Blog

  • İngiliz parlamenterden ‘PKK terör listesinden çıkarılsın’ kampanyasına destek

    İngiliz parlamenterden ‘PKK terör listesinden çıkarılsın’ kampanyasına destek

    İngiliz Parlamentosu’nda Kürdistan, Suriye ve Türkiye Tüm Partiler Grubu (APPG) Sözcüsü Lloyd Russell Moyle de PKK’nin “Terör listesi’nden çıkarılması kampanyasına katıldı. Moyle, “Terörizm tanımı Kürtler ve PKK için yanlıştır” dedi.

    Lloyd Russell Moyle, Kürdistan Dijital Meclisi’nin PKK’nin “Terör örgütleri listesi’nden çıkarılması kampanyasına katıldı. Moyle, “Hükümeti Kürtlerin haklarını korumaya çağırıyoruz” diyerek, İngiliz hükümetini Türkiye’nin Kürtlere karşı eylemlerine karşı çıkmaya çağırdıklarını ifade etti.

    Lloyd Russell Moyle’un mesajı şu şekilde:

    “Ben Brighton, Birleşik Krallık Parlamento üyesi Lloyd Russell Moyle. Aynı zamanda APPG sözcüsüyüm. Türkiye’deki Kürtlerin eşit ve siyasi haklarına ilişkin bir rapor yayınladık. Biz bu raporumuzda toplumsal cinsiyet eşitliğini, cinsel taciz, PKK’yi ve özerkliği savunan her Kürt’ün ‘terörist’ olarak görülmesini yanlış buluyoruz.

    Hükümeti (İngiltere) Türkiye’deki bu uygulamalara karşı durmaya çağırıyor ve Kürt halkının haklarının korunmasını talep ediyoruz. Kürt dostlarımızı her yerde destekleyeceğim. Öncelikle adalete, özerkliğe ve barışa ihtiyaç duyulan her yerde Kürdistan’ı destekleyeceğiz.”

     

  • İngiltere’de son 10 yılın en yüksek enflasyonu

    İngiltere’de son 10 yılın en yüksek enflasyonu

    İngiltere’de yıllık enflasyon yüzde 4,2’ye yükseldi ve son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

    İngiltere’de enflasyon Ekim ayında yüzde 4,2’ye ulaştı. Ülkede yaşam masrafları on yıldır görülmeyen bir hızla yükseldi.

    BBC Türkçe’nin aktardığına göre, Ulusal İstatistik Ofisi’nin verilerine incelendiğinde yalnızca enerji ve benzin fiyatlarının değil, ikinci el araba ve restoran fiyatlarının da arttığı görülüyor.

    Enflasyon, korona virüsü (Covid-19) önlemlerinin sona ermesinden ve ekonominin tekrar açılmasından bu yana keskin bir şekilde arttı.

    İngiltere Merkez Bankası, artan fiyatları durdurmak için önümüzdeki aylarda faiz arttırmak zorunda kalabileceğini söylüyor. Ekim ayında Merkez Bankası’nın yüzde 2’lik hedefi tutmadı. Önceki ay yıllık enflasyon yüzde 3,1 seviyesindeydi.

    İngiltere’de enerji piyasasını düzenleyen kurum Ofgem’in geçtiğimiz ay gaz ve elektrikteki tavan fiyatı arttırmasından sonra ev enerji faturaları enflasyonu en çok tırmandıran etkenlerden oldu.

    Gaz faturaları geçen yıldan bu yana yüzde 28,1 ve elektrik yüzde 18,8’lik artış gösterdi. Petrolün litresi de küresel artışın etkisiyle 25,4 peni artışla 1,38 sterline çıktı. Bu, Eylül 2012’de beri görülen en yüksek fiyat.

    İkinci el araç fiyatları ise Nisan’dan bu yana yüzde 27,4 arttı. Bunda küresel çip sıkıntısından kaynaklanan yeni araba üretimindeki azalma da rol oynuyor. Ayrıca otel konaklaması, ulaşım, giyim, ev alışverişi ve hammadde fiyatları da pahalandı.

