Category: slıder

  • Britanya vatandaşı mülteciler Dunkirk’in sefaletine saplandı

    Britanya vatandaşı mülteciler Dunkirk’in sefaletine saplandı

    Fransa’nın liman kenti Calais’e  20 mil uzaklığındaki Dunkirk mülteci kampındaki çadırlar acılara ev sahipliği yapıyor. Dunkirk’te bulunan mültecilerin çoğunluğu Kürt iken tamamının amacı Britanya’ya geçebilmek.

    Haber-fotoğraf:Erem Kansoy

    Özellikle çoğunluğunu Kürt’lerin oluşturduğu Dunkirk kampında bulunan ve Britanya pasaportuna sahip 2 yetişkin erkek defalarca İngiliz yetkililere İngiltere’ye giriş için başvuruda bulunsalarda halen giriş izni alamadılar. Eşleri ve çocukları ile Dunkirk’in sefaletine sıkışıp kalan İngiliz vatandaşları adalet bekliyor. Bununla beraber geçtiğimiz haftalarda İngiliz mahkemesinin, özellikle Britanya’da yakınları bulunan mülteciler ile ilgili verdiği olumlu karara rağmen İngiliz vatandaşı iki yetişkinin halen Dunkirk’te sıkışıp kalması İngiltere’nin mülteci sorunundaki ciddiyetsizliğinide sorgulamaya zorlayan cinsten.

    Avrupa’nın en zor koşullarına sahip olan kampta, kış aylarınınn ağır hava koşulları, açlık, susuzluk ve sağlık sorunları ile boğuşan Dunkirk’deki mülteciler yetmezmiş gibi birde Fransız polisinin baskı ve müdahalelerinekarşıda direniş gösteriyor.

    dunkırk 1

    Yaklaşık 2000 kişilik mülteci nüfusu ile giderek büyüyen kampta bulunan insanların tek amacı gemi yoluyla İngilter’ye geçiş yapabilmek. Ağır koşullar nedeniyle kamp sakinlerinin büyük bölümü salgın hastalıklarla da boğuşuyor. Kampta ölü bulunan sokak hayvanları ve farelerin yaydığı hastalıkların yanısıra, şiddetli yağmur ve soğuk hava ile ilaç bulunamaması da mültecilere adeta sefaleti yaşatıyor.

    Hemen hemen Calais ile ayni koşullara sahip kampta uzun süredir ailesi ile İngiltere’ye geçmeyi bekleyen Rawand Aziz aslında 2009 yılında İngiliz vatandaşlığına kabul edilmiş ve bugünün  koşullarında sadece kendisi olmak üzere dilediği her an İngiltere’ye giriş yapabilmesine rağmen Aziz’in eşi ve çocuğu ülkeye alınmıyor. Bu sebeple Aziz defalarca İngiltere’ye ailesi ile beraber gelebilmek adına defalarca başvuruda bulunsa da bir sonuç elde edemedi. Öte yandan geçtiğimiz günlerde İngiltere başbakanı Davi Cameron bir açıklamasında Avrupa’daki mültecilerle ilgili de konuşurken, “İngiltere’ye yasadışı yollardan girmeye çalışan bir grup insan” ifadeleri ile yaşananları basitleştirmeye çalışsada aslında özellikle Fransa ve İngiltere arasındaki mülteci krizi çok derin ve karmaşık bir durum. Geçtiğimiz günlerde İngiliz mahkemelerinin aldığı bir karar ile İngiltere’de yakınları bulunan mültecilerin girişi onaylanmıştı. İngiliz mahkemesi geçen hafta, İlticacıların önünü açacak ve Britanya’ya ulaşmalarını sağlayacak olumlu bir kararla neticelenen davada, 3 çocuk ve 1 yetişkin Suriyeli İngltereye getirilmişti. Yakın aileleri İngiltere’de uzun yıllardır yaşam sürdüren Suriyeli’ler yaklaşık 11 aydır Calais’teki kampta konaklıyorlardı. Avrupa Birliği ülkelerinin Dublin III yasası uygulamasına göre İngiltere’de Home Office’in burada ailesi veya yakını olan ilticacılara incelemelerin yapıldıktan sonra iltica hakkını vermesi gerekiyor. Britanya’da ailesi  veya yakını bulunan binlerce ilticacının İngiltere’ye giriş yapma kapılarının açıldığını gösteren dava neticesinde Aziz’in durumunda olanlar ise hangi kapsamda değerlendirileceği merak konusu.

