Category: slıder

  • Londra’da ‘ulusal birlik’ yürüyüşü

    Londra’da ‘ulusal birlik’ yürüyüşü

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Londra’da bir araya gelen Kürdistani kurumlar, Kürtlerin ulusal ve siyasal birliği talebiyle bir yürüyüş gerçekleştirerek, Kürdistan’ı parçalayan Sykes Picot antlaşmasını protesto etti.

     

    Londra’da KNK, KCDK-E, YNK, PYD, Goran ve PJAK’ın dabulunduğu 25’i aşkın Kürdistani parti ve kurum  temsilcileri ile çok sayıda üyesi Kürt Ulusal Birlik etkinlikleri kapsamında Trafalgar Meydanı’nda bir araya geldi. Eylem de, Kürt siyasi hareketlerinin bayrak ve flamaları ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterleri taşındı. Kürdistan’ın 4 parçasından temsilcilerin katıldığı eylem de, Kürt halkının ulusal birliğinin sağlanması yönünde pankart ve dövizler taşındı. Trafalgar’da bir araya gelen Kürdistani kurumlar, Trafalgar Meydanı’ndan İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na doğru bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüş sırasında  sık sık, Yaşasın Kürt halkının birliği”, “İşgale karşı Rojava’yı savun” sloganları atılırken,  “Sykes Picot anlaşması ile Kürdistan parçalanarak vatanımız işgal edildi. Ancak ulusların kendi kaderini tayin hakkı vardır ve Kürt halkı kendi kaderini tayin ederek ulusal birliğini sağlayacaktır” yazılı pankartlar dikkat çekti.

     

    KÜRDİSTANI PARÇALADILAR

    Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a da tepki gösterilen yürüyüşte, “Katil terörist Erdoğan” şeklinde slogan atıldı. Yürüyüş kapsamında İngiltere Başbakanlık binası önünde bir açıklama yapıldı. Kürdistani kurumlar adına açıklamayı KNK üyesi Dr. Mehri Rezai bir açıklama yaptı. Rezai, yüz yıl önce Skyes Picot antlaşması ile Kürtler ve Kürdistan parçalara ayrıldığını vurgulayarak, bu antlaşmayı bir kez daha protesto ettiklerini belirtti.

     

    ‘SYKES PİCOT ÇÖZÜMSÜZLÜKTÜ’ 

    Özgürlük ve ulusal birlik için daha fazla kenetlenmenin zamanı geldiğini söyleyen Rezai, “Bugün 60 milyondan fazla Kürt ve milyonlarca Asuri, Yezidi ve diğer etnik kökenler yüz yıl önce Mark Sykes ve Francois Picot tarafından hazırlanan sınırlar ile parçalandı. Türkiye’deki Kürtler, 1990’ların sonlarına kadar temel vatandaşlıktan mahrum bırakıldı ve Türk Hükümetine karşı on yıllardır sürecek bir savaşta kilitlendi. Suriye’nin Kürtleri, Esad rejimi altında onlarca yıldır kültürel veya dilsel özgürlükler olmadan yaşadılar. 2011’de Suriye İç Savaşı’ndan çıkmadıkça, tam oy hakkı tanınmadı. Irak’ta Saddam Hüseyin tarafından Kürtler soykırıma tabi tutuldu. İran’da 1946 da Kürt otonomuna saldırıldı ve katliamlar yapıldı” dedi.  Skyes Picot antlaşmasının Ortadoğu’yu istikrarsızlığa soktuğu ve yüz yıl önce bir arada yaşayan halkları ve kimlikleri parçalamanın sonuçlarının çok ağır olduğunu kaydeden Rezai, “En iyi çözüm, bütün kültürlere ve etnik gruplara saygılı, yeniden tanımlanmış demokratik bir devlete sahip olmaktır. Kimliklerin kendini özgürce ifade ettiği ve yaşattığı anayasal ve yasal bir idari yapılanmalara ihtiyaç vardır” diye kaydetti.

     

    DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NA YÜRÜDÜLER

    Rojava’da İŞİD ve Türk devletine karşı savaşan kadınlara dikkat çeken Rezai, faşizme ve gericiliğe karşı savaşan Kürt kadınlarının mücadelesini Kürt halkının birlikte taçlandırması gerektiğinin altını çizdi. Türk devletinin Kürt halkının kazanımlarına yönelik saldırılarına dikkat çeken Rezai, Erdoğan’ın İŞİD ile birlikte Kürt halkına topyekun bir savaş açtığını belirtti. Sykpe Picot antlaşmasının yarattığı bu parçalanmışlığa karşı Kürt halkının Demokratik konfederal bir sistem ile Ortadoğu’daki sorunların çözülebileceğini ifade eden Rezai, “Konfederalizm bölgedeki farklılıkların tam olarak temsil edilmesine izin veriyor. İnsanları, tüm kültürleri, dilleri ve kimlikleri içeren ve bütünleştiren aşağıdan yukarıya bir kesinlik inşa etme yetkisine sahip olacak” diye kaydetti.

    Rezai’nin yaptığı ortak açıklamanın ardından Kürdistanlılar bu kez Başbakanlık binasından Dışişleri Bakanlığı binasına doğru yürüyüşe geçti. Bakanlık binası önünde bir süre daha eylemlerini sürdüren Kürtler, burada da ulusal birlik konusunda kararlılıkların bir kez daha dile getirdi.

  • HDP’li 3 belediye daha gasp edildi

    HDP’li 3 belediye daha gasp edildi

    Batman’ın Beşiri ilçesinin HDP’li İkiköprü Belde Belediyesi, askerler tarafından basıldı. Belediye binasını ablukaya alan askerler, hizmet binasında arama yaptı. Belediyede arama devam ederken İçişleri Bakanlığı tarafından açıklama yapıldı. Belediye Eşbaşkanı Osman Karabulut, hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla Batman 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden dava gerekçe gösterilerek, görevden uzaklaştırıldı. Karabulut’un yerine Beşiri Kaymakamı Sinan Aşcı kayyum olarak atandı.

