Blog

  • İskoç Galcesi yok olmakla karşı karşıya

    İskoç Galcesi yok olmakla karşı karşıya

    Highlands and İslands Üniversitesi’nden uzmanlar tarafından yapılan araştırmaya göre, İskoç Galcesi on yıl içinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
    Highlands and İslands Üniversitesi’nde (UHI) dilbilimcilerden oluşan bir ekip tarafından yapılan araştırmaya göre, radikal bir adım atılmaması durumunda İskoç Galcesi on yıl içinde yok olacak. Araştırma sonuçlarına göre, İskoç Galcesi sadece nüfusu giderek azalan yaşlı İskoçlar tarafından rutin olarak konuşuluyor.
    Gelecek yılki ulusal nüfus sayımı için tahminlerin paylaşıldığı araştırmada, Batı Adaları’nda Galce konuşma oranının yüzde 45’in altına düşmesinin beklendiği belirtildi. Uzmanlar bu oranın, Galce dilinin varlık-yokluk sınırı olduğunu ifade etti. Söz konusu çalışmanın Galcenin korunması için İskoçya’da devam eden tartışmaları alevlendirdiği belirtiliyor.
    Araştırmaya göre, Galcenin evde ve gençler tarafından günlük yaşamda nadir konuşulduğuna dikkat çekildi. Sadece Hebrid Adaları’nda birkaç yerli ada halkının yaşlıları tarafından dilin rutin olarak konuşulduğu ifade edildi.
    ANADİLİNİ KORUYAN 11 BİN KİŞİ KALDI
    Araştırmada, Galceyi muhafaza eden ve konuşan 11 bin kişinin kaldığı belirtildi. Prof. Dr. Conchúr Ó Giollagáin, Galcenin çekirdek topluluklarında “günlük konuşulan canlı bir dil” olarak restore edilmesine öncelik acil bir politikaya ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.
    Giollagáin, “Ebeveynler sosyal ve aile ortamlarında çocuklarıyla anadillerinde konuşmaya teşvik edilmelidir. Galce, günlük yaşamın tüm alanları içine sinmelidir” diye belirtti.
    GALCE VE ASİMİLASYON
    Galce, Galler Dil Komisyon’un girişimleriyle Galler’de resmi dil olarak kabul edildi, Hint-Avrupa Dil Ailesi’nden Kelt dilleri içerisinde yer alan Galce, Avrupa’daki en eski dillerden birisi.
    İngiltere’nin asimilasyon politikalarının bir parçası olarak İskoçya ve Galler’de ulusal kimliği yok etme politikalarından Galcede etkilendi.
    İngiltere’den uzak ada bölgelerinde Galce daha faza görünürken, İngiltere’ye yakın bölgelerde neredeyse konuşulmuyor.
  • İngiltere’de her iki siyah aileden biri yoksul

    İngiltere’de her iki siyah aileden biri yoksul

    Bağımsız bir araştırma kuruluşunun hazırladığı rapor, İngiltere’de Afrika ve Karayip kökenli siyah hanelerin neredeyse yarısının yoksulluk içinde yaşadığını, buna karşılık her beş beyaz haneden birinin yoksul olduğunu ve bu uçurumun koronavirüs krizinin etkisiyle daha da derinleşebileceğini ortaya koydu.

    Siyahlarla birlikte Asyalılar gibi diğer etnik azınlıklar da hesaba katıldığında, beyazlar dışındaki etnik grupların “sürekli yoksulluk” içinde olma ihtimali, araştırmaya göre beyazlara kıyasla iki-üç misli daha fazla. Yoksulluğun ölçülmesinde sosyal faktörleri de hesaba katan farklı bir yaklaşım geliştirmek amacıyla 2016 yılında kurulan bağımsız Sosyal Ölçüm Komisyonu (Social Metrics Commission) tarafından yapılan araştırma, Birleşik Krallık içinde yaşayan her 10 Afrika-Karayip, Bangladeş, Pakistan kökenli ya da melez insandan birinin işsiz olduğunu ortaya koyuyor. Oysa beyazlar arasında aynı oran 25’te bir.

    Aile ya da hane düzeyinde bakıldığında, İngiltere’de beyaz ailelerin yüzde 19’u yoksul. Ama bu oran karışık etnik kökenden insanların yaşadığı ailelerde yüzde 32’ye, Asya kökenli ailelerde yüzde 39, diğer etnik gruplar kategorisinde yüzde 42’ye ve Siyah Afrika-Karayip kökenliler arasında ise yüzde 46’ya kadar çıkıyor.

