Blog

  • Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu

    Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu

    DAİŞ tarafından annesi ve altı erkek kardeşi katledilen ve kendisi de diğer genç Ezidi kadınlarla köle olarak kaçırılan 21 yaşındaki Nadia Murad, geçtiğimiz hafta Britanya’da parlamenterler ve insan hakları kuruluşları ile bir dizi görüşme gerçekleştirdi.

    Haber:Suna Alan-Fotoğraf:Erem Kansoy

    Êzidi Kürt kadınlarının özgürleştirilmesi için yaklaşık iki aydır yürüttüğü kampanya çerçevesinde Mısır, Yunanistan, Kuveyt, Norveç, ABD ardından geçtiğimiz hafta Britanya’yı ziyaret eden Murad’ın son durağı 12 Şubat günü Londra’daki Sendikalar Kongresi (TUC) Salonu’nda gerçekleşen halk toplantısı oldu.

    Irak Demokratik Hareketi ve İngiltere Sendikalar Kongresi (TUC) tarafından organize edilen ”Nadia Murad ile Söyleşi” başlıklı halk toplantısı Güney Kürdistanlı insan hakları aktivisti ve Irak Demokratik Hareketi Sekreteri Kawa Beserani tarafından yapıldı.

    Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu 1

    Çoğunluğunu Güney Kürdistanlı ve Iraklı oluşturduğu katılımcılar arasında uluslararası sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri, sendika temsilcileri, Irak Büyükelçiliği yazar ve Hristiyan din adamları da dikkatleri çekti.

    ”Bu gücü nereden alıyorsun?”

    Açılış konuşmasında Beserani birkaç gün önce İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Avukatları Derneği’nde gerçekleştirdikleri toplantıda, bir avukatın Nadia’ya ”Bu gücü nereden alıyorsun?” diye sorduğunu ve Nadia’nın da ”Acılarımdan…” diye yanıt verdiğini söyledi.

    Kawa Beşerani’nin açılış konuşması ardından Ezidi toplumu için çalışmalar yürüten Yazda Vakfı eş kurucusu ve yönetici direktörü Murad İsmail kısa bir konuşma yaparak Nadia’nın DAİŞ’in elinden kurtulabilen kadınlardan biri olduğunu ve hala kurtarılması gereken binlerce kadının  bulunduğunu ve bunun sadece Ezidilerin sorunu olmadığını ifade etti.

    Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu 1

    Devamında söz alan Nadia Murad verdiği mesajlarda Ezidiler olarak yanlız bırakıldıklarını ve su anda köle olarak tutulan kadınların sadece Ezidi olduklarını, bunun bir insanlık sorunu olarak ele alınıp her kesimden, her dinden ve ırktan herkesin destek sunmasını beklediklerini söyledi.

    DAİŞ’in elinden kaçıp Zaxo’daki bir kampa sığındığı süre içerisinde, Şex Tamemi’ye gittiğini ve Ezidilerin katledilmesi ve Ezidi kızlarının köle olarak satılmasının İslam dinine aykırı olduğu fetvasını vermesini istediğini, şex’in kendisini onayladını ancak bu fetvayı hiç bir şekilde vermediğini söyledi.

    Nadia’yayı Çok iyi anlıyoruz!

    Nadia Murad’ın ardından söz alan Iraklı Asuri kilisesinden Hristiyan din adamları adina Peder Toma, Ezidilerin maruz kaldığı zulme Hristiyan toplumunun da maruz kaldığını ve ortak acılar yaşadıkları için Nadia’yı çok iyi anladıklarını ifade ettiler.

    Yine Iraklı Kadın Hakları Kuruluşu temsilcisi ve deneyimli kadın hakları aktivisti Buşra Perto ”Ben Irak’ta hem kadın hem de demokrasi hareketi alanında uzun yıllar faaliyet yürüttüm ve bu süre içerisinde çok sayıda kahraman kadınla tanıştım ve çoğunun isimlerini duydum fakat 80 yıllık yaşamım boyunca senin kadar cesur bir kadınla tanışmadım.

    Seni tanımak benim için bir gururdur Nadia!” dedi.

    Katılımcılar arasında yine söz alanlar içerisinde TUC’nin AB ve Uluslararası İlişkiler Başkanı Owen Tudor, Irak Büyükelçiliği Sekreteri Salam Ali, Irak Komünist Partisi, İngiltere’deki Iraklı Akademisyenler Başkanı Amer Jaje, Papalık Yetkisi Uluslararası İlişkiler Konseyi’nden Peder Alphramozan.

    Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu 1 Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu 1 Nadia Murad Sendikalar Kongresi’nde konuştu 1

  • Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti

    Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti

    Hem Türk devleti hem de Kürt halkı açısından çok önemli bir yere sahip olan Cizre, Dicle nehrinin kenarında etrafı yüksek tepelerler çevrili 120 bin nüfuslu bir Kürt kenti. Rojava’nın Cezire kantonu ile sınır komşusu olan Cizre, Kürt halkı açısında hep diz çökmez ve baş eğmez direnişçi kimliğiyle tanınır.

    Haber: Aladdin Sinayiç

    İki ayı geçen saldırılar sonrası Kobane  ve Şengal sokaklarını anımsatan görüntülerin geldiği Cizre, Kürt halkının katliamlar ve kara günler tarihine yeni bir sayfa eklemekle beraber, direnişçi kimliğini bir kez daha kanıtlamış gibi. Sokağa çıkma yasağı ile birlikte başlayan son saldırılar arakasında yüzlerce genç, çocuk, yaşlı, kadının cansız ve yanmış bedenlerini bıraktı.

    62 gündür Cizre’de neler oldu, neler yaşandı bir tek devletin güvenlik güçleri biliyor. Bizim görebildiğimiz kameralara yansıdığı kadarıyla olan dört bir taraftan yapılan bombalamalar, yanmış cesetler ve vahşet bodrumlarından telefonla televizyonlara bağlanan yaralıların çığlıkları. Devlet geride tek bir tanık bırakmadan saldırılarına devam ediyor.

    Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti 1

    Tüm bu saldırıların yaşandığı zaman boyunca Cizre’den dünyaya açılan tek haber kaynağı HDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız. Sarıyıldız bu süreç boyunca Cizre’den ayrılmayarak Cizre’de yaşanan insanlık dramını tüm dünyaya anlatabilmek için yoğun bir çaba içerisinde oldu.

    Cizre’de neler oldu, neler oluyor, devlet neden Cizre’ye bu denli ağır saldırdı, Cizreliler nasıl yaşıyor, süreç nereye doğru gidiyor? Bunların hepsinin cevabını HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’a sorduk.

    Şu anda neredesiniz?

    62 gündür Hükümetin talimatı ve Şırnak Valiliği’nin kararı ile sokağa çıkma yasağı kararının uygulandığı Şırnak’ın Cizre İlçesi’ndeyim.

    Bu mahallelerde sizin bilgilerinize göre ne kadar insan yaşıyor?

    2015 yılı nüfus sayımına göre Cizre’nin nüfusu 131 bin 816’dır. Bu 4 mahallenin ilçe nüfusunun 3’te 2’sini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak, devletin yıkıcı ve kural tanımaz saldırıları neticesinde Cudi, Nur ve Sur mahalleleri tümden boşaltılırken, Yafes Mahallesi’nin de neredeyse yarısında fazlası da evlerini terk etmek zorunda kaldı. Tabi devlet tarafından yerinden edilme politikası sadece bu mahalleler de değil kısmen saldırının daha az olduğu mahallelerde de yaşandı. 100’bini aşkın kişinin yerinden edildiğini belirtebiliriz.

    İki aydan fazla bir süredir Cizre’nin bazı mahalleleri abluka altında, insanlar ne yiyor, ne içiyor, nasıl yaşıyorlar?

    Sorunuzda bir yanlış ifade var. Abluka sadece bazı mahalleler ile sınırlı değil, ilçenin tümünde sokağa çıkma yasağı, abluka ve ambargo uygulanmaktadır.