    ÖZALP VE BAŞKALE BELEDİYESİNE KAYYUM ATANDI

    Van’da dün sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınan Özalp Belediyesi eşbaşkanları Dilan Örenci ve Yakup Almaç ile Başkale Belediyesi Eşbaşkanı Erkan Acar’ın yerine de kayyum atandı.  Örenci ve Almaç yerine Özalp Kaymakamı Abdulkadir Çelik, Acar yerine ise Başkale Kaymakamı Asım Solak kayyum olarak atandı.

    Kayyum kararının resmi yazıyla Özalp Belediye Meclisi’ne ileten polislerin, belediye binasında dün akşam başlattığı arama sürüyor. Kilitli kapıları kıran polis, Belediye Meclis üyelerinin binaya girişine izin vermedi.

    Başkale’de ise belediye binası polis ablukasında tutuluyor.

    Dün gözaltına alınan Özalp Belediyesi eşbaşkanları Dilan Örenci ve Yakup Almaç ile Başkale Belediyesi Eşbaskanı Erkan Acar, Muradiye Belediye Eşbaşkanları Leyla Balkan ve Yılmaz Şalan hakkında avukat kısıtlılığı getirilmişti. “Örgüt üyeliği ” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla gözaltında tutulan 5 eşbaşkan İl Emniyet Müdürlüğü’nde tutuluyor.

    Son kayyum atamalarıyla HDP’nin 3’ü büyükşehir 25 ilçe ve 2 belde belediyesi gasp edildi.

  • Britanya KHM’den Doğuş ve Demirci için çağrı

    Britanya KHM’den Doğuş ve Demirci için çağrı

    Britanya Kürt Halk Meclisi Kürt halkı ve dostlarına bir çağrıda bulunarak İşçi partisinin Kürt adayları İbrahim Doğuş ve Feryal Clark Demirci’nin seçim çalışmalarına katılarak destek olmasını istedi.

     

    12 Aralık seçimlerine kısa bir süre kalırken Britanya Kürt Halk Meclisi seçimlere dönük bir çağrıda daha bulundu. Halk Meclisi daha önce seçimlere dönük tutumlarını açıkladıklarını ve
    12 Aralık Birleşik Krallık genel seçimlerinde Kürt ve Kürt halkının dostu olan milletvekili adaylarını destekleme çağrısında bulunulduğu hatırlatıldı. Seçim tutumları temelinde destekledikleri adayların yaptıkları seçim çalışmalarına katılarak milletvekili seçilmeleri için çabalarını sürdürdüklerini ifade eden Halk Meclisi, “Seçime kısa bir zaman kaldı, bu zamanı iyi değerlendirip mevcut çalışmaları hızlandırarak daha çok seçmene ulaşıp desteklediğimiz adaylara oy vermelerini sağlayabiliriz” denildi.

     

    ÇALIŞMALARA KATILIN

    Kürt halkı ve dostlarının desteklediği adaylar için bu son haftayı çok iyi değerlendirerek adaylar etrafında kenetlenilmesini isteyen Halk Meclisi, özel de ise Enfield North bölgesinde Feryal Demirci ve West Bromwich bölgesinde İbrahim Doğuş‘un seçim çalışmalarına herkesin katılarak destek vermeye çağırdı.

     

    KAYGIMIZ YOKTUR

    Demirci ve Doğuş’un geçmişte de, bugün de hem kendi toplumlarına hem de farklı toplumlara faydası olduğu vurgulanan açıklamada, “Bu arkadaşlarımızın ileride de Britanya’daki farklı toplumlara ve tüm Kürtlere faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu noktada hiç bir kaygımız yoktur. İbrahim Doğuş un ve Feryal Demirci nin Britanya parlamentosuna milletvekili olarak seçilmesini destekliyoruz ve yanında olduğumuzu belirtiyoruz” diye kaydetti.

  • NATO: Zoraki Evlilik, İki yüzlülük, Beyin ölümü!

    NATO: Zoraki Evlilik, İki yüzlülük, Beyin ölümü!

    İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşen iki günlük NATO’nun Londra zirvesinde ‘iki yüzlülük’ tartışmaları altında bir nevi zoraki evliliğe devam kararı alındı. Zirve öncesi Erdoğan, Macron ve Trump’ın başını çektiği sert tartışmaların ardından gerçekleşen zirveden sonra ortaya çıkan genel fotoğrafın tek cümlelik tarifi; ‘Birbirimizden nefret ediyoruz, her konuda farklı düşünüyoruz, ama birbirimize mecburuz!’ oldu.

    Aladdin Sinayiç-Londra

    NATO’nun 70’inci kuruluş yıldönümünü kutladığı Londra zirvesinin ilk günü liderler arasında gerçekleşen ikili, üçlü ve dörtlü toplantılarla geçti. Türk devletinin Rusya ve DAİŞ ile olan ilişkileri ve Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırılarından kaynaklı ortaya çıkan kriz genel kuruldan çok özellikle de bu dar toplantılarda tartışıldı. Bu toplantılardan en önemlisi Britanya başbakanı Boris Johnson, Almanya başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ve Türkiye cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan arasında gerçekleşen ve beklenenden çok kısa süren dörtlü toplantı oldu. Toplantı toplamda 50 dakika sürerken, sonrasında liderler tarafından yapılan açıklamada ‘çok faydalı bir görüşme gerçekleştirildiği’ ifade edilse de toplantının krizli geçtiği anlaşılıyor.

    Genel kurulda Türkiye işgali gündeme geldi mi?

    NATO zirvesinin sonuç bildirgesinde Suriye krizine ve Türk devletinin işgaline hiç vurgu yapılmadı. Yayınlanan sonuç bildirgesinde bilinen klasik cümlelerin dışında, teröre karşı savaşa devam edileceği, 5’inci maddeye bağlılık, Avrupalı üye devletlerin savunma harcamaları konusunda üzerlerine düşeni yapacakları, Rusya ve NATO tarihinde bir ilk olarak da Çin’e yönelik rahatsızlık ifade edildi. Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırıları, S400 savunma sistemi, DAİŞ ile olan ilişkisi bir süredir tüm üye ülkelerin rahatsız oldukları başta gelen konulardan olsa da sonuç bildirgesinde yer almazken, liderlerin yaptığı basın açıklamalarında da bu konuların genel kurulda tartışılmadığı ifade edildi.

