Category: SEÇME YAZILAR

  • KCC’de 5 Ocak günü ‘anma’ yapılacak

    KCC’de 5 Ocak günü ‘anma’ yapılacak

    Medya Savunma Alanlarında yaşamını yitiren Hüseyin Boyraz (Rubar Dicle) ve arkadaşları için 5 Ocak günü Haringey KCC binasında bir anma etkinliği düzenlenecek.  

    Kürt Halk Meclisi tarafından bir açıklama yapılarak, Türk devletinin hava saldırıları sonucu 6 Ocak 2017 yılında Medya Savunma Alanlarında yaşamını yitiren 

    Hüseyin Poyraz (Rubar Dicle), Nihat Ayaz (Xelil) ile Ahmet Kılıç (Murat Dep) için bir anma etkinliği düzenleyecek. Haringey’deki Kurdish Community Center’da düzenlenecek olan anmada Boyraz ailesi de hazır bulunacak. Halk Meclisi, Boyraz ailesine bir kez daha başsağlığında bulunurken, Hüseyin Boyraz ve arkadaşlarının yaşamını yitirmesinin ikinci yıl dönümünde yapacakları anmaya tüm Kürt halkı ve dostlarını davet etti. Halk Meclisi, şehitlerin en kutsal değerleri olduğunu vurgulayarak,

    “Şehitlerimiz en kutsal değerlerimiz olduğu kadar yaşamın en anlamlı ve onurlu ifadesi, ahlaki adanmışlık örneğidirler. Geleceğimizi yaratan adanmışlığın en güzel örnekleridir şehitlerimiz.  Anı, özlem ve saygınlıklarıyla şimdiki zaman içinde yaşadıkları gibi, geleceğe dair dinmeyen bir özgürlük aşkı ve isyan çığlığıdırlar. Yeni yaşamlarla çoğalan toplumun anlam gücü ve özgürlük ahlakının silinmez ifadesi, abidesidirler.  Bu anlamda bizim en değerli abidelerimiz olan Heval Rubar ve yoldaşları için yapacağımız anma etkinliğinde yoldaşlarımızı şehadetlerinin 2’inci yıl dönümünde anacağız” denildi.

    Haringey KCC binasında 5 Ocak Pazar günü yapılacak olan anma saat: 15.00’da başlayacak.

  • Belediyeler, “council tax” ücretlerinde ortalama 70 sterlin artış yetkisine sahip olacak

    Belediyeler, “council tax” ücretlerinde ortalama 70 sterlin artış yetkisine sahip olacak

    İngiltere’de bakanlar, “council tax” ücretlerini Nisan ayında yüzde 2 oranında yükseltebilmeleri için belediyelere yetki vermeye hazır­lanıyor.

    Bunun yanında, sosyal bakım hizmeti veren belediyeler, ekstra yüzde 2 oranında artış yapma hak­kına sahip olacak.

    Daily Mail gazetesinin haberine göre, toplamda yüzde 4’lük bir ar­tış olması halinde, belediyelerin uy­guladığı “council tax” ücretleri 70 sterlin artabilir. Bu durumda, “Band D” sınıfındaki evler için uygulanan ortalama “council tax” ücreti, 2020 yılında bin 820 sterline çıkacak.

    Daha pahalı olan “Band H” sınıfın­daki evler için ödenen ücretlerin ise 140 sterlin artabileceği belirtiliyor.

    İskan Bakanı Robert Jenrick, ya­zılı bir açıklama yayınlayarak, “co­uncil tax” ile ilgili anlaşmayı du­yurdu.

    Daily Mail gazetesine göre, böy­lesine önemli bir duyuru genel­likle bakanın parlamentoda yaptığı bir konuşmayla açıklanırdı. Bakan Jenrick’in, polis yetkililerinin de üc­rete ekleme yapıp yapamayacağının açıklanmadığı, bu nedenle “council tax” artışlarının daha fazla olabile­ceği ifade edildi.

    Yapılan açıklamada, belediyele­rin referanduma gidilmesi halinde yüzde 2’nin üzerinde artışlar yapa­bileceği ve tüm belediyelerin sosyal bakım için yüzde 2 ekstra artış hakkı bulunduğu belirtildi.

    Bakan Robert Jenrick’in açıkla­maları şu şekilde: “Sosyal bakım hizmetlerimizdeki zorluklara de­ğinmenin önemini anlıyoruz. Yerel yönetimleri desteklemek için elimiz­den gelen her şeyi yapacağız. Yayın­ladığım öneriler, yerel yönetimlerin sosyal bakım için ek olarak 1,5 mil­yar sterline erişim sağlayabilmesine olanak verecek.

