Category: slıder

  • Adam, Madamlardan Nefret Etmekte Haklı Değil mi?

    Adam, Madamlardan Nefret Etmekte Haklı Değil mi?

    Yıl 2005’ti sanırım. Nusaybin belediyesi olarak Koçer mahallesi olarak bilinen Abdulkadir Paşa mahallesinde bulunan Çağ Çağ deresi kenarında imara uygun olmayan bir inşaatın temeli yıkmaya gidiliyor. Kepçe ağırdan başladı temelleri sökmeye. Ortalık sakindi, çok fazla erkek te yoktu. Kadınlar da duvar diplerinden yıkımı seyrediyordu. Kepçe inşaatın temeline her darbe vurduğunda kadınların öfkesi büyür gibiydi ama halen sessizliklerini koruyorlardı. İnşaatın temelinin yıkımı hemen hemen bitmişti;

    Keskin, öfkeli, heyecanlı bir zılgıt sesi, yıkımın getirdiği durgun ve ağır havayı yardı geçti. O zılgıtın bende yarattığı bir anlık titremeyi atlatamamışken, o zılgıtın birden harekete geçirdiği onlarca Koçer kadını kepçeyi savaştan çıkmış hale çevirirken, birkaç kadın da yıkımdan sorumlu belediye çalışanını adeta haşat ettiler. Çalışanı zor kurtardık ellerinden.

    O zaman ben de bir belediye çalışanı olduğum halde bu duruma hiç üzülmemiş, aksine kadınların bu duruşu ben de hayatım boyunca unutmayacağım bir etki ve geleceğe dair umut yaratmıştı. Mesele maddi zarara neden olacak o temel değildi elbet, o zılgıtın ardından gelen isyanın altında onuruna sahip çıkma vardı. Ve buydu beni bu kadar heyecanlandıran. Çünkü artık emindim, Kürt halkının düşmanları bu kadınların cesareti, öfkesi ve büyütecekleri çocuklar karşısında kaybetmeye mahkum olacaktı.

    Üzerinden 12 yıl geçti. Ve şimdi o olayın yaşandığı Koçer mahallesinde, tüm zamanların en barbar ordusu tarafından taş üstünde taş bırakılmadı. Koçer mahallesinde ayakta duran tek ev kalmadı. Yarı yıkık olanlara da aynı barbarların ağa babaları yıkım kararı verdi. Şuanda o mahalleden geriye kalan molozlar bile kaldırılıyor. Tümden dümdüz bir arazi bırakıyorlar geriye.

    Bir temelin yıkılması karşısında, öfkeleri isyana dönüşen o kadınlar yıllarca Türk devletine karşı verilen mücadelede hep en ön saflarda yer aldılar. İlk taşı hep o kadınlar attı düşmana. Düşmana karşı öfkeleri de isyanları da büyüktü. Çünkü hepsi köylerinden, yaylalarından, hayvanlarından, köklerinden ve dağlarından zorla koparılmış, beton yığını kentlere mahkum edilmişlerdi. O yüzden öfkeleri ve isyanları bir an bile azalmadı. Şimdi de devlet ikinci sefer o Koçer kadınların yuvalarına, hayallerine, geleceklerine, geçmişlerine saldırdı

    feleknas-uca
    Feleknas Uca

    Birkaç gün önce haber sitelerine düşen, Feleknas Uca, Besime Konca, Sabahat Tuncel ve Ceylan Bağrıyanık’ın fotoğraf karelerine yansıyan öfke ve isyanı bana o Koçer kadınlarını hatırlattı. Türkiye’deki tüm muhalif kesimlerin uyuşturulduğu, adeta sindirildiği bu korku imparatorluğunda bu kadınların cesaretli duruşu son dönemde yaşadığım umutsuz ruh halini bir anda tersine çevirdi.

    Yezidi kadını Feleknas’ın bir kadın yoldaşına siper olmuş, cesaretli, öfkeli ve isyankar duruşu tarihe not düşecek cinstendi. Alevi kadını Besime’nin toma ve panzerin önündeki duruşu evde oturanları utandıran, yarına dair direnişin haritasının da nasıl olacağının göstergesiydi. Ceylan’ın o zayıf bedeniyle o barbar polis ordusunun kalkanlarına yüklenmesi…

    besime-konca1
    Besime Konca

    Her biri, uğruna direnişe geçtikleri yoldaşları Gülten gibi yıllarca en ağır koşullarda zindanlarda büyük bedeller ödemiş, işkencelere maruz kalmış ama asla boyun eğmemiş kişiler.

    Her dönemin efsaneleşmiş kahramanları vardır. Kürdistan’ın her döneminde böylesi efsane kadınlar, nakşedilmiş bir direniş tarihi bırakmıştır gelecek kuşaklara. Cizre’deki serhildana ruh veren, öncülük eden Berivan, Cizre’deki çocukluk yıllarımın kahramanıydı mesela. Gelenek, görenek, inanç ve feodalizmin kadını esir aldığı, yok saydığı, sadece evde erkeklerin ihtiyacını karşılayan, çocuk doğuran, hamur yoğuran, temizlik yapan, gerektiğinde bebek sırtında tarlada çalışan, erkekten bir metre geride namaza durabilen, erkeklerin oturduğu odaya sadece kapının ağzından çay ve yemekleri uzatan, her ağzını açtığında ‘elinin hamuruyla, erkek işine karışma’ diye azarlanan zamanlarda, Cizre’de bir kadın barbar bir devletin ordularına karşı serhildanlarda en ön sırada öncülük etmiş ve bir halkın özgürlük davasının tüm yüklerini omuzlamıştı.