    Erdoğan’ın ayak oyunları: Kriz yaratıp krizi pazarlık konusu yapmak

    Türk cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın kriz yaratarak bunu pazarlık konusu yapma siyaseti burada da devam etti. DAİŞ ile ilişkisi, Kuzey-Doğu Suriye işgali, savaş suçları, etnik temizlik planları ve S400 meselesi kendisini NATO zirvesinde çok ciddi düzeyde zorlayacak konulardı. Bunların gündeme gelmemesi ve işgali meşrulaştırma amacıyla bir dizi ön hamle yaptı. Bunlardan en önemlisi NATO’nun Baltık ülkeleri ve Polonya’yı Rusya’dan koruma amaçlı hazırlanan savunma planını veto ederek YPG’nin NATO tarafından ‘terör örgütü’ ilan edilmesi şartını koşmak ve sürekli kullandığı mülteci kozu oldu. Erdoğan bu hamlesiyle kriz yaratarak NATO’yu kendi çizgisine çekerek taviz koparma siyaseti yürüttü. Erdoğan; ‘işgale destek vereceksiniz, zirvede konuyu gündeme getirmeyeceksiniz, ben de Baltık ülkeleri savunma planına destek veririm’ pazarlığı yaptı. Sonuç olarak zirvede Erdoğan Baltık ülkeleri savunma planına destek verdi ve NATO da bunun karşılığında Türk devletinin işgalini ve savaş suçlarını gündemleştirmeyerek, bir gün öncesinde gerçekleşen çocuk katliamına sessiz kalarak destek vermiş oldu.

    Türkiye’yi anlamaya çalışıyoruz!

    Zirvenin bitiminden sonra yapılan açıklamalarda NATO üyeleri arasındaki siyasi farklılıklar ve sorunların aşılamadığı ortaya çıktı.

    Zirve öncesi ve birinci gününde Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Türkiye ile ilgili açıklamaları gündeme oturmuştu. Zirvenin ilk gününde basına verdiği demeçte Türkiye’nin DAİŞ ile olan ilişkisine dikkat çeken Macron, zirve sonrası yaptığı açıklamada genel kurul toplantısında konuyu neden gündeme gelmediğine vurgu yapmazken, Türkiye ile terörizm tanımı konusunda anlaşmalarının mümkün olmayacağını ifade ederek Türkiye ile yaşanan sorunların halen devam ettiğini ifade etmiş oldu.

    Zirve sonrası basının karşısına geçen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg,

    ‘Baltık ülkeleri ve Polonya ile ilgili savunma planının imzalaması için Erdoğan’a ne verdiniz?’ sorusuna verdiği cevapta NATO’nun 5’inci Maddesine vurgu yapması, Türkiye’nin bir saldırıya uğraması durumunda yanında olacakları konusunda Erdoğan’a güvence verildiği anlamına geliyor. Stoltenberg cevabının devamında ‘NATO’nun temel amacı barışı korumak, savaş çıkarmak ve çatışma alanlarını provoke etmek değildir. YPG ve PYD konusunda farklı görüşler var, hepimizin ortaklaştığı tek şey DAİŞ’e karşı verilen mücadelenin zarar görmemesi’ diyererek te Erdoğan’ı tekrardan uyarmış oldu.

    Önümüzdeki hafta yapılacak genel seçimlerde koltuğunu korumaya çalışan İngiltere başbakanı Boris Johnson ev sahibi sıfatıyla düzenlediği basın açıklamasında Türkiye’yi ‘anlamaya çalıştıklarını’ ifade etti.

    Zirvenin ‘maskotu’ Trump oldu

    Zirvenin ilk gününün akşamında Kraliçe Elizabeth’in Buckingham Sarayında verdiği resepsiyonda Kanada başbakanı Justin Tradeau’nun Macron ve Johnson ile sohbetinde Trump ile alay etmesi videosu zirvenin en çok konuşulan konusu olmuştu. Trump, videoyu izlediğini ifade ederek ‘Trudeau ikiyüzlü’ diye tepki gösterdi. Trump zirve sonrası planladığı basın açıklamasını da iptal ederek Washington’a geri döndü.

    Ve çocuk katili

    NATO zirvesinden bir gün önce Tel Rifat’a yönelik saldırısında 8 çocuğu katleden Türk ordusunun başkomutanı Erdoğan zirveye bürokrat ordusu ve üç dilde hazırladığı üç kitapçıkla katıldı. Kitapçıklarda; işgal ve etnik temizlik planı, Türkiye’nin gücü, stratejik önemi gibi konuların propagandasının yapıldığı kitapçıklar tüm devlet başkanlarına dağıtıldı. Zirve sonrası ve ikili toplantılar sonrası sessiz kalmayı tercih eden Erdoğan, akşam saatlerinde İngiltere’de yaşayan AKP’lilerle bir araya geldiği toplantıda yaptığı açıklamalarla zirveden duyduğu memnuniyetsizliği ortaya koydu.

    “Terör örgütlerine on binlerce TIR’la silah, mühimmat gönderenler bize paramızla silah vermediler. AB mülteciler konusunda verdiği para yardımı sözünü tutmadı’’ repliğini tekrarlayan Erdoğan zirve öncesi dikkat çektiği konulara değinmedi.

    Birleşik Krallık’ta yaklaşık 500 bin nüfuslu bir ‘Türk’ toplumu olduğunu, ticaret hacminin iki milyar doları bulduğunu söyleyen Erdoğan “Ama ne yazık ki vatandaşlarımızın ekonomik alanda elde ettikleri başarıyı siyasi alana yansıtamadıklarını görüyoruz. Milli hassasiyeti yüksek STK’lara Birleşik Krallık’ta çok ihtiyacımız var” dedi. Erdoğan ‘milli hassasiyet’ çağrısı yaptığı 500 bin vatandaşın yüzde sekseninin Kürt, Alevi ve devlet zulmünden kaynaklı Türkiye’yi terk eden muhaliflerden oluştuğunu bir anlığına unutmuş gibiydi.