    “Bu, hem yetişkin hem de çocuk­lar için sosyal bakım hizmetlerine 1 milyar sterlinlik ek hibeyi kapsıyor. Bunun yanında, yetişkinlere yönelik sosyal bakım hizmetleri için yüzde 2’lik “council tax” talimatı, beledi­yelerin 500 milyon sterline daha eri­şebilmesini sağlayacak.

    “Bu paket, 2020/21 için olan or­talama “council tax” artışlarının, 2016/17’den beri görülen en düşük artışlar olacağı anlamına geliyor.”

    Daily Mail gazetesinin habe­rinde, “council tax” ücretlerindeki muhtemel artışların, şu anki enf­lasyon oranının iki katından fazla olduğu ve aile bütçelerini baskı al­tına alabileceği belirtiliyor.

    Haberde, Muhafazakar Parti’nin 2010 yılında başa gelmesinden bu yana İngiltere’deki sosyal bakım krizini çözmeye yönelik sözler verdiği, fakat, henüz elle tutulur bir çözüm bulunamadığı ve bu ko­nuyla belediyelerin ilgilenmek zo­runda kaldığı ifade ediliyor.

    Genel seçimde Başbakan Boris Johnson, partiler arası görüşmeler yapılacağının ve uzun dönemli re­formlar yapılacağının sözünü ver­mişti.

  • Ankara Anlaşması’nda sona doğru

    Ankara Anlaşması’nda sona doğru

    Hikmet Erden


    İngiltere’de Muhafazakarların iktidarı ile birlikte Brexit’in gerçekleşmesi için herhangi bir engel de kalmazken, Ankara Anlaşması’nda da sona doğru gelindi. Hükümetin AB ile anlaşmalı bir Brexit gerçekleştirmesi halinde 31 Aralık 2020’e kadar başvuru yapılabilecek, eğer anlaşma sağlanamazsa 31 Ocak itibari ile Ankara Anlaşması’da sona erecek ve başvurular kabul edilmeyecek. Uzmanlar, belirsizliğini olduğu bu süreçte yapılacak başvuruların riskli olduğunu vurgularken, anlaşmalı yada anlaşmasız Brexit ile birlikte Ankara Anlaşması sona eriyor.

    12 Aralık seçimleri ile tercihini Muhafazakarlar dan yana kullanan İngiltere’nin AB ile yollarını ayıracağı Brexit tartışmalarının da sonuna geldi. Muhafazakar Parti yeni yıl öncesi Brexit ile ilgili çalışmalara başlama kararı alırken, Başbakan Boris Johnson anlaşmalı yada anlaşmasız İngiltere’nin 31 Ocak 2020’de AB’den ayrılacağını belirtti. Ancak Johnson’un daha önce AB ile vardığı anlaşmayı Parlamento’dan hemen mi onaylatacağı yoksa kimi değişiklikler yapılarak sonra mı onaya sunacağı net değil. Net olan tek şey İngiltere’nin AB’den ayrılık sürecinin 31 Ocak’ta başlayacak olması.  Eğer anlaşmalı bir Brexit gerçekleşirse 31 Ocak’ta ayrılık süreci başlayacak ve yıl sonuna kadar geçiş yasaları ile birlikte süreç tamamlanacak. Brexit Türkiyeli toplumlar için ise çok önemli. Keza Türkiye’den gelen insanlar Türkiye ve AB arasındaki Ankara Anlaşması’na dayanarak, oturum ve vize başvurusunda bulunarak İngiltere’de yaşama hakkında sahip oluyorlardı. İngiltere’nin AB’den ayrılması ile birlikte bu anlaşma da yürürlükten kaldırılmış olacak. Brexit süreci ile birlikte Ankara anlaşması ile ülkede kalanların ve süresiz oturumu olmayanların durumunun ne olacağı ise belirsiz.

     

    ‘RİSKLİ VE BELİRSİZ’

    12  Aralık seçimleri sonrası genel durumu değerlendiren avukat ve göçmen bürosu yetkilileri, başvurular konusunda hem belirsiz hem de riskli bir döneme girildiğini  belirtti. Bu seçimin bir çok anlamda tarihi bir seçim olduğunu ifade eden uzmanlar, “.Brexit kesin olarak gerçekleşeceği anlamına geliyor. Aynı zamanda 31 Ocak’ta Brexit’in gerçekleşme olasılığı arttı. Brexitin nasıl gerçekleşeceği ise kesin değil. Boris Johnson Brexit’in kesin olarak gerçekleşeceğini ifade etti. Çoğunluğu elinde bulunduran Johnson hem muhalefet karşısında hem de AB karşısında daha güçlü bir pozisyonda. Bu seçimlerin sonucu sadece bir genel seçim değil Britanya halkının Brexit’e ikinci kez evet demesi anlamı taşıyor. Dolayısıyla AB’de bu konuda ayak direterek Brexit’i önleyemeyeceğinin farkına varmak zorunda” dedi.

