Author: ali

  • Demirtaş’tan Timtik ve Ünsal için Adalet Bakanına çağrı

    Demirtaş’tan Timtik ve Ünsal için Adalet Bakanına çağrı

    Selahattin Demirtaş, ölüm orucunda olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal hakkında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

    HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal hakkında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

    Avukat Ebru Timtik ve Avukat Aytaç Ünsal hakkında Demirtaş’ın mesajı şöyle: “Bütün siyasi değerlendirmeler bir yana, lütfen insanlığın ölmesine izin vermeyin. Meslektaşlarımız için, ilk defa bir siyasetçiden ricada bulunuyorum. Lütfen konuyla bizzat ilgilenin. Av. Ebru Timtik ve Av. Aytaç Ünsal yaşasınlar.”

  • “Özlemi hafifler sanıyordum ama artıyor”

    “Özlemi hafifler sanıyordum ama artıyor”

    Evrim Kepenek

    Babası Ahmet Kaya’yı anlatan Melis Kaya, “Ben o ağacın gölgesinde büyüdüm. Her geçen gün yeni bir şeyler öğreniyorum ondan, onun varoluşundan” diyor.

    “Bizi güllerin iklimi tüketti,

     Toprağı yaran filize vurulduk,

     O vahşi beyaz at alıp başını gitti,

     Bir yaz yağmuru gibi unutulduk

    Sığ yanlarımız oldu ara sıra el yordamıyla dalarken hayata

     Bir parça telaş bir parça ümittik hiç yetişemedik o vahşi ata…*”

    Sanatçı Ahmet Kaya, 10 Şubat 1999’da “Önümüzdeki kasette Kürtçe şarkı yapıyorum, Kürtçe klip yapıyorum” dediği için Magazin Gazetecileri Derneği’nin Ödül Gecesi’nde linç edildi. Çok sevdiği yurdunu terk etmek zorunda bırakıldı.

    Paris’e gitti, Türkiye’de bıraktığı arkadaşlarından yeterli desteği göremedi, yalnız kaldı. Yaklaşık bir yıl sonra “Hoşçakalın Gözüm” isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris’in Porte de Versailles semtindeki evinde kalp krizi geçirdi, hayatını kaybetti. 43 yaşındaydı.

    Arkasında “dünyanın bütün halklarını”, eşi Gülten, kızları Melis ve Çiğdem’i bıraktı.

    Babası öldüğünde 13 yaşında olan Melis, babalar günü öncesi pek çoğumuzun bilmediği Ahmet Kaya’yı anlatıyor ve sanatçının sesiyle toplumun her kesiminden insanlar arasında kurduğu dünyayı hatırlatıyor:

    “Sesi, gülüşü hep benimle. Sesini milyonlarca insanla paylaşıyor olmak duygusu da bana iyi geliyor…”

    Melis’in bir cümlesi de Ahmet Kaya’nın çok sevdiği Türkiye halklarına:

    “Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için Ahmet Kaya’nın öyküsüne de bakmak ve o öyküyü doğru okumak gerekiyor bana göre. Benzer acılar ve kayıplar tekrar yaşanmasın diyerek yakın tarihten dersler çıkarmayı başardığımız zaman toplumsal iyileşmenin de başlayacağına inanıyorum…”

    Melis Kaya’yı dinliyoruz..

    “Kıymetli bir varlığı yitirdiğimizi biliyorum”

    Ahmet Kaya sizin için nasıl bir babaydı?

    Ahmet Kaya fenomenini düşündüğümde hep beraber çok biricik ve kıymetli bir varlığı yitirdiğimizi biliyorum. Babamı anlatmaksa çok zor. Yaşım ilerledikçe özlem hafifler, durulur zannediyordum ama artıyor. Onu çok özlüyorum. Aklına, sevgisine, şefkatine çok ihtiyaç duyuyorum. Elbette ki muhteşem bir babaydı ve babadır da hâlâ.

    “Babamı dolu dolu yaşadım”

    Onunla ilgili aklınızda kalan anılar var mı?

    Ben babamı uzun uzun yaşayamadım ama dolu dolu yaşadım, bunun için yine de şanslı olduğumu düşünüyorum aslında ya da böyle avunuyorum. Anılar tabii çok fazla.