    Ve NATO liderleri 2021’de tekrar buluşmak üzere ayrıldı ancak mevcut sorunların ve çelişkilerin 2021’e kadar bekleyemeyeceği kesin.

     

  • Şenyaşarların ölümüne ilişkin iddianame 18 ay sonra hazırlandı: Olay değil aile soruşturuldu

    Şenyaşarların ölümüne ilişkin iddianame 18 ay sonra hazırlandı: Olay değil aile soruşturuldu

    Suruç’ta AKP’li İbrahim Yıldız’ın akrabalarının saldırısı sonucu Esvet, Celal ve Adil Şenyaşar ile Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirdiği olaya ilişkin 18 ay sonra iddianame hazırlandı. Baba Esvet Şenyaşar’ın ölümüne yer verilmeyen iddianamede daha çok Şenyaşar ailesinin soruşturulması dikkat çekti.

    Urfa’nın Suruç İlçesinde 24 Haziran 2018 genel seçim sürecinde AKP’li İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınlarının Şenyaşar ailesine ait iş yeri ve hastanede devam eden silahlı saldırılarında Hacı Esvet Şenyaşar, çocukları Celal ve Adil ile AKP’li Yıldız’ın ağabeyi Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirmişti. Yaşanan olaydan 18 ay sonra Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame  hazırlandı.
    Silahlı kavga sonrası Suruç Devlet Hastanesi’nde Yıldız ailesi bireylerinin saldırısında hayatını kaybeden baba Esvet Şenyaşar’ın ölümüne yer verilmeyen iddianamede Adil, Celal Şenyaşar ile Milletvekili Yıldız’ın kardeşi Mehmet Şah Yıldız’ın ölümüyle kısıtlı kaldı.
    İddianamede tutuklu Fadıl Şenyaşar ile Ferit Şenyaşar, Kenan, Abdurrahman, Mustafa, Nihat ve Süleyman Yıldız müşteki şüpheli olarak yer alırken Enver, Ali, Mehmet ile İbrahim Yıldız, İbrahim Halil ve Mehmet Şimşek ise şüpheli olarak yer aldı.
    ‘ÖRGÜTLE BAĞ’ ARAŞTIRMASI 
    Ramazan Bayramı’nın Arife günü olan 14 Haziran 2018 günü saat 15.50 sıralarında AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın seçim çalışması için sırasıyla esnaf ziyaretleri gerçekleştirdiği “İstanbul Ucuzluk” isimli iş yerine yaptığı ziyarette çıkan tartışma nedeniyle İbrahim Halil Yıldız’ın söz konusu yerden ayrılmasına müteakip işyeri sahipleri olan Şenyaşar ailesi mensupları ile Yıldız ailesi mensupları arasında kavga çıktığı belirtilen iddianamede, “Devamında gelişen öldürme olayları sonucu Mehmet Şah Yıldız’ın ateşli silahla öldüğü, Süleyman, Mustafa, Nihat Yıldız’ın ateşli silahla hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı beraberlerinde ki diğer kişilerden Engin Şimşek ve Ahmet Çetin’in ateşli silahla yaralandığı, Esvet, Adil ve Celal Şenyaşar’ın öldüğü, Mehmet Şenyaşar’ın ateşli silahla yaralandığı, Suruç Devlet Hastanesi ve ambulanslarının zarar gördüğü, 6136 sayılı yasaya aykırılık ve diğer yaralama suçlarının işlendiği adli olaylar meydana gelmiştir. Milletvekili adayı İbrahim Halil Yıldız’ın seçim öncesi ‘esnaf ziyaretleri’ şeklinde gerçekleştirilen seçim çalışması sırasında meydana gelen olayların; demokratik bir toplumda siyasi partilerin aday ve mensuplarının her seçim dönemi rutin olarak gerçekleştirdikleri esnaf ziyaretlerinin böylesi ağır bir olaya neden olmayacağı gerçeği karşısında; tarafların terör örgütleri ile bağlantısı ya da olağan dışı radikal yönlerinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerektirmiştir” denildi.
    ŞENYAŞAR AİLESİ SORUŞTURURULUYOR
    Olayın gelişimine yer verilen kısmın ardından iddianame, Şenyaşar ailesinin soruşturma kayıt araştırmasıyla devam ediyor. Baba Esvet Şenyaşar’ın 23 Aralık 2016 tarihinde “PKK/KCK terör örgütünün kayyum atanan belediyelere ve atanan kayyumlara, Ak parti yöneticileri ve askerlere yönelik eylem planlandığı” şeklinde edinilen istihbarat çerçevesinde gözaltına alındığı ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı belirtiliyor. Şüpheli Fadıl, Adil ve Celal Şenyaşar, hakkında ise herhangi bir soruşturma kaydının bulunmadığı belirleniyor.  Sicil kaydının ardından başsavcılık Şenyaşar ailesi üyelerinin sosyal medya hesaplarını incelemeye alıyor. Celal ve Ferit Şenyaşar’ın sosyal medya hesapların herhangi bir suç unsuru içeren paylaşıma rastlamayan savcılık Fadıl Şenyaşar’ın “Foursquare” isimli sosyal medya platformunda açtığı hesabın profil fotoğrafına koyduğu resim için “PKK terör örgütünü simgeleyen işaretler ve renklerin yer aldığı bez parçası ile zafer işareti yaparak paylaşım yaptığı yer almaktadır” değerlendirmesi yapılırken PKK yöneticisi Murat Karayılan’ın ANF üzerinden yaptığı açıklamada Şenyaşar ailesi için, “Şehit Celal ve Adil’in annesi daha fazla ağlayıp düşmanı sevindirmesin. Ama şunu iyi bilmeli ki ahı yerde kalmayacaktır. Sadece bu kadarını söylüyorum” dediğine iddianamede yer veriliyor.
    ‘TUZAĞIN İÇİNE ÇEKİLDİM’