    Bu süre zarfında insanlar daha önce stokladığı gıdaları tüketti.  Cizre’de insani ve komşuluk ilişkileri güçlüdür. En önemlisi de politik bir kimliğe aidiyetin getirmiş olduğu güçlü bir kolektif dayanışma mevcut. Ancak, ablukanın uzun süre oluşu nedeni ile ciddi sıkıntılar yaşanıyor.  Örneğin sadece bir iki büyük marketin belli günlerde açılmasına izin verildi. Ancak, o marketlere yakın olan insanlar kısmen yararlanabildi. Bahsettiğimiz bir iki markete uzak olan ve ablukanın çok daha sıkı olduğu mahallelerde yaşayan insanlar ise hiçbir şekilde alışveriş yapamamaktadır. Çünkü ekmek alırken, devlet güçlerinin atacağı bir kurşun ya da yanı başınıza isabet etme olasılığı çok yüksek olan bir havan topu mermisinin şarapneli ile ölebilirsiniz. Çünkü sokağa çıkmanın bedeli ölüm.

    Geçtiğimiz günlerde polis bu marketlerin de açılmasını engelledi.

    Öte yandan devlet güçleri, yardım kampanyalarında toplanan içerisinde gıda malzemelerin olduğu onlarca kamyonunu ilçeye sokmadı.

    İlçenin alt yapısı saldırılar nedeni ile kullanılamaz hale geldi. Devlet güçleri, bilinçli olarak su ve kanalizasyon şebekelerini ve elektrik trafolarını hedef aldı. İnsanlar günlerce su sıkıntısı çekti. Tahrip olan su vanalarını tamir için giden belediye personeli kolundan yaralandı ve kolu kesildi.

    Halkın sizden talepleri oluyor mu? Ne tür taleplerdir bunlar?

    Abluka süresince en çok talep yaralıların ve cenazelerin hastaneye kaldırılması yönünde oluyor. Öte yandan devlet saldırıları nedeni ile evlerde mahsur kalan ve ölüm ile burun buruna yaşayan yurttaşların yardım talepleri, evleri yanan yurttaşların yardım çığlığı aklınıza gelebilecek birçok sorun iletiliyor. Çünkü, devletin bütün iletişim kanalları, kurumları ve diyalog halka kapatılmış durumda. Belediyeler, yasak nedeni ile kente dönük hizmetlerini gerçekleştiremiyor.

    Parlamenter olmam nedeni ile bu sorunları daha hızlı çözebileceğimi düşünüyorlar. Fakat, muhalif kimliğim ve temsil ettiğim siyasi çizgiden ötürü bu talepleri iletmemize rağmen karşılık alamıyoruz. Günlerce cenazeler ve yaralılar yerlerde kaldı. Demokrasinin daha yerleşik olduğu adalet ve hukuk normlarının uygulandığı ülkeler de bahsettiğim sorunlar için yurttaşın tek başına talebi bile yeterlidir. Ancak, Türkiye gibi antidemokratik ve totaliter bir yönetimin hakim olduğu ülkede en insani talepler bile görmezden geliniyor.

    Cizre’den göç eden insanlar nerelere göç ettiler? Durumları hakkında bilginiz var mı?

    Devlet güçlerinin yoğun saldırısından ötürü insanlar evini ve barkını bırakmak zorunda kaldı. Kürtler yıkımı tarif ederken, Kobanê ve Şengal’i referans gösterir. Gerçekten de şu an Cizre’nin 3’te ikisinin Kobane ve Şengal’den farkı yok. Evler enkaza dönüşmüş durumda. Tank ve havan mermilerinin neredeyse isabet etmediği ev yok. Devletin insanları yerinden etmek için uyguladığı yıkım politikası neticesinde insanlar evlerinden çıkmak zorunda kaldı. Aynı zamanda insanların can güvenliği kalmadı. Ablukanın ilk bir ayında  bir iç göç yaşandı. Saldırılar yoğunluklu olarak, Cudi, Nur, Yafes ve Sur mahallelerine dönük gerçekleşti.  Bu mahallerde çıkmak zorunda kalan insanlar daha çok kent merkezine ya da saldırıların kısmen daha az olduğu mahallelere yerleşti. Bir kısmı yakınlarının evlerinde bir kısmı da halk tarafından evlerde misafir edildi. Ancak saldırı dalgası bütün mahallelere dönük olunca insanlar artık civar köylere, Şırnak merkeze, İdil’e, Diyarbakır’a ve Türkiye metropollerine göç etti.

    1990’larda devletin saldırıları nedeni ile kırdan kente göç var şimdi, kentten kıra göç yaşanıyor. Çünkü, devlet Kürt kentlerine cehennemi dayatıyor.

    Devlet neden Cizre’ye bu düzeyde saldırıyor?

    Cizre’nin tarihi ve siyasi geçmişine bakıldığında kentin hem devlet gözünde hem de Kürt halkı nezdinde sembolik önemde olduğu görülecektir. Sokağa çıkma yasağı altında uygulanan vahşetin neden özellikle Cizre’de bu kadar uzun sürdürüldüğü, insanlara ölülerini bile gömdürmeyen, cenazeleri yakan, her türlü vahşete başvuran  devlet zihniyetinin neden Cizre’de vücut bulduğu kentin direniş tarihine bakıldığında daha iyi anlaşılacaktır.

    Cizre 90’lar boyunca en çok zulüm ve baskıya uğrayan kentlerin başında gelmiştir. 1992 Newroz’unda yaşananlar insanların hafızalarında hala tazedir. Cizre’deki Newroz kutlamalarında 100’ün üzerinde sivil hayatın kaybetmiş,  yüzlerce kişi yaralanmıştı. Yine 90’lar boyunca Cizre köy yakmalar, zorla göç ettirmeler, faili meçhul cinayetler, toplu mezarlar gerçeği ile anılmıştır. Temel hak ve özgürlükler dahi Cizre halkına çok görülmüştür. Ancak uygulanan tüm baskı ve zora rağmen Cizre halkı ne o günlerde ne de son Cizre ablukasında direniş çizgisinden asla taviz vermemiş, boyun eğmemiştir. Özgürlük ve eşitlik talebini her daim en yüksek perdeden seslendiren Cizre halkı, inkar imha ve asimilasyon politikalarına karşı tarihinin tüm aşamalarında direnmeyi bilmiştir. Devlet tarafından yıllarca sürdürülen asimilasyon siyasetine rağmen Cizre bir türlü Türkleştirilememiş, Cizre halkı kültürel ve siyasi özgün ve bağımsız duruşunu korumayı bilmiştir. Tam da bu yüzden iktidarların hedef tahtasına konulmuştur. Cizre nasıl ki 1847’de Osmanlı zamanında Mir Bedirhan’ın Botan’da başlattığı isyanın kalbi olduysa, 90’lı yıllar boyunca uygulanan topyekûn savaş politikalarına karşı koyarak Kürt Halkının direniş sembolü olmuştur.

    Dolayısı ile devlet direniş merkezlerinden biri olan Cizre’nin tasfiye edilmesi, korkutulması durumunda Kürdistan kentlerindeki hakimiyetini pekiştireceğini düşünüyor. Ancak, devletin abluka döneminde Cizre’de uyguladığı vahşet toplumsal belleğe o kadar derin kazındı ki, çok daha büyük bir örgütlü öfke ortaya çıkacağını düşünüyorum. Çünkü kuşaktan kuşağa aktarılacak çok zalimane ve insanlık dışı olaylar bu halka yaşatıldı.

    Sarıyıldız: Devlet Cizre’de Bodrumlardaki Yaralıları Vahşice Katletti 2

    Hendek ve barikat ne anlam ifade ediyor?

