Blog

  • Demirtaş’tan eşi Başak Demirtaş’a destek: Eğilmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz, yenilmeyeceğiz

    Demirtaş’tan eşi Başak Demirtaş’a destek: Eğilmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz, yenilmeyeceğiz

    HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında hapis cezası çıkan eşi Başak Demirtaş’a destek mesajı paylaştı: “Allah insana, düşmanının bile merdini nasip etsin. Eğilmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz, yenilmeyeceğiz. Mutlaka ama mutlaka kazanacağız.”

    5 yıldır tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “gerçeğe aykırı bir sağlık raporu aldığı” iddiasıyla hakkında hapis cezası kararı çıkan eşi Başak Demirtaş’a destek mesajı paylaştı.

    Demirtaş, “Allah insana, düşmanının bile merdini nasip etsin. Eğilmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz, yenilmeyeceğiz. Mutlaka ama mutlaka kazanacağız. ” ifadelerini kullandı.

    #BaşakDemirtaşOnurumuzdur hashtagini kullanan Selahattin Demirtaş’ın Twitter üzerinden yaptığı paylaşım şöyle:

    “Ahlaksızlığın, dibe vurmanın sınırı varmış gibi düşünüyoruz bazen. Ancak bunlar için dibin sınırı yok. Allah insana, düşmanının bile merdini nasip etsin. Eğilmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz, yenilmeyeceğiz. Mutlaka ama mutlaka kazanacağız. #BaşakDemirtaşOnurumuzdur @Basak__Demirtas”

  • Tilkililer Toplum Merkezi Olağan Kongresi gerçekleşti

    Tilkililer Toplum Merkezi Olağan Kongresi gerçekleşti

    İngiltere’de faaliyet yürüten Tilkililer (Rivon) Toplum Merkezi 9’uncu Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi.

    Londra’da bulunan dernek binasında yapılan kongreye delege ve üyelerin yanı sıra demokratik kitle örgütü temsilcileri katıldı.

    Divan oluşumu ile başlayan kongrede, faaliyet ve mali raporlar okunarak oylamaya sunuldu. Toplum Merkezi’nin sorunları ve çözüm önerilerinin tartışıldığı kongrede, toplumsal sorunların çözümünde daha fazla örgütlenmeye ihtiyaç duyulduğunun altı çizildi.

    Tek liste ile seçimlere gidilen kongre de yeni yönetim kurulu listesi şöyle oluştu:

    Yeni yönetim Kurulu isim listesi

    (Fatma sazdili, Nurten Topsöğüt,

    Gönül Ordu, Yeşim Dağçayı, Fatma Karadağ, Dilek Kozkıran, Gülcan Ocakkuran, Elif Özipekçe, Hatice Toğrul, Erol Yaygır, Mustafa Özkuluk, Emrah Atiz, Emrah Karadağ, Hasan Sakızdagı, Erol Ovayolu, Erdoğan Sungur,

    Cihan Aşkın, Ali Suluhan, Ruhi Karadağ, Yusuf Dilegelen, Doğan Gültutan, İbrahim Kaşısarı, İbrahim Ovayolu, İbrahim Sabahat, Ali Bozkına, Mustafa Kendir.

    Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Tilkililer köyüne mensup  yaklaşık 36 köy bulunuyor. İngiltere’de ise  350 ile 400 arasında Tilkili ailenin yaşadığı tahmin ediliyor. Dernek her yıl düzenli olarak gece düzenliyor ve iki haftada bir kahvaltı organize ediyor.

    Dernekte gençlere yönelik çalışmalar ile Kürt dili dersleri de veriliyor.

     

  • KCC’de ‘Aile içi şiddet’ konulu panel düzenlenecek

    KCC’de ‘Aile içi şiddet’ konulu panel düzenlenecek

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından 13 Kasım günü KCC binasında “Aile içi Şiddet ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi” konulu panel düzenlenecek.

    Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısı ile hazırlanan etkinlikler kapsamında Londra KCC binasında bir panel düzenlenecek.

    İnisiyatif tarafından yapılan davet açıklamasında, “Aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddet fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel, sözlü her türlü şiddet oluşturan tutum ve davranışı kapsar. Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından düzenlenen, kadınların maruz kaldığı şiddet ve önlemlerine yönelik uzmanların katılımıyla gerçekleşecek panelimize bekliyoruz” denildi.

