişte “yayılma” hırsıyla müzakereye oturan rejim, bugün “varlığını koruma” korkusuyla masaya dönmek zorunda kaldı.
    Önder Apo, devletin “beka” paniğini ve Erdoğan’ın “iktidar” korkusunu bir fırsata çevirdi; bu zorunlu müzakereyi “barış ve demokratik toplum” sürecine dönüştürdü. Devlet, ya merkeziyetçi ulus-devlet yapısından taviz vererek kaostan kaçınacak ya da küresel güçlerin savaş bataklığına sürüklenecek. Erdoğan ise ya demokratikleşmeyi kabul edecek ya da faşizme oynayarak ülkeyi uçuruma sürükleyecek. Fiili müzakerenin umut verici yanı, işte bu hayati ikilemdir. Önder Apo’nun gösterdiği yol, hem devlet hem iktidar için tek çıkış; aksi takdirde ikisini de kaos bekliyor. Bu, umudumuzun temel dayanağıdır.
    Ancak devletin veya Erdoğan’ın “sözleri” hiçbir anlam taşımıyor. Böylesi bir varoluşsal kriz, vaatlerle değil, somut adımlarla aşılır. Ne yazık ki pratikte henüz hiçbir ciddi adım yok. Sözler değil, eylemler belirleyici olacak. Bu nedenle, sözlere güvenmek yerine fiili adımları izlemeliyiz.

    PKK’nin Feshi: Kaygılanmalı mıyız, Kaygılanmamalı mıyız?

    PKK, 1970’lerde küçük bir grup devrimci tarafından kuruldu. O dönemde devlet zoruyla ya da gönüllü olarak tasfiye edilseydi, belki de tarihin tozlu sayfalarına karışırdı. Ancak bugün durum çok farklı. Önder Apo’nun paradigması evrenselleşti, PKK halklaştı. Kürt halkı, “PKK halktır” diyerek bu gerçeği haykırıyor. Kürdistan’ın dört bir yanındaki evlerde Önder Apo’nun portreleri, PKK’nin bayrakları ve şehitlerin resimleri asılı. Bu evler, resmi bir “kadro” olmasalar da birer direniş yuvası, birer PKK örgütüdür. PKK’nin resmi yapısı, komiteleri veya adı feshedilse bile bu halkın ruhundaki PKK’yi kimse yok edemez. Devlet de, bir kongre kararı da bu gerçeği değiştiremez. PKK, artık bir halk hareketidir; bu nedenle fesih konusunda kaygılanmaya gerek yoktur.
    Ancak bir büyük kaygı var: PKK’nin örgütsel yapısı feshedilirse ve Önder Apo hâlâ İmralı’da tecritreally new windowtecritte tutuluyorsa, bu bir komplo olabilir. Önder Apo’nun özgürlüğü, Kürt sorununun çözümü için vazgeçilmezdir. Fiili müzakere sürecinde PKK’nin komiteleri, Apo adına önderlik görevini üstlendi. Eğer bu komiteler feshedilir ve Önder Apo özgür bırakılmazsa, halk önderliksiz kalabilir. Devletin, Önder Apo’suz ve PKK’siz bir Kürt halkı yaratma peşinde olduğu şüphesi, ciddi bir tehlikedir. Bu, kaygımızın özünü oluşturuyor: Ya devlet, yeni bir oyunla halkı önderlikten yoksun bırakırsa?
    Bu kaygıya yanıt, hareketin liderlerinden gelen net bir duruşla veriliyor: “Silahı da bırakırız, komiteleri de dağıtırız, ama tek şartımız Önder Apo’nun özgürlüğüdür.” Bu, kaygıları gidermek için bir umut ışığıdır. Ancak bu süreçte pasif kalmak olmaz. “Öcalan’a özgürlük, Kürt sorununa çözüm” talebi, dünya çapında daha güçlü bir hamleye dönüşmeli. Her Kürt, her yoldaş, bu tarihi sorumluluk için ayağa kalkmalı.
  • Türkiye-AB İlişkilerinde Yeni Dönem: Stratejik İşbirliği ve Güvenlik – Yunus Aslan

    Türkiye-AB İlişkilerinde Yeni Dönem: Stratejik İşbirliği ve Güvenlik – Yunus Aslan

    Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir dönem başlarken, Kürt sorununun çözümü ve Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Ulus” paradigması, hem bölgesel hem de küresel barışın anahtarı olarak öne çıkıyor. Ulus-devlet ve kapitalizmin yarattığı krizlere karşı Öcalan’ın önerdiği “Demokratik Konfederalizm”, Ortadoğu’dan Avrupa’ya uzanan bir çözüm modeli sunuyor.

    Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında uzun süredir durgun olan ilişkiler, jeopolitik gelişmeler ve güvenlik kaygıları ışığında yeniden canlanıyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa’nın savunma politikalarını gözden geçirmesine neden olurken, Türkiye NATO’nun kilit bir üyesi olarak stratejik önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Polonya Başbakanı Donald Tusk’ın 12 Mart’ta Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyarette, “Türkiye’nin AB üyelik sürecinin artık gerçekçi ve elde tutulur bir süreç olmasını temenni ediyoruz” ifadeleri, bu yeni dönemin sinyallerini verdi.
    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise AB üyeliğini Türkiye’nin stratejik önceliği olarak tanımlarken, “Avrupa Birliği güç ve irtifa kaybını tersine çevirmek istiyorsa, bunu ancak Türkiye’nin tam üyeliğiyle başarabilir” dedi. Avrupa Komşuluk Konseyi (ENC) Direktörü Samuel Doveri Vesterbye, Türkiye ve AB’nin birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak, Karadeniz’deki stratejik konumu ve NATO’daki askeri gücüyle Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisinde vazgeçilmez bir rol oynadığını belirtti.
    Ancak uzmanlar, Türkiye’nin AB üyeliğinin kısa vadede gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade ediyor. Avrupa’da yükselen aşırı sağ, genişleme sürecindeki duraksama ve Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uyum sağlamadaki eksiklikleri, bu sürecin önündeki engeller olarak sıralanıyor. Prof. Dr. İlter Turan, “Hukuk devleti ve demokratik standartlar tam anlamıyla işler hale gelmedikçe, büyük bir ilerleme beklemek gerçekçi olmaz” diyor.

    AB’nin Yeniden Silahlanma Planı: “ReArm Europe” ve Türkiye’nin Rolü

    AB, Rusya tehdidine karşı stratejik özerklik hedefiyle “ReArm Europe” adlı yeniden silahlanma planını hayata geçiriyor. Önümüzdeki dört yıl içinde 800 milyar euroluk bir bütçeyi harekete geçirmeyi amaçlayan bu plan, savunma harcamalarını artırmayı ve Ukrayna’yı desteklemeyi hedefliyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, üye ülkelerin savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 1,5’i oranında artırmasıyla 650 milyar euroluk bir mali alan yaratılabileceğini belirtti.
    Türkiye, bu planda hem coğrafi konumu hem de NATO’daki askeri kapasitesiyle kilit bir aktör olarak görülüyor. ENC Direktörü Vesterbye, “Türkiye, AB’den askeri teknoloji transferi elde edebilir, AB ise Türkiye’deki üretim tesislerini kullanarak maliyet avantajı sağlayabilir” diyerek kazan-kazan senaryosuna dikkat çekiyor. Ancak Prof. Dr. Turan, AB’nin bu bütçeyi öncelikle kendi eksikliklerini gidermek için kullanacağını, Türkiye’ye sağlanacak desteğin ise sınırlı kalabileceğini ifade ediyor.

    Kürt Sorunu: Ulus-Devlet ve Kapitalizmin Yarattığı Kriz

    Türkiye-AB ilişkilerindeki bu yeni dönem, yalnızca güvenlik ve ekonomiyle sınırlı değil; aynı zamanda Kürt sorununun çözümüyle de yakından bağlantılı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yıllardır İmralı Cezaevi’nde geliştirdiği “Demokratik Ulus” ve “Demokratik Konfederalizm” paradigmaları, sorunun temelinde ulus-devlet yapısının ve kapitalist sistemin yattığını savunuyor. Öcalan’a göre, ulus-devletlerin homojenleştirici ve merkeziyetçi politikaları, etnik ve kültürel çeşitliliği yok ederek çatışmaları körüklüyor. Kapitalizm ise bu yapıyı sömürü ve eşitsizlik üzerine kurarak krizleri derinleştiriyor.
    Kürt Halk Önderi Öcalan’ın önerdiği “Demokratik Ulus”, ulus-devletin aksine, farklı halkların ve kültürlerin bir arada, eşitlik ve özgürlük temelinde yaşayabileceği bir model sunuyor. “Demokratik Konfederalizm” ise hiyerarşik olmayan, yerelden merkeze doğru örgütlenen bir yönetim biçimiyle, halkların kendi kendilerini yönetmesini hedefliyor. Bu paradigmalar, yalnızca Kürt sorununun çözümüne değil, Ortadoğu’daki diğer çatışmalara ve hatta Avrupa’daki çok kültürlü toplumların entegrasyon sorunlarına da bir yanıt niteliği taşıyor.