    Devletin inkar ve imha siyasetine karşı kendini koruma biçimi. Kürtler, hendeğin arkasından olmaktan ve çatışma içerisinde yaşamaktan, evini yurdunu terk etmekten, her gün cenaze kaldırmaktan tabi ki memnun değil. Ancak, ısrarla Kürde dayatılan  kölece yaşam var. Hendeğin arkasındakiler buna itiraz ediyor. Hendek başında olanların büyük çoğunluğu mutlaka devletten bir sille yemiş ya da siyasi soykırım operasyonlarında gözaltına alınmış veyahut da bir yakınını kaybetmiş ve köyü yakılan insanlardır. Devlete güvenmiyor. Çünkü geçen yıl müzakerelerin sürdüğü dönemde hendeklerin kaldırılması için bizzat ben gençler ile görüştüm. Sayın Öcalan’ın çağrısı ile gençler hendekleri kapattı. Ancak, aynı gün Cizre’de bir genç zırhlı araçların mahalleye ateş açması ile katledildi. Cizre’yi hendeğe mecbur bırakan devletin savaş konseptidir.

    Oradaki devlet birimleri/bireyleri ile aranızda bir diyalog var mı, varsa ne düzeyde?

    Devletin Cizre’de resmi düzeyde temsilcisi olan Cizre Kaymakamı ile sokağa çıkma yasakları süresi boyunca çok sayıda görüşme talebimiz ve girişimimiz olmasına rağmen telefonlara yanıt verilmemiştir. Cizre ilçesi düzeyinde İlçe Jandarma Komutanlığı ve Cizre Emniyet Müdürlüğü ile aramızdaki diyalog düzeyi sürekli işittiğimiz tehditlerin ötesine geçememiştir.

    CIZRE’DE YAŞANANLAR LOKAL BİR MESELE DEĞİL

    Sizce Cizre’deki operasyonları kim yönetiyor? Ankara mı, yoksa yereldeki güçler mi? Kaç özel tim, asker, polis vs. var Cizre’de?

    Cizre’de yaşananlar lokal bir mesele değildir. Birçok Kürt kentinde benzer durumlar yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Devlet yetkilileri kendi demeçlerinde de bunun kapsamlı bir operasyon olduğunu defalarca dile getirmişlerdir. Dolayısıyla bu operasyonlar Devletin tüm bürokratik kurumları siyasi enstrümanlarıyla planlanmakta ve uygulanmaktadır.

    10 BİNİ AŞAN SAYIDA GÜVENLİK GÜCÜ VAR CİZRE’DE

    AKP Hükümeti henüz çözüm süreci devam ederken, Mart 2015’te olağanüstü güvenlikçi uygulamaları barındıran “İç güvenlik paketi” adı altında yasal düzenlemeleri, bugün yaşanan operasyonlara hazırlık olarak yapmıştır. Burada uygulanan bütün operasyonları devlet ve hükümet yetkilileri (cumhurbaşkanı, başbakan, içişleri bakanı, savunma bakanı, genelkurmay başkanı, valiler, kaymakamlar vs) sahiplenmekte, teşvik etmekte ve yönetmektedirler. Yerelde operasyonları fiilen yürüten personel, devlet personelidir. Maaşlarını devletten almakta, devletin silahlarını kullanmaktadırlar. Cizre’de 10 bini aşkın asker ve özel harekat polisi aktif olarak yer alıyor. Ancak her türlü ağır silahlarla birlikte düşünüldüğünde Cizre’yi ev ev kontrol edebilecek nicelikte asker – polis bulunduğu belirtilebilir.

    DEVLET BODRUMLARDAKİ YARALILARI VAHŞİCE KATLETTİ

    Şu ana kadar 3 tane bodrumda katliam yaşandı. Bu katliamlarla ilgili somut bilgiler nedir şu ana kadar?

    3 vahşet bodrumunda yaklaşık yarısı ağır yaralılardan ve cenazelerden oluşan 130 yakın insan kalmaktaydı. Defalarca bizzat şahsım ve aileleri bu insanların hastaneye nakledilmesi için hem emniyet hem de 112 dediğimiz devletin sağlık ekibi ile görüştü. Ancak, her seferinde “güvenlik” gerekçesi ile ambulansların gidişine izin verilmedi. Bu yaralı insanların bulunduğu yer günlerce saldırıların hedefi oldu. Enkaz altında kaldılar, günlerce aç ve susuz kaldılar. Devlet, tüm insani ve hukuki normları ayaklar altına alarak yaralıları vahşice katletti.

    SON 62 GÜNDE 209 KİŞİ KATLEDİLDİ, DAHA DA ARTABİLİR

     

    İlk bodruma ilişkin kesin bir bilgi elimizde yok. Ancak evin hemen 50 metre ötesinde devlet güçleri tarafından dizilmiş halde olan yanmış cenazeleri belediyeye ait cenaze araçları taşıdı. Kesin o binadan mı çıkarıldı bilmiyoruz. Fakat son bir haftada sadece binalara sığınan çoğunluğu yakılan 110 kişi katledildi. Bahsettiğimiz binalara sığınan ancak henüz akıbetleri hakkında bilgi sahibi olmadığımız 28 kişi bulunmaktadır. Muhtemelen onlar da katledildi. Cizre’de 62 gündür devam eden sokağa çıkma yasağında kimliği tespit edilebilmiş 80, ayrıca henüz kimliği tespit edilemeyen 129 kişi hayatını kaybetti. Katledilenlerin sayısının daha da artacağını düşünüyoruz. Çünkü sokak ve evlerde çok sayıda cenazenin daha olduğunu tahmin ediyorum.

    YARALILARIN İÇERİSİNDE DAYANIŞMA AMAÇLI GELEN 50’YE YAKIN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ VARDI

    Devlet ve ulusal medya bu insanların bilerek çıkmadığını ve hepsinin silahlı olduğunu iddia ediyor. Bu insanlar gerçekten neden çıkmadı veya çıkarılmadı?

    Devletin ve medyanın insanlarımızın bilerek çıkmadığını iddia etmesi tutumları, Türkiye ve Dünya kamuoyunu yanıltmak amaçlıdır. Eğer böyle bir durum olsaydı bunu kanıtlaması gerekirdi. Yaralılar ile çok sayıda görüşme gerçekleştirdim. Birçoğunu sosyal, siyasal ve kadın alanlarında yürütülen çalışmalardan tanıyorum. Cizre ile dayanışmak amacı ile gelen 50’ye yakın üniversite öğrencisinin çoğu bu yaralıların arasındaydı. Yaralılar ısrar ile hastaneye kaldırılmak için yetkili kurumlara başvurdu. Her seferinde devlet bir çatışma mizanseni yaratarak ambulansların gidişine “güvenlik” gerekçesi ile izin vermedi. Devlet baştan beri onları hastaneye kaldırmak yerine ölüme terk etmeyi ve katletmeyi düşündü. Bu düşüncesini insanları yakarak hayata geçirdi.

    DEVLET KENDİNCE CİZRE’DE DİRENEN HALKA DERS VERMEK, MUHALİFLERE DE GÖZDAĞI VERMEK İSTEDİ

    Devlet Cizre’de direnen halka kendince ders vermek ve bu yöntemle gerek diğer Kürt kentlerini terbiye etmeyi ve sindirmeyi, gerekse de ülkenin batısında yaşayan muhaliflere gözdağı vermeyi amaçlamıştır. “Ülke elden gidiyor” sloganıyla bölgede işlediği hukuksuzlukları gizlemeyi, ayrıca Türkiye toplumunun ulusalcı ve muhafazakar kesimlerini de daha fazla konsolide etmeyi planlamıştır. Son yıllarda medya üzerinde sürdürülen baskıcı devlet politikaları nedeniyle, zaten özgür basından söz etmemiz mümkün değildir. Mevcut basın Hükümet ve Devletin her türlü eylemini meşrulaştırma aracı haline getirilmiştir. Geriye kalan küçük bir azınlık olan muhalif basın da her türlü baskı yöntemine maruz bırakılmakta, öldürülmekte, cezaevine atılmakta, darp edilmektedir. Dolayısıyla Kürt illerinde aylardır olup bitenleri basından takip ederek sağlıklı kanılara ulaşmak mümkün değildir. Devlet her türlü psikolojik savaş yöntemini devreye sokmuştur.

    Cizre’de bodrumların özel bir anlamı olduğu biliniyor. 90’lardan beri insanlar bodrumlara sığınıyor. Bundan biraz bahseder misiniz?