     

  • ‘Şarkılarım Dağlara’ diyordu; Ahmet Kaya’sız 21 yıl

    ‘Şarkılarım Dağlara’ diyordu; Ahmet Kaya’sız 21 yıl

    Ahmet Kaya’nın en büyük özleminin gerçek bir demokrasi olduğunu belirten Gülten Kaya,“Kürdistan sözcüğü ve anlamı Ahmet Kaya’nın hırpalana hırpalana aşmaya çalıştığı o tel örgülerin ötesi. Yaşasaydı bugün de dün bulunduğu yerde olurdu” dedi.

    Sürgünde, memleket özlemiyle 43 yaşında hayata gözlerini yuman özgün ve protest müziğin usta ismi Ahmet Kaya’nın ölümünün 21. yıldönümü. 1957 yılında Malatya’da Kürt bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya gelen Kaya, fabrikada işçi olarak çalışan babasının henüz 6 yaşındayken kendisine bağlama hediye etmesiyle müzikle tanıştı. Bu sıralarda ilk okula giden Kaya, okuldan arta kalan zamanlarında ise plak ve kaset satan bir dükkanda çalıştı. Ailesinin geçim sıkıntısı nedeniyle doğup büyüdüğü toprakları ardında bırakmak zorunda kalan Kaya, ailesiyle birlikte 1972’de İstanbul’da bulunan Kocamustafapaşa semtine göç etti.
    Göçün ardından okulu yarıda bırakmak zorunda kalan Kaya, uzun süre işportacılık ve çeşitli iş yerlerinde çıraklık yaptı. Ekonomik darlık bir yana küçük bir yerleşim yerinden büyük bir şehre taşınan Kaya, hiçbir zaman bu yaşantıya alışmadı. Öyle ki bu durumu Aynalar Belgeseli’nde, “Onlarla konuşamıyordum çünkü onlar gibi konuşamıyordum. Hiç konuşmuyordum, bir dilsiz gibi yaşıyordum adeta. Balkondan sürekli onları izliyordum. Dilleri, tavırları başkaydı. Onlar gibi konuşmaya, mesela terziye gidip onlar gibi pantolon giymeye başlamıştım. Terzinin yaptığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. Onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu” sözleriyle anlattı.
    TANIK OLDUKLARINI SESLENDİRDİ
    Bu yakıcı durum karşısında adımlarını daha da sıkı atan Kaya’nın, henüz 16 yaşındayken toplumsal sorunlara ilgisi başladı ve astığı afişler “yasadışı” olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Kaya, bu durumu ise şöyle açıkladı: “Sanki azılı bir katil, teröristmişim gibi ellime kelepçe vurup götürdüler.”
    Daha sonra cezaevine konulan Kaya, burada tanıklık ettiği işkence, eziyet ve zulmü daha sonra seslendirdiği şarkı ve türkülerine konu etti. Türküleri, avluda volta atanlardan, cezaevinde açmayan çiçeklerden ve bir kuşağın acılarını konu edindi.
    MÜZİKLE BİR BAŞKALDIRI 
    12 Eylül 1980 Darbesi’nin üzerinden 5 yıl geçmiş olmasına rağmen muhaliflerin, sanatçıların ve aydınların tek tük sesi dışında kimsenin sesi çıkmaz olmuştu. Kaya, böyle bir dönemde hala dillerden düşmeyen Ruhi Su ile tanıştı. Su’nun yaşamını yitirdiği dönemde Kaya’nın “Ağlama Bebeğim” albümü çıktı. Albüm kısa bir sürede 450 bin civarında satıldı. Akabinde Kaya’nın “Yorgun Demokrat”,  “Başkaldırıyorum” ve idam cezası alan şair Nevzat Çelik’in “Şafak Türküsü” adlı şiirini de seslendirdiği albümleri çıktı. Ülkenin gündeminde olan acı ve işkenceleri müziğiyle dilen getiren Kaya, verdiği demeçlerde var olan durumu şu sözlerle özetledi: “Şarkı yapmaktan başka çarem yoktu. İnsanlar dövülüyordu, işkencelerden geçiriliyordu ve katlediliyordu. Bütün demokrat, devrimci insanlar, bir şekilde hayatın bir yerinde yok ediliyorlardı.”