    Sosyal Ölçüm Komisyonu, siyah ve etnik azınlıkların koronavirüs krizi döneminde beyazlara göre çok daha büyük oranda iş ve gelir kaybına uğradığını söyleyerek, bunun önümüzdeki dönemde yoksulluğun boyutlarını ve derinliğini büyüteceği uyarısında bulunuyor.

    ‘Derin yoksulluk’

    Sosyal Ölçüm Komisyonu, yoksulluk sınırının en az yüzde elli altında olanları “derin yoksulluk” başlığı altında sınıflandırıyor ve bu kesimde koronavirüs döneminde işini ve gelirini kaybetme oranının çok daha yüksek olduğunu söylüyor.

    Yapılan ölçümlere göre 2018-2019 yılı döneminde Birleşik Krallık genelinde yoksulların sayısı bir yıl öncesine göre 100 bin artarak 14 milyon 400 bine çıktı ve bunların 4,5 milyonu çocuklar.

    Birleşik Krallık nüfusunun yüzde 7’si yani yaklaşık 4,5 milyon kişi ‘derin yoksulluk’ içinde.

    Son üç yılın en az ikisinde yoksulluk sınırının altında olan nüfusun yüzde 11’i yani 7,1 milyon kişi ise ‘uzun süreli yoksulluk’ içinde yaşıyor.

    Guardian gazetesine konuşan Sosyal Ölçüm Komisyonu Başkanı Philippa Stroud, “Koronavirüsün ekonomik ve sosyal etkilerinin salgın sona erdikten sonra da uzun süre devam etmesi beklenirken, bu rakamlar bize toplumun en dezavantajlı kesimlerinin yaşamlarını iyileştirmek için ne kadar büyük mesafeler almamız gerektiğini gösteriyor” dedi.

    Stroud, siyah ve diğer etnik azınlıklardan ailelerin neden oransız bir şekilde daha yoksul olduklarının biran önce belirlenmesi ve meslek eğitiminden, iş imkanlarına ve konut olanaklarına kadar bu toplumsal kesimleri diğerleriyle eşitleme konusunda hangi adımların ne ölçüde iyileştirme sağlayabileceğinin anlaşılması gerektiğini de söyledi.

    Koronavirüs dönemi

    Komisyonun 25 Mart ile 18 Mayıs tarihleri arasında 80 bin yetişkin ile yaptığı görüşmelere dayanan araştırma, koronavirüs salgınından önce ‘derin yoksulluk’ kategorisinde olan insanların yüzde 65’inin işini veya kısmen ya da tamamen gelirini kaybettiğini ortaya koydu.

    Oysa yoksulluk sınırının yüzde 20 üzerinde olan ailelere bakıldığında, işini ya da gelirini kaybedenlerin oranının yüzde 35’lerde kaldığı görülüyor.

    Sosyal Ölçüm Komisyonu, “Zaten yoksulluk içinde olanların daha da derin bir yoksulluk içine düşme ve yoksulluk sınırının hemen üzerinde olanların bu sınırın altına inme riski artmıştır” diyor.

    Yoksulluk sınırı Birleşik Krallık’taki gelir ortalamasının (medyan gelir) yüzde 60’ı olarak kabul ediliyor ve haftalık olarak iki çocuklu tek ebeveyn için 325, iki çocuklu iki ebeveynli hane için 439, emekli çift için 239 sterlin tutarında.

    Birleşik Krallık içinde derin yoksulluk kategorisindeki insanların oran ve sayısının son yirmi yıl içinde süregiden artışı ve koronavirüsün buna eklediği etkiler Komisyonu ve yoksullukla mücadele hedefli kuruluşları kaygılandırıyor.

     

  • Boris Johnson’ın babası hükümetin aksi yönde tavsiyesine rağmen Yunanistan’a uçtu

    Boris Johnson’ın babası hükümetin aksi yönde tavsiyesine rağmen Yunanistan’a uçtu

    İngiltere’de hükümetin zaruri görülmeyen uluslararası seyahatlerden kaçınılması tavsiyesi hala geçerliliğini korurken, İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın babası Stanley Johnson Yunanistan’a uçtu.

    Yunan hükümeti yetkilileri Stanley Johnson’ın Bulgaristan üzerinden ülkeye girdiğini Perşembe günü yaptıkları açıklamalarla doğruladı.

    Stanley Johnson, yazlık evinin bulunduğu ülkenin kuzey bölgesi Pelion’a gitti. Yunan yetkililer, Johnson’ın ülkeye seyahatinde herhangi bir ‘uygunsuz durumun’ olmadığını ifade etti.