    Bodrum; devletin saldırılarına karşı sığınılan bir mekândır. Bu mekân özellikle Cizre için tarihseldir. Devletin ceberut yüzünü bilen Cizre çareyi bodrumlara sığınmak da bulmuştur. Cizre halkının kendini korumak amacı ile inşa ettiği bodrumlar olmasaydı çok daha büyük katliamlar yaşanabilirdi.

    SESSİZLİK,CANHIRAŞ ÇIĞLIKLAR, DİRENİŞ, YAŞAM, ENKAZ, SU, ZULÜM, GÖÇ, CESARET,ÖZGÜRLÜK,KANLI SURETLER, FİRÜZAN YÜZLÜ GENÇLER,UMUT…

    Şırnak milletvekilisiniz. Bu kentin çocuğusunuz. Son süreçte bir çok arkadaşınızı yitirdiğinizi biliyoruz. Ruh halinizi nasıl tarif edersiniz? Bu süreç içerisinde en çok zorlandığınız an nasıl bir andı?

    Cizre’de tarifi imkansız acılar yaşandı. Bir hafta boyunca benden yardım isteyen Hediye Ana’nın bir tank mermisine kurban gitmesini, 3 aylık Miray bebeğin Ramazan amca ile kanlı bir pusuda yaşamını yitirmesini, yaralı bir kadına derman olmaya giderken tek kurşunla başından vurulan arkadaşım Aziz’in ölümünü, inancını gülüşünde saklayan yoldaşım Sêvê’yi yitirmenin verdiği acıyı nasıl ayırt edebiliriz? Ancak, diğer yandan bir çocuğun tank ve top atışlarına rağmen yüzündeki hafif korku ile birlikte duvara odun kömüründen ‘Berxwedan jîyane, bedengî mirine’, ‘Yaşamak direnmektir, sessizlik ölümdür’ diye yaptığı yazılıma da beni derinden etkiledi. Çünkü bu Cizre’nin çığlığıydı…

    Cizre ve ruh halimi şu kavramlar herhalde açıklar; Sessizlik,canhıraş çığlıklar, direniş,yaşam,enkaz,su,zulüm,göç,cesaret,özgürlük,kanlı suretler, firüzan yüzlü gençler,umut…

    ÇAĞRILARIMIZA CEVAP ALAMADIK

     Bu süreçte bir çok uluslararası kuruma çağrı yaptınız. Herhangi bir olumlu olumsuz cevap aldınız mı?

     Gerek tarafımca yapılan çağrılar ve ilgili kurumlara yazılan mektuplar, gerekse mensubu bulunduğum Halkların Demokratik Partisi’nin yaptığı çağrı ve mektuplara şu ana kadar anlamlı hiçbir yanıt alabilmiş değiliz.

     DEVLETİN SALDIRILARI DURDURMA NİYETİ GÖZÜKMÜYOR

     Devlet güçlerinin saldırıları nasıl durdurulabilir?

      Okuyabildiğimiz kadarıyla Devlet güçlerinin saldırılarını durdurmak gibi bir niyeti, en azından kısa vadede bulunmamaktadır. Devlet Suriye ve Rojava politikasındaki başarısızlığının üzerini örtmek istemektedir. Ayrıca Devlet, Türkiye Kürtlerinin gerek Rojava’daki gelişmelerin yarattığı motivasyon, gerekse çözüm sürecinde meşrulaşan taleplerini zayıflatmayı, itibarsızlaştırmayı ve kriminalize ederek bastırmayı hedeflemektedir. Demokratik güçler ve kesimlerce geliştirilebilecek nitelikli, örgütlü bir muhalefet ve direnişle devlet güçlerinin saldırıları zayıflatılabilir. Bunun yanında dünya kamuoyunun demokratik destekleri çok önemlidir.

    HALKIN MÜCADELESİ DEVAM EDECEKTİR

     Sizce süreç nereye doğru gidiyor?

     Kapitalist ekonominin geldiği noktada  enerji kaynakları, enerji yolları hayati derecede önemli bir konu başlığı haline gelmiştir. Bölgenin önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olması, emperyalist güçlerin sürekli hamleler gerçekleştirmesinde büyük rol oynuyor.

    Körfez savaşından bugüne bölgede yaşanan gelişmeler her geçen gün yeni çelişkiler, yeni ittifaklar, yeni sorunlar ve yeni imkanlar ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca büyük oranda Müslüman olan bölge halkları arasında sürdürülen ve DAİŞ terör örgütü eliyle de derinleştirilmek istenen mezhep çatışmaları mevcuttur.  Bunun yanında bölge halklarının yıllardır kendilerine dayatılan otoriter rejimlere karşı demokratik talepleri ve mücadeleleri vardır. Bunun en önemli örneklerinden birisi Kürtlerdir. Kürtlerin demokrasi ve özyönetim talepleri vardır. Rojava’da bunun en aktif mücadelesi verilmektedir.

     

    Türkiye’de Kürtlerin statü, özerklik talepleri reddedilmektedir. Mücadeleleri bastırılmak,  kriminalize edilmekte, bastırılarak itibarsızlaştırılmak istenmektedir. Kısaca özetlemeye çalıştığım çerçevede, içerisinde bulunduğumuz yüzyılda, iletişim çağında artık insanların demokratik taleplerinin, eşitlik ve özgürlük taleplerinin ötelenmesi, yok sayılması, eskiden olduğu gibi kolay olmayacaktır. Kürtler bunun mücadelesini vermeye devam edeceklerdir. Türkiye’de Kürtlerin “ eşit ve özgür yurttaşlık talepleri” çok anlamlı ve kıymetli bir taleptir. Evrensel bir taleptir. Meşru bir taleptir. Demokratik bir taleptir. Dolayısıyla Kürtler söz sahibi olabilecekleri demokratik bir rejim inşa edilene ve statü sahibi olana kadar mücadelelerini sürdürmeye devam edeceklerdir.

     

     

     

  • Gazi Cemevi’ne saldırı Londra’da protesto edildi

    Gazi Cemevi’ne saldırı Londra’da protesto edildi

    14 Şubat tarihinden bu yana saldırı yapılan İstanbul Gazi mahallesi Cemevıne yapılan fasişt saldırılar İngiltere’nin başkenti Londra’da protesto edildi.

    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi’ne saldırı Londra’da protesto edildi 1

    20 Şubat günü Edmonton Green bölgesinde yapılan eylem Britanya Alevi Federasyonu’nun çağrısıyla yapıldı.
    Eylemde okunan basın açıklamasında “14 Şubat tarihinden itibaren İstanbul Gazi Mahallesindeki Cemevimiz AKP devleti polisleri tarafından saldırıya uğramaktadır. Gazi mahallesinde bulunan demokratik kitlenin Cizre ve Sur’da yapılan devlet kakliamlarını protesto yürüyüşü bahane gösterilerek polisin başlattığı saldırılarda çok sayıda insanımız, polisin attığı plastik mermi, gaz kapsülü, kimyasal gaz ve gerçek mermilerle yaralanmıştır.

    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    18 Şubat günü bu saldırıları durdurmak için yetkili mercilerle görüşmeye giden ABF başkanı Baki Düzgün Dede, Garip Baba Dergahı Başkanı Celal Fırat Dede ve Gazi Cemevi Başkanı Veli Gülsoy Dede polislerin kullandığı akrep tipi araçtan inen bir polis tarafından silahla taranmış ve Celal Fırat Dedemiz ayağından yaralanmıştır.” denildi.

    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Açıklamanın devamında ise “Tüm bunlar bukadar net bilinirken artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve temsilcilerinin Alevilere sunacağı bir hak olmadığı tam aksine Alevilere ve Alevi inancına zarar vermek için ellerinden geleni yapacaklarına inancımız tamdır. Bu nedenle AKP ve devletinin Alevi yaklaşımlarına dikkatle ve temkinli olmak. inancımızı bu asimilasyoncu zihniyete karşı korumak boynumuzun borcudur.
    Gazi Cemevi Yalnız Değildir, Yaşasın Gazi Cemevi’nde direnen Canlarımız” denildi.
    Yapılan açıklamanın ardından Edmonton Angel bölgesine doğru bir yürüyüş yapıldı.
    Yapılan yürüyüşten sonra eylem sloganlarla sona erdiriiildi.