    Katılımcılar:

    – Leman Adıyaman – Refuge Vakfı – Aile içi şiddet danışmanı

    – Çiğdem Sterk- Roj Kadın Vakfı temsilcisi

    Tarih: 13 Kasım 2021 Cumartesi Saat:3pm

    Yer: Kurdish Community Centre

    11 Portland Gardens, Harringay Ladder, London N4 1HU

    https://www.facebook.com/events/264496788840631

  • Barış Anneleri sınıra yürüdü: Kimyasal vahşetine son verin

    Sêmalka’da cenazelerin verilmesi için eylem yapan annelere Habur Sınır Kapısı’na yürüyerek destek veren Barış Anneleri, kimyasal silah kullanımına son verilmesini istedi.

    Barış Anneleri Meclisi üyeleri, Kuzey ve Doğu Suriye’deki barış anneleri tarafından Sêmalka Sınır Kapısı’nda başlatılan eyleme destek vermek için Şırnak’ın Silopi ilçesinde bulunan Habur Sınır Kapısı’na yürüdü.

    Şırnak, Batman, Siirt ve Mardin’den gelen Barış Anneleri Meclisi üyeleri, Silopi ilçesine bağlı Tilqebîn (Başverimli) Beldesi’nde bir araya geldi. Barış Annelerinin eylemine Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak milletvekilleri Nuran İmir ve Hasan Özgüneş ile HDP yöneticileri de destek verdi. Buradan sınır kapısına yürüyüşe geçen anneler, “Em şer naxwazin, aşîtî dixwazin (Biz savaş değil barış istiyoruz)”, “Bimre îxanet (Kahrolsun ihanet)” ve “Bijî Serok Apo” sloganları attı. Habur Sınır Kapısı’na 2-3 kilometre kala jandarma tarafından durdurulan anneler, bütün engellemelere rağmen burada açıklama yaptı.

    ‘SAVAŞA SON VERELİM’

    “Zarokên parastvanên gelê xwe ne bêxwedî ne, destên xwe yên qirêj ser zarokên me rakin (Halkını savunan çocuklar sahipsiz değil, kirli ellerinizi çocuklarımızın üzerinden çekin)” yazılı pankartın açıldığı açıklamada, “Çekên kîmyevî sucên mirovatîyê ye (Kimyasal silah insanlık suçudur)”, “Berxwedan jîyane (Direnmek yaşamaktır)” ve “Ji barakujî re na (Kardeş kavgasına hayır)” yazılı dövizler taşındı. Barış Anneleri Meclisi adına konuşan Emine Özek, Federe Kürdistan Bölgesi’nde kullanılan kimyasal silahlara karşı bir araya geldiklerini belirterek, Kürt halkı üzerinde yürütülen vahşeti kabul etmediklerini söyledi. Anneler olarak artık tahammüllerinin kalmadığını dile getiren Özek, “Barzani ve ortaklarına sesleniyoruz; özgür dağlarda yürüttükleri vahşete son versinler. Nisan ayından bu yana tank ve topları ile halkımıza saldırıyorlar. Kimyasal silahlarla halkımıza saldırıyorlar. Yaşanan bu zulme karşı artık tahammülümüz kalmadı. Yaşanan bu vahşete son versinler. Kürt ismiyle ona seslendiğimiz için utanıyoruz. Bir an önce bu yoldan dönsünler. Halkına ihanet etmesin. Yüzyıllardır Kürt halkını öldürüyorlar. Ne zamana kadar bu sürecek? Biz annelerin hiçbir farkı yok. Kimyasal silahlar ile vahşice bir şekilde saldırıyorlar. Tüm annelere sesleniyorum. Gelin omuz omuza verelim ve bu savaşa son verdirelim. Barzani neden yaşamını yitiren HPG’lilerin cenazelerini vermiyor” diye sordu.