    Yine böylesi karanlık ve her yerinden barbarlık fışkıran 90’ların efsane kadın kahramanları büyük bir direniş geleneği miras bıraktılar geriye.

    Kulak-burun kesen barbar ordu ve onların ayakçıları KDP peşmergelerinin ortak yürüttüğü operasyon, Beritan’ların korkusuz ve onurlu savaşçılığına toslamıştı. Beritan da aslen Dersimliydi, ve Zarifelerin hikayesini iyi biliyordu. Dersim isyanında Cizre’yi, Nusaybin’i yıkan zebanilerin dedelerine karşı Zarife, son mermisine kadar savaşmış, mermisi bitince taşlarla direnmiş ve sonunda barbarların eline geçmemek için kendisini Keçi Sekmez kayalıklarından son sloganını atarak atlamıştı. İşte Bese’nin torunlarından Beritan da aynı direniş geleneği ve ruhuyla Xaxurke’de düşmana karşı son mermilerini de kullanan, sonrasında taşlarla karşı koyan ve en sonunda silahını da parçaladıktan sonra düşmanı yüreğinden vuran zılgıtı eşliğinde kayalıklardan atlayan efsanevi bir Kürt kadınıydı.

    Beritan’ın bu efsanevi duruşundan sonra direniş sembolü Zilan, düşmanın kalbinin ortasında kendisini patlatması Kürt Kadının direniş geleneğinde yeni bir sayfa açmıştı. “Kürt kadınının direniş sembolü olmak istiyorum’’ diyen Zilan aynen de öylesi bir sembol olup, fedai ruha yeni bir anlam yüklemişti.

    Amed Surları çok yiğit savaşçılar görmüştü. Tarih boyunca hem kendisini korumaya çalışan, hem de kendisini aşmaya çalışan nice yiğit savaşçılar gören Amed Surları, 90 Newroz’undaki Kürt kadını Zekiye Alkan’ın eylemi karşısında hiç bu kadar büyük selama durmamıştı.

    Nusaybinli asi çocuk Rahşan İzmir Kadifekale’de Osmanlı torunlarına meydan okumuştu. Devlet Kürdistan’da Newroz’da katliam yaparken, Newroz kutlanmayacak diye fetva veren devlete inat, Rahşan; ‘İsmet sezgin’e söyleyin, Newroz kutlanacak’ dedikten sonra genç bedenini saran alevlerle Newroz’a ses olmuştu.

    Osmanlı torunlarının Newroz yasağına Hitlerin torunları da sessiz kalmamış ve Almanya’da Newroz’un kutlanmasını yasaklamıştı. Rahşan’ın bayrağını tam iki yıl sonra 94 Newroz’unda Almanya’nın Mannheim kentinde Bêrîvan ile Ronahî devir almıştı. Avrupa’nın göbeğinde bu iki Kürt kadını sürgünde direnişin sembolü olmuşlardı.

    Ve Sema Yüce… 98 Newroz’unda, Amed zindanı bu yiğit Kürt kadının cesareti karşısında, duvarlarının şahit olduğu işkencelerden utanmıştı…

    Ve Kürt kadın tarihi nice efsanevi kadın kahramanları not etmeye devam etti. Viyanları, Sakineleri, Leylaları, Çiçekleri ve daha nice isimsiz kadın kahramanları…

    Şimdi bazı arkadaşlar; ‘Tayip Erdoğan ve şakşakçıları neden kadınları sevmiyorlar, neden bu kadar kadın düşmanılar?’ diye soruyorlar. Vallahi adamın kadınları sevmemesi için çok gerekçe var ve adam haklı kadınlardan nefret etmekten. Yukarıda verdiğim örnekleri bilen bir ‘adam’ kadınları niye sevsin ki… ‘Kobane düştü düşecek’ derken ve tüm umudunu Suriye politikasında Kürtleri yok etmeye odaklamışken, bir anda Arin Mirkan’lar tankların karşısında vücüdunu bombaya dönüştürüp, ‘adamın’ siyasi hayatına darbe vurursa, nasıl sevecek kadınları…

    Yarattığı korku imparatorluğunda tam da herkesi sindirdim derken Feleknas, Besime, Sabahat ve Ceylan çıkıp, bu imparatorluğa karşı dimdik ayakta korkusuzca direnirse bu ‘adam’ Madamlardan nefret etmeye devam edecektir…

    ‘Ant olsun ki biz kadınlar en büyük kariyerimizi sizin saltanatınızı yıkarak yapacağız!’ diyen Gülten Kışanak ve onun kadın yoldaşlarının mücadelesi, bu saltanatın yürütüldüğü sarayı sallamaya devam ediyor. İnanın düşmesi yakındır…

    İşte o zaman, hiçbir zaman ona nasip olamayacak ‘Madam gibi ölmeyi’ bırak, en aşağı ölüm tarzı olan ‘adam’ gibi ölmek bile ona nasip olmayacak. Tarihte aynı pratiğin sahibi diktatörlerin sonunu anlatmama gerek yok sanırım…

    ALADDIN SİNAYİÇ

    yazi-nusaybinli-kocer-kadin
    Nusaybinli bir Koçer Kadın… Elinde Taşı ile Direnişte…
    ceylan-bagriyanik2
    Ceylan Bağrıyanık

      

    yazi-arin-mirkan
    Arin Mirkan
    yazi-beritan
    Bêrîtan
    yazi-berivan-ronahi
    Bêrîvan û Ronahî
    yazi-rahsan-demirel
    Rahşan Demirel
    yazi-sema-yuce
    Sema Yüce
    yazi-zekiye-alkan
    Zekiye Alkan
    yazi-zilan
    Zîlan

     

  • Cemevi Yeni Yönetimini Seçti

    Cemevi Yeni Yönetimini Seçti

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, Pazar günü, Wood Green’de inşaatı süren Cemevi binasında, gerçekleştirdiği kongrede yeni yönetimini belirledi.

