Blog

  • Bir Nefes Anadolu Londra’da sahnelendi

    Bir Nefes Anadolu Londra’da sahnelendi

    Bin yıldan fazladır süregelen Anadolu Aşık Geleneği ve bu geleneğin içindeki beş ozanın hayatının anlatılıp, eserlerinin çalıp söylendiği Bir Nefes Anadolu adlı anlatı tiyatrosu Londra’da sahnelendi.

    Sanatçı Murat Aslan’ın Anadolu Aşık geleneği ve bu geleneğin hümanizm ile bağını anlatan Bir Nefes Anadolu adlı anlatımlı müzikli tiyatral gösterim Londra Millfield Tiyatro Salonu’nda sahnelendi. Anlatım ile müziğin buluştuğu muhteşem performansta Pir Sultan Abdal’dan Haci Bektaşı Veli’ye kadar bir çok Anadolu Aşık geleneğinin sözleri ile başlayan etkinlik, izleyenler de farklı duygular hissettirdi. Cura ve bağlama eşliğinde yapılan anlatımlar, kimi zaman hüzünlendirdi kimi zaman da tebessüm ettirdi. Sonraki bölümde ise Anadolu Aşık geleneğinin yakın tarihteki en önemli isimleri Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif, Ali Ekber Çiçek ve Nesimi’nin hem hayatları anlatıldı hem de eserleri söylendi.

    ANADOLU KÜLTÜRÜNÜ ANLATIYORUZ

    Salonun dolduğu ve yoğun bir ilginin olduğu etkinliğe ilişkin bilgi veren Bir Nefes Anadolu’nun Yönetmeni Murat Aslan, oyunun özel bir proje olduğunu söyleyerek, “Bu oyunda Anadolu aşık geleneğini anlatıyorum. Ve 5 ozanın eserlerini çalıp söylüyoruz. Bir bağlama sanatçısı eşlik ediyor Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif, Ali Ekber Çiçek ve Nesimi’nin türkülerine. Bedenleri öldü ama fikirleri düşünceleri devam ediyor. Özellikle bu oyunu yapmamızdaki amaç hem Anadolu insanına kendi kültürünü ve tarihini anlatmak bununla birlikte batı dünyasına Anadolu müziği ve kültürünü anlatmaktır” dedi.

    Batı geleneğinin hümanizmin Rönesans ile birlikte16. Yüzyıl da ortaya çıktığını iddia ettiğini aktaran Aslan, “Ancak biz Anadolu insanı olarak biliyoruz ki bin yılı aşkın bir süredir Hümanizm Anadolu’da vardır. Bunların en önemli kanıtı da Anadolu aşık geleceğidir” diye kaydetti. Bu arada yoğun ilginin olduğu ve tek seferlik gösterimi yapılan Bir Nefes Anadolu’nun yakın bir zaman da tekrar İngiltere’de sahneleneceği öğrenildi.

  • Yazar Tan: Avrupa’ya ‘sözde dedeler’ gönderiliyor

    Yazar Tan: Avrupa’ya ‘sözde dedeler’ gönderiliyor

    Hikmet Erden


    Yazar Abbas Tan,  devletin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile İngiltere ve Avrupa’ya sözde dedeler göndererek Aleviliği yok etmek istediğini söyledi. Tan, bu dedelere özel gri pasaportların da verildiğini belirterek, buna karşı Alevilerin dikkat etmesi gerektiğini ifade etti.