    ‘CENAZELERE İŞKENCE YAPILMASIN’

    Ardından konuşan Barış Annesi Esmer Çıkmaz da, yaşanan bu savaştan dolayı annelerin yüreğinin yandığını söyleyerek, “Onların da anneleri yok mu? Onlarında yürekleri yanmıyor mu? Çocuklarımızın ölmesini istemiyoruz. Her gün çocuklarımız öldürülüyor ve tutuklanıyor. Kimyasal silahlar ile özgür dağlara saldırıyorlar. Biz anneler artık ölüm istemiyoruz. Dağlarda, cezaevlerinde ve her yerde çocuklarımıza saldırıyorlar. Artık yeter diyoruz. Onlar da bu toprağın çocukları değil mi? Biz barış anneleri barış ve özgürlük istiyoruz. Tüm annelere sesleniyorum, gelin bizimle el ele verin ve ölümlere dur diyelim. Çocuklarımızın cenazelerine işkence etmesinler. Biz bunu kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    SAVAŞ DURSUN’

    Mardin Nusaybin ilçesinden gelen Barış Annesi Perihan Altuğ, yüreklerinin yandığını ve bundan kaynaklı alanda olduklarını ifade ederek, “Asker, polis ve gerilla annesi fark etmeksizin tüm anneler savaşa karşı seslerini yükseltsin. Bu kirli savaş ve kan dursun. Gençlerimiz ölmesin. Gerilla cenazeleri KDP’nin elinde ve ailelerine teslim edilmiyor. Anneler Sêmalka Sınır Kapısında cenazelerini almak için nöbet tutuyorlar. Cenazeleri ne yapacaklar?” şeklinde konuştu.

    Siirt’ten gelen Barış Annesi Taybet Tekin, ölümün çözüm olmadığını belirterek, “Annelerin yüreği yanmasın artık. Mesut Barzani bizlerden ne istiyor? Neden cenazeleri ailelerine vermiyor. Biz anneler barış, özgürlük ve eşitlik istiyoruz” dedi.

    ‘BARZANİ TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNDE ANILACAK’

    Batman’dan gelen Barış Anneleri Meclisi üyesi Şükran Çelebi, Kürt halkı üzerinde yürütülen savaşta ahlak namına bir şeyin olmadığını kaydederek, “Cenazelerimizi vermiyorlar. Kimyasallar atıyorlar. Artık yeter. Bu halkın üzerine hangi yolla gelirseniz gelin, bu halka bir adım geri attıramazsınız. Bu halk sadece dilinin ve kimliğinin kavgasını veriyor. Kendi toprağında coğrafyasında kimliği ile yaşamının mücadelesini veriyor. Bir tek kişi kalana kadar bu mücadeleyi sürdürecek. Biz bu Kürdistan coğrafyasının sahibiyiz. Bu halkı yok etmeye yönelik ne kadar girişimler olsa da bu halk direnişini sürdürecek. Eğer savaş, katliam ve tutuklamalarla bu halk bitseydi, çoktan biterdi ama bu halk asla bitmeyecek” ifadelerini kullandı.

    Barzani’ye seslenen Çelebi, “Çıkarların için kardeş kanını dökme. Kendi çıkarların için bu halkın varlığını tehlikeye atma. Bu yaptıkların için tarihin çöplüğüne gideceksin. Bütün Kürtler seni lanetle anacaktır. O kapıyı aç ve bir an önce cenazeleri ailelerine ver. Cenazelerden ne istiyorsunuz? Utanılması gereken bir ahlaksızlığı uyguluyorsunuz. Bu neyin kini ve nefretidir. Biz anneler çocuklarımızla gurur duyuyoruz ve başımız diktir” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından eylemlerini sonlandıran anneler, alkış ve sloganlarla Silopi ilçesine döndü.

     

    NE OLMUŞTU?

    Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) bağlı güçlerin Federe Kürdistan Bölgesi’nin Xelifan bölgesinde 29 Ağustos’ta pusuya düşürdüğü 7 HPG’liden 5’i yaşamını yitirirken, 1’i yaralı 2 HPG’li sağ kurtuldu. Olayın üzerinden 2 ay geçmesine rağmen KDP tarafından el konulan cenazeler, ailelerine verilmiyor. Kuzey ve Doğu Suriye’nin Cizîrê Kantonu’ndan Barış Anneleri, yaşamını yitiren HPG’lilerden Nesrîn Temir ve Yusif Îbrahîm’in cenazesini almak için Sêmalka Sınır Kapısı’nda başlattıkları eylem 1 aydır devam ediyor.

    Kaynak:(MA)

     

     

     

  • Kürt var da Kürdistan yok mu? Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

    Kürt var da Kürdistan yok mu? Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

    • 1-Kandil ile Kürt halkını birbirinden nasıl ayıracaksınız? 40 yıldır başaramadınız, bundan sonra nasıl yapacaksınız?
    • 2-Kürt’ü ve Kürdistan’ı yok sayarak Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?

