Blog

  • İnsanlar ölüyor, silah tüccarları zenginleşiyor

    İnsanlar ölüyor, silah tüccarları zenginleşiyor

    Silah şirketleri karlarını geçen yıla göre yüzde 1,9 artırıp kazançlarını artırmayı sürdürüyor. SIPRI’nın yayınladığı raporda, dünyanın en büyük 100 silah şirketi 2021’de toplamda 592 milyar dolar kazanç sağladı. En büyük pay yine Amerikan silah sanayisinin kasasına girdi. 

    Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2015 yılından beri silahlanama ve bundan kar edenler raporunu hazırlıyor. 2021 yılı raporunun verilerine göre Kuzey Amerikalı silah üreticileri savaş ve buna bağlı silah teknolojilerinin satışında yüksek karlar ele etmeye devam ediyor. 

    ABD silah şirketlerinin karlılık oranındaki düşüşün dönemsel olduğuna dikkat çeken uzmanlar, savaş üzerinden yapılan ticaretin en karlı kalemlerden olmaya devam ettiğini söylüyor. 2022 SIPRI Raporu’nun yazarlarından Şiao Liang, bu düşüşün ekonomide yaşanan ve hâlâ tam olarak aşılamayan “long covid” durumu ile ilgili olduğunu belirtiyor. DW’ye konuşan Liang, “Tedarik zincirlerinde yaşanan kesintilerden en çok etkilenenler ABD’li (Amerika Birleşik Devletleri) şirketler oldu. Buna bir de ABD’de, 2021’de görülen yüksek enflasyon eklendi. Temel nedenler bunlar” ifadelerini kullandı.

    Türkiyesiz kan ticareti olmaz

    SIPRI’nün yayımladığı rapora göre, dünyadaki en büyük 100 silah şirketi arasında iki Türk şirketi de yer alıyor. Rapora göre, ASELSAN ile Aerospace’in toplam silah satışları 2021 yılında 3 milyar 400 milyon dolara ulaştı. Listenin 56’ncı sırasında bulunan ASELSAN, bir önceki seneye kıyasla silah satışlarını yüzde 6 oranında artırarak toplam 2 milyar 200 milyon dolarlık ciro elde etti. 2020 yılında “Dünyanın en büyük 100 silah şirketi” listesinin dışında kalan Aerospace ise silah satışlarını yüzde 62 oranında artırarak yeniden listeye girmeyi başardı. Rapora göre, listenin 84’üncü sırasında yer alan şirketin silah satışlarını bir yıl içerisinde bu denli artırabilmesinde Anka-S İnsansız Hava Aracı’nın (İHA) Türk ordusuna teslimatı etkili oldu.

    Avrupa hızla silahlanıyor

    SIPRI raporuna göre, cirosunu yükselten bölgelerin başında ise yüzde 4,2’lik artışla Avrupa geliyor. Üstelik bu veriler, Ukrayna savaşı öncesine ait.

    Ukrayna savaşının etkilerine de değinilen SIPRI raporunda, Avrupa ve ABD’de silahlara olan talebi anormal ölçüde arttırdı. “Ukrayna’ya gönderilen silahlar ABD ve Avrupa ülkelerinin envanterinden çıktı ve bu eksiklerin tamamlanması gerek” diyen Liang, “Siparişlerin artacağından eminiz, ancak bu durum 2022 mali tablolarına kazanç olarak yansır mı, bunu net bir şekilde söylemek için erken” söyleminde bulundu.

    Savaş Rheinmetall’e de yaradı

    Bugün itibarıyla Avrupa’da, siparişlerin büyük oranda artacağı öngörüsünde bulunan tek savunma sanayi şirketi Almanya merkezli Rheinmetall. Şirket, Ukrayna’ya zırhlı araç gönderecek ülkelerin, bu açıklarını kapatmak için siparişlerini 2023’te yüzde 30 ila 40 oranında artıracağını tahmin ediyor. 

    Buna en iyi örnek ABD’de üretilen Javelin tanksavar füzeleri ile ilgili siparişler. Washington yönetimi 2022’nin Ekim ayına dek Ukrayna’ya 8 bin 500 adet Javelin füzesi gönderdi. Bu da üç ila dört yıllık bir üretim süresine denk geliyor.

    Polonya, asker sayısını beş yıl içinde iki katına çıkarmayı hedefliyor. Finlandiya, hava kuvvetlerine yatırımı önemli ölçüde artırma kararı alırken, Yunanistan, Fransa ve İtalya milyarlarca euro değerinde silah alımı için anlaşmalar imzaladı. Almanya’da ise Başbakan Olaf Scholz, savaşın başlamasından kısa süre sonra ordu için 100 milyar euro bütçe ayrılacağını duyurmuştu.