    Ortaokula başladığım zaman dağ gibi gövdesiyle okulun merdivenlerinin başında durup yukarıdan bana el salladığı anı hatırlıyorum, müthiş bir güven duygusu dolmuştu içime. Ne zaman ihtiyaç duysam, o an bana vermiş olduğu o duyguya sarılırım.

    Babalar Günü sizin için nasıl geçiyor?

    Buruk geçiyor. Babası hayatta olmayan ya da babasından uzak düşmüş olan bütün evlatlar için böyledir sanırım. Sadece babalar gününde değil, çok sık ziyaret etmeye çalışıyorum.

    Fotoğrafçı Werner Bischof’un bugün 70’li yaşlarında olan oğlu şöyle bir şey söylemişti: “Babamı Peru’da bir kazada kaybettim, bedeni parçalandı. Bense mutlaka Peru’ya her sene en az iki kere gidiyorum çünkü babam nerenin toprağındaysa, evin artık orasıdır.” Benim de buna benzer tuhaf bir hissiyatım var, ona fiziken yakın olunca sanki daha güçlü durabiliyorum hayata karşı.

    “Bana pazarın sesini dinletir misin?”

    Ahmet Kaya bu ülkeden medyanın tetiklediği bir nefret söylemi üzerine ayrılmak zorunda kaldı, çok sevdiği ülkesinden ayrılmak onu nasıl etkilemişti?

    Çok üzgün olduğunu hatırlıyorum. Sürekli bir keder ve yalnızlık hali, fakat bir yandan da bizlere hissettirmemeye çalışırdı. Sağlığı çok etkilendi. Ülkesini, ailesini çok özlüyordu. Mesela bir gün anneme telefon açıp “Gülten, pazara gidip bana pazarın sesini dinletir misin?” diyor. Bu talebin ve cümlenin etkisini üzerimden atamıyorum.

    “Babam yalnız bırakıldı”

    Dilini, kültürünü, suyununun tadını bilmediğiniz bir ülkede bir anda sıfırlanıyorsunuz. Onun için yürümeyi yeniden öğrenmek gibidir hissi belki de. Sürgünün her türlüsü çok acı, biz de bunu kısmen yaşadık babamla fakat yine de bugünün şartlarıyla yirmi sene öncenin şartları arasında büyük fark olduğunu düşünüyorum. Babam hem sürgünde yalnızdı hem de ülkedeki arkadaşları tarafından çok yalnız bırakıldı. Bu yalnızlık çok hırpaladı, incitti onu.

    “Hayatımız bir gecede değişti”

    Sizi bu “haksız-adaletsiz” gidiş nasıl etkiledi?

    Bizim hayatımız bir gecede değişti. Bu bir süreç değildi. Bir gecede bütün ülkenin nefret odağı haline geldik. Paris’e gelişinden bir yıl sonra da babamı kaybettik. Bugün demokrat zannedilen ya da addedilen bazı medyatik yüzlerin ve o dönemin gazetecilerinin yaşadıklarımız ve yalnızlığımız karşısında veballeri çoktur, hepsi kendini biliyor.

    “Yokluğu ile başa çıkabildim mi bilmiyorum..”

    Babanız öldüğünde 13 yaşındaydınız… Büyürken onun yokluğu ile nasıl başa çıktınız?

    İnsan arada kanayan ve asla iyileşmeyen bir kesikle yaşamayı öğreniyor. Baba kaybı benim için böyle bir şey. Yokluğu ile başa çıkabildim mi ya da çıkabiliyor muyum bilmiyorum ama yarayla yaşamayı öğrendim.

    Babanızı ölmeden önce en son ne zaman görmüştünüz?

    Babamı kaybettiğimizde yanı başındaydık. Bazen gitmek için bizim orada olduğumuz bir anı kendisinin seçtiğini düşünüyorum.

    Nasıl bir baba-kız ilişkiniz vardı?

    Çok düşkündük birbirimize. Sadece babamı değil, en sevdiğim oyun arkadaşımı da kaybettim.

    Bir yazınızda “Eğer kaldıysa, bu yazıyı lütfen siz de en çocuk yanlarınızla bir kez daha okuyun ki beni anlayasınız…”diyorsunuz. Size bunu yazdıran duygu neydi? Arkasından söylenen kötü, vicdana sığmayan cümlelerle nasıl başa çıkıyorsunuz?