    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 1
    Gazi Cemevi'ne saldırı Londra'da protesto edildi 10

  • İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn Kürt’ler için harekete geçti

    İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn Kürt’ler için harekete geçti

    Geçtiğimiz günlerde, Roj Kadın Meclisi üyesi ve Londra Islington bölgesi Belediye Meclis üyesi Ayşegül Erdoğan’ın, İngiliz muhalefet, İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn ile gerçekleştirdiği görüşme neticesinde Corbyn İngiltere Dış İşleri Bakanına ve İngiltere Türk Elçiliğine mektup yazarak, ‘Türkiye ve Kürdistan’daki Türk devletinin Kürt’lere yönelik başlatmış olduğu saldırılar’ ile ilgili kaygılarını belirtti.

    Haber: Erem Kansoy

    Uzun süredir İngiltere iç siyasetindeki sorunlar ve İngiliz İşçi partisindeki sıkıntılar gerekçesi ile Kürdistan ve Türkiye’de gerçekleşen İnsan hakları ihlalleri ile katliamlar karşısında yeterli tepkiyi gösteremeyen Jeremy Corbyn, Londra’da aktif Roj kadın Meclisinin girişimleri ile çok önemli bir hamlede bulunarak İngiltere dış İşleri Bakanına ve İngiltere Türk Elçiliğine mektup yazdı.
    Jeremy Corbyn Türk Elçiliğine, Sayın Büyükelçi başlıklı konu ile ilgili mektupta, “Durumun bu noktaya gelmesi ve Türk devletinin buna izin vermiş olması beni derinden kaygılandırıyor. Başka canlar yitirilmeden kuşatmanın son bulması elzem.” Ifadelerinede yer verdi.

    İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn Kürt’ler için harekete geçti 1
    Jeremy Corbyn’in İngiltere Türk Elçisine hitaben yazdığı mektup şöyle;
    Sayın Büyükelçi,
    Konu: Türkiye’nin güney-doğusu, Cizre ilçesindeki kriz durumu
    Bugün Britanyalı Kürtlerden oluşan bir heyet ile yaptığım görüşmede bana Cizre ve yakınındaki ilçelerdeki durumun kritik olduğunu söylediler. Bildiğiniz gibi bölgede iki aydan fazla bir süredir sokağa çıkma yasağı var ve ordu tamamen orayı tamamen dış dünyaya kapatmış durumda. Ordu oraya PKK’lilerin yerleşmiş olduğunu iddia ediyor fakat gördüğümüz kadarıyla tamamen suçsuz olan sivil insanlar vurulup öldürülmekte. Ambulansların yaralılar hastaneye götürmesine izin verilmemekte. Bir kuşatma söz konusu ve beslenme malzemeleri tükenmiş durumda (tabi insanların bu malzemelere ulaşmak için evlerinden çıkabildiğini varsayarsak.)
    Heyet üyeleri bana Şırnak’ın tümünün bu durumdan etkilendiğini belirttiler ve Cizre’deki durumu “soykırım” olarak ifade ettiler. Bildiğiniz gibi Af Örgütü de oradaki durumla ilgili endişelerini ifade ettiler ve Türk hükümetine bu durumu sonlandırması için çağrıda bulundular.
    Durumun bu noktaya gelmesi ve Türk devletinin buna izin vermiş olması beni derinden kaygılandırıyor. Başka canlar yitirilmeden kuşatmanın son bulması elzem. Türk yetkililer Şırnak’a müzakere edilmiş ve kalıcı bir barışın gelmesi için daha fazla çaba göstermesi gerekiyor. Saygılarımla, Jeremy Corbyn.”
    İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn İngiltere Dış İşleri Bakanına’da yazdı
    Eş zamanlı olarak, Londra Büyükelçisi Abdurrahman Bilgiç’e yazdığı mektupla beraber İngiltere Dış İşleri Bakanı David Lidington’a da yazdı. Corbyn İngiliz bakana mektubunda, gerçekleşen görüşmeden edindiği bilgileri paylaşarak ve devam eden sokağa çıkma yasağının kaldırılması ile ilgili TC devletinin uyarılması gerektiğinin altını çizdi. Corbyn, dış ilişkiler bakanlığından barışın sağlanması için Türkiye’ye çağrıda bulunmasını istedi ve son olarak şöyle yazdı: ‘‘Ben, özellikle Türkiye elçisine yazarak, en güçlü şekilde kuşatmanın sonlandırılıp bölgede barışın sağlanmasını talep edeceğim. Umarım ki sana ve Dış İlişkiler Bakanlığına, diğer AB devletleriyle birlikle, Türkiye’den aynı talepte bulunmanız için güvene bilirim.’’
    İngiliz Dış İşleri Bakanına Jeremy Corbyn’in yazdığı ‘‘Türkiye’nin Güney doğusunda bulunan, Kürt şehri Cizre’deki kriz durumu’ başlıklı mektuptan kesitler de; “ Türk devleti ile Kürt’ler arasında giderek bölgede yükselen krizin eminim farkındasınızdır. Londra merkezli bir Kürt delegasyonu ile görüşmemde, bana Cizre ve çevresindeki köylerlerde durumun kritik olduğu bilgisini verdiler. Bölgede 2 aydan fazladır sokağa çıkma yasağı olduğu ve bölgenin tamamıyle askerlerce doldurulduğu biliniyor.
    Delegasyon üyelerinden ayrıca Şırnak bölgesinde de AKP hükümetinin askeri operasyonarıyla büyük krizler çıkardığı bilgisini aldım. Amnesty International’ın Türkiye’ye saldırılarını durdurmasına yönelik yazdığı açıklamadan haberdar olduğunuzdan da eminim. Kendi şahsım adına Londra Türk Elçiliğinede saldırıların durdurulması adına mektup yazacağım.” Ifadelerini kullandı.
    Roj Kadın’ın çabaları sonuç verdi
    Roj Kadın’ın başarıyla neticelenen temasları sonrasında elde edilen sonuç ile ilgili Gazetemize demeç veren Roj Kadın Meclisi üyesi ve Lodra Islington bölhesi Belediye Meclis üyesi Ayşegül Erdoğan Jeremy Corbyn’in mektuplarının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.
    Ayşegül Erdoğan, “Uzun bir süredir Türk devletinin Kürdistan’da uyguladığı vahşete karşı yaptığımız Halk eylemlerinin dışında bir çok kurum ve kuruluşlar ile görüşmelerimiz de oldu, bu görüşmelerin içinde en önemlisi ve sonuç veren görüşme ise İngiltere ana muhalefet partisi olan İşçi Parti Lideri Jeremy Corbyn ile yapmış olduğumuz görüşme olmuştur.
    Jeremy Corbyn ile yaptığımız bu görüşmede Türk devletinin Kürdistan’da uyguladığı bu vahşete karşı bir dizi görüşmeler yapacaığının sözünü vermişti. Kuzey Islington Milletvekili olan Jeremy Corbyn ile görüşmenin öncülügünü yapan Roj Women/Kadın Meclisine karşı vermiş olduğu sözünü tutarak, başta İngiltere Dış İşleri Bakanına ve İngiltere Türk Elçiliğine Kürdistan’da uygulanan vahşetten dolayı kaygı duyduğunu içeren yazışmalarda bulundu. Bu anlamda hem Roj Kadın Meclis üyesi ve Islington Belediye Meclis üyesi olarak bu görüşmelerde bulunmaya ve Kürdistan’daki Türkiye devletinin köklü saldırılarını İngiltere Parlamentosunda kınanması adına da, tartışılması için çabalarımız yoğun bir şekilde devam edeceğiz.” Dedi.
    Roj Kadın Meclisi üyelerinin, 29 Ocak’ta, Corbyn’e yaptıkları ziyarette, altı kişilik bir grup ile bir saat süren bir görüşme gerçekleştirmişlerdi.

    İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn Kürt’ler için harekete geçti 3

    İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn Kürt’ler için harekete geçti 4

  • South Woodford’da Feci Kaza: 16 Yaşındaki Genç Kız Hayatını Kaybetti

    South Woodford’da Feci Kaza: 16 Yaşındaki Genç Kız Hayatını Kaybetti

    Cumartesi, 13 Şubat, sabahı, South Woodford bölgesindeki, Chigwell Road üzerinde yaşanan kazada, 16 yaşındaki Elif Kaya hayatını kaybederken, üç kişi daha yaralandı.

    Elif Kaya
    Elif Kaya

    Sabah, saat 01:10 sıralarında gerçekleşen kazada Kaya’nın yolcu koltuğunda oturduğu Mini Cooper ile BMW markalı araba çarpıştı. Kaya’nın ablası, Melia Kaya (19) ve arkadaşları Ayla Osman (21) yaralı olarak kaldırıldıkları hastanede tedavileri devam ediyor. Mini Cooper’ı kullanan, Middlesex Üniversitesinde criminology okuyan, Melia alnında estetik ve iki ayrı ameliyat daha geçirdi. Osman’ın durumunun stabil olduğu aktarıldı.

    Melia Kaya
    Melia Kaya

    Londra Polis birimi Metropolitan Police, kazayla ilgili bilgisi olanların kendilerine irtibata geçmelerini talep etti.

    Evening Standard gazetesinin konuştuğu anne ve baba Kaya, ‘melek’ olarak tanımladıkları, kızları Elif’in barrister olmak istediğini ve okulda başarılı bir öğrenci olduğunu anlattılar.

    Ayla Osman
    Ayla Osman

    Görgü tanıklarına göre, genç kızların bulunduğu araç, BMW ile çarpışmanın etkisiyle şiddetli bir şekilde ağaca çarptı. BMW aracını kullanan genç adam kafasına darbe aldığı bildirildi.

    Ambulansın 01:10’da çağrıldığı ve 10 dakika içerisinde olay yerine ulaştığı aktarıldı, fakat, Elif müdahalelere rağmen yarım saat sonra, olay yerinde hayatını kaybetti. Ambulans olay yerine ulaşmadan çevrede bulunan insanların ilk müdahalede bulunup, genç kızları araçtan çıkardıkları bildirildi.

    Olay yeri
    Olay yeri

    Woodbridge High School’da orta okul eğitimini tamamlayan Elif, Epping Forest College’de A Level okuyordu.

  • Londra`da Öcalan’a Özgürlük Yürüyüşü (VİDEO+FOTO GALERİ)

    Londra`da Öcalan’a Özgürlük Yürüyüşü (VİDEO+FOTO GALERİ)

    Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen 15 Şubat komplosunun 18’inci yıldönümünde Londra merkezde kitlesel bir gösteri gerçekleştirildi.

    Fotoğraf: Erem Kansoy

    Britanya Kürt Halk Meclisi çağrısıyla Londra merkezinde bulunan parlamento binası önünde gelen kitle üzerinde Kürt halk önderi abdullah öcalan’ın resminin bulunduğu tişörtler giyerek sık sık ingilizce olarak ‘yaşasın başkan öcalan’ sloganları atıldı. Parlamento binası önünde yapılan konuşmalarda öcalan’a yönelik gerçekleştirilen komploda yer alan uluslararası güçler kınandı.
    https://youtu.be/x7Z5cfiSPtA

    Kitle adına yapılan konuşmalarda kürt halk önderi abdullah öcalan şahsında kürt halkına yönelik gerçekleştirilen komplonun bazı boyutlarıyla halen devam ettiği ifade edildi. ‘Kürt halkı bugün de büyük bir saldırı ile karşı karşıyadır. Türk devleti Kuzey Kürdistan’ın yanısıra bugün Rojava’ya saldırarak Kürt halkının hak talebini bastırmak istemektedir. Gelinen aşamada ne Türk devletinin ne de başka güçlerin Kürt halkının tüm paraçalardaki özgürlük yürüyüşünü durdurmaya gücü yetmeyecektir.
    https://youtu.be/DQgnMxrzOLU
    Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın fikirleri ve ideolojisi bugün tüm Kürdistan’da yaşam bulmuştur. Kürt halkının düşmanlarının esas saldırısı Öcalan’ın kurmaya çalıştığı sistemin kendisinedir. Ancak Öcalan’ın fikirleri artık yaşam bulmuştur, bu anlamda komplo boşa çıkmıştır. Ancak fiziki olarak Öcalan’a büyük bir tecrit ve izolasyon koşullarında işkence uygulanarak bu durumdan öç alınmaktadır. Kürt halkının sabrı kalmamıştır artık. Cizre’de vücut bulan amansız direniş, Kobane ruhuyla zafere gitmektedir. Kürt halkı bu anlamda tarihi günlerden kgeçmektedir. Bu dönem Kürt halk önderinin özgürlüğü başta olmak üzere tüm parçalarda Kürt halkının kendi özgür ve demokratik sistemini kurduğu bir dönem olacaktır.’’

    Lord Avebury Anıldı

    Eylemde iki gün önce yaşamını yitiren Kürt dostu Lordlar kamarası üyesi İngiliz siyasetçi Lord Avebury de anıldı. Yıllardır Öcalan’ın özgürlüğü için çalışma yürüten Lord Avebury iki kez Öcalan ile görüşmüştü. Lord Avebury için yapılan bir dakikalık saygı duruşundan sonra kitle ünlü Trafalgar meydanına doğru yürüyüşe geçti.

    https://youtu.be/StOQYtAlHDs
    Ana caddeyi trafiğe kapatarak yürüyüşe geçen kitlenin önünde çocuklardan oluşan kortej Öcalan’ın resminin olduğu tişörtlerle Öcalan’ın büyük bir resmini taşıdı. üzerinde İngilizce olarak ‘15 Şubat’a cevabımız, İntikamdır’, ‘Özgür Öönderlik, Özgür Kürdistan’ yazılı pankartlar açan kitle, PKK, YPG, YPJ, KCK bayrakları taşıdı.

    İngiltere Başbakanlığı önüne varan kitle burada durarak başbakan Cameron’a Trük devletini desteklemekten vageçmeye çağırdı.

    Yürüyüş halinde Trafalgar meydanına varan kitle burada kısa bir miting yaptı. Mitingte yapılan konuşmalarda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü istenerek, Türk devletinin saldırıları karşısında uluslararası kamuoyuna duyarlılık çağrısı yapıldı.

    Eylem süresi boyunca binlerce el bildirisi dağıtıldı. Dağıtılan bildirilerde 15 Şubat komplosu ve Öcalan’ın durumüuyla ilgili bilgiler bulunuyordu. İki saatten fazla devam eden eylemden sonra kitle dağıldı.

    IMG_6830

    IMG_6855

     

    IMG_6262

    IMG_6437

    IMG_6680

    https://youtu.be/EHLb5cYZGfE
    IMG_6723

    IMG_6753

    IMG_6748

    https://youtu.be/yUDkvaQF58Q

    IMG_6827

    IMG_6311

     

     

     

    IMG_6935

    yruyus 6

    yuruyus apo 4

    yuyus 7

    IMG_6789
    https://youtu.be/C_-b7w7ephE
    IMG_6785

    https://youtu.be/FH4DDw_Rm5Q

    IMG_6756

    IMG_6742

    IMG_6717

    https://youtu.be/pq8NKBjHGJM

    IMG_6710

    IMG_6694

    IMG_6654

    IMG_6629

    IMG_6623

    IMG_6610

    IMG_6594

    IMG_6581

    IMG_6550

    IMG_6531

    IMG_6491

    IMG_6467

    IMG_6426

    IMG_6443

    IMG_6416

    IMG_6393

    IMG_6375

    IMG_6346

    IMG_6326

     

    IMG_6274

    IMG_6262

    IMG_6218

    IMG_6193

    IMG_6161

    IMG_6101IMG_6061

    apo yuryus 3

    apo yuruyus1

    apo yuruyus 2

  • NADIA MURAD:ÖLÜMDEN BETERDİ!

