Blog

  • Britanya’da depremzedeler için dayanışma ağları

    Britanya’da depremzedeler için dayanışma ağları

    Kürt, devrimci, sol ve Alevi kurumları, Britanya’nın bir çok kentinde, kriz masaları oluşturarak, depremzedeler için kampanyalar başlattı.

    Londra’da yaşlısından gencine, öğrencisinden işçisine herkes, Kuzey Kurdistan ve Türkiye’deki depremin yaralarını sarmak için yardım ve bağış kampanyalarına hem destek veriyor hem de katılıyor.

    Britanya’da özellikle Kürt Toplum Merkezleri ve bazı yöresel dernekler tarafından Heyva Sor’un banka hesapları üzerinden dayanışma ve acil yardım çağrıları yapılıyor. Bunun yanı sıra kentte Kürt Halk Meclisi, Gik-Der, Day-Mer, Dersim-Der, Alevi Federasyonu, Cemevi, Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi, Dersim-Der Alxaslılar ve Kürecikliler gibi birçok kurum da nakdi yardım kampanyaları başlattı. Aynı zamanda Britanya Demokratik Güç Birliği’ni oluşturan kurumlar, Britanya Alevi Federasyonu (BAF) yerleşkesinde Kriz Masası oluşturdu. İşçi Partisi Milletvekili Feryal Clark Demirci’nin de yer aldığı Kriz Masası, birçok uluslararası yardım örgütü ile görüşmelerde bulunarak, depremzedelerin acil ihtiyaçlarına destek verilmesi için çalışmalarda bulunacak.

    NAKDİ YARDIMA ÖNCELİK

    Sosyal medya hesaplarından halka çağrıda bulunan Kriz Masası, Heyva Sor başta olmak üzere yardımların kurumlar üzerinden ve nakdi yardım yapılmasını talep etti. Kurumlar geçmiş yıllarda deprem ve benzeri felaketler için toplanan yardımları taşıyan TIRların gümrüklerde bekletildiğini ve el konulduğunu hatırlatarak, yardımların nakdi olmasının, ihtiyaçları bölgeden temin etmek açısından daha yararlı olacağını ifade etti.

    KİMSE KAYITSIZ KALMAMALI

    Kürt Halk Meclisi de depremzedelere yardımların ulaşması için Heyva Sor üzerinden bağışların yapılması için yoğun bir çalışma yürütüyor. Londra’da KCC binasında Heyva Sor tarafından Kriz Masası oluşturulurken, bağış fişleri ile nakit yardımlar da kabul ediliyor. Londra Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanları Türkan Budak ve Baran Pazarcık, bağışların Heyva Sor üzerinden gerçekleşmesi için çağrıda bulunarak, “Şiddetli bir depremle birçok kentimiz yıkıldı, binlerce insanımız hayatını kaybetti ve binlercesi hala yaralı durumdadır. Tarifi olmayan bir yıkım ve acı yaşadık. Depremin yaşandığı her şehir ilçe ve köyde acil ve ciddi bir yardıma ihtiyaç vardır. Vicdan sahibi her insanımızı bu sese kulak vermeye ve kayıtsız kalmamaya çağırıyoruz. Duyarlı ve sorumlu bir yaklaşımla yaralarımızı sarabilir ve acımızı hafifletebiliriz. Kim ne yapabiliyorsa bugün yapmalıdır” dedi.

    Kürt Halk Meclisi, nakdi yardım için Heyva Sor’un merkezi banka adresinin kullanılması istedi. Britanya’da bağışta bulunmak isteyenler için şu adres verildi: “Heyva Sor a Kurdistanê e. V. Kreissparkasse Köln Konto. Nr: 40 10 481 BLZ: 370 502 99 IBAN: DE49 3705 0299 0004 0104 81 BIC/SWIFT: COKSDE33XXX”

    CANLARIMIZA CAN OLALIM

    Demokratik Güç Birliği’nde yer alan kurumlar da sosyal medya hesapları, çağrılar ve toplantılarla kurumsal olarak depremzedelere ulaştırmak amacıyla banka hesaplarını paylaştı. Kurumların hesapların da toplanacak olan bağışlar, Kriz Masası’nın organizasyonuyla depremzedelere ulaştırılacak. Cemevi Başkanı Filiz Koç, depremin olduğu ilk dakikadan bu yana çalışmalarını sürdürdüklerini ifade ederek, “Tam da şimdi halkımızın bizlere ihtiyacı var. Bizler dayanışmayı büyüteceğiz. Tüm canlarımıza can olma günüdür. Özellikle nakdi yardım üzerinde çalışmamızı yürütüyoruz. Bakın edindiğimiz tecrübeden biliyoruz ki, bizler buradan eşya gönderdiğimizde maalesef ya ihtiyaç sahiplerine ulaşmıyor ya da engellemelerle karşı karşıya kalıyor. Ancak bugün Alevi örgütleri olarak topladığımız aciliyetine göre ilgili cemevlerine aktarılıyor ve buradan yardımlar temin edilerek ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor. Gün dayanışma günüdür. Yaralarımızı dayanışma ile saracağız” diye konuştu.