     

    YENİ MÜZAKERELER OLABİLİR

    Johnson’un tek başına iktidar olmasının AB ile Brexit anlaşması konusunda yeni müzakerelerin oluşabileceğini ifade eden uzmanlar, Ankara Anlaşması ile ilgili olasılıkları şöyle değerlendirdi: “İngiltere ve AB arasında anlaşmalı bir Brexit olması için karşılıklı olarak ödünler verilmesine zemin oluştu. İyi bir anlaşma oluşabilmesi için 31 Ocak tarihinden öte bir zaman gerekebilir. Bu nedenle de Brexit’in 31 Ocak tarihinden sonraya sarkma olasılığı hala masada. Tabi tüm bunların Ankara Antlaşması ile ilgili sonuçları olacak. Maalesef birden olasılık mevcut. Gelin bu olası senaryoları beraber değerlendirelim. Birinci senaryo 31 Ocak 2020’de anlaşmasız bir Brexit gerçekleşebilir. Bu durumda Ankara antlaşması 31 Ocak gecesinden itibaren derhal yürürlükten kalkmış olur. Anlaşmasız bir Brexit olması halinde Ankara anlaşmasını yürürlükten kaldıracak olan Kanun Hükmünde Kararname hazır zaten. Parlamento onayı ile 23 Ekim’de Kanun Hükmünde Kararname yayınlanarak, anlaşmasız bir Brexit olması durumunda Ankara Anlaşması’nın derhal yürürlükten kaldırılmasını öngörüyor. Hatta bu destekleyici yasa sadece Türkiye vatandaşlarının değil aynı zamanda serbest meslek sahibi olarak çalışan AB vatandaşlarının da serbest dolaşım ve yerleşim haklarına son veriyor. Bu durum anlaşmasız Brexit halinde gerçekleşecek.”

     

    BREXİT 31 ARALIK’TA TAMAMLANACAK

    AB ile anlaşma sağlanarak Brexit gerçekleşmesi durumunda ise Ankara Anlaşması’nın 31 Aralık 2020 yılına kadar süreceğine dikkat çeken uzmanlar, “Bu durumda Türkiyeli vatandaşlar Ankara antlaşması başvurularına devam edebilecekler. Bu ikinci olasılığın gerçekleşme olasılığı anlaşmasız Brexit olasılığından daha yüksek. Ayrıca anlaşmalı Brexit olması halinde Ankara Anlaşması”nın Aralık 2020 sonrasına da çekilmesi güçlü bir olasılık olarak duruyor” denildi. Üçüncü olasılığın ise Brexit’in 31 Ocak 2020 sonrasına çekilmesi olduğunu kaydeden uzmanlar, “Boris Johnson seçimi kazanabilmek için kesin vaatler de bulundu. İkincisi Johnson durumu kontrol altına aldı ve acele etmesine gerek yok. AB ile İngiltere arasında daha iyi ilişkiler sağlanabilmesi için yapılacak anlaşmanın aceleye getirilmeden daha derli toplu yapabilmesi için zamana yayılması siyaseten daha doğru olacaktır. Bu durum da Ankara Anlaşması geçerliliğini sürdürür ta ki anlaşmalı ve anlaşması Brexit’e kadar tabi ki. Böylesi bir  ihtimal halinde süreç 2021’e kadar uzayabilir” dedi.

     

    YASAL GÜVENCE BULUNMUYOR

    Ankara Anlaşması doğrultusunda başvuru yapmak isteyenler için ise belirsiz ve riskli bir dönem oluştuğunun altını çizen uzmanlar, “Belirsizlik risk olduğu anlamı taşıyor. Anlaşmalı anlaşmasız hangisinin ne zaman gerçekleşeceği kesin değil. Başvuru yaptığınız tarihte Brexit’in henüz gerçekleşmemiş olması maalesef sizi garanti altına almıyor. Özellikle anlaşmasız Brexit halinde başvurunuz henüz inceleme de iken Ankara Antlaşması yürürlükten kalkabilir ve başvurunuz ret edilebilir. İlk 12 aylık vizenizi almış olsanız bile bir geçiş dönemi yasası olmadığı taktirde anlaşmasız Brexit halinde başvurunuz ret edilebilir. Hükümet yetkililerinin çeşitli dönemler de yaptıkları açıklamalara göre bir defa ilk vizenizi alıp İngiltere’ye geldiğiniz halde Brexit’ten etkilenmeyeceksiniz. Ancak politik söylemler yasal hakların oluşumuna maalesef bir etkisi yoktur. Bunun yasal olarak altının doldurulması gerekiyor. Başvurucular ancak risk alıp başvurabilecekler” diye kaydetti.

