Tag: Hot News

  • BAF’tan Grup Yorum üyelerine dayanışma mektubu

    BAF’tan Grup Yorum üyelerine dayanışma mektubu

    Diren Dicle


    Britanya Alevi Federasyonu tarafından cezaevinde ölüm orucunda bulunan Grup Yorum üyeleri ile HDP eski Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş’a dayanışma mektupları gönderdi.

    Britanya Alevi Federasyonu öncülüğünde cezaevinde ölüm orucunda bulunan Grup Yorum üyeleri Yılmaz Çelik, Emel Yeşilırmak, Ali Aracı,  HDP eski Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş, Pir Sultan Şube Başkanı Zeynep Yıldırım ve diğer politik tutsaklar ile dayanışmak amacıyla bir mektup kampanyası başlatıldı. Kampanya kapsamında Edmonton Postanesi önünde bir araya gelen BAF Başkanı İsrafil Erbil ve yönetim kurulu üyeleri, buradan tutsakların bulunduğu cezaevlerine duygu ve düşüncelerinin yer aldığı mektupları postaladılar. Gönderilen mektupta şunlara yer verildi: “İnancımız gereği sizin şahsınızda tüm düşünce tutsaklarının özgürlük mücadelesini destekliyoruz. Güzel ve özgür günlerde buluşmak dileği ile.”

     

     

  • Bir erkek müttefik mi olmak istiyorsunuz? Evi temizlemekle başlayın!

    Bir erkek müttefik mi olmak istiyorsunuz? Evi temizlemekle başlayın!

    İnsanların onaylamak istemediği ama bizi de ev işleri konusunda daha fazla adım atmaktan geri tutan bir şey var: Erkeklerin direnci. Erkekler ev işlerinin ve çocuk bakımının adil paylaşılmasını istemiyor: Etraflarındaki kadınların stresinden ve çilesinden habersizmiş gibi kasten görmezden gelerek veya patolojik bir kayıtsızlıkla öylece duruyorlar.

