Category: SEÇME YAZILAR

  • Emniyet’ten koronavirüs paylaşımlarıyla ilgili açıklama

    Emniyet’ten koronavirüs paylaşımlarıyla ilgili açıklama

    ANKARA – Emniyet Genel Müdürlüğü, sahte koronavirüs paylaşımı yapan hesaplara ilişkin inceleme başlatılacağını açıkladı.

    Emniyet Genel Müdürlüğü, koronavirüsle ilgili olarak Türkiye’de salgının görüldüğüne dair gerçek dışı görüntü ve ses dosyalarını sahte hesaplar üzerinden yayarak kamuoyunu korku ve paniğe sevk eden paylaşımlar tespit edildiğini ve paylaşımı yapan şahıslar hakkında gerekli çalışmaların başlatıldığını açıkladı.
    Emniyetten yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığımız sosyal medya üzerinde milli ve manevi değerlere saldırı ile sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak yapılan hakaret ve saldırılar ile korku ve panik oluşturarak kamu düzenini bozan paylaşım yapan hesapları tespit etmek amacıyla 7/24 esasına göre sanal devriye faaliyetleri yürütmektedir. Bu doğrultuda yapılan incelemeler sonucunda, son günlerde dünyada birçok kişinin ölümüne sebep olan koronavirüs ile ilgili olarak ülkemizde de salgının görüldüğüne dair gerçek dışı görüntü ve ses dosyalarını sahte hesaplar üzerinden yayarak kamuoyunu endişeye düşüren korku ve paniğe sevk eden paylaşımlar tespit edilmiştir. Bu şekilde halkı korkutma amaçlı paylaşımlarda bulunan şahıslar hakkında gerekli çalışmalar başlatılmış olup en kısa süre içerisinde adli mercilere sevki sağlanacaktır.”
  • Bir erkek müttefik mi olmak istiyorsunuz? Evi temizlemekle başlayın!

    Bir erkek müttefik mi olmak istiyorsunuz? Evi temizlemekle başlayın!

    İnsanların onaylamak istemediği ama bizi de ev işleri konusunda daha fazla adım atmaktan geri tutan bir şey var: Erkeklerin direnci. Erkekler ev işlerinin ve çocuk bakımının adil paylaşılmasını istemiyor: Etraflarındaki kadınların stresinden ve çilesinden habersizmiş gibi kasten görmezden gelerek veya patolojik bir kayıtsızlıkla öylece duruyorlar.