    Londra’daki Kurdistan ve Türkiyeli sol ve devrimci kurumların gençlik örgütlerinin gençlik yapılarının, tren istasyonlarının girişlerinde depremzedeler için yardımlar toplaması dikkat çekti.

    GENÇLER VE ÖĞRENCİLER DAYANIŞMA HALİNDE

    Britanya’da dayanışma ağlarına Kürt Alevi gençleri de destek veriyor. SOAS üniversitesinde bir grup Kürt öğrenci harçlıklarından biriktirdikleri paraları Heyva Sor’a ulaştırdı. Yine Alxaslı ve Tilkili gençler ise yardım malzemelerini ücretsiz taşıyacağını açıklayan kargo şirketlerine, battaniye, uyku tulumu, portatif ısıtıcılar, çocuk bezi ve maması gibi temel ihtiyaçlardan oluşan paketleri evlerden toplayarak, ilgili şirketlere ulaştırdı.

    NHS DOKTORLARI ‘AŞEVİ’ OLUŞTURDU

    Londra’da Kürt doktor İbrahim Yahli ise NHS’e (Ulusal Sağlık Hizmeti) bağlı bir grup doktor ile birlikte bir dayanışma ağı ördü. Doktorlar, Urfa ve Suruç’ta tüm giderlerini kendileri karşılayarak, halka yemek dağıtılmasını sağlayan bir aşevi oluşturdu. Londra’da kurumlara öğrencilerden işçilere kadar her kesimden insan dayanışma ağı eliyle depremin yaralarını sarmak için destek sunuyor. Birçok işveren TIRlarla su ve gıda hazırladı.

    BRİTANYA KENTLERİN DE

    Britanya Kürt Halk Meclisi tarafından birçok kentte Heyva Sor standları kurularak bağış toplanıyor. Exeter Kürt Toplum Merkezi tarafından stand açılarak hem depremin boyutları hakkında bilgi verildi hem de bağış toplandı. Yine Liverpool, Manchester ve Brighton gibi kentlerde bağış çalışmaları sürüyor. Liverpool Kürt Toplum Merkezi, oluşturduğu Kriz Merkezi’nde kilise, cami, sosyal kurumlar ve dernekler ile görüşerek, yardım ve bağışları Heyva Sor üzerinden organize ediyor.

    ONLARIN İNSAFINA BIRAKAMAYIZ

    İskoçya Kürt Toplum Merkezi de çalışmaların sürdürürken, kentin ana merkezinde standlar açacak. Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Miraz Serhat, faşist rejimin halkı kendi kaderine terk ettiğine dikkat çekerek, şunları söyledi: “Halkımızı bu faşistlerin insafına terk edemeyiz. Halkımız ile birlikteyiz. Gün dayanışma, birlikte olma günüdür. Gün, halkımızın acılarını anlama ve onlarla birlikte yaralarımızı sarma günüdür. Bugün seferberlik halindeyiz. Halkımızla ekmeğimizi aşımızı paylaşacağız, bu zor günleri de aşacağız.”

  • Bir rant ve katliam aracı olarak ‘imar barışı’

    Bir rant ve katliam aracı olarak ‘imar barışı’

    Türkiye’de 12 Eylül sonrası “imar barışı” düzenlemeleri, neoliberal politikaların uygulanmasının bir aracı olarak görüldü. AKP’nin iktidara geldiği 2002’den beri 8 defa imar affı çıkarıldı.

    MUHAMMED KAYA

    Kurdistan, Türkiye ve Suriye’yi vuran depremin üzerinde 5 gün geçti. Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki iki depremin ardından rant politikaları aracı olarak görülen ‘imar barışı’ denilen imar affı tekrar sorgulanmaya başlandı.

    İMAR BARIŞI VEYA İMAR AFFI NEDİR?