    Uzun zamandır Dunkirk’te eşi Hataw ve oğlu Oscar ile beraber İngiltere’ye kabul edilmeyi bekleyen 35 yaşındaki Aziz’in sıradışı durumuna benzer bir sıkıtıyı, yine ayni kampta sıkışan 31 yaşındaki Saman Sharif’de zor günler geçiriyor. Eşi Shukry ve 4 çocuğu ile Dunkirk’te zor koşullara göğüs germeye çalışan Sharif’de Irak Kürt’lerinden.

    Dunkirk’te sıkışan her iki Irak’lı Kürt’de Amerika ve İngiltere’nin 2003 yılındaki Saddam Hussein rejimine müdahalesi öncesinde İngiltere’ye Calais üzerinden giriş yapmışlardı. İngiltere’de yerleşik bir yaşam ve mükemmel İngilizcelerine rağmen iş bulamayan her iki yetişkin de aileleri ile beraber olabilmek adına Dunkirk’e dönüş yapmışlardı. Hala hazırda 2003 yılında evli bulunana Sharif İngiltere’de yaşam süressi boyunca sık sık Irak, İran ve Kürdistan bölgelerine ailesi ve büyüyen çocuklarını görmek için gidiyordu. 8 yıl boyunca İngiltere’nin Birmingham bölgesinde yaşayan Sharif ailesini de ingiltereye getirmek için her yolu denedi fakat ingiliz devleti kabul etmemeye devamediyor.

    Sharif 2007 yılında tam olarak ingiliz vatandaşlığını almasına rağmen son dönemlerde bulup çalıştığı işte yeterince gelir elde edememesi nedeniyle aynen Aziz’in de içinde bulunduğu durum gibi ‘ekonomik sebeplerden’ dolayı ailesini İngiltere’ye yasal getiremiyor.

    Her iki ailede, geçtiğimiz hafta kampı ziyaret eden İngiliz İşçi partisi lideri Jeremy Corbyn’in kampı ziyaretinde verdiği vaadetlere ümit bağlamış durumda ve bekleyiş içerisinde. İngiliz mülteci birliğiğininde konu ile ilgili ailelere verdiği açıklamada ‘öncelikle Fransa’ya iltica başvurusunda bulunun, ardından İngiltere’ye transferiniz için başvurularda bulunursunuz’ mesajı verildi.

    Tüm yasal denemeler ve çabalardan sonuç alamayan aileler halen Dunkirk’in çamurunun içerisinde sefalet ve büyük zorluklar ile güne uyanıyor. Fotoğraflar:(Arşiv-Fransa’da Dunkirk kampının 20mil uzağındaki Calais ‘the jungle’ mülteci kampından, görüntüler)

    dunkırk 2

     

     

     

  • DAY-MER Kongresinde mücadele kararlılığı

    DAY-MER Kongresinde mücadele kararlılığı

    Londra’da çalışmalarına 1989 yılında başlayan Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER) 18. Olağan kongresini Londra’da gerçekleştirdi. Pazar günü, Londra Toplum Merkezi’nde kalabalık bir üye katılımıyla gerçekleştirilen kongre saygı duruşu ile başladı.

    Haber-Foto: Arif Bektaş

    Kongrenin açılış konuşmasını yapan Başkan Aslı Gül, çalışmaların daha da güçlendirilerek ve daha fazla üyenin bu çalışmalara katılmasıyla ilerlemesi gerektiğini vurgulayarak, özellikle Türkiye’deki saldırı ve katliamlara karşı daha fazla dayanışma eylemlerinin örgütlenmesi gerektiğini söyledi. Emperyalistlerin pazar ve paylaşım kavgaları sonucu milyonlarca insanın evinden yurdundan edildiğini belirten Gül, bu politikalar sonucu Avrupa yolunu tutan göçmenlerin ya denizlerde can verdiğini ya da geldikleri ülkelerde ırkçı-faşist saldırıların hedefi olduğuna vurgu yaptı. Tüm üye ve dostlarına da çağrı yapan Gül, daha kararlı ve ısrarlı çalışmaların örgütlenmesinin önemine değindi.

    Daha sonra seçilen divanla devam eden kongrede faaliyet raporu, İngiltere’deki gelişmeler, Türkiye’deki gelişmeler ve dayanışma kampanyaları, kadın komisyonu raporu, gençlik komisyonu raporu ve mali rapor kongreye sunuldu.