     

    Pazar günü gerçekleşen Cemevi’nin 20. dönem Olağan Kongresinde iki liste seçime gitti. Yapılan seçimlerde eski başkan Tugay Hurman’ın içinde bulunduğu liste 80 oy fark ile kazandı.

    500’e yakın delegenin hazır bulunduğu kongrede seçilen yönetim kurulu şöyle; Rukiye Aktaş, Ruhi Altun, Yadigar Aslan, Elvan Asutay, Melek Akış, Kazım Aydemir, Elif Bulut, Mustafa Demir, İmam Göztaş, Erol Gülşen, Dilan Güven, Tugay Hurman, Murat Karataş, Nazlı Keskin, Devrim Kutlu, Şevket Orman, Ali Osoy, Tuğba Özcivan, Rüstem Özdemir, Ayşegül Saygılı, Leyla Şahin, Mustafa Sivas, Seyfullah Sönmez, Baykal Sürük, Kadir Yılmaz, Burçin Yılmaz, Kadir Yuruk.

    Denetleme kurulu; Fevzi Cinpolat, İbrahim Doğan, Hüseyin Doğan, Hüseyin Baki Görgün, Ali İhsan Kale, Ali Kaplan, Hüseyin Özmen.

    Disiplin kurulu; Mustafa Anuş, Yaşar Demiralay, Şahin Erdoğan, Hayri Ergönül, Elif Tümay, Lütfü Gümüş, Hüseyin Üzüm, Akif Yüksel.

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi 20. Dönem yönetim kurulu yaptığı ilk toplantıda Tugay Hurman tekrardan başkanlığa seçildi.

    cemevi-yeni-yonetim
    İngiltere Alevi Kültür Merkezi, Cemevi Yeni Yönetim Kurulu
  • Ne Yaptı Etti, Zorbalıkla Belediyeye El Koydu

    Ne Yaptı Etti, Zorbalıkla Belediyeye El Koydu

    Tutuklanan Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanlar Gültan Kışanan ve Fırat Anlı’nın yerine kayyum olarak Etimesgut Kaymakamı Cumali Atilla atandı.

     

    Diyarbakır Cumhuriyet Başasavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 25 Ekim’de gözaltına alındıktan 30 Ekim akşamı tutuklanan Amed Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanları Gültan Kışank ve Fırat Anlı’nın yerine Ankara’dan Etimesgut Kaymakamı Cumali Atilla, kayyum olarak atandı. Kayyumun yarın sabah göreve başlayacağı öğrenildi.

    İçişleri Bakanlığı yetkilileri sabah saatlerinde KHK kapsamında, vali yardımcısı ya da kaymakam olan bir kamu görevlisinin Amed Büyükşehir Belediyesine kayyum olarak atanacağını duyurmuştu.

    Kışanak ve Anlı’nın gözaltına alınmasından sonra Büyükşehir Belediyesinin çevresi polis bariyerleri ile kapatılıp, bina ablukaya alınmıştı. Çalışanların kimlik kontrolü alındığı belediye binası önündeki nöbet eylemi ise sürüyor.

    CUMALİ ATİLLA KİMDİR?

    1964 yılında Elazığ’da doğan Cumali Atilla, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Sırasıyla Uğurludağ Kaymakam Vekilliği, Çobanlar Kaymakam Vekilliği, Mengen Kaymakamlığı, Diyarbakır Vali Yardımcılığı, Beyşehir Kaymakamlığı görevlerinde bulundu. Atilla halen Etimesgut Kaymakamı olarak görev yapıyordu.

  • Londra’daki Akademisyenlerden AKP Hükümetine Kınama

    Londra’daki Akademisyenlerden AKP Hükümetine Kınama

    Londra SOAS Üniversitesi Fakülteler Birliği’ne (UCU) bağlı akademisyenler Diyarbakır belediyesi eş-başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın hukuk dışı bir şekilde tutuklanmalarını kınadıklarını belirten ortak bir açıklama yayınladı. Açıklama şöyle:

     

    ”Bugün itibariyle, 27 seçilmiş Kürt eş belediye başkanı Türkiye’de hapiste iken 43’ü keyfi bir şekilde görevden alınmış durumda. 11 Eylül 2016 tarihinde, merkezi hükümet görevden aldığı Kürt belediye başkanları yerine valileri ve kaymakamları kayyum olarak atadı.

    Bizler, Türkiye hükümetinin kendilerine uyguladığı çok sayıda zorluklara rağmen, şeffaf süreçlerle yürütülen ve refah düzeyi, kaynaklara erişim ve halka gerekli altyapıyı sağlayan olağanüstü demokratik yapılar olan yerel yönetim formlarının yok edilmesi girişimini kınıyoruz.

    Bizler ayrıca Türkiye’de Kürt azınlığın haklarını savunurken Türk-Kürt çatışmasına siyasi bir çözüm bulmak için uzun yıllar boyunca çalışma yürütmüş Kürt siyasetçilerinin hedeflenmesini şiddetle kınıyoruz. Bizler yine Türkiye’de geniş alanda ve aynı zamanda daha spesifik olarak Kürt toplumu içinde cinsiyete dayalı eşitsizliklerin üzerine gidilmesinde ön saflarda olan Kürt kadın hakları aktivistlerinin hedeflenmesini kınıyoruz.