    ŞARKILARINI DAĞLARA YAZDI
    Darbenin etkilerinin sürdüğü, muhalif ve sosyalist kesimlerin büyük bir bölümünün sindirildiği bu dönemde kurulan ve 1984’te silahlı mücadele başlatan Partîya Karkerên Kurdistanê’nin (PKK) çıkışıyla Kürt sorununun daha çok dillendirilmeye başladığı bir dönemde Kaya, şarkılarını dağlara yazmaya başladı. Kaya’nın aynı dönemde “Şarkılarım Dağlara” adlı albümü çıktı. Albümü, çok kısa sürede 2 milyondan fazla satış yaparak, liste başı oldu. Albüm, daha sonra “Özgür Çağrı” adlı şarkı nedeniyle toplatıldı. Kaya, bu albüm nedeniyle hem yargılandı hem de konser yasağı getirildi. Ancak tüm engellemelere rağmen Kaya’nın 10 yılda çıkardığı 12 albümü 20 milyon satışa ulaştı.
    Kaya’nın şarkılarına karşı ise “Savaş Şarkıları” boy göstermeye başladı. Öyle ki kimi şarkılarda “Ya sev, ya terk et” sloganları atıldı. Ercan Saatçi, Ufuk Yıldırım  ve İlhan Tek’in birlikte çıkardıkları “Vitamin” isimli kasette Kaya’nın Şafak Türküsü isimli şarkısında yer alan “Beni burada arama anne” sözleri çarpıtılarak, alaya alındı.  Ancak saldırılara rağmen verili işleyişe karşı öfkesi olan kesimler, Kaya’nın yaptığı şarkıları dinlemeyi sürdürdü. Kaya, kendisine dönük saldırıları şu sözlerle açıklık getirdi: “Tek bir günahım vardı; çok fazla başkaldırdım. Herkesin sustuğu zamanlarda, herkese yol verdim.”
    ‘VATAN HAİNİ’ OLDU
    Özgün ve protest müzik tarzı ile toplum sanatçısı kimliğinde ısrar eden Kaya, kendisinin yazdığı bestelerin yanı sıra toplumsal konuları ele alan şair Atilla İlhan, Can Yücel, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Ahmed Arif’in şiirlerini de besteleyerek, seslendirdi. Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri için “Beni Bul” şarkısını seslendirdi. Ezilen her kesimin yanında yer alan Kaya’ya Magazin Gazetecileri Derneği, 10 Şubat 1999’da en iyi sanatçı ödülü verdi. Törenin olduğu kongre salonunda ödülünü İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Cumartesi Anneleri’ne adayan Kaya, daha sonra burada Kürtçe albüm çıkaracağını söylemesi üzerine ise aralarında Sertaç Ortaç, Ebru Gündeş, Mahsun Kırmızıgül, İbrahim Tatlıses ve Reha Muhtar gibi isimlerin bulunduğu grubun linçine uğradı. Orada bulunan davetliler çatal ve bıçak fırlatarak, Kaya’yı “vatan haini” olarak yaftaladı.
    SÜRGÜNE GİTTİ