    İlki Turgut Özal liderliğinde 12 Eylül askeri darbesi sonrası neoliberal politikalar doğrultusunda 1984’te çıkarılan imar affı, en son 2018’de tekrarlandı. 2002’de hızlıca neoliberal politikaları temel hükümet program ve politikası olarak kabul edildi. 2022 yılı sonunda AKP-MHP iktidarının en küçük ortağı BBP lideri Mustafa Destici tarafından imar barışı kanun teklifi sunuldu. Böylece 1980’den bu yana 14; AKP iktidarı döneminde 9. İmar affı düzenlemesi girişimde bulunuldu. 9. İmar affı düzenlemesi Meclis Çevre Komisyonu’nda kaldı. Bir seçim ve rant yatırımı olan imar affı ile İmar Kanunu’na aykırı şekilde inşa edilmiş, iskan sorunu olan; bahçesi, balkonu, otoparkı imara aykırılık içeren ve kaçak kat mülkiyeti problemi olan yapılar düzenleme kapsamına alındı. Yani İmar mevzuatına veya ruhsata aykırı yapılara verilecek yapı kayıt belgesiyle kaçak yapılara resmi olarak izin verilmesi hedeflendi.

    Özellikle deprem bölgelerinde imar barışı düzenlemesiyle kaçak yapılara ilişkin konuşan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 2018’deki imar barışıyla Yapı Kayıt Belgesi alan binalar için yıkılma endişesinin son bulacağı belirtildi. Aynı bakan, deprem açısından yapılarda alınması gereken tedbirleri kendilerinin değil de yapı sahiplerinin alması gerektiğini açıkladı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yapı güvenliği olmadığı belgelenen yapıların depreme dayanıklılıklarının denetlenmediğini, sorumluluğun yapı sahiplerinde olduğunu söyledi. BBP lideri Mustafa Destici tarafından 11 Ekim 2022’de Türkiye Meclisi Başkanlığına “İmar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” sunuldu. Teklif ile “Başvurularda olağanüstü yoğunluk yaşanması; Yasanın uygulama şartlarının vatandaşlar tarafından tam olarak anlaşılamaması; başvuru şartları nedeniyle belgeleri iptal edilenler hakkında uygulanan idari ve para cezalarının iptal edilmesi”nin amaçlandığı belirtildi. İmar Kanunu’nun geçici 16. Maddesinde getirilen düzenleme incelendiğinde; yalnızca başvuru sürelerinin uzatılmasıyla yetinilmediği görülüyor. Daha önce imar affı kapsamına alınan 31 Aralık 2017’den önce yapılmış İmar Kanunu’na ve ilgili mevzuata aykırı ve kaçak yapıların kapsamı genişletilmesi ve 30 Temmuz 2022’den önce yapılmış tüm yapılara af getirilmesi hedefleniyor.

    DEVLET SORUMLULUKTAN KAÇIYOR

    İktidar elitleri, açıklamalarında imar barışı düzenlemesine “vatandaşların mağduriyeti” gerekçe gösterdi. Halbuki gündeme getirilen imar affıyla kıyı alanları, tarım arazileri, orman alanları, içme suyu havzaları ve tarihi, doğal, arkeolojik sit alanları üzerine inşa edilen bina ve tesisler dâhil olmak üzere, bütün kaçak yapılar yasal hale getirildi. Tek ölçü ise kaçak yapıyı inşa edenin devlete para vererek başvuru yapması oldu. Böylece devletin kasasını dolduran bakanlık, kendi denetim ve inceleme sorumluluğunu topluma yıkmış oldu. Nitekim bakan açıklamasıyla yasal olarak bir yapı için mühendislik hizmeti alma, gerekli zemin etüdü yapma, uygun malzeme kullanma, hatalı proje uygulama ve projede olmayan eklenti ve eksiltmeler yapılıp yapılmadığı yönündeki denetim sorumluluğundan devlet kaçmış oldu.

    TMMOB: İMAR AFLARI YASAKLANMALIDIR

    TMMOB tarafından 2020’deki İzmir depremi sonrası hazırlanan raporda, imar barışı adı altında ruhsatlandırılan tüm ruhsatların iptal edilmesi isteniyordu. Üç yıl önceki raporda, yapılması gerekenler için şunlar belirtiliyordu: “Yer seçiminden başlayarak imar planlarının afet riskine göre hazırlanması önem arz etmektedir. İçinde yaşadığımız binaların tasarım, inşa, denetim ve bakım süreçlerinin rant amaçlı yaklaşımlarla sürdürülmesi, depremlerin yıkıcı sonuçlarla karşımıza çıkmasına neden olmaktadır. Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamanın, üretmenin, deprem hasarları ve can kayıplarının azaltılmasının bilinen tek yolu, mühendis, mimar ve şehir plancılığı hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde uygulanmasıdır. Bu çerçevede; denetimsiz ve kaçak yapılaşmaya derhal son verilmelidir. İmar afları yasaklanmalıdır. İmar barışı adı altında ruhsatlandırılan tüm ruhsatlar iptal edilmelidir.”