    Bizler, Türkiye Hükümeti’ni Gültan Kışanak ve Fırat Anlı ile tüm diğer eş belediye başkanları ve belediye temsilcilerini derhal serbest bırakmaya çağırıyoruz. Bizler aynı zamanda eş başkanlarının tutuklanmasını protesto eden tüm halkın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. ”

    İmzalayan akademisyenler:

    Tom Armstrong (SOAS UCU Başkanı), Nadje Al-Ali, Subir Sinha, Alessandra Mezzadri, Laura Hammond, Gilbert Achcar, Charles Tripp, Adam Hanieh, Kerem Nişancıoğlu, Feyzi Ismail, Muhammad Farooq Sulehria, Yair Wallach, Lars Laaman, Latif Taş, Mandy Sadan, Pedro Mendes Loureiro, Suthaharan Nadarajah, John Faulkner, Alfredo Filho, Paolo Novak, Stephen Dodd, Yoriko Otomo, Dina Matar, Parvathi Raman, Sachiko Kishi, David Lunn, Gina Heathcote, Ourania Dimakou, Matthew Murphy, Ruba Salih, Meera Sabaratnam, Andrew Kennedy, Annabelle Sreberny, Alison Scott-Bauman, Richard Alexander, Johnny Darlington, Akanksha Mehta, Bhavna Dave, Bruno Hofig, Andrew Newsham, Yorgos Dedes, Elisa Van Waeyenberge

     

    SUNA ALAN / LONDRA

  • Kobane Direnişi Komutanlarından Gelhat Gabar Londra’da anıldı

    Kobane Direnişi Komutanlarından Gelhat Gabar Londra’da anıldı

    Kobane direnişinin unutulmaz kahramanlarından Komutan Gelhat Gabar şehadetinin ikinci yıldönümünde Londra’da anıldı. Ailesinin de hazır bulunduğu anmada Komutan Gelhat Gabar’ın yaşamından ve mücadelesinden kesitler sunuldu.

     

    Tüm dünyanın ilgisini üzerine çeken Kobane direnişinin efsaneleşmiş komutanlarından olan Gelhat Gabar kod adlı Ercan Kayan 29 Ekim 2014 tarihinde Daiş çetelerine karşı verdiği mücadelede şehit düşmüştü.

    Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan anma Komutan Gelhat’ın yaşamının anlatıldığı sinevizyon gösterimi ile devam etti. Daha sonra ailesi adına ve Britanya Kürt Halk Meclisi adına konuşmalar yapıldı.

    Mücadele Arkadaşı Gelhat Gabar’ı Anf’ye Anlattı

    Siirt’in Eruh ilçesinde 1975 yılında dünyaya gelen Gelhat Gabar’ın  (Ercan Kaya) henüz  genç yaşındayken doğduğu Botan’ın dağlarına yüzünü dönerek mücadele saflarına katıldığını aktaran Doz, Komutan Gelhat’ın Gabar, Zagros, Cudi  ve Kürdistan dağlarının sarsılmaz komutanı olduğunu  söylüyor.

    Gelhat’ın Kürdistan’ın birçok alanında büyük bir özveri ve fedakarlıkla mücadele ettiğini hatırlatan Doz, onun örnek bir komutan, yoldaş ve mücadele insanı olduğuna dikkati çekiyor.

    ‘YAŞAMI İLE KOMUTA EDERDİ’

    Onun komutasında yer aldığını belirten Doz, Gelhat’ı şu sözlerle tarif ediyor: “Komutan Gelhat, iş yaptırmazdı, yapar ve yapılmasını sağlardı. Gabar Dağı’nın komutanı Gelhat, yoldaşları, savaşçıları için avcılık yapar, ağaçlardan meyveler toplayarak yiyecek tedarik ederdi. Gelhat’ın olduğu yerde çözümsüzlük, çaresizlik olmazdı. Gelhat, pratiği ile yaratır, üretir, örgütler ve komuta ederdi.”

    Komutan Gelhat’ın yaşamı öğretirken, komuta ederken yaratıcı yöntemlerle hareket ettiğini dile getiren Doz, “Komutan Gelhat, bazen espri yaparak, bazen en önde kendisi işe koşturarak, bazen kızarak ama yoldaşça sıcaklığını bir an olsun esirgemeden bizleri eğitir, değiştirir dönüştürürdü” diye ifade ediyor.

    gelhat-gabar
    Gelhat Gabar (Ercan Kaya)

    SON KARŞILAŞMA ZAGROS’TA

    Komutan Gelhat ile son kez Zagros’ta 2011 yılında karşılaştığını kaydeden Doz, bu karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Aradan yıllar geçmişti. Gelhat, her zamanki  kararlı ve güven veren duruşu ile alana geldi. Eskisine göre biraz daha sakin gördüm. Eskiden, bir şeyi kafasına koymuşsa, çok fazla kimseye bir şey sormadan yapardı, ancak bu karşılaşmamızda alınan kararları arkadaşlarla tartıştığını, görüşlerini aldığını gördüm. Yaratıcı, zeki, yaşamı ile öğreten komutanlığına bir de olgunluk, arkadaşlarını karar süreçlerine daha fazla dahil etme özelliklerinin de eklendiğini gördüm. Gelhat, her yönü ile komutan ve güven duygusu ifade ediyordu bizler için.”

    Doz, bu karşılaşmada komutan Gelhat ile aralarında geçen diyalogu da aktarıyor: “Gelhat, ile uzun zaman sonra karşılaşmıştık, beni görünce ‘Medya heval, insan arkadaşına bir hediye getirmez mi’ dedi gülerek. Ben de ona üzerinde ‘Amed’ yazan bir çakmak hediye etmiştim, çok sevinmişti ve çakmağı arkadaşlara gösterip duruyordu.”