    Londra’da faaliyet yürüten Alxaslılar Toplum Merkezi (Alxas-Com) tarafından dernek binasında Yazar Abbas Tan’ın katılımı ile ‘Alevilikte hak ve hakikat’ adlı bir söyleşi düzenlendi. Yoğun bir katılımın olduğu söyleşide Yazar Abbas Tan, söyleşiyi soru cevap şeklinde gerçekleştirdi. Alevilerin 12 imamları alarak başlarına bela ettiklerini söyleyen Abbas Tan, “Böyle bir sıkıntıdayız. Hak Muhammet Ali diyoruz. Birileri sen onu çıkartamazsın Alevilikte. Diğeri de diyor ki Alevilikte buna yer yoktur. Şimdi bu tartışma kavgasız nizasız ama birbirlerini bilgi alış verişi ile çözülebilir. Ben geçmişte söylediklerim ile bugün söylediklerimin uyuşmadığını söylüyorum. Bundan 30 yıl önce Alevilikle ilgili bildiğim bilgilerin bir kısmında uzaklaştım. Bundan 10 yıl evvel kendime göre bir değişim yaşadım. Bugün daha çok değiştim. Sadece söylemde kalarak değişmiyor. Özellikle bizim erkan da sıkıntılar çok büyük” dedi.  Hakka yürümek erkanından sonra bir yığın sorun ve sıkıntı yaşandığına dikkat çeken Tan, üç, yedi ve kırk yemekleri gibi bir çok geleneğe dönük eleştirilerde bulundu. Bu yemeklerin çoğunun Alevilikte olmadığını ifade eden Tan, Aleviliğin Türk devleti eli ile asimile ve yok edilmek istendiğini ifade etti. Alevilerin karşısında çok büyük bir güç olduğunu ifade eden Tan, “Türk devletinin yasalarla oluşturduğu bir Diyanet İşleri Başkanlığı var. Diyanet hala Alevileri yok etme adına Avrupa’ya Gri pasaportlu dedeler gönderiyor. Sözde dedeler gönderiyor. Gidin orada Alevi-İslam anlayışını sürdürün diyor. Bir başkasını da Türk-İslamcı diye gönderiyorlar. Kendi içimizdeki kimi Aleviler asıl Müslüman biziz diyorlar. Asıl Müslüman biziz diyen birinden Hak Muhammet Ali’yi nasıl çıkartabilirsiniz. Ali’yi çıkarabilirsiniz ama Hak Muhammet’i nasıl çıkarırsınız. Orda taktir sizlersiniz. Artık Alevilerin Aleviliği kendi içerisinde rahatlıkla tartışması gerektiğine inanıyorum. Oturupt a kendi bölgelerimizdeki sorunları tartışmakla kalmamalıyız. Kendi içimizde de anlatımlarımızı yapmalıyız. Bunu geliştirirsek Alevilerin sorunları daha çabuk aşılıyor” dedi.

    40 YEMEĞİ İÇİN KREDİ ÇEKİYORLAR

    Alevilikte cenaze zamanında sadece uzaktan gelenler için yemek verildiğini belirten Tan, birde cenaze hizmetinde bulunanlara üç gün yemeği verildiğini belirtti. Ancak bunun zaman içerisinde üç, yedi, kırk, bir yıl diye olmayan geleneklere dönüştüğünü aktaran Tan, imkanı olanların bunu yapabildiğini ama olmayanların bu geleneğin altında ezildiğine dikkat çekti. Türkiye’de bir yakınına kırk yemeği için kredi çeken insanların olduğunu gördüğünü söyleyen Tank, “Yazık buna gerek yok. Biz de bir tek üç yemeği vardı. Üç yemeği de ailenin büyüğü aileyi topluyordu akşam yemeğinde. Lokma paylaşıldıktan sonra herkes işine gücüne gitsin deniyordu. Yani üçüncü günü aile kendi içerisinde yapıyor. Şimdi Perşembeleri yapılıyor ve bu da tam bir showa dönüşüyor. Kırk yemeği de aynı şekildi. Kırk yemeği İngiltere’de veriyorsunuz. Burada insanların ihtiyaçları yoktur. Sırf insanlar o yemekte bulunmak için geliyorlar. O kırk yemeği parasını ülkede yoksul ve okuyamayan çocuklar var. Köy de fakir fukara insanlar var ve onlara yardım edilse bundan çok daha iyi” dedi.