    PKK’nin Ateşkes Kararı ve AB-Türkiye İlişkilerine Etkisi

    Öcalan’ın son dönemde PKK’ye yönelik silah bırakma çağrısı, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir dönüm noktası olabilir. ENC Direktörü Vesterbye, bu çağrının barış sürecini destekleyeceğini ve AB’nin de bunu olumlu karşıladığını belirtiyor.
    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigmasına göre, Kürt sorununun çözümü, silahlı mücadelenin sona ermesi ve demokratik bir sistemin inşasıyla mümkün. Bu, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde demokratik standartları yükseltmesi ve Kopenhag kriterlerine uyum sağlaması açısından da bir fırsat sunuyor. Hukuk devleti, insan hakları ve azınlık haklarının tanınması, hem Türkiye’nin iç barışını sağlayabilir hem de AB üyelik sürecini hızlandırabilir.

    Demokratik Konfederalizm: Ortadoğu ve Dünya İçin Barış Modeli

    Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Konfederalizm” modeli, yalnızca Türkiye ve Kürtler için değil, Ortadoğu’nun kaotik yapısına ve hatta küresel ölçekte barış arayışlarına bir çözüm önerisi sunuyor. Ulus-devletlerin sınırlara dayalı çatışmaları ve kapitalizmin kaynak savaşları, Ortadoğu’yu yıllardır bir savaş alanına çevirmiş durumda. Öcalan, bu modele dayalı bir sistemin, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını kullanırken merkezi otoritelerin baskısından kurtulmasını sağlayacağını savunuyor.
    Avrupa için de bu paradigma, aşırı sağın yükselişiyle derinleşen göçmen karşıtlığı ve kültürel çatışmalara karşı bir alternatif sunabilir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde Kürt sorununun çözümü, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi taleplerin karşılanmasını kolaylaştırabilir. Öcalan’ın vizyonu, Türkiye’nin demokratikleşmesiyle AB’nin güvenlik ve istikrar arayışını birleştiren bir köprü olabilir.

    Sonuç: Barışın Anahtarı Kürt Sorununun Çözümünde

    Türkiye-AB ilişkilerinde başlayan bu yeni dönem, stratejik işbirliği ve güvenlik kadar, Kürt sorununun çözümüne de bağlı. Ulus-devlet ve kapitalizmin yarattığı krizlere karşı Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Ulus” ve “Demokratik Konfederalizm” paradigmaları, hem Türkiye’nin iç barışını hem de Ortadoğu ve dünya için kalıcı bir barış modelini mümkün kılıyor. AB’nin Türkiye’yi tam üye olarak kabul etmesi, bu paradigmanın uygulanabilirliğini test edecek bir zemin yaratabilir. Ancak bu süreç, Türkiye’nin demokratik standartları yükseltmesi ve AB’nin genişleme politikalarını yeniden gözden geçirmesiyle şekillenecek. Barış, yalnızca silahların susmasıyla değil, halkların eşitlik ve özgürlük temelinde bir arada yaşayacağı bir sistemle sağlanabilir. Öcalan’ın önerdiği yol, bu hedefe ulaşmanın anahtarı olarak duruyor.
  • Öcalan’ın özgürlüğü için Avrupa Konseyi’ne mektup

    Öcalan’ın özgürlüğü için Avrupa Konseyi’ne mektup

    ALAETTIN SINAYIC-LONDRA

    İngiltere’deki Peace in Kürdistan Kampanyası üye ve hamileri, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK) Başkanı Xavier Bettel’e mektup yazdı. İngiltere ve dünyanın farklı ülkelerinden akademisyen, parlamenter, hukukçu, yazar, insan hakları aktivisti, iş insanı, savaş karşıtı, sendikacı ve Lordlar Kamarası üyelerinden oluşan 66 isim, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması için kaleme aldıkları mektupta Bakanlar Komitesi’nin 17-19 Eylül’deki toplantısını hatırlattı.

    Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’dan beri tecrit altında tutulduğunun hatırlatıldığı mektupta, “15 Şubat 2025, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kaçırılışının 26. yıl dönümü olacak. O zamandan beri Türkiye’nin İmralı Adası’ndaki hapishanede tutuluyor. Ailesi ve avukatları tarafından yapılan ziyaretler tamamen Türk hükümetlerinin keyfi politikasına bağlı gerçekleşti” denildi.