    KATLİAM ARACI İMAR BARIŞI

    Meclis’e sunulan 2022 imar barışı düzenlemesine tepki gösteren Maraş Mimarlar Odası ve Maraş Koordinasyon Kurulu Başkanı Mimar Yunus Emre Kaçamaz, kaçak yapılara af getirilmesinin, imar barışı değil imar katliamı olduğunu söyledi. Kaçamaz, 2018’deki torba yasada belirtilen ve 30 Aralık 2019’a kadar esnetilen bütün kaçak yapıları yasal hale getiren imar affıyla 3 milyon 119 bin 947 binaya yapı kayıt belgesi verildiğini hatırlattı. Nitekim, 11 Ekim 2022’de Meclis Başkanlığına sunulan “İmar Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nde, daha önceki yasanın kapsamı daha da genişletildi; 30 Temmuz 2022’den önce yapılmış tüm yapılara af getiriliyor.

    İMAR BARIŞI ÖVGÜSÜ VE OY TALEBİ

    AKP’liler, bir rant aracı olarak görülen imar barışı düzenlemeleriyle sürekli “vatandaş mağduriyeti” vurgusunu öne çıkardı. Meclis İmar Komisyonu’nun AKP’li üyesi,  “Gerekli bir düzenlemeydi. Hem devlet hem vatandaş kazanacak” dedi, ancak 2018 imar barışı düzenlemesiyle ilgili konuşan Bakan Murat Kurum, imar barışı ile hedefledikleri geliri elde edemedikleri için imar barışında süreyi uzatmayı değerlendireceklerini söyledi. 31 Ekim’de başvuru süresinin biteceğini hatırlatan Kurum, daha önce “40 milyar TL” olarak hedeflenen gelirin ise 5 milyar TL’de kaldığını belirtti.

    AKP-MHP iktidarının bir rant aracı olarak gördüğü imar barışı düzenlemesi iktidara yakın kişiler reklamlarda oynatılarak toplum özendirildi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2018’de çekilen imar barışı reklam filminde AKP’ye yakınlığıyla bilinen oyuncu ve çizer Hasan Kaçan yer almıştı.

    ANF

  • Kürt Toplum Merkezi Kriz Masası’ndan Heyva-Sor çağrısı

    Kürdistan ve Türkiye’deki deprem büyük can kayıplarına ve yıkıma yol açarken, demokratik kitle örgütleri ise depremin yaralarını sarmak için harekete geçti. Britanya’nın bir çok kentinde ve özelde Londra’da depremzedelerin yaralarını sarmak için harekete geçen Kürt Halk Meclisi, bağışların Heyva-Sor’un resmi banka hesapların üzerinden yapılması için çağrısında bulundu.

    Londra Kürt Halk Meclisi Kriz Masası’nın çağrısı şöyle:

    “Bugün şiddetli bir depremle birçok kentimiz yıkıldı, binlerce insanımız hayatını kaybetti ve binlercesi hala yaralı durumdadır. Tarifi olmayan bir yıkım ve acı yaşadık. Depremin yaşandığı her şehir ilçe ve köyde acil ve ciddi bir yardıma ihtiyaç vardır. Vicdan sahibi her insanımızı bu sese kulak vermeye ve kayıtsız kalmamaya çağırıyoruz. Duyarlı ve sorumlu bir yaklaşımla yaralarımızı sarabilir ve acımızı hafifletebiliriz. Kim ne yapabiliyorsa bugün yapmalıdır. Her bir insanımız aşağıdaki Heyva Sor banka hesabına bağış yapabilir. Elden bağış yapmak isteyen arkadaşlar ise Haringey’deki KCC’ye gelip, makbuz karşılığı bağış yapabilir.

    Heyva Sor a Kurdistanê e. V.

    Kreissparkasse Köln
    Konto. Nr: 40 10 481
    BLZ: 370 502 99
    IBAN: DE49 3705 0299 0004 0104 81
    BIC/SWIFT: COKSDE33XXX
    paypal.me/heyvasorakurdistane

  • İngiltere’de 500 bin kişi greve gitti

    İngiltere’de 500 bin kişi greve gitti

    İngiltere’de öğretmenler, devlet memurları, demiryolu ve otobüs görevlileri ve üniversite çalışanları aynı anda grevde. Yaklaşık 500 bin kişi iş bıraktı. Ülkenin her yanında yürüyüşler ve protestolar yaşanırken, Kürdistan ve Türkiye toplumunun yaşadığı Kuzey Londra’da da kitlesel protesto vardı.