     

  • The Independent’a göre 2019’un en iyi 20 filmi

    The Independent’a göre 2019’un en iyi 20 filmi

    HABER MERKEZİ – The Independent, 2019’un en iyi 20 filmini sıraladığı bir liste yayınladı. Listenin ilk üç sırasında “Little Women”, “Marriage Story” ve “If Beale Street Could Talk” filmleri var.

    Britanya merkezli The Independent gazetesi, 2019’un en iyi 20 filmini sıraladığı bir liste yayınladı.

    Listede yer alan filmler 2019 yılı içinde Britanya’da vizyona giren filmleri içeriyor.

    ‘Marriage Story’

    Listenin ilk sırasında May Alcott’ın Küçük Kadınlar adıyla yayımlanan romanından uyarlanan ve dört kız kardeşin Amerikan İç Savaşı’nın sonrasında geçen büyüme hikayesini anlatan Greta Gerwig imzalı Küçük Kadınlar (Little Women) yer aldı.

    Listenin ikinci sırasında Noah Baumbach’ın bir boşanma hikayesini kadının ve erkeğin gözünden anlattığı Evlilik Hikayasi (Marriage Story) yer aldı.

    James Baldwin’in 1974 tarihli Sokağın Dili Olsaydı romanından uyarlanan siyah bir çiftin 1970’lerin başlarında New York’ta montaj çatışmalarıyla karşı karşıya kalırken ki mücadelesini anlatan Barry Jenkins imzalı Bea Beale Street Konuşabilseydi (If Beale Street Could Talk) filmi ise üçüncü oldu.

    Filmler

    Listede yer alan filmler ve yönetmenleri şöyle:

    1. Küçük Kadınlar (Little Women, yön. Greta Gerwig, 2019
    2. Evlilik Hikayesi (Marriage Story, yön. Noah Baumbach, 2019)
    3. Bea Beale Street Konuşabilseydi (If Beale Street Could Talk, yön. Barry Jenkins, 2018)
    4. Sarayın Gözdesi (The Favourite, yön. Yorgos Lantimos, 2018)
    5. Eighth Grade (yön. Bo Burnham, 2018
    6. Bir Zamanlar Hollywood’da (Once Upon a Time in Hollywood, yön. Quentin Tarantino, 2019)
    7. İrlandalı (The Irishman, yön.  Martin Scorsese, 2019)
    8. Booksmart (yön. Olivia Wilde, 2019)
    9. Beni Affedebilir Misin? (Can You Ever Forgive Me? yön. Marielle Heller, 2018)
    10. Sama İçin (For Sama, yön. Waad Al-Kateab, Edward Watts, 2019)
    11. Şüphe (Burning, yön. Lee Chang-dong, 2018
    12. Mutlu Lazzaro (Lazzaro Felice, yön. Alice Rohrwacher, 2018)
    13. Yıldızlara Doğru (Ad Astra, yön. James Gray, 2019)
    14. High Life (yön. Claire Denis, 2018)
    15. Gölün Altında (Under the Silver Lake, yön. David Robert Mitchell, 2018)
    16. Vox Lux: Yirmi Birinci Yüzyıl Portre (Vox Lux, yön. Brady Corbet, 2018)
    17. Acı ve Zafer (Pain & Glory, yön. Pedro Almodóvar, 2019)
    18. Biz (Us, yön. Jordan Peele, 2019)
    19. Veda (The Farewell, yön. Lulu Wang, 2019)
    20. Boşluğu kapatmak (Minding the Gap, yön. Bing Liu, 2018)
  • SANAT, EDEBİYAT VE BİLİM