    Stanley Johnson Instagram hesabından da yüz maskeli bir fotoğrafını paylaştı.

    Fotoğrafta Johnson’ın havalimanında olduğu anlaşılıyor.

    Johnson uçaktan iki video da paylaştı. Birinin altına “Bu akşam Atina’ya varıyorum” yazdı.

    İngiliz The Daily Mail gazetesi, Johnson’ın “Kiralık ev sezonu yaklaşırken evimin Covid’den korunaklı hale gelmesini sağlamak için zaruri iş amaçlı seyahat ettim” dediğini aktardı.

    Yunan hükümeti sözcüsü Stelios Petsassaid, “İngiltere ve İsveç’ten doğrudan uçuşları 15 Temmuz’a kadar yasakladık. Ama bir vatandaş Yunanistan’a başka bir yolla gelirse tabii ki ülkeye girebilir” dedi.

    İngiltere Başbakanı Boris Johnson, babasının seyahatiyle ilgili şimdilik bir açıklama yapmadı.

  • İngiltere, Venezuela altınlarının kontrolünü muhalif lider Guaido’ya verdi

    İngiltere, Venezuela altınlarının kontrolünü muhalif lider Guaido’ya verdi

    İngiltere’de tutulan Venezuela’ya ait 1 milyar dolarlık altının kontrolü kendini devlet başkanı ilan eden muhalif lider Juan Guaido’ya verildi.

    İngiltere’de yüksek mahkeme, dört gün süren duruşmanın ardından Venezuela altınlarıyla ilgili kararını açıkladı. Yüksek mahkeme, İngiltere’nin muhalif lider Juan Guaido’yu devlet başkanı olarak tanıdığını hatırlatarak, ‘tek ses doktrini’ gereği altınların kontrolünü Devlet Başkanı Maduro yönetiminden aldı. Mahkeme kararında yönetim ve yargının tek ses olması gerektiğine vurgu yaptı.

    Venezuela Merkez Bankası, mayıs ayında Covid-19 ile mücadele kapsamında İngiltere Merkez Bankası’nda tutulan altın rezervlerini kullanmak istedi ancak erişime izin verilmedi. Maduro yönetimi de altın rezervlerinin kullanımı için yargı yoluna gitti.

    Maduro yönetimini savunan avukatlar, mahkemenin kararını temyize taşıyacaklarını duyurdu.

    İngiltere 2019 yılı başlarında ABD başta olmak üzer diğer ülkeleri takip ederek Guaido’yu devlet başkanı olarak tanıdı. Türkiye ise Devlet Başkanı Maduro’ya destek verdi.

    Kaynak : Euronews

     

  • Dede: AKP-MHP, FETÖ’nün projesini hayata geçiriyor

    Dede: AKP-MHP, FETÖ’nün projesini hayata geçiriyor

    Meclis’e sunulan “çoklu baro” taslağına tepki gösteren HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, “Avukatlara dönük değişlik FETÖ’nün bir projesidir. O dönem ertelenen bu düzenleme yeniden gündeme getirildi” dedi.