    ‘DÖRT KAPI EĞİTİM SİSTEMİDİR’

    Alevilikte dedelik  kurumunun olduğunu ancak ‘Dedelik” ile ‘Evladı Resul’u birbirinden ayırmak gerektiğini söyleyen Tank, şunları kaydetti: “Dedelik Ocakzade olarak ta kullanılıyor. Biz dedelik dediğimiz de Alevi inanç önderleri, rehber ve pirlerin ortak adını Dede olarak kullanıyoruz. Alevilikte bir eğitim sistemi var. Dört kapı Alevilikte bir eğitim sistemidir. Bu kapılar ateş, su,  hava ve toprak olarak değerlendirilir.  Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat olarak ta değerlendirilir. Ama biz bunu biraz daha değiştirdik ve dedik ki, ‘Şeriat ilkokul. Tarikat ortaokul. Marifet lise ve hakikat üniversite seviyesinde bir eğitimdir. Bu eğitimin şeriat aşamasındaki eğitimi rehberler vermişlerdir. Tarikat aşamasındaki eğitimi pirler vermiştir. Marifet aşamasında mürşit dediğimiz görevliler uygulamanın derinliğini öğretmişlerdir. Ve dördündü kapı olan Hakikat Kapısını zaten hak ve hak olma anlayışı ile herkes kendi eğitimini kendisi vermiştir. Alevilik eğitim sistemini verenler biz dedeler demişiz bunlara da ocakzade diyoruz. Ocakzade anlayışı da Alevilikte bilginin kaynağı olarak görülmüştür.”

  • İngiltere İçin En Korkunç ‘Covid-19 Senaryosu!’

    İngiltere İçin En Korkunç ‘Covid-19 Senaryosu!’

    LONDRA – Tüm dünyayı kasıp kavuran ko­ronavirüs hakkında en korkutucu raporu İngiliz medyası açıkladı. Hükümetin raporuna göre, salgın yalnızca Birleşik Krallık’ta yarım milyonu aşkın insanın ölümüne neden olabilir.

    İngiliz medyası, bugüne kadar açıklanmış en korkutucu raporu dünya ile paylaştı. Hükümetin gizli raporuna göre, salgın yalnızca Bir­leşik Krallık’ta yarım milyonu aş­kın insanın ölümüne yol açabilir. En kötü senaryonun yer aldığı raporda, koronavirüs salgınının pandemiye dönüşmesi halinde İngiltere’de virüsün bulaşacağı insan sayısı 50 milyon olarak tah­min ediliyor.

    Vakaların çığ gibi büyümesinin 500 binden fazla can alabileceğini belirten gizli raporun başlığı, ‘Co­vid-19 En Kötü Makul Senaryo’ başlığını taşıyor. Koronavirüs va­kaları Çin’den sonra en fazla Gü­ney Kore’de tespit edildi. İkinci sırada ise merketlerdeki rafların boş kaldığı İtalya yer alıyor.

  • Asrın Hukuk Bürosu: Aileler İmralı’da yakınlarıyla görüştü

    Asrın Hukuk Bürosu: Aileler İmralı’da yakınlarıyla görüştü

    İSTANBUL – PKK Lideri Abdullah Öcalan ve İmralı’da bulunan diğer 2 tutuklu yakınlarıyla görüşme gerçekleştirdi.

    İmralı F Tipi Kapalı Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ve İmralı’da tutulan Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş’ın aileleri İmralı’ya giderek görüşme gerçekleştirdi.

    Asrın Hukuk Bürosu Avukatları sosyal medya hesabı üzerinden yaptıkları paylaşımda, “İmralı Adası’nda tutulan müvekkillerimiz Sn. Abdullah Öcalan, Sn. Ömer Hayri Konar ve Sn. Veysi Aktaş’ın aileleri bugün aile ziyareti kapsamında müvekkillerimizle görüşme gerçekleştirmişlerdir. Kamuoyunun bilgisine sunarız” ifadelerine yer verdi.

  • Mültecilerin Edirne’ye girişleri engelleniyor

    Mültecilerin Edirne’ye girişleri engelleniyor

    EDİRNE – Günlerdir sınır hattına taşınan mülteciler, Edirne’ye alınmamaya başlandı.