  • Londra’da yetenekli bir luthier

    Londra’da yetenekli bir luthier

    ‘Zımpara yapmaya başlamışken sonrasında kendimi gitar yaparken buldum” 

     Haber : Suna Alan

    Fransızca bir kelime olan ‘luthier’ özel anlamı ile telli çalgıları yapan kişilere, genel anlamı ile müzik aleti yapmayı meslek edinen kişilere denmektedir. El becerisi gerektiren, ahşabı tanıyan, en güzel tınıyı oluşturmak için hassas bir işçiliğe sahip olan bir çalgı yapım ustası ’luthier’, çıraklık-kalfalık-ustalık hiyerarşisi ile yetişmekle birlikte, günümüzde çeşitli eğitim kurumlarının çalgı yapım bakım ve onarım bölümlerinin verdiği eğitimler sonucunda da yetiştirilmektedir.

    İşte hem iyi bir müzisyen hem de bir luthier olan Erdal Yapıcı da usta-çırak ilişkisiyle yetişmiş  bir çalgı yapım ustası. Çaldığı enstrümanları kendi yapan Erdal Yapıcı, 2019 yılında Londra’ya taşınmış ve halen Londra’da müzik kariyerine devam etmektedir. Londra’da Stoke Newington’da yakın zamanda faaliyet göstermeye başlayan müzik okulu DB Music’te enstrüman tamiri yapan Yapıcı’yı yerinde ziyaret ettik.

    Kendinizi tanıtır mısınız? 

    Adıyaman’da doğdum. Ailemizde saz çalanlar olduğundan ve Alevi olmamızdan kaynaklı kulağım zaten melodilerle doluydu. Bunun müzik hayatı başlangıcı için çok önemli bir unsur olduğunu düşünüyorum. Kültürün bir parçası olan müzik öğesi, bir süre sonra zaten su içmek kadar doğal geliyor. 12 yaşımda saz çalmaya başladım. Aynı yıllarda gitarla tanıştım ve birkaç yıl sonra kopuz denemeye başladım.

    Lise öğrenimimi Adıyaman’da tamamladıktan sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık eğitimi aldım. Üniversite yıllarında çeşitli merkezlerde gitar ve saz dersleri verdim, müzisyen olarak birçok projede yer aldım. 2008 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Yüksek Lisans Programına kabul edildim. İstanbul’da hem öğretmenlik yapıp hem de müzik hayatıma devam ettim. Enstrümanlarım ile çeşitli sanatçıların albümlerine katkıda bulundum. Bir yandan okul diğer yandan ise enstrüman dersleri, sahne çalışmaları, koro çalışmaları ve enstrüman yapımı devam ediyordu.

    Son üç yıldır Londra’dayım. Tamamen yeni bir başlangıç oldu burası benim için. Şu an sadece müzik üzerine çalışmaktayım; dersler, enstrüman yapımı ve sahne çalışmaları.

    Luthier olmaya nasıl karar verdiniz ya da bu yolculuk nasıl başladı? 

    Gitar çalarken aklımda hep yapısıyla oynayıp daha iyi veya farklı nasıl ses elde edebilirim düşüncesi vardı. Bunu başka bir luthier’e yaptırmanın çok zor olacağını düşündüm sonrasında. Öncelikle muhtemelen karşımdakine aklımdakinin yarısını bile aktaramayacaktım ve aktarabildiğimin yarısı bile yapılabilseydi yine de istediğimi elde edemeyecektim. Maliyetli olmasını ve zaman almasını söylemiyorum bile. Bir de kim bilir kaç kez tekrar edilmesi gerekecekti. Nihayetinde zımpara yapmaya başlamışken sonrasında kendimi gitar yaparken buldum. Tabi öncesinde denemeler yaptım ve sonunda kendi enstrümanlarımı üretmeye başladım. Bir süre sonra yaptığım enstrümanlar çoğalınca ve beğenilince sipariş alıp satmaya da başladım ve bu iş ilerlemiş oldu benim için.

    Enstrüman yapımı için iki ustanın/arkadaşımın yardımlarını alıp usta çırak ilişkisiyle bu işi öğrendim. Araştırmalar yapıp öğrenebildiğim kadar öğrenip sonrasında hepsini unutmaya çalışıp enstrümanlarımı yapmaya çalışıyorum, diğer türlü önyargılara kapılabileceğimi düşünüyorum. Bu yöntem çok daha geniş yaklaşıp özgürlükçü yaklaşabilmeme yardımcı oluyor. Örneğin balkonsuz akustik gitar çalışmasının çok üst seviye yerlere gelebileceğini düşünüyorum.

    Hangi çalgıları yapabiliyorsunuz, en çok yapmayı sevdiğiniz çalgı hangisidir? 