    Yaşanan bu olayın ardından Kaya, ana akım medyada da hedef haline getirildi. Başında Ertuğrul Özkök’ün bulunduğu Hürriyet gazetesi, Kaya’ya dair “Vay şerefsiz” manşetini attı. Sarf ettiği sözler sonrası hakkında birçok dava açılan Kaya, 16 Haziran 1999’da Fransa’ya sürgüne gitmek zorunda kaldı. Memleket hasreti ağır gelen Kaya, sürgünde olduğu Fransa’nın başkenti Paris’te “Hoşça kalın Gözüm” isimli albüm hazırlıklarını sürdürdüğü dönemde evinde bir gece yarısı geçirdiği kalp krizi sonucu 16 Kasım 2000’de hayata gözlerini yumdu. Cenaze merasimi Paris Kürt Enstitüsü’nde yapılan Kaya, 17 Kasım 2000’de 30 binin üzerinde kişinin katıldığı törenle kendisi gibi sürgünde yaşamını yitiren yönetmen Yılmaz Güney’in defnedildiği Paris’in Père Lachaise Mezarlığı’na defnedildi.
    BÜYÜK BİR BOŞLUK 
    Döneme damgasını vuran, hala dillerden düşmeyen ve her köşe başında şarkıları dinlenmeye devam edilen Kaya’nın hayat arkadaşı Gülten Kaya ile 21 yıl önce aramızdan ayrılan Kaya’ya ilişkin konuştuk.
    Aradan geçen 21 yıllı Kaya’nın bıraktığı “mirasa” sahip çıkmakla geçirdiğini ifade eden Gülten Kaya, “Kürt, muhalif, sıraya ve hizaya girmeyen bir sanatçıyı, özellikle sürgün yıllarında hakkında berbat bir hafıza oluşturulmaya çalışılan bir sanatçıyı tüm kötülüklere ve yok saymalara karşı koruyarak, sabırla anlatarak,  eserlerini sevenleriyle doğru köprülerde buluşturarak, masa başlarında bilinçli olarak kurgulanarak, üretilen o kötücül algıları değiştirme mücadelesiyle geçti. Bu ülkede bu öyle bir mücadele ki, yasınızı yaşayamadan, o büyük haksızlıkla hesaplaşmanıza yöneliyorsunuz. Kişisel hayatımda ise, asla geçmeyecek olan o büyük boşlukla yaşamaya devam ediyorum” dedi.
    VAROLUŞ BİÇİMİ
    Kaya’nın toplumsal sorunları konu edindiğini, bu nedenle çokça yargılandığını ancak mücadele etmeyi sürdürdüğünü ifade eden Kaya, bunun bir ısrardan öte, varoluş biçimi olduğunu söyledi. “Sanatçı, içinden geçtiği ve parçası olduğu zamanın kendisine yansımaları ve onda yarattığı etkiler üzerinden üretir kanımca” diyerek sözlerini sürdüren Kaya, bunun aynı zamanda “tanıklık” olarak da tanımlanabileceğini belirtti.
    Kaya, “Tanık oluyor ve sarsılıyorsunuz, tanık oluyor etkileniyorsunuz, ağlıyor ya da neşeleniyorsunuz, tanık oluyor ve ütopyalar kuruyorsunuz ya da eserinizle belgeliyorsunuz o duygunuzu. Sokakta, hayatın içinde olup bitenlerle ilgili gözlemlerinizle, bir romancı, bir sinemacı gibi kurgusal karakterler yaratıyorsunuz (Kod Adı Bahtiyar, Bedirhan, Nazlıcan vb). Yani, sanatçının, bütün çıplak gerçeklik üzerinden aklında ve kalbinde oluşan ayaklanmaların ya da tortuların dışavurumudur ürettikleri. Tanıklığı ve etkileşimidir. Böyle var olmayı anlamlı bulmuştur sanatçı” ifadelerini kullandı.
    SİSTEM İÇİN HEP TEHLİKELİYDİ
    Yasaklamalara karşı duruşu Kaya, “Ahmet tüm üretimi ve duruşuyla zaten yasağın içine açtı gözlerini” diyerek özetledi. Sistemin gözünde Ahmet Kaya’nın hep “sakıncalı” ve “tehlikeli” olduğunu belirten Kaya, “Şarkılarını dağlara da söylese şehirlere de söylese, hayata örülen tel örgülerin gerisinde durmadığı ve hırpalana hırpalana da olsa o tel örgüleri aşmaya ve hayatın içine dalmaya çalıştığı için yeni bir engel, yeni bir yasak şaşırtmıyordu onu” diye belirtti.
    TEL ÖRGÜLERİN ÖTESİ