    Gelhat ile son görüşmelerinin ise 2012 yılında olduğunu söyleyen Doz, Komutan Gelhat’ın bu tarihten sonra Cudi alanına gittiğini ve bunun son görüşmeleri olduğunu aktarıyor.

    ‘ADANMIŞLIĞI TARTIŞMASIZDI’

    Son görüşmelerinde kendisine dikkat etmesini söylediğini ifade eden Doz, Gelhat’ın ise “Eski arkadaşları korumaya çalışmayın, biz sonuna kadar direneceğiz” şeklinde cevap verdiğini belirtiyor. Doz, “Komutan Gelhat, bu kadar  direnmesine, bu kadar en önde olmasına  rağmen hiçbir zaman ‘Biraz da başkaları yapsın’ anlayışıyla hareket etmezdi. Komutan Gelhat’ın gelecek kaygısı, kendisini koruma kaygısı yoktu, adanmıştı ve bu tartışmasızdı” diye devam ediyor.

    KOBANÊ SAVUNMASINDA

    Gelhat Botan, 22 yılını Kürdistan ve Botan dağlarının amansız savaş ve coğrafik şartları içerisinde kahramanca bir komutanlık örneği sergileyerek geçirdikten sonra, Kobanê’ye gelir. Her zaman en zorlu alanların, savaşın en yoğun yaşandığı cephelerin komutanı olan Gelhat, Kobanê savunması için de ilk koşanlardan biri olur. DAİŞ çetelleri Ekim ayında Kobanê’ye girmeye başlarken aynı günlerde, 14 Ekim’de Gelhat Botan, Botan’ın yenilmez direniş ruhu ile Kobanê’ye ayak basar. Gelhat’ın Kobanê’ye geldiği günler, mücadele yaşamı boyunca her an her alanda yaşadığı gibi yine savaşın en zorlu ve kritik günleriydi. DAİŞ çeteleri Kaniya Kurda’dan Kobanê’ye girmiş ve kentin önemli bir kısmını işgal ederek Mürşitpınar Sınır Kapısı’na doğru ilerliyordu. Savaşın en şiddetli ve eşitsiz yaşandığı cephe doğu cephesiydi ve Gelhat gelir gelmez, doğu cephesinde yerini alarak direnişe geçer.

    Daha ilk günden doğu cephesinde savaşın gidişatı üzerinde Gelhat’ın etkisi görülmeye başlar. DAİŞ çetelerinin o günlerde tüm kapsamlı saldırı girişimleri Gelhat öncülüğünde boşa çıkarılır. Savaş tüm şiddetiyle devam ederken, Gelhat, Botan’da olduğu gibi yine en önde ve kahramanca direnerek, savaşçı yapısına direnişin nasıl oması gerektiği mesajını net biçimde verir.

    DAİŞ İLE GÖĞÜS GÖĞÜSE ÇARPIŞIYOR

    DAİŞ çeteleri ile bir evde göğüs göğüse çarpışmaya giren Gelhat, evde kuşatmaya alınır, telsizden durumunu bildiren Gelhat, sonuna kadar direneceğini savaşçılara bildirir. Komutan Gelhat’ın kararlı sesini dinleyen savaşçılar harekete geçerek ablukayı kırar ve duvarı delerek Gelhat’ın evden çıkarılmasını sağlar.

    GELHAT’IN KALDIĞI BİNA ‘KELA DİM DİMÊ’ OLUYOR

    Gelhat, doğu cephesinde dengeleri değiştirmeye devam ediyor. İlk günlerde birçok saldırının püskürtülmesinde önemli rol oynarken, sonraki günler de daha sonra Kobanê savaşında Kela Dim Dime (Dim Dim Kalesi) olarak anılacak olan binaya geçerek doğu cephesi direnişini buradan komuta ediyor. Bu binaya DAİŞ çeteleri defalarca kapsamlı saldırılar düzenliyor, binada kurşun değmeyen, bombalanmayan bir yer kalmıyor, ama komutan Gelhat ve savaşçıları bu binayı bırakmıyor ve binada yaşanan muazzam direniş DAİŞ çetelerini her seferinde geri püskürtüyor. Komutan Gelhat’ın eşsiz direnişine tanıklık eden binaya daha sonra YPG’liler “Kela Dim Dime” ismini veriyor. Bina bugünlerde hâlâ, direniş ve savaşın boyutunu taşıyan tüm izleri ile birlikte Kobanê direnişinin sembollerinden biri olarak duruyor.

    KOMUTAN GELHAT: ARTIK SALDIRIYA GEÇİYORUZ

    Komutan Gelhat, DAİŞ saldırılarına karşı artık hamleye geçmeleri gerektiğini söyleyerek, DAİŞ saldırılarını karşılamak yerine,  saldırın grupları hazırlıyor ve DAİŞ saldırmadan etkili darbeler vurmaya başlıyor. Bu hamle ile birlikte DAİŞ’in doğu cephesinden sınır kapısına doğru saldırıları günbegün geriletilirken, çatışmalar şiddetinden bir şey kaybetmiyor. Komutan Gelhat, Kobanê’de artık 15. gününü doldurmuştu. Kobanê savaşında kısa sürede etkisini gösteren Gelhat, savaşçı yapısına güven veren duruşu, en önde savaşa katılımı ile büyük bir güç ve moral kaynağı haline geliyor.