    Moira Donegan

    Bulaşıkların yıkanmadığını hayal edin. Çamaşırları kimsenin yıkamadığını, kirlilerin yerlerde yığıldığını ve oldukları yerde küflenip, bitlenip kokuştuklarını hayal edin. Kimsenin bebekleri beslemediğini veya bebeklerin altını değiştirmediğini ve kimsenin akşam yemeği hazırlamadığını düşünün. Evin ninesinin kalp doktoru randevusunun ayarlanmadığını ve ninenin randevu için hazırlanmadığını ya da onu doktora götürecek biri yoksa oraya gitmesi için nineye hatırlatma yapılmadığını hayal edin. Kimsenin evi süpürmediğini, camları temizlemediğini veya evin etrafında tozutan döküntüleri toplamadığını hayal edin. Bunun bir hafta, iki hafta, iki ay sürdüğünü hayal edin. Kapalı yatak odası kapıları ardında gerçekleşen ev içi kavgaları ve çığlık çığlığa ağlayan çocukları hayal edin. Açlığı, yaralanmaları ve enfeksiyonları düşünün. Dükkanlarda ya da ofislerdeki ücretli işçiliğin nasıl aksayacağını, telefonla aktarılan ikazlara rağmen işin kötü yapıldığını ve hatta yapılmadığını hayal edin. Kadınların ev işlerini yapmadıklarını hayal edin. Ya da kadınların da ev işlerini erkeklerin yaptığı gibi yaptıklarını: Canları isterse yapıp istemezse yapmadıklarını hayal edin. İkinci dalga feministlerin, ev içinde de cinsiyet eşitliği talebini yükseltmeye başlamasından beri 50 yıldan fazla zaman geçti. Ancak, kadınların, ev işleri, yaşlı bakımı ve çocuk bakımı işlerinde hâlâ erkeklerden çok daha aktif çalıştığına dair kanıtlar giderek artıyor. Stres ve kendine zaman ayıramamak kadınlar için sadece hayat kalitesinin düşmesiyle sonuçlanmıyor aynı zamanda kalp hastalıkları, kanser, arterit ve diyabet riskleri gibi sağlık sorunlarıyla boğuşmalarına da neden oluyor. Feministler bunları yıllardır dile getiriyor ve ne yazık ki gözlemler ve deneyler bu savları giderek artan sayıda veriyle destekliyor. Fazla çalışan Amerikalı kadınlar ev işlerindeki bu eşitsiz dağılım nedeniyle iyice çileden çıkmış durumda. Bu kızgınlığı ve kırgınlığı yüksek sesle dile getiren kadın sayısı artıyor. Bu kadınların çoğu zengin değil. Haliyle bakıcı, temizlikçi veya yardımcı olarak bu işleri kendileri yerine yapacak daha düşük gelirli bir kadını-çoğunlukla mülteci veya ırksal azınlıkta olan kadınları- çalıştırarak bu işlerden öylece sıyrılamıyorlar. Ev işlerinin hakkaniyetli dağılımı için verilen mücadele, mutfaklardan ve yatak odalarından kamu alanlarına taştıkça taşıyor. Psikolog Darcy Lockman’ın yakın zamanda New York Times’da yayınladığı makalesi  ‘İyi’ Babalar Paçayı Nasıl Kurtarıyor? (What ‘Good’ Dads Get Away With), hemen viral oldu ve feminist ev işi analizlerine yeniden bir ilgi doğurdu. Ancak kadınlar arasında farkındalığın artması bu problemi çözmek için yeterli değil. İnsanların onaylamak istemediği ama bizi de ev işleri konusunda daha fazla adım atmaktan geri tutan bir şey var: Erkeklerin direnci. Erkekler ev işlerinin ve çocuk bakımının adil paylaşılmasını istemiyor: Etraflarındaki kadınların stresinden ve çilesinden habersizmiş gibi kasten görmezden gelerek veya patolojik bir kayıtsızlıkla öylece duruyorlar. Bu karmaşanın günümüze en yakın başlangıcı kadınların 1960’ların sonlarında yüksek oranlarla iş gücüne katılmasına dayanıyor. Bu eğilim daha çok evli beyaz kadınlar arasında görülüyordu ve evlilik, ev hayatı ve evcimenliğe getirilen eleştirilerle birlikte ikinci dalga feminist hareketin yükselmesi ile sonuçlandı. Bu dönemde ev işleri konusunda kadınlar ortak bir tavır sergilediler. Kadınlar, kendilerine dayatılan koca-çocuk ve ev üçgeninde kendilerini gerçekleştirebileceklerine dair orta sınıf mitiyle baskılanmayı reddettiler. Feministler, kapitalizmin kadınların ücretsiz ev içi emeğine ve üreme işçiliğine bağımlılığını eleştirdiler. Bir erkek ve kadın arasındaki ev işi paylaşımına dair farkları, fiziksel istismar olarak ele aldılar. Kültürel yaklaşımın dayattığı, kadınların zamanlarının tamamını, tüm dikkat ve enerjilerini başkalarının iyiliği için kullanmaları gerektiğine dair ahlaki zorlamayı tartışmaya açtılar. 