    Şimdi birçok konuda sosyal medya üzerinden örgütlenilip ortak refleks veya tepki oluşturulabiliyor. Ben o cümleyi yazdığımda sosyal medya henüz gündemde yoktu. İnsanların empati kurmalarını istedim. Zaten bir süre sonra söylenenlere kulak asmayı ya da takip etmeyi bırakıyorsunuz çünkü o kadar fazla ki! Ben de öyle yaptım.

    Ahmet Kaya’nın en sevdiğiniz yönü neydi?

    Çok var. Onunla sıkılmanız mümkün değildir, her zaman orijinal fikirleri vardır. Bir de bence sihirli olan şöyle bir yeteneği vardı; hayatı tutup ucundan ters yüz eder sonra beğenmezse öbür yüzünü çevirir, yine beğenmezse silip yeni baştan yazar hem de her zaman aynı yaşama inadıyla. Vazgeçmezdi yani. Hep güleç ve espiriliydi, en çok da kendiyle dalga geçerdi.

    Sizde babanızın sevdiği ne gibi yönler vardı?

    Ona her anlamda çok benziyor oluşumdur diye tahmin ediyorum.

    “Öfkem ona bunu yaşatanlara”

    Onsuz geçirdiğiniz yıllara bir öfkeniz var mı?

    Öfke sanırım eğitilebilen bir şey. Benim eğitmek, ehlileştirmek istemediğim bir öfkem var ama onsuz yıllara değil, ona bunu yaşatanlara. Onlarla barışmayacağım.

    Onu özlediğinizde ne yapıyorsunuz?

    Biliyor musunuz, onun bizimle birlikte olduğu videoları yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen ben hâlâ rahatça izleyemiyorum ama fotoğraflar var, şarkılar var. Sesi, gülüşü hep benimle. Sesini milyonlarca insanla paylaşıyor olmak duygusu da bana iyi geliyor.

    Siz onun bazı özelliklerini kendi kimliğinize kattınız mı?

    Ben o ağacın gölgesinde büyüdüm. Her geçen gün yeni bir şeyler öğreniyorum ondan, onun varoluşundan ve tabii annemden. İkisine de minnettarım.

    Babanız önce “nefret”le bu ülkeden gitmek zorunda kaldı ama sonra iktidar sahipleri onun mezarını getirmek istedi veya onu başka söylemlerle onurlandırdıklarını düşünüp konuştu. Buna dair ne söylemek istersiniz?

    “Mezar” sözcüğü beni rahatsız ediyor. Bu konunun tekrar tekrar gündeme getirilmesi de ailemizi çok yıprattı. Bu tür girişimlerin, onun milyonlarca seveni ve dinleyeni olduğu dikkate alınarak anlamlandırılması gerekir. Ruhunun huzura kavuşmasını, geçmişle hesaplaşmayı ve hatırasını yaşatmayı istiyorsak, onun düşlediği ülkeyi hep birlikte kurma çabasıyla başlayabiliriz belki. Onun, kendisini mağdur olarak tanımlayanlar karşısındaki tavrının ve demokratik duruşunun anlaşılması ve benimsenmesidir bize ve ona da asıl iyi gelecek olan.

    “Herkesin bir Ahmet Kaya şarkısı var” derler, sizin de var mı?

    Hepsi diyebilirim ama “O Vahşi At”ı çok sık dinliyorum bu aralar. Sevgili Yusuf dayımı da selamlamış olayım böylece.

    Babanızın mücadele ettiği sorunlar, ırkçılık, demokratikleşememe, insan haklarının gaspı gibi sorunlar Türkiye’de halen devam ediyor. Türkiye’nin “Kürt Sorunu”na çıkıyor kapılar.. Buna dair ne söylemek istersiniz?

    Dağılan heterojen bir imparatorluktan homojen bir ulus yaratma çabalarının bugün gelinen noktada gerçekçi olmadığını görüyoruz. Kürt Sorunu bizlere demokrasiyi, hakları ve özgürlükleri sorgulatıyor aynı zamanda ve bu nedenle yaşadığımız çağın içine sığmayacak kadar da büyüktür.

    “Yakın tarihi anlamak için Ahmet Kaya’nın öyküsüne de bakın”

    Bağlantılı olarak sistemin var olan Kürt Sorunu’nu yıllar içerisinde bilerek kangren haline getirdiğini düşünüyorum. İnsan hakları ve demokratikleşme Türkiye’nin geleceği için mecburi, bunu biliyoruz. Kürtler olmadan bunun sağlanmasının mümkün olmadığını da biliyoruz.