    SANAT, EDEBİYAT VE BİLİM

    Gökhan Yavuzel

    Sanat; en geniş kavramlardan biridir. Şiir, roman, resim, tiyatro, opera, müzik ve mimari yapı gibi uğraşı halinde olunan bütün biçimsel, imgesel ve estetik çalışmalardır. Bir şeyin sanat olarak kabul edilmesi, onun taklikçilikten uzak durması, halklara hitap ediyor olması gibi faktörler; bir sanat eserinin, “sanat” olarak kabul edilmesi için vazgeçilmez unsurlardır.
    Sanat eserini yoktan var eden, varolan bir eseri geliştirebilen, ortaya çıkardığı bir sanatsal üretimle bireyin ve toplumun değişmesine, ilerlemesine katkıda bulunan kişiye sanatçı denir. Sanatın oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunan bir insan, dolaylı olarak toplumun gelişimine de katkıda bulunuyor olması, kabul edilen nesnel bir durumdur.
    Sanat toplumun kalbidir, sanatçı ise bu kalbin çekirdekçiğidir. Sanat eserlerinin aktif, çoğulcu ve devamlı olması; toplumun gelişmesine, katkı sunmasına ve ilerlemesine katkı sunacaktır. Bireysel çatışmaların, kaotik sorunsalların, eğitimsizliğin ve kültürsüzlüğün yoğun olduğu bölge ve ülkelerde sanat değersizdir; yöneliş azınlıktadır. Bu durum doğal olarak sorgusuzluğu, merkezi dayatma ve yönlendirmeleri olduğu gibi kabul edip, bir sürü toplumunun doğmasına sebep olur.
    Sanatçı içinde bulunduğu toplumdan, büyüdüğü aileden, yetiştiği çevreden, duygusal yoğunluğundan ve içsel çatışmalarından bağımsız bir sanat eseri üretemez. Sanatçıyı özgün kılan etkenler ve ürettiği eserlerin kaynağı, bireysel ve toplumsal yaşayış biçimidir. Bu durumlardan nasıl etkilendiği ve üreticisi olduğu sanat eserini ne denli bu gerçekliğe kavuşturup kavuşturamayacağıdır. Elbette ki yüreği duygulu, kafası işleyen, empati kurma yetisi olan, içinde bulunduğu dünyaya yabancılaşmak istemeyen bir sanatçı, bugünün toplum olaylarına ilgisiz kalamaz.
    Rıfat Ilgaz’ın Karartma Geceleri adlı romanında, Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları adlı kitabında ve Orhan Kemal’in Önce Ekmek adlı hikâyesinde bu üç yazarın toplumu gerçekçi bir şekilde sorunlarıyla beraber yansıttıklarını görüyoruz. Örneğin Önce Ekmek hikâyesinde Orhan Kemal, hikâyesinde işsizliğin artmasıyla beraber kadın ve çocukların da çalışmaya zorlandığı bir aileyi ve bunun yansıması olarak toplumu anlatır. Bu zorlamayı yapan kişiler ise kendi hayallerinde olduğu gibi çocuklarının da okumasını istedikleri için kendi içlerinde çelişki yaşarlar. İnsanların düzen içindeki gerekliliklerin onları istemedikleri şeyleri yapmaya ittiğini ve bu zorunlulukların onları ikilemde bıraktığını yansıtmak amacıyla kaleme almıştır.
    Karartma Geceleri ve Memleketimden İnsan Manzaraları‘nda ise durum biraz daha geniş ölçekte ele alınır. Bu iki romanda da yine toplumun yaşadığı sıkıntılar ve güçlükler gösterilir; fakat ön planda daha belirgin sorunlara yer verilir.
    Karartma Geceleri‘nde İkinci Dünya Savaşı sırasında halka uygulanan baskı, geceleri karartma kuralları, sokağa çıkma yasağı, kimlik kontrolleri gibi olaylar anlatılarak o dönem koşullarına dikkat çekilmiştir. Romandaki ana karakter, özgürlüğün kısıtlandığı, devletin herkesi istediği gibi kontrol edebildiği, gerekirse tutukladığı bir zamanda yaşamaktadır; fakat o bunlara rağmen şiirlerinde halkı anlatmakta ve halk için yazmakta bir sakınca görmez.
    Memleketimden İnsan Manzaraları’nda ise, toplumda hâlâ sınıfsal farklılıklar olduğunu, eşitsizliğin ve kültür farklılıklarının bulunduğunu, teoride geçerli olan söylemlerin gerçekte öyle işlemediğini, kullandığı kişiler ve olaylar vasıtasıyla bizlere aktarır. Aynı zamanda bu sosyal yorumunu siyasi bir eleştiriye de bağlar ve devletin halkın geneline yüklediği “imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış, cinsiyetsiz bir kitle” olgusunun gerçekte doğru olmadığını, toplumun hala sınıflar içerdiğini halka göstermeye çalışır.
    Aziz Nesin ve Yaşar Kemal gibi önemli yazarlarda yaşadıkları dönemin sorunlarını kendi bakış açılarıyla ele almışlar ve bize o dönemi gerçekçi bir şekilde yansıtmışlardır. Bu nedenle diyebiliriz ki bu yazarlar sanatı, yani edebiyatı, toplum için kullanmışlardır. Yazar ve şairler o dönemdeki toplumsal sorunları bulup ortaya çıkarmışlar, toplumdaki eşitsizliklere, yanlış anlaşılmalara, baskılara, düzendeki bozukluklara ve toplum içindeki gereksiz yarışlara dikkat çekerek diğer insanların da bu konularda farkındalık kazanmasını istemişlerdir. Bu konulardaki tavırlarını da halkın içinden gerçekçi kişiler ve olaylar seçerek yansıtmışlardır.