    Gitar ve bağlama yapıyorum ancak sahne için farklı çalışmalar da yaptım. Çift taraflı gitar, silent ud, lavta ve gitar bunlardan bazıları. Yapmayı en çok sevdiğim enstrüman ise akustik gitar.

     

    Üretimini yapmış olduğunuz çalgılar, sizce en iyi hangi malzemelerden yapılır? 

    Bir çok seçenek var tabi ki ancak rosewood ailesinin bu iş için çokça uygun olduğunu söyleyebilirim. Tabi ki enstrümanın farklı yerleri için farklı ağaçlar kullanmak gerekebiliyor. Kapak için ladin, sap için maun, arka ve yanlar için Indian rosewood gibi… Yerli ağaçlardan da çok kullandım, son yaptığım elektrik gitarım için Adıyaman’dan getirdiğim dut ağacını kullandım örneğin.

    Bununla birlikte şunu da söylemek gerekir, kaliteli ağaç çok önemli ancak ustalık yani nasıl yapıldığı sanırım daha önemli. Doğru ağaçlar ve doğru bir yapımla işte çok iyi sonuçlar almak şaşırtıcı olmaz.

    Bir çalgıyı ne kadar bir sürede yapabiliyorsunuz? 

    Örneğin bir gitarı 9-10 günde bitirmek mümkün ancak her gün sadece bu işle uğraşırsanız böyle. Benim gibi ayrıca müzisyen olan ve müzik dersleri de veren biri için bunu söylemek çok zor, uzayabiliyor bazen.

    Kullandığınız ham maddeler hakkında bilgi verebilirmisiniz? 

    Ağaçlar için daha çok maun, ladin, sedir, cocobolo, ziricote, indian rosewood ve Brazilian rosewood kullanıyorum ancak bahsettiğim gibi bazen diğer ağaçları da kullandığım oluyor tabi ki. El aletleri için ise, genel olarak her atölyede bulunması gereken başlıca aletleri kullanıyorum diyebilirim. Tabi bunlara enstrüman yapımı için özel olarak tasarlanmış el aletlerini de eklemek gerekiyor.

    Bu işi yapabilmek için gerekli teknik donanım hakkında genel bilgiler verebilirmisiniz? 

    Bu işin okulunu okumak başlamanın yollarından bir tanesi. Diğeri ise usta-çırak ilişkisiyle yetişmek. Asıl önemli olan ise bu işe gönül vermek ve özgürlükçü bakabilmek diye düşünüyorum. Gerisi zaten kendiliğinden geliyor.

     

    Aynı zamanda iyi bir müzisyensiniz? Bu tür mesleklerde iyi çalabilmenin avantajı nedir? 

    Teşekkürler öncelikle. Avantajı çok fazla aslında. Her şeyden önce ‘iyi bir enstrüman nasıl olmalıdır’ı daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. İkincisi ise sahnede çalarken neler avantaj veya dezavantaj oluyor onu görüyorsunuz. Bir de sorgulayan bir tarafınız varsa gerisi çorap söküğü gibi geliyor ve size keyif alması kalıyor çünkü enstrüman yaparken zamanın nasıl geçtiğini cidden anlamıyorsunuz. Bir seferinde “Aaa çok iyi, yarım saatte bitirdim.” dediğimde tam 5 saat geçmişti.

     

    Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile her türlü eşyada olduğu gibi çalgılarda da fabrikasyon vb seri üretimleri görmekteyiz. Çalgı seçerken nelere dikkat etmeliyiz, kaliteli çalgılar hakkında bilgi verebilir misiniz? 

    Öncelikle evet fabrikasyon üretimin de olması gerekiyor gereken talebe cevap verebilmek için ancak bu kez de ‘her enstrüman için doğru ağaç kullanıldı mı?’ sorusu hayat buluyor. Değişkenimiz ağaç olduğu için, her parçanın stabil ve aynı olmasından bahsetmemiz pek mümkün olmuyor.Bu da beraberinde enstrümanlarda zamanla problemler oluşmasına yol açabiliyor.

    Çalgı seçerken, eğer enstrüman çalmayı bilmiyorsanız bu işi bilen birisiyle seçmeniz en doğru yol olacaktır. Kalitenin genelde fiyatla doğru orantılı gittiğini düşünebiliriz ancak bazen tam tersi durumlar da olabiliyor. El yapımı enstrümanlar genelde iyi olurlar ancak onlar da fabrikasyon enstrümanlara göre daha pahalı olabiliyor haliyle. Burada devreye neye ihtiyacınız olduğu giriyor.

     

    Çalgıların bakımı, korunması ve saklanması gibi konularda neler söylersiniz? 