20 sene sonra, Arlie Hochschild’in 1989’da yeri göğü sallayan kitabı ‘İkinci Mesai’, erkeklerin kadınlardan çok daha az ev işi yaptığına dair ampirik kanıtlar sundu – ki bu kadınlar tam zamanlı işlerde çalışıyorlardı, ev işleri güya hafifletilmişti ve çiftler kendini özgürlükçü, ev işlerini eşit paylaşan çiftler olarak tanımlıyorlardı. Feminizmin bu evresinin akabinde, özgürlükçü heteroseksüel erkekler daha eşit birer eş ve ebeveyn olmak istediklerini söylediler. Ev işlerinde ve rutin günlük işlerde, çocuk ve yaşlı bakımında eşitlikçi olmaya niyetlendiler. Ve ardından ‘öyle yapmadılar’. Kadınlar iş gücüne girdiklerinde, ikinci bir işi de devralmış oldular: Önce dışarıdaki ücretli iş ve sonra evdeki ücretsiz iş. Sorun hiç değişmedi. Geçen hafta cinsiyet avukatları grubu Promundo’ nun yayınladığı ‘Dünya Babalarının Durumu’ raporu, kadınların ev içindeki işlerde erkeklerden 10 kat daha fazla çalıştığını ortaya koydu. Erkekler evdeki bu zamanlarını ne için harcıyorlar? Bilgisayar oyunları gibi keyfi aktivitelere. Ancak ev işleri, yeniden düzenlemeler için biraz hileli bir eşitsizlik alanı. Bu eşitsizlik, evin özel alanı içinde var oluyor ve kadınlar birbirlerini bu işleri yaparken göremiyor. Bu gözden uzak kalma durumu, erkeklerin bu çileyi eşit şekilde paylaşmadığına dair kolektif bir bilinç oluşmasını da engelliyor. Bu, öyle çok göz önünde olan bir mücadele alanı değil. Ev işlerini düzenlemek zor çünkü bunlar ücretsiz ve kendiliğinden yapılan işler. Ev içindeki eşitsizlikler, kadınların ücretli işlerinde yaşadıkları eşitsizlikler ve cinsel saldırı, adaletsiz ücret ve hamilelik nedeniyle işten ayrılma/atılma gibi zorluklar yanında daha önemsiz gibi görünüyor. Ev içi emeği yeniden düzenlemek zor çünkü kadınlar, eşlerinin veya erkek arkadaşlarının ev içi işe katılmayı reddetmeleri yüzünden bu işleri orantısız derecede üstleniyorlar: Erkekler yapmak istemedikleri için eşler ve kız arkadaşlar bu işleri onların yerine zaten yapıyor. Feministlerin ev içi işleri ile ilgili konuşmalarında bu konu dile getirilmeye çekinilen bir konu çünkü oldukça çetrefilli. Pek çok heteroseksüel kadın sevdikleri adamları eleştiren feminist analizlere direnç gösterebiliyor hatta saldırganlaşabiliyor. Kadınlar ve evlilik-evcimenlik hakkında, ev işlerinin zorunluluktan veya yükümlülükten değil de sevgiden kaynaklanan işler olduğunu söyleyen/söyleten gizemli kültürel çarpıtmayı aşmak da çok zor. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde pek çok kadını ev işlerinin profesyonel bir iş gibi ele alınması gerektiğine dair ikna etmek oldukça güçleşiyor. Ev işlerinde gerçek eşitlik, feministlerin başarı kaydedemediği bir şeyden geçiyor: erkeklerin davranışlarında değişim. Ev işlerindeki eşitsizlik ısrarla devam ediyor çünkü erkekler bunu seçiyor. Bilerek görmezden gelmelerine, feministlerin ‘öğrenilmiş yetersizlik’ dedikleri ‘sen bu işte daha iyisin bebeğim’ şeklindeki manipülasyonlarına ya da kadınların çilesini bencilce umursamama hallerine bakınca, erkekler ev işlerini yapmamayı ‘tercih’ ediyorlar. Aile fertlerinin ihtiyaçlarını hatırlamak ve takip etmek gibi zihinsel işleri yapmamayı seçiyor, kendi çocuklarına bakmamayı tercih ediyor, kendi arkalarını toplamamayı seçiyorlar. Bu sorunu çözmek için, feministler diplomatik davranarak ev işlerindeki eşitsizliğin nedeninin erkeklerin iradesiyle ilgili bir sorun olduğu gerçeğini görmezden gelemezler. Erkekler daha iyi seçimler yapmak zorunda kalacaklar. Erkekler birlikte yaşadıkları kadınlara karşı daha büyük bir sorumluluk ve ahlak algısı geliştirmek ve bu sorumluluk ve ahlak algısını kullanmak zorunda kalacaklar. Erkeklerin daha sık bebek bezi değiştirmesi ve daha sık bulaşık yıkaması, daha sık doktor randevusu takip etmesi ve ağlayan çocukları sakinleştirmesi gerekiyor. Kendi ve çocuklarının arkalarını toplamaları ve hatta bunları yapmak için boş zamanlarından fedakarlıkta bulunmaları gerekiyor. Erkekler bunları kendiliğinden yapmayacaklar. Ancak kadınlar onları mecbur bırakabilir. Sonuçta, ev işlerinin birer iş olduğunun farkında olan kadın sayısı arttıkça, büyük bir grev yaratacak kadın sayısı da artıyor demektir.