    Moira Donegan

    Bulaşıkların yıkanmadığını hayal edin. Çamaşırları kimsenin yıkamadığını, kirlilerin yerlerde yığıldığını ve oldukları yerde küflenip, bitlenip kokuştuklarını hayal edin. Kimsenin bebekleri beslemediğini veya bebeklerin altını değiştirmediğini ve kimsenin akşam yemeği hazırlamadığını düşünün. Evin ninesinin kalp doktoru randevusunun ayarlanmadığını ve ninenin randevu için hazırlanmadığını ya da onu doktora götürecek biri yoksa oraya gitmesi için nineye hatırlatma yapılmadığını hayal edin. Kimsenin evi süpürmediğini, camları temizlemediğini veya evin etrafında tozutan döküntüleri toplamadığını hayal edin. Bunun bir hafta, iki hafta, iki ay sürdüğünü hayal edin. Kapalı yatak odası kapıları ardında gerçekleşen ev içi kavgaları ve çığlık çığlığa ağlayan çocukları hayal edin. Açlığı, yaralanmaları ve enfeksiyonları düşünün. Dükkanlarda ya da ofislerdeki ücretli işçiliğin nasıl aksayacağını, telefonla aktarılan ikazlara rağmen işin kötü yapıldığını ve hatta yapılmadığını hayal edin. Kadınların ev işlerini yapmadıklarını hayal edin. Ya da kadınların da ev işlerini erkeklerin yaptığı gibi yaptıklarını: Canları isterse yapıp istemezse yapmadıklarını hayal edin. İkinci dalga feministlerin, ev içinde de cinsiyet eşitliği talebini yükseltmeye başlamasından beri 50 yıldan fazla zaman geçti. Ancak, kadınların, ev işleri, yaşlı bakımı ve çocuk bakımı işlerinde hâlâ erkeklerden çok daha aktif çalıştığına dair kanıtlar giderek artıyor. Stres ve kendine zaman ayıramamak kadınlar için sadece hayat kalitesinin düşmesiyle sonuçlanmıyor aynı zamanda kalp hastalıkları, kanser, arterit ve diyabet riskleri gibi sağlık sorunlarıyla boğuşmalarına da neden oluyor. Feministler bunları yıllardır dile getiriyor ve ne yazık ki gözlemler ve deneyler bu savları giderek artan sayıda veriyle destekliyor. Fazla çalışan Amerikalı kadınlar ev işlerindeki bu eşitsiz dağılım nedeniyle iyice çileden çıkmış durumda. Bu kızgınlığı ve kırgınlığı yüksek sesle dile getiren kadın sayısı artıyor. Bu kadınların çoğu zengin değil. Haliyle bakıcı, temizlikçi veya yardımcı olarak bu işleri kendileri yerine yapacak daha düşük gelirli bir kadını-çoğunlukla mülteci veya ırksal azınlıkta olan kadınları- çalıştırarak bu işlerden öylece sıyrılamıyorlar. Ev işlerinin hakkaniyetli dağılımı için verilen mücadele, mutfaklardan ve yatak odalarından kamu alanlarına taştıkça taşıyor. Psikolog Darcy Lockman’ın yakın zamanda New York Times’da yayınladığı makalesi  ‘İyi’ Babalar Paçayı Nasıl Kurtarıyor? (What ‘Good’ Dads Get Away With), hemen viral oldu ve feminist ev işi analizlerine yeniden bir ilgi doğurdu. Ancak kadınlar arasında farkındalığın artması bu problemi çözmek için yeterli değil. İnsanların onaylamak istemediği ama bizi de ev işleri konusunda daha fazla adım atmaktan geri tutan bir şey var: Erkeklerin direnci. Erkekler ev işlerinin ve çocuk bakımının adil paylaşılmasını istemiyor: Etraflarındaki kadınların stresinden ve çilesinden habersizmiş gibi kasten görmezden gelerek veya patolojik bir kayıtsızlıkla öylece duruyorlar. Bu karmaşanın günümüze en yakın başlangıcı kadınların 1960’ların sonlarında yüksek oranlarla iş gücüne katılmasına dayanıyor. Bu eğilim daha çok evli beyaz kadınlar arasında görülüyordu ve evlilik, ev hayatı ve evcimenliğe getirilen eleştirilerle birlikte ikinci dalga feminist hareketin yükselmesi ile sonuçlandı. Bu dönemde ev işleri konusunda kadınlar ortak bir tavır sergilediler. Kadınlar, kendilerine dayatılan koca-çocuk ve ev üçgeninde kendilerini gerçekleştirebileceklerine dair orta sınıf mitiyle baskılanmayı reddettiler. Feministler, kapitalizmin kadınların ücretsiz ev içi emeğine ve üreme işçiliğine bağımlılığını eleştirdiler. Bir erkek ve kadın arasındaki ev işi paylaşımına dair farkları, fiziksel istismar olarak ele aldılar. Kültürel yaklaşımın dayattığı, kadınların zamanlarının tamamını, tüm dikkat ve enerjilerini başkalarının iyiliği için kullanmaları gerektiğine dair ahlaki zorlamayı tartışmaya açtılar. 