    Öncelikle aşırı sıcak ve soğuktan, ayrıca çok nemli veya çok kuru ortamlardan bir de direk güneş ışığından korumamız gerekiyor enstrümanlarımızı. Londra gibi bir şehirde neme karşı dikkatli olmak gerekiyor haliyle. Bir de belirli aralıklarda tellerini değiştirmek ve bir luthier’e genel bakımı için göstermek doğru olacaktır.

    Son olarak eklemek istedikleriniz var mıdır? 

    Kişisel gelişim ve hayata yeni bir pencere açmak için yeni bir lisan öğrenmenin çok elzem olduğunu düşünüyorum. Bu lisanlardan bence en önemlilerinden birisi de müzik.

    Bunları anlatma şansını bana verdiğiniz için de ayrıca teşekkür ederim.

  • Sanatçı Zeyno Durar’dan Hebûn albümü 

    Sanatçı Zeyno Durar’dan Hebûn albümü 

    “Müziğin evrenselliğine inandığım için her tarz ve dilde şarkılar söylemeyi seviyorum. Geleneksel, etnik, pop-fantezi, folk aslında ses rengime uygun her tarzda söylüyorum. Hatta jazz denemelerim de var. Kürtçe, Türkçe, Ermenice, Arapça dillerinde ve Zazakî, Soranî lehçelerinde  şarkılar söylüyorum.”  

    Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Müzik ile bağınız nasıl oluştu ve gelişti?  

    Aslen Diyarbakırlıyım. 1986’da Kürt göçmenlerin memleketi olarak anılan Adana’da dünyaya merhaba dedim. Çocukluğum ve gençliğim Adana’da geçti. 20 yaşında kendime yeni bir yol çizmek için İngiltere’ye göç ettim. Belki klasik olacak ama müzik serüvenime çocukken başladım. Dengbêj (Hesenê Gozê) bir dede ve stranbej, temburvan bir babanın stranları ve kılamları ile büyüdüm.  

     Dedem’in bana söylediği bir söz vardı. Onunla dengbêjlik hakkında hasbihal yaptığımız zamanlar derdi ki; ‘Çêlikê mar bê jehr nabe’ (Yılanın yavrusu zehirsiz olmaz). Sen de o zehirden faydalanmışsın. 1990lı yıllarda çocukluğumda  Kürtçe kasetlerin  gizlice ve genelliklede kısık sesle dinlenildiği zamanlarda, o ezgiler ve tınılar müziğe olan tutkumu körükledi. Mayamızda varolan sanat böyle yoğruldu. 

     Müziğe profesyonel olarak ne zaman başladınız? Neler yaptınız?  

    16 yaşında iken Adana’da belediye konservatuarında müzik eğitimime  başladım ve aynı zamanda Mezopotamya Kültür Merkezi’nde de çalışmalar yapıyordum. Belediye konserlerinde, festivallerde ve düğünlerde sahne aldım. 20 yaşında İngiltere’ye göç edince müzik çalışmalarıma 10 yıl ara vermek zorunda kaldım. Yeni bir ülkenin diline, kültürüne ve yaşam tarzına alışmak ve ayrıca göçmen bir anne olmak beni  çok zorladı. 2017 yılında değerli Kürt sanatçı Cewad Merwani’nin Aheng albümünde iki şarkıya düet yaptım ve benim için keyifli bir çalışma oldu. İlk single şarkım Lorî Dayikam‘ı yıllarca  Hesenê  Cizrawî’den  Nînna olarak dinleyenler farklı yorum ve sözler ile benden de  dinlemeye başladı.

    Müzikal tarzınız nedir? 

    Müziğin evrenselliğine inandığım için her tarz ve dilde şarkılar söylemeyi seviyorum. Geleneksel, etnik, pop-fantezi, folk aslında ses rengime uygun her tarzda söylüyorum. Hatta jazz denemelerim de var. Kürtçe, Türkçe, Ermenice, Arapça dillerinde ve Zazakî, Soranî lehçelerinde  şarkılar söylüyorum. Hint müziklerine ve tavırlarına ayrı bir hayranlığım da var. Ama özellikle Kürtçe söylemeyi tercih ediyorum. Çünkü bir halkın varlığı sanatla, müzikle yeşerir ve kalıcı olur. Dünya çok renkli bir yer ve Kürtçe de bu güzel renklerden biri. 

    Yakın zamanda 3 eserlik Hebûn isimli bir albüm çıkardınız? Biraz bahseder misiniz? 