    Mektupta Öcalan lehindeki 2014 tarihli AİHM Kararı ve Bakanlar Komitesinin 17-19 Eylül 2024 tarihli toplantısı kararı Başkan Mittel’e hatırlatılarak, şöyle denildi:

    “2014 yılında AİHM, Sayın Öcalan’ın şartlı tahliye olasılığını ortadan kaldıran ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine karar verdi. Mahkeme, Türkiye’nin yasalarını, mahkumların Umut Hakkı olarak bilinen nihai tahliye potansiyelinden haberdar olmalarını sağlayacak şekilde değiştirmesini tavsiye etti. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 17-19 Eylül tarihleri arasında yaptığı toplantıda Türkiye’ye bir kez daha AİHS 2014 kuralına uyum için acil adımlar atması yönünde baskı yaptı. Komite, 20 Eylül’e kadar ilerleme kaydedilmemesi halinde bir ara karar taslağı hazırlamayı değerlendireceği uyarısında bulundu.”

    ‘Abdullah Öcalan’a Özgürlük – Kürt Sorununa Siyasi Çözüm Hamlesi’ne dikkat çekilen mektupta, Türk devletinin sadece Bakur’da değil, Başur ve Rojava’ya saldırmasının, buraları istila ve işgal etmesinin Kürt sorununu uluslararası hale getirdiği kaydedildi.

    Mektupta şunlar ifade edildi:

    “10 Ekim 2023’ten bu yana Kürdistan’da ve dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan Sayın Öcalan’ın durumuna dikkat çekmek ve dünyanın dikkatini barışa giden yola çekmek için ‘Abdullah Öcalan’a Özgürlük – Kürt Sorununa Siyasi Çözüm’ kampanyasına katıldı. Sayın Öcalan’ın Türk-Kürt çatışması açısından taşıdığı siyasi önem göz ardı edilemez ve Türk ordusunun Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’taki bölgelere saldırması, buraları istila ve işgal etmesi nedeniyle artık Türkiye’nin sınırlarının ötesine taşan Türk-Kürt çatışmasının çözümü Ortadoğu’ya da barış getirebilir.

    69 Nobel ödüllünün yanı sıra, dünya çapında 1.500 avukat, sendikalar, sosyal hareketler, siyasi partiler, seçilmiş yetkililer, sanatçılar, aydınlar, aktivistler ve milyonlarca Kürt ve destekçileri gibi farklı kesimlerden insanlar da Sayın Öcalan’ın tecridine son verilmesi ve serbest bırakılması için Avrupa Konseyi’ne ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na çağrıda bulundu. Ayrıca, serbest bırakılması için çalışmak üzere çok sayıda uluslararası ağ kuruldu ve bu çabalar bugün de devam ediyor.”

    ‘BAKANLAR KOMİTESİ PROAKTİF TUTUM SERGİLEMELİ’

    AK Bakanlar Komitesi Başkanı Xavier Bettel’e yazılan mektubun devamında şunlar belirtildi: “Avrupa Konseyi ve küresel siyasi ve sivil toplum örgütlerinin baskısı nedeniyle DEM partisinin (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) siyasi heyetlerinin, Sayın Öcalan’ı hapishanede ziyaret etmelerine artık seçici olarak izin verilmesi olumlu bir gelişme olabilir. Ancak Sayın Öcalan halen çeşitli yasalar ve insan hakları sözleşmeleri ihlal edilerek tutulan siyasi bir mahkumdur. Süregelen durum, Türk liderliğinin ve hükümetinin barışa ne kadar az inandığını göstermektedir; Nelson Mandela’nın “sadece özgür bir insan müzakere edebilir” sözü de bu bağlamda geçerlidir. Artık bakanlar komitesinin, son gelişmeler ışığında, bu meselenin nihai çözümüne yönelik proaktif bir tutum sergilemesinin zamanı geldi. Sayın Öcalan, eşit olmayan koşullara rağmen barışçıl bir çözüm için istekli olduğunu ifade etmiştir. Kürt lider Abdullah Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüşmesine izin verilmeli ve nihayetinde, Türkiye’nin onlarca yıllık Kürt sorununa adil ve demokratik bir siyasi çözüm bulunmasında rol oynamasına imkan tanıyacak koşullar altında serbest bırakılmalıdır.

    Kürt sorununun barışçıl siyasi çözümü için Sayın Öcalan’ın serbest bırakılmasına yönelik somut hukuki, diplomatik ve siyasi adımların atılması artık Bakanlar Komitesi’nin görevidir.”