20 sene sonra, Arlie Hochschild’in 1989’da yeri göğü sallayan kitabı ‘İkinci Mesai’, erkeklerin kadınlardan çok daha az ev işi yaptığına dair ampirik kanıtlar sundu – ki bu kadınlar tam zamanlı işlerde çalışıyorlardı, ev işleri güya hafifletilmişti ve çiftler kendini özgürlükçü, ev işlerini eşit paylaşan çiftler olarak tanımlıyorlardı. Feminizmin bu evresinin akabinde, özgürlükçü heteroseksüel erkekler daha eşit birer eş ve ebeveyn olmak istediklerini söylediler. Ev işlerinde ve rutin günlük işlerde, çocuk ve yaşlı bakımında eşitlikçi olmaya niyetlendiler. Ve ardından ‘öyle yapmadılar’. Kadınlar iş gücüne girdiklerinde, ikinci bir işi de devralmış oldular: Önce dışarıdaki ücretli iş ve sonra evdeki ücretsiz iş. Sorun hiç değişmedi. Geçen hafta cinsiyet avukatları grubu Promundo’ nun yayınladığı ‘Dünya Babalarının Durumu’ raporu, kadınların ev içindeki işlerde erkeklerden 10 kat daha fazla çalıştığını ortaya koydu. Erkekler evdeki bu zamanlarını ne için harcıyorlar? Bilgisayar oyunları gibi keyfi aktivitelere. Ancak ev işleri, yeniden düzenlemeler için biraz hileli bir eşitsizlik alanı. Bu eşitsizlik, evin özel alanı içinde var oluyor ve kadınlar birbirlerini bu işleri yaparken göremiyor. Bu gözden uzak kalma durumu, erkeklerin bu çileyi eşit şekilde paylaşmadığına dair kolektif bir bilinç oluşmasını da engelliyor. Bu, öyle çok göz önünde olan bir mücadele alanı değil. Ev işlerini düzenlemek zor çünkü bunlar ücretsiz ve kendiliğinden yapılan işler. Ev içindeki eşitsizlikler, kadınların ücretli işlerinde yaşadıkları eşitsizlikler ve cinsel saldırı, adaletsiz ücret ve hamilelik nedeniyle işten ayrılma/atılma gibi zorluklar yanında daha önemsiz gibi görünüyor. Ev içi emeği yeniden düzenlemek zor çünkü kadınlar, eşlerinin veya erkek arkadaşlarının ev içi işe katılmayı reddetmeleri yüzünden bu işleri orantısız derecede üstleniyorlar: Erkekler yapmak istemedikleri için eşler ve kız arkadaşlar bu işleri onların yerine zaten yapıyor. Feministlerin ev içi işleri ile ilgili konuşmalarında bu konu dile getirilmeye çekinilen bir konu çünkü oldukça çetrefilli. Pek çok heteroseksüel kadın sevdikleri adamları eleştiren feminist analizlere direnç gösterebiliyor hatta saldırganlaşabiliyor. Kadınlar ve evlilik-evcimenlik hakkında, ev işlerinin zorunluluktan veya yükümlülükten değil de sevgiden kaynaklanan işler olduğunu söyleyen/söyleten gizemli kültürel çarpıtmayı aşmak da çok zor. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde pek çok kadını ev işlerinin profesyonel bir iş gibi ele alınması gerektiğine dair ikna etmek oldukça güçleşiyor. Ev işlerinde gerçek eşitlik, feministlerin başarı kaydedemediği bir şeyden geçiyor: erkeklerin davranışlarında değişim. Ev işlerindeki eşitsizlik ısrarla devam ediyor çünkü erkekler bunu seçiyor. Bilerek görmezden gelmelerine, feministlerin ‘öğrenilmiş yetersizlik’ dedikleri ‘sen bu işte daha iyisin bebeğim’ şeklindeki manipülasyonlarına ya da kadınların çilesini bencilce umursamama hallerine bakınca, erkekler ev işlerini yapmamayı ‘tercih’ ediyorlar. Aile fertlerinin ihtiyaçlarını hatırlamak ve takip etmek gibi zihinsel işleri yapmamayı seçiyor, kendi çocuklarına bakmamayı tercih ediyor, kendi arkalarını toplamamayı seçiyorlar. Bu sorunu çözmek için, feministler diplomatik davranarak ev işlerindeki eşitsizliğin nedeninin erkeklerin iradesiyle ilgili bir sorun olduğu gerçeğini görmezden gelemezler. Erkekler daha iyi seçimler yapmak zorunda kalacaklar. Erkekler birlikte yaşadıkları kadınlara karşı daha büyük bir sorumluluk ve ahlak algısı geliştirmek ve bu sorumluluk ve ahlak algısını kullanmak zorunda kalacaklar. Erkeklerin daha sık bebek bezi değiştirmesi ve daha sık bulaşık yıkaması, daha sık doktor randevusu takip etmesi ve ağlayan çocukları sakinleştirmesi gerekiyor. Kendi ve çocuklarının arkalarını toplamaları ve hatta bunları yapmak için boş zamanlarından fedakarlıkta bulunmaları gerekiyor. Erkekler bunları kendiliğinden yapmayacaklar. Ancak kadınlar onları mecbur bırakabilir. Sonuçta, ev işlerinin birer iş olduğunun farkında olan kadın sayısı arttıkça, büyük bir grev yaratacak kadın sayısı da artıyor demektir.