    iddianamede, İbrahim Halil Yıldız’ın ifadesine yer verildi.  “Selamın aleyküm” diyerek Şenyaşar ailesine ait dükkâna bayramlarını kutlamak için girdiğini ifadesinde belirten Milletvekili Yıldız, dükkân sahibinin kendisine iyi bakmadığını iddia etti. Gönülsüz şekilde karşı tarafın elini uzatması üzerine dışarı çıktığını anlatan Yıldız, “Ancak kendisi konuşmaya başladı. ‘Siz Ak Partililer bu memleketi mahvetmişsiniz’ dedi. Ben de kendisine ‘Elinizde rahatsız olduğunuzu gösteren bir belge varsa ben bu sorunla ilgileneyim’ dedim. Orada bir tuzağın içine doğru çekilmeye başladığımı hissettim ve ayrılmak istedim. Dükkân sahibi konuşmasına devam etti: ‘Nedir bu sizden çektiğimiz, bizim ne olduğumuzu biliyorsun, PKK’lı olduğumuzu bilmiyor musun, siz namussuzsunuz, Ak Partililer karılarımıza kızlarımıza el atıyor’ dedi. Bu sırada dükkân sahibi ya da diğeri bize hitaben ‘S. olun, gidin buradan ‘ dedi.  Daha sonra görüntüleri izlerken fotoğraf çeken kişinin Nesih Şimşek olduğunu gördüm. Düşündüğüm zaman olayın gelişimi içerisinde benim dükkânda biraz daha zaman kaybetmem amaçlanmıştı. Araştırdığımda Nesih Şimşek’in PKK’nin dağ kadrosunda yıllarca kaldığını, etkin pişmanlıktan faydalanarak dışarı çıktığını öğrendim. Bu kez arkamda bir tartışma oldu ve ben iteklendim. Ben ‘Bir şey yok sakin olun’ anlamında bir şeyler söyledim. Korumalarım beni yürüyerek Suruç Meydanı’nın oraya götürdüler ve Nar Kafe isimli iş yerine oturttular. Kafedeyken silah sesleri gelmeye başladı” ifadelerini kullandı.
    FOTOĞRAFLAR ÜZERİNDEN OLAYA YER VERİLDİ
    İddianamede dükkânın içinde bulunan kamera görüntülerinden alınan kesitlerle olayın en başından itibaren nasıl başladığı ve kimin kimi silahla ya da sopayla yaraladığı da açıklamalar ve kamera görüntülerinden alınan fotoğraflar üzerinden tanımlanıyor.
    Dükkân içinde arbedenin başlamasıyla birlikte dükkanın önüne sivil polislerin geldiği ve olayı yatıştırmaya çalıştıkları belirtilen iddianamede, “Celal ve Adil Şenyaşar’ın işyerinin iç kısmına doğru götürüldüğü, dışarıdaki kalabalığın uzaklaştığı, bir süre sonra Kenan ve Süleyman Yıldız’ın işyerine tekrar girmeleri ile peşlerinden Mehmet Şah, Mustafa, Abdurrahman ve İbrahim Yıldız’ın geldiği, işyeri içinde Celal, Adil ve Ferit Şenyaşar ile Süleyman, Kenan, İbrahim, Ali, Nihat, Enver ve Mehmet Yıldız, Engin Şimşek’in işyerinin içerisine tekrar girerek karşılıklı olarak her iki grup arasında ellerine geçirdikleri sopa ve diğer eşyalarla birbirlerine vurmaya başladıkları anlaşılmıştır” denildi.
    TELEFON DİNLEMESİNE RAĞMEN YAKALANAMAMIŞ
    Şüphelilerden Enver ve İbrahim Yıldız’ın olay sonrasında kaçtıkları, haklarında yakalama emri çıkarıldığı belirtildi. İddianamede, yakalanmaları ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla şüpheliler İbrahim ve Enver Yıldız’ın iletişimin dinlenilmesi, kayda alınması ve tespiti tedbirinin uygulandığı ifade edildi. Tedbir çerçevesinde, şüphelilerin yakalanması amacıyla konutlarında aramalar ve çevre araştırmalarının yapıldığı ancak yakalanamadıklarına yer verilirken, “Şanlıurfa 2’nci Sulh Ceza hâkimliğinin 04/07/2018 tarih ve 2018/2243 sayılı kararı uyarınca Şüpheli Enver Yıldız’ın iletişimin kayda alınması tape kaydı çerçevesinde 19.08.2018 tarih, Enver Yıldız: ‘Arkama döndüm baktım abim karnını tutuyordu, bende çektim vurdum’ dediği tespit edilmiştir. Şüpheli Enver Yıldız’ın Cumhuriyet Başsavcılığımıza gelerek suçta kullandığı Ruger marka tabancası ile birlikte teslim olduğu, şüpheli İbrahim Yıldız’ın ise hakkında yakalama emri halen bulunuyor olup halen aranmaktadır” ifadeleri kullanıldı.
    ‘SALDIRIYI DEFETMEK İÇİN SİLAHLA ATEŞ ETTİM’
    14 Haziran günü saat 16.00 sıralarında işyerinde çalışmakta iken bir kaç şasın İstanbul Ucuzluk isimli işyerini çalıştıran Celal, Mehmet ve Adil isimli kardeşlerini kastederek “abinleri dövüyorlar” diye bağırdığını aktaran Fadıl Şenyaşar, dükkanında bulunan ruhsatsız tabancasını alarak ağabeyi Ferit’le birlikte kardeşlerinin dükkanına gittiği yönündeki ifadelerine de yer verildi. Dışarıda eli sopalı ve demirli bir kalabalık grup gördüğünü aktaran Fadıl Şenyar ifadesinde, “İşyerinin içerisine girdiğimde içeride daha önceden görmediğim ve şuan görsem de tanıyamayacağım şahısların abim Ferit ve Adil’i dövdüklerini gördüm. Bende müdahale ettim. Bana da saldırmaları üzerine ve saldırıyı defetmek amacıyla elimde bulunan silahla ateş etmeye başladım. Ancak kaç el ateş ettiğimi hatırlamıyorum. Daha sonra şahıslar üzerime gelerek elimden silahı aldılar. Daha sonra sopa ve bıçakla beni yaraladılar. Ayrıca olay esnasında ilk bana saldırdıklarında sol kolumdan silahla yaralandım ancak yoğun kalabalıktan dolayı kimin ateş ettiğini göremedim. Daha önce benim ve abimlerin herhangi bir kimseyle husumetimiz yoktu. Abimlerle şahıslar arasında nasıl bir konuşma ve tartışma geçtiğini bilmiyorum” dedi.
    ‘PKK’DEN DOLAYI KAÇTIM’
    Milletvekili Yıldız’ın üvey kardeşi Enver Yıldız ise kardeşinin çarşıda ziyaret yaptığı esnada sahibi arkadaşı olan bir tekel bayide olduğunu söyledi. Silah ve bağrışların gelmesi üzerine kavganın olduğu dükkâna gittiğini söyleyen Yıldız, şöyle konuştu: “Abdurrahman Yıldız ‘Amca amca beni öldürüyor’ diye bağırınca ben belimde olan silahı çekip şuursuzca 2-3 el ateş ettim, ateş etmemin etkisiyle Adil Şenyaşar yere düştü. Ben işyerinden dışarı çıkıp olay yerinden uzaklaştım, sonra geri işyerinin önüne geldim kardeşim Mehmet Şah Yıldız’ı işyerinin önünde yerde kanlar içinde yattığını gördüm, onu alıp belediyenin önüne götürüp bir araca koyup oradan hastaneye gönderdik. Sonradan ben köye gidip saklandım zira bölgede terör olayları yoğundu, PKK terör örgütü de devamlı bize ve ailemize tehditler savurmaktaydı bunun etkisiyle korktuğumdan sonradan gidip teslim olmadım, bugün kendi rızam ile olayda kullandığım tabancayı da beraberimde getirerek teslim oldum. Tabancamı rızam ile teslim ediyorum muhafaza altına alınmasına mükâfatım vardı. İbrahim Yıldız’ın nerede olduğunu bilmiyorum. Olaya ilişkin olarak Youtube de bulunan kamera görüntülerinde olay sonrasında izlemiştim. Bir insanın öldürülmesi iyi bir duygu değil bu nedenle üzgünüm.”