    Hakların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu üyesi Avukat Ümit Dede, AKP tarafından Meclis’e sunulan ve “çoklu baro” olarak adlandırılan “Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yapılmak istenilenin yargının savunma ayağının ele geçirmek olarak dile getiren Dede, projenin FETÖ döneminde toplumsal tepkiden dolayı hayata geçirilmediğini fakat bugün AKP-MHP ittifakıyla yapılmak istenildiğini söyledi.
    ‘SAVUNMA VESAYET ALTINA ALINMAK İSTENİYOR’ 
    AKP ve MHP’nin baroların sistemini değiştirmek istemesinin 2010 referandumundan sonra yapılan Hakim ve Savcılar Kurulu’na (HSK) yapılan müdahaleden bağımsız ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Dede, “Barolara yapılmak istenilen bunun devamıdır. Biliyorsunuz FETÖ o dönem AKP içerisinde konumlanmış durumdaydı. 2010’da bir FETÖ projesi olarak referandum yapıldı ve yargı sistemi değiştirildi. Bu değişimin ardından FETÖ’cü hakim ve savcıların hızlı bir şekilde kadrolaşarak yargıyı ele geçirdiğine tanık olduk.  15 Temmuz darbe girişiminden sonra da birçok hakim ve savcı FETÖ’cü olduğu iddiasıyla görevden alındı, hemen hemen tamamı mahkum edildi. Avukatlara dönük değişlik de o dönemin bir projesidir. O dönem de bu durum gündeme getirilmişti. Bağımsız yargının savunma ayağını da vesayet altına alacak bir kısım düzenleme öngörülüyordu. Ancak o dönem toplumun ciddi tepki göstermesinden kaynaklı geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ne yazık ki AKP-MHP ittifakı bir FETÖ projesi olan bu projeyi bugün yeniden hayata geçirmek istiyor. Hakim ve savcılar nasıl vesayet altına alındıysa şimdi de yargının savunma ayağı olan avukatlar ve kurumu olan baroları vesayet altına almak istiyorlar. Savunma etkisiz kılınıp, yandaş baroların oluşturulması için böylesi bir kanun teklifini gündeme getirdiler” diye konuştu.
    ANAYASAYA AYKIRI
    Tek adam rejiminin kurumsallaştırılması için tüm kurumların yapısının değiştirilmek istendiğini kaydeden Dede, “Başkanlık sisteminin Türkiye’de uygulanmaması gerektiğini her yönüyle tanıklık etmiş olduk. Eğitimden sağlığa, ekonomiden dış politikaya kadar tüm kurumlarda, tüm alanlarda değişimlere rağmen Türkiye’nin mevcut sistemde yönetilemediği apaçık ortada. Yapılan yasalar da, yasa yapma tekniğine ve teamüllere çok uygun değil. Barolara dönük değişlik de özünde siyasi bir amaç ve birçok çelişkiyi taşıyor. Yapılmak istenilen değişikliğin Anayasa’nın 135’inci maddesine aykırı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Avukatlar bağlı oldukları barolar itibariyle Barolar Birliği Kurulu’nda eşit olmayan bir şekilde temsil edilmeyle karşı karşıya kalacaklar” dedi.
    TÜM TOPLUMU İLGİLENDİRİYOR
    İktidarın ülkeyi polis devletine çevirdiğini, yaşanan tüm hak ihlallerine ve hukuksuzlara karşı baroların seslerini yükseltmesiyle saldırıların hedefi haline geldiğini dile getiren Dede, “Barolara dönük yapılan bu saldırılar aslında topluma yapılan saldırılardan bağımsız ele almak doğru değildir. Baroların bu yasanın gündeme getirilmemesi için geliştirdiği eylemlere karşı siyasi iktidarın gösterdiği tepki muhalif topluma gösterdiği tepkiden farklı olmadı. Ankara’ya yürüyen baro başkanları Ankara girişinde ablukaya alındı ve tartaklandılar. İstanbul’da yapılan mitingde polisin oldukça provokatif bir yaklaşımı söz konusuydu. Birçok ilde yapılmak istenilen bu eylemler polis tarafından engellendi ve izin verilmedi. Bu tutum aslında uzun zamandır tüm muhalif toplumsal kesimlere karşı geliştirilen bir tavırdır. Bu ülkede milletvekillerin yürüyüşüne izin verilmiyor ve tartaklanıyor. Dernek ve siyasi partilerin faaliyetlerine izin verilmiyor ya da gerçekleştirilen etkinliklerde polis zoruyla çok sert müdahale edilmek suretiyle engelleniyor. Baroların eylemlerine karşı devletin geliştirdiği tavır, aslında yapılmak istenilen değişikliğin sadece avukatları ilgilendiren bir değişlik olmadığını tüm toplumu ilgilendirdiğini gösteriyor. Çünkü yapılmak istenilen değişiklikle, savunma bölünüp, yandaş barolar yaratılacak, savunma zayıflatılarak, adil yargılanma hakkı engellenecek” diye konuştu.
    ‘HER ALANDA DİRENECEĞİZ’
    Parti olarak barolara yönelik değişimin gündeme geldiğinde bu yana karşı olduklarını ve her alanda karşı olacaklarını sözlerine ekleyen Dede, şunları söyledi: “Avukatlarla ilgili bir değişlik yapılacak ise muhataplar avukatlardır. Aslında mevcut avukatlık yasasında değişiklik ihtiyacı var. Yapılacak değişiklik konusunda başta barolar olmak üzere ilgili tüm kesimlerle ortaklaşarak bir yasa teklifi hazırlanması gerektiğini ilk günden itibaren söyledik. İktidarın avukatları ve baroları dışarıda tutarak bu teklifi gündeme getirmesi demokratik değildir. Mevcut haliyle düzenleme avukatların sorunlarına çözüm olmayacak, tam tersine sorunları daha da derinleştirecektir. Mecliste ve dışarıda bu teklifin geçmemesi için partimiz elinden gelen tüm çabayı gösterecek ve buna karşı etkin bir mücadele göstereceğiz. Tüm demokratik yöntemlerle bu teklifin geçmemesi için uğraşacağız. Buna karşı hem hukuk komisyonumuz hem de meclis grubumuzun hazırlıkları ve güçlü bir çalışma var. Hem Meclis, hem genel kurul hem de Meclis dışında tüm gücümüzle direneceğiz.”
    MA / Cemil Uğur
  • Leyla Güven’den Avrupa liderlerine mektup