    İngiltere’de öğretmenler, devlet memurları, demiryolu ve otobüs görevlileri ve üniversite çalışanları enflasyona oranlı maaş istedikleri için greve gitti, 500 bin kişi iş bıraktı. Birçok sendikanın grev hareketlerini birleştirme kararıyla bugün en az son 10 yılın en büyük ve en kapsamlı grevinin yapıldığı belirtiliyor.

    Son on yılın en büyük grevi denilen greve bazı sendikalar tarihlerinde ilk defa katılıyor. Birçok sendikanın grev hareketlerini birleştirme kararı İngiltere’de 500 bin emekçinin ortak hareketini açığa çıkardı. Ülkede geçtiğimiz yılın özellikle yaz aylarından itibaren on binlerce işçi ücret artışlarının hayat pahalılığının gerisinde kaldığı gerekçesiyle işi bırakma eylemlerine katıldı.

    Ücret artışı talebi ilk sırada

    İngiltere’de enflasyon geçen yıl artmış ve Kasım ayında yüzde 11 ile son 40 yılın en yüksek düzeyine ulaşmıştı. Grevlerin en önemli nedenlerinden biri ücret artışı tekliflerinin fiyatlardaki bu dev artışın gerisinde kalması. Mali Çalışmalar Enstitüsüne’ne göre öğretmenlerin maaşları 2010-2022 arası reel olarak ortalama yüzde 11 azaldı. Sendikalar ise bu oranın gerçekte yüzde 23 olduğunu söylüyor. İngiltere ve Galler’de geçen yıl öğretmenler yalnızca yüzde 5 zam aldı.

    Ülke genelinde iş bırakma ile birlikte yüzbinlerce kişi bir çok kentte protesto ve yürüyüşler de yerini aldı. Kürdistan ve Türkiye toplumunun yaşadığı Kuzey Londra’da protesto gösterileri vardı. Sendikalar BBC binası önünde bir araya gelerek yaptığı miting ve yürüyüşe Kürt ve devrimci örgütler de katılarak destek verdi.

    Öğretmenler mesleği bırakıyor

    Ulusal Eğitim Sendikası (National Education Union) Genel Sekreteri Mary Bousted’in Reuters ajansına verdiği mülakatta, azalan ücretlerin çok sayıda kişinin mesleği terk etmesine yol açtığını, öğretmenlerin grev yapmaktan başka çareleri olmadığını hissettiğini paylaştı.

    Londra’daki bir okulun önünden konuşan Bousted, “Son 12 yılda öğretmen maaşlarında gerçekten korkunç ve uzun vadeli bir düşüş oldu” dedi ve devam etti: “Buradaki insanların hiçbiri bugün grev yapmak istemiyor ama isteksiz bir şekilde artık yeter diyorlar ve bir şeylerin değişmesi gerektiğini söylüyorlar.”

    Makinistler de, geçtiğimiz iki yıl yüzde 4 zam teklifi yapıldığını gerekçe göstererek grev hareketine katılanlardan.

    Üniversitelerde de akademik personelin yanı sıra yöneticiler, kütüphaneciler ve teknisyenler dahil birçok çalışan işi bırakma kararı aldı.

    Üniversite çalışanları Kasım’da da üç günlük grev yapmıştı.

    Grev tüm ülkeyi sardı

    İngiltere ve Galler’de yaklaşık 100 bin öğretmenin ve okullardaki yardımcı personelin bugün işi bırakması bekleniyor. Grevin 26 bin okuldan 23 binini etkilemesi öngörülüyor.

    İskoçya’da da çok sayıda öğretmen işi bırakıyor.

    Birleşik Krallık çapında, 150 üniversitede binlerce kişinin grev hareketine katılması bekleniyor.

    Toplamda 124 bakanlık ve hükümet departmanında çalışan yaklaşık 100 bin devlet memuru da ücret ve çalışma koşulları yüzünden grevde.

    İngiltere’de çok sayıda makinist işi bırakıyor.

    Londra’da bazı otobüs şoförleri de greve destek verdi.

     

     

  • AB’ye sığınma başvuruları iki kat arttı

    AB’ye sığınma başvuruları iki kat arttı

    Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 2022 yılı boyunca yapılan sığınma başvurularının iki kat artarak bir milyona yaklaştığı açıklandı.

    Avrupa Komisyonu’nun henüz yayınlanmayan bir raporuna göre Avrupa Birliği (AB)’de iltica başvurusu yapan mültecilerin sayısı son yıllarda hiç görülmediği kadar arttı. Almanya’da Pazar günleri yayınlanan “Welt am Sonntag” gazetesinin rapora dayandırarak yaptığı haberde, 2022’de AB üyesi 27 ülkeye yapılan sığınma başvuruları bir önceki yıla göre yüzde 46,5 arttığı bildirildi.