    DİRENİŞ SEMBOLLERİNDEN BİRİ OLUYOR

    Gelhat, 29 Ekim günü gündüz saatlerinde Kela Dim Dime olarak adlandırılan binadan hazırladığı saldırı gruplarını harekete geçiriyor. İlk sadırı kolunu konumlandıran Gelhat, ikinci saldırı grubunda bizzat yer alıyor. Arkadaşlarının savaşı koordine etmesi ve saldırı kolunda yer almaması gerektiği yönündeki telkinlerini “Savaşçıların çoğu yeni ve genç savaşçılar. Onlarla olmalıyım” diyerek reddediyor. Gelhat, ikinci saldırı kolu ile birlikte yerinde duramıyor, silahı ile en önde yer alıyor. Bir ara bir evin damına çıkarak, buradan Bisiving ile çetelere darbe üstüne darbe indiriyor. Komutan Gelhat, çatışmanın ortalarına doğru yer değiştirmek isterken, suikast ile vuruluyor.

    Gabar, Zagros ve Cudi’nin sarsılmaz komutanı Gelhat, Kobanê’deki kısa direnişinde bir Botan efsanesine dönüşüyor. Gelhat’ın Kobanê direnişinde kısa sürede yarattığı gelişme, DAİŞ’te yarattığı kırılma, savaşçılara aşıladığı direniş ruhu Cudi söylencelerinde rastgelinen kahramanlık efsanelerinin Kobanê’de vücut bulmasıydı. Gelhat, Botan direniş ruhunun Kobanê’de yaşam bulması oluyordu.

    ‘GELHAT’TAN SONRA DOĞU CEPHESİ DAİŞ’E CEHENNEM OLDU!’

    Komutan Gelhat’ın savaşçısı, mücadele arkadaşı Medya Doz, Gelhat’ın şehadetinden sonra doğu cephesinin DAİŞ için bir cehenneme dönüştüğünü, savaşçı yapısının Gelhat’ın intikamını DAİŞ’ten katbekat aldığını kaydediyor. Komutan Gelhat’ın Kobanê savaşında kısa sürede belirleyici bir etkisinin olduğunun altını çizen Doz, Kobanê direnişinin zaferle sonuçlanmasında Gelhat’ın en önde yer alanlardan olduğunu paylaşıyor.

    Doz, Gelhat’ın ruhunun Kürdistan dağları ve Kobanê sokaklarında her daim yaşayacağını ekliyor.

    gelhat-gabar-anma4

    gelhat-gabar-anma5

    gelhat-gabar-anma6

  • Londra’dan AKP’ye Öfke

    Londra’dan AKP’ye Öfke

    Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı ve KJA Sözcüsü Ayla Akat Ata’nın tutuklanması ve özgür basına yönelik saldırılar İngiltere’nin başkenti Londra’da yüzlerce kişi tarafından protesto edildi.

     

    Dün akşam saatlerinde Londra’nın Edmonton bölgesinde bir araya gelen yüzlerce Kürdistanlı ve dostları AKP hükümetini uyararak, Kürt halkının siyasi temsilcilerine yönelik saldırıları derhal durdurması çağrısı yaptı.

    Britanya Kürt Halk Meclisi’nin organize ettiği, Daymer, Gik-Der ve Dersim-Der’in destek verdiği eylem Edmonton bölgesinde toplanan yüzlerce kişinin yürüyüşe geçmesiyle başladı. Üzerinde ‘Kürt Halkı Büyük Saldırı Altında’, ‘İrademe dokunma’ ve ‘Medyamıza dokunma’ gibi pankartların taşındığı yürüyüşte kitle sık sık ‘Faşizme karşı birleşin’, ‘Adalet istiyoruz’, ‘Gün gelecek devran dönecek, AKP halka hesap verecek’, ‘Hırsız katil Erdoğan’, ‘Biz PKK’yiz, PKK burada’ şeklinde sloganlar atıldı.

    Yapılan uzun yürüyüşten sonra Seven Sisters bölgesine varan kitle burada bir miting düzenledi. Devrim şehitleri anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşundan sonra Britanya Kürt Halk Meclisi adına Ercan Akbal bir konuşma yaptı. Kürt halkının büyük saldırılarla karşı karşıya olduğunu ifade eden Akbal, bu saldırıların topyekün direnişleriyle boşa çıkartılacağını belirtti. Akbal, ‘Faşist Erdoğan ve çeteleri kendi iktidarlarını sürdürmek için, devletin tüm imkanlarını sefer ederek Kürt halkına saldırmaktadır. Tüm muhalif sesler kısılmış, Kürt halkının siyasi temsilcileri tutuklanıyor. Erdoğan Ortadoğu’daki kaosu daha da derinleştirme peşindedir. Kürt özgürlük hareketinin öncülüğünde halkların bir arada yaşama iradesine saldırarak faşizmin tarihini yeniden yazmaktadır. Ama çok iyi bilsinler ki, ne yaparlarsa yapsınlar Kürt halkı diz çökmneyecektir, mücadelemizi büyüterek devam edeceğiz.’’

    Akbal konuşmasının sonunda eylemleri büyütme çağrısı yaptıktan sonra, Britanya hükümetinin yaşanan insanlık ve hukuk dışı uygulamalara daha fazla sessiz kalmaması çağrısı yaptı.