    İMZACILARIN LİSTESİ

    Mektubu imzalayan Peace in Kurdistan Kampanyası üyeleri ve hamileri şöyle:

    “John Austin, eski milletvekili;

    Mike Arnott, İskoç Ticaret Birliği Komitesi (STUC) Başkanı;

    Starch Green’den Christine Blower, Lordlar Kamarası, eski GS NUT;

    Prof Bill Bowring, Birkbeck College, Londra Üniversitesi, Haldane Sosyalist Hukukçular Derneği;

    Jonathan Bloch, yazar ve işinsanı;

    Mickey Brady, Sinn Fein milletvekili;

    Noam Chomsky;

    Maggie Cook, UNISON kadın aktivisti;

    Dr. Mary Davis, Royal Holloway, Londra Üniversitesi’nde Misafir Profesör ve yazar;

    Lord Dholakia OBE DL, İngiltere Lordlar Kamarası;

    Liz Davies KC, avukat, yazar, aktivist;

    Penelope Dimond, aktör ve yazar;

    Simon Dubbins, UNITE Uluslararası Direktörü;

    Dr. Radha D’Souza, yazar, Uluslararası Hukuk, Kalkınma ve Çatışma Çalışmaları Profesörü, Westminster Üniversitesi;

    Desmond Fernandes, yazar;

    Russell Fraser, avukat, Garden Court Chambers, Londra;

    Lindsey German, Savaşı Durdurun Koalisyonu (STWC) Kurucusu;

    Dr. Michael Gunter, Genel Sekreter, AB Türkiye Sivil Komisyonu (EUTCC);

    Dr. Arsalan Ghani, Araştırmacı, Uluslararası Üretim, Mühendislik Bölümü (IFM) Cambridge Üniversitesi;

    Rahila Gupta, yazar, gazeteci;

    Chris Hazzard, Sinn Fein milletvekili;

    Nick Hildyard, politika danışmanı, yazar;

    Dafydd Iwan, Plaid Cymru Eski Başkanı;

    George Katsiaficas, Yunan-Amerikan tarihçi ve yazar;

    Ögmundur Jónasson, İzlandalı sendikacı ve siyasetçi;

    James Kelman, roman yazarı, Booker Ödülü Sahibi, İskoçya;

    Barones Helena Kennedy KC, Lordlar Kamarası;

    Jean Lambert, eski AP milletvekili;

    Dr. Jennifer Langer, Direktör, Sürgün Yazarlar A.Ş;

    Alexandra Lort Phillips, Yapımcı, Yard Heads Ltd;

    Nasrin Parvaz, İranlı şair, yazar;

    Dr. Les Levidow, Open University UK ve siyasi aktivist;

    Gawain Little, GFTU Genel Sekreteri;

    Elfyn Llwyd, Galli avukat ve politikacı;

    John McDonnell, Milletvekili; ;

    Chris Law, SNP İskoçya Dundee West Milletvekili;

    Alastair Lyon, avukat BernbergPierceSolicitors;

    Mike Mansfield KC, avukat;

    David Morgan, gazeteci ve yazar ve Sosyalist Tarih Derneği;

    Conor Murphy, Sinn Fein Milletvekili;

    Dr. Thomas Jeffrey Miley Cambridge Üniversitesi’nde sosyoloji alanında öğretim görevlisi;

    Dr. Jessica Ayesha, Northey Coventry Üniversitesi Araştırma Profesörü;

    Richard Norton-Taylor, Savunma ve güvenlik analisti;

    Kate Osamor Milletvekili;

    Margaret Owen OBE, Demokrasi Yoluyla Barış için Dullar’ın kurucusu ve yöneticisi;

    Ali Gül Özbek, Eski Meclis Üyesi ve Haringey Belediye Başkanı, Londra;

    Gareth Peirce, avukat, BirnbergPierceSolicitors;

    Dr. Felix Padel, antropolog, yazar;

    Maxine Peake, aktör, yazar, aktivist;

    Dr. Thomas Phillips, Liverpool John Moores Üniversitesi;

    Mahmoud Patel, Güney Afrika’daki Kürt İnsan Hakları Eylem Grubu (KHRAG) Başkanı, hukukçu ve akademisyen;

    Louise Regan, Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) Ulusal Yürütme Sorumlusu;

    Dr. Thomas Schmidt, ELDH Avrupa ;

    Bert Schouwenburg, Uluslararası Sendika Danışmanı;

    Roza Salih, İskoç politikacı;

    Tony Simpson, Bertrand Russell Barış Vakfı;

    Stephen Smellie, UNISON, İskoç Sendikalar Birliği yetkilisi;
    Kürdistan’da Barış Sendikası İrtibat Görevlisi;

    Jonathan Steele, gazeteci;

    Chris Stephens, SNP İskoçya Milletvekili;

    Gianni Tognoni, Daimi Halk Mahkemesi Genel Sekreteri, İtalya;

    Dr Federico Venturini, Yardımcı Araştırmacı, Udine Üniversitesi, İtalya;

    Dr. Tom Wakeford, Kamu Bilimi Okutmanı, Agroekoloji, Su ve Esneklik Merkezi, Coventry Üniversitesi;

    Dr. Derek Wall, Goldsmith Smith College, Londra Üniversitesi ve yazar;

    Julie Ward, eski AP milletvekili;

    Frances Webber, yazar ve Irk İlişkileri Enstitüsü eski Başkan Yardımcısı ve avukat;

    Hywel Williams, milletvekili Galli politikacı.”