    Tarihten dersler çıkararak yeni bir diplomasi modeli, toplumsal norm ve diyalog için daha çok çalışmalıyız belki de. Diğer türlü, ifade özgürlüğünü yargılamak, haksız tutuklamalar, anadilinde şarkı söyleyenlere hattâ dinleyenlere yaşatılanlar ya da yok sayma sonuç vermeyecektir. Tarih de böyle söylüyor, gelecek de. Duymak zorundayız.

    Son olarak Türkiye toplumuna, okurlarımıza bir mesajınız var mı?

    Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için Ahmet Kaya’nın öyküsüne de bakmak ve o öyküyü doğru okumak gerekiyor bana göre. Benzer acılar ve kayıplar tekrar yaşanmasın diyerek yakın tarihten dersler çıkarmayı başardığımız zaman toplumsal iyileşmenin de başlayacağına inanıyorum. (EMK/AÖ)


    Evrim Kepenek

    bianet kadın ve LGBTİ haberleri editörü. bianet stajerlerinden. Cumhuriyet, Birgün, Taraf, DİHA, Jinha ve Jin News için çalıştı. Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete, Journo ve sektör dergileri için yazılar yazdı. Okulun Duzi belgeselini yönetti. Hemşin kültür dergisi GOR’un yazarlarından. Yeşilden Maviye & Karadeniz’den Kadın Portreleri, Sırtında Sepeti, Medya ve Yalanlar isimli kitaplara katkı sundu. 2011 Musa Anter Gazetecilik ödülü sahibi. İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği bölümünden mezun oldu, eğitimine Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde devam etti.

    Kaynat : Bianet Haftasonu

  • Görevden alınan belediye eşbaşkanı gözaltına alındı

    Görevden alınan belediye eşbaşkanı gözaltına alındı

    BATMAN – Batman’da jandarmanın evlere düzenlediği baskınlarda aralarından görevden alınan İkiköprü Belde Belediyesi Eşbaşkanı Hatice Taş’ın da bulunduğu 7 kişi gözaltına alındı.

    Batman’da yürütülen bir soruşturma kapsamında bugün sabah saatlerinde kent merkezi ve bazı köylerdeki evlere jandarma tarafından eş zamanlı operasyon düzenlendi.  Operasyonda Beşiri ilçesine bağlı İkiköprü Belde Belediyesi Eşbaşkanı Hatice Taş’ın Batman’daki evine de baskın yapıldı. Yapılan operasyonda Taş ile birlikte şu ana kadar 7 kişinin gözaltına alındıkları öğrenildi.
    Gözaltına alınan İkiköprü Belde Belediyesi Eşbaşkanı Hatice Taş, Belediyesi Meclis üyesi Tahsin Yıldırım, belediye çalışanları Hüseyin Taş, Cemal Doğan, Ekrem Evruz,  ve Bayram Özalp ile ismi öğrenilemeyen bir kişinin Batman Jandarma Komutanlığı’na götürüldükleri öğrenildi.
    KARABULUT EVİNE DE BASKIN
    Operasyon kapsamında İkiköprü Belediyesi Eşbaşkanı Osman Karabulut’un da evine baskın düzenlendiği, ancak evde bulunmadığı için gözaltına alınamadığı bilgisine ulaşıldı.
    25 KİŞİ HAKKINDA GÖZALTI KARARI
    Soruşturmanın gerekçesi konusunda henüz bilgi edinilemezken toplam 25 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldığı bilgisine ulaşıldı.
  • İngiliz polisi: Reading’deki bıçaklı saldırı ile ilgili terör değil cinayet soruşturması açıldı

    İngiliz polisi: Reading’deki bıçaklı saldırı ile ilgili terör değil cinayet soruşturması açıldı

    İngiltere’nin başkenti Londra yakınlarındaki bir semtte gerçekleşen ve 3 kişinin ölümüyle sonuçlanan bıçaklı saldırıyla ilgili, yerel medyada yer alan haberlerin aksine terör değil, cinayet soruşturması açıldığı bildirildi.

    Londra’ya yaklaşık 60 kilometre mesafedeki Reading semtinde yaşanan saldırıyla ilgili Thames Valley Polis Teşkilatından açıklama yapıldı.