    NADIA MURAD:ÖLÜMDEN BETERDİ!

    Altı erkek kardeşimi annemin gözleri önünde öldürdüler. Ardından annemi başka bir yere götürüp onu da katlettiler. Ben zaten babasız büyümüştüm ve yetimdim; dünyada sahip olduğum tek kişi annemdi. Beni Musul’a götürüp orada sattıklarında, işte o anda annemi ve kardeşlerimi unuttum. Çünkü orada kadınlara yaptıkları, ölümden çok daha ağırdı.

    Reportaj:Suna Alan

    Nadia Murad… 21 yaşındaki Nadia, Şengal’de DAİŞ tarafından kaçırılan Ezidi Kürt kadınlarından biriydi. Telafuzu zor işkencelere maruz kaldı. Bir süre sonraysa çetelerin elinden kurtulmayı başardı ve ardından Avrupa’ya geldi.

    DAİŞ tarafından tüm ailesi katledilen Nadia Murad’ı, geçtiğimiz Aralık ayında Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmadan hatırlayacaksınız. O konuşma, DAİŞ zorbalığının, Ezidi kadınların dünyanın gözleri önünde uğradığı zulmün en çıplak ifadelerinden biri olmuştu.

    İngiliz parlamenterler ve insan hakları kuruluşları ile gerçekleştirdiği bir dizi görüşme kapsamında İngiltere’de bulunan Nadia Murad, gazetemizin sorularını yanıtladı.

    DAİŞ tarafından köle olarak kaçırılması ardından altı erkek kardeşi ve annesinin katledilmesini unuttuğunu söyleyen Murad, “Çünkü” diyor, “orada kadınlara yaptıkları, ölümden çok daha ağırdı.”

    Büyük bölümü özgürleştirilen Şengal’e dönmenin Êzîdîler için mümkün olup olmadığı sorusuna ise, hükümete güvenlerinin kalmadığını, benzeri bir soykırımı yeniden yaşamayı ise artık halk olarak kaldıramayacaklarını söyleyerek yanıt veriyor.
    Irak Hükümeti tarafından cesareti dolayısıyla Nobel Barış Ödülü’ne önerilen Murad, “Beni Nobel’e aday göstermeden önce DAİŞ’in elindeki kadınları ve kız çocuklarını özgürleştirsinler” diyor.

    En çok da çağrı yapıyor, genç kadın; herkesin DAİŞ’in elindeki kadınların özgürleştirilmesi ve kaçabilen kadınlara kamplarda destek olunması konusunda rol üstlenmesi gerektiğini söylüyor.

    Evet, belki gündemleşiyor; bazen yoğun bir duygusallık da sarıyor etrafı; ama Murad’ın söylediğine göre, BM Güvenlik Konseyi’ndeki o konuşmadan bu yana hiçbir kadın kurtarılmadı ve talep edilen hiçbir şey gerçekleştirilmedi. Hala bekliyorlar…

    nadıa 1

    Mart ayında BM’nin “kadın” konulu toplantısına da katılacak olan Murad, aynı konuda Avrupa’daki Kürt kadın örgütlerini de eleştiriyor, herhangi bir destek girişiminde bulunmadıklarını söylüyor.

    Sorularımız ve Murad’ın yanıtları şöyle:

    Senin yaşadıklarına benzer durumları yaşayan çok sayıda genç kadın var. Ancak sen mücadele etmeyi ve konuşmayı tercih ettin. Bu nasıl gelişti?

    Şöyle başlayayım: Ben DAİŞ’in elinden kurtulduktan sonra Zaxo’daki Qazya Kampı’na geldim. Kadın ve kız çocuklarının ticareti, satılıp satın alınmalarına ilişkin ilk kez burada konuşmaya başladım. Bir ya da iki gazeteciyle konuşmanın ötesinde hiç kimse sorunlarımızı gidip dışarıda anlatmadı. Ne Irak hükümeti ne de Kürt hükümeti, rehabilitasyon, tedavi ve daha sağlıklı koşullar için ya da yurtdışına gitmemiz için hiçbir çabada bulunmadı. Benim pasaport ya da benzeri dokümanlarım yoktu, yurtdışına çıkmak için. Almanya benim durumumda olan bin genç kadını ülkesine kabul etti.

    nadia murad 3

    Geçen sene Eylül ayında buraya vardım. Devamında Yazda Vakfı’na üye oldum. Güvenlik Konseyi bu vakıfa ulaşarak DAİŞ‘in elinden kurtulmuş genç kadınlardan birini ağırlamak istediklerini belirtti. Vakıf, yaşadıklarımı orada paylaşmaya hazır olup olmadığımı sordu ve ben “evet” dedim.

    Konuştuğumda sadece kendim, ailem ya da kendi toplumum adına konuşmadım. Savaş bölgesinde bulunan her kadın, her çocuk adına konuştum, konuşuyorum. Kampanya yürüttüğümden bu yana iki ay geçti ve sadece Êzîdîler değil, yerinden edilen herkes verilen mesajlardan dolayı memnundu. Taleplerime henüz herhangi bir yanıt almamış olsam da insanlar benim bu sorunları dile getirmemden memnundu.

    Yaklaşık 5 bin 800 Êzîdî çocuk ve kadın, sözde İslam Devleti tarafından kaçırıldı. DAİŞ, Irak ve Suriye’de çok sayıda insanı öldürdü ve milyonlarca insanı yerinden yurdundan etti. Biz Êzîdîlere saldırdıklarında ise erkekleri katlettiler, kadın ve çocukları kaçırdılar. Onları Suriye ve Irak’ta bulunan kamp ve merkezlerinde tuttular. Tüm bu katliamlarını, tecavüz etmeleri, insanları zorla yerinden etme gibi bütün suçlarını, İslam dini adına yapıyorlardı.

    Yönetime güvenmiyoruz

    Kamplarda bulunduğunuz süreçte Irak hükümeti ya da Güney Kürdistan hükümetinin tedavi ve desteğini aldınız mı?

    Aylarca Güney Kürdistan’da kampta kaldım ve DAİŞ’ten kaçan binlerce genç kadınla karşılaştım. Gerçek şu ki, bize neler olduğu, maruz kaldığımız zorluklar, satılıp satın alınmalar ve bize yaptıkları tüm o kirli şeyler ışığında, kimilerinin bizler için köklü bir şeyler yapmış olması gerekirdi. Bunun aksine kurtulabilenler ya da yakın zamanda kaçabilenler, bir çadır dahi edinemedi. Herkes için halihazırda ne bulunabiliyorsa, onun dışında yetkililer tarafından hiçbir şey yapılmadı. Hiçbir samimi yardım hayata geçirilmedi. Ne Irak hükümeti, ne de Kürdistan Yönetimi… Hiç kimse DAİŞ‘in elinden kaçan kadınlara destek olmadı.

    nadıa 2

    Yetim kalan bu kadınların her türlü yardıma ihtiyacı var. DAİŞ’in elinden kurtulup kampa yerleştikten sonra üstümüze giyecek bir giysi dahi getirecek birilerine ihtiyacımız vardı.

    Şengal’in bir kısmı özgürleştirildi. Buna rağmen Êzîdîler için geri dönmek mümkün müdür?

    Bir buçuk yıl geçti ve Êzîdîlere yönelik soykırım hala devam ediyor. Her gün ölüyoruz. Tüm yaşamım boyunca unutmayacağım: Altı erkek kardeşimi annemin gözleri önünde öldürdüler. Ardından annemi başka bir yere götürüp onu da katlettiler. Ben zaten babasız büyümüştüm ve yetimdim; dünyada sahip olduğum tek kişi annemdi. Beni Musul’a götürüp orada sattıklarında, işte o anda annemi ve kardeşlerimi unuttum. Çünkü orada kadınlara yaptıkları, ölümden çok daha ağırdı. Düşünün ki, şu ana kadar bir buçuk yıldan fazla kadın ve en küçüğü 9 yaşından küçük olan kız çocukları kiralanıyor ve satılıyor. Düşünün, normal ve sakin bir yaşam sürdüren insanlar için böylesi bir şeyin ne kadar ağır olduğunu…

    Biliyorum, bunları yaşamadınız, fakat ben gördüm ve yaşadım. Birçok kişi benim hikayemin çok zor olduğunu düşünebilir fakat hikayesi benimkinden daha kötü olan çok sayıda genç kadın var. Benim altı erkek kardeşimi katlettiler fakat on kardeşi katledilen kişiler var. Şu anda yaklaşık 3100 kadın ve çocuk DAİŞ‘in elinde. Bizim tek istediğimiz kadınlarımızın özgürleştirilmesidir.