    İdlib’de asker ölümleri ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sınır kapılarını açtıkları yönündeki açıklaması üzerine, Cuma gününden bu yana binlerce mülteci sınıra taşındı. Sınırda hattında hareketlilik yaşanırken, polis ve jandarma ekipleri Edirne gişelerinde gelen otobüsleri durdurarak, içinde mülteci olup olmadığını kontrol ediyor.
    Mülteciler, “Sınırda yoğunluk var” denilerek, araçlardan indiriliyor ve kente girişlerine izin verilmiyor.
  • DÜNYAYI DİRENEN KADINLAR DEĞİŞTİRECEK

    DÜNYAYI DİRENEN KADINLAR DEĞİŞTİRECEK

    HEVİ CAN KARDU


    ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında çok ağır çalışma koşulları, çok uzun iş günleri ve düşük ücretler işçilerin hayatını gittikçe zorlaştırmış, çalışmayı dayanılmaz hale getirmişti. Bu nedenle kadın işçiler daha iyi çalışma koşulları istemiyle greve başladılar. 8 Mart 1857’de grevdeki işçilere polisin saldırması, işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin kurulan barikatlar nedeniyle kaçamamaları sonucunda 129 kadın işçi katledildi. Daha sonra, 26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Sosyalist Enternasyonale bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi delegeleri Clara Zetkin, Kate Duncker, Rosa Luxemburg ve arkadaşları bundan böyle her yıl bir ” Dünya Emekçi Kadınlar Günü” düzenlenmesi önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. Dünya Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de kutlandı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ise tam 66 yıl sonra, 16 Aralık 1977 tarihinde, 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.

    Tıpkı 1857’de Amerika’daki dokuma fabrikasında kadının örgütlü gücünden korkan erkek/devlet şiddetinin kadınların haklı mücadelesine saldırarak ve kadınları katlederek bu gücü bastırmaya çalışmasından bu yana aynı sistemin hala dünyanın her yerinde bunu uyguladığını görüyoruz. Erkek egemen sistemin devlet aygıtlarının daima kadını hedef alması tarihsel varoluş yöntemidir. Küresel faşist ve emperyalist liderlerin ülke içi ve dışında yürüttüğü militarist işgalci ve ayrımcı politikaları ile kadınları katlederek veya yok sayarak toplumları yurtsuz, tarihsiz ve geleceksiz bırakmaya çalıştıklarını biliyoruz. Türkiye’de 2019 yılında yaşanan toplam 474 kadın cinayeti kadınla değil, “erkeklik”le ilgilidir. “İyi hal” indirimleriyle düşürülen cezaların, ilk imzacısı olmakla övünülen İstanbul Sözleşmesinin uygulanmamasının hukuk ve adaletle ilgisi olmadığını, kadını aşağı gören ve erkeği koruyan eril siyasi zihniyet olduğunu biliyoruz. Kadın cinayetlerine karşı yapılan devlet girişimlerinin kadını korumak yerine aileyi korumaya yönelik olmasının cinsiyetçi ve muhafazakar devlet politikası olduğunu ve kadını asla koruyamayacağını biliyoruz. Her alanda empoze edilen “makbul kadın” profilinin kadını özgür bir birey olarak tamamen yok sayan, -toplumsal, mesleki, eğitim- her alanda emeğini sömüren, ev içi emeğini görünmez kılan ve bunu da doğayla bağdaştırarak anne, eş veya kızkardeş rollerinin gereği olduğunu söyleyen, bu söylemi derinleştiren ve yaygınlaştıran ayrımcı devlet politikaları ve ataerkil toplum yapısı kol kola girmiştir. Egemen erkek/devlet aklının çıkardığı savaş politikaları sonucu evsiz, yurtsuz, korunmasız bıraktığı kadın sığınmacıları bir de kendi evinde/ülkesinde kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırarak, çocuk yaşta evliliğe veya seks işçiliğine zorlayarak fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet uyguladığını biliyoruz.