    Saldırıda 3 kişinin öldüğü, 3 kişinin de yaralandığı belirtilen açıklamada, 25 yaşındaki bir kişinin olay yerinde gözaltına alındığı ve cinayetle suçlandığı ifade edildi.

    Suçla Mücadele Birimi Şefi Ian Hunter da olayla ilgili cinayet soruşturması başlatıldığını belirterek, “Saldırı, şu aşamada bir terör eylemi olarak görülmüyor.” dedi.

    Ancak polislerin saldırının sebebi konusunda ihtimalleri değerlendirdiğini ve terörle mücadele ekiplerinden destek aldığını ifade eden Hunter, olayın ırkçılık karşıtı gösteriyle de bir ilgisinin bulunmadığını, saldırının protesto bittikten yaklaşık 3 saat sonra meydana geldiğini kaydetti.

    Saldırı

    Cumartesi günü akşam saatlerinde Reading kasabasındaki bir parkta bıçaklı saldırı gerçekleştirilmişti.

    Sosyal medyada yayımlanan videoda polis ve sağlık görevlilerinin en az 3 kişiye müdahale ettiği ve yerde kan olduğu görülmüştü.

    Başbakan Boris Johnson, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, saldırı karşısında dehşete düştüğünü belirtmişti.

    Yerel haber ajansı Press Association ve Sky News kanalının güvenlik kaynaklarına dayandırdıkları haberlerde, saldırının terör eylemi olduğu iddia edilmişti.

  • Britanya DGB işgale karşı sokağa indi

    Britanya DGB işgale karşı sokağa indi

    Diren Dicle Erden

    Londra’da Demokratik Güç Birliği öncülüğünde bir araya gelen yüzlerce kişi Türk devletinin Kürtlere yönelik saldırılarını yürüyüş ve miting ile protesto etti.

     Britanya’da aralarında Alevi Fedarasyonu, DAY-MER, Gik-Der, Kürt Halk Meclisi, Koçgirililer Derneği gibi bir çok kurumu içinde bulunduran DGB’nin çağrısı ile yüzlerce kişi Edmonton Angel Corner’da bir araya geldi. Ellerinde Türk devletinin Kürtlere karşı saldırılarını konu alan pankart ve dövizler taşıyan kitle, sık sık, “Kahrolsun Faşizm”, “Katil AKP katil Erdoğan”, “Jin jiyan Azadi”, “Lovely Öcalan” sloganları atıldı. Burada ilk olarak söz alan Britanya Alevi Federasyonu Genel Başkanı İsrafil Erbil, Kürt halkına yönelik katliam ve bombardımanlara dikkat çekerek, “Şengal’da Roboski’de Maxmur’da Kürt halkının üzerine bombalar yağdırılıyor. Seçilmiş iradesine karşı kayyumlar atanıyor ve gasp ediliyor. Milletvekillerinin vekillikleri düşürülüyor ve seçilmiş iradeye darbe yapılıyor. Halkları ve muhalifleri ezen bir virüs var ve bu virüse karşı hep birlikte mücadele edeceğiz ve son Kürt özgürleşene kadar Kürt son Alevi özgürleşene kadar Alevi olacağız son Ezidi özgürleşene kadar Ezidi olacağız” dedi.

    ENTERNASYONAL MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM

    Erbil’in ardından DGB adına Gik-Der Eşbaşkanı Paula Lamont bir açıklama yaparak, Türk devlet faşizmine karşı enternasyonal mücadelenin önemine değindi. Kürt halkı ile dayanışmanın ve birlikte mücadelenin elzem olduğunu söyleyen Lamont, halklarının özgürlüğünün tek yolunun faşist rejime karşı devrimci bir mücadele yürütülmesi gerektiğinin belirtti. Lamont, Kürt ve Kürdistan halkları özgürleşene kadar mücadeleyi sürdüreceklerinin altını çizdi. Kürdistan  

    TOPYEKUN MÜCADELE ZAMANI

    Lamont’un ardından söz alan Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Ercan Akbal’da Kürt halkına yönelik her gün bombardıman, katliam, baskı, gözaltı ve işkencenin sürdüğünü belirterek, Kürt halkına karşı soykırım politikalarının uygulandığını ifade etti. Asuri, Keldani, Ermeni ve Rum halkını katliam ve soykırıma uğratan Türk devletinin bugün Kürt halkına yönelik soykırım uygulamak istediğine dikkat çeken Akbal, Kürt halkı ve dostlarının bu soykırım saldırılarına karşı topyekun mücadele sürecine girmesi gerektiğini söyledi.