  • Eowyn Fırtınası: İrlanda ve Birleşik Krallık’ta yüzbinlerce kişi elektriksiz

    Eowyn Fırtınası: İrlanda ve Birleşik Krallık’ta yüzbinlerce kişi elektriksiz

    Eowyn Fırtınası’nın yıkıcı etkileri devam ederken, İrlanda, Kuzey İrlanda ve İskoçya’da yüz binlerce ev hâlâ elektriksiz.

    ALAETTIN SINAYIC-LONDRA

    İngiliz Meteoroloji Servisi’nin, “son on yılın en güçlü fırtınası” olarak nitelendirdiği Eowyn, cuma günü bölgeyi etkisi altına aldı. Fırtına, bir kişinin hayatını kaybetmesine, okulların kapanmasına ve ulaşımda büyük aksamalara yol açtı.

    Eowyn Fırtınası sırasında İrlanda tarihindeki en güçlü rüzgarlar kaydedildi. Cumartesi akşamına kadar İrlanda elektrik sağlayıcısı ESB Networks, 366.000 haneye yeniden elektrik sağlandığını açıkladı, ancak 402.000 kişi hâlâ elektriksiz durumda.

    Kuzey İrlanda’da ise tedarikçi NIE Networks, yaklaşık 140.000 evin hâlâ elektriğe erişimi olmadığını bildirdi. İskoçya’da ise 35.000 hane elektriksiz kalmaya devam ediyor.

    İskoç Hükümeti, bölgede karayolu, demiryolu, hava ve feribot bağlantılarındaki aksaklıkların sürdüğünü belirtti.

    Eowyn Fırtınası’nın etkileri henüz sona ermeden, hafta sonu İrlanda ve Birleşik Krallık’ı Herminia Fırtınası’nın vurması bekleniyor. İngiliz ve İrlanda Meteoroloji Servisleri, pazar ve pazartesi günleri için kar, buz, rüzgar ve yağmur uyarıları yayımladı.

    Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, Kuzey İrlanda ve İskoçya’daki liderlerle iletişim kurarak Londra’nın sağlayabileceği destekleri görüştü.

    İskoçya Başbakanı John Swinney ise önümüzdeki günlerde daha fazla aksaklık yaşanabileceği konusunda uyarıda bulundu ve halkın hazırlıklı olmasını istedi.

  • Salih Müslim: Kürt diasporası sesini yükseltmeli

    Salih Müslim: Kürt diasporası sesini yükseltmeli

    ALAETTIN SINAYIC-LONDRA

    PYD Dış İlişkiler Sözcüsü Salih Müslim, Avrupa’daki Kürt diasporasının sesini yükseltmesi gerektiğini söyleyerek, “Nerede olursa olsun halkımız, harekete geçmelidir. Diplomatik baskı çok önemlidir” dedi.

    Londra Kürt Toplum Merkezi tarafından PYD Eşbaşkanı Xerib Hiso ve PYD Dış İlişkiler Sözcüsü Salih Müslim’in Skype üzerinden katılımı ile ‘Rojava ve son siyasal gelişmeler’ başlıklı panel düzenlendi.

    Panelde PYD yetkilileri bölgede yoğunlaşan saldırıyı, özgürlük savaşçılarının direnişini ve Kürt halkının karşılaştığı zorlukları aktardı.

    Xerib Xiso, konuşmasına kalabalığı selamlayarak başladığı konuşmasında son gelişmeler hakkında ayrıntılı bir değerlendirme yaptı. Bölgedeki çeşitli silahlı grupların doğrudan Türkiye tarafından desteklendiğini ve koordine edildiğini vurgulayan Xiso, “Rojava’daki savaş hem askeri hem de diplomatik olarak devam ediyor. Cihatçı gruplar, Türk devletinin desteğiyle varlıklarını sürdürüyorlar” dedi.

    Xerib, direnişin devam etmesi gerektiğini ve her alanın adalet ve özgürlük için bir savaş alanı olduğunu, bunun içinde Birleşik Krallık’taki toplulukların da yer aldığını belirtti.