    Hebûn (Varoluş) benim hikayem, çocukluğumdan beri kronik hastalıklarım ile mücadele ediyorum. Ancak  pandemi döneminde çok zor bir hastalık geçirdim ve ölümden döndüm. Yeniden doğdum, ağır bir uykudan uyandım. Yeniden varoluşum  beni kendime getirdi ve hayata bambaşka bakmaya başladım. Kendi içimdeki gücü gördüm ve ona hiç olmadığı kadar sıkıca sarıldım. Hayalim olan albüm projemi gerçekleştirmek için değerli arkadaşım ve aranjörüm Şervan Ayaz ile beraber yola  koyuldum. Şervan Ayaz’a bu güzel albüm için  emekleri ve özverili çalışması için çok teşekkür ediyorum. Hebûn albümümde 2 beste ve 1 de anonim eser var. Dilşikestî ve Rosîda  eserleri söz ve müziği manevi abim Veysel Algür’e ait. Govend e eseri de  Zaxo yöresine ait Eyaz Yusîf’den dinlediğim anonim bir eserdir.

    İngiltere ve dışında yeraldığınız çalışmalardan bahseder misiniz?  

    Sanatçı Cewad Merwanî’nin albümünde 2 şarkı ile düet yaptıktan sonra Belçika, Fransa, Almanya ve İsveç gibi bir çok Avrupa ülkesinde programlara katıldım. Pandemi dönemi biliyorsunuzki sanatçılar için çok zordu. Konserler, çalışmalar ve programlar iptal oldu. Evlere hapsolduk. Bir sanatçı, kadın ve anne olarak bu dönemde çok yıprandım. Londra’da birkaç arkadaşımla beraber online toplantılar yapıp hasbihal edip şarkılar söylerdik. Müziğin iyileştirici gücü ile birbirine destek olan kadınlar online olarak başladığımız  süreci büyük bir koro olarak devam ettirdik. Kızkardeşliğin ve kadın dayanışmasının simgesi olan Rengîn Kadın Korosu’nu oluşturduk. Rengîn, hem korist hem de yönetimde yer aldığım en büyük çalışmalarımdan biridir ve ben Rengîn’in güzel renklerinden biri olmaktan çok mutluyum. 

    İleriye yönelik çalışmalarınız var mı, varsa bahseder misiniz?  

    Dijital hayata geçmemiz ile beraber herşey çok çabuk tüketilmeye başlandı. Dinleyiciler farklı arayışlara yöneldi. O yüzden müzik ve sanattada daha çok üretim yapmamız gerekti. Eskiden sanatçılar 6-7 şarkılık albüm yapıp yıllarca  program yaparlardı ama şimdi  her ay yeni bir şarkı ve üretim bekleniyor. Ne yazıkki  bu durum maddi ve manevi bir yük olmasına sebep oluyor. Ben de hayalim olan albüm çalışmasını 3 şarkı ile sınırlı tuttum ama halihazırda birkaç projem daha var. Söz ve müziği bana ait olan şarkımı 20 Temmuz tarihinde tüm dijital platformlarda dinleyebileceksiniz. Ayrıca birkaç çalışmam da bitmek üzere. Heyecanla tamamlanmasını bekliyorum. 

     

    Bu güzel söyleşiniz için  çok teşekkür ederim. 

  • Londra’da katledilen Kürt genci Ali son yolculuğuna uğurlandı

    Londra’da katledilen Kürt genci Ali son yolculuğuna uğurlandı

    Kuzey Londra’da bıçaklanarak katledilen 17 yaşındaki Ali Baygören yüzlerce kişinin gözyaşları arasında sonsuzluğa uğurlandı.

    Londra’da geçtiğimiz hafta bıçaklı bir saldırı sonucu hayatını kaybeden 17 yaşındaki Kürt genci Ali Baygören için Cemevi’nde uğurlama töreni düzenlendi. Törene Baygören’in ailesinin yanı sıra Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Eşbaşkanı Dilek İncedal, BAF eski Başkanı İsrafil Erbil, Cemevi eşbaşkanı Filiz Koç, Kürt Halk Meclisi, Gik-Der ve yöresel dernek temsilcileri katıldı.

    Tören de Baygören’in ailesi ve yakınları gözyaşlarını tutamazken, anne Hatice Baygören’in ağıtları ise uğurlamaya katılanları gözyaşlarına boğdu.

    Uğurlama törenine yüzlerce kişi katılırken, burada Ali için kurulan masada mumlar yakılarak çiçekler kondu. Cenaze erkanını Dede Mehmet Yüksel yürüttü. Dede, yüksel rızalık öncesi toplumun kendi kimliğine kendi geleceğine sahip çıkması gerektiğini vurgulayarak, bu konudaki sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiğine vurgu yaptı. Dede Yüksel, herkesten helallik-rızalık istedi. Alınan rızalığın ardından genç Ali’nin naaşı Chingford Mezarlığı’na götürülerek burada son yolculuğuna uğurlandı.