    Seçilmiş kadın milletvekillerinin, belediye başkanlarının tutuklanmasının, Kürdistan’da eşit temsiliyete ve eşbaşkanlık sistemine yapılan saldırıların, görev alanlarının gaspının kadın iradesine yapılan bir saldırı olduğunu biliyoruz. Kadına karşı şiddetle ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden onlarca kadın derneğinin kapatılmasıyla, kadınların oluşturduğu sivil inisiyatifin özgürlük ve eşitlik talebiyle örgütlenmesinin engellenmek istenildiğini biliyoruz.

    Kadın odaklı habercilik yapan kadın haber ajanslarının erişimine engel koyarak kadınların sesinin susturulmak istendiğini biliyoruz. Kuzey Suriye ve Rojava’da kadınlara yapılan zulmün, işkencenin, her türlü şiddetin kirli bir savaş politikası olduğunu, kadına yönelik şiddetin bir savaş silahı olarak kullanıldığını biliyoruz. Hevrîn Xalef, Aqîde Ana ve Amara Renas gibi kendi demokratik ve özgür yaşam alanlarını kuran ve savunan kadınların katledilişleri erkek egemen sistemin kadınların örgütlü gücüne yaptıkları bilinçli, sistematik şiddetin sembolleridir. Kadınların gücünden korkan eril zihniyetin kadın özgürlük mücadelesine ekonomik, sosyal, ekolojik, kültürel, siyasi, tüm alanlarda saldırdığını görüyoruz.

    Tüm erkek egemen saldırılara rağmen, özellikle son yıllarda, Ortadoğu’dan Asya’ya, Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar tüm dünyada kadınların başlattığı ve sürdürdüğü güçlü bir özgürlük mücadelesine tanık olmaktayız. İradeli, örgütlü, öz savunmasını bilen, demokratik özgür yaşam projesine sahip ve çözümü dayatan etkili kadın hareketleri önemli kazanımlar elde etmektedir. Las Tesis’te gördüğümüz gibi dünyada gelişen kadın eylemlerinin birbirleri ile etkileşimde olduğunu görüyoruz. Rojava’daki kadın mücadelesi ve yeni yaşam projesi bütün dünyayı saran bir hâl alıyor. Kadınların birbirinden daha fazla güç aldığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu anlamda kadınlar olarak egemen erkek faşizmine, soykırım politikalarına, ayrımcı uygulamalarına karşı etkili ortak mücadeleyle harekete geçme ve birliğimizi, örgütlenmemizi daha da güçlendirme zamanıdır. Her kadının, kadın cinayetleri ve katliamlarından hesap sorması, kendini savunmayı öğrenmesi, örgütlülük ve eylemle şiddeti engellemesi sorumluluğu vardır. Unutmayalım ki gücümüz dayanışma ve örgütlülüğümüzle çoğalacaktır.

    Tüm kadınları bu 8 Martta erkek/devlet şiddetine karşı isyanını, adalet, özgürlük, eşitlik ve barış taleplerini haykırmaya, örgütlenmeye ve ortak mücadeleye çağırıyoruz. Dünyanın her yerinde, kadın dayanışmasına mühür vurulamayacağını, kadın iradesinin hapsedilemeyeceğini, kadın yoldaşlığının barış, umut ve onur olacağını göstereceğiz.

    5 Mart, Perşembe günü “Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Kadın Örgütlülüğünün Önemi” konulu panel Kürt Toplum Merkezi’nde saat 18:30-20:30 arasında olacaktır. Konuşmacılar: Cenî Kürt Kadın Barış Bürosu üyesi, Rojava’dan Kongre Star temsilcisi, Jineoloji Komite üyesi.

    Etkinlik dili Kürtçe olacak. Türkçe’ye çeviri yapılacak.

    Çocuklar için özel oyun alanı olacak

    Adres: 11 Portland Gardens, Harringay, London N4 1HU.