    Konuklar “birlikte mücadeleye devam” dedi

    Kongreye katılarak dayanışmada bulunan Savaş Karşıtı Koalisyon yöneticisi Chris Nineham, DAY-MER’in çalışmalarının her geçen gün daha etkili ve önemli olduğunu belirterek, Türk devletinin Kürtlere karşı uyguladığı katliamlara karşı kamuoyunun bilgilendirilmesinin önemine vurgu yaptı. Nineham, batılı ülkelerin yarattığı felaketlerin ortada olduğunu, İngiltere gibi ülkelerin, IŞİD’i destekleyen ülkelerle hala dost olduğunu ve onlara silah sattığını belirterek, dolayısıyla asıl IŞİD’i yaratanın da batılı emperyalistler olduğunu söyledi.

    Sendikalar ve Sosyalistler Coalisyonu (TUSC) yöneticisi Paula Mitchell de konuşmasında, Kürt halkının ve Türkiye emekçilerinin mücadelesinin yanında olduklarını belirtti. Zenginlerin daha fazla zengin olduğunu ve buna karşılık işçi ve emekçilere hala kemer sıkma dayatıldığını söyleyen Mitchell, bu saldırılara karşı DAY-MER’le daha güçlü bir mücadele öreceklerini kaydetti.

    “Faşizme Karşı Duruş” Eş Başkanı Weyman Bennett, Halklar Meclisi Başkanı Sam Fairbairn ve Tamil Dayanışma Kampanyası adına da birer konuşma yapılarak birlikte, daha kararlı çalışmalar önerildi.

    “Tarihi sorumluluklarımız var”

    Konukların konuşmaları ve raporların okunmasından sonra eski yönetimden konuşma yapan Ahmet Sezgin, “İngiltere’deki siyasi ve ekonomik saldırılara karşı daha etkili bir çalışmayı, yaşadığımız alanlarda örgütlemeliyiz” dedi. “Bu mücadelede, bir DAY-MER üyesi veya yöneticisi olmak ayrıcalıktır” diyen Sezgin, yapılan çalışmalara daha fazla kişinin katılması için tüm alanlarda ısrarlı bir politikanın sonuç vereceğini söyledi.

    Türkiye’deki gelişmeler ve DAY-MER’in İngiltere’de örgütlediği dayanışma çalışmalarına da değinen Sezgin, “Diktatörlüğe hızla ilerleyen bir zihniyete karşı mücadeleyi yükseltme aciliyetini dayatıyor. Tarihi sorumluluklarımız var. Yarın geç kalmış olmamamız gerekiyor. Bunun için herkesin mücadelenin bir tarafından tutarak, katliamlara ve yok sayma politikarını boşa çıkarmalıyız” dedi.

    Konuşmalardan sonra seçime geçildi ve yapılan oylamanın sonunda, Oktay Cinpolat, Aslı Gül, Oktay Şahbaz, Arif Bektaş, Selvi Özdemir, Taylan Aytaç, Güngör Kuş ve Metin Sağır yeni yönetim kuruluna seçildi.

     

    DAY-MER Kongresinde mücadele kararlılığı 5
    Kongrede seçilen yeni yönetim kurulu üyeleri

    DAY-MER Kongresinde mücadele kararlılığı 1

  • Tahir Elçi Amnesty International’da anıldı

    Tahir Elçi Amnesty International’da anıldı

    Geçtiğimiz Kasım ayında Diyarbakır’da katledilen Diyarbakır baro başkanı Tahir Elçi, Londra’da düzenlenen, arkadaşları ve eşi Türkan Elçi’nin de katıldığı bir etkinlikle anıldı.

    Haber: Tom Webb

    Tahir Elçi, 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır’ın merkezindeki tarihi dört ayaklı minare ve diğer tarihi eserlerin korunması için yaptığı basın açıklaması sırasında çatışma süsü verilerek katledilmişti. Üzerinden geçen onca zamana rağmen olayı aydınlatmaya yönelik hiçbir somut çalışma yürütülmemişti.

    Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), 1990’larda Türkiye’nin en karmaşık bölgesinde bulunan Cizre’de tüm imkansızlıklara rağmen korkusuzca, insan haklarını savunarak, işkence görenlerin, gözaltına alınanların, kaçırılanların yanında olan ve onların haklarını korkusuzca savunduğunu belirttiği; Türkiye Uluslararası Af Örgütü kurucularından olarak tanımladığı Tahir Elçi için geçtiğimiz Çarşamba günü, Londra’nın Shoreditch bölgesinde bulunan merkezinde bir anma gerçekleştirdi.

    Tahir Elçi Amnesty International’da anıldı 1

    Anmada İngiltere Hukuk Derneği başkanı Tony Fisher ve Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye araştırmacısı Andrew Gardner’in yanı sıra, Tahir Elçi’nin yakın arkadaşı, yazar, insan hakları savunucusu Orhan Kemal Cengiz ve Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi’de konuşma yaptılar.