    Yapılan konuşmaların ardından kitle kortej halinde Seven Sisters Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında eylemcilere yoğun ilgi gösterilirken, sık sık “Kahrolsun faşizm”, “Biji Serok Apo” sloganları atıldı. Eylem alkış ve zılgıtlar eşliğinde sona erdi.

  • Johnson’un aracını durduran Kurdi: Neden Türkiye’ye silah satıyorsunuz?

    Johnson’un aracını durduran Kurdi: Neden Türkiye’ye silah satıyorsunuz?

    İngiltere Başbakan’ın Boris Johnson’un aracının önüne atlayarak durduran Diyarî Kurdî, gözaltına alınıp bırakıldıktan sonra Johnson’a hitaben yazdığı mektupta, Kürtleri öldüren Türkiye’ye neden silah satmaya devam ettiklerini sordu.

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Mahmur ve Şengal’i yönelik hava saldırılarına karşı 17 Haziran’da İngiltere’nin başkenti Londra’da protesto gösterileri yapılmıştı. İngiltere Başbakan’ı Boris Johnson’un araç konvoyunun önünü kendini atan Federe Kürdistanlı Diyarî Kurdî (59), olayla ilgili Johnson’a bir mektup gönderdi.

    Eylem sonucu gözaltına alınan Kurdî, serbest bırakıldıktan sonra Johnson’a hitaben kaleme aldığı mektubunda, “Birkaç gün önce arabanızın önüne atladım, istemeden aniden durmasına ve başka bir aracın arkadan vurmasına sebep oldum. Hareketimin ciddiyetinin farkındayım ve herhangi bir yaralanmaya sebep olmadığımı umuyorum” dedi.  Olayın ardından geceyi nezarette geçirdiğini ifade eden Kurdî, 59 yaşında kronik sırt ağrısı olan bir kişi için nezarettin pek konforlu sayılmadığını ifade etti.

    ‘YALNIZCA SESİMİZİ DUYUN’
    Yaptığı eyleme dair Johnson’a bir özür ve açıklama borçlu olduğunu dile getiren Kurdî, bunun karşılığında cevabını beklediği bazı sorularının olduğunu belirterek, Johnson’dan cevap verme nezaketinde bulunmayı umut ettiğini söyledi. Kürdi, Jonhnson’a gönderdiği mektubunun devamında şunları ifade etti: “Bildiğinizden eminin, nüfusu dünyada 45 milyonu bulan Kürtler, tarihsel bir ihanetin kurbanı oldular ve bir devletleri olmasına izin verilmedi. Geçtiğimiz yüz yıl boyunca korkunç bir şekilde bastırıldılar ve şu anda da Türkiye hükümetinin elinde korkunç acılar çekiyorlar. Türkiye’de on binlerce Kürt cezaevlerinde. Buna seçilmiş belediye başkanları ve milletvekilleri de dahil. Kürt toplumu olarak bunu dünyaya duyurmak için elimizden gelen her şeyi yaptık. Mektuplar gönderdik, imza kampanyaları düzenledik, gazetecilerle irtibat sağladık. Yaptığımız hiçbir şey işe yaramadı. Sesimiz yine duyulmadı, sessiz, damgalı ve suçlu olarak kaldık. Geçtiğimiz gün de yalnızca sesimizi duyun istemiştim.