    AKP-MHP’nin ulusal çapta tüm devlet partilerini ortak ettiği “ülke bekası” oyununa ilk kez CHP katılmamışken, karşı hamle “ihanet” suçlaması şeklinde oldu ve CHP provokatif şekilde oyuna getirildi!

    CHP Genel Başkanına kim o kötücül aklı verdiyse, uzun süredir oluşturmaya çalıştığı imajı “Kandil” çıkışıyla yerle yeksan etti. Toparlaması kolay olmayacak!

    Zaten AKP-MHP’nin kimyasal silahlar dahil her türlü vahşi yöntemi kullandığından haberi yok mu? Yapabileceklerinin son sınırındalar. Vahşette sınır tanımıyorlar. CHP bu vahşetle mi yarışacak?

    Güya bu sorunu mecliste çözeceklerdi. Ne oldu da birden u dönüşü yapıldı? Açık ihanet suçlamaları dışında bir yerlerden uyarı mı geldi? Yoksa “Kürdistan” gerçeğiyle karşılaşınca mı bu kadar iktidarın kanlı diliyle konuşmaya başladılar? Şok durumu, akıl tutulması böyle oluyor işte!

    Şokta olan sadece CHP ve İYİ Parti değil, onlardan daha fazla AKP-MHP’dir. Ortaklıkları döneminde vahşette sınır tanımadıkları halde çok rahatlıkla “Burası Kürdistan’dır!” sözüyle karşılaştılar. Bir kişi değil milyonlarca insan bunu söylüyor.

    Bir tek kelime hepsinin kimyasını alt üst etti. Adeta kırmızı görmüş boğaya döndüler. Çünkü bunların hayatla, toplumla, gerçeklerle bağı yok.
    Bu söz ilk kez söylenmiyor ve ilk kez duyulmuyor; ama dönemin özelliği nedeniyle turnusol rolünü oynadı.
    Kürt var mı yok mu tartışmasından, Kürdistan tartışmasına geçildi. Zekaya bakın: “Kürt var, ama Kürdistan yok!”

    Yeni soykırımların zemini böyle hazırlanıyor, muhalefet de böyle alet ediliyor işte.

    Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur” demesiyle sorun yok olmadığı gibi, Bahçeli’nin yoktur demesiyle de Kürdistan yok olmaz. Her gün bombalamakla yok olmadığı gibi!

    Biraz kendi tarihlerine saygılı olsalar, Selçukludan Mustafa Kemal’e, herkesin Kürdistan adını kullandığını; kurucu meclis’te Kürdistan mebuslarının olduğunu görürler. Bilmiyor değiller ama inkâr ediyorlar.

    Ve günümüzde de Kürdistan adı bir bölünme vesilesi değildir; tarihi ve toplumsal bir gerçeğe saygı gereği kabul görmelidir ve yüzyılın sorununun çözümünde kilit önemde ele alınmalıdır. Bu adın kabulü, ayrı bir devlet kurulması anlamına gelmiyor.

    Bu yalanla Türk toplumunu uyutuyorlar. Bu korkuyu büyüterek Kürt halkına uygulanan soykırımı ve dağlardaki kimyasal saldırıları normalleştirmeye çalışıyorlar.

    Buna karşı, defalarca bu tür saldırılara maruz kalan Rojava’daki halkımız ve kimyasal silahların, Avrupa devletlerinin göz yumması nedeniyle kullanıldığını iyi bilen Avrupa’daki halkımız ayağa kalkmıştır. Bu büyük duyarlılık sayesinde Türk faşizminin yargılanmasına giden sürecin taşları örülmektedir.

    Bu suç Kürdistan’ı yok etmek için işlenmektedir. Bu boğalara “kırmızıyı göstermeyin!” diyenler de var. Haklı olabilirlerdi, ama gerçekten demokratik siyaset yapma ortamı olsaydı!

    Aksine ortada inkâr var, bir halkı ve coğrafyasını yok sayma var, kimyasal düzeye varıncaya dek katliam var.

    Buna karşı direnenlerin “özgür Kürdistan demokratik Türkiye” şiarıyla özetlediği hedef açıktır: Ayrı bir devlet değil, demokrasi!

    Toplumsal, kültürel ve siyasi hakları tanınmış Kürt halkının ayrı bir devlete ihtiyacı yoktur. Bu hakların anlamı yerel demokrasidir, demokratik özerkliğin tam anlamıyla hayata geçirilmesidir.