    FİSHER: ELÇİ KARARLI VE KORKUSUZ BİRİYDİ

    Tony Fisher konuşmasına böyle bir panelde konuşma hazırlamanın kendisi için ne kadar zor olduğu ve aslında böyle bir konuşma yapmayı zaman zaman hiç istemediğini belirterek başladı. Bu konuşmanın aslında Tahir Elçi için hep yapmayı istediği ve imkan bulamadığı kişisel vedası olduğunu da vurgulayarak Elçi ile olan tanışmalarını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki sıkça karşılaşmalarından bölümler anlatarak devam etti. Tahir Elçi’nin kararlı, korkusuz ve çok önemli bir insan hakları savunucusu olduğunu sıklıkla vurguladı. Elçi ile olan anılarını anlatırken yer yer sesinin titremesi ve duraklaması duygusal anlara yol açtı.

    CENGİZ: EN ÇOK DİYARBAKIR’DA GÜVENDE OLACAĞINA İNANIYORDUK

    Panele Türkiye’den katılan Orhan Kemal Cengiz, Elçi’nin bilinmeyen yönlerini, savunduğu davalarla ilgili kendilerine çıkarılan zorlukları ve Elçi’nin bu zorlukların üstesinden gelmek için ne kadar çaba sarf ettiğinden bahsetti. Tahir Elçi ile yaptıkları sohbetlerde duyduğu korkunç hikayelere inanmakta güçlük çektiğini ve gerçekleri gördükçe dehşete kapıldığını vurgularken, Elçi’nin bir davadaki pratik düşünüşünü ve davayı çözüme ulaştırışını şöyle anlattı; ‘7-8 köy Türk Silahlı Kuvvetleri uçakları tarafından havadan bombalanmıştı. Bu dava yıllar sürdü. Tahir en sonunda o bölgede, bombalama yapılan saatlerdeki uçuş yapmış tüm uçakların bilgilerini havacılık merkezinden istetmiş, sözü geçen savaş uçaklarının tamda o saatte bombalanan yerlerin üzerinde uçtuğunu ispatlayıp davanın kazanılmasına yol açmıştı.’ Konuşmasının bir yerinde Elçi’nin CNN Türk’te katıldığı Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programındaki PKK ile ilgili yorumları sonrası üzerinde oluşan yoğun linç etme ve baskı politikası döneminde Diyarbakır’dan uzaklaştırıp güvene almadıklarına pişman olduğu zamanda, Elçi’nin Ankara metrosunda uğradığı fiziksel saldırıdan sonra aslında Diyarbakır’da çok daha güvende olduğuna inandığını anlattı. Televizyon programından sonraki dönemin aslında Elçi’nin yaşamının nasıl bir cehennem havasında geçtiğini o zaman kavradığını duygulanarak sözlerine ekledi.

    GARDNER: EN UMUTSUZ ZAMANLARDA BİLE ELÇİ UMUT OLURDU

    Uluslararası Af Örgütü Türkiye araştırmacısı Andrew Gardner konuşmasına Tahir Elçi’nin 1993 yılından itibaren davasına baktığı bir aile ile olan karşılaşmaları anlatarak başladı. Aileye tek umut veren, tek sevinç kaynağı olan şeyin Tahir Elçi’nin avukatları oluşunu söylediklerini, onların davalarını tüm zorluklarına rağmen sonuna kadar ve korkusuzca götürüşünü anlattı. Elçi’yi tanıdığı andan itibaren samimiyetini, içtenliğini, umut dolu oluşunu, kibarlığını gördüğünü ve bunun yanında büyük bir insan hakları savunucusu oluşunu hayranlıkla izlediğini konuşmasına ekledi. ‘Tahir’in insan hakları savunucusu olarak iyi bir rol model oluşunun sadece Diyarbakır gibi doğu illerinde değil aynı zamanda İzmir, İstanbul gibi batı illerinde de etkili oluşu, onun bir tehdit ve hedef olarak görülmesinde büyük etken olmuştur’ dedi. Tahir Elçi’nin Doğu ve Güney Doğu’da olan insan hakları ihlallerini anlatabilmek için ne kadar çabaladığını birkaç kez tekrarladı. Kendisinin en umutsuz olduğu durumlarda bile Elçi’nin ona umut olduğu günleri anlattı.