    Bu yazı 4 Haziran 2019’da the Guardian’da yayınladı.
    Çeviren: Güneş Akçay
    Kaynak: Çatlak Zemin 
  • Londra DGB: Türk askeri Suriye’den çekilsin

    Londra DGB: Türk askeri Suriye’den çekilsin

    Londra Demokratik Güç Birliği, İdlib’te 30’u aşkın Türk askerinin hayatını kaybetmesinin AKP’nin politikalarının ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gösterdiğini vurgulayarak, Türkiye ve tüm emperalist ülkelerin Suriye’den askerlerini çekmesi gerektiğinin altı çizildi. 

    Araların da Britanya Alevi Federasyonu, Kürt Halk Meclisi, Day-Mer ve Gik-Der gibi kurumların yer aldığı Londra Demokratik Güç Birliği, Türkiye’nin Suriye politikası ve Ortadoğu’daki gelişmelere ilişkin bir açıklama yaptı. DGB açıklamasında, cihatçı grupların denetiminde olan İdlib’de Suriye ordusunun açtığı ateş sonucunda otuzun üzerinde Türk askerinin yaşamını yitirmesinin Türkiye hükümetinin izlediği politikanın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gösterdiği belirtildi.

    ‘HALKLAR İÇİN FELAKETTİR’

    AKP Hükümeti’nin  Türk askerini geri çekmeye yanaşmamasının acılara yol açtığı ifade edilen açıklamada, şunlara yer verildi: “Gelişmeler, Türk askerlerinin artık Suriye topraklarında kalmasının daha fazla ölüm ve gözyaşı anlamına geldiğini bir kez daha gösteriyor. Saldırı sonrasında NATO’nun ve ABD’nin desteğe, müdahaleye çağırılması ise çatışmaların yatışmasına değil daha fazla büyümesine yol açacaktır. Başta ABD olmak üzere, batılı güçler Suriye sahasında Türkiye’yi Suriye ile doğrudan savaştırarak bölgedeki planlarını hayata geçirmekten çekinmeyecekler. Böylesine bir savaşın bölge halkları için bugüne kadar olandan daha büyük bir felaket olacağı da açıktır.”

    CİHATÇILARLA İŞBİRLİĞİNDEN VAZGEÇİN 

    AKP Hükümeti’nin Türkiye’ye büyük bedeller ödeten ve savaş tehdidi ile karşı karşıya bırakan politikasına son vermesi ve cihatçı çetelerle işbirliğinden vazgeçme çağrısında bulunan DGB, İdlib’de askerlerin öldürülmesinden sonra Türk hükümetinin bir kez daha ülkedeki sığınmacıları bir şantaj olarak kullanılmasını ise kabul edilemez olduğu kaydedildi. Sığınmacıların uluslararası politikalarda pazarlık malzemesi haline getirmenin  ikiyüzlülük ve istismarcılık olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Asıl çözüm, öncelikle bütün yabancı güçlerin Suriye’den çekilmesi, demokratik hak ve özgürlüklerin olduğu bir Suriye kurulması gerekiyor. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkeleri de, bölgede savaş ve çatışmaya destek veren tutumlarına son vermeli ve sığınmacılar için kapılarını açmalıdır. Suriye’de devam etmekte olan ABD, Rusya, Avrupa ve bölge ülkelerinin emperyalist çıkarlar için yürüttüğü bir savaştır ve bu savaşın bedelini Arap, Kürt ve Türk halkı ödemektedir. Suriye halkının özgür ve demokratik bir ortamda kendi geleceğini belirleyeceği bir barış ortamı sağlanmalıdır” dedi.