    Britanya Demokratik Güçbirliği adına bir konuşma yapan Feyzullah Canpolat ise yaptığı konuşmada tüm muhaliflerin ortak direnişiyle bu saldırıların boşa çıkartılacağını belirtti.
    https://youtu.be/hnyq6ARxWI8
    Dersimliler Dayanışma derneği adına bir konuşma yapan Kudret Güneş ise Dersim bölgesinde bir hafta önce yaşamını yitiren devrimcileri de andıktan sonra, ‘Size sözümüz olsun, dizimiz toprağa değerse, alacağımız nefes bize haram olsun.’ dedi. Gülten Kışanak’ın; ‘Ant olsunki biz kadınlar en büyük kariyerimizi sizin saltanatınızı yıkarak yapacağız.’ Sözünü tekrarlayan Güneş, ‘Kışanak’a kelepçe vuran faşist zihniyeti lanetliyoruz’ diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    Yapılan konuşmalardan sonra eylem sona erdi.

    edmonton-protesto12

    edmonton-protesto11

    edmonton-protesto10

    edmonton-protesto8

    edmonton-protesto7

    edmonton-protesto4

    edmonton-protesto3

    edmonton-protesto2

  • ‘Türkiye Halklarının Britanya’daki Sesi Olacağız’

    ‘Türkiye Halklarının Britanya’daki Sesi Olacağız’

    İngiltere’nin başkenti Londra’da, Türkiye Halklarıyla Dayanışma Kampanyası (SPOT) adlı organizasyon tarafından düzenlenen, “Darbe girişiminden sonra Türkiye’de demokrasi mücadelesi” konulu konferans, sendikacıları, akademisyenleri, gazetecileri ve aydınları bir araya getirdi. Konferansın öne çıkan mesajı ‘dayanışmanın büyütülmesi ve sesi kısılmaya çalışılan hakların Britanya’daki sesi olunması’ oldu.

     

    Haftasonu yapılan konferansa Türkiye’den Yazar Aydın Çubukçu, Yazar Fehim Taştekin ve Evrensel Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat katıldı. Profesör Şebnem Korur Fincancı’nın video mesajla katıldığı konferansta İngiltere’den de İşçi Parti Milletvekili Kate Osamor, Stop the war koalisyonu başkanı Lindsay German gibi isimlerinde aralarında bulunduğu sendikacı ve politikacılar konuşmacı olarak katıldı.

    Londra merkezde bulunan Öğretmenler Sendikası (NUT) binasında gerçekleştirilen konferansın ilk oturumunda Christine Blower (NUT Genel Sekreteri), Steve Hedley (RMT sendikası Genel Sekreter Yardımcısı), Owen Tudor (Trade Union Congress – TUC, Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Başkanı), Oktay Şahbaz (Daymer sekreteri) ve Chris Baugh (PCS Genel Sekreter Yardımcısı) konuştu. Çağdaş Canpolat tarafından yönetilen panelde İngiltere’den Türkiye’deki emekçi ve sendikacılarla nasıl bir dayanışma örgütlenilmesi gerektiği tartışıldı. 15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonrası Erdoğan ve AKP hükümetinin uygulamalarının çok kaygı verici olduğunu belirten sendikacılar, Türkiye halklarının yalnız olmadığını ve onlarla dayanışmayı büyüteceklerini duyurdular.

    spot-logo
    SPOT

    Konferansın ikinci oturumunda ise Fatih Polat (Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni), Fehim Taştekin (Gazeteci Yazar), Aydın Çubukçu (Hayat Tv – gazeteci yazar) ve Ege Dündar (PEN International) birer konuşma yaparken, vize sorunlarından kaynaklı gelemeyen Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı (Türkiye İnsan Hakları Vakfı – TİHV Başkanı) konferansa bir video ile katıldı.

    Yeni Bir Dünya Savaşına Doğru Gidiyoruz

    Konferansta konuşan Yazar Aydın Çubukçu, Türkiye’de tüm gerici güçlerin savaş politikaları etrafında birleştiklerini belirterek “Muhalefeti ve onun sesi olan muhalif basını susturmaya çalışıyorlar. Bütün halk kesimlerine bir saldırı gerçekleştirildi. Kürt halkına sistemli bir saldırı var” dedi.

    spot-aydin-cubukcu3
    Aydın Çubukçu

    Çubukçu, bütün bu saldırılara karşı umutsuz olmadıklarını söyledi. Demokrasi İçin Birlik adı altında 103 örgütün bir araya gelerek yayımladığı sonuç bildirgesinin önemli olduğunu belirten Çubukçu, “Ortadoğu’da yaşananlar, dünyada yaşanacak olanların habercisidir. Size kötü bir haberim var. Son derece tehlikeli bir dönemden geçiyoruz. Bir dünya savaşına gidiyoruz. Verilen demokrasi mücadelesi bir dünya savaşını engellemek için verilmektedir. Bugünkü dayanışma konferansı çok önemlidir. Türkiye halklarıyla dayanışma önemlidir. Ama bu sadece Türkiye halklarıyla dayanışma değil, aynı zamanda kendinizle dayanışma anlamına geliyor. Çünkü bir dünya savaşını engellemeye çalışıyorsunuz.”

    sport-ege-dundar
    Ege Dündar

    Gazeteci Ege Dündar ise tehditlerin ve sürgünlerin olduğu bir ülkeden geldiklerini, ülkede çok sayıda gazetecinin hapiste olduğunu ve OHAL’ın parlamentoyu devre dışı bırakarak, darbeyi pratikte hayata geçirdiğini söyledi. Babası Can Dündar’a yapılanların ve annesinin pasaportuna el konulmasının hiçbir tarifi olmadığını söyleyen Dündar, dayanışmanın çok önemli olduğunu söyledi.

    spot-fatih-polat
    Fatih Polat

    Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat da konuşmasına, Türkiye’nin basın özgürlüğünde en kötü dönemlerinden birini yaşadığını söyleyerek başladı. 107 gazetecinin hapiste olduğunu hatırlatan Polat, kapatılan yayın organları, gazetecilerin uğradığı saldırılar hakkında geniş bir bilgi verdi. 12 televizyon ve 11 radyonun kapatılmasına da değinen Polat, bu saldırıların muhalif kesimleri susturmak için gerçekleştirildiğini söyledi.