    Bu yazı 4 Haziran 2019’da the Guardian’da yayınladı.
    Çeviren: Güneş Akçay
    Kaynak: Çatlak Zemin 
  • Koronavirüs (Covid-19): İngiltere’de virüs nedeniyle ilk ölüm gerçekleşti

    Koronavirüs (Covid-19): İngiltere’de virüs nedeniyle ilk ölüm gerçekleşti

    İngiltere’de başka sağlık sorunları olduğu belirtilen ileri yaştaki bir kişi koronavirüs tanısının konmasının ardından hayatını kaybetti. Bu, ülkede koronavirüsten ilk ölüm.

    Resmi yetkililer hayatını kaybeden kişinin ismini, yaşını ve cinsiyetini açıklamadı. Guardian gazetesi, hastanın 70 yaşlarında bir kadın olduğunun anlaşıldığını yazdı.

    Başkent Londra’ya yaklaşık 75 kilometrelik uzaklıktaki Royal Berkshire Hastanesi’nden yapılan açıklamada, “koronavirüs ile alakası olmayan nedenlerle hastaneye zaman zaman yatan ileri yaştaki bir hastanın” hayatını kaybettiği kaydedildi.

    Hastaneden yapılan açıklamada, hastanın “hastaneye yatırıldığı ve dün gece koronavirüs testinin pozitif çıktığı” ifadeleri yer aldı.

    İngiltere Sağlık ve Sosyal Bakım Bakanlığı, ülkede 5 Mart günü yerel saatle sabah 09.00 itibarıyla 18.083 kişinin koronavirüs testine tabi tutulduğunu, bu kişilerden 17.968 kişinin test sonuçlarının negatif çıktığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Galler’de bir kişide daha virüs tespit edildi.

  • Londra DGB: Türk askeri Suriye’den çekilsin

    Londra DGB: Türk askeri Suriye’den çekilsin

    Londra Demokratik Güç Birliği, İdlib’te 30’u aşkın Türk askerinin hayatını kaybetmesinin AKP’nin politikalarının ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gösterdiğini vurgulayarak, Türkiye ve tüm emperalist ülkelerin Suriye’den askerlerini çekmesi gerektiğinin altı çizildi. 

    Araların da Britanya Alevi Federasyonu, Kürt Halk Meclisi, Day-Mer ve Gik-Der gibi kurumların yer aldığı Londra Demokratik Güç Birliği, Türkiye’nin Suriye politikası ve Ortadoğu’daki gelişmelere ilişkin bir açıklama yaptı. DGB açıklamasında, cihatçı grupların denetiminde olan İdlib’de Suriye ordusunun açtığı ateş sonucunda otuzun üzerinde Türk askerinin yaşamını yitirmesinin Türkiye hükümetinin izlediği politikanın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gösterdiği belirtildi.

    ‘HALKLAR İÇİN FELAKETTİR’

    AKP Hükümeti’nin  Türk askerini geri çekmeye yanaşmamasının acılara yol açtığı ifade edilen açıklamada, şunlara yer verildi: “Gelişmeler, Türk askerlerinin artık Suriye topraklarında kalmasının daha fazla ölüm ve gözyaşı anlamına geldiğini bir kez daha gösteriyor. Saldırı sonrasında NATO’nun ve ABD’nin desteğe, müdahaleye çağırılması ise çatışmaların yatışmasına değil daha fazla büyümesine yol açacaktır. Başta ABD olmak üzere, batılı güçler Suriye sahasında Türkiye’yi Suriye ile doğrudan savaştırarak bölgedeki planlarını hayata geçirmekten çekinmeyecekler. Böylesine bir savaşın bölge halkları için bugüne kadar olandan daha büyük bir felaket olacağı da açıktır.”