     

  • Asrın Hukuk Bürosu: Aileler İmralı’da yakınlarıyla görüştü

    Asrın Hukuk Bürosu: Aileler İmralı’da yakınlarıyla görüştü

    İSTANBUL – PKK Lideri Abdullah Öcalan ve İmralı’da bulunan diğer 2 tutuklu yakınlarıyla görüşme gerçekleştirdi.

    İmralı F Tipi Kapalı Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ve İmralı’da tutulan Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş’ın aileleri İmralı’ya giderek görüşme gerçekleştirdi.

    Asrın Hukuk Bürosu Avukatları sosyal medya hesabı üzerinden yaptıkları paylaşımda, “İmralı Adası’nda tutulan müvekkillerimiz Sn. Abdullah Öcalan, Sn. Ömer Hayri Konar ve Sn. Veysi Aktaş’ın aileleri bugün aile ziyareti kapsamında müvekkillerimizle görüşme gerçekleştirmişlerdir. Kamuoyunun bilgisine sunarız” ifadelerine yer verdi.

  • DÜNYAYI DİRENEN KADINLAR DEĞİŞTİRECEK

    DÜNYAYI DİRENEN KADINLAR DEĞİŞTİRECEK

    HEVİ CAN KARDU


    ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında çok ağır çalışma koşulları, çok uzun iş günleri ve düşük ücretler işçilerin hayatını gittikçe zorlaştırmış, çalışmayı dayanılmaz hale getirmişti. Bu nedenle kadın işçiler daha iyi çalışma koşulları istemiyle greve başladılar. 8 Mart 1857’de grevdeki işçilere polisin saldırması, işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin kurulan barikatlar nedeniyle kaçamamaları sonucunda 129 kadın işçi katledildi. Daha sonra, 26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Sosyalist Enternasyonale bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi delegeleri Clara Zetkin, Kate Duncker, Rosa Luxemburg ve arkadaşları bundan böyle her yıl bir ” Dünya Emekçi Kadınlar Günü” düzenlenmesi önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. Dünya Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de kutlandı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ise tam 66 yıl sonra, 16 Aralık 1977 tarihinde, 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.

    Tıpkı 1857’de Amerika’daki dokuma fabrikasında kadının örgütlü gücünden korkan erkek/devlet şiddetinin kadınların haklı mücadelesine saldırarak ve kadınları katlederek bu gücü bastırmaya çalışmasından bu yana aynı sistemin hala dünyanın her yerinde bunu uyguladığını görüyoruz. Erkek egemen sistemin devlet aygıtlarının daima kadını hedef alması tarihsel varoluş yöntemidir. Küresel faşist ve emperyalist liderlerin ülke içi ve dışında yürüttüğü militarist işgalci ve ayrımcı politikaları ile kadınları katlederek veya yok sayarak toplumları yurtsuz, tarihsiz ve geleceksiz bırakmaya çalıştıklarını biliyoruz. Türkiye’de 2019 yılında yaşanan toplam 474 kadın cinayeti kadınla değil, “erkeklik”le ilgilidir. “İyi hal” indirimleriyle düşürülen cezaların, ilk imzacısı olmakla övünülen İstanbul Sözleşmesinin uygulanmamasının hukuk ve adaletle ilgisi olmadığını, kadını aşağı gören ve erkeği koruyan eril siyasi zihniyet olduğunu biliyoruz. Kadın cinayetlerine karşı yapılan devlet girişimlerinin kadını korumak yerine aileyi korumaya yönelik olmasının cinsiyetçi ve muhafazakar devlet politikası olduğunu ve kadını asla koruyamayacağını biliyoruz. Her alanda empoze edilen “makbul kadın” profilinin kadını özgür bir birey olarak tamamen yok sayan, -toplumsal, mesleki, eğitim- her alanda emeğini sömüren, ev içi emeğini görünmez kılan ve bunu da doğayla bağdaştırarak anne, eş veya kızkardeş rollerinin gereği olduğunu söyleyen, bu söylemi derinleştiren ve yaygınlaştıran ayrımcı devlet politikaları ve ataerkil toplum yapısı kol kola girmiştir. Egemen erkek/devlet aklının çıkardığı savaş politikaları sonucu evsiz, yurtsuz, korunmasız bıraktığı kadın sığınmacıları bir de kendi evinde/ülkesinde kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırarak, çocuk yaşta evliliğe veya seks işçiliğine zorlayarak fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet uyguladığını biliyoruz.