    Kürt genci Ali Baygören Londra’da 18 Haziran günü bıçaklanarak öldürülmüştü. Genç Ali’nin ölümü toplum da infial yaratmış ve onbinlerce kişi sokaklara inerek, “Katil devlet katil polis” sloganları ile protesto ederek Polis Merkezi’ne yürümüştü.

     

  • Britanya Zilan Kürt Kadın Festivali coşkuyla sona erdi

    Britanya Zilan Kürt Kadın Festivali coşkuyla sona erdi

    İngiltere’nin başkenti Londra’da Jiyan Kadın Meclisi tarafından 26 Haziran tarihinde Kürt Toplum Merkezi’nde düzenlenen 17. Zilan Kürt Kadın Festivali yüzlerce kadının katılımı ile coşkulu bir şekilde gerçekleşti. ”Diren, Örgütlen, Özgür Yaşa!” şiarıyla organize edilen festival, zengin bir programa ev sahipliği yaptı.  

    Oldukça yoğun bir katılımla başlayan festival devrim şehitleri anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşu ardından Jiyan kadın meclisi eşbaşkanlarından Özgür Jiyan yaptığı açılış konuşmasıyla başladı. Jiyan, Güney Kürdistan’daki işgal operasyonlarıyla yeni bir Kürt soykırımı ve bununla da, dört parça, Şengal ve Maxmur’da inşa edilen kadın devrimi ve kazanımlarının hedeflenmekte olduğunu vurguladı. Kürt kadınları ve gençlerinin soykırım ve işgale karşı büyük bir tarihi direniş gerçekleştirerek işgalcileri bozguna uğratmakta olduklarını belirtti.  Jiyan bu tarihi direnişi selamladıklarını ve buna en iyi yanıtın bu direnişi sahiplenme ve daha fazla kadın örgütlülüğünden geçtiğini ifade ederek geleneksel olarak her yıl düzenledikleri festivalin kültürel bir etkinlik olmanın yanı sıra en çok da bir kadın mücadele ve direniş çağrısı olarak algılanması gerektiğini söyledi. Jiyan’ın konuşmasının ardından İngiltere Milletvekili Feryal Clark ve yine çeşitli kadın kurum ve örgütlenmelerinin dayanışma mesajları okundu.  

    Ardından Kürt kadın mücadele tarihine ilişkin sinevizyon gösterimi ardından gerçekleşen geleneksel Kürt kadın giysi defilesi yoğun ilgi ile karşılandı. Ayrıca yemek ve yöresel kıyafet standlarının çeşitliliği ile çocuklar için tüm gün çeşitli aktiviteler gerçekleştirildi.  

    Kadınların yöresel giysileriyle renk kattığı festival, sanatçılar Ayfer Düzdaş, Suna Alan, Kürt Kadın Korosu, Grup Yade ve Grup Piro’nun seslendirdiği eserler eşliğinde coşkulu halaylar ile sona erdi. 

  • Kuzey Londra’da infial sürüyor; On binlerce kişi ‘katil polis’ sloganıyla yürüdü

    DİREN DİCLE

    Londra’da on binlerce kişi 17 yaşındaki Kürt genci Ali’nin katledilmesini “Katit devlet katil polis” sloganları ile protesto ederek Polis Merkezi’ne bir kez daha yürüdü.

    Özellikle Kuzey Londra’da her gün artan cinayet, gasp, uyuşturucu ve yaralama olayları durmak bilmiyor  Son olarak Londra’da 18 Haziran günü 17 yaşındaki Ali Baygören adlı Kürt bir gencin bıçaklanarak öldürülmesi üzerine toplumda yarattığı infial ise sürüyor. Genç Ali’nin katil zanlısı olarak gözaltına alınan 15 yaşındaki bir çocuğun tutuklansa da, toplum bu cinayetlerin asıl sorumlusunun devlet ve polis olduğunu ifade ediyor.

    Araların da, Kürt Halk Meclisi, Day-Mer, Gik-Der, Alevi örgütleri, yöresel derneklerin de blunduğu Demokratik Güç Birliği’nin ‘Çeteleşme hayır’ şiarı ile yaptığı çağrı üzerine onbinlerce kişi Tottenham Stadyumu önünde bir araya geldi. Burada sık sık, “Katil devlet katil polis”, “Çetelere karşı omuz omuza”, “Susma sustukça sıra sana gelecek”, şeklinde slogan atan kitle buradan Edmonton’daki Metropolitan Polis Merkezi’ne doğru yürüyüşe geçti. On binlerce kişilik kortej, alkış ve sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçerken kortejin en ön saflarında genç Ali’nin babası İbrahim Baygören yer aldı.