    Sanatçıların değer görmediği, yok sayıldığı toplumlar ve yönetim etkenleri; sanat eserlerinin üretimini gölgede bırakır. Gölgede kalan sanat eserleri, üreticisi olan sanatçıyı köreltir, yok ettirmenin eşiğine getirir. Bu vaka, sanatçıyı değersiz gördürtür, sanat yönelimini kıstırır, akabinde bireyin topluma ve toplumun bireye olan genel bakışı farklılaşır, etik olmayan ve bugün sanat olarak kabul gören reklamsı, içi boş, insanlığın gelişim, olgusal ve yönelimleri tümden değişerek; burjuvazinin dayattığı bir sanat gerçekliği ortaya çıkar. “Dünya aydınlık olsaydı, sanat olmazdı” diyor, Albert Camus.
    Bu dayatma, dayatılan sanat yönelişine; uymayan, toplumun gerçekliği üzerine sanat eseri üretmeye çalışan sanatçılar, dışlanmaya, ötekileştirilmeye ve itibarsızlanmaya mahkum olduğu bilinen bir olgu olarak, eserleri gorücüsüne tanıtılmaya engel konulduğu, sistemin ve iktidarların bir gerçeğidir. Örneğin, “Murat Saat” gibi müebbet hükümlü bir yazar, cezaevinde sağlık ihmalleri yüzünden, bilinçli olarak ölüme terkedilen emsallerden sadece biridir. Saltanatlarını garanti altına almak isteyen iktidarlar, bu gibi toplumsal gerçeklik üzerine hikaye yazan sanatçıları bile, zindanlarda olmasına rağmen, yine de hazmedemeyip, ölüme sürüklemesi bilinen olgulardandır. Bu örnek, Harikulade romanlar yazan ve halen cezaevinde tutuklu bulunan “Rojbin Perişan” ile desteklenebilir.
    Sanat ve sanatçının her dönemde egemenlerin baskısı ile karşı karşıya kaldığını, karanlık güçlerce kuşatılıp, kovuşturulduğunu, sanatçıların hapsedildiğini ve öldürüldüğüne vurgu yapan Nazım Hikmet, “İnsanların mutluluğu ve dünyada güzel bir yaşam için mücadeleye giren ilerici sanatçılar, hiçbir baskı ve tehdidin, hiçbir ölümün, hiçbir yalanın; tarihin akışını, iyiye, güzele, haklıya ve mutluluğa yönelişini durduramayacağını bilirler.” diyecektir.
    Birey ve toplum iç içedir. Toplumdan bağımsız bir birey düşünülemeyeceği gibi, onu oluşturan toplumun gelişim ve değişimine katkıda bulunacak olan bireyin, sanat yeteneğini ön plana çıkarabilmesi, tarihsel önemlilik arz etmektedir. Bundan altı bin yıl önce, Sümerler zamanında, Akadların çivi yazısıyla tabletlere yazdığı, “Gılgamış Destanı” tarihi ve sanatsal yönleriyle büyük önem taşır. Bu hikâyenin kahramanı olan Uruk Kralı Gılgamış, ölümsüzlük iksirini bulmak için uzun yıllar bir arayış içindedir, bu yolculukta Gılgamış’ın başına gelenler, öğrendiği gerçekler ve tanıdığı kişiler ona tarihi bir anlam yükler. Bunun sonucunda Gılgamış; “insanın ancak ölümsüz bir isim bırakarak, ölümsüzlüğe ulaşacağının” hükmünü verir. Bu hikaye, ardından gelecek olan bütün önemli sanat eserlerini etkisi altına alacak ve onlara yön verecektir. Bu destanda geçen bir diğer önemli hikaye ise; “Nuh Tufanıdır.” Bu hikaye, tüm mitolojik ve semavi dinleri etkilemiş, hemen hepsinde, ufak değişikliklerle yer almasına sebep olmuştur. Yaratılan ve ortaya çıkarılan sanat eserleri bu yüzden; toplumları, onların dini kitaplarını, kutsal saydıkları olay örgülerini bile büyük oranda etkiler. Ölümünün üzerinden yaklaşık beş asır geçmesine rağmen, halen güncelliğini koruyan, “Avon’un Ozanı” lakaplı Shakespeare, Oyunları bütün dillere çevrilerek, diğer bütün oyun yazarlarından halen daha çok sergilenmesi, sanatının özgün, özgür ve toplumsal endeksli olarak üretmesi, onu canlı kılan en önemli etkendir. Pablo Picasso’nun, Guernica tablosu, İspanya iç savaşı sırasında, Nazilerin bu şehri bombalamasının ardından çizdiği, belki de Nazilerin yaptığı kıyımı en iyi anlatan resimdir. Neredeyse bir asır geçmesine rağmen, halen tüm sanatçılara ilham kaynağı olmuş, bir savaşın en iyi tasviri olarak toplumlara sunulmuş önemli eserlerdendir…
    Sanat, bilimle desteklenirse kendisine daha çok olgu katar. Bilim; gerçekliğe dayalı bir metottur. Doğrudan toplumu kalkındırma amaçlı üretimlerdir. İşlevsel, detaylı ve nesneldir. Sanat ise, gerçekleri kurgusal bir yolla esere estetik biçim kazandırır. Bilim, terimlerle doğrudan bilgiyi gösterir; sanat, terimlere estetiklik katar. Bilim, doğrudan toplumla ilgilidir; sanat, topluma güzellik katar. Bilim, gelişim yöntemlerini ve icadını verir; sanat, bu gelişimin zorunluğu olduğunu imgelerle anlatır. Bilim, duygusudur objektif yollarla sunulur; sanat duygusaldır, öznel çalışmalarla üretilir…
    Eğer toplumda sanat ve bilim yok edilmeye yelken tutulursa, yok sayılıp, görmezden gelinirse; görüşlere ve farklılıklarına saygı, önem ve ilerleme yavaş yavaş yok olacaktır.
    İbn-i Sina: “Bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder”
    Toplumların sanatla pekiştiği, çeşitliliğin arttığı ve kültürle donatılmış bir dünya hasretiyle…
    Selamlar.
  • Sümer Erek’in eserleri sergilendi