    Seçilmiş kadın milletvekillerinin, belediye başkanlarının tutuklanmasının, Kürdistan’da eşit temsiliyete ve eşbaşkanlık sistemine yapılan saldırıların, görev alanlarının gaspının kadın iradesine yapılan bir saldırı olduğunu biliyoruz. Kadına karşı şiddetle ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden onlarca kadın derneğinin kapatılmasıyla, kadınların oluşturduğu sivil inisiyatifin özgürlük ve eşitlik talebiyle örgütlenmesinin engellenmek istenildiğini biliyoruz.

    Kadın odaklı habercilik yapan kadın haber ajanslarının erişimine engel koyarak kadınların sesinin susturulmak istendiğini biliyoruz. Kuzey Suriye ve Rojava’da kadınlara yapılan zulmün, işkencenin, her türlü şiddetin kirli bir savaş politikası olduğunu, kadına yönelik şiddetin bir savaş silahı olarak kullanıldığını biliyoruz. Hevrîn Xalef, Aqîde Ana ve Amara Renas gibi kendi demokratik ve özgür yaşam alanlarını kuran ve savunan kadınların katledilişleri erkek egemen sistemin kadınların örgütlü gücüne yaptıkları bilinçli, sistematik şiddetin sembolleridir. Kadınların gücünden korkan eril zihniyetin kadın özgürlük mücadelesine ekonomik, sosyal, ekolojik, kültürel, siyasi, tüm alanlarda saldırdığını görüyoruz.

    Tüm erkek egemen saldırılara rağmen, özellikle son yıllarda, Ortadoğu’dan Asya’ya, Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar tüm dünyada kadınların başlattığı ve sürdürdüğü güçlü bir özgürlük mücadelesine tanık olmaktayız. İradeli, örgütlü, öz savunmasını bilen, demokratik özgür yaşam projesine sahip ve çözümü dayatan etkili kadın hareketleri önemli kazanımlar elde etmektedir. Las Tesis’te gördüğümüz gibi dünyada gelişen kadın eylemlerinin birbirleri ile etkileşimde olduğunu görüyoruz. Rojava’daki kadın mücadelesi ve yeni yaşam projesi bütün dünyayı saran bir hâl alıyor. Kadınların birbirinden daha fazla güç aldığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu anlamda kadınlar olarak egemen erkek faşizmine, soykırım politikalarına, ayrımcı uygulamalarına karşı etkili ortak mücadeleyle harekete geçme ve birliğimizi, örgütlenmemizi daha da güçlendirme zamanıdır. Her kadının, kadın cinayetleri ve katliamlarından hesap sorması, kendini savunmayı öğrenmesi, örgütlülük ve eylemle şiddeti engellemesi sorumluluğu vardır. Unutmayalım ki gücümüz dayanışma ve örgütlülüğümüzle çoğalacaktır.

    Tüm kadınları bu 8 Martta erkek/devlet şiddetine karşı isyanını, adalet, özgürlük, eşitlik ve barış taleplerini haykırmaya, örgütlenmeye ve ortak mücadeleye çağırıyoruz. Dünyanın her yerinde, kadın dayanışmasına mühür vurulamayacağını, kadın iradesinin hapsedilemeyeceğini, kadın yoldaşlığının barış, umut ve onur olacağını göstereceğiz.

    5 Mart, Perşembe günü “Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Kadın Örgütlülüğünün Önemi” konulu panel Kürt Toplum Merkezi’nde saat 18:30-20:30 arasında olacaktır. Konuşmacılar: Cenî Kürt Kadın Barış Bürosu üyesi, Rojava’dan Kongre Star temsilcisi, Jineoloji Komite üyesi.

    Etkinlik dili Kürtçe olacak. Türkçe’ye çeviri yapılacak.