    Avrupa Komisyonu’na bağlı çalışan Avrupa Birliği İltica Ajansı (EUAA)’nın derlediği istatistiklerle hazırlanan raporda, 2022’de AB üyesi ülkelerde toplam 923 bin 991 kişinin sığınma başvuru yaptığı ifade edildi. Rapora göre en çok iltica başvurusu ise sırasıyla Almanya, Fransa, İspanya ve Avusturya’da yapıldı.

    SURİYELİ MÜLTECİLER İLK SIRADA

    Almanya’da 2016’dan bu yana sığınma başvurusunun en fazla arttığı yıl olarak kayıtlara geçen 2022’de yeni mülteci sayısı 226 bin olarak açıklandı. Almanya’da geçtiğimiz yıl sığınma talebinde bulunan üç kişiden birinin Suriye’den geldiği ifade edildi. Rapora göre Suriyelileri ise Afganistan, Türkiye ve Irak’tan gelen mülteciler takip etti.

    Sadece Almanya’da değil AB çapında da geçtiğimiz yıl en fazla sığınma başvurusu yapanların Suriyeliler olduğu kaydedildi. Ayrıca Suriyeli mültecilerin ardından sırasıyla en çok Afganistan, Türkiye, Venezüella ve Kolombiya vatandaşları AB’ye ulaşıp iltica başvurusu yaptı. Türkiye vatandaşlarının yaptığı sığınma başvuruları bir önceki yıla göre iki kat, Venezüella ve Kolombiya vatandaşlarının başvurularının ise üç kat artması raporda dikkat çeken bir başka ayrıntı olarak öne çıktı.

  • Kadınlar Londra’da Jin, Jîyan, Azadî / Zan, Zendegi, Azadi Etkinliğine hazırlanıyor 

    Kadınlar Londra’da Jin, Jîyan, Azadî / Zan, Zendegi, Azadi Etkinliğine hazırlanıyor 

    İngiltere’nin başkenti Londra’da Dünya Zerdüşt Örgütü, Jiyan Kadın Meclisi ve İran Kadın Özgürlük Hareketi ile Uluslararası Dayanışma hareketi tarafından Jin, Jîyan, Azadî (Zan Zendegi Azadi / Kadın Yaşam Özgürlük) şiarı ile İran’da kadın öncülüğünde başlayan direniş ile dayanışma ve kadın direnişini konuşma amacıyla bir etkinlik organize ediliyor.   

     29 Ocak tarihinde gerçekleşecek etkinlik kapsamında saat 14:00’da The Marylebone Theatre, 35 Park Rd, London NW1 6XT adresinde sanatçılar Tara Jaff, Suna Alan, Fra Rustomji ve Fari Bradley sahne alacaklar.  Etkinlikte Maryam Namazie (insan hakları aktivisti), Rahila Gupta (yazar ve aktivist), Diana Nammi (İran ve Kürt Kadın Hakları Örgütü’nün kurucusu ve yöneticisi), Zerbanoo Gifford (Dünya Zerdüşt Örgütü Başkanı), Rouhi Shafii (sosyolog, yazar, çevirmen, kadın ve insan hakları aktivisti, Sürgünde Yazarlar ve Şiddete Karşı Uluslararası Koalisyon (ICAVI) Başkanı), Sara Kermanian (Akademisyen, Sussex Üniversitesi), Shiva Mahbobi (İran’daki Siyasi Mahkumların Özgürleştirilmesi Kampanyası (CFPPI) sözcüsü), Nasrin Parvaz (yazar, aktivist ve ressam), Sürgündeki Yazarlar üyeleri Danielle Maisano, Şirin Razavian, Denisse Vargas Bolaños ve Aydın Mehmet Ali konuşmacı olarak yer alacaklar.  

     Etkinlik kapsamında İranlı eski politik tutsak, yazar, aktivist ve ressam Nasrin Parvaz’ın resim sergine de yer verilecek. 

     Jiyan Kadın Meclisi tarafından yapılan açıklamada etkinlige her kesimden kadının davetli olduğu ifade edilirken, Ortadoğu’da Kürt kadının öncülük ettiği devrim ile özgür bir toplumun inşa edildiğine vurgu yapıldı. ‘’ dendi. 16 Eylül’de Jina Amini’nin katledilmesiyle başlayan isyan, ezilenlerin kadın öncülüğünde özelde İran rejimine genelde tüm despotik, gerici, eril iktidara karşı gelişen ilerici insanlığın isyandır’’  

    Etkinlik biletleri https://www.marylebonetheatre.com/workshops-classes/talks-music-art- adresinden edinilebilir.  