    MİLLETVEKİLİ YAKINLARININ BEYANLARI ÇELİŞKİLİ
    Milletvekili Yıldız’ın yakınlarının olay sonrasında verdikleri ifadelerde çelişkilerin olduğu iddianamede de göze çarpıyor. Ali Yıldız milletvekilinin dışarı çıktığı esnada Celal Şenyaşar’ın milletvekiline karşı “Namussuz, pezevenk”, Adil Şenyaşar’ın da “Vekili dışarıya bırakmayın, vurun onu dışarı çıkmasın” diyerek hakaret ettiğini söylerken, Mehmet Şimşek ise Şenyaşar’lardan birisinin “Milletvekilimiz İbrahim Halil Yıldız’ın Mecliste yapmış olduğu bir konuşmasından dolayı o tokatın hesabını verecek şeklinde sözler söylüyordu” dediğini ifade de aktardı. Milletvekili Yıldız’da, Şenyaşar’ların kendisine “Nedir bu sizden çektiğimiz, bizim ne olduğumuzu biliyorsun, PKK’lı olduğumuzu bilmiyor musun, siz namussuzsunuz, Ak Partililer karılarımıza kızlarımıza el atıyor” dediğini ifadesinde yer vermişti.
    OLAY TANIĞININ İFADELERİNE YER VERİLDİ
    Olayın yaşandığı “İstanbul Ucuzluk Pazarı” isimli dükkânın hemen yanındaki dükkanın sahibi olan ve olaya yakından tanık olan kavga esnasında da yaralanan Ahmet Çetin ise, “Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın Celal’in dükkanına uğradığını gördüm. Bir dakikadan biraz fazla Celal’in dükkânında kaldılar. İçeriden tartışma sesleri geldi. Ben son andaki bazı konuşmalara şahit oldum. Celal Şenyaşar vekile tam olarak şu cümleleri söyledi: ‘Bazı çakallar bu köşelere geliyorlar, hırsızlık yapıyorlar, milletin cüzdanlarını çalıyorlar, kimse ses etmiyor, eroinciler var, tinerciler var, siz bunlara müdahale etmiyorsunuz’ dedi. Vekil buna cevap vermedi ancak canı sıkılmıştı. Ondan sonra ‘Hadi neyse çıkalım’ dedi. Tam olarak bu cümleyi söyledi. Celal Şenyaşar HDP’yi destekliyordu. Ancak tartışma sırasında ‘Ben PKK’lıyım, ben HDP’liyim, ben size oy vermeyeceğim’ dediğini duymadım” ifadelerini kullandı.
    ‘ESVET ŞENYAŞAR HASTANEDE ÖLDÜRÜLDÜ’
    Milletvekilinin dükkânda çıktığı esnada 3-4 kişilik bir grubun küfrederek içeriye doğru yöneldiğini anlatan Çetin, Şenyaşar’larında karşılık verdiğini söyledi. Araya girerek tarafları sakinleştirmeye çalıştığını aktaran Çetin, “Ben ‘Durun yapmayın’ diye bağırırken, bir silah sesi geldi. Baktığımda kolumdan kan fışkırıyordu. Ben komşum Reşit Çetin’in yanına giderek yaramı sardım. Ambulans istedim. Ben yeğenim Salih Güngör ile birlikte benim aracımla üçümüz birlikte hastaneye gittik. Ben hastaneye vardığımda Vekilin abisi Mehmet Şah Yıldız’a sedye üzerinde kalp masajı yapıyorlardı. Salih bir doktor istedi. Ancak sağlıkçılar sedyedekinin durumunun daha ağır olduğunu söyleyerek beklememizi istediler. Bunun üzerine beni Şanlıurfa’ya getirdi. Hastaneye vardığımda Mehmet Şah Yıldız’ın yanında 20 kadar kişi vardı. Ben Esvet Şenyaşar’ı ve eşini çok iyi tanıyorum. Benim ziyaretime gelen Reşit ya da konfeksiyoncu Mevlüt isimli kişi, Esvet’in çocuklarının hastaneye kaldırıldığını öğrenince Esvet’i bir arabayla hastaneye bırakmış. Dükkânda Şenyaşar’lardan bir kişi ölmüş diğer ikisi hastanede öldürülmüş diye anlattılar. Zaten ben Esvet’in hastanede öldürüldüğünü zaten biliyorum. Zira iş yerinde değildi. Hatta onun da başına bir kurşun sıkmışlar diye anlattılar” diye ifade verdi.
    13 KİŞİ HAKKINDA CEZA TALEP EDİLDİ
    Delilleri ve ifadeleri hukuki olarak değerlendiren başsavcılık Fadıl Şenyaşar’ın Abdurrahman, Mustafa, Süleyman, Kenan ve Nihat Yıldız’a yönelik kasten öldürme teşebbüs suçunu, Mehmet Şah Yıldız’a yönelik kasten öldürme suçunu, Ahmet Çetin ve Engin Şimşek’e yönelik kasten silahla nitelikli yaralama suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli Enver Yıldız’ın Adil Şenyaşar’a yönelik kasten öldürme suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli İbrahim Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik kasten öldürme suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli Ali Yıldız’ın Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Abdurrahman Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik kasten yaralamaya teşebbüs suçu ile Adil Şenyaşar’a yönelik sopa ile yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mustafa Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik silahla basit yaralama suçu ile Adil Şenyaşar’a yönelik silahla kasten yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Süleyman Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik basit yaralama suçu ile Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Kenan Yıldız’ın Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçu ile Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Nihat Yıldız’ın Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli İbrahim Halil Şimşek’in Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mehmet Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik basit yaralama suçu ile Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mehmet Şimşek’in Celal Şenyaşar’a yönelik silahla basit yaralama suçunu işlediğini, müşteki Şüpheli Ferit Şenyaşar’ın Süleyman Yıldız’a yönelik basit yaralama suçu ile Kenan Yıldız’a yönelik basit yaralama suçlarından cezalandırılmalarını talep etti.
    Başsavcılık hazırlanan iddianameyi Urfa 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundu.
    MA / Muhammed Abdulkadir Esen
  • Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?

    Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?

    Ceren Özdemir 3 Aralık 2019 Salı günü 19:30 sıralarında Altınordu ilçesinde bulunan evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Özdemir’in kısa süre içerisinde tedavisi başlatılsa da genç balerin hayatını kaybetti. 

     

    Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?

    Ordu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 3. sınıf öğrencisi 20 yaşındaki Ceren Özdemir’i takip ederek, evinin önünde bıçaklayarak öldürdüğünü itiraf eden zanlı adliyeye sevk edildi. Zanlının 2005 yılında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yaklaşık 14 yıl hapis yattığı ve Ekim ayı sonunda açık cezaevine alındığı açıklandı.

    Başsavcılık açıklamasında, 35 yaşındaki Özgür Arduç’un, Ceren Özdemir cinayetinden 3 gün gün önce Ordu Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan kaçtığı duyuruldu.

    Zanlı Arduç’un emniyetteki ilk ifadesinde Ceren Özdemir’i neden takibe başladığını anlattı.

    35 yaşındaki zanlı, Özdemir’i çantasını çalmak üzere 4 kilometre takip ettiğini ve bina girişinde başkalarını görmesi üzerine panikleyerek çantayı alamadan bıçakladığını söyledi.

    Özgür Arduç, Anadolu Ajansı’nın aktardığı ifadesinde cinayeti bir iş yerinden çaldığı bıçakla gerçekleştirdiğini belirtiyor.

    Zanlının açık cezaevinden nasıl çıktığı da tartışma konusu oldu. Şüpheli polis ifadesinde cezaevinden izinli olarak çıktığını ve geri dönmediğini iddia etti. Ancak Ordu Başsavcılğı ise zanlının 01/12/2019 günü saat 00.15 sularında kurumdan firar ettiğini açıkladı.

    Ceren Özdemir’in öldürülmesi sonrası bazı sosyal medya kullanıcılarının, genç kadını fotoğrafları ve paylaşımları üzerinden karalaması nedeniyle de soruşturma başlatıldı.

    Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler, “Ceren Özdemir’in canice öldürülme eylemini ve şiddeti meşrulaştıran, suçu ve suçluyu öven, suça teşvik eden sosyal medya paylaşımları hakkında hukuki süreç başlatacak ve ilgililerin gerekli cezayı alması için sürecin takipçisi olacağız” açıklaması yaptı.

     

    Olay nasıl gelişti?

    Salı akşamı 19.30 sıralarında gerçekleşen olay, verilen ifadelere göre şöyle gelişti.

    20 yaşındaki üniversite öğrencisi Ceren Özdemir, bale dersi verdiği özel sanat evinden yürüyerek geri dönüyordu. Bu yol üzerinden elde edilen güvenlik kamerası kayıtlarında zanlının, Özdemir’i bu sırada takip ettiği belirlendi.

    Özdemir, evinin bulunduğu binanın giriş kapısı otomatiği çalışmadığı için telefonla ulaştığı ablasından kendisine anahtar atmasını istedi.

    35 yaşındaki zanlı bu sırada kendi ifadesiyle, çantasını almak üzere 20 yaşındaki Özdemir’e saldırdı. Ancak yine kendi ifadesiyle çevredekilerin fark etmesi nedeniyle çantasını alamadan genç kadını bıçakladı.

    Baba Yılmaz Özdemir, büyük kızının cinayet zanlısını arkadan kaçarken de gördüğünü, kafasında kep olduğunu aktardığını söyledi.

    Ceren Özdemir’e ilk müdahaleyi de hemşire olan annesi yaptı.

    Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Ceren Özdemir, yapılan müdahalelere karşın kurtarılamadı.

     

    Zanlı adliyeye sevkedildi

    Emniyet sorgusunun ardından zanlı Özgür Arduç, Ordu Adliyesi’ne sevkedildi.

    Sağlık kontrolünden de geçirilen zanlıya, Emniyet Müdürlüğü’nden çıkışı sırasında, bir grup fiziki tepki göstermek istedi.