    Sümer Erek’in eserleri sergilendi

    Suna Alan


    Kıbrıslı görsel sanatçı Sümer Erek’in ”IN-BETWEEN: Lines and Words on the Wall” (İki Arada: Duvardaki Çizgiler ve Sözler) portre çalışmaları sergisi Londra’da sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

    Çok sayıda sanatseverin katıldığı serginin açılışı Hackney Kıbrıslılar Derneği’nde bir resepsiyon ile gerçekleştirildi.

    Proje, buradaki ve Kıbrıs’taki ev öykülerini, devam eden yaşam ve toplum geçişlerini, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum olmak üzere Kıbrıslı toplumun nasıl adapte olduğunu ve bulundukları alanın bir parçası haline nasıl geldiklerini yansıtıyor.

    Yoğun ilgi ile karşılanan sergi hakkında bilgi veren Sümer Erek, bu projeye başlamadan önce, portresini çizeceği her bir kişinin, Kıbrıs’tan buraya yerleşme öyküsünü dinlediğini söyledi. Onların kim olduğunu, onları Kıbrıs’tan buraya sürükleyen sebepleri anlamaya çalışarak çizmeye başladığını belirtti. Erek devamla ”bu şekilde her bir bireyin yaşamının yanı sıra, toplumun aslında demografisinin resmi ve tarihi ortaya çıktı. Portre resimler iki katmandan oluşmaktadır. İlk katmanda bireyin kendisi, ikinci katmanda ise geçmişe dönük izler, geride bırakılanların çizgileri hakim” dedi.

    Sanat tarihçisi Esra Plumer Bardak projeye dair “Sümer’in uluslararası çağdaş sanat enstalasyonları […], kişisel ve yerel tarihleri sosyal ve evrensel anlatılarla birleştiren göç ve travma deneyiminin katılımcı unsurlarından kaynaklanmaktadır […]Bu deneyimler, katılımcıları ve sanatçıyı, aktif olmayan bir durumda […] “dinamik duyguları ve dinleme, belgeleme ve gösterme eylemlerinde edindiği deneyimlerle eşzamanlı olarak” yaşatan anılarla yüzleşmeye zorlar” dedi.

    Sergi, 24 Şubat 2020 tarihine kadar 5 Balls Pond Road, N1 4AX adresindeki Hackney Cypriot Association’da ziyaret edilebilecek.

      


     Sümer Erek Kıbrıs’ın Limasol şehrinde doğdu. 1974 savaşı ile birlikte adanın kuzeyine göç etti. Sanat eğitimine İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde (Mimar Sinan Üniversitesi) başladı. Türkiye’de devam edemediği sanat eğitimini İngiltere’de sürdürdü. St.Martin’s School of Art’ın heykel bölümünden birincilikle mezun oldu. Ayni okulda iki yıl yüksek lisans eğitimi gördü.  2008 yılında University of the Arts, London’da TrAIN (Transnational Art, Identity and Nation ) bölümünde master eğitimi gördü.