    Çocuklar için özel oyun alanı olacak

    Adres: 11 Portland Gardens, Harringay, London N4 1HU.

    7 Mart, Cumartesi günü One Million Women Rise Kadın yürüyüşü saat 13:15’de başlayacaktır.

    Toplanma yeri ve saati: Duke Street, London, W1U 1AT, 12:30.

     

    7 Mart, Cumartesi günü Kürt Toplum Merkezi’nde Kültürel Gece (Kadın Şenliği) düzenlenecek. Saat 18:30-22:00 arasında olacak gecede sınırsız müzik, halay, yiyecek, şiir ve çocuklar için özel oyun alanı olacak.

    Adres: 11 Portland Gardens, Harringay, London N4 1HU

    8 Mart, Pazar günü London’s Women Strike yürüyüşü saat 14:00’de başlayacak. Toplanma yeri: Cavendish Square, W1G 0PU

    Yaşasın örgütlü kadın mücadelesi. Bijî piştevaniya jinan. Long live women’s solidarity.

     

  • İngiltere’de korona vaka sayısı 35’e yükseldi

    İngiltere’de korona vaka sayısı 35’e yükseldi

    İngiltere’de 12 kişide daha korona virüsü görülmesi sonucu ülkedeki toplam vaka sayısının 35’e yükseldiği belirtildi.

    Çin’in Wuhan kentinden dünyaya yayılan korona virüsü İngiltere’de de yayılmaya devam ediyor. İngiltere Sağlık Direktörü Prof. Chris Whitty, bugün yaptığı açıklamada, bugün 12 kişide daha korona virüsü tespit edildiğini ve ülkedeki toplam vaka sayısının 35’e yükseldiğini kaydetti. Whitty’nin açıklamasına göre, hastalardan 6’sı İtalya, 2’si ise İran seyahatinden döndü ve 3 kişi ise virüs görülen kişilerle temas etti. Whitty, bir diğer hastanın ise yakın zamanda herhangi bir seyahate çıkmadığını, virüse nasıl yakalandığının araştırıldığını söyledi.

    Çin’de korona virüsünden hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 870’e yükselirken, Fransa’da 2, Güney Kore’de 20, Japonya’da 6’sı karantina gemisinde 6’sı ülke genelinde olmak üzere toplam 12, İtalya’da 29, İran’da 54, ABD’de 1, Hong Kong’da 2, Tayvan’da 1, Avustralya’da 1 ve Filipinler’de 1 kişi hayatını kaybetti.

  • Gülistan Doku’dan 56 gündür haber alınamıyor

    Gülistan Doku’dan 56 gündür haber alınamıyor

    DERSİM – Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’dan 56 gündür haber alınmazken, İçişleri Bakanı’nın “özel ekip çağıracağız” beyanına rağmen barajda tek bir ekip su üstünde arama yapıyor.

    Dersim’de Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’dan 5 Ocak’tan bu yana haber alınamıyor. Uzunçayır Baraj Gölü’nün Sarı Saltuk Viyadüğü Köprüsü çevresinde yaklaşık 2 aydır süren arama çalışmalarında Doku’nun izine rastlanmazken, arama çalışmaları sadece baraj gölü çevresinde sınırlı tutuluyor. Doku’nun arama çalışmasını yakından takip eden ailesi, emniyet, vali ve savcıyla yaptığı görüşmede, bir gelişmenin olmadığı ve arama çalışmalarının devam ettiğini ifade etti.
    Munzur Üniversitesi öğrencileri, Türkiye’nin sivil toplum kuruluşları, kadın kurumları “Gülistan Doku nerede” diye sormaya devam ederken, Doku’nun bulunması için ailenin kentteki endişeli bekleyişi sürüyor.
    ‘TEK BİR EKİP ÇALIŞIYOR’
    Yetkililerin intihar ihtimali üzerinde yürütülen çalışmalarda, Doku’nun alıkonulması ve bir cinayete ilişkin her hangi bir soruşturma yürütülmezken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Doku ailesi ile görüşerek sarf ettiği “özel ekip çağıracağız” sözüne rağmen barajda 10 gündür su üstünde tek bir ekip çalışıyor.