    PYD Dış İlişkiler Sözcüsü Salih Müslim ise Minbic’da Kürt bölgelerine yönelik Türk devletinin koordine ettiği saldırılara dikkat çekerek, bu saldırıların, bölgeyi istikrarsızlaştırmayı ve onları zorla yerinden etmeyi amaçlayan girişimler olduğunu söyledi.

    Türkiye’nin amacının, Kürtleri Fırat’ın batısından doğusuna sürmek ve oradan yeni saldırılar başlatmak olduğunu ifade eden Müslim, bu planların hegemonik güçlerden onay aldığına dikkat çekti.

    Muslim, durumun yaklaşık 125 bin kişinin yerinden edilmesine yol açtığını belirterek, “Bu silahlı grupların yol açtığı talan ve yıkımı kınıyoruz. Bunun Kürt kültürüne ve geçim kaynaklarına yönelik sistematik bir saldırıdır” diye kaydetti.

    Avrupa’daki Kürt diasporasının sesini yükseltmesi gerektiğini söyleyen Muslim, “Nerede olursa olsun halkımız, harekete geçmelidir. Diplomatik baskı çok önemlidir. Mücadele 2004’ten bu yana devam ediyor ve Kürtler aynı anda Suriye rejimine ve Türkiye destekli çetelere karşı direniş halinde” dedi.

    Londra Kürt Toplum Merkezi’ne yönelik operasyona da değinen Muslim, bunun Kürt’ün sesini susturmak amacıyla yapılan daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu belirtti. Muslim şöyle devam etti: “Toplum merkezlerinin kapanması bir baskı biçimidir. Bir can simidi kesildiğinde, baskıcı güçlerin koordineli kararlar aldığı açıktır. Bu yüzden her yerde direnişe ihtiyaç vardır.”

    Konuşmaların ardından etkinlik soru-cevap bölümüyle devam etti. Toplantıya katılan kitle, “Bijî Berxwedana Rojava” sloganları attı.

  • Londra’da yüzlerce kişi kriminalizasyona karşı yürüdü

    Londra’da yüzlerce kişi kriminalizasyona karşı yürüdü

    ALAETTIN SINAYIC-LONDRA

    Londra’da bir araya gelen binlerce Kürt ve dostu, Kürt Toplum Merkezi’ne yönelik İngiliz polisinin saldırısını protesto etti. Trafalgar Meydanı’ndan Scotland Yard’a ordan da Başbakanlık binasına yürüyen binler, “Bu faşizm, bu zorbalık, bu zulüm, bu hükümet döneminde gelişti. Kürtlerden elinizi çekin” dedi.

    İngiltere’nin başkenti Londra’da Kürtler ve dostları, İngiliz Polisi’nin 27 Kasım’da Kürt Toplum Merkezi ve Kürt aktivistlere yönelik operasyonunu protesto etti. Kürt Toplum Merkezi’ndeki polis ablukası ve Kürt aktivistlerin 5’inci günde polis merkezindeki ifadeleri sürerken, Kürdistanlılar ve dostları ise sokaklara çıktı.

    Aralarında Kürt, Alevi, sol, sosyalist ve devrimci örgüt ve kurumların yer aldığı Demokratik Güç Birliği ve Britanya Alevi Federasyonu’nun çağrısı ile binlerce kişi, Trafalgar Meydanı’nda bir araya geldi. Kitle sık sık, “Utanın”,  “Kürtlerden elinizi çekin”, “Jin jiyan azadî”, “Bê Serok jiyan nabe” sloganı attı.

    Trafalgar Meydanı’nda Sosyalist İşçi Partisi, Adalet Hareketi ve Haringey ve Barnet Birleşik Toplum Hareketleri adına birer konuşma yapıldı. Konuşmalarda, Kürt halkına karşı Türkiye’nin saldırıları sürerken, İngiltere’nin de bu operasyon ile ortak olduğuna dikkat çekildi.

    Kürt toplumu kriminalize ediliyor 

    İktidardaki İşçi Partisi’ne tepki gösteren konuşmacılar, “Bu hükümetin itibarı kalmadı. Bu faşizm, bu zorbalık, bu zulüm, bu hükümet döneminde gelişti” denildi. Yine İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy ve Kate Osamar gibi çok sayıda ismin Kürt Toplum Merkezi’ni onlarca kez ziyaret ettiği ve gözaltında olanların kendilerinin de yakın tanıdığı isimler olduğuna vurgu yapıldı. Konuşmalarda, “Utanın! Kürt toplumunu kriminalize ve terörize etmekten vazgeçin. Ellerinizi Kürtlerin üzerinden çekin” denildi.