  • Muhalif yayınevleri krizle boğuşuyor

    Muhalif yayınevleri krizle boğuşuyor

    Türkiye’deki ekonomik kriz yayınevlerini de vurdu. Bazıları kapandı, bazıları da baskı adetini düşürüp evden çalışmaya başladı. Zaten kitap yasaklama gibi baskılarla uğraşan devrimci sosyalist yayınevleri, ekonomik krizle de boğuşuyor.

    Devletin sansür baskısıyla karşı karşıya olan devrimci yayınevlerinin sorunlarına ilişkin Belge Yayınları ve Ceylan Yayınları ile konuştuk. İki yayınevi de baskı sayılarının düşmesine dikkat çekerken, sadece maliyetlerinin değil, yayıncı ile okurun buluştuğu fuarlara katılım ücretlerinin de arttığını, birçok devrimci yayınevinin bu artıştan dolayı fuarlara katılamadığını belirtti.

    Ceylan Yayınları’ndan Hüseyin Gültepe, mevcut tabloyu şöyle anlattı: “Bir süredir içinde olduğumuz bu sıkıntılı süreç, yayıncı ve yayınevlerinin ilk defa karşılaştığı bir kriz değil, ancak en şiddetlisi dersek, abartmış ya da yanılmış olmayız. Yayınevlerinin büyük bölümü ücretli fuarlara katılmama kararı almak zorunda kaldı, okurla temasını ciddi oranda düşüren bu durumun yanı sıra yayın programları askıya alındı, hatta kapanan yayınevleri de sayıca hiç az değil. Yayıncılık, tarihinin en sıkıntılı girdaplarından birinde şu an. Sosyalist, devrimci yayın kuruluşları elbette bu krizi en yakıcı şekilde yaşıyor. Sayısız olanaksızlık içinde var olan ve var eden devrimci yayıncılar açısından dayanışmanın dışında özgün örgütlülüklerin zorunluluğunun da bir kez daha karşımıza çıktığını düşünüyoruz.”

    Belge Yayınevi’nden Sinan Zarakolu ise ekonomik krizlerin, sol, sosyalist, muhalif yayınevlerini varoluşsal çelişkileriyle bir kez daha yüz yüze bıraktığını belirterek, şöyle devam etti: “Bu yayınevleri yanında spesifik belli alanlarda kültür yayıncılığı yapmaya çalışan yayınevlerini, dernek, kültür merkezi ve sivil toplum kuruluşlarını da dahil edebiliriz. Ekonominin dengeli gidişatı içerisinde tüm bu yayınevleri her ne kadar ticari teşekkül olarak kurulmuş olsalar da kar amacı gütmeden, sadece sürdürülebilir bir çalışmanın koşullarını iyi kötü sağlayabiliyordu. Böylece politik-kültürel ana akımların dışında bilgi çeşitliliğinin sağlanması ve bu alternatif kaynaklara erişimin görece daha okur dostu maliyetlerle kolaylaştırılması hedefleri belli bir ölçüde tutturulabiliyordu.”

    KİTAP ALIP OKUMAK LÜKS OLDU

    Ekonomik krizin, insanların enerji, barınma, gıda gibi temel ihtiyaçlarında radikal bir enflasyonu beraberinde getirdiğine dikkat çeken Zarakolu, şunları ifade etti: “İnsanların sahip olduğu bu ihtiyaçların dışında varoluşları için harcayabilecekleri kaynaklar, kriz patlak verir vermez bir çırpıda yağmalanmış oldu. Bir okur için ‘bu ay okuyacağım kitapları aldım, rafıma koydum’ diyebilmek, çok hızlı bir biçimde lükse dönüştü. Kuşkusuz bu yayınevleri ve onları ayakta tutmaya çalışan insanlar da aynı derdin kuşatması altında. Bu nedenle mecburen sunulan kitapların fiyatları arttırılıyor. Bu artış, hayatın diğer alanlarında yaşananın çok altında olsa da zaten kaynağı kısıtlanmış okur için kitaba ulaşmayı daha da güç hale getiriyor. Hem okurlar hem de yayınevleri giderek daha da fazla sayıda insanın gelirinin asgari ücret seviyesine indirgendiği bir gidişatın esiri olmuş durumda. Ne kar amacı gütmediği için hiçbir zaman kaynak birikimine sahip olmamış bu yayınevleri okurları ne de kesintisiz biçimde gelir yitimine tabi tutulmakta olan okurlar yayınevlerini sübvanse edebilecek durumda. Yaşamakta olduğumuz yaman çelişkinin özeti bu olsa gerek.”