    CİHATÇILARLA İŞBİRLİĞİNDEN VAZGEÇİN 

    AKP Hükümeti’nin Türkiye’ye büyük bedeller ödeten ve savaş tehdidi ile karşı karşıya bırakan politikasına son vermesi ve cihatçı çetelerle işbirliğinden vazgeçme çağrısında bulunan DGB, İdlib’de askerlerin öldürülmesinden sonra Türk hükümetinin bir kez daha ülkedeki sığınmacıları bir şantaj olarak kullanılmasını ise kabul edilemez olduğu kaydedildi. Sığınmacıların uluslararası politikalarda pazarlık malzemesi haline getirmenin  ikiyüzlülük ve istismarcılık olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Asıl çözüm, öncelikle bütün yabancı güçlerin Suriye’den çekilmesi, demokratik hak ve özgürlüklerin olduğu bir Suriye kurulması gerekiyor. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkeleri de, bölgede savaş ve çatışmaya destek veren tutumlarına son vermeli ve sığınmacılar için kapılarını açmalıdır. Suriye’de devam etmekte olan ABD, Rusya, Avrupa ve bölge ülkelerinin emperyalist çıkarlar için yürüttüğü bir savaştır ve bu savaşın bedelini Arap, Kürt ve Türk halkı ödemektedir. Suriye halkının özgür ve demokratik bir ortamda kendi geleceğini belirleyeceği bir barış ortamı sağlanmalıdır” dedi.

     

  • Londra’da 8 Mart Paneli

    Londra’da 8 Mart Paneli

    Londra Kürt Kadın İnisiyatifi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Kadın Örgütlülüğünün önemi konulu bir panel düzenlendi.

    Kürt Toplum Merkezi’nde düzenlenen panelde, salona Paris’te katledilen Kürt kadın devrimci Sakine Cansız ile Rojava’da Türk devletine bağlı asker ve çeteler tarafından katledilen Kürt kadın siyasetçi Hevrin Khalaf’in resimleri ile “Önderliksiz yaşam asla faşizme karşı özsavunma”, “Kadın yaşamdır yaşamı öldürmeyin”, “Biz kadınız kimsenin namusu değiliz” yazılı pankartlar asıldı. Ayrıca Kürt kadınları yaşamın her alanında anlatan bir fotoğraf sergisi de salon da yer aldı. Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan panele, Oxford Üniversitesi’nden Dr. Dilar Dirik, 8 Mart Kadın Platformu üyesi Nergiz ve Skype üzerinden Rojava’dan Kongra-Star temsilcilerinden Evin Swed katıldı. Moderatörlüğünü Kadın İnisiyatifi’nden Roj Eyüpoğlu’nun yaptığı panelde, Dr. Dilar Dirik toplumsal cinsiyet ve kadın örgütlülüğü üzerine konuşarak, kadının sosyal, siyasal ve ekonomik durumlarını ele alarak, diasporadaki Kürt kadın mücadelesini anlattı.

     

    Kongre-Star’dan Evin Swed ise Rojava’da kadın mücadelesi ve YPJ’li kadın savaşçıları anlatarak, İŞİD ve çetelerin kadınlara yönelik şiddetini anlattı. Swed, Rojava devriminin aynı zamanda bir kadın devrimini olduğunu ifade ederken, YPJ’li kadınların hem kadın mücadelesi hem de yaşamın her alanında ciddi örgütlenmelerin öncüsü olduğunu belirtti. Panele katılan kadınlar da Swed ile soru cevap şeklinde Rojava kadın devrimi hakkında tartışmalar yürüttü.

    8 Mart Kadın Platformu’ndan Güney Kürdistanlı Nergis ise Kürt kadınların Kürdistan’daki mücadele deneyimlerini paylaştı.

  • Britanya SKB: 8 Mart’ta kadın isyanını büyütelim

    Britanya SKB: 8 Mart’ta kadın isyanını büyütelim

    Britanya Sosyalist Kadınlar Birliği, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla tüm kadınları sokağa, direnişe ve greve çağırarak, “Kadın isyanını büyütelim” dedi.

     

    Britanya SKB tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yapıldı.  New York’lu dokuma işçisi kadınların can bedeli verdiği emek ve adalet mücadelesinin 163.’üncü yılına girildiğini hatırlatan Sosyalist Kadınlar, kadınların isyanı, bugün; Şili’den, Sudan’a, Latin Amerikan’dan, Ortadoğu’ya ve Avrupa’ya kadar şiddete, katliamlara, yoksulluğa, hak gasplarına ve erkek egemenlikçi kapitalist sisteme karşı sokaklarda büyüdüğü ifade edildi. Şiddet sadece Ortadoğu yada Asya ülkelerinin sorunu değil. “Özgürlükler ülkesi” olarak tanımladıkları Britanya’da da her gün hızla arttığına dikkat çeken SKB, “ Her 4 kadından biri şiddete uğruyor. Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) raporuna göre 2018 yılında, 16 ve 59 yaşları arasında 560,000 kadın cinsel saldırıya uğramış. Bu rakamların çok daha yüksek olduğu da tahmin ediliyor. Cinsler arası eşitsizlik oranları artıyor” dedi.