    SİZ, TÜRKİYE’NİN SINIRLARINI KORUMA HAKKI VAR DEDİNİZ
    Birkaç gün önce Türkiye, Güney Kürdistan’da 81 farklı bölgeyi bombaladı. Benim memleketimi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından izlenen bir mülteci kampını hedefledi. İŞİD zulmünden kurtulan Êzidîlerin hayatlarını yeniden inşa etmeye çalıştığı Êzidî kasabası Şengal’i hedef aldı. Suriye’de Kürtler, İŞİD’i yenmek için çok cesurca savaştı. Çok fedakarlıklar yaptı. Ama yine de Türkiye Mart 2018’de Kuzey Suriye’yi işgale gittiğinde siz, ‘Türkiye’nin sınırlarını koruma hakkı var’ dediniz. Oysaki Kürtler tarafından Türkiye’ye ve sınırlarına tek bir saldırı bile gerçekleştirilmemişti. Kürtler her zaman Kürt sorununa barışçıl bir çözüm istedi. Bu tavrınız bizi son derece üzdü ve sırtımızdan bıçaklanmış gibi hissettik. Sizin sokaklarınız daha güvenli olsun diye ve kendi varlıklarını koruyabilmek için, İŞİD ile savaşan 11 binden fazla Kürt genci hayatını kaybetti. Bunların arasında kendileriyle gurur duyduğumuz 8 cesur İngiliz genci de vardı. Geçen sene ekim ayında, Kuzey Suriye’de Resulayn kasabası yakınlarında bir barış konvoyuna yapılan şüpheli bir drone saldırısında 14 sivil ve 3 gazeteci hayatını kaybetti. Hava saldırıları Türkiye’nin savaş suçları işlediğine dair iddialar açısından son derece önemliydi ve çoğunluğu Kürt 300 binden fazla insanın yerinden edilmesine sebep oldu.

    İNGİLTERE’NİN SUÇ ORTAKLIĞI
    Arabanın önüne atladığım gün Kürdistan Dayanışma İnisiyatifi, İşçi Partisi (Labour) Milletvekili Kate Osamor tarafından sorulan bir Parlamento sorusuna cevap aldı ve hükümetiniz Brigton’daki EDO MBM Teknoloji LTD Şirketi’nin Türkiye’nin askeri kullanımı amacıyla parça ihraç ettiğini kabul etti. Biliyoruz ki Türkiye’ye silah satmaya devam ediyorsunuz. Bu nedenle, Birleşik Krallık Hükümeti Başbakanı olarak sizin, halkım olan Kürtlerin soykırım girişiminde suç ortağı olduğunuz sonucuna vardım. İngiltere’nin suç ortaklığıyla masum insanlar katlediliyor. Siz ve halkınız geceleri çocuğunuzu kuş sesleri eşliğinde yatağına yatırırken, bizim çocuklarımız bomba sesleri eşliğinde bir dahaki saldırıda ölecek olanın kendileri olup olmadığını düşünerek uykuya dalıyor. Siz ve halkınız güvenli evlerinizde konfor içinde yaşarken, bizim halkımız mülteci kamplarında, Türkiye’nin saldırıları altında, siyasi bir arafta, bir çocuklarını daha kaybedecekler mi diye düşünerek yaşıyorlar.

    BU YAPTIĞINIZ ONURSUZLUKTUR
    Kürtler tüm dünya için, dünyanın en tehlikeli teröristleriyle İŞİD ile savaştı ve onları yendiler. Dünya için çok önemli bir şey yaptılar. Şimdi yorgunuz. Konvoyunuzun önüne atlayan bedenim kadar yorgunuz. Kürtler, Türklerden daha iyi bir mali gelir elde edeceğiniz zamana kadar ihtiyaç halinde kullanılmaktan bıkmış durumdalar. Bu yaptığınız onursuzluktur. Bize bu yaptığınızı yaparak nasıl bir parça da olsa onurunuz olduğunu düşünebilirsiniz? Türkiye’nin saldırıları sonucu evlerinden olan 50 bin Kürt’e ev sahipliği yapan bir ülkenin başbakanısınız. Ben yalnızca sizin arabanızın önüne atlayan bir adam değilim. Ben bir Kürt’üm. Bir koca ve bir babayım. Aynı sizin gibi. Ve sizden artık bize sırt çevirmemenizi istiyorum.

    KÜRTLER KİMLİĞİNDEN VAZGEÇMEYİ REDDETTİ
    Kürtlere karşı köklü bir ırksal önyargı var, çünkü Kürt’ler zorla asimile edilme politikalarını reddetti. Kürt kimliğinden ve dilinden vazgeçmeyi reddetti. Dilimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi bırakmadığımız için Türk devleti kimliğimizi kriminalize etti ve bizi terörist olarak yaftaladı. Kürtler gururlu insanlardır ve devleti olsun ya da olmasın herhangi bir ulusun kimliğinden, kültüründen ve dilinden vazgeçmesini beklemek onları basite indirgemek demektir. Türk devleti, Türkiye’deki Kürt halkına sınırlı haklar verdiklerini iddia etse de, aslında bu haklar için savaşan taraf PKK oldu. Belçika’nın en yüksek mahkemesi, PKK’nin terör örgütü olması ile ilgili tüm yasal iddiaları dinledikten sonra Türkiye’nin davasını çöpe attı ve argümanlarını da ucuz propaganda olarak nitelendirdi. Mahkeme PKK’yi yasaklanmış kuruluşlar listesinden çıkarmaya karar verdi. Sizden de aynı şeyi bekliyoruz. Sayın Başbakan. Size eylemimin gerekçelerini açıkladım. Şimdi lütfen siz hükümetinizin politikalarını açıklama nezaketini gösterin.