    “Şarkılarım Dağlara” albümünün toplatılmasına neden olan “Özgür Çağrı” şarkısına da değinen Kaya, “Çünkü Ahmet, o abilerin bir gün dağdan döneceğine ve kardeşine sarılacağına inanıyordu. Savaş koşullarında buna inanmadan ve umut etmeden yaşanamaz” ifadelerini kullandı. Son dönemlerde şarkılarında “Kürdistan” sözcüğü geçen sanatçıların cezalandırılmasına da dikkati çeken Kaya, “Kürdistan sözcüğü ve anlamı bahsettiğim o tel örgütlerin ötesi işte” dedi.
    ERKİN KORKUSU 
    İnsanlığın tarih boyunca bulup bu güne kadar geliştirmeye ve içini doldurmaya çalıştığı en kutsal kavramın demokrasi olduğunu vurgulayan Kaya, bunun ise erkin varlığı için tehlike arz ettiğini dile getirdi. Kaya, sözlerine şöyle devam etti: “Erk, hep ve öncelikle kendi varlığını korumak ve sürdürmek üzerine kurulduğu için tüm uyanışlar, tüm farkındalıklar ‘tehlike’ olarak algılanır. Erkin kendini koruma içgüdüsü, biat dışı her şeyi yok etmek, yok saymak, yargılamak, cezalandırmak refleksi doğurur. Buradan yola çıkıldığında halkların varlığının, kültürünün, dilinin neden hep gadre uğradığının nedenleri de ortaya çıkar.”
    ZEHİRLEYEN TARİH 
    Ahmet Kaya’nın Kürtçe albüm hazırlığını dile getirmesi ardından linçe uğradığını, ardından ise sürgüne gitmek zorunda bırakıldığını anımsatan Gülten Kaya, Ahmet Kaya’nın sürgünden sonraki hissiyatının “Biz haklarımızdan, kültürel varlığımızdan, kimliğimizden söz ettik, onlar bunu nüfus cüzdanı olarak algıladılar. Bu kadar acayip ve tuhaflar işte! Benim Kürt kimliğimi benden hiç kimse alamaz!” olduğunu aktardı.
    Gülten Kaya, yaşanılanlara tepkisini şöyle dile getirdi: “Ah yalancı tarih! Kaç kuşağı zehirledi o yalancı tarih. Osmanlıya ‘ceddimiz’ diyenler hiç değilse 1800’lere kadar geriye giderek, doğru tarih okumaları yaptıklarında Kürt halkı konusunda hastalanmaz, tersine iyileşebilirler.”
     NASIL BİR GELECEK?
    Ahmet Kaya’nın inkardan arınmış bir gelecek tahayyül ettiğini paylaşan Kaya, “Tarihini en gerçek ve çıplak haliyle sahiplenip, oradan doğru sonuçlar çıkararak, geleceği kurgulayan, uygar dünyanın normlarına saygılı, tüm halkların ve kültürlerin eşitlendiği, haklarının kabul gördüğü gerçek bir demokrasiyi özlüyordu” dedi.
    HAYALLERİ VARDI
    Gülten Kaya, kişisel hayatına dair hayallerinde son derece mütevazi olan Ahmet Kaya’nın halkı, çocukları, şarkıları, köpekleri ve kuşlarıyla yaşamak istediğini paylaştı. Kaya’nın dostlarına da çok düşkün olduğunu ifade eden Gülten Kaya, “Belki nihai olarak da sırt çantalarımızla uzun bir Latin Amerika seyahatine çıkmak, Kürtçe şarkılar yazabilmek, klamlara senfonik düzenlemeler yapabilmek gibi kendi alanıyla ilgili hayalleri de vardı elbette” diye belirtti.
    Ahmet Kaya’nın eserleriyle hala yaşadığını söyleyen Kaya, “Şayet bu gün yaşıyor olsaydı nerede dururdu?” sorumuza ise, “Fiziki varlığını kastettiğiniz için söylemeliyim ki; Ahmet bugün de dün bulunduğu yerde olurdu” yanıtı verdi.
    MA / Mehmet Aslan
  • Londra’da kadınlar şiddete karşı ‘dayanışma’ mesajı verdi