    Kitle yürüyüş sırasında öfkesini gösterirken, taşınan pankart ve dövizler de bıçaklı ölümlere dikkat çekilerek, polisin ve hükümetin göçmenlere karşı tutumuna tepki ve öfke vardı. Kitle yürüyüş boyunca yolları tamamen trafiğe kapatırken Angel Corner bölgesinde ise 5 dakikalık oturma eylemi düzenlendi.

     

    ‘KATİL DEVLET KATİL POLİS’

    Kitle Edmonton Metropolitan Polis İstasyonu önünde alkış, zılgıt ve yuhlamalar ile polisi protesto ederken, hep bir ağızdan “Katil devlet katil polis” slogan attı. Burada bir konuşma yapan Göçmen İşçiler Derneği (Gik-Der) Başkanı İbrahim Avcil, Kürt Halk Meclisi adına Ercan Akbal, Day-Mer Başkanı Ahmet Sezgin, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı Dilek İncedal, BAF eski Başkın İsrafil Erbil ve gençlik örgütleri birer açıklama yaptı. Yapılan konuşmalar da, çetelere karşı duyarsızlığını çözümsüzlüğün asıl kaynağının İngiliz devleti, hükümetinin ve polisi olduğunun altı çizilerek, bunun özellikle göçmenlerin yoğun yaşadığı yerlerde olmasına dikkat çekildi. Yine kapitalist sistemin bir sonucu olarak çetelerin türediğine de dikkat çekilirken, sorunların çözümü için devletten beklemek yerine toplumun örgütlenip bilinçlenmesi gerektiğinin altı çizildi.

    ÖZ SAVUNMAMIZI OLUŞTURALIM

     

    BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal, ekonomik ve siyasal tercihlerimizden dolayı göç ettiklerini vurgulayarak, “Burada bir çok sorun ile karşılaştık. Belki parayı bulduk ama para bir çözüm değil. Bugün hepimizin evine ateş düştü. Bizlerin yaşamı değerlidir. Bunun için çözüm değerlerimizi korumaktır” dedi.

     

    Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Ercan Akbal’da İngiliz devletinin silah satışları ile bugün Ortadoğu’yu ülkelerini coğrafyalarını kana buladığına dikkat çekerek, kapitalist sistemden medet ummak yerine toplumun kendi öz savunmasını geliştirmesi gerektiğini kayedtti. . Bu sırada kitle hep bir ağızdan “Aliler ölmez” slogan attı.  Gik-Der adına konuşan İbrahim Avcil, çeteleri önlemeyen polisin ve devletin Ali’nin gerçek katili olduğunu vurguladı.

    BİRBİRİNİZE SAHİP ÇIKIN

    Hayatını kaybeden Ali Baygören’in babası  İbrahim Baygören, toplumun sahiplenişi ve duyarllığına teşekkür ederek, “Oğlumu el bebek gül bebek büyüttüm. Alimin yanında oldunuz. Bu toplum birbirine sahip çıksın” dedi.

    Yapılan konuşmaların ardından demokratik kitle örgütlerinden oluşan bir heyet polis merkezi yetkilileri ile bir görüşme gerçekleştirdi. Bu arada kitle uzun süre karakul önündeki protestosunu sürdürdü.

     

     

     

  • Kırkısraklılar Festivali’nde ‘Kürde ve Kürt diline sahip çık’ mesajı

    Kırkısraklılar Festivali’nde ‘Kürde ve Kürt diline sahip çık’ mesajı

    Londra’da Kırkısraklılar Festivali coşkuyla gerçekleşirken, sanatçılar ve konuşmacılar Kürtlerin birliğine ve kimliğine sahip çıkmaları çağrısında bulundu.

    Londra’da Kürt Alevilerden oluşan Kırkısraklılar Dayanışma Derneği tarafından Britanya Alevi Federasyonu yerleşkesinde Kırkısraklılar Kültür Sanat Festivali düzenlendi. Festivale, Kürt siyasetçi Osman Baydemir, sosyalist hareketin önemli isimlerinden Aydın Çubukçu, Yazar Özcan Öğüç, Ali Boyraz,Hatice Güden, Kürt Halk Meclisi’nin de aralarında bulunduğu demokratik kitle örgütü temsilcileri ile binlerce kişi katıldı. Alanda, yazar ve kurumların standları yer alırken, Kürecikliler tarafından YPG saflarında yaşamını yitiren gazeteci Mehmet Aksoy’un dev posteri asıldı. Gençlerin sarı, kırmızı  ve yeşil puşilerle alanda yerlerini alırken, Kürt gençlerinin ulusal kıyafetleri dikkat çekti.