    7 Mart, Cumartesi günü One Million Women Rise Kadın yürüyüşü saat 13:15’de başlayacaktır.

    Toplanma yeri ve saati: Duke Street, London, W1U 1AT, 12:30.

     

    7 Mart, Cumartesi günü Kürt Toplum Merkezi’nde Kültürel Gece (Kadın Şenliği) düzenlenecek. Saat 18:30-22:00 arasında olacak gecede sınırsız müzik, halay, yiyecek, şiir ve çocuklar için özel oyun alanı olacak.

    Adres: 11 Portland Gardens, Harringay, London N4 1HU

    8 Mart, Pazar günü London’s Women Strike yürüyüşü saat 14:00’de başlayacak. Toplanma yeri: Cavendish Square, W1G 0PU

    Yaşasın örgütlü kadın mücadelesi. Bijî piştevaniya jinan. Long live women’s solidarity.

     

  • ‘AKP mültecileri politik bir araç haline dönüştürdü’

    ‘AKP mültecileri politik bir araç haline dönüştürdü’

    ANKARA – HDP Mülteci ve Göçmen Komisyonu idlib’de yaşanan gelişmeler sonrası AKP’nin mültecileri  bir kez daha politik bir araç haline dönüştürdüğünü ve bir silah gibi kullandığını belirtti.
    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Göçmen ve Mülteci Komisyonu üyesi Gülsüm Ağaoğlu’nun imzası ile İdlib’de yaşanan kayıplar sonrasında iktidarın mülteci politikalarına ilişkin yazılı açıklama yayınladı.
    ‘Mültecileri bir silah gibi kullandığını bir kez daha göstermiş oldu’
    27 Şubat akşamı İdlib’de yaşanan kayıplar sonrasında iktidarın yine mülteci kozuna sarıldığına dikkat çekilen açıklamada, “Sıkıştığı her durumda pazarlık konusu yaptığı mültecileri, yaşanan bu ağır yıkım sonrası artık sınırları içinde tutamayacağını ve sınır kapılarını açacağını söyleyen AKP, mültecileri politik bir araç haline dönüştürdüğünü ve bir silah gibi kullandığını bir kez daha göstermiş oldu” ifadelerine yer verildi.
    ‘İnsan ticareti yapan aracılar devreye girdi’
    AKP’nin bu tutumu sonucunda İstanbul’un çeşitli bölgelerinde özellikle karayolu ile mültecilerin sınır kapılarına taşındığını ve insan ticareti yapan aracıların devreye girdiğine dikkat çekilen açıklamada, “Mülteciler gerek kara gerekse deniz yolu ile son derece sağlıksız ve tehlikeli koşullarda Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına yönelmeye başladı. Yunanistan ve Bulgaristan’ın da sınırlarda yoğunlaştırdığı önlemler nedeniyle çoğu Suriyeli ve Afganistanlı olan mülteciler kış koşullarında sınırlar arasına hapsedilmiş, bir kısım mülteci de şişme botlarla tehlikeli olmasına rağmen deniz yolunu kullanmaya yönlendirilmiştir” denildi.
    ‘Yaşanacak trajedilerden iktidar sorumlu olacaktır’
    Açıklamada son olarak şunlar kaydedildi: “AKP kendi günahlarının neticesinde İdlib’de yaşanmış olan trajedinin hıncını mültecilerden çıkarmaya kalktığı ve bu anlamıyla da yeni bir suç işlemektedir. AKP mültecilere karşı uyguladığı bu suçtan vazgeçmeli, Ege’de olabilecek mülteci ölümlerine karşı önlem almalı ve siyasi sorumluluğunu yerine getirmelidir.
    AB’ye yönelik şantaj ve tehdit aracı haline getirilen mültecilerin bu tehlikeli yolculuğunda meydana gelecek olası ölümlerden ve trajedilerden bu iktidar sorumlu olacaktır. AKP iktidarını, mültecilere karşı siyasi ve insani sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.”