    TÜRKAN ELÇİ: SADECE BİZİM DEĞİL, İNSAN OLMAYI BAŞARABİLEN HERKESİN KAYBIDIR

    Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi düzenlenen bu panele gelme konusunda tereddüt ettiği ve geldiğine çok memnun olduğunu belirterek başladığı konuşmasına, eşinin ne kadar sakin, anlayışlı, umut dolu olduğunu anlatarak devam etti. Büyük bir insan hakları savunucusu olan Elçi’nin sadece kendilerinin değil insan olmayı başarabilen herkesin bir kaybı olduğunu söyleyerek sözlerini bitirdi.

    Panel izleyicilerinden de Tahir Elçi ile tanışmış ve anıları olanların yanı sıra hiç tanımadığı halde üzüntülerini dile getirenlerin ardından Olcay Bayır’ın keman ve gitar eşliğinde seslendirdiği iki eser sonrası Milena Buyum Jackson organizesinde gerçekleşen panel sona erdi. Panel sonrası Tahir Elçi’yi katledenlerin biran önce bulunmasını talep eden dilekçeler imzaya açılırken, Elçi için hazırlanan anı defterine de katılımcılar tarafından duygu yüklü yazılar yazıldı.

  • Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi

    Pazar günü İngiltere’nin Doncaster şehrindeki Alevi Kültür Merkezi-Cemevi salonunda 2. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştiren Britanya Alevi Federasyonu (BAF) yeni yönetimini belirledi. İsrafil Erbil yeniden BAF başkanı olarak seçildi.

    Yoğun bir katılımın olduğu kongrede delegeler “devletin değil, vicdanın Alevisi kalmak için laiklik mücadelesine devam edeceğiz” mesajı verdi.

    ÇERAĞ’IN IŞIĞI YOLUMUZA, GÜLBANGLARIMIZ VİCDANIMIZA VE SAYGI DURUŞUMUZA EŞLİK ETTİ

    BAF İnanç Kurulu dedelerinden Mehmet Yüksel, Hüseyin Gazi Metin dede tarafından delil uyandırıldıktan sonra, insanlık, barış, emek, demokrasi, eşitlik, adalet ve laiklik için yitirdiklerimize gülbang eşliğinde saygı duruşu başlayan genel kurulun Divan Başkanlığını Turan Eser, Divan Üyeliklerini Semih Savaşel, İsmail İpek, NuralEkiztaş, Fatma Polat yaptı.

    BAF Genel Başkanı İsrafil Erbil açılış konuşmasında “Britanya Alevi örgütlenmesinin ulusal sınırlar içine hapsolmayan, küresel bir hareket haline geldiğini” ifade ederek, “BAF’ın artık Avrupa’da, Türkiye’de verilen Alevi mücadelesinin her alanında olduğuna” vurgu yaptı. “BAF bileşenlerinin birlik ve beraberlik içindeki mücadelesi sonucu iki yıllık çalışmalarına bakıldığında, her güne bir ya da bir kaç faaliyetin ve çalışmanın konulduğuna” işaret etti. Erbil “tüm bu kazanımlar ve çalışmalar BAF üyesi AKM-Cemevlerininin ve üyelerinin eseridir” değerlendirmesi yaptı.

    İsrafil Erbil İki yıllık kazanımların korunması, geliştirilmesi için, önümüzdeki sürece daha güçlü ve kararlılıkla yürümek zorunda olunduğunu ifade etti.

    Tüm AKM Başkanları, Britanya Alevi Kadınlar Birliği, Britanya Alevi Gençlik Federasyonu, Britanya Alevilik Çalışmalar Grubu adına yapılan konuşmalarda birliğin, Alevi mücadelesine sahip çıkılmasının, cemevlerindeki eğitim, kültür, kadın ve gençlik çalışmalarına önem verilmesi gerektiğine vurdu yapıldı.

    İSRAFİL ERBİL GÜVEN TAZELEDİ

    İkinci Olağan Genel Kurulu oy birliği ile Yönetim, Denetim ve Disiplin kurullarını seçti.İlk toplantısını Genel Kurulun ardından Doncaster Alevi Kültür Merkezi-Cemevi’nde yapan yeni seçilmiş yönetim kurulu üyeleri görev paylaşımını gerçekleştirdi.

    BİRLİKTE AKP ASİMİLASYON PAKETİNİ VE SALDIRILARINI DURDURABİLİRİZ

    BAF Genel Kurulu Türkiye’de yaşanan şiddet ortamındaki gelişmelerden dolayı yaşanan endişelerin arttığını ve ülkenin kritik bir süreçten geçtiğine vurgu yaptı.

    Bu kritik süreçte özellikle Alevilerin büyük bir baskı, yaşam endişesi ve tehlike altında olduğunu belirtildi.