    ‘EYLEM İÇİN HAKLI GEREKÇELERİM VARDI’
    Kurdî, mektubunun sonunda yanıt beklediği sorularını ve taleplerini ise şöyle sıraladı:

    “*Kürtlere karşı kullanıldıklarını bilmelerine rağmen neden Türkiye’ye silah satmaya devam ediyorsunuz?
    *Hükümetin neden sadece haklarını talep ettiği için İngiltere’deki Kürt halkını kriminalize ediyor?
    *Türkiye’nin Kürt halkına karşı işlemeye devam ettiği suçları lütfen görmezden gelmeyin.
    *Lütfen mevkiinizi Türkiye’yi dizginlemek ve Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulmak için kullanın.
    *Lütfen geçmiş Başbakan John Major’un yolundan gidin ve Kürtler için Kuzey Suriye’de güvenli bir gelecek yaratılmasına katkıda bulunun.
    *Kürtlerin İŞİD’i yenerek tüm dünyaya yardım ettiğini hatırlayın ve bu saldırıların devam etmesine izin vermeyin.

    Tarihi bir sorumluluğunuz olduğuna inanıyorum. Türkiye yalnızca Kürtler için değil AB, NATO ve tüm dünya için büyüyen bir tehdittir. Geçen gün gerçekleşen talihsiz kaza için tekrar özür dilerim. Umarım yaralanmamışsınızdır ama siz de takdir edersiniz ki bu eylemim için çok haklı gerekçelerim vardı. Yanıtınızı bekliyorum.

    Saygılarımla.”

  • Koronavirüs: İngiltere ‘vaka sayısında istikrarlı düşüş’ olduğu için uyarı seviyesini 3’e düşürdü

    Koronavirüs: İngiltere ‘vaka sayısında istikrarlı düşüş’ olduğu için uyarı seviyesini 3’e düşürdü

    İngiltere’de hükümet koronavirüs uyarı seviyesini 4’ten 3’e düşürdü.

    Üçüncü aşamada virüsün “genel dolaşımda olduğu” varsayılıyor ve kısıtlamaların “kademeli olarak gevşetilmesi” öngörülüyor.

    Bir önceki aşamada virüsün bulaşma riski “yüksek” görülüyor ve bulaşmanın katlanarak arttığı düşünülüyordu.

    Virüsün bulaşma katsayısı olan R değerinin ise 0,7 ile 0,9 arasında seyrettiği açıklanırken Sağlık Bakanı Matt Hancock, uyarı seviyesindeki düşüşün “ülke açısından büyük bir an” olduğunu ve hükümetin planlarının işe yaradığını gösterdiğini ifade etti.

    Virüsün oluşturduğu tehdit seviyesinin düşürülmesi kararı, Biyogüvenlik Merkezi ve Birleşik Krallığı oluşturan İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda baş sağlık danışmanlarının tavsiyesi üzerine alındı.

    Danışmanların yaptığı ortak açıklamada, “vaka sayısında istikrarlı bir düşüş olduğu” belirtildi. Ancak bunun “salgının sona erdiği anlamına gelmediği” ve vaka sayılarında “bölgesel artışların görülebileceği” uyarısı yapıldı.

    5 kademeli uyarı sistemi

    Koronavirüs uyarı sisteminde toplam beş kademe bulunuyor.

    Risk açısından 5 en yüksek dereceyi, 1 ise Covid-19 hastalığının artık ülkede kalmadığını gösteriyor.

    Riskin hangi seviyede olduğunun belirlenmesinde iki etken rol oynuyor:

    • Koronavirüsün ne kadar hızlı yayıldığını gösteren Covid-19 bulaşma katsayısı (R)
    • Belirli bir andaki toplam teyitli vaka sayısı

    İngiltere’de koronavirüs vaka sayısı 300 bini, can kaybı ise 42 bini aşmış bulunuyor.