    Leyla Güven’den Avrupa liderlerine mektup

    DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, Türkiye’de artan otoriterleşmeye dikkat çekmek amacıyla Avrupa’nın önde gelen siyasi parti liderlerine mektup gönderdi.

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, DTK’nin mühürlenmesi, açılan soruşturma kapsamında 43 kişinin gözaltına alınması, HDP’li belediyelere kayyım atamaları ve Türkiye’de artan otoriterleşme eğilimlerine dikkat çekmek amacıyla Avrupa’nın önde gelen siyasi parti liderleri ve kurum temsilcilerine mektup gönderdi.
    BASKILARA DİKKAT ÇEKTİ
    Güven, mektubunda, “Türkiye’de giderek otoriterleşen siyasi iktidarın, sivil toplumun iradesinin yansıdığı DTK’ye yönelik kriminalize etme ve kapatma girişimlerinin ve siyasal alanın daraltılmasına yönelik müdahalelerin, Türkiye ile Avrupa ve bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerde yaratmakta olduğu tahribatın olası etkileri”ne dikkat çekerek, görüşlerini aktardı.
    MEKTUP GÖNDERİLEN KİŞİLER
    Mektup gönderilenler arasında Avrupa Parlamentosu Başkanı David Sassoli, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Buric, AKPM Başkanı Rik Daems gibi isimler ile AKPM Grup Başkanları, AP Grup liderleri, Avrupa Konseyi ile BM İnsan Hakları Temsilcileri ve Parlamenterler Arası Birlik gibi Türkiye’nin müdahil olduğu kurumların temsilcileri bulunuyor.
  • Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı: Sorumluları cezalandırılsın

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı: Sorumluları cezalandırılsın

    HABER MERKEZİ – Sivas Katliamı yıldönümü dolayısıyla yaşamını yitiren 33 aydın, yazar, sanatçı anıldı. Sivil toplum ve demokratik kitle örgütleri ile siyasi partiler, faillerin yargı önüne çıkartılarak, cezalandırılmasını istedi.

    Sivil toplum ve demokratik kitle örgütleri ile siyasi partiler, 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 aydın, yasar ve sanatçıyı eylem eve etkinliklerle andı. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Meclisi, katliamda yaşamını yitirenleri yaptığı yazılı açıklamayla andı.
    Açıklamada, Sivas Katliamı’nın devletin gözü önünde yapıldığı belirtilerek, katliama çanak tutulduğu belirtildi. Aradan geçen 27 yıla rağmen katliamın aydınlatılmadığını, faillerin cezalandırılmadığı anımsatılarak, “Sivas katliamı davası ise yıllar sonra zaman aşımı gerekçe gösterilerek düşürüldü. İnsanlık suçunda zamanaşımı söz konusu olamayacakken, 33 canımızın katilleri bu sayede ‘aklanmış’ oldu” denildi.
    SİVAS’I AKP’LİLER SAVUNDU 
    HDK açıklamasında 18 yıllık AKP döneminde Alevi halkına yönelik saldırıların arttığına dikkati çekilerek, “Cami Cemevi projesi ve benzeri tahrip edici politikalar ve uygulanmalarla Alevileri asimile etmeye çalışarak, dedelere maaş bağlanması gibi projelerle yeni Hızır Paşalar yaratma arayışlarını bugün de sürdürüyorlar. Sivas Katliamı’nda yer alan katillerin savunmasını yapan avukatların AKP’nin avukatları arasında olduğunu akla getirdiğimizde AKP’nin bakış açısını net bir şekilde görebiliriz” diye belirtildi.
    KATLİAMLAR SON BULANA KADAR
    Adalet istenilen açıklamada, katliamda yaşamını yitirenlerin katillerinin açıklanması, katliamları planlayan ve yönetenlerin yargılanarak, cezalandırılması istendi.  Katliamda yaşamını yitirenleri anan HDK, savaş ve katliam doğuran devlet ve yönetim yaklaşımlarının son bulması için mücadele kararlılığını yineledi.