    Şengal’in geri alındığı doğrudur, ancak yüzde 40’lık bir bölümü hala DAİŞ’in elinde. Şu ana kadar 27’den fazla toplu mezar ortaya çıktı. Oraya geri dönmemiz mümkün değil. Bu sadece evlerin yerle bir edilmesinden değil; çünkü biz güvenimizi kaybettik. Başımıza gelenlerin yeniden yaşanıp yaşanmayacağından emin değiliz.

    Biz hükümete güvenimizi kaybettik. Uluslararası koruma olmadığı müddetçe yurdumuza dönemeyiz. Geçmişte, yüzyıllar öncesinde de Êzîdîler yine soykırıma maruz kalmıştı, bunu daha fazla kaldıramayız.

    Bizim, bu savaştan zarar gören Êzîdîlerin ve tüm toplulukların istediği, insanlığın DAİŞ ile yüzleşerek bunun karşısında birleşmesidir. DAİŞ, bölgedeki tüm topluluklar için bir tehlikedir. Sadece Irak ya da Suriye değil, DAİŞ üyeleri birçok ülkeden katılıyor. Ben hepinizden elinizden ne geliyorsa yapmanızı ve bu suçlara karşı birleşmenizi talep ediyorum. Bu savaştan etkilenen insanlara, herkesin en asgari düzeyde olsa bile yardım etmesi çağrısında bulunuyorum.

    Şimdiye kadar bir şey yapmadılar

    BM Güvenlik Konseyi toplantısı sonrasındaki gelişmelerden bahseder misin? Taleplere ne oldu? Somut adımlar atıldı mı?

    Güvenlik Konseyi’nde yaptığım konuşmada ifade ettiklerimin hiçbiri sır değildi, herkesin bildiği şeylerdi. Sonrasında ABD Sekreteri John Kerry ve Michigan Üniversitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırma Enstitüsü Bilim Tarihi ve Uluslararası İlişkiler Departmanı’nda bilim insanı olan Susan Wright ile tanıştım. Onlara yardım etmeleri için ricada bulundum. Ellerinden gelen her şeyi yapacakları ve yardım edecekleri konusunda bana söz verdiler. Ancak şimdiye kadar hiçbir şey yapmadılar. Hala onların yardımlarını ve talebimize yanıtlarını bekliyoruz.

    Şimdiye kadar kampanya çerçevesinde Mısır, Yunanistan, Kuveyt, Norveç, ABD ve şu anda da Britanya’da katıldığım toplantılarda ilk talep ettiğim şey köle olarak tutulan tüm kadın ve çocukların özgürleştirilmesidir. Diğer bir şey de toplu mezarların göz önünde bulundurularak soykırımın tanınması… Sadece Êzîdîlerin ya da sadece Müslümanların değil, her kesimden herkesin, her köşe bucakta ayağa kalkıp bu sorunla mücadele etmesi gerektiğini ifade ettim. Bu hepimize yönelik bir saldırıdır. Çok sayıda insanın yaşamına mal olan bir sorundur. Kadın ve kız çocuklarını kaybeden Êzîdî toplumu için durumun çok ağır olduğu gerçektir. Ancak birçok farklı topluluktan kişi, yaşamlarını ve yurtlarını yitirdi. Hepimiz için, onlara da söylediğim gibi, nihai hedef kadın ve kız çocuklarının kurtarılmasıdır. Savaş bölgesindeki durumun iyileştirilmesi için yardımdır. Yine gençlerin DAİŞ ve onun fikirlerinden etkilenmesini önlemeliyiz.

    DAİŞ’in elinde bulunan kadınlar içinse… Beni kurtaran aile gibi onlara Irak ve Suriye’de yardım edebilecek çok sayıda aile var. Müslümanlara, kendi Müslüman topluluklarını arayarak bu kadınlara yardım etmelerini söylemelerini ve onları kurtarmalarını rica ettim. Öte yandan bu kadın ve çocukların yaşamını kurtarmak için kendi yaşamlarını riske atmaya, para karşılığında onları kurtarmaya hazır kişiler de var. Ancak bizim ailelerimiz onların istedikleri fiyatları verebilecek maddi imkanlara sahip değil. Çok sayıda aile, geçimlerini sağlayan aile üyelerini kaybetti. Kızlarımızı ellerinden almak için onlara verebilecek parayı sağlayacak kimsemiz yok. Bu nedenle maddi olarak Êzîdîlere her kim yapabiliyorsa destekte bulunsun diye talepte bulunduk. Sadece kamplarda yaşayan Êzîdîler değil, tüm Êzîdîler için.. Gıda ve temel gereksinimlere ihtiyaçları var, çok zor durumdalar.

    Avrupa’daki Kürt kadın örgütlenmelerinden herhangi biri sana ulaşıp yardım etme talebinde bulundu mu?

    Hayır, hiçbiri ulaşmadı.

    Herkesin yardımını talep ediyorum

    Gazetemiz aracılığıyla vermek istediğin bir mesaj var mı?

    Daha önce söylediklerimin tekrarı olacak ancak Kürt, Müslüman, Hristiyan ya da başka kökenden, her ne olursa olsun herkesin, her insanın yardımına ihtiyacımız var. Bize yardım edebilecek her kim olursa olsun… Gelin, birbirimize yardım edelim. Gelin, bu barbarlıkla birlikte yüzleşelim. Bir buçuk yıl geçti ve halkımız hala çaresiz, aç ve bu vahşetin ortasında… Bu ülkelere geldik ve yapabilecekleri her türlü yardımı herkesten talep ediyoruz. Kadın ya da erkek, her ne olursa olsun, herkesin desteğini ve yardımını talep ediyorum.

    Nobel’i boşverin, Êzîdî kadınları kurtarın!

    Irak hükümeti sizi Nobel Barış Ödülü’ne önerdi…

    Beni Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermeden önce DAİŞ’in elindeki kadın ve çocukları özgürleştirsinler.

    Bin genç kadını kabul eden Almanya’ya geldiğimizde onlar bizi tedavi etti. Bize baktılar, konaklayabileceğimiz iyi yerlere yerleştirdiler ve aylık ödenek yardımında bulundular. Bize gerçekten yardım ettiler. Çaresiz kaldığımız ve çok acılar çektiğimiz bir süreçte bize sahip çıkacak, bu tür yardımlarda bulunacak insanlara ihtiyacımız var. Çünkü bir çoğumuz erkek kardeşlerini, babasını, annesini ya da yakınlarını kaybetti. O nedenle onlar için her ne yapabiliyorsanız yapmanızı talep ediyorum.

    O KONUŞMA: Yalvarıyorum DAİŞ’i yok edin

    Nadia Murad, Aralık ayında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde başından geçenleri detaylarıyla anlatmış ve şunları söylemişti:

    “Tecavüz, kadın ve kızların bir daha normal hayat sürememesini sağlamak için bir silah olarak kullanıldı. DAİŞ, Ezidi kadınları satışı yapılabilen ete çevirdi. (Beni köyümden kaçırıp Musul’daki bir eve götürdüler. Birkaç hafta sonra giyinmemi ve makyaj yapmamı istediler. O gece o adam bana tecavüz etti. İşkence etti.) Beni muhafızlarla bir odaya kapadı. Bayılana kadar suçlarını işlemeye devam ettiler. Yalvarıyorum size, DAİŞ’i tamamen yok edin.”