  • Haringey’de Bulunan Kürt Toplum Merkezine Polis Baskını

    Haringey’de Bulunan Kürt Toplum Merkezine Polis Baskını

    ALAETTIN SINAYIC

    Metropolitan polisi gece yarısı Londra Haringey’deki Kürt Toplum Merkezi ile çok sayıda Kürt siyasetçi ve yurtseverin evine baskın yaptı. 

    Gece yarısı Londra Haringey’deki Kürt Toplum Merkezi ile çok sayıda Kürt siyasetçi ve yurtseverin evine baskın yapan İngiliz polisi Türk devletini aratmadı. Aralarında Türkçe konuşan polislerin de olduğu yüzlerce polis emir aldıklarını söyledi. Baskınlarda kapılar balyozla kırıldı, dernek ve evde bulunanlara şiddet uygulandı. 6 kişi gözaltına alınırken, dernek binası 9 gün boyunca kapatıldı.

    Metropolitan polisi bu sabah erken saatlerinde anti-terör timleriyle Londra Kürt Toplum Merkezi’ne (KCC) ve Kürt yurtseverlerin evlerine eş zamanlı baskın yaparak 7 Kürt aktivisti gözaltına aldı. Londra Terörle Mücadele Polisi yaptığı açıklamada toplumu koruma adı altında baskın gerçekleştirdiklerini iddia etti.

    Dernektekilere işkence

    Kürt Toplum Merkezi’ne gece 03:00 sularında baskın yapan polisler tüm kapıları balyozlarla kırarak içeri girdi. İçeride bulunanları yere yatırarak şiddet uyguladı. Tüm teknik ve iletişim malzemelerine el koyan polis, derneği ‘arama’ bahanesi adı altında dağıttı. Baskın sırasında İngiliz polisinin şiddeti sonucu Tayfur Özer adlı Kürt yurtsever baygınlık geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. Hakan Nemir de polis şiddetlinden nasibini alırken, ayakları ve yüzünde morluk ve şişlikler oluştu.

    Merkez ablukaya alındı

    Polis, Kürt Toplum Merkezi’nde karakol kurdu. Sokağı giriş ve çıkışlara kapatan polis tüm caddeyi abluka altında tutarken, içeride bulunan birçok malzemeyi ise hiçbir avukat ve hukukçu gözetimi olmadan el koydu. Polisin hem Kürt Toplum Merkezi binasına hem de baskın yaptığı evlerde 9 gün boyunca bulunma ve soruşturma gerekçesiyle ‘işgal’ hakkı bulunduğu bildirildi.

    Merkez önünde protesto

    Baskınların duyulması üzerine Kürtler ve dostları da Haringey’de bulunan Kürt Toplum Merkezi binası önünde toplanmaya başladı. Burada “Terörist polis”, “Utanın”, “Biji serok Apo” şeklinde slogan atan kitle baskını protesto etti. Alevi ve devrimci kitle örgütleri de merkez önündeki eylem ve protesto gösterisine katılırken, kitle sık sık ve “Kahrolsun faşizm” şeklinde slogan attı.

    İngiliz polisi işkence yaptı

    KCC binasına yapılan baskında darp edilen Hakan Nemir, polisin kapıları kırarak dernek binasına girdiğini ifade ederek, “Hiçbir gerekçe sunmadan bizlere saldırmaya başladılar. Yaralandık. Bu bir işkenceydi. Bu halk, bizler terörist değiliz. Asıl bu şekilde işkence edenler faşizmden kaçıp buralara sığınan insanlara Kürt halkına baskı uygulayanlar teröristtir” dedi.

    Hastaneye kaldırıldı

    Darp edildiği için hastaneye kaldırılan  Tayfur Özer de polis şiddetini kınayarak, “İçeri girer girmez darp etmeye başladılar. Gözüm ve yüzümde morluklar oluştu. Şiddetten dolayı bayılmışım ve beni hastaneye kaldırdılar. Bu zülümdür bir halka. Bu halk onurlu bir halktır. Bizler değerlerimizden asla taviz vermeyeceğiz. Utansınlar, zulümlerinden utansınlar” diye tepki gösterdi.

    İngiliz polisi Türkçe bildiri bıraktı

    Polis tarafından Kürt Toplum Merkezi’nin PKK ile ilişkili olduğu iddiasının yer aldığı Türkçe hazırlanmış bir bildiri de çevrede bulunanlara dağıtıldı. Bildirede, “Bu tüm toplulukları terörizmden korumak içindir. Polise iletmek istediğiniz bir bilginiz var mı” ifadesi dikkat çekti.