    Londra’da kadınlar şiddete karşı ‘dayanışma’ mesajı verdi

    Londra Kadın Dayanışma Platformu 25 Kasım etkinlikleri kapsamında stand kurarak, “Kadına yönelik her türden şiddete karşı mücadelemizi yükseltmeyi sürdüreceğiz” mesajı verdi.

    Londra Kadın DayanIşma Platformu, 25  Kasım Kadına Yönelik Uluslararası Mücadele Günü dolayısı ile Edmonton Green’de stand kurarak basın açıklaması yaptı. Kürt Kadın İnsiyatifi, Sosyalist Kadınlar Birliği, Yeni Kadın, Cemevi, Alxas-Com, Tilkililer ve Kürecikliler Kadın Kolları temsilci ve üyelerinin katıldığı açıklamada, “Şiddete hayı kadın kırımına son”, “Kadın cinayetleri politiktir” sloganları atıldı.

    Burada okunan ortak basın açıklamasında, Taliban, Afganistan’da öğretmen, doktor,sanatçı, sporcukadınlarıkatletti ve katletmeye devam ettiğine dikkat çekilerek, “Okullar kız çocuklarına kapatıldı. Dünya, Afganistan’lı kadınların sesini duymadı, duymak istemedi. Dünya Afrin’de ki kadınların sesini de duymadı, Türk devleti ve çetelerin uyguladığı vahşette Afrin’de her gün kadınlar kaçırılıyor, tecavüz edlip öldürülüyor, zorla göçettirilyor.Bu gerçekliklere inat, kadın mücaddelesi sınırları aşarak, ilham kaynağı olmaya devam ediyor” dedi.

    COVID 19’un yarattığı koşullara rağmen, kadın mücadelesi tüm dünyada umut verici boyutlara ulaştığı ifade edilen açıklamada,!şunlara yer verildi: “Kadınlar, dünyanın dört bir yanında kadın cinayetlerine, her türden şiddete, hak gasplarına ve savaş politikalarına karşı örgütlü güçlerini büyüterek mücadeleye devam ediyorlar.

    Londra Kadın Dayanışma Platformu olarak bizler de birbirimizden güç alarak, deneyimlerimizi paylaşarak kadına yönelik her türden şiddete karşı mücadelemizi yükseltmeyi sürdüreceğiz. Biz kadınlar, özgürlük arayışçısıyız. Özgürlüğümüzü elde edinceye kadar mücadelemiz sürecek.”

    Açıklama alkış ve sloganlarla sona erdi.

     

  • Kırkısraklılar 10’uncu Olağan Kongresi başarıyla gerçekleşti

    Kırkısraklılar 10’uncu Olağan Kongresi başarıyla gerçekleşti

    Londra Kırkısraklılar Dayanışma Merkezi 10’uncu Olağan Kongresi başarıyla gerçekleşirken, ‘özgürlük için örgütlü toplum’ vurgusu yapıldı.

    Londra’da 2007 yılında kurulan Kırkısraklılar Dayanışma Merkezi 10. Olağan Kongres’nin merkez binasında gerçekleştirdi. Kongre, demokratik kitle örgütü temsilcileri, belediye meclis üyeleri, delege ve üyeler katıldı. Kongre özgürlük, eşitlik ve barış uğruna yaşamını yitiren canlar için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

    Saygı duruşunun ardından Kırkısraklılar Dayanışma Merkezi Başkanı Ahmet Güven Kürtçe ve Türkçe iki bölüm halinde bir konuşma yaptı.

    Kırkısrak’ın tarihinden ve kurumsallaşmanın önemine değinen Güven, şunları söyledi;

    “Biz Kırkısraklılar olarak ve Kırkısrak kökenli köyler olarak hem ülkede hem de Avrupa’nın üç ülkesinde örgütlü yaşayan bir toplumuz. Bugün Ankara’da bir Vakfımız var, Kayseri’de, İngiltere’de, Hamburg ve Paris’te örgütlenerek kurumsallaşan bir toplumuz. Bu kurumlar bugüne kadar çok önemli işler yaptı  ve hem sivil toplumun hem de demokratik kitle örgütlerinin de taktirini aldı. Bizim insanlarımız örgütlü olmayı toplumun sorunlarına örgütlü cevap vermeyi bilen bir toplumdur. Aynı zamanda önemli insanlar yetiştirmiştir. Hakikatçı Aleviliğin önemli şahsiyetlerinden Şıh Mamo, Aydınlanmanın büyük Ozanı Aşık İbreti, sanat Profesör İbrahim Armağan gibi hem ülkede hem dünyada tanınan önemli şahsiyetleri vardır.Ne mutlu insanlığa katkı sunan toplumumuzun güzel insanlarına“

    Güven’in konuşmasının ardından kongre divanına toplumun yakından tanıdığı demokratik kitle örgütü temsilci ve aktivistlerinden Helin Peköz, Ahmet Sezgin, Mustafa Doğan ve Emine Çalışkan seçildi. Divan Kurulu’nun yaptığı sunumun ardından 2019-2021 dönemi faaliyet raporu ve bütçe raporu okundu. Yapılan tartışmaların ardından raporlar oy birliği ile aklandı

    .