    Bu kadar hayati, ama asgari düzeyde olan taleplere “bölücülük” gözüyle bakanlar şoven-ırkçı faşist zihniyetin etkisinden kurtulamayanlardır. Bu nedenle Kürdistan deyince Hitler oluveriyorlar.

    Kürdistan; yakılıp yıkılan coğrafyamızdır, yok sayılan dilimizdir, tarihimizdir, kültürümüzdür. Varlık-yokluk sebebimizdir. Faşizmin yok etmeye çalıştığı bunlardır.

    Bu amaçla her gün kol kola oldukları KDP’nin adında da Kürdistan olduğunu bilmiyorlar mı?

    Soykırımcıların Kürt sorunu için “imhayla yok etmek” dışında bir çözümü yoktur. İYİ Parti, CHP, Saadet ve diğerleri farklarını ortaya koymak zorundadırlar.

    Hem nalına, hem mıhına vurmakla olmaz. Lafta değil, oy almak için değil; gerçekten barışçı olacaksınız! Yoksa iktidara benzersiniz.

    Son olarak, meseleye eski kafayla yaklaşanlara iki sorumuz vardır:

    1-Kandil ile Kürt halkını birbirinden nasıl ayıracaksınız? 40 yıldır başaramadınız, bundan sonra nasıl yapacaksınız?

    2-Kürt’ü ve Kürdistan’ı yok sayarak Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?

    Sorular yüz yıllık bir akılsızlığa işarettir: “Kürt var, Kürdistan yok” diyenlerde baş var, akıl yok! Böyle olmasa, etle-tırnağı birbirinden ayırmaya kalkmazlardı.

    Türk halkı, “Kürt ve Kürdistan” adından korkmamalı; tam tersine bunun inkarından korkmalıdır. Çünkü yüz yıllık sorunun sebebi budur. Kabul etmek, ayrılığa değil, tam tersine, birliğe, beraberliğe, çözüme vesile olacaktır.

  • Londra Kadın Dayanışması Platformu’ndan ’25 Kasım’ açıklaması

    Londra Kadın Dayanışması Platformu’ndan ’25 Kasım’ açıklaması


    Londra Kadın Dayanışması Platformu, yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne ilişkin bir açıklama yaparak,  “Kadınlar, dünyanın dört bir yanında kadın cinayetlerine, her türden şiddete, hak gasplarına ve savaş politikalarına karşı örgütlü güçlerini büyüterek mücadeleye devam ediyorlar” dedi.

    Londra Kadın Dayanışması Platformu üyeleri 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla Kingston Station önünde bir araya gelerek basin açıklaması yaptı. Eril zihniyet tarafından katledilen kadınların resimlerini taşıyan kadınlar, sık sık kadına yönelik şiddeti protesto eden sloganlar attı.

    Platform adına açıklamayı okuyan Gül Çiftçi, mevcut kapitalist, ataerkil aklın oluşturduğu sistemde, kadına yönelik şiddet, herhangi bir coğrafya ile sınırlı olmadığının altını çizdi.

    Dünyada her gün 137 kadın kendi ailelerinden biri veya eski partneri tarafından kadın oldukları için katledildiğini belirten Gül, Covid-19 pandemisi ile birlikte kadına yönelik şiddet ve saldırıların arttığına dikkat çekti.

    Kadınların çalışma koşulları ve aldığı ücretin eşitsizliğine dikkat çeken Gül,  “Avrupa’da da kadınlar daha fazla yoksullaştı, kadına yönelik her türden şiddet yükseldi. Ortadoğu ve Afrika gibi savaş ortamlarında yüzbinlerce kadın, yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalırken, göç yollarında her türlü şiddete maruz kalıp, yaşamlarını yitirdiler. Geldikleri Avrupa ülkelerinde ise tutuldukları insanlık dışı kamplarda, şiddetin her türlüsünü yaşıyorlar” dedi.