    Genel Kurulda yapılan konuşmalar ve verilen mesajlarda, Aleviliği bitirmek, cemevlerini ve dedeleri devletleştirmek isteyen AKP’nin yeni saldırı paketlerini geri püskürtmek için Alevi hareketinin Türkiye ve Avrupa çapında birlikte mücadele zeminlerini yaratması talep edildi.

    AKP hükümetinin tek taraflı asimilasyon dayatmalarına karşı etkili ve sonuç alıcı bir mücadele yöntemleri ve ortak mücadele sağlanmadığı taktirde, Alevi toplumun ciddi kayıplara ve tahribatlara maruz kalacağı belirtildi.

    AKP’nin Türkiye’de yarattığı bu şiddet ortamında, radikal İslamcı cihadistlerin Alevilerin yerleşim birimlerine, cemevlerine kadar girip tehdit ettiği ortamda daha katılımcı, kararlı, uyumlu ve samimi bir mücadele ortamının yaratılmasına ve bunu birlikte hayata geçirerek, kavgamızın hane içinde birbirimiz tüketerek değil, mücadele enerjimizi hane içine rekabetlere boşaltarak değil, kavgamızın Aleviliği yok etmeye adamış zalimlerin zulmüne karşı vermemiz ve enerjimizi ise eşit yurttaşlık ve eşit haklar için sokakta direneceğimiz demokratik mücadele alanına taşınmasının gerekliliği ifade edildi.

    GÖREV PAYLAŞIMI

    BAF’ın 20 kişilik Yönetim Kurulu’nun kendi arasında yaptığı görev paylaşımı ile görev dağılımları şu şekilde oldu:

    BAF – BRITANYA ALEVI FEDERASYONU YONETIM KURULU

    GENEL BAŞKAN
    Israil Erbil (Genel Başkan)
    GENEL BAŞKAN YARDIMCILARI
    Zeynep Demir (Bşk.Yardımcısı) Aynur Akel (Bşk. Yardımcısı)
    Tugay Hurman ((Bşk. Yardımcısı) İsmail Aslan (Bşk. Yardımcısı)
    Mahmut Aydoğan ((Bşk. Yardımcısı)  
    GENEL SEKRETERLER
    Savaş Hurman (Gen. Sekreter) Haydar Ulus (Gen. Sekreter)
    GENEL SAYMANLAR
    Nadide Köroğlu (Gen. Sayman) Canan Yeşiltepe (Gen. Sayman)
    KÜLTÜR VE SANAT SEKRETERLİĞİ
    Savaş Hurman  
    CENAZE FONU
    Hüseyin Üzüm  
    EĞİTİM SEKRETERLERİ
    Tugay Hurman Haydar Ulus
    Canan Kaya  
    DİPLOMASİ-DIŞ İLİŞKİKLER VE HUKUK
    Haydar Ulus Savas Hurman
    PROJE VE KAYNAK YARATMA
    Mahmut Aydoğan  
    BASIN VE YAYIN
    Başkan ve BaşkanYardımcılar  
    YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
    Adil Sipar Zekeriya Armut
    Kenan Ekiztaş Mehmet Sağ
    Mehmet Durna Maksut Demir
    Ali Ekber Aktepe Salman Macit

     

    DENETLEME KURULU ÜYELERİ
    Fatma Opan Reyhan Resul
    Ali Demir Özcan Işık
    Sabit Kurnaz  

     

    DİSİPLİN KURULU ÜYELERİ
    Elvan Akın İsmail İncedal
    Erdal Pehlivan Haydar Yılmaz
    Ali Polat  

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 1

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 2

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 3
    BAF Yeni yönetim kurulu
    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 4
    İsrafil Erbil yeniden BAF Başkanı olarak seçildi

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 5

    Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi 6

  • Giydiklerinizi Suriyeli çocuk Mülteciler Üretiyor!

    Giydiklerinizi Suriyeli çocuk Mülteciler Üretiyor!

     

    İngiltere’nin en büyük giyim mağazaları zincirinden iki tanesi olan Next ve H&M’in Türkiye’deki tekstil fabrikalarında Suriyeli çocuk işçilerin çalıştırıldığı ortaya çıktı.

     

    Independent gazetesinde yer alan bir habere göre, İngiltere’de faaliyet gösteren iki büyük giyim markası Next ve H&M, Türkiye’deki tedarikçilerinde Suriyeli çocukların çalıştırıldığını tespit etti.

    Bu iki firmada Suriyeli çocuk işçi çalıştırıldığının ortaya çıkmasının ardından, Türkiye’den mal alan diğer giyim markalarından da üretimde Suriyeli çocukların çalıştırılıp çalıştırılmadığını kontrol etmeleri istendi.