    Demokratik kitle örgütü temsilcileri de birer konuşma yaparak, demokratik ve özgür bir gelecek için mücadelenin önemli olduğu belirtilerek, ‘özgürlük için örgütlü toplum’ vurgusu yapıldı.

    Yapılan konuşmaların ardından Kırkısraklıların yeni yönetimini belirlemek için seçimlere gidildi. Tek liste ile yapılan kongre seçimlerin de  7 asil, 2 yedek, 3 disiplin ve 3 denetleme olmak üzere 15 kişilik yönetim kurulu seçildi. Yeni Yönetim Kurulu listesi şöyle oluştu: Ali Demirci, Hüseyin Kaya , Şafak Aydın, Resul Çam, Gülşen Uzun , Hüseyin Tüm, Gül Kaya, Ayşe Ülger, Doğan Hayırlı , Berkay Yadırgı , Hüseyin Gündüz , Ali Hayırlı , Budak Çiçek , Bülent Ersoy.

    DİREN DİCLE / Telgrafnews

  • EAKM 2’inci kongresinde ‘eşit başkanlık’ dönemi

    EAKM 2’inci kongresinde ‘eşit başkanlık’ dönemi

    Enfield Alevi Kültür Merkezi (EAKM) 2. Olağan Genel Kurulu’nda delegelerin onayı ile ‘eşit başkanlık’ sistemine geçildi. EAKM’nin yeni eşit başkanları Dilek İncedal ve Hasan Gül oldu.

    Enfield Alevi Kültür Merkezi 2. Olağan Kongresi, Britanya Alevi Federasyonu yerleşkesinde gerçekleşti. Kongreye delege ve üyelerin yanı sıra BAF Genel Başkanı İsrafil Erbil ile eski ve yeni Cemevi başkanları, demokratik kitle örgütleri temsilcileri katıldı. Kongre divanı kadınlardan oluşurken,  İAKM Eşit Başkanı Filiz Koç,  Tülay Över, Hanım Akdemir, Emel Dağçiçek ve Sibel Özçelik kongre divanında yer aldı

    .       

    Kongre, Dersim soykırımında toprağa düşenler başta olmak üzere yitirilen tüm canlar için saygı duruşu ile çerağ uyardırmakla başladı. Kongrede, müzik dinletisi ile Alevi deyişleri okundu.

    Kadınların semah gösterisinde bulunduğu kongre de birlik ve beraberlik vurgusu yapıldı. Önceki başkan Zeynep Demir şahsında geçmiş dönem görev yapan canlara teşekkür edildiği kongre de, gündem maddeleri oylamaya sunuldu. Kongrenin en önemli gündem maddesi ise

    ‘eşit başkanlık’ sisteminin oluşmasına dönük karar önerisi sunuldu. Yapılan oylamada delegelerin onayı ile EAKM’de eşit başkanlık sistemine geçilmesi kararlaştırıldı.

     

    Eşit başkanlık sistemiyle yönetilecek olan Enfield Alevi Kültür Merkezi’nin yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluştu.

     

    Eşit Başkanlar:

    Dilek İncedal

    Hasan Gül

     

    Yönetim Kurulu üyeleri:

    Fatma Yıldırım Polat, Cuma Ülgü, Güneş Gören Erdoğan, Ergin Dursun, Gülperi Öntaş, Gülizar Karaoğlan, Özgür Korkmaz, Nadide Köroğlu, İnan Çiftçi, Özlem Şahin, Doğan Erdoğan, Hatice Fesli Ceylan, Timur Ulaş, Mustafa Akgöz, Sabit Kurnaz, İnan Gedik, Nurettin Doğan Caner, Zeynep Demir, İsrafil Erbil, Gülay Dalkılıç, Özlem Söylemez.

    EAKM Yönetim Kurulu ilk toplantısının ardından görev dağılımı yapacak.

    Bir süre önce kongresini gerçekleştiren  İngiltere Alevi Kültür Merkezi (İAKM) eşit başkanlık sistemine geçerek bir ilki gerçekleştirmişti. İAKM’nin ardından EAKM’nin de eşit başkanlığa geçişi ile birlikte daha demokratik yönetim modelleri oluşturması hedefleniyor.