    Resimden enstelasyona, çizimden fotoğrafa, videodan performansa kadar çeşitli alanlarda eserler üreterek disiplinler arası sanat pratiğini, yaşam deneyimlerini sanat üretiminin merkezine taşıyarak gerçekleştirdiği projelerle, ana-akım dışında bağımsız bir sanatçı kimliğini koruyarak çalışmalarını ve yaşamını İngiltere’de sürdürüyor. Doksanlı yıllardan beri kamusal alanlarda gerçekleştirdiği katılımcı performans ve enstelasyon çalışmalarını, sanat pratiğini yaşam alanının doğası içerisinde sürdürmeye devam ediyor. Birçok ülkede karma sergilere katıldı, kişisel sergiler ve projeler gerçekleştirdi.

  • Londra`da THKP/C MLSPB savaşçıları için anma düzenlendi

    Londra`da THKP/C MLSPB savaşçıları için anma düzenlendi

    LONDRA- Medya Savunma Alanları’nda 16 Eylül’de yaşamını yitiren 4 THKP-C/MLSPB gerillası Londra’da anıldı. 

    Londra’da THKP-C/MLSPB gerillaları Fırat Yıldırım (Tamer Kasabalı), Umut Özsepet (Çayan Kızılbaş), Muhammed Tiril (Mahir Ernesto), Fırat Çaplık (Alper Koçer Çakas) anıldı. Kürt Toplum Merkezi’nde gerçekleşen anmaya Kürt Halk Meclisi, Halkın Devrimci Güçleri, Partizan ve bir çok demokratik kitle örgütü temsilcisi katıldı. Saygı Duruşu ile başlayan anmada Londra Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Oğuz bir konuşma yaparak,  “Bizlerin kalplerini şovenist ve ırkçı hislerden arındıran ve birleşmiş insanlık ideali olan hedefimize kopmaz bağlarla bağlayan şehitlerimizi anma etkinliğini örgütleyen halkın devrimci güçlerini, yoldaşlarımızı ve dost devrimci güçleri en içten devrimci coşkumuzla selamlıyoruz. Şehitlerimize bağlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz” dedi. THKP-C/MLSPB adına anmaya gönderilen mesajda ise şunlara yer verildi: “Enternasyonal devrimciler olarak Türkiye’de, Kürdistan’da ve Ortadoğu’da dünya halklarının umudu olan enternasyonalizm fikrini yeniden filizlendiren şehitlerimiz Fırat Çaplık, Muhammed Tiril, Umut Özsepet, Fırat Yıldırım yoldaşlara ve daha nicelerine, bizlere böylesine mukaddes bir görevi ve sorumluluğu devrettikleri için minnettarız. Dünya halklarının bizlere taşıma onurunu verdikleri devrim ve sosyalizm bayrağını kendi cephemizde kanımızın son damlasına kadar dalgalandıracağız. Ta ki zafere kadar.”

     

    FAŞİZME BOYUN EĞMEYECEĞİZ

    Partizan adına yapılan konuşmada ise haksız savaşlar ve işgallerle milyonlarca insanın katledildiği ve yerinden ve yurdundan edildiği bir sürecin yaşandığı vurgulanarak, emperyalistlerin uşağı faşist Türk devleti de efendilerinden aldığı icazetle Rojava’da Kürt ulusunun büyük bedeller sonucu oluşturduğu alanlara saldırmakta ve işgal etmekte olduğunun altı çizildi. Faşizmin gerek ülkede gerekse Rojava’da saldırılarına ve katliamlarına hız kesmeden devam etmekte olduğu ifade edilen konuşmada, “Yaşadığımız topraklarda faşizme ve emperyalizme karşı direnen mücadele eden ve bas eğmeyen güçlü bir gelenek var. Bu gelenek hiç bir dönem faşizme ve gericiliğe boyun eğmeyen bir gelenektir. Şehit düşen 4 THKP-C MLSPB gerillası da bu geleneğe bağlı kalarak silah elde toprağa düştüler ve devrim mücadelesine isimlerini altın harflerle yazdırdılar. Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.

     

    YOLUMUZU AYDINLATIYORLAR

    Kürt Halk Meclisi’nden Ali Poyraz ise özgürlük mücadelesinin Kürt ve enternasyonalist şehitlerin isimleri ile bugünlere geldiğini vurgulayarak, “Şehitlerimiz fedakarlığın, cesaretin ve kahramanlığın tarihidir. İnsanlığın geleceği özgür yaşamın umudunu bizler şehitlerimizden alıyoruz. Faşizme karşı direnen mücadele eden uğrunda yaşamını yitiren şehitlerimiz, yolumuzu aydınlatan birer meşaledir. Enternasyonlist mücadelenin sembolleri olan bu yoldaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz. Bizler faşist ve işgalci güçlere karşı eşsiz bir direnişin sahip olan şehitlerimizi devrim ve özgürlük yolunda asla unutmayacağız. Anılarını ve ideallerini zaferle taçlandıracağımızın bir kez daha sözünü yineliyoruz” diye kaydettti.