    Independent’ın haberi şöyle devam ediyor:

    “Çin, Kamboçya ve Bangladeş’le birlikte Türkiye, İngiltere’de satılan tekstil ürünlerinin en büyük üreticilerinden. Topshop, Burberry, Marks&Spencer ve Asos gibi markalar da Türkiye’de üretim yaptırıyor. Türkiye ayrıca 2.5 milyondan fazla göçmen ile dünyada en fazla Suriyeli barındıran ülke.”

    Haber, Londra merkezli İş ve İnsan Hakları Kaynak Merkezi’nin (BHRRC) Suriyeli göçmen çocukların çalıştırıldıkları iddiasını inceledikleri rapora dayandırılıyor.

    Rapor, Türkiye’nin Suriyeli mültecilere kapılarını açmasını övgüyle karşılayan örgüt, raporunda Türk yetkililerin Avrupa Birliği ile yeni varılan anlaşma gereğince geçtiğimiz günlerde Suriyelilere çalışma izni verileceğini açıkladığını hatırlatıyor.

    Gazete Türkiye’de binlerce Suriyeli’ye 1300 TL olan asgari ücretin çok altında ücret verildiğini yazıyor.

    Hem Türkiye yasaları hem de uluslararası mevzuat 12 yaşın altındaki çocukların çalıştırılmasını yasaklıyor.

    İtiraf eden iki marka var

    BHRRC, Suriyeli mülteci çocukların Türkiye’deki konfeksiyon atölyelerinde sömürülmesini incelediği çalışması kapsamında geçen ay 28 markaya, Suriyeli çocukların ve yetişkinlerin Türkiye’deki tedarikçileri tarafından sömürülmesi riskine karşı yürüttükleri çalışmaları sordu.

    Gelen yanıtlarda, firmalar arasında H&M ve Next, geçen yıl boyunca çocuk işçi çalıştırıldığı tespitini kabul eden iki marka oldu.

    Primark ve C&A ise tedarikçi firmalarda Suriyeli göçmen yetişkinlerin çalıştırıldığını tespit etti.

    Adidas, Burberry, Nike, Puma ile bünyesinde Topshop, Dorothy Perkins ve Burton markalarını bulunduran Arcadia Group ise tedarikçilerinde Suriyeli göçmen işçi çalıştırılmadığını belirtti.

    Rapora yanıt verenlerden M&S, Asos, Debenhams ile Superdry ise Suriyeli göçmen işçilere ilişkin bir açıklama yapmadı.

    Aralarında GAP, New Look ve River Island’ın bulunduğu 10 firma ise henüz kurula yanıt vermedi.

    BHRRC yöneticisi Phil Bloomer, Suriyeli çocuk işçilerin çalıştırıldığını tespit eden firmaların dürüstlüklerinden dolayı takdir edilmesi gerektiğini belirtip diğer firmalara da meseleyi ciddiyetle ele almaları çağrısında bulundu.

    Bloomer, rapor sonuçlarının Türkiye’de çocuk göçmen işçi çalıştırılmasının yaygın olduğunu gösterdiğini söyledi. Kaynak: BBC Türkçe

  • Kadınların Oxford Circus’taki Eylemine Faşist Saldırı (YENİLENDİ)

    Kadınların Oxford Circus’taki Eylemine Faşist Saldırı (YENİLENDİ)

    Başta Cizre olmak üzere Kürdistan’ın birçok kentine yönelik Türk devletinin saldırılarını protesto etmek amacıyla dün akşam üzeri Londra merkezinde bulunan Oxford Circus’ta kadınların yaptığı eyleme bir grup faşist saldırdı.

    Akşam saatlerinde Oxford Circus’ta bir araya gelen Roj kadın meclisi üyesi kadınlar Türk devletinin saldırılarını protesto etti. Sık sık Türk devleti ve Daiş karşıtı sloganlar atan kadınlar daha sonra ana yolda kısa süreli bir oturma eylemi gerçekleştirdi. Oturma eylemi esnasında motosikletli bir kişi kadınlara sözlü sataşmada bulundu. Daha sonra sayıları artan motosikletli grup kadınlara sözlü saldırıda bulunmaya devam etti.

    Kadınlarla faşist grup arasında çıkan arbedede Yıldız Culcu adındaki kadın baygınlık geçirdi. Olay yerine gelen ambulansta ilk tedavisi yapılan Culcu daha sonra polisler tarafından gözaltına alındı. Sağlık sorunları devam etmesine rağmen ve mağdur durumda olmasına rağmen polisler tarafından gözaltına alınan Culcu Charing Cross polis karakoluna götürüldü.

