Blog

  • Yusuf Şık için Londra’da Konser

    Yusuf Şık için Londra’da Konser

    Yusuf Şık için Londra'da Konser 1

    Cizîr’de sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı gün bir cismin patlaması üzerine sağ eli bilekten kopan ve sol ayağı da ameliyatla dizinden kesilen Yusuf Şık’ın (13) tedavisi için Londra’da bir destek konseri düzenleniyor.

    Arp sanatçısı Tara Jaff ve Suna Alan’ın sahne alacağı destek konseri, 25 Ekim, Pazar günü, 19:30’da, Dalston’daki Arcola Tiyatrosu’nda düzenlenecek. Konserin tüm geliri, protez el ve bacak ve tedavi masrafları kapsamında Yusuf Şık adına açılan banka hesapları aracılığıyla ailesine iletilecek. İngiltere’den Cizîr’e giden kadın heyet üyelerinin konuşmacı olarak katılacağı konserde, Kürt kadınlarından oluşan halk dansları gösterisi de gerçekleşecek.

    Konsere ilişkin açıklama yapan Tara Jaff aynı zamanda kadın merkezli bir çalışma olan konserde yeralmanın kendisi için anlamlı olduğunu söyledi. Jaff ”savaşın yıkıcılığına karşı kadının onaran, yeşerten ve yaşatan yönünü esas alan bir konserdir bu. Adil bir barış çağrısıdır” dedi.

    Şarkıcı Suna Alan ise, 1 Kasım erken seçimleri öncesi Kürt halkına yönelik gerçekleşen saldırıların halkın duygu ve belleğinde onarılmaz yaralar açtığını, bunların bir örneğinin de 13 yaşındaki Yusuf Şık olduğunu söyledi. Böylesi zamanlarda sanatçıların harekete geçmesinin önemli olduğunun altını çizen Alan, ”insanların aslında fazlasıyla duyarlı ve yardım etmeye hazır olduğunu fakat bu duyarlılığı, gücü kanalize edecek yol ve yöntemlerin yeterince yaratılmadığını farkettik” dedi. Bu girişimi başlattıklarından bu yana maddi manevi ciddi destek aldıklarını belirten Alan, aynı zamanda sterlin banka hesabı olmayan Yusuf için Just Giving sayfası üzerinden direkt banka hesabına aktarılan bir dayanışma sayfası açtıklarını ve oradan da ciddi destek gördüklerini sözlerine ekledi.

    Sanatçılar, konseri 2 Ekim gecesi Şırnak’ta katledilen Kürt film yapımcısı, insan hakları aktivisti ve özgürlük tutkunu 24 yaşındaki ‪‎Hacı Birlik’e adadıklarını açıkladılar.

  • Okul, aile ve öğrenci üçgeninin önemi

    Okul, aile ve öğrenci üçgeninin önemi

    Bir çoğumuz için okul ile olan ilişkimiz yılda bir yada en fazla iki defa yapılan veli toplantılarının dışına çıkmıyor. Yine çoğumuz için bu ilişki burada bize söylenen ve dinlediklerimiz ile kalıyor. Bu haftaki yazımda okul ile aile ilişkisinin önemi ve bunun neden ve nasıl olabileceği konusunda bazı noktalarda bulunmak istedim, umarım faydalı olur.

    Eminim hepimiz okul, aile ve öğrenci üçgenin ne kadar önemli olduğunu sayısız defa duymuşuzdur. Aslında sürekli velilere belirtilen bu kavram herkesin dikkate alması ve en iyi şekilde uygulaması gereken gerçeklerden bir tanesi. Okulun ve öğrencinin iyi bir şekilde çalışması ancak ailenin vereceği destek ile mümkün olabilir. Kimi aile bu ilişki sayesinde çocuğunun durumunu, başarısını veya başarısızlığını öğrenir. Kimi aile ise, daha etkili bir rol alıp okulda çocuklarının öğrendiği dersten tutunda onların okulunda gönüllü çalışmalar yapmaya kadar gider. Bu üçgeni iyi işleten velilerin çocukları ya başarılı olurlar yada işler kötüye gitmeye başladığında büyük sorunlar ortaya çıkmadan müdahale ederler.

    Okulu ile iyi bir ilişkinin kurulması için okul ve aile arasında düzenli, güvenli ve dürüst bir bilgi paylaşımının olması gerekiyor. Her okulun ailelere bu konuda olanaklar yaratması bir çok müdürün en temel görevi. Ayrıca her müdür okullarının kapısını ailelere ve topluma açıp sınıf ve ev arasında bir bağ kurulabileceğini göstermesi lazım. Bunu yapan müdür başta veliler olmak üzere okuldaki öğretmen veya öğrenci olsun her kesim tarafından sevilir ve saygı duyulur.

    Bu nokta kadar önemli olan bir şey ise ailelerin okula dürüst ve zamanlı bilgi vermeleri. Dışarıdan içine kapanık olarak görünen bizim gibi toplumlarda bu konuda maalesef bilgi paylaşımı çok az. Çocuklarımızın hayatında önemli olan bazı gelişmeleri zamanında okula bildirmemiz eğitim seviyesi açısından önemli bir nokta. Örnek verelim, anne ve baba ayrılıyor yada boşanıyor – yetişkinler için bile çok zor olan bu dönem bir çocuk için (yaşı ne olursa olsun) tahmin edilemeyeceği kadar daha zor bir tecrübedir. Bir çok çocuk böyle dönemlerde kendilerini diğer çocuklardan daha farklı görüp o zamana kadar girmediği ve göstermediği davranışları sergiler. Yine bir başka örnek ise aileden birisinin vefat etmesi olabilir – yine hem yetişkinler için hem de çocuklar için böyle bir şer zor bir döneme tekabül eder ve yardım şarttır. Bu veya buna benzer durumların okullar ile paylaşılması çocuğun okul tarafından gereken yardımı ve desteği almasını sağlar.

    İngiltere’de gerek ilkokullarda gerekse de ortaokullarda SENCO (Special Education Needs Co-ordinator) yani, Özel Eğitim İhtiyaç Koordinatörleri görev alır. Bu öğretmenler çocukların sağlık, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak ile sorumlu olan kişilerdir. Bir okuldaki SENCO öğrenci, veli bunun yanında bir çok kurum ve kuruluş ile yakından çalışır. SENCO’lar sosyal, sağlık ve psikolojik sorunlar yaşayan çocuklar ile yakından ilgilenip okuldaki öğretmenlere bu tür sorunları olan öğrenciler ile nasıl ilgilenebilecekleri konusunda eğitim verirler. Bu tür ihtiyaçları olan öğrencilerinin velileri ile SENCO sürekli bir diyalog içindedir. Her aile kendi okulundaki SENCO’lar ile sınıf öğretmenleri aracılığıyla irtibata geçip görüşebilir.

    Ailelerin en temelde okulda öğrencilerinin sınıf öğretmeni, yada İngiltere’deki adıyla ‘tutor’ ile bir diyalog içinde olması lazım. Veli toplantılarının dışında bu öğretmeni ile diyalog içinde olup çocukları hakkında istedikleri zaman bilgi alabilirler. Bunun dışında genel okul sorunları ile ilgili her veli okul müdürü ile görüşebilir. Müdür ile bu konuda istenilen zamanda randevu talep edip görüşme, duygu ve düşüncelerini bildirme, her velinin temel hakkıdır. Son olarak okulun gidişatı veya okul müdürü hakkında olan şikayet yada öneriler konusunda ise Okul Aile Birliği (School Governors) paneli yada bölge eğitim müdürlükleri (LEA) ile görüşebilirler. Bu bilgilere her gün ihtiyacımız olmasa da, gerek duyduğumuzda kullanabileceğimiz bazı ilişki yöntemleri.

  • Soas Üniversitesinde Kürt Kadın Hareketleri Semineri

    Soas Üniversitesinde Kürt Kadın Hareketleri Semineri

    Soas Üniversitesinde Kürt Kadın Hareketleri Semineri 2

    Soas Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları bölümü, ‘Muhafazakarlık ve Radikal Demokrasi Arasında Kürt Kadın Hareketleri’ isimli panel organize etti.

    Londra Soas Üniversitesinin Djam Konferans Salonunda gerçekleşen panele yoğun ilgi gösterildi. Houzan Mahmoud ve Nadje Al-Ali’nin Kürt kadın hareketleri hakkında birer sunum yaptıkları panel 1 Ekim Perşembe günü gerçekleşti.

    Irak Kadın Hakları Kurumu temsilcisi ve Kürt kadın hakları savunucusu olan Mahmoud, Güney Kürdistan’da kadın haklarına ilişkin gelişmeleri anlattı.

    Soas Üniversitesinde profesör olan ve kadın ve cinsiyet üzerine bir çok araştırması bulunan Al-Ali yaz aylarında Kuzey Kürdistan’a ziyaretinden gözlemlerini aktardı.

    Mahmoud, Güney Kürdistan’da kadın eşitlik sorununun bürokrasi ağırlıklı yürüdüğünü ve kadınların tarihte de peşmerge olarak savaşmalarına rağmen toplum içerisinde eşit konumda görülmediklerini ifade etti.

    Mahmoud, diğer bir sorunun da feminizmin belirli kadın grupları tarafından ret edilmesi olduğunu anlattı ve kadın eşitliğinin ancak feminizmle elde edilebileceğini savundu.

    İki hafta Diyarbakır’da feminizm ve milliyetçilik üzerine araştırma yapan Al-Ali, Güney Kürdistan’a kıyasladığında, Kuzey’de kadınların toplumsal alanda eşitliği için mücadelenin daha etkili olduğunu gözlemediğini ifade etti.

    Bölgedeki sivil toplum kuruluşları, yerel belediye yetkilileri ve HDP yöneticileriyle görüşen Al-Ali, HDP’nin eş başkanlık sisteminin önemli olduğunu dile getirdi. Kadın kimliği ön planda tutularak siyaset yürütüldüğünü gördüğünü anlatan Al-Ali, HDP’nin radikal demokrasi uyguladığını ve böylece toplumun her alanında sorunlarla mücadele edildiğini söyledi.

  • Alışverişte Kullanılan Plastik Poşetler Artık Ücretli

    Alışverişte Kullanılan Plastik Poşetler Artık Ücretli

    Alışverişte Kullanılan Plastik Poşetler Artık Ücretli 1

    Alışverişte kullanılan her plastik poşet için 5peni ücret uygulanacak. Pazartesi (5 Ekim) günü yürürlüğe giren yasaya göre 250’den fazla işçi çalıştıran şirketler kullanılan her plastik poşet için müşteriden 5peni ücret alacak.

    Çevreye büyük zarar veren bu poşetlerin kullanımının azalması için önemli bir adım. Şirketler poşetler için aldıkları parayı yardım kuruluşuna bağışlamaları gerekecek ve devlete parayı nasıl kullandıkları hakkında bilgi vermek zorunda olacaklar.

    İngiltere’de uygulanmaya başlayan bu yasa İskoçya, Galer ve Kuzey İrlanda’da daha önce yürürlüğe geçmişti. Birleşik Krallık’ın diğer bölgelerinde yasa kağıt poşetler ve ufak şirketleri de kapsarken, İngiltere’de kapsamıyor.

    Verilere göre sadece İngiltere’de yılda 7.6 milyar plastik poşet kullanılıyor, ve tek sefer kullanılan bu poşetlerin çöp arazilerinde erimesinin yüz yıllar sürüyor.

    Galer’de uygulamanın başladığı üç yıl içerisinde plastik poşet kullanımı %79 düştü. Hükümet İngiltere’de benzer bir sonuç elde edileceğini tahmin ediyor.

    Ücreti ödememek için alışverişe gittiğinizde tekrar kullanılan çantalar kullanmanız gerekecek. Süpermarketler yanı, kıyafet gibi ürünlerin de satıldığı, diğer mağazalar da ücreti uygulamak mecburiyetindeler- kağıt poşet kullanıyorlarsa ücret uygulanmıyor.

    Havaalanlarında plastik poşet kullanımına ücret uygulanmayacak. Patates gibi ambalajsız yiyecekler, reçeteli ilaçlar, çiğ et veya balık, canlı balık, ağzı açıkta olan bıçaklar, tohum ve çiçekler alındığında kullanılan poşetler ücretsiz olacak.

    Ufak esnaf yasaya tabi tutulmayacaktır, fakat isteyen işyerleri uygulama kararı alabilir.

  • 1 Ekim’de Dört Yeni Yasa Yürürlüğe Girdi

    1 Ekim’de Dört Yeni Yasa Yürürlüğe Girdi

    1 Ekim’de Dört Yeni Yasa Yürürlüğe Girdi 1

    30 günlük iade hakkı

    Alınan herhangi hatalı bir ürün 30 gün içerisinde geri iade edilebilir. Önceki yasaya göre, ürüne göre, ‘makul süre’ içerisinde iade hakkı bulunuyordu. Yeni uygulama Tüketici Hakları Yasası kapsamında yürürlüğe girdi.

    İnternet üzere alınan ürünlerin tüketici hakları da genişletildi. İnternet üzere alınan dijital ürünler de yasa çerçevesinde, çalışmaz ya da indirilmezlerse yeni bir kopya tekrar alınabilinir.

    Kiralık evlerde duman ve karbon monoksit alarmları mecburi

    Ev sahipleri, kiraladıkları evlerin her katına duman alarmı taktırmak mecburiyetindeler. Karbon monoksit alarmları katı yakıt yakılan her odada bulunmaları gerekiyor. Alarmları taktırmayan ev sahiplerine 5 bin sterlin ceza verilecek.

    Hükümet, bu yeni uygulamanın yılda 25 can kaybını ve 700 yaralanmayı önleyeceğini söylüyor. Yasa sadece İngiltere’de geçerli.

    Park süresi biten araçlara ceza 10 dakikadan sonra yazılacak

    Özel şirketlerin yürüttüğü park yerlerinde, park süresi dolduktan 10 dakika sonra ceza yazılabilir- böylece, cezacı araçlara park süresi dolar dolmaz ceza yazamayacak. Yasa, ücretsiz park zamanlara ve paralı park için de geçerli. Britanya’nın tümünde geçerli olan bu yasa, belediyelere ait park yerlerinde de geçerli.

    Çocuk taşıyan araçlarda sigara içmek yasak

    İngiltere ve Galler’de 18 yaş altı birilerinin olduğu araçlarda sigara içildiğinde araç sahibine, şoföre ya da yolcuya 50 sterlin ceza kesilecek. Üstü açık araçlar ve elektronik sigaralar için ceza geçerli değil. Aynı yasa dahilinde, 18 yaşı altında herhangi birisine elektronik sigara satışı yasak olacaktır.

  • GMB ve Unite Sendikalarından Ankara Saldırısına Kınama Mesajı

    GMB ve Unite Sendikalarından Ankara Saldırısına Kınama Mesajı

    GMB ve Unite Sendikalarından Ankara Saldırısına Kınama Mesajı 1

    Ankara’da 97 kişinin ölümüne yol açan bombalı saldırı Britanya’nın en büyük sendikaları tarafından kınandı.

    Britanya’nın en büyük sendikası olan Unite ve GMB sendikası (genel çalışanlar sendikası) Cumartesi gerçekleşen iki intihar saldırısını kınayarak Türkiye’deki Kürt ve sol hareketine dayanışma mesajları yolladılar.

    Ayrıyeten, Pazartesi günü, TUC binasında (Sendikalar Kongresi) NUT, RMT, Unison ve Unite sendikalarının da dahil oldukları basın toplantısı düzenlenip, Türkiye’de Pazartesi ve Salı günleri gerçekleşen genel greve destek mesajı yayınlandı. (Bu basın toplantısının detaylı haberi sayfa 7’de)

    GMB ve Unite Sendikalarından Ankara Saldırısına Kınama Mesajı 2

    Unite, Pazar günü yayınladığı basın bildirisinde Ankara’da barış mitinginde yapılan bombalı saldırıya karşı öfke duyduklarını ifade ettiler: ‘‘Unite sendikası dün Ankara’da barış mitingine yapılan bombalı saldırıya karşı duyduğu öfkeyi ifade etmek istiyor. Patlamalarda yaklaşık 100 kişi öldü ve yüzlercesi yaralandı; Unite olarak bütün mağdurlara en içten taziyelerimizi ve dayanışmamızı gönderiyoruz.’’

    Mitingin, barış talebinde olan sendikalar, STK’ler ve siyasi aktivistler tarafından, Erdoğan’ın şiddet politikalarına karşı düzenlendiğine dikkat çeken Unite, açıklamasına şöyle devam etti: ‘‘Miting, barışı umut eden, cesur sendikacılar, STK’ler ve siyasi aktivistler tarafından düzenlendi, ve hepsi, Erdoğan yönetiminin Kürt toplumuna, sendikalara ve insan hakları savunucularına karşı şiddetin durmasını talep ediyorlar.’’

    Unite Türk devletinin insan hakları ihlalleri konusunda daima endişe duyduklarını ve yürüttüğü nefret politikalarının böyle bir saldırı için zemin yarattığını ifade etti.

    GMB yayınladığı basın bildirisinde Türk devletinin çatışmalara son vermesi için çağrıda bulundu.

    Ankara’daki saldırıyı kınayan GMB barışçıl eylemlere katılanların can güvenliğinin sağlanması gerektiğine dikkat çekti. GMB Uluslararası memuru Bert Schouwenburg’un açıklaması şöyle: ‘‘GMB Cumartesi günü, Türkiye’nin başkenti Ankara’da sendikacılar ve diğer barış eylemcilerine karşı yapılan korkunç bombalı saldırı karşısında öfke duymakta. GMB yakınlarını kaybeden ailelere taziyelerini gönderiyor.

    ‘‘Sendikalar, birinin yarası, herkesin yarası olduğuna inanıyor ve Türkiye sınırları içerisinde demokratik ve çoğulcu bir toplum için mücadele eden meslektaşlarımızla dayanışma içerisinde duruyoruz. Türkiye yetkililerine, bu vahşeti gerçekleştiren ve planlayanları yargılamak için ellerinden geleni yapmalarına ve vatandaşların, hakları olan, barışçıl eyleme katıldıklarında yeterli şekilde korumalarının sağlanması için çağrı yapıyoruz.’’

    GMB, açıklamasında Türk devletinin PKK ile çatışmalarına son vermesi için de çağrı da bulundu: ‘‘GMB olarak Türk devletinin PKK ile savaşını sonlandırıp diyaloğa geçmesini çağırıyoruz.’’

    Unite ve GMB, Kürt sorununa barışçıl bir çözüm ve olumlu diyaloğun gelişmesi için, geçtiğimiz aylarda Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için yaptıkları çağrıları da açıklamalarında yenilediler.

    GMB’nin açıklamasında şöyle denildi: ‘‘Kürt toplumunun katılımı olmadan kalıcı bir barış sağlanamaz ve süreçte tam olarak yer alması için, Kürt halk lideri, Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması gerektiğinin çağrısını burada tekrarlıyoruz.

  • Sürüklenen insanlık ve seçimler

    Sürüklenen insanlık ve seçimler

    Ülkede, yakın geçmişte pek alışık olmadığımız bir seçim süreci yaşıyoruz. Bugüne kadar her hükümet, seçimlere yakın zamanlarda gönülleri okşayacak yatırımlar ve kimi kırıntılarla halkı yanıltmaya, küçük umutlar ekerek buradan beslenmeye çalışırdı. AKP’nin de bugüne kadar yaptığı bundan farklı değildi. Ne oldu da bugün bundan vazgeçildi?.. Neden, alenen kanlı saldırı ve imha politikaları, vahşet kareleri eşliğinde seçimlere gidilebiliyor?..

    Öyle anlaşılıyor ki, 2023’leri planlayan bir parti, elindeki tüm devlet kaynakları ve olanaklarına rağmen 7 Haziran’da yeni kurulan bir parti (HDP) tarafından yenilgiye uğratılmış olması, onu ciddi ve hala etkisinde kaldıkları bir şoka sokmuş. Ciddi bir özgüven kaybı yaşatmış…

    Düştüğünde bir daha kalkamayacağının farkında olan Saray ve AKP, öyle görünüyor ki durumu tersine çevirebilmek için elindeki tüm mekanizmaları devreye sokmaktan, şoven ve faşist karakterini alenen kullanmaktan kaçınmıyor / kaçınmayacak…

    Ortaçağ vahşetinin deneylerine sarılarak “ya tutarsa” mecalinden korku imparatorluğunu bir kez daha inşa etmek, bu tutmaz ise düşman gördüklerine zarar vermeyi, öç almayı ve son ayakkabı kutularını da doldurmayı planlayan bir seçim planı ile yol almaya çalışıyor.

    Sadece ülkede değil Ortadoğu içinde de hükümranlık hayalleri kuran Saraylı, öncelikle 7 Haziran seçimleri sonrası yeni bir hükümet oluşumuna engel olduğu gibi kontrolündeki DAİŞ çetelerini de ortalığa salarak Suruç katliamı ile savaş ilanını vermiş oldu. Kendince uluslar arası kamuoyunda DAİŞ gerekçelendirilerek Kürt ulusal özgürlük hareketinin yaşam alanları imha edilecek ve böylelikle bir yandan Ortadoğu hayalleri için kullandığı DAİŞ’in önünü açarak oradan ilerlemeyi sürdürecek, diğer yandan ise moral üstünlüğü ele geçirerek Türkiye ve Kürdistan’daki başta ulusal özgürlük güçleri ve devrimci, sosyalist güçler olmak üzere demokrasi güçlerini teslim alabileceğini ummaktaydı. Bunu başaramayınca başta HDP’nin en fazla oy aldığı kentler olmak üzere Kürdistan kentlerine yönelik sıkıyönetim, sokağa çıkma yasakları devreye sokularak katliam saldırıları yapılmaya başlandı. Özellikle Cizre halkının direnişi ve başta Kürdistan olmak üzere Avrupa çapında Kürt halkı ve dostlarının, devrimci, sosyalist ve ilerici kuvvetlerin eylemleri ile saldırıların püskürtülmüş olması Saray ve AKP gladyosunu daha da korkutmaya başladı. Korku büyüdükçe saldırıların boyutu da pervasızlaştı. İnsanlık, panzerler arkasına bağlanarak sürüklenir oldu. Katledilen kadın gerillalar çırılçıplak teşhir edilir oldu. Evlerinin kapılarını açanlar kurşuna dizilir oldu.

    Hiç kuşkusuz bunlar daha önce de yaşanmıştı. Fakat dün ile bugün arasında önemli bir fark vardı. Kürt sorunu ve çözüm zorunluluğu artık en azgın faşist güçler tarafından da kabul görülmek zorunda kalınmış ve toplumsal bir gerçeklik haline gelmişti. Daha da ötesi artık bir başka eşiğe girilmişti. Şovenizm önemli oranda kırılmıştı. Bugün, asker ailelerinin “oğlumu bu vatana feda etmiyorum” demeye başlaması, askerlerin cenaze törenlerinde “Erdoğan oğlunu savaşa yolla” sloganlarının atılması ya da değişik rütbelerdeki askerlerin “bu güne kadar ‘çözüm’ diyenler neden şimdi ‘sonuna kadar savaş’ diyor” demeleri toplumsal tabandaki değişimlere işaret etmektedir…

    Bütün bunlar, Saray ve AKP gladyosunun yaşadığı korku ve özgüven kaybını daha da derinleştirmektedir. Korku derinleştikçe saldırının dozu artmaktadır…

    Halkların birleşik demokratik cephesi haline gelen HDP ve onu oluşturan güçlere (Kürt ulusal özgürlük hareketi, devrimci ve sosyalist güçler, demokrasi güçleri, Alevi hareketi) yönelik saldırılar bir yana artık liberal aydınlar bile linç edilmektedir.

    Deyim yerindeyse artık panik atak hale gelen Saray ve AKP gladyosu katliam ve siyasi soykırım operasyonlarından medet ummaktadır.

    Bu saldırılar ile bir yandan geniş yığınlarda korku ve umutsuzluk yaratmayı ummakta, diğer yandan ise örgütlü kuvvetleri seçimleri boykota zorlamaktadır. Böylelikle seçim dışı kalan kuvvetlere düşen milletvekili sayısını alarak kendi imparatorluğunu kurmayı hayal etmektedir.

    Tüm bu nedenlerle seçimler, bir öncekinden çok daha önemli bir mücadele alanı haline gelmiş bulunmaktadır.

    Bu dönemin seçim çalışmaları, yukarıda saydığımız gerekçeler nedeniyle açıktır ki ikili karakterli olmak durumundadır. Bir yandan yaşanan saldırılara karşı sokağın gücü ile faşist baskı ve saldırılara karşı barikat örerken diğer taraftan seçim sandıklarını hesap sorma aracı haline getirebilmeliyiz.

    Böylesi bir zaman diliminde seçim çalışmasını hafife alan duygu ve düşünceler, geleceği göremeyen yaklaşımlardır. Varsa bu ruh halinden hızla kopuşmalıyız!.. Seçim çalışmaları üzerinden en geniş yığınları karanlığın suç ortağı olmamaya hazırlamalı ve elde edeceğimiz başarı ile gerçek adaletin yolunu açabilmeliyiz. Bunu başarabildiğimiz oranda ödenen bedellerin hakkını verebilir, aydınlıklara ulaşabiliriz!

    Yerlerde sürüklenen insanlığımız Hacı Lokman Birlik şahsında tüm ölümsüzleşenlerimiz önünde saygı ile eğiliyorum.