    Fesitvalin açılış konuşmasını yapan Kırkısraklılar Derneği Başkanı Ali Belde, Kırkıskakın Hakikatçi Alevilik öğretisinin öncülerinden Şıx Mamo ve Ozan İbreti gibi bir çok değeri bulunduğunu belirterek, festivallerin kimlik ve kültürü geliştirme açısından önemli olduğunu ifade etti.  Açılış konuşmasını ardından ilk olarak sahneye folklor ekibi ve çocuk korosu çıktı. Ardından siyasetçi Mehmet Tüm ve Hamburg Kıskısraklılar Dayanışma Derneği Başkanı Tacim Yeşilyurt birer konuşma yaptı. DGB adına bir konuşma yapan Ahmet Sezgin, festivallerin önemine dikkat çekerek, toplumsal mücadelenin ve birliğin önemine değindi.

    SANATÇILARDAN YASAKLARA TEPKİ

    Açılış konuşmalarının ardından sanatçılar Özkan Orman, Kara Hasan ve Murat Çelik, söyledikleri Kürtçe şarkılar ve türküler seslendirdi. Sanatçı Özkan Orman, Türk devletinin Kürt sanatçıların konserlerinin yasaklanmasına tepki göstererek, “Siz inkarla yasaklamayla bizi susturacağını sananlar yanılıyorlar. Asla Kürt dilini Kürt sanatını susturamazsınız” dedi.

    GÜVEN: KÜRT DİLİNE SAHİP ÇIKALIM

    Kürt yazar Ahmet Güven ise Kürtçe yaptığı konuşmada, Kürtlere dönük asimilasyona dikkat çekerek, “Kürt halkı kendi tarihine kimliğine felsefesini öğrenmeli ve geliştirmelidir. Bizler kendi dilimizi yaşatarak kimliğimize kültürümüze sanatımıza ve değerlerimize sahip çıkabiliriz” dedi. Sosyalist mücadelenin önemli isimlerinden Aydın Çubukçu ise yaptığı konuşma da, örgütlemenin değerini bilmek gerektiğini vurgulayarak, “Yalnızca bir araya gelmek yetmiyor. Bir fikir ve amaç etrafından birleşmemiz gerekiyor” diye kaydetti.

    BAYDEMİR’DEN ULUSAL BİRLİK VURGUSU

    Kürt siyasetçi Osman Baydemir ise yaptığı konuşma da, Tottenham’da 17 yaşındaki Kürt bir gencin çeteler tarafından katledilmesini kınayarak, toplumun bu çete ve yozlaşmaya karşı birlik halinde olması gerektiğini vurguladı. Baydemir, Kürt ve Kürdistan’ın işgal ve saldırılar altında olduğuna dikkat çekerek, “Bütün dünya bilsin ki bugün Rojava Kürdistan’ın da Güney Kürdistan’ın da başarısı 40 milyon Kürdün başarısıdır. Herkes bilsin ki kim ki Kuzey Kürdistan’a düşmanlık yapıyorsa Güney’e de Rovava’ya da Rojhilat’a da düşmanlık yapıyorlar. Tüm Kürdistan güçleri dört parça Kürdistan güçleri, ulusal birliği sağlamalıdırlar. Kürdistan’ın tüm güçleri bir olsunlar birlik olsunlar Ankara değil yüz tane Ankara Güney Kürdistan’I işgal etmeye gücü yetmez. O zaman Afrin’i de işgal edemezler. Tüm Kürdistani güçler ulusal birliği esas edinmeliler. Bu ulusal birlik olursa ne Ankara ne Tahran amacına ulaşamayacaktır. Ve şuna inanın Tayyip’in sonu tıpkı Saddamın akıbeti gibi olacaktır” dedi.

    Baydemir’in konuşmasının ardından sahneye sanatçı Zeynep Baksi sahne aldı. Baksi’nin ‘Adaletin bumu dünya’ adlı şarkısına kitle hep ağızdan eşlik etti.

    PERWER: TÜRK DEVLETİ BENİM DEVLETİM DEĞİL

    Kürt sanatçı Şivan Perwer ise söylediği şarkılar ile kimi zaman hüzünlendirdi kimi zaman ise coşturdu. Perwer, Türk devletinin kendi devleti olmadığını kendi devletinin Kürt ve Kürdistan olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’de hep ‘Türk, Türk’ diyorlar. Bu ülkenin asıl sahipleri Kürtler, Ermeniler, Asuriler ve diğer halklardır çoğunlukla. Herkes yaşama hakkı var. Kimsenin Kürt halkını asimile etme hakkı yoktur. Kocaman bir halk var ve 60 milyonluk bir halka bunu yapmak ayıptır. Bu faşizane ve ırkçılıktır. Birinin dilini yasaklamak ve insanı ötekileştirmek ne demek. Tekçi bir devlet benim devletim olamaz” diye kaydetti.

     

    FOTO VE HABER: DİREN DİCLE