    Saldıaran faşist gruptan pakistanlı bir kişi de gözaltına alındı. Kadınlar yürüyüş halinde Charing Cross polis karakoluna yürüyüşle giderken faşist grubun sözlü ve fiziki saldırıları devam etti. Kadınlar faşist grup hakkında karakola şikayette bulundu.

    Gözaltındaki Yıldız Culcu adlı kadın aktivist gece geç saatlerde serbest bırakıldı.

    https://youtu.be/AQp5x_eMVLs

    Kadınların Oxford Circus’taki Eylemine Faşist Saldırı 1

    Kadınların Oxford Circus’taki Eylemine Faşist Saldırı 2

    Kadınların Oxford Circus’taki Eylemine Faşist Saldırı 3

    Kadınların Oxford Circus’taki Eylemine Faşist Saldırı 1

    Kadınların Oxford Circus’taki Eylemine Faşist Saldırı 5

    Kadınların Oxford Circus’taki Eylemine Faşist Saldırı 6
    Charing Cross polis istasyonu önündeki bekleyiş devam ediyor
  • Avrupa Parlamentosunda, Öcalan’a Barış ödülü

    Avrupa Parlamentosunda, Öcalan’a Barış ödülü

    AP’de gerçekleştirilen Uluslararası Kürt Konferansı’nda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a Uluslararası Barış Bürosu’nun “Barış Ödülü” taktim edildi.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy/Brüksel

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a Uluslararası Barış Bürosu’nun “Barış Ödülü” ile İtalya’nın Palermo kentinin “Onursal Vatandaşlığı” verildi. Ödül ve belgeleri, PKK liderinin yeğeni olan HDP Urfa Milletvekili Dilek Öcalan teslim aldı.

    ocalan odul 3

    Uluslararası Barış Bürosu temsilcisi Dr. Maria Pia Indelicato, ödülü takdim ettiği sırada yaptığı konuşmada, “Nelson Mandela Apartheid rejimine karşı mücadele ediyordu, Öcalan da kendi halkının özgürlüğü için mücadele ediyor” ifadelerini kullandı.”

    Öcalan’ın hedefinin demokratik konfederalizm olduğunu da sözlerine ekleyen Indelicato, “Kürdistan’ı Halepçe katliamı yıldönümü anmasında ziyaret ettim, çok güzel bir ülke. Öcalan 17 yıldır tutuklu, tutukluluk şartları da çok ağır. Ailesini göremiyor, avukatları ile görüşemiyor. Türk devleti İmralı cezaevindeki tutsaklara yönelik baskı politikasını ağır bir şekilde sürdürüyor. Biz de olan bitenden endişeliyiz. Türk devletinden avukatların Öcalan’ın ve diğer tutsakların yanına gitmesine olanak vermesini, CPT’nin müdahale etmesini, Avrupa Birliği’nden de özgürlüğüne kavuşması için girişimde bulunmalı.” Dedi.

    Dr. Maria Pia Indelicato gazetemize verdiği reportajda, “Öncelikle Öcalan’a verdiğimiz ödülle işe başladık fakat bunun devamı gelecek, ödül sadece başlangıç. Biz Kürt’lere yardım etmek istiyoruz çünkü, şuana kadar Kürt’ler için çıkarılan sesi dünyaya yaymak ve milyonların bu sesi çıkarmasına katkıda bulunmak istiyoruz. Daha fazla insanın gerçekleri öğrenmesi ve daha fazla insanın yardımları ile içinde bulunulan durum ancak değişebilir.

    Uluslararası Barış Bürosu temsilcisi Dr. Maria Pia Indelicato, Abdullah Öcalan'ın akrabası Dilek Öcalan'a ödülü takdim etti.
    Uluslararası Barış Bürosu temsilcisi Dr. Maria Pia Indelicato, Abdullah Öcalan’ın akrabası Dilek Öcalan’a ödülü takdim etti.

    Dünya genelindeki tüm kontaklarımı ve imkanlarımı Kürt’lere yardım etmek üzere kullanmak istiyorum. Daha çok insanı bilgilendirmeliyiz, insanlar bilinçlendikçe daha çok yardım edecekler ve kimse sorunu bilmeme bahanesine sığınamayacak. Barışı savunan hiç kimse Öcalan’ın hapsedilmesini kabul etmemelidir. İnsanların, dili, dini ırkı farketmiyor, önemli olan dünya barışını getirebilmektir. Öcalan gibi barış isteyen birsinin hapse konması kabul edilemezdir. İşte tamda bu yüzden ödülü Öcalan’a vermek istedik.” İfadelerini kullandı.