     

    IRKÇILIĞA ‘DUR’ DİYELİM

    Genellikle bakım, beslenme ve temizlik sektöründe çalışan göçmen kadınların hem kadın olmanın, hem de göçmen olmanın zorluklarını yaşamakta olduğu ifade edilen SKB açıklamasında, cinsiyet ayırımına, şiddete, ırkçılık ve ayrımcılığa, ‘dur’ demek için 8 Mart’ta ellerin ve yüreklerin birleşmesini istedi. Britanya’da yaşayan göçmen kadınlar olarak, bu coğrafyada yaşayan tüm kadınları 8 Mart’da sokaklara, direnişe ve greve çağıran Sosyalist Kadınlar, taleplerini ise şöyle sıraladı:  “Kadın ve erkek işçi arasındaki ücret farkı kaldırılarak eşit işe eşit ücret uygulanmalı. Kadına yönelik şiddete son verilmeli. Kadın sığınma evlerinin sayısı arttırılmalı. 8 Mart ücretli izin günü ilan edilmeli. Göçmen kadınlara yönelik ırkçı, ayrımcı uygulamalara son verilmeli.”

     

     

     

     

  • Bir Nefes Anadolu Londra’da sahnelendi

    Bir Nefes Anadolu Londra’da sahnelendi

    Bin yıldan fazladır süregelen Anadolu Aşık Geleneği ve bu geleneğin içindeki beş ozanın hayatının anlatılıp, eserlerinin çalıp söylendiği Bir Nefes Anadolu adlı anlatı tiyatrosu Londra’da sahnelendi.

    Sanatçı Murat Aslan’ın Anadolu Aşık geleneği ve bu geleneğin hümanizm ile bağını anlatan Bir Nefes Anadolu adlı anlatımlı müzikli tiyatral gösterim Londra Millfield Tiyatro Salonu’nda sahnelendi. Anlatım ile müziğin buluştuğu muhteşem performansta Pir Sultan Abdal’dan Haci Bektaşı Veli’ye kadar bir çok Anadolu Aşık geleneğinin sözleri ile başlayan etkinlik, izleyenler de farklı duygular hissettirdi. Cura ve bağlama eşliğinde yapılan anlatımlar, kimi zaman hüzünlendirdi kimi zaman da tebessüm ettirdi. Sonraki bölümde ise Anadolu Aşık geleneğinin yakın tarihteki en önemli isimleri Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif, Ali Ekber Çiçek ve Nesimi’nin hem hayatları anlatıldı hem de eserleri söylendi.

    ANADOLU KÜLTÜRÜNÜ ANLATIYORUZ

    Salonun dolduğu ve yoğun bir ilginin olduğu etkinliğe ilişkin bilgi veren Bir Nefes Anadolu’nun Yönetmeni Murat Aslan, oyunun özel bir proje olduğunu söyleyerek, “Bu oyunda Anadolu aşık geleneğini anlatıyorum. Ve 5 ozanın eserlerini çalıp söylüyoruz. Bir bağlama sanatçısı eşlik ediyor Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif, Ali Ekber Çiçek ve Nesimi’nin türkülerine. Bedenleri öldü ama fikirleri düşünceleri devam ediyor. Özellikle bu oyunu yapmamızdaki amaç hem Anadolu insanına kendi kültürünü ve tarihini anlatmak bununla birlikte batı dünyasına Anadolu müziği ve kültürünü anlatmaktır” dedi.

    Batı geleneğinin hümanizmin Rönesans ile birlikte16. Yüzyıl da ortaya çıktığını iddia ettiğini aktaran Aslan, “Ancak biz Anadolu insanı olarak biliyoruz ki bin yılı aşkın bir süredir Hümanizm Anadolu’da vardır. Bunların en önemli kanıtı da Anadolu aşık geleceğidir” diye kaydetti. Bu arada yoğun ilginin olduğu ve tek seferlik gösterimi yapılan Bir Nefes Anadolu’nun yakın bir zaman da tekrar İngiltere’de sahneleneceği öğrenildi.