     

    Soylu’dan Ceren Özdemir açıklaması: Her uygulamayı eleştiremeyiz

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu,  Ceren Özdemir ile katil Özgür Arduç’un tanıştıklarının tespit edilemediğini açıkladı. Soylu firari Arduç’un yakalanamamış olmasıyla ilgili eleştirilere ise, “Her uygulamayı eleştirebilmemiz söz konusu değil” yanıtını verdi.
    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ordu’da Özgür Arduç adlı bir erkek tarafından katledilen Ceren Özdemir cinayetine ilişkin açıklamalarda bulundu. Soylu, suçunu itiraf eden zanlı Özgür Arduç’un Ceren Özdemir ile tanışıklıklarının olmadığının tespit edildiğini söyledi.
    Soylu, hem savcılık hem de kolluk kuvvetlerinin gerekli araştırmaları yaptığını belirterek, “Söyledikleri ne kadar doğru soruşturmada ortaya çıktı. Yapılan tespitte tanışıklıkları olmadığı söz konusu” dedi. Arduç’un cezaevinden ikinci kez firar edip yakalanamamış olmasıyla ilgili eleştirilere ise Bakan’ın yanıtı, “İki günlük firari. Katil ve cani. Bu durum her şeyin kötüye gittiği şeklinde yorumlanamaz” diye cevapladı.
    Soylu, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Ama tabii bu ölen kızımızı geri getirmiyor. Günün sonunda böyle bir fotoğrafla karşı karşıyayız. Başsağlığı diliyoruz. Soruşturma devam ediyor. Adliye’ye sevk edildi. Onun söyledikleri var. Ne kadar doğrudur, neyi yansıtıyor, elbette ki bu soruşturma çerçevesinde ortaya çıkacak bir durumdur. Her firarinin bir cinayet işleyebileceğine yönelik bir bilgimiz söz konusu değil. Bizim görevimiz bütün firarileri yakalayarak adalete teslim etmektir. Bu tür eleştiriler illa ki olacaktır. Bütün bu eleştiriler bu kızımızın geri dönmesini sağlamayacaktır. Hakikaten elinde bıçak olup hiç tanımadığı bir insanı katledebilecek bir caniyle karşı karşıyayız. Firar etmiş ve bir cin.”
    Katil zanlısının dışarı çıkmasına izin verilmesi hakkındaki soruyu da yanıtlayan Soylu, şunları söyledi: “Her uygulamayı eleştirebilmemiz söz konusu değil. Uygulama yapılıyor. Açık ve kapalı cezaevlerinde bir takım uygulamalar yapılıyor. Bu uygulamalarla ilgili sürekli olarak bir olay söz konusu geldiğinde tüm sistemi değiştirecek bir adım atarsak orada da başka sorunlar çıkıyor. Bizim bir sistemimiz var. Bu tür firari olaylar söz konusu olabilir. Bizim görevimiz yakalamaktır. Bulduğumuz oluyor. Bulamadığımız oluyor. Teknik takip yapmak zorundayız. Bu bütün Türkiye’nin güvenlik endişesiyle karşı karşıya kaldığınız göstermez. Evet, böyle bir olayla karşı karşıya kaldık. Bizim ihmalimiz nerededir. İki günlük bir firarinin bulunamamasındaki ihmal nedir bunları değerlendiriyoruz.”
  • Bütün Çalışmalara Rağmen Market Rafları Daha Önce Olmadığı Kadar Plastikle Dolu

    Bütün Çalışmalara Rağmen Market Rafları Daha Önce Olmadığı Kadar Plastikle Dolu

    Süpermarketler, plastiği azaltma yönünde yapılan bütün anlaşmalara rağmen yılda 900.000 tondan fazla tek kullanımlık plastik tüketiyorlar. Greenpeace başta olmak çevre örgütlerinin yaptığı araştırmalara göre, Birleşik Krallıkta yer alan on büyük market zincirinden yedisinin kullandığı plastik miktarında artış gözlendi. Sadece Waitrose, Tesco ve Sainsbury’s kullandığı plastik miktarında azalma gözlenen marketler oldu.

    Greenpeace, Birleşik Krallık temsilcilerinden Fiona Nicholls, “Süpermarketler plastik konusunda başarısızlıklarıyla müşterilerini kandırmaktadır. Plastiğin azaltılması yönünde sürekli olarak duyurularını, ilanlarını gördüğümüz marketler, her geçen gün raflarını daha fazla plastikle doldurmaya devam ediyorlar,” şeklinde konuştu.

    Market zincirleri, tek kullanımlık plastiği azaltma, geri dönüştürülemeyenleri çıkartma, üretici ile koordinasyon içerisinde çalışma ve şeffaf raporlama ilkelerine göre bir derecelendirmeye tabii tutuluyorlar. Bu kapsamda en iyi derece Waitrose’a ait olmakla birlikte bunu Morrisons ve Sainsbury’s takip ediyor. Lidl, Asda ve Aldi bu konuda en kötü performans sergileyen marketler olurken, Iceland ilk sıralardan yedinci sıraya geriledi.

    On büyük marka tarafından kullanılan plastikler 2017 yılından 2018’e 886,000 tondan 903,000 tona yükseldi ve bunun en önemli nedenlerinden biri olarak markalaşmış ürünlerin satılması gösteriliyor. Greenpeace ve EIA, marketlere ürünlerini paketlenmemiş olarak satma konusunda ısrar ediyor. Marketlerin bulduğu ‘daha ince plastikler’ kullanma ya da ‘plastik yerine karton’ uygulaması da aynı derecede yanlış kabul edilmektedir.

    Morrisons ve Waitrose, paketlemelerde tamamen geri dönüştürülebilir ürünler kullanırken yeniden kullanılabilir, doldurulabilir malzeme konusunda da çalışmalara başlamış bulunuyor. Plastiği yarı yarıya azaltma hedefindeki Sainsbury’s sebze ve meyve reyonunda yeniden kullanılabilir çantalar yapmaya başladı. Bunun yanı sıra Asda, rapor sonucunun satışlardaki artıştan kaynaklandığını, raflarında 6,500 tondan fazla plastiği azalttıklarını dile getirdi. Aldi ise 2,200 ton plastik ve 3,000 ton geri dönüştürülemez materyali kullanmayı bıraktıklarını ve geri dönüştürülebilir ürünlere geçtiklerini söyledi.