    ‘KADIN MÜCADELESİ YÜKSELİYOR’

    Türk devleti ve çetelerinin Rojava’daki saldırılarına dikkat çeken Gül, şunları söyledi: “Dünya Afrin’deki kadınların sesini de duymadı, Türk devleti ve çetelerin uyguladığı vahşette Afrin’de her gün kadınlar kaçırılıyor, tecavüz edilip öldürülüyor, zorla göç ettiriliyor. Bu gerçekliklere inat, kadın mücadelesi sınırları aşarak, ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Covid-19’un yarattığı koşullara rağmen, kadın mücadelesi tüm dünyada umut verici boyutlara ulaştı. Kadınlar, dünyanın dört bir yanında kadın cinayetlerine, her türden şiddete, hak gasplarına ve savaş politikalarına karşı örgütlü güçlerini büyüterek mücadeleye devam ediyorlar.”

    Londra Kadın Dayanışma Platformu’nun kadına yönelik her türden şiddete karşı mücadeleyi yükselteceklerini kaydeden Gül, Afrin ve Afganistan’daki kadınlar gibi dünyaya seslerini duyuramayan kadınların sesi olmaya devam edeceklerinin altını çizdi. Açıklama alkış ve sloganlarla sona erdi.

     

     

  • Hatice Güden’in kaleminden: ‘Onurlu bir duruş: Ali Aktaş’

    Hatice Güden’in kaleminden: ‘Onurlu bir duruş: Ali Aktaş’

    DİREN DİCLE

    Yazar Hatice Güden, 12 Eylül Askeri Cuntası tarafından 23 Ocak 1983 tarihinde, doğduğu güne denk getirilerek idam edilen Ali Aktaş’ın hayatı, inançları, direnişi ve onurlu duruşunu kaleme aldığı “Onurlu bir duruş, Adanmış bir yaşam: Ali Aktaş”  adlı kitabı okuyucuyla buluştu.

     Kadın özgürlük mücadelesi ve son 40 yıllık devrimci sosyalist mücadelenin önemli isimlerinden gazeteci-yazar Hatice Güden, 12 Eylül Askeri Cuntası tarafından idam edilerek katledilen Ali Aktaş’ın hayatını kaleme aldı. Yazar Hatice Güden’in kaleme aldığı kitap, Londra Gik-Der binasında düzenlenen bir etkinlik ile İngiltere’deki okuyucusu ile buluştu.

     12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından cunta tarafından 27 yaşında idam edilen Ali Aktaş’ın  hayatı, kişiliği ile direnişçi devrimci özelliklerinin anlatıldığı kitap, aynı zaman da 78 kuşağının mücadele deneyimlerini de okuyucuyla buluşturması açısından önemli.. Ceylan Yayınları tarafından çıkarılan kitap, 384 sayfadan oluşuyor. Kitap, ‘Çocukluk ve İlk Gençlik Yılları’, ‘Sorgulamanın ve Mücadelenin Başladığı Yıllar’, ‘İşkencede bükülmez irade,’ ‘Tutsaklık yılları’, ‘Darağacında bir kardelen’, ‘Dava dosyası’, ‘Son mektup ve ortaya çkışı’, ‘Arap Alevileri-kısa tarihçe’, ‘Ali Aktaş’tan sevdiklerine’, ‘Anılar-izlenimler-şiirler ve ekler’ ile toplam 11 bölümden oluşuyor. 

    Yazar Güden, kitabın oluşum sürecini aktarırken, Ali Aktaş’ın siperde, işkencede, zindanda, tarlada, sokakta ve en önemlisi idama götürüldüğü sürece kadar onurlu bir yaşam mücadelesinin Çukurova’da efsaneleşen bir kimlik  olduğunu ifade etti. Güden, Aktaş’ın hayat öyküsünün yer aldığı kitabın 78 kuşağının siyasal ve toplumsal karakteristik özelliklerini ortaya koyduğuna vurgu yaptı.    

     ‘HALK İLE BÜTÜNLEŞMİŞ BİR DEVRİMCİ’