    KAĞIT SIKINTISI

    SEKA kağıt fabrikasının kapatılması sonrası zaten bir kağıt sorunu yaşandığını belirten Gültepe, kağıdın ithal edilmesi ve ithal kağıdın da tekeller eliyle dağıtımından dolayı, yayıncılıkta tek seslilik olduğunu belirtti.

    Zarakolu ise zaten baskı sayısı adetlerinin azalmasından dolayı kağıt sıkıntısının en çok endüstriyel yayın yapan yayıncıları vurduğunu söyledi.

    DÖNEMSEL KRİZLERDEN BAĞIMSIZ

    Maliyetlerin artmasından sonra baskı sayılarının azaldığını belirten Zarakolu, bazı devrimci yayınevlerinin dijital baskı denilen az sayıda baskıya yöneldiğini, matbaada kitap basmanın maliyetinin daha fazla arttığını, okuyucu profilinin de değiştiğini belirterek, şöyle konuştu: “Okuyucu profili sürekli olarak değişmekte, ki bunu ötesinde tüm dengelerin değişmekte olduğu bambaşka bir dünyaya doğru gidiyoruz. Dolayısıyla bunu dönemsel krizlerden bağımsız düşünmek gerekiyor. Hayat değiştikçe, yeni kuşaklar geldikçe bu değişim kaçınılmaz. Ancak bu değişimin seyri hakkında bir şeyler mutlaka konuşulmalı. Güncel ekonomik krizden bağımsız olarak bir tez öğrencisinin tezini/araştırmasını gerçekleştirirken duyduğu gibi bir kaynak iştahına sahip okurlar, okuma grupları ile giderek daha az karşılaşıyor olmamızı sorgulamalıyız. Bunu sadece depolitize olan insanlar giderek daha da dijital ortamların esiri oluyorlar, şeklinde açıklayamayız. Dolayısıyla yayınevlerinin sunduğu içeriklerin, yayıncılığın niteliği de bu sorgulamanın bir parçası olmalı. Kısaca bu profil değişimini sürekli olarak okurların yeni gelişen bilgi/içerik beklentileri ve buna karşılık yayınevlerinin ne kadar doyurucu olduğu denklemi içinde takip etmeli… Okurlarla alakalı her sorgulamaya sundukları içeriklerle beraber yayınevlerini de dahil etmek durumundayız, yayınevlerinin ve okurların toplamındaki profil değişimine bakmalıyız.”

    ÇOK DAHA BÜYÜK SORUNLARLA YÜZ YÜZE

    Dengesizleşen fiyat artışları sonrası devrimci yayınevlerinin önceliklerinin değiştiğini belirten Zarakolu, yayıncının, yayıncılık yerine işin tüccarlık kısmına daha çok zaman ayırdığını, iş yerlerinin kiralarının artması, gelen faturaların her ay zamlı olarak gelmesi, giderlerin her geçen ay artması sonucu, yayıncılık yerine ‘nasıl ayakta kalırım’ diye düşündüğünü söyleyen Zarakolu, “Basılacak kitapların sıralamasındaki olası değişimleri sadece ekonomik gerekçelerle açıklayamayız, birçok başka nedeni olabilir. Sol, sosyalist, muhalif yayınevlerinin yayın programına girmiş olan tüm kitapların belli bir yayın çizgisi içinde yer aldığını varsaymak gerekir. Eğer bu konuda şüphe varsa zaten bu krizden bağımsız olarak bir kimlik yitimini işaret eder. Konunun nicel tarafına da bakmak gerek. Senede 100 başlık yayınlayan endüstriyel bir yayınevinin sıralama öncelikleriyle ticari avantaj araması söz konusu olabilir ama senede on yirmi başlığı ancak yayınlamış bir yayınevi sıralama değişikliği yapsa dahi büyük bir fayda yaratamaz. Sol, sosyalist, muhalif yayınevleri, yayın programlarındaki bir iki yer değişikliğinin getireceği küçük avantajların telafi edemeyeceği çok daha büyük sorunlarla yüz yüze.”

    TELİFSİZ KİTAPLARA YÖNELME

    Gültepe ise yayıncıların, daha az maliyeti olan telifsiz kitaplara yöneldiğini belirterek, “Fiyat artışları, okurla yayınevinin arasında uçurum oluşturmuş olabilir ancak bir büyük problem daha var: Yayıncılar, kur sebebiyle yükselen telif ücretleri sebebiyle telifsiz kitaplara bir mecburi istikamet şeklinde yönelmek durumunda kaldı. Yayın skalasındaki renkleri silmezse de solduran bu durum, yayın politikalarına yeniden yeniden şekil veriyor ve girdabı derinleştiriyor” dedi.