    “İktidar kendi darbesini gerçekleştiriyor” diyen Polat, muhabirleri Cemil Uğur’un izlediği haberden dolayı örgüt üyeliğinden 15 yıla kadar hapis cezası istendiğini belirtti. “Haber Nöbeti” çalışmasının, daha fazla gazetecinin tutuklanmasının önüne geçmek için olduğunu söyleyen Polat, “Ben Gazeteciyim” kampanyasının “Gazetecilik Suç Değildir” oluşumuyla daha geniş kesimlere yayılmaya devam ettiğini belirtti.

    Ankara’nın En Büyük Korkusu Şam’ın Kürtlerin Taleplerini Kabul Etmesi

    Daha sonra söz alan Yazar Fehim Taştekin ise, Erdoğan’ın politikalarının başkanlık planları etrafında şekillendiğini söyledi. Taştekin, Erdoğan’ın özellikle Suriye politikasında cihatçı grupların desteklenmesi dahil tehlikeli yöntemler kullandığını ifade etti. Kürt kentlerinde yaşanan yıkımın Halep’teki yıkım ile eşdeğer olduğunu belirten Taştekin, Ankara’nın Suriye politikasının Kürtleri kuşatmaktan ibaret olduğunu ifade etti.

    spot-fehim-tastekin1
    Fehim Taştekin

    Taştekin konuşmasında şunları belirtti; Erdoğan, Irak ve Suriye’de bir çok kart kullandı, bu işgalci politika, arkasında bir suç listesi bıraktı. Ankara’nın şu anki en büyük korkusu, Şam’ın Rojava’daki özerkliği kabul etmesi gibi bir girişime gitmesidir. Türk silahlı kuvvetlerinin şuan Daiş’e karşı savaşıyormuş görüntüsü verdiği operasyon tamamen Kürtleri ablukaya alma çabasıdır. Barış sürecini bozması ve PKK ile yeniden savaşın başlatılması da Rojava ile bağlantılıdır. Devletin Cizre’de, Diyarbakır’da yaptığı yıkım, Halep’te yaşanan yıkım ile eş değerdedir. Türkiye içerde barış süreci, dışarıda komşularla sıfır sorun politikasından herkes ile savaş durumuna gelmiştir. İçte savaş, dışarda savaş durumu yaşanmaktadır.’’

    Konferans daha sonra atölye çalışmaları ile devam etti. Konferansın son oturumunda ise, Türkiye halkları ile dayanışma kampanyasının nasıl şekilleneceği tartışıldı.

    En son oturumda, Kate Osamor (İşçi Partisi milletvekili ve gölge devlet bakanı), Lindsey German (Stop The War), Prof. Dr. İbrahim Sirkeci (Regents Üniversity London) ve Sean Hoyle (RMT Başkanı) konuşmacı olarak katıldı.

    DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek’in duruşmasına katılmak üzere bir süre önce Amed’te bulunan İşçi Parti milletvekili ve gölge kabine üyesi Kate Osamor AKP hükümetinin saldırılarıyla ilgili duyduğu kaygıları dile getirdi. Osamor konuşmasına Türkiye’de sendikalara, muhaliflere, gazetecilere, siyasetçilere saldırılar olduğunu ve bunun karşısında durulması gerektiğini ifade ederek başladı.

    spot-kate-osamor
    Kate Osamor

    ‘Britanya Dışişleri Bakanlığı Bana Diyarbakır’a Gitme Dedi’

    Diyarbakır ziyareti izlenimlerini de aktaran Kate Osamor, gitmeden önce Britanya dışişleri bakanlığının kendisini Diyarbakır’a gitmeme konusunda uyardığını ifade etti. Osamor; ‘‘Bu salondaki birçok kişinin de oy verdiği HDP’nin siyasi temsilciler Türkiye’de siyaset dışına itilmeye çalışılıyor. Diyarbakır Büyükşehir belediyesi eşbaşkanlarının gözaltına alınması ile ilgili Britanya dışişleri bakanlığı yetkilileri ile bir görüşme yaptım. Ancak kendileri bana, Amed’te görevlilerin olmadığını ifade ettiler. Buradan da görebiliyoruz ki bölge görmezden geliyor, Britanya’nın orada bir gözü yok. Ben kısa bir süre önce Amed’i ziyaret ettim. Ziyaretimden önce Dışişleri bakanlığı bana, gitmemem gerektiği konusunda bir uyarıda bulundu. Güvenliğim için bana gitme diyen Britanya dışişleri bakanlığı uyarısına rağmen gittim, çünkü oradaki halkın benim güvenliğimi sağlayacağını biliyordum. Ama ben buna rağmen DBP Eş genel başkanı Kamuran Yüksek’in duruşmasına katılmak için Unite Sendikası temsilcisi ile beraber gittim. Çünkü hepimizin bu noktada sorumluluğu var.’

    Milletvekili Osamor, Sivil toplum ile beraber baskıya ve saldırılara uğrayan halkın sesi olmaya devam edeceklerini ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.

    spot-oktay-sahbaz
    Oktay Şahbaz

    Türkiye Halklarıyla Dayanışma-SPOT tarafından organize edilen bir günlük konferansın sonunda yapılan değerlendirmede bu konferansın kendilerinin ilk çalışması olduğunu ve bundan sonra bu yönlü çalışmaları hızlandırarak Türkiye’deki halklarla dayanışmayı büyütecekleri ifade edildi.