     Yazar Hatice Güden, Ali’nin işçi ve emekçi halk ile bütünleşmiş bir devrimci olduğunu söyleyerek, “Devrimi istemek devrime inanmak yetmiyor. 78 kuşağı o kadar devrime inanmıştı ki, bir taraftan kişisel yaşam ihtiyaçlarımız dahi devrim sonrasına erteleyen fedakarlığımız olduğu gibi, aynı zamanda devrim öncesi yapılandırılabilecek kurumlaşma çalışmaları da devrim sonrasına havale edilebiliyordu.  Ali öyle değildi. Örneğin;  köyüne gittiğinde bir yandan politik örgütlenme çalışması yaparken diğer yandan köy kooperatifi de kurarak halkın doğal örgütlülüğünü de sağlamıştı.. Ali. işkencede direniş sembolü, hapishanede boyun eğmez bir direniş lideri  haline gelmişti.  Tüm bu özelliklerine karşın oldukça mütevazı ve paylaşımcı, eşit ilişkiler kuran özellikleri ile her tutsağın arkadaşı, dostu, yoldaşı, sırdaşı olabilen özgün bir kişilikti. Bakardınız bir yaşlının elindeki eşyayı alır evine kadar götürürsen, ihtiyacı olanın tarlasını ekerken görebilirdiniz. Komşusunun kumunu taşırken, evi olmayanın gecekondusuna yardım ederken görürdünüz. Ali sloganik konuşan biri değildi, halkın dilinden halka ulaşan ve kurduğu ilişki tarzı ve onları kendi yaşam deneyimleri üzerinden sorgulatarak devrimcileştiren biriydi.

    Kitapta, “Ali için devrimcilik; bir yaşam ve varoluş biçimidir. Devrimci bir eylem ya da sorumluluk söz konusu olduğunda; hiçbir şeye “olmazından” bakmayan, muhakkak bir “oluru” bularak çözüm üreten devrimci iyimserlik abidesidir Ali” denilerek Aktaş’ın devrimci yanı özetleniyor.   

     Yazar Güden’in hayatını kaleme aldığı Ali Aktaş 78 kuşağının Çukurova’daki önemli devrimci isimlerden biri. Bunun yanı sıra, doğum gününde idam edilen tek sosyalist olarak hafızalara yerleşen bir isim. Aktaş 12 Eylül öncesi tutuklanır ve Adana 1 No’lu Sıkıyönetim mahkemesinin kararıyla hakkında idam kararı verilir.  23 Ocak 1983 gecesi Adana Cezaevi’nde idam edilir. Doğum gününde, idam edilen Ali Aktaş, tanıkların anlatımıyla idam sehpasına sloganlarla gider. 

    12 Eylül faşist darbesinin ardından idam edilen sosyalist Ali Aktaş’ın ailesine yazdığı mektup ise, ailesinden saklandı. Aktaş’ın ailesine yazdığı veda mektubu tam 25 yıl sonra bir gazetecinin araştırmaları sonucu bulunarak ailesine iletilebildi. Kitapta Aktaş’ın veda mektubu da yer aldı.  

    HATİCE GÜDEN KİMDİR?

    1964 yılında Elbistan’a bağlı Koca Pınar mezrasında dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini İskenderun’da tamamladı. 12 Eylül askeri cuntasında daha 16 yaşında iken gözaltına alınarak yaklaşık 3 ay işkenceli sorguda kaldı. Ardından tutuklandı ve 2 yıl cezaevinde kaldı.

    Cezaevinden çıktıktan sonra 12 Eylül’ün yarattığı tüm baskı ve sindirmelere rağmen siyasal ve toplumsal mücadelesinden vazgeçmedi. Hatice Güden, 1988 yılında İHD Antep Şubesi’nin kuruluş çalışmalarında yer alırken, farklı yer ve tarihler de insan hakları çalışmaları yaptı. Kadın mücadelesinde önemli çalışmalar yürüten Güden, 1991 yılından itibaren Yeni Kadın, Emeğin Bayrağı ve Atılım gazetecilik ve yazarlık yaptı. Güden, 96 yılında Atılım Gazetesi Ankara Bürosu çalışanıyken gözaltına alınarak yoğun işkencelere maruz kaldı. Tutuklanarak Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne konulan Güden, aynı yıl bir çok hapishane de başlatılan ölüm orucu direnişine katıldı. Cezaevlerindeki eylem sonucunda 12 direnişçi hayatını kaybederken, Hatice Güden 69 gün kaldığı Ölüm Orucu direnişi ardından ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya kaldı.  Güden, cezaevinden tahliye olduktan sonra Wernicke Korsakkoff tanısıyla tedavi görmeye başladı.

    Güden, lise yıllarından başlayan kadın özgürlük ve insan hakları mücadelesinin 40 yılı aşkın bir süredir sürdürüyor. Ölüm orucu direnişinden dolayı ciddi sağlık sorunları yaşasa da bir çok dergi, gazete ve yayın kuruluşunda yazıları yayınlandı. Güden, insan hakları ve kadın mücadelesinin bir aktivisti olarak yaşamını sürdürüyor.