     

    DİREN DİCLE

  • KCC’de ‘Aile içi ve ev içi’ şiddet konulu panel düzenlendi

    KCC’de ‘Aile içi ve ev içi’ şiddet konulu panel düzenlendi

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi ve Roj Kadın Vakfı tarafından “Aile içi ve Şiddet ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi” konulu panel düzenlendi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısı ile Londra KCC binasından düzenlenen panele, Refuge Vakfı’ndan Aile İçi Şiddet Danışmanı Leman Adıyaman ile Roj Kadın Vakfı Temsilcisi Çiğdem Sterk panelist olarak katıldı. Kadınların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, ev içi şiddet ve bu şiddetin kadın ve çocukları yansıması ele alındı. Kadına dönük şiddetin önlenmesi ve hukuki haklar gibi başlıkların tartışıldığı panelde, ‘aile içi şiddet’in kadına yönelik şiddet fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel, sözlü her türlü şiddet oluşturan tutum ve davranışı kapsadığının altı çizildi.

    Refuge Vakfı Aile İçi Şiddet Danışmanı Leman Adıyaman, pandemi sürecinde kadına yönelik şiddetin boyutlarını aktararak, kadınların örgütlü alanlar ve şiddete maruz kalma durumunda nasıl bir yol izleyeceklerini anlattı. İngiltere’de kadınların önemli haklar elde ettiğini ifade eden Adıyaman, şiddete maruz kalan kadınların yeni bir eve ya da sığınma evine yerleştirilebildiğini söyledi. Şiddete uğrayan kadının başvurusu halinde erkeğe uzaklaştırma kararı alınabildiğine dikkat çeken Adıyaman, kadınların ‘şiddet’ durumunda daha profesyonel ve ilgili alanlardan yardım almaları gerektiğinin altını çizdi. Kadınların örgütlendikçe şiddetin daha fazla önlenebildiğini belirten Adıyaman, geçmişe dönük daha fazla haklar elde edildiğini ve iktidarların kadın mücadelesi sayesinde hukuksal düzenlemelere gittiğini aktardı.

    ‘SÖZLÜ ŞİDDET SUÇTUR’

    Roj Kadın Vakfı Temsilcisi Çiğdem Sterk ise kurumsal deneyimlerinden söz ederek, özellikle ‘ev içi şiddet’ ve bu şiddetin fiziksel, sözlük ve psikolojik yönlerini anlattı. Şiddetin nasıl tanımlandığının önemli olduğunu ifade eden Sterk, “Şiddeti nasıl tanımlıyoruz? Şiddete nasıl maruz bırakılıyoruz? Şiddet sadece fiziksel değil sözlü şiddet daha yaygın olarak aile içinde gelişiyor. Bu şiddet durumunun çocuklar üzerindeki etkileri kısa ve uzun vadede korkunç sonuçlara yol açıyor. Örneğin, erkek çocuk şiddete daha meyilli oluyor. Kız çocukları da şiddete uğrayan anne rolünü alıyor ve bu cinsiyetçi bir yaklaşımı ortaya çıkarıyor. Şiddet artık o kadar olağan hale geliyor ki, örneği, ‘sözlü şiddet’ sadece erkekten değil evin içindeki diğer yaşayan aile bireyleri tarafından da uygulanmaya başlıyor. Tüm bu şiddet türlerine karşı bilinçlendiğimizde şiddetin önüne geçmiş oluruz” dedi.

    İngiltere’de yasaların sözlü şiddeti de suç kapsamına aldığına dikkat çeken Sterk, Roj Kadın Vakfı’nda yapılan atölye ve üretim süreçlerinin kadının bilinçlenmesi ve özgüven kazanması açısından önemini anlattı. Yapılan tartışmalar da ise kadının konuşma, tartışma ve daha fazla bilinçlenmeye ihtiyacı olduğu vurgulandı. Roj Kadın Vakfı, önümüzdeki dönem yapılacak çalışmaları da aktararak, kadın örgütleri ile birlikte şiddete yönelik atölyeler düzenleneceği belirtildi.