Blog

  • CHP Gençlik Kolları Kobane Kantonunu Ziyaret Etti

    CHP Gençlik Kolları Kobane Kantonunu Ziyaret Etti

    CHP Gençlik Kolları Başkanlığı’ndan üç kişilik bir heyet Kobane kantonuna geçerek, toplanan yardımları kanton yönetimine teslim etti.

    CHP Gençlik Kolları Kobane Kantonunu Ziyaret Etti 1

    Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı İrfan İnanç ve Genel Başkan yardımcısı Erhan Çetinkaya’nın Cuma günü geç saatlerde dar üç kişilik bir heyet ile Kobani kantonuna geçti.

    Kobani Kantonu Başbakanı Enver Müslim ve kanton yetkilileri ile görüşen CHP Gençlik Kolları Başkanlığı heyetinin, gençlik örgütlenmesi tarafından toplanan yardımları da teslim etti. Kobane kantonunda yapılan görüşmeden sonra yapılan açıklama esnasında CHP Gençlik örgütleri imzalı Kürtçe ve Türkçe olarak ‘Barış yarım kalmayacak’ yazılı büyük bir pankart açtı.

  • AKP Hükümetinin Savaş Politikaları Başbakanlık Önünde Protesto Edildi

    AKP Hükümetinin Savaş Politikaları Başbakanlık Önünde Protesto Edildi

    Bugün öğlen saatlerinde İngiltere Başbakanlık binası önünde bir araya gelen grup AKP hükümetinin savaş politikalarını protesto etti.
    https://youtu.be/_S8unmjlpvs
    İngiltere başbakanlık binası önünde çadır açan grup Türk devletinin iki haftadan fazladır devam eden saldırılarını protesto etti. Britanya Demokratik Güçbirliği çağrısıyla toplanan grup Türk devletinin Suruç katliamından sonra başta Kürt özgürlük hareketi olmak üzere sol-sosyalist kesimlere dönük saldırıları protesto edildi.

    3

    Suruç katliamı ve ardından gelişen infaz ve tutuklama furyası başta olmak üzere Türk savaş uçaklarının bugün Kandil’de bulunan Zergele köyüne yönelik hava saldırısı sonucu 10 sivilin yaşamını yitirmesi de protesto edildi.

    Başbakanlık binası önünde çadır açan grup hazırlanan ingilizce bildirileri yoldan geçen insanlara dağıttı. Yapılan açıklamalarda ‘AKP’nin seçim yenilgisi ile beraber seçim olmamış gibi halen eski iktidarını sürdürdüğünü ve iktidarı elden bırakmamak için ülkeyi bir savaş alanına dönüştürdüğü’ ifade edildi. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecrit, Açıklamada ayrıca, Gazi cemevine yönelik saldırılar, Kürt özgürlük hareketine dönük hava operasyonları, yaşanan tutuklamalar, yargısız infazlar ve Suruç katliamının bir biriyle ilişkili olduğu ve hepsinin de AKP’nin savaş konseptinin bir parçası olduğu belirtildi.

    ZERGELE KÖYÜNDE NE OLMUŞTU?

    Türk devletine ait savaş uçaklarının hedef aldığı Kandil’in Zergelê köyünde, ilk belirlemelere göre sivil halktan 10 kişinin yaşamını yitirdiği ve 15 ağır yaralındı. 8 roketin isabet ettiği köyde birçok evin isabet aldığı ve ölü-yaralı sayısının daha da artabileceği bildirildi. Enkaz altında olanların da bulunduğu kaydedildi.

  • Türk Basınının Zergelê Katliamı Karşısında Roboski Pratiği

    Türk Basınının Zergelê Katliamı Karşısında Roboski Pratiği

    Türk savaş uçakları’nın Kandil’deki Zergele köyüne yönelik hava saldırısı sonucu 9 sivilin yaşamını yitirdiği ve onlarca sivilin yaralandığı katliamın üzerinden 7 saat geçmesine rağmen halen Türk medyasından ses çıkmadı.

    Türk Basınının Zergelê Katliamı Karşısında Roboski Prat 1

    Türk medyası 2011 yılında da Türk savaş uçaklarının Roboski’de 34 sivilin yaşamını yitirmesiyle ile sonuçlanan katliamı 24 saat sonra görmüştü.

     

  • Kürdistan Bölgesi Başkanlığından Katliam Açıklaması

    Kürdistan Bölgesi Başkanlığından Katliam Açıklaması

    Türk savaş uçakları’nın Kandil’deki Zergele köyüne yönelik hava saldırısı sonucu 9 sivilin yaşamını yitirdiği ve onlarca sivilin yaralandığı katliamdan 6 saat sonra Kürdistan Hükümeti Başkanlığından yumuşak bir kınama mesajı geldi.

    Kürdistan Bölgesi Başkanlığından Katliam Açıklaması 1

    Kürdistan bölgesel hükümeti başkanlığı resmi web sayfasından yaptığı iki paragraflık açıklamada şöyle denildi; “Kürdistan Bölgesi’nin sivil halkının şehit olmasına neden olan bu bombardımanı kınıyoruz. Türkiye, sivilleri yönelik bombardımanı tekrarlamamasını istiyoruz.’’

    Kürdistan bölgesi başkanlığının yayınladığı açıklamanın ikinci paragrafında da PKK’yi suçlayarak şunları belirtti; ‘‘PKK, savaşı Kürdistan topraklarından uzak tutmalı’’

    Tek Bir Türk Basını Bile Katliamı Halen Görmedi

    Türk savaş uçakları’nın Kandil’deki Zergele köyüne yönelik hava saldırısı sonucu 9 sivilin yaşamını yitirdiği ve onlarca sivilin yaralandığı katliamın üzerinden 6 saat geçmesine rağmen halen Türk medyasından ses çıkmadı.

    Türk medyası 2011 yılında da Türk savaş uçaklarının Roboski’de 34 sivilin yaşamını yitirmesiyle ile sonuçlanan katliamı 24 saat sonra görmüştü.

  • Türk Savaş Uçakları Kandil’de Köyü Hedef Aldı: Onlarca Ölü ve Yaralı

    Türk Savaş Uçakları Kandil’de Köyü Hedef Aldı: Onlarca Ölü ve Yaralı

    Medya Savunma Alanları’na bağlı Kandil alanı bu sabah saat 04:00’ten itibaren Türk savaş uçakları tarafından bombalanıyor. Türk savaş uçaklarının sivil yerleşim yerlerinden Kandil’e bağlı Zergelê köyünü hedef aldığı öğrenildi. ANF haber ajansında yer alan haberle ilgili fotoğraflar ve saldırı anının videoları da yayınlandı.
    https://youtu.be/oQR7B9tOS9c

    Türk devletine ait savaş uçaklarının hedef aldığı Kandil’in Zergelê köyünde, ilk belirlemelere göre  sivil halktan 9 kişinin yaşamını yitirdiği ve 15 ağır yaralının olduğunu aktardı. 8 roketin isabet ettiği köyde birçok evin isabet aldığı ve ölü-yaralı sayısının daha da artabileceği bildirildi. Enkaz altın olanların da bulunduğu kaydedildi.

    Türk Savaş Uçakları Kandil'de Köyü Hedef Aldı: Onlarca Ölü ve Yaralı 5

    Katliamda yaşamını kaybedenlerin isimleri şöyle: Nedim, Piro, Necip, Salih, Karox, Hemine, Êyşê, Mihemed Emin ve Abdulkadir.

    Bu saate kadar Güney Kürdistan hükümeti ve Irak hükümetinden kendi vatandaşlarının katledilmesine dönük bir açıklama yapılamadı.

    Türk Savaş Uçakları Kandil'de Köyü Hedef Aldı: Onlarca Ölü ve Yaralı 4

    Türk medyası da katliamın üzerinden 5 saat geçmesine rağmen halen katliamvari saldırıyı duyurmuş değil.

    Türk Savaş Uçakları Kandil'de Köyü Hedef Aldı: Onlarca Ölü ve Yaralı 7

     

    Türk Savaş Uçakları Kandil'de Köyü Hedef Aldı: Onlarca Ölü ve Yaralı 8

    Türk Savaş Uçakları Kandil'de Köyü Hedef Aldı: On 1

    Türk Savaş Uçakları Kandil'de Köyü Hedef Aldı: Onlarca Ölü ve Yaralı 1

     

     

  • KÜRDÜN ÖLÜSÜYLE BİLE SAVAŞAN DEVLET, KÜRDÜN YAŞAYANI İLE BARIŞABİLİR Mİ?

    KÜRDÜN ÖLÜSÜYLE BİLE SAVAŞAN DEVLET, KÜRDÜN YAŞAYANI İLE BARIŞABİLİR Mİ?

     

    Kürdün ölüsüne tahammül edemeyen, mezarına bile savaş açan bir zihniyet Kürdün yaşayanı ile barışabilir mi?

    Cevabını sona bırakarak devam edelim. Devletin askerleri bu hafta içerisinde Bagok Dağı’nda 43 Gerillanın mezarının bulunduğu şehitliği tahrip edip, Nusaybin halkının 1 Eylül Dünya Barış günü, o şehitliğe defnettiği Agit Suruç’un cenazesini mezarından çıkarıp götürdüler, daha doğrusu kemiklerini… Çünkü; Agit 2010 yılında yaşamını yitirmiş yirmi yıllık bir gerillaydı…

    Bu olay Kürtler için bir ilk değildi. Daha önce de Kürdün ölüsüne yapılmadık hakaret ve zulüm kalmamıştır. Ölüye yapılan işkenceler; organlarını kesip resimlerini çektirmeler, tecavüz etmeler, kafalarına, ayaklarına ipler geçirip gezdirmeler, gezdirirken kafalarına tekmeler atmalar, alanlarda bırakıp kurtlara köpeklere yem etmeler ve daha nice barbarlık… Devletin ölülerimizle savaşı hep vardı. Yıllar geçti ama zihniyet hiç değişmedi…

    1970 yılları, Yer Yine Nusaybin ve Yine Aylardan TEMMUZ …

    Mahmud adında bir ortaokul öğrencisi… Okuduğu okul yakılır, suçu, Mahmud ve birkaç arkadaşının üzerine atarlar. Mahmud’un arkadaşları tutuklanır ama Mahmud kendini mayınlı tarlaya vurup Nusaybin’in kardeş kenti Qamişlo’ya kaçar. Bir yanda zindan, diğer yanda mayın tarlası. Mahmud, “devletin” ne kadar zalim olduğunu daha çocuk yaştayken bilir, işte tam da bu nedenle “devletin” eline düşmektense mayınlı tarlayı tercih eder.

    Bir süre Qamişlo’da kaldıktan sonra anasını ve kardeşlerini özleyen Mahmud Nusaybin’e geri dönmeye karar verir. Dönüşünde de kız kardeşine küçük bir ayna ve erkek kardeşine de bir gömlek alır. Mahmud, gece saat 12 civarı telleri geçip mayınlı alana ulaşır. Bu arada nöbetçi askerler onu fark edip ateş ederler. Askerlerin açtığı ateş sonucu yaralanan Mahmud, olduğu yerde yaralı halde durmadan çığlık atar. Nusaybin, sınırın sıfır noktasında, Mahmud’un ailesinin evi ise tam da tellerin bitişiğindedir. Tellerin yakınında ki mahalle halkı, Mahmud’un çığlıklarıyla damlara çıkar. Dama çıkanlar arasında Mahmud’un annası da vardır. Ana, oğlunun sesini tanır ve yüreğine bir hançer saplanır ama diğer çocukları analarını onun Mahmud olmadığına ikna eder. Tüm mahalleli, o gece Mahmud’un çığlıklarıyla damlarda sabahlar. Gün ağarır, güneş etrafı aydınlatır. Mahmud, sesi kısılmış halde, halen çığlık çığlığadır, gözü annesinin evindedir. Annesini ve kardeşlerini damda gören Mahmud; “Hawar, hawar yadê, ez lawê te Mehmûd, qey ji êvara xwedê ve tu dengê lawê xwe yê di nav xwînê de nakî” (İmdat imdat, Anam, ben senin oğlun Mahmud, akşamdan beri bu kanlar içinde inleyen oğlunun çığklıklarını duymazmısın!!!)

    Bütün gece çığlık çığlığa inleyen kişinin, yavrusu olduğunu anlayan ana oracıkta bayılır. Kendisine geldikten sonra tellere doğru koşar, ama askerler bırakmaz. Tellere yaklaşan herkese ateş açar askerler. Ana, ateş açılmasına rağmen Mahmud’una doğru koşar ama mahalle halkı bırakmaz, öğleden sonra çığlıklar susar, kan kaybından ölmüştür Mahmud…

    Tüm girişimlere rağmen, kimsenin cenazeyi almasına izin vermez askerler. İbret-i alem olsun diye cenazenin orda kalmasını ister komutan, başına gece gündüz nöbetçi koyar. Temmuz ayının sıcağı etrafı kavurmaktadır. Köpeklerin Mahmud’un cenazesini yediğini damından izleyen anne aklını yitirir. Kendini sokaklara vuran ana, bir uçtan diğer uca ‘Hawara! Hawara! Lawo!’ diye sürekli haykırır. 14’üncü gününde, ana bir fırsat bulup kendisini sınıra atar ve Mahmud’una yetişir. Farkeder askerler, ateş açarlar anaya, sadece bir kolu kalmıştır oğlundan geriye kalan, ananın elinde kalan Mahmud’una ait tek bir kol, onu da tellere takıldığında komutan elinden alır ve beyaz tülbentine bağlayarak tellere asar…

    16’ıncı gününde, ana tekrar Mahmud’una doğru koşar mayınlara aldırış etmeden. Mahmud sadece birkaç kemiktir artık. Mahmud’unun kemiklerini eteğine doldurup kaçar, geçer tellerin diğer tarafına.

    Nöbet tutan asker, devlet babanın verdiği kutsal akbabalık görevini layıkıyla yerine getirmediği için tanrı-devletin yer yüzündeki yansıması olan üstlerinin hışmına uğrar. Komutan, nöbette uyuyan askeri, Cemsenin arkasına bağlar ve karakola kadar sürükler. Askerin de öldüğü söylense de durumu netleşmiş değil.Bu arada, ananın evine asker baskın yapar kemikleri geri almak için, ana kemikleri saklamıştır. Askerler kemiklerin yerini söylemesi için anaya yapmadığı eziyeti bırakmaz. Ama ananın ağzından tek bir kelime bile çıkmaz, anayı mahkemeye verirler. Mahkeme ananın akli dengesinin bozuk olduğuna karar vererek serbest bırakır…

    Eslîxan Yildirim”in “Kurdistan û Sînor” adlı kitabında, bu olayın her dakikasının canlı tanığı olan 60 yaşındaki bir ana anlatıyor. Okurken içim titredi, o anları hayal etmeye gücüm yetmedi. Düşünsenize, o ananın yavrusunun cansız bedeninin köpekler tarafından yiyilişini izlerken çektiği dayanılmaz acıyı! Düşünemezsiniz, çünkü çoğunuzun bünyesi bu olayın gerçekliğini kabul etmeye bile yetmez.

    İşte devletin halkına reva gördüğü zulüm ve hakaret. Binlerce ana halen Kürdistan’da çocuklarının kemiklerinin özlemiyle nefes alıyor, yarı yaşar bir halde… Şimdi BaşNebbaş Erdoğan’ın ve korosunun Mısır’a, Suriye’ye, Filistin’e ağladığını görünce kelimeler yetersiz kalıyor. Agid’in amcasının BaşNebbaş Erdoğana cevabı; ‘‘Lanet olsun sizinle aynı yerde nefes bile alışımıza, vicdanınız kurusun’’

    Kürdün diline, kültürüne, yaşam tarzına, toprağına ve kimliğine saldıran bir tarihin sahipleridir onlar. İşte böyle bir tarihin mirasçıları ve o zihniyetin torunlarıdır Bagok’taki mezarlığı yıkan, Agit’i mezarından çıkarıp kaçıran NEBBAŞ’lar ve GORNEBAŞLAR…

    Başlarken sorduğum sorunun hepimizin gerçek yaşamda ki karşılığı Agid’in amcasının cümlesidir;

    ‘LANET OLSUN SİZİNLE AYNI YERDE NEFES BİLE ALIŞIMIZA’…

    Alaattin Sinayiç / 05.09.2013

    …..

    Evet, tam iki sene önce yazdığım bir yazı. Yine aynı böyle bir dönemdeydi.. Türk devletinin Kürdün ölüsüyle uğraştığı bir dönemdi. Devletin Kürdün ölüsüyle olan imtihanının hiç bitmediği dönemler. Düşünsenize bir devletin ÖLÜSEVİCİ yöneticileri yıllardır Kürdün herşeyi ile uğraştığı yetmiyormuş gibi ölüsüyle uğraşmaktan zevk alır bir duruma gelmiş.

    ‘Mêrxas Kawa, Êrîş Colemêrg, Canda Çarçela, Derwîş Patnos, Dilbirîn Qoser, Kurtay, Berxwedan Eylem, Berxwedan Besta, Serhed Botan, Welat Munzur, Çiya Agir, Dilsoz Bihar, Gabar Farqîn’

    Yukarıdaki 13 ismin size hiçbirşey ifade etmediğini biliyorum. Ancak sadece 13 isimden ibaret değil durum. Onalarında sarılıp öpmeye doyamadığı anaları, gözlerine bakmaya doyamadıkları sevgilileri, eş dostları, arkadaşları, yaşamları vardı.. Ortaçağ karanlığının yeniden hortlatıcısı olan AKP’nin teşaron işçisi olan Daiş çetelerine karşı Rojava’da savaşırken yaşamını yitiren 13 gencecik insan…

    Hayatlarının baharında, güzellik uğruna çirkinliğe karşı ölüme giden bu gençlerin cansız bedenleri 5 gündür Güney Kürdistan-Türkiye arasındaki Habur sınır kapısında bekletiliyor…

    Devleti yöneten ÖLÜSEVİCİ GORNEBAŞLAR güruhunun, ülkeyi kan gölüne dönüştürdükleri yetmediği gibi ölülerimizle de alay ediyorlar. Kürt halkının gururu ve onuruyla oynuyorlar. Tıbkı, İstanbul’daki evinde bir şafak vakti katledilen Günay Özarslan’ın cenazesinin üç gün boyunca defnedilmesine izin verilmediği gibi…

    Müslümanlar ile Haçlılar arasındaki büyük savaşlarda bile taraflar ölülerini defnedebilsin diye savaşa ara verilirdi… İnanın Muhammed yaşıyor olsaydı şuan sizin temsilini yaptığınız İSLAM’dan istifa ederdi…

    Ve utanırdı, onun adına yaptığınız bunca vahşetten, barbarlıktan, alçaklıktan, ölüseviciliğinizden…

    Ve utanırdı, onun adına yaptığınız bunca vahşetten, barbarlıktan, alçaklıktan, ölüsevicilikten…

    Alaettin Sinayiç-30.07.2015

  • Akademi okullarının düşen maskesi

    Bu hafta yayınlanan iki haber işçi ve yoksul çocukların gelecek ve iyi eğitim hakları konusunda karamsar bir hava çizdi. Bir araştırma bir çocuğun gelecekte iyi bir kariyer elde edebilmesinin anne ve babanın ekonomik durumuna bağlı olduğunu söylerken diğeri ise akademi okullarının özellikle işçi ve yoksul kesimden gelen çocukların eğitim ihtiyacına cevap vermediğini dile getirdi. İki araştırma, son dönemlerdeki gelişmeler bir çoğumuzu bu konuda şaşırtmazken, şimdiye kadar sadece ilerici akademisyen ve politikacıların söylediklerini tahin eder anlamda. Bu haftaki yazımda sizler ile bazı bilgileri paylaşmaya ve bu konuda neler yapılabileneceği konusunda öneriler yapmaya çalışacağım. Umarım, her zamanki gibi, yardımcı olur.

    Social Mobility and Child Poverty Commission (Sosyal Hareketlilik ve Çocuk Yoksulluğu Komisyonu) bu hafta yayınladığı araştırmaya göre özellikle orta sınıf ailelerin düşük yetenekli çocuklarını korumada daha donanımlı olduğunu söylerken, yoksul veya işçi bir ailenin zeki çocuğunun ailesinin maddi durumunda dolayı hak ettiği noktaya gelme konusunda zorluk yasacağı bilgisini sundu. Araştırma daha az yetenekli olan bir zengin çocuğun daha zeki olan fakir bir çocuğa göre iyi bir iş ve gelir sahibi olmasının %35 daha olasılıklı olduğunu belirtti. Hükümet her ne kadar bu konuda az gelirli, işçi ve yoksul çocuklara yardımcı oluyorum dese bile bu tablo acı gerçeği gözler önüne serdi.

    İngiltere’de 1970 yılında doğan 17 bin çocuk üzerinde yapılan araştırma hükümeti sosyal hareketlilik konusunda bilgilendirmeyi hedefliyor. Araştırma zengin ailelerin çocuklarının iş sektöründe önemli olan yetenek ve bilgiler konusunda ‘yardımcı’ olduklarını söyledi. Bu yardımın daha çok maddi duruma bağlı olduğuna dikkat çekilirken aynı zaman zengin ailelerin ‘tanıdıkları’ aracılığıyla çocuklarına ne öğretmeleri konusunda daha isabetli kararlar verdiklerini söyledi. Bu durumda yoksul ve fakir ama daha zeki olan çocukların bir çok daha iyi ücretli işlerden arındırıldığı daha somut şekliyle ortaya çıkmış oldu. Kısacası neyi bildiğinden daha çok kimi tanıdığın ve banka hesabının gücünün bir çok şeyi belirlediği daha somut bir şekilde ortaya çıktı.

    Bir diğer araştırma ise benim daha önce bu köşeden hakkında yazdığım akademi okulları ile ilgili. Daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi bu okul modelinin asıl hedefi özellikle yoksul ve fakir olan çocuklarının eğitim seviyesini yükseltmekti. Fakat akademilerin buna hizmet etmekten çok uzak olduğunu yine bu köşede değinilen bir başka söylemdi. Bu hafta içi yapılan bir araştırma benim ve benim gibi düşünen akademisyenleri doğrular ve destekler şekilde. Sutton Araştırma Merkezi tarafında yapılan araştırma akademi okullarına sponsor olan 34 şirketin okullarına baktı. 34 şirket okullarının 22’sinde yoksul ve fakir çocuklarının eğitim seviyesinin devlet okullarına göre daha düşük olduğu görüldü. Daha derin yapılan araştırmada ise 156 akademi okulun sınav sonuçları 156 tane devlet okulu ile karşılaştırıldı. Bu karşılaştırmada ise sorunun daha büyük olduğuna dikkat çekildi.

    Devlet parasıyla inşa edilen fakat özel şirket sponsorları olan, bölge eğitim müdürlüklerine bağlı olmayan ve okul ve öğrenci hakkında istedikleri kararı kendileri verme yetkisi olan akademilerin tüm bu ‘özel’ koşullarını doğru kullanmadıkları bu rapor ile su üstüne çıkmış oldu. Akademi okulları kendi bölgelerinde yaşayan yoksul ve fakir çocuklara hizmet vermektense kendi ‘özel’ koşullarını kullanıp diğer bölgelerden daha yetenekli olan öğrencileri seçip ‘sözde başarılı’ bir tablo vermeye çalışıyorlardı. Fakat bu raporda açıkça gösteriyor ki akademiler sadece belli bir kesime hizmet edip onların başarısı ile övünmeyi tercih ediyorlar.

    Bu iki araştırma belki de bizleri var olan eğitim sistemine güvenme konusunda hayal kırıklığına uğratabilir. Fakat bilinmesi gereken gerçek ise hükümet veya hükümetlerin bu konuda nasıl adımlar attığı. Yukardaki araştırma sonuçlar bir çok sendika, akademisyen, eğitimci, organizasyon tarafında yıllardır dile getiriliyor fakat hükümetler tarafında kulak ardı ediliyordu. Hükümetin veya eğitim bakanlığının yapması gereken ilk şey ise bu açıklamadan sonra akademi okulları üzerinde daha fazla durup onların devlet okulları gibi denetlenmesini sağlama. Ailelerinde yapması gereken, ki buna Türkiyeli ve Kürt aileler dahil, bu konuda çalışma yürüten sendika ve organizasyonlara destek olması. Diğer yandan da özellikle yoksul çocuklar için daha fazla olanağın yaratılması konusunda